Monday, February 10, 2014

Deuss Ex Machina # 485 - a vida é uma transformação inexorável

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_485_--_a vida é uma transformação inexorável

03 Şubat 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
01. Bohren & Der Club Of Gore -  Bei Rosarotem Licht (PIAS Recordings)
02. Bohren & Der Club Of Gore - Im Rausch (PIAS Recordings)
03. Benoit Pioulard - Gospel (James Murray Remix) (Lost Tribe Sound)
04. Benoit Pioulard - Florid (Loscil Remix) (Lost Tribe Sound)
05. Flica - Lucid Dreams (mü-nest)
06. Flica - Wasteland (mü-nest)
07. Tigerskin - Burning Down Paris (Dirt Crew Recordings)
08. Tigerskin & Ulrich Schnauss - Love Went Without Saying (Dirt Crew Recordings)
09. Leif - Fortune (Fear Of Flying)
10. Leif - Age Of Aquarius (Fear Of Flying)

a vida é uma transformação inexorável
(485)
metamorfoz*
Dümdüz, düpedüz, aralıksız, kesintisiz ve es’siz, handiyse soluk alma temposuna yakın boşluksuz, istif istif öbek öbek yinelenip durulan, her duruma çare diyerek atfedilen, gösterilen demokrasi mefhumunun yahut da meselinin durumunu sabitleyen, sıkışıklığımızı imleyen bir deneyimdir yaşadığımız. Her karede bunca yıllık birikim, deneyim, tecrübe denilerek sahiplenilen, izinden her ne olursa olsun nasıl şartlar oluşursa oluşsun uzaklaşılmayacağı rivayet olunan, bildirilmeye çabalanılan ‘demokrasi’nin nasıl ve hangi koşullar gözetilerek içeriği boş bir tanıma dönüştürüldüğü uluorta sergilenmektedir. Yinelenen, dünde kaldığı her daim zikredilmiş olanların nasıl teker teker değil de hepsinin alayının cerahatleriyle birlikte bugünleri zapturapt altına alma gayreti için kullanıldığı okunabilir. Janjanlı, kocaman harfler ile yazılı bir bağrış çağrış iki nutuk makamından söylevlerde kullanılagelen, sokak dilindeki karşılığı atıldı mı mangalda kül bırakılmayan, neticeye geldiğimizde ise basbayağı sıfıra sıfır elde var sıfırı belirginleştiren bir tablo yinelenip durmaktadır. Demokrasi nerededir bahsi açılmamaktadır kısaca. Kani olunup kanaat bildirilen, her an yinelenen sözlerin işlevsizliği ve sadece günü kurtarmak için can simidi vazifesi anlamlandırılabilir.

Yaşıyoruz, mamafih, duygulanımın, gereksinim duyulanın çoktan bir çöldeki serap haline dönüştürüldüğünü bilerek, görerek ve tecrübe ederek. Kelamın, sual edilenlerin asıl dert ve tasanın ‘modern’ zamanlarımızın alın yazısı olarak değerlendirilmesine, bizatihi o alana hapsedilmesine tanık eylenerek, ara verilmeksizin biteviye prangalara hapsedilerek yaşıyoruz. İşitiyoruz hep birinci elden tahakkümün, hiddetin, nefretin nasıl olurunun yollarının arandığının izleri üzerinde bir dolu söylevle beraber. Kesik kesintili her şeyi ve her anı bir azap çukurunda yapayalnız bırakıldığımızın hep orada olduğumuzun idrakiyle yan yana yaşıyoruz. “Emredersiniz efendim”lerin, “Mesaj alınmıştır beyefendi”lerin, “Gerekli müdahaleyi yapacağım” sözlü taahhütleri vd. havalarda uçuştuğu inşallah, maşallahlar ile kıblesi şaşmaz; sansürün bayağılaştırıldığı, sıradan bildirildiği bir hayatı ikame ediyoruz. Özgürlükler her gün, her fırsatta biraz daha kısıtlandırılırken olan bitenin, devletlunun asri gerçekliğine has hakiki olan çirkin yüzüne dokundurmamak, kural kaidelerine el sürdürmemek, itirazları daha en başından saf dışı bırakmak, aşılacağı söylenen tabuları sabitlemek olduğunu bilmiyoruz kaçıncı kezdir teyit ediyoruz, yaşıyoruz (!).  ”Zulüm ile abad olunmaz” denilirken zulmederek gasp ederek yok sayıp imha ederek, hakların handiyse tamamının üzerini çizerek, sıfırlayarak ilerleyen güncellik her ne halde olduğumuzun da aynalayıcısı olacaktır. Memleketin çivisi çoktan çıkmıştır oysa. Sağlama alındığı zannedilen, usta elinde! Kontrol edilen birleşim yerlerinden bugün artık çatırdamaktadır bu ülke. Her çivi bir metafor değil hakikat olarak bağlantı noktasından çıkmaktadır. Kökünden sökülmekte ve resmi tahayyülü bayağı lafı dolaştırmaksızın göstere gelmektedir. Paramparça. Her şeyi layığıyla idrak edip, bizim yerimize tedbir alıp hepimizin yerine karar verecek yetkinliğe haiz olan yöneticilerimiz vardır oysa.

İşte bu “tek adamın” demokrasisinde söylem ve pratiğin, yanlışların düzeltilmesi adına değil tam tersine yıkımın ele alınması yönünde ilerletilmesi bundandır. Biçimsizleştirilip, nasıl olsa unutulacaktır tüm bunlar elbette denilerek yıkım enikonu bu ülkede kalıcılaştırılmaktadır. Paramparça eylenen ülkenin sınırları, görünür hali değil biz özenle kaçırılan detaylarında, gösterilmeyen yüzeylerinde eylenlerdir. “Alo Fatih!” şebekliği sadece bir uzamdır! “Alo Fatih!” rezilliği sadece bir tanesidir, binlercesi arasından birer ihtimal erk savaşında olanlarca duyurulması istenenlerden sadece biridir. Hedef tahtasının yapısı, oraya konulan suretlerin bunca fazlalığı, çeşitliliği her dakika çoğaltılırken / başkalaştırılırken, hiçbir şey yokmuş türküsünün zikredilmesi bu körlüğü kalıcılığı sabitleyebilmek içindir. Değinilerin asla oralara, tape’lere getirilmemesi bundandır. Bir biçimde kotarılan yinelenen türkü bu düzeni korumak adına güncellenmektedir. Gözden alelacele kaçırılan şeyler biteviye bu hayat akışındaki ayrışmazlarımız olarak belleğe kazınmaktadır. Her yer demokrasi, her şey sandığa kilitli her yer demokrasi, her şey iki dudağın arasından döküleceklere göre kararlaştırılıp uygulamaya geçilecek kadar azap verici sonuçlarla düzenlenmektedir. Sandık hesap sorabilmenin, yegâne merkezi olarak ilan edilmektedir Başbakanın dilinde, kurmaylarının nezdinde, yazılısından görseline tüm matbuatında kendi sınırlarında. Demokrasi mefhumu boşaltılmaya devam edilirken usul usul bu ülkede, her şeyin çözümü reye bırakılmakta ve o alana sınırlandırılmaktadır. Kuşkunun sonlandırılmadığı üç kâğıdın hiç bitmediği bir tezgâha, katakulliye zemin olabilecek bir makama teslim edilmektedir. Düzeneğin tamamı a’sından z’sine  dün neydiyse bugün de onu yinelemekten kaçınmayan, kişisizleştikçe her şeyin üzerinde kendini konumlandıranların tahayyüllerinde paçavraya benzeyendir işte. Düzenin adıysa çoktandır ‘yamalı’.

Düzen, boşa doluya söz yetiştirmekten ötesinde müdahale ederek, savaşa gidermiş gibi kimyevi muhteviyatı belirsiz gazlarla saldırarak illa ki sokakları da sansürleyerek gerçekleştirmekten çekinmeyenlerin sahasıdır. Düzen, sesin ve soluğun önünü alabilmek için gerektiğinde kameralar önünde plastik mermilerden beylik tabancalarına varasıya kadar tetikçilerin, katillerin gösterilerine müsaade eden ama anayasal hakkını kullananlara hep uzak hep kapalı olandır. Unutacağımızı, gözümüzden kaçırıldığında aklımızdan da silinecekmiş gibi sanılan vaka / olay örgüsünde hınçlarını insanların üzerinde tahakküm eyleyebilmek için neden belleyenlerindir düzen. Adaletin adının sanının anılmadığı şu bir kaç cümledeki gibi muktedirin doğrusunun dikte edildiği, yargısının ise linçe dönüştüğü bir meseledir bu düzen. Öyle bir düzendir ki, Ethem Sarısülük’ün katili olan peruklu olarak mahkemeye zuhur edebilmiş Ahmet Şahbaz’ın Emniyet Müdürlüğü içerisindeki soruşturmadan sonra meslekten men edilmesinin değil de yirmi dört aylık kıdem durdurma cezası ile geçiştirilmesi gayretine meskendir. Ethem Sarısülük’ün dava dosyası ise bu gümbürtüde ortadan yok edilmek, sumen altı edilmek istenmektedir. Ta ki halkın baskısı neticesinde sonuç alıncaya kadar, duruşma celsesinde uyuyan hâkim heyetine gerisin geriye yollanır dava, artık ortak olan davamız. İki aydır süren sumen altı etme çabasının da önü nihayetinde alınabilecektir, ite çeke hakkı talep ede ede. Böyledir bu ülke ve onun düzeni katillerin onore edildiği, taltif, takdir vb. ile makbul insanlara dönüştürüldükleri bir yerdir geri kalan kısmında. Pazartesi günü Kayseri’de gerçekleştirilen duruşma nam “trajik” sahnelemede Ali İsmail Korkmaz’ın katillerini özgüvenle konuşturabilecek güveni buldurandır düzen. Sırtları pışpışlananlar on dokuz yaşındaki bir çocuğun hayatına kast etmişlerdir ama verecek tek bir hesapları yoktur!, hatırladıkları hiç bir şey yoktur! Bir hatırlamama hali, yinelenip durulan çelişkili betimlemeler, ezberden okunan kinli cümleler ve ölümü bile normalleştirme çabası olarak ayağımla dürttüm, ayağımla hafifçe vurdum! gibi katletmenin yeni sözcüklerini arz ettiren, yeni sözcülerinin takdim olunduğu, bir tavrın teyit olunduğu bir sahadır bu düzen. Bu davayı müteakiben; Gezi Direnişi’nde ilk kaybımız olan Mehmet Ayvalıtaş’ın duruşmasında bu yeni düzen kendini ortalara serecektir. İsminde adalet olan koca bir beton yığıntısının eksi dördüncü katındaki ufak bir salonda yapılan zanlıların lütfedip de katılmadıkları dava heyetininse hiçbir kurala riayet etmeden sadece kendi bildiklerini okudukları bir oyunun sergilendiği bir uzamıdır işte bu düzen. Dahası da vardır savcılık tarafından mahkemeye gönderilen evrakların kaybedildiğinin ortaya çıktığı ama kıyametin kopmadığı bir ülkedir burası. Dava için bu davanın temel delilleri arasında yer alan bir ekspertiz raporu, biyolojik ve kimyasal inceleme raporu, bir dvd, 4 sayfa cd incelemesi ve bir kimlik fotokopisinin 2 ocak’ta polise teslim edildiği halde sadece tanık ifadelerinin dosyaya girdiği, diğerlerinin bulunamadığı ajanslardan düşen metinlerde bir ibaredir sadece. Altı üstü bir ibare, dava varmış yokmuş adalet meseleymiş her şey düzenin bekası ve ona uzanan elleri kırmak içindir (!) Adalet lime lime edilirken bildiğiniz tabirle paramparça hakkın hukukun herkese olduğu yinelenebilmesinin mübalağasız kepazeliğidir düzen düzen diye tutturulan. Dört koldan sarıp sarmalandığımız her yerde her an zehirlendiğimizdir.

Aslında eşi menendi olmayan çoğunlukla bilindik sanılıp aşinayız diye bellenip, zulmün karakterinin hep dönüştürülüp durulduğu bir şekli şemalı meydana çıkmaktadır. Ortaya konan, düpedüz görülen biatle hakaretin eşikleri yıkmasıdır. Dönüşüyoruz vahametin derinliklerine asla vakıf olamadan çürüyerek. Biçimsizleştirmelerin algıya, akla ve fikre bu kadar hadsiz ve aralıksız müdahalesine kayıtsız kalacaksınız mecburiyetiyle, tenkitleriyle sınanarak. Her sınanışın arkası yıkımın bir başka boyutunu bu uzam içerisinden bir kesidi oluşturuyor. Nereye kadar sorusu buralarda artık geçersiz bir işlem yürüttünüz ile karşılığını buluyor. Sorguları daha başlamadan nihayetlendirilebilmektir tüm gaile. Sistemin bileşenleri, muktedirleştikçe düzen dedikleri de her şeyle, her anda meramı katleden oluyor. Yaralar belirginken aklı fikrin lobilerle, mahrem bölgelerle illa ki seksle izah edilmesinin “Çok çok affedersiniz, kusura bakmayın ‘edepsiz görüntülere dokunma’ diyerek, edepsizce sokağa çıkıyor.” tepki ve karşılıklarına maruz kaldığımızdır düzen. Fatih’in kaydetmeye, not almaya devam ettiği herkesi geçtik artık porno lobisinin de faal olduğunu öğrendiğimiz günlerin mabedidir bu düzen! Bu avaz avaz(!) dökülen betimlemeler, bağrış çağrış direktifler ile “yedirmeyiz” seslerinin sofrasında demokrasi yerle yeksan edilmekte, katledilmektedir. Sistemin daimiliği için hemen her şeyin mubah sayıldığı sözüm ona savaşımda zarar hep halkın düşünselliği hanesine, hep halkın adalet tahayyülüne karşıdır. Kutuplaştırıp, kamplara bölüştürdükleri yetmemişken, yaftamalardaki çeşitlilik arsızlık boyutunu çoktan geçip ‘ahlaki’ yıkıntıya hiçbir ilave olmaksızın dönüşmüşken, yol olan kesiştirilmişken her şey ranta yağmaya kurban, karşıt duruştaki herkes bozuk para gibi harcanırken, sınır dışı edilirken, bunlara özellikle çabalanılırken muktedirin pek buraları görmediği / Gezi’den bu yana mesajı almadığı bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Sesimiz duvara karşı sözümüz günübirlik çıkarsamaların beşinci demokratikleşme paketiyle lütfedileceklerden mülhem ‘taviz’ diye anılanlardan daha fazlası içindir. Anlaşılamamıştır. Kayıtsızlığı bilinçli olarak had bildirmek için kullanan erkana karşı cephemiz sözdür. “Bunlar, bunlar” diye süre giden tekerleme gibi görünüp ‘zehir’ döküp durulan laf ebeliklerinin karşısında çıkışımızı bulabilmek için bir ihtimalden fazlasıdır söz. Ütopyaların fecaat örneği olanlarının artık gerçekçil kılındığı bir yerde düşünebilmektir mesel. Behemehal devreye konulan sandık sandık diye tutturulup gidilenin hemen hiçbir şeyin çözümüne zemin olmayacağı artık aleniyettedir bilinesidir. Gerçeklik otuz iki kısım tekmili birden o başbakanın ifradındadır. Bir neşriyata dönüştürülen müesses nizam bekçiliğinin otoriterliği cellâtlığı normalleştirilebilir bir mesele dönüştürülmesine yol vermek olduğu artık hakikattir. Akıl berhava edilirken zihin felç edilirken duygu bilinmeyendir asri zamanımızda. Bildiğini eylemekten kaçınmayan erk-muktedir dönüşümümüzü tamamlayabilmek için hiçbir konumu kaçırmamaktadır. “Uludere’yi ne televizyondan ne gazeteden gördük başbakan da teşekkür etti.” diyebilecek insanları barındıran bir düzendir çünkü bu ülke. Başbakan’a yaranabilmek, yaranmamak meselesi değil, otuz dört canın katledildiği ülkenin yüzdelere gerek var mı tamamına yakının canının yandığı kıyamı yer vermedikle takdir edildikle, gurur duymuş gibi seslendiren insanların ülkesinde dönüşüm artık yavaş yavaş değil paldır küldür tamamlanmaktadır. Hükmedene biatin zıvanadan çıkmışlığı el etek öpmelerin fakirlerin canlarının alınmasının kıymeti harbiyesinin bulunmaması ve bütün bunlara rağmen suskunluk yıkımın, başka şeylere dönüştürüldüğümüzün aynalayıcısıdır. Her gediğin, aslında yaranın göstere geldiği özetlediği bizatihi budur. Yıkım ambalajlanmakta, güzel ölümler, had bilmeyenlere “edep ve ahlak” gümbürtüde yeniden satılmaktadır. İnsanlık bahsi bomboş bir vitrin öğesine dönüştürülmektedir. Muktedir yancısı bir kalemi satılığın (!) yaza durduğu gibi poşette muharrem yoktur her şey devleti yıpratmak içindir vurgusundaki kadar trajiktir. Her şey bu devlet dediğinizi tahrif etmek ve yıpratmak için değildir efendiler. Bir dolu isyan sözcüğü ve bir dolu sesleniş hayatımızdan çaldıklarınızı geri almak içindir oysa. Hiç teklemeksizin “Ermenileri boşuna kesmemişizdir” diyebilen yazarımız kadar hazindir anlamsız bakışlar ve yıpratma benzetmeleri.

Manşetlere çekilen hedeflerin, had bildirilecek olarak değerlendirmelerin çokluğu pekliğidir soluksuz yaşamı idame ettirmemize neden teşkil eden bu ülkede. Hakkaniyet, uzam, gerçeklik ‘demokrasinin’ plastikleştirilip içinin boşaltıldığı dışarıya her şey yolunda denilirken, için, içerinin karmaşasını gösteriyor farkında mısınız? Çürüme kesif bir kokudan daha fazlasına dönüşüyor. Tahrip edilen, aslında insanlık oluyor yine yeni yeniden. Doğru sandığımız bir yerde nice yanlışla, onları kanıksayarak yaşamaya mahkûm ediliyoruz. Mahkûmiyetimiz tescilleniyor her yerde hep aynı bağnazlıklarla. İsyan her yerden yükselmesi gerekirken laf ağzımıza tıkılıyor, tıkılan can kırıklarımız için sarf ettiğimiz sözcüklerimiz oluyor. Susmamız emrediliyor. Roboski’den, Gezi’ye, Gazi’den Lice’ye her yerdeki bunca zulüm, bunca vahamet bu allahsızlıklar izana muhtaçken, adaletin gaspını, gözlerimizin içine baka baka muktedirlik oyunlarındaki beyefendilerin düzgün soru sorun yoksa fişinizi çekerim ha diyebilmesinin kıyısında ses çıkartmalı avazı çoğaltmalı her yerde. Ambalajı dökülen ileri demokrasinin geçmişin zulmedenlerinden hiç aşağı, altta kalır olmadığı yinelenmeli, ifşa edilmeli yaşayabileceksek. Hesap vermek masalmış gibi dilden dile nesilden nesile anlatılan, her şeyin olunabildiği ama asla ve asla rezil olunmayan bir ülkede sorgulanması elzem olandır. Her yerden yinelenen, yinelenecek olan o çağrıya rağmen hesap verilmeyecekse batsın bu ülke! Bunca kepazelikten! Bunca hadsizlikten! Bunca edepsizlikten! Batsın ve yok olsun.  Hiç değilse batacağımız o yerde onurumuzla çürüyeceğimiz bir avuç toprağımız olacaktır!

*Metamorfoz: A: Fiziksel formda, alt veya üstyapıda, doğa ötesi, anlaşılamayan veya beklenilmeyen nedenlerle oluşan dönüşüm. Başkalaşma B: Karakter, görünüm veya ortamda çarpıcı gelişme.

>>>>>Bildirgeç

Birbirine her fırsatta ahlâk dersi verenlerin, kendi içinden geldiği topluluğun raconunu dayatanların, yiğitlik ve kahramanlık söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmayanların kol gezdiği bir memlekette henüz daha 19 yaşında gülümsemesinin hepimize umut ve gelecek bahşettiği gencecik bir hayat, polis-vatandaş işbirliği ile kahpece dövülerek öldürüldü. “Erkeksen gel” diyen, sopasını yanında taşıyan, silahı ile poz veren, “namusu” adına sevdiğini iddia ettiği kadınları katleden, çocuk yaşta kızlarla evlenen, kendinden görmediğini hain ilan edip linç etmek için erkek kardeşler birliği kuran acizlerin erkeklik ve mertlik kavrayışı bu kadar pespaye, bu kadar onursuzdur işte… Vatandaşından polisine, doktorundan mülki amirine kadar herkesin sorumluluğunun olduğu bu cinayetin davası “güvenlik” gerekçesi ile şehirler arasında adeta taksim edildi. Geçen hafta Kayseri’de başlayan davada anne Emel Korkmaz’ın feryadı, vahşetin ikiyüzlülüğünü madalya gibi boynunda taşıyanlara tokat gibi çarptı. Ali İsmail’in annesi “o pis ellerinizle dokunmayın çocuğuma, nasıl bakabiliyorsunuz çocuklarınızın yüzüne” derken bu topraklarda büyük patron olan utanmazlık ve riyakârlığın sancaklı abidesine vicdan taşları atıyordu adeta. Oğlunu kolektif bir cinayetle elinden alanların “iyi ağabey”, “örnek baba” olarak mahallesinde gerim gerim gerilerek dolaştığını, iltifatlara mazhar olduğunu biliyordu Emel anne… Bizim zihnimizde ise şu kuyruklu soru dolanıyordu; polis saldırılarının ayyuka çıktığı haziran direnişleri sırasında polise emri ben verdim diyen bir Başbakan’ın “efelenmesinden” ve gazetecisinden memuruna önüne gelen herkesi azarlamasından zevk alan bir kitlenin mevcut olduğu bir ülkede, daha kaç annenin isyanı inletecek gök kubbeyi?

Muktedirin zırhı mağduriyet
İkiyüzlülük ve omurgasızlık, bu coğrafyada salt bireysel bir kişilik defosu değil kolektif bir ruh hali. Düşündüğü gibi yaşamayan, yaşadığı gibi düşünmeyen, söylediğine inanmayan, inandığını söylemeyen ezici bir çoğunlukla beraber yaşamımızı sürdürüyoruz. Bu patolojik vaziyetin elbette hem politik hem de kültürel ve sosyo-psikolojik bir dizi nedeni sayılabilir. Ancak şunu belirtmekte fayda var; her ne kadar muktedir ile madun kimlikleri ve rolleri bağlama göre değişse de her bir olayda muktedirlerin ikiyüzlülüğü ile madunların öz koruma biçimi olarak var olduklarından kendilerini farklı göstermelerini aynı kefeye koymamak gerekir. Türkiye’de devletin bekasını, bireyin ve halkların üzerinde gören bir yönetim zihniyetinin ve mekaniğinin olduğu aşikâr. Kendi iç konsolidasyonunu sağlamak amacıyla tehdit algılamalarını abartan bir iktidar bloğu ve yönetme geleneği, inşa ettiği korku objelerine kendisi de iman eder ve neticede her baktığı yerde potansiyel düşmanlar görür. Hal böyle olunca “güçlü olan” ile müzakereyi, “zayıf” gördüğünü ise ezmeyi bir alışkanlık haline getirir. Yönetimin keyfiliği ve sınır tanımazlığıyla karşı karşıya kalan politik özneler ise genellikle düşündüklerini, yaşam biçimlerini muktedirin “makbul olanına” göre uydurmayı tercih etmek zorunda kalır. Hukukun bu denli muktedire tabi kılınması, muhalifi ya da farklı olanı koruyacak yasal ve toplumsal mekanizmaların yokluğu veya güce bağlı olarak by-pass edilebilmesi eninde sonunda bu neticeyi doğurur.  
Muktedirin ikiyüzlülüğünün ise madunun savunmacı özellikteki kendini saklama hali gibi hoş görülebilecek bir yanı yoktur. Muktediri burada (elbette başta onlar) sadece devlet iktidarını kullanalar olarak da nitelemiyorum. Her iktidar ilişkisinde gücü ya da mukayeseli üstünlüğü elinde bulunduranlar gibi çok daha genel bir çerçeve içinde muktediri değerlendiriyorum. Bu açıdan bakıldığında muktedir sıfatını taşıyan, mülki amir ya da bir komutan’dan çok daha fazla bir yığına tekabül edendir. Kimi zaman linç eylemindeki faillerden biri, kimi zaman ise devletin günahlarını savunan bir entelektüel. Burada en dikkat çekici olan müdahil olduğu eylemde muktedir olanın kendini sürekli biçimde mağduriyetlerle kuşatılmış gibi düşünmesidir. Mağduriyet, bu memlekette muktedirin zırhıdır. Yaptığının sonucuna katlanmama alışkanlığı, her daim mağdur olma psikolojisinden kaynaklanır. Eşini ya da sevgilisini öldüren erkek de, eylemciye saldıran polis de, dava dosyasına okumadan duruşmaya giren hâkim de, hastasına doğru düzgün bakmayan doktor da sıra hesap sorulmaya geldiğinde hep mağdurdur! Mağduriyeti icat edip ona bel bağlamak yüzleşmekten kaçmanın en emin yoludur çünkü…  Gerçekten zulme uğrayanlar ise belki hiç muktedir olmadıklarından mağduriyetlerini kalplerine, dost meclislerindeki yakarışlara gömerler.

Muktedirlerin ittifakı
Erkek kardeşler birliği olarak işleyen muktedirlerin düzeninde, erillik bir varoluştan çok zihniyete karşılık gelir. Osmanlı’nın son iki yüz yılında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yakın tarihinde geleneksel muktedirlerin üç temel kategorisi hep zikredilir. Bunları kalemiye (bürokrasi), seyfiye (askeriye) ve ilmiye (entelijansiya) olarak tanımlamak mümkün. Elbette her bir kategori kendi içinde monoblok/yekpare yapılar değiller. Hem kendi aralarında hem de birbirleriyle ciddi bir rekabet ve hegemonya mücadelesi içindeler. Tabi bir de bu üçlünün siyasal iktidar ile kimi zaman ittifak kimi zaman da çatışmaya dönen bir ilişkiler yumağı mevcut. Bugünlerde özellikle işin bürokrasi cephesinde AKP-Cemaat kavgası bağlamında yaşananlar bahsettiğim çatışmanın nasıl kaotik bir hale bürünebileceğinin de göstergesi. Tüm bu iç çekişme ve nüfuz mücadelesi içerisinde muktedirlerin ‘iktidar sahibi’ olmaktan kaynaklanan bir ittifak zihniyetinde buluştuğunu iddia etmemiz de mümkündür. Bu zihniyetin temel yapıtaşları yukarıda bahsettiğim mağduriyet zırhını kuşanan bir reaksiyonerlikten geçer. Öyle bir ortak bakıştır ki siyaseten hasım gördüğü ile sırf muktedir olmak paydasından buluşmanın verdiği ortaklıkla aynı tepkileri verir. Türkiye’nin entelijansiyası içinde olduğunu düşünen Ayşe Kulin’in 1915’e dair son söyledikleri tam da budur; iktidarın dilidir; vahşetin ikiyüzlülüğüne ortaklıktır. Hrant’ın katillerinin bulunmamasına üzüldüğünü söyleyen Kulin “Ermeni kıyımı yapıldığı zaman yoktum, annem bile doğmamıştı. Oradan kendimi sorumlu hissetmiyorum” diyor; “o bir tehcir olayıdır; savaşta yaşanmış bir olaydır; savaşta yaşananlara soykırım demek zor. Yahudilerinki gibi gidip durup dururken biz onları kesmeye başlamadık”. Bir de bu arada Ermenileri sevdiğini söylüyor eksik olmasın! Yazılacak çok şey var ama iki özellikle noktayı vurgulamak şart. Birincisi inkâr, yok saymak veya “kötü bir olaydır” diye hafife almak, başlı başına işlenen insanlık suçuna ortak olmaktır. İkincisi 1915 kırımına “durup dururken kesmedik” (ki “kesme” fiilinin seçimini bilhassa dikkatinize sunuyorum) diyerek rasyonel gerekçeler sunmak devlet tezidir. Entelektüele düşen dayatılan bu tezi sorunsallaştırmaktır, yeniden üretmek değil. Holokost’un II. Dünya Savaşı yıllarının en şedit günlerinde yaşandığını bilmemek ise cehaletten kaynaklanmıyorsa şayet daha da vahimdir.
Hepimizin içinde muhteris bir muktedir var ve o zaman zaman sakladığımız yerden aniden ve fütursuzca çıkıveriyor dışarıya. Siyaseten doğruculuk dediğimiz şeyin entelektüel konum bahşeden sihri bir anda kayboluveriyor. Cila dökülüyor ardından sıvası çatlak, demiri paslı, deniz kumu çekilmiş virane görünüyor. O anda imdada yetişen sahte mağduriyet ve çaresizlik gösterisi belki ruhumuzu ferahlatıyor ama gerçek mağdurların acısını katmerliyor. Bırakalım herkes sevmesin bizi, iktidarsız, koltuksuz kalalım ne olacak; yeter ki daha da kanatmayalım yaraları; kıyımla, cinayetle, işkenceyle dağlanan yürekleri bir de biz acıtmayalım.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Anlatabilmek hem meşakkatli hem de belagatin sınırlarını gösteren kırmızı çizgilere denk gelmeksizin, birilerinin hissiyatlarını atağa geçirmeksizin oldukça mahir olmayı gerektirmekte hala..Güven Gürkan Öztan'ın Birgün Pazar için kaleme aldığı Vahşetin İkiyüzlülüğü başlıklı makale değinmeye çalıştığımız meramın tam da dibinde okunmasını tavsiye edeceğimiz bir metni oluşturuyor. Yaşadığımız yere dair bir belge / bilinesi bir çıkarsamayı paylaşıyor. Takdirlerinize.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Annenin Çığlığı Adaletin Kendisidir... - Ali Murat İRAT - Birgün
Saraylarınız da Sizin Gibi! Kaplama… - Kemal BOZKURT - Jiyan
Yargıya İntikal Eden Mevzular - Veli KÜÇÜK - Kırmızı Haber
Sıfır Noktası - Yıldırım TÜRKER - Özgür Gündem
Anam Kordan Bir Ateş - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Çocuklar Uyurken Sessiz Olunur, Ölürken Değil! - Leyla ALP - Jiyan
Çığlık - Misak TUNÇBOYACI - Jiyan
Çocukluğumuzu ve Çocuklarımızı Öldürüyorlar... - Doğan DURGUN - Özgür Gündem
Muharrem'in Ölümüne Van Valisi'nden Açıklama  - Cumhuriyet
Merkez Medyanın Ölü Seviciliği - Murat SAYIN - Ege'nin Sesi
Acılı Aileden Akit Yöneticisine: Hiç Mi Vicdanınız Yok? - Samanyolu Haber
Ali İsmail'in Dövülmesi Hukuka Uygunmuş! - soL
'Ali İsmail Korkmaz'ı - İlker AKTÜTÜN - Evrensel
Ali İsmail’i Öldüren Polislerin Pişkinliği - Esra ÇİFTÇİ - XQW News
Kayseri’nin Vicdanı Türkiye’nin Vicdanıyla Buluştu - Evrensel
9 Soruda Mehmet Ayvalıtaş Davası - Ufuk ÇALIŞKAN - Diken
Mehmet’e Adalet Borcumuz Var - Eda YILDIRIM - Evrensel
İnsan Hakları Örgütlerinden Ortak Açıklama: Türkiye'de Yargı Konusunda İlkesel Yaklaşımlar - Af Örgütü
Ethem'in Katili Polise Ödül Gibi Ceza! - Turnusol
Aklın Uykusu - Pelin BATU - Milliyet
Berkin Elvan'a Mektup - Ümit Ilgın YİĞİT - Metrodasiesta
Türkiye’de Anne Olmak - Aytuğ AKDOĞAN - Mühim Hadiseler
Vatan Hainliği - Gündüz VASSAF - Radikal
Whose Turkey Is It? - Suzy HANSEN - NY Times
Democracy In Crisis: Corruption, Media, and Power In Turkey - Freedom House
BİRYER'de Yolsuzluk, Sandık ve Basın Özgürlüğü - Dr. N. Emrah AYDINPOLAT - Tepav Günlük
Türkiye Altı Çocuğun Ölümünden AİHM’de Mahkum - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Faili Meçhuller Unutulmasın - Fidan ÖZEN - funkhaus europa / WDR
Paketle Aktivistlere, Gazetecilere Cezaevi Yolu - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
İnatçı Gazeteciye Hapis Yolu Açılıyor... - Gazeteciler.com
F Tipi Cezaevi Disiplini, İsmail Saymaz'ı 'Terörist' İlan Etti - İsmail SAYMAZ - Radikal
"Biz Ermenileri Durup Dururken Kesmedik" - Hektor VARTANYAN - Radikal Blog
Gizli Özne Olarak Soykırım - Karin KARAKAŞLI - Agosma
Ayşe Kulin, Ermenilere Niye Soykırım Yaptınız? - Cevat SİNET - Akunq
Sevag'ın Annesinden Ayşe Kulin'e Sitem - Demokrat Haber
Vah Ayşe Kulin Vah... - Sevil TURAN - Naci SÖNMEZ - Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi
Gökçek ile Kulin’in Paylaştığı Zihniyet Dünyası - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Cumartesi Anneleri ve Gezi Eylemciler Bir Arada - ANF
Arınç 'Altaylı'yı Tanımam' Deyip İşin İçinden Çıktı! - Gazeteciler.com
Erdoğan’ın Efendi Uşakları - Onur ÖNCÜ - Jiyan
Dr. Sözeri: Medyayı Bizim Paramızla Alıp Satıyorlar, Hesap Vermiyorlar - Ekin KARACA - Bianet
Herkes Kuldur; Ama Bazıları Daha "Cool"dur! - Yasin DURAK - Birikim
Genetik Hırsızlık!.. - Tuncel FİKRET - Haber Ötesi
Clashes Over Turkey's New Internet Laws - BBC
Großdemonstration Gegen Erdogans Internet-Gesetze - Deutsche Welle
Polizei Sprengt Kundgebung Gegen Internetzensur - Frankfurter Allegmeine Zeitung
Avrupa Parlamentosu'ndan İnternet Yasası Değerlendirmesi - Yüksekova Haber
Turkey: Is A Dark Net Rising? - Dorian JONES - Eurasianet
İnterneti Torbalayan 27 Vekil - Serhat AYAN - Tknlj
Turkey Lawmakers Adopt 'Orwellian' Internet Curbs - Burak AKINCI - AFP / Yahoo News
Saying Goodbye To Internet In Turkey - Ahmet A. SABANCI - Medium
Turks Bid Farewell To The Internet In The Face Of Brutal Censorship/Surveillance Law - Cory DOCTOROW - Boing Boing
İnternet Yıkılıyor, AKP'li Vekiller Yer İsimlerini Tartışıyor - Serhat AYAN - Tknlj
Basına ve Kamuoyuna - 7 Şubat 2014 Basın Açıklaması - Taksim Dayanışma
Devletin ‘Özel Şiddet’ Harcaması: 701 Milyon TL - Çiğdem TOKER - Cumhuriyet
7 Şubat 2014 - Alman Basınından Özetler - Der. Hülya TOPÇU - Deutsche Welle Türkçe
Gezi Yanıtı: Elimde Görüntüleri Var, Almanya'daki Eylemleri Ne Yapacaksınız - T24
Yeni Siyaseti Yarı Yolda Bırakmayın - Sarphan UZUNOĞLU- Jiyan
Sarıgül'e de Taksim İzni Çıkmadı - Evrensel
Yerel Seçimler: Her Şey Değişecek (Mi?) - Ni Yan - Jiyan
Bekir Bozdağ’dan “İadeli” Fezleke Koleksiyonu - Sendika.org
Gündeş Talep Etti Mahkeme Yaptı: Eleştiri De Yasak - Cumhuriyet
Görüntüleri Öcalan’ı Güçlendirecek - İrfan AKTAN - Zete
Cemil Bayık ile Söyleşi -Tam Metin - Ruşen ÇAKIR - RÇ' Blog
Cemal: Dilim, Kültürüm İnkâr Edilse, Yakınlarım Öldürülse Ben De Çıkardım Dağa.. - Çınar OSKAY - Hürriyet Pazar
'Öcalan'ın Boğazımızdan Çekip Alamadığı Kılçık' - Hovsep HAYRENİ - Demokrat Haber
Ermeniler Öcalan'ın Mektubunu Değerlendirdi - Musa ATAÇ - Vivahiba
Krizler ve Çözümler - Yakup NUHOMO - Özgür Gündem
Türkiye'de Rum Olmak - Adam Nus SKEVANDİS - Devrimci Karadeniz
Ermenistanlı ve Türkiyeli Kadınlar Barış İçin Buluşacak - Bianet
Kozağaçlı, Antalya Barosu’nun Ödülünü Reddetti - soL
Duyan Yok! Öldüren Sessizlik! - Haberlink
Başbakan’ın “İbne” Davası 13 Mart’ta - KaosGL
Çocuk Gelin: İlk Gecemde Bayıldım, Eşim 'Gel Evcilik Oynayalım' Dedi - NuHaber
Secrets Of Transformation - Deutsche Welle
Today's Zaman's Mahir Zeynalov Leaves Turkey Under Deportation Threat - Today's Zaman
Yandaş Basın Erdoğan’ın Gemiciğini Terk Ederken… - Barkın KARSLI - Serbest Piyasa
Ali Kenanoğlu: Devlet ve AK Parti, Alevilerin CHP’li Olmasından Memnun - Emre ERTANİ - Agos
En Büyük Mülk İadesi - Rober KOPTAŞ - Agos / İstanbul Ermeni Vakıfları
Ermeni Cemaatine En Büyük Müjde - Hasan AY - Sabah.com.tr
'Bir Osmanlı Ailesinde Temsil, Kimlik, Hafıza' - Kaya GENÇ - BBC Türkçe
Kültür Bakanı Çelik: Antik Mozaikleri Kaldırtıyoruz, Duvarlara Bakarız! - T24
Fransız Geçidine Bak Narmanlı Yurdunu Anla - Cengiz ÖZDEMİR - Kültüristanbul
Taksim’de Topbaş’ın Gördüğü ve Gerçekte Olan - Yaşar ADANALI - Mutlu Kent
Taksim Meydanı'nın Yeni Görselleri Ortaya Çıktı - Derya GÜRSEL - Arkitera.com
Kuzey Ormanları Savunması 3. Havalimanı Raporu: Nereden Baksan Katliam, Yağma, Şaibe - KOS
O Müteahhitlere 100 Milyar Dolarlık İş... 3. Havaalanı Felaketi! - Gazeteciler Online
AKM’de Polis İşgali Devam Ediyor - Hazal OCAK - Cumhuriyet
Kaldırın Sınıfları, Yıkın Gitsin Hepsini - Vahap IŞIK - Jiyan
Kolektifler: Güçlü Bir Sol İnşa Etmeliyiz - Eren AKSOYOĞLU - Nüve
Büyüme Performansı: Nasıl Yalan Söylenir - Barış - Ters Açı
Büyüme Oranları Nasıl Hesaplanır? - Barış - Ters Açı
Foucault'da "İktidar"ı Yeniden Düşünmek - Ebru DEMİR - Birikim
Michel Foucault “Güzel Tehlike”: Konuşmanın İktidarı ve Yaşatmak İçin Yazmak - Emek EREZ - Edebiyat Haber
Romanlara Sığmazdı Ki Hayat... - Bülent USTA - Birgün
Gereği Düşünülmüş Hayatlarımız ya da Devlet Dersi - Misak TUNÇBOYACI - Everywhere Taksim
Çağrışım Havuzunda Yüzme Dersleri - Çağan DİKENELLİ - Mühim Hadiseler
Sapıklık - Erdoğan ÖZMEN - Birikim
[ Çık O Sıradan, Kendi Kendinin Esiri Olma, Kurtul. ] - Ahmet GÜNTAN - Du Bakalım
The Greatest Threat To World Peace - Noam CHOMSKY - In These Times
Şarlak ile Söyleşi: "Bir Hayatta Kalma Stratejisi Olarak Yolsuzluk" - Ayşe ÇAVDAR - Sabit Fikir
Sürrealizm Yılı 1924-2014 - E-Skop
Eril Medya Mahkemesi: Dylan Farrow – Woody Allen Davası - Kyra MENGEŞ - Jiyan

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Metamorphosis - Maurits Cornelis Escher..

>>>>>Poemé
Orada Bir Köy Yok Uzakta - A. Hicri İZGÖREN

Düşlerimi kanatıyor her gece
Dudaklarında donmuş gülümsemesi
O muhacir evde asılı duruyor hâlâ
Yitirilmiş bir arkadaş sureti

Anılar mı yakın bana acı mıdır en eski
Bir sağnak yıkasa yaralarımı belki
Yumuşayacak gecenin mimikleri ağrılarım dinecek
Ya da korunak olacak karanlığın kendisi

Hava su ve toprak kirlendi artık
Tuz ve ekmeğe karışıyor yüksek gerilim
Yeryüzünün bütün koordinatları
Barınacak bir yer arıyor
Haritadan silindi yüreğimin meskûn yerleri
Her gün kütüklerden aşklar düşüyor hayat
Artık  "ölü sayısı..." belirliyor gündemi

Kaynakça

No comments: