Monday, February 17, 2014

Deuss Ex Machina # 486 - feror cura ignis

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_486_--_feror cura ignis

10 Şubat 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Tonbruket - Little Bruk (The ACT Company)
2. Tonbruket - Nubium Swimtrip (The ACT Company)
3. John Zorn - 1001 Nights In Marrakech (Tzadik)
4. John Zorn - The Third Mind (Tzadik)
5. Tim Berne's Snakeoil - Static (ECM Records)
6. Tim Berne's Snakeoil - Son Of Not So Sure (ECM Records)
7. Mikrokolektyw - Sonar Toy (Delmark Records)
8. Mikrokolektyw - Crazy Idea Of Jakub S. (Delmark Records)
9. Mulatu Astatke - Azmari (Jazz Village)
10. Mulatu Astatke - Hager Fiker (Jazz Village)

feror cura ignis
(486)
Sağlam İrade..

Hemen her şeyin karmakarışık kılındığı, ipin ucunun çoktandır kaybedildiğini örnekleyen bu uzamda, tanıklığımız bütün bu yıkımları, dönüştürme çabalarını, yok edişleri, keşmekeşleri, had ve hudut bildirimlerini, kıyımları vb. fark ettiğimizde kör düğüm olmuş yumak gibi görünenin aslında hepimizin bedeni olduğu, bedenlerimizden mürekkep bir tasarım olduğu meydana çıkacaktır. Sözcüklerin es geçildiği, eleştirelliğin ise yedirilip yutulduğu, çoğunlukla duyulmadığı bu yerde kördüğüm edilmiş yumağın ipi bizleriz. Hepimizden mamul bir kolektif yapı hayatlarımızı şekillendirmektedir. Sandıktan sandığa hatırlanan bedenlerin verdiği kararların doğrultusunda oluşan tablonun çoğunlukla gerçeği yansıtmadığı aleniyken, gücü eline geçirenin, sıradanı, hizada tutulması şart, düzenden öcü gibi korkması zaruri belleyişinin sınırlarında bedenlerimiz her an işlenmeye çalışılır. Karar mercililiğini oluşturan yönetenin aldığı her karar; ‘Bütün bunlar iyiliğiniz için, sizin için’ reklâmlarıyla paylaşılırken, janjanlı tanıtımların gerisi, hepimizin paylaşmakta olduğu yıkımlardır. Akıl ve fikir, doğruların bu zamanda bir taneden -yegâne tekten ibaret- olmadığını gösterirken, bildiğini okuyan için başka ihtimallerin bırakılmayacağı bir ülke inşa olunur. Dönüp dolaşılıp kör kuyulara terk edilişimiz ip dediğimizin yapısının da nasıl bir dönüşüm üzerinden şekillendirildiğini ortaya çıkartacaktır. Kör kuyuların ötesi berisi yoktur o safhada. Bütün safrası dökülen devlet bakışının kördüğüm edilmiş hayatları artık hiç geri dönülemeyecek noktalarda tahrip etmeye çalıştığı meydandadır. Sözün kifayetinin, değerinin ve aslında neden belirtildiğinin önemi düşünülmeyendir ol bahiste. Kargaşa devam ederken bilindik bir tavır olan ötekileştirme, ayrıştırma ve bölme artık sonsuz bir gerçektir burada. Sonsuza kadar sürmesi muhtemel bir döngüdür bu sathı mahalde.

Her şey aleniyetteyken, bunca belirgin kılınmışken “milletin üzülmesidir” söz konusu edilebilen, tapelerden dökülen. Şaşırtmayan, tüh ve vahlardan daha anlamlı, daha büyük yıkımlar ihsas olunmaktadır ses kayıtlarında. Yedi gün yirmi dört saat gözetlenen ve denetlenen, hizaya sokulmaya çalışılanların yaşadığı ülkede düzenin nasıl işlediğinin belgeleyicisidir kulağımıza çalınanlar. Hak çiğnenirken, hukuk boş verilmişken özgürlük adı anılmayan bir meseleye indirgenmişken pespayeliklerin yekûnudur karşılaştığımız her gün başka bir kayıt ile beraber. Ülkenin yönetim sorunundan artık uzakta her şeyine, her kararına bizatihi karışan, çıkarı doğrultusunda karar alanların ve bu zapturaptı süreklilik dâhilinde yine yeni ve yeniden devreye sokan bir erkândır karşılaştığımız. Yönetmekten anladıklarının bir hizada bir uzamda sadece erkin doğrusu neticesinde yapılandırıldığı ortalığa serilmektedir uluorta. Aleniyet kazandırılan, hiçbir surette eleştirelliğin tözünü bırakmama gayretidir. Telefonlar açıp ikaz etmelerin, uyarıların, o medya çalışanlarının ihale kovalamalarının, bakan ağzına bakadurmalarının konuşulmamasıdır, hiçbir surette hiç dile dökülmemesi, sorgulanmamasıdır mesele. Muktedir kendi bildiğini eylemekten bir adım ötede, inandığını akla nüfuz ettirebilmek, kanıksatmak, ‘Olur böyle şeyler’ makamını genelleştirerek yaygınlaştırmak için, adına kullanmasıdır düşündürücülüğünü koruyan. Muhafaza kelimesinin soy kökünden türemiş olan bu siyasal erkânın aslında neyin hamisi ve koruyucusu olduğu her demeçten, her konuşmadan sonra çok daha açık ve seçik olarak berraklaşmaktadır. Muhafaza altına alınan her dönemeçte hedefe konulanlar için söylene durulanlardır eksiksiz. Muhafaza edilmeye çalışılan algıyı köreltmenin kısa yolları bulunduktan sonra bunun süreklilik dâhilinde güncellenmesidir. Muhafaza altına alınan dirlik, birlik ve vatan millet sakarya nidalarını sıklıkla yineleyerek faşizmi sıradanlaştırmaktır. Söz eyleyebilmenin önüne kalın duvarlar çekilmesi gayretidir. Söz hakkı tanıyacağız derken sumen altından yürütülenlere sus pus kalabilmek için sansürü yasallaştırmaktır. Özgürlükleri bahşediyoruz diye böbürlenirken, öte yandan belki de tek konuşulabilen alan olan interneti kısıtlandırma yolunun tercih edilmesidir muhafaza edilen. Kamunun huzurunda şeffaflık diskuruna sahip çıkanların hiç de atfedilen gibi olmadığını örnekleyen, her çıkarsayışı daha en başından bölücü ve yıkıcı faaliyet diye fişlemektir muhafaza edilen. İtirazlar söz konusu bile edilmezken günümüz ülkesinde endişeleri bildirebilmek bile bir süre sonra yaftalanmak için bir neden teşkil edebileceğinin bildirilmesidir muhafaza edilen. Hiçbir geçerli nedeni bulunmasa da beyefendiyi kızdırmanın, tepesinin tasını attırmanın suçlanmaya yeterli sayılmasıdır muhafaza edilen. Sözün değil limitsiz biatin çağıdır şimdiki zaman. Zamane gayretinin denkliği, karşılığı ancak yüksek makamlardaki, mevkilerdeki fertlerin korunması için tek ve yegâne şey olarak korkuyu yaşamın ayrışmazı kılmaktır esas mesele. Hiç nihayetlenmeyecek bir karabasan döngüsünün imalatıdır esas mesele. Muhafaza altına alınıp korunmaya devam edilen sorguların işlevsizleştirilmesi adına yapılanlardır.

Kördüğüm haline dönmüş olan yumak enikonu karıştıkça dengelerin nereden bozulacağının da artık enikonu şaşırıldığını ifşa eden bir menzil yapılandırılmaktadır. Gayret bundandır. Düşünmek ya da sorgulamak yerine korkulara rehin edilmenin onları yeniden imal etmenin ve kullanmanın her gün yeniden elini kolunu ikaz için bu uyarıyı yineleyebilmek için şartlı refleksleriyle beraber ekranları, yazılı medyayı ve hatta sokağı donatmaları, işgal etmeleri bundandır. Korkutulabildiği kadarıyla muhafaza edilebilecektir bu ülke. Korku sıradanlaştırılabildiği müddetçe tersine gidişat sorgulanamayacaktır çünkü! El üstünde tutulan, makbul bilinen, mazbut yaşam sürüyoruz diyenlerin çevirdikleri dolaplar unutturulacak ve saf dışına ötelenecektir bu bahiste. Milli damat yirmi dokuz yaşında memleketin bacasız sanayicisi olarak el üstünde tutulması gereken bir evlat olarak takdim edilen Rıza beyin eşiyle beraber İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun ardından basın özgürlüğünün bazı durumlarda engellenebileceği kararıyla ortalığa serilen sansür girişiminden örnekleyebilmek mümkündür. Hırsızlık söz konusudur ortaya ama öyle ama böyle bir şekilde ömrü hayatımızda görmediğimiz bir emtianın dolaşımı, oradan oraya, buradan beriye şuradan öteye aktarımı, rant, rant, rant daha fazla çıkar sağlamanın elifbasına değinmek tabii ki mümkün olmayacaktır. Devletlûnun tebaası olanlara dair laf söz söyletilmeyecek, sansür ile her şey sütliman edilecektir. Bir yanda “Milletin a. koyacağız” diye zikretmesinin fecaati dururken hemen ardından bir başka tape’de bir başka iş adamının dilinden dökülen “En iyi Kürt ölü Kürt’tür” ve onu takip eden karşılıklı sinkaflarla bezeli söylemler ile ırkçılık bile reva görülecektir. Böyledir muhafaza altına alınmak istenen hep korunmaya çalışılan devletlûnun işleyişi. Havuzlara para aktarımı yapılırken, zorla haraçlar ödenirken fakirin, fukaranın esamesi değil küfürle anılması mübalağasız uygun bulunmaktadır! ‘Sosyal İzleme Merkezi’ namıyla faaliyete geçtiği öne sürülen handiyse bireysel tüm aktivitenin, tıklamanın peşinden iz sürecek, denetleyecek bir kurumun temellendirildiği haberi düşer ajanslara. Yayınlar birbirini takip ederken yapılanın bu korku iklimini bir şeye dönüştürmek, sessizleştikçe, itaat ettikçe, görmezden geldikçe yaşanabilecek bir ülke halinin binası için kurgulandığı ortaya çıkmaktadır. Muhafazakârlık biraz da budur! Eskinin halini, eleştirilip durulan yapısını, ettiklerini ikiletmeksizin zamanın şartlarına göre yeniden şekillendirmektir. Sansür ile gözetim ile yeri geldiğinde sokakları zapt ederek, zulme devam edilmesine çabalanılmaktadır. Ülke sınırları ve ufku çoktan karmaşıklaşmış bir yumağa dönüşmekteyken, sessiz yığınların hiçbir şeyden haberi olmaması çabalanılmaktadır.

Kutsallık jargonuna eklenen isimle o en son halkanın tamamlanmasıyla, tek adam dobralığının, sözünün eriliğinin nasıl kaygan bir zeminde yükseltildiği de meydana çıkmaktadır bugünün ülkesinde. 3 boyutlu hologram artık her yerdedir. Sağlam irade diye kentlerin dört yanı donatılırken aslında sağlama alınan ranttır. Maksatlı yağmadır, bilinçli hukuk gaspıdır, her şekilde özgürlüğün ipotek altına alınmasıdır. Bütün bunları ve daha fazlasını yapabilendir sağlam irade. Bunlarla birlikte daha fazlasına, kötüsüne imza atabildiğinde bir karşılığa kavuşandır sağlam irade. Hayat ipoteklenirken, tehditlere korunaksız bırakılırken tüm yaralar kanatılmaya devam ederken suç akdine ve meseline kafa yormayan bizatihi kafa bulandır bu sağlam irade. Kanunların muktedirin üç beş kuruşluk birikimi ya da tasarrufuna göz koymasına(!) ‘Hırsızlık bu’ bahsine müdahale edebilmektir sağlam irade. Bir lokma, bir hırka felsefesinden, kendi değinileri ile milletin hizmetkârlığından yan çizenlerin, yol değiştirenlerin ayakkabı kutularında dip köşe bucakta saklaya durduklarının önemsiz, sorgulanmaya değmez olduğunu yargıdan önce kesinleştirebilendir sağlam irade. Hepsi pirüpaktir. “Paraları sayıyor musun?” diye soran arkadaşına “Babam bakan olmasa kimse yüzümüze bakmaz” diye söyleyebilmektir o bahis bir yandan da! Umarsızca düzen dediklerinin, adil olan diye savunulanların, söylenenlerin aslında nasıl bir perde olduğunu imleyendir karşılaştığımız sağlam irade! Tahakküm eyleyebildikçe her şeyin yegane sahibi olduğunu duyurandır sağlam irade!

Kararların bütün resimde ortaya çıkan kör noktaların önemsizleştirilmesi, sual edilenlerin karşılıksız konulması sorgulananların geçersiz bir işlem yürüttünüz ile denk getirilebilirliği muktedirin dünyasını algısını da belirginleştirmektedir. İnsana varmanın, tabeladaki vasıfların tümünün yağmalanması karşısında sözün yeterliliğini, afişe edebilmesini değil karman çorman hale gelen, kördüğüm edilen yumağın; bu ülkenin aklının çok daha fazla karıştırılmasıdır yegane gaye ve çaba. Unutturabilmek için olan biten bu pejmürdelikleri, sözün doğrusu hırsızlığı ve arsızlığı bu Rasim Ozan Kütahyalı, Nagehan Alçı, İsmet Berkan, Balçiçek İlter, Elif Çakır, Nihal Bengisu Karaca’ları kullanmaktır gram tereddüt etmeksizin. İleri sürmektir, “Hücum!” nidalarıyla beraber. Yeniden paketlenmiş sizli bizli açık kapalı, çıngar çıkartan kurallara harfiyen riayet eden diye ayrışımdan medet umandır sağlam irade. Düzen değişti söz millette diye buyurulurken insanları ayrıştırmanın yollarının aranmasından vazgeçilmediğini örnekleyendir her anıyla sağlam irade!

Bir an, tek bir kare değil, bir gün, tek bir makam değil, bir uzam, tek bir yön değil, her an ve istisnasız her şekilde eylenen, harekete geçirilen ihtimalleri daraltan bir akıldır karşı karşıya kaldığımız. Karmakarışık, kördüğüm biçare konulmamız bundandır böyledir. Bedenler üzerine kurulup onu yerle yeksan edebilmeye çabalayan hep yerin dibine sokmaya gayret eden bir algının güncesindeyiz. Tedbirler ve akçelerle belirlenen al gülüm ver gülümlerin sofrasında zihniyet değişmez bir biçimde hakkaniyeti yok etmek adına yapılanları gösteriyor. Soluksuz beti benzi atmış ruhu zapt edilmiş yaraları sonsuza kadar kanatılmaya devam edecek bir ülke tahayyül ediliyor. Sürek, süreç, süreğenlik biri değil hepsi birden gösterime sokuluyor. Bir tragedya deyip çıkmak olmaz. Bu gördüğümüz tastamam bir dönüşüm çabası. Sağlam irade nam temsil, yönlendirmeleriyle alaşağı ettiği yeniden kurduğu oyunlarıyla, kanunlarıyla, bozgunlarıyla, bir dolu hamlesiyle her günün manşetini atıyor! Manşette hepimizi temelde sarsacak, sorgulanacak şeylerin üstünün örtülmesi sekiz sütunda her şey sütliman asıl devrimi biz yapıyoruz sürmanşetiyle gururla sergileniyor. Farkına varabildiğimiz bunca heyulada asıl görülmesi gerekenler bilinmesi elzem olanların alelacele saf dışına bırakılmasına çabalanıyor. Her bir şey basbayağı şaibeli olan, epey manipüle edilebilen bir sandık mefhumuna kilitleniyor. Herkes salak yerine konulurken bunca açık seçik ileri demokrasi ve devrim sözcükleri çoktan muktedirin lügatında paramparça edilmeye çalışılıyor. Hal ve gidişat bu kadar keskin. Yıkım meydanda. Sorgu çabasına düşmek ne zaman? Hangi zaman?

>>>>>Bildirgeç


Büyük tahammüller çağındayız. Sürekli sabrımızın sınandığı ve tıpkı ateş alır gibi sevmelerimizden vazgeçirildiğimiz bir sindirilmişlikler çağı bu. Gözümüzü açtığımız andan itibaren tahammül etmemiz gereken bir çok şey ve kimseyle boğuştuğumuz kişiliksizleştirme çağı. Kişiliğimizi kaybettikçe, yoksunlaştıkça kazanacağımız bir çağ. Her gün onlarca el sıkarak, gülümseyerek ve güzel sözler söylemek zorunda kalarak tamamladığımız hayatımızın kendisinden utandığımız bir çağ. Ve bu çağda bunca sahteliğe karşın ayıp olan küfretmek.

Çoğu zaman sıktığımız ellerin sahiplerine tahammül edemeden sıkıyoruz ellerini. Güldüğümüz yüzlere tahammül edemeden gülüyoruz çokça. Hep aynılaşıyor söylediğimiz sözler. Ve tahammül etmemiz gerekenler artıyor her gün. Zarafet doluyor her yanımız. Kırıldıkça kırılıyoruz. Oysa çoğu zaman ağız dolusu küfürle uyanmak istiyoruz güne ve kimi yüzler tükürülmek için duruyor önümüzde. Tahammül ettikçe söyleyemediklerimizi biriktiriyoruz ve “dilimizin ucunda küfre dönüyor her sözcük”. Küfür etmenin ayıp olduğunu söyleyenlerse tahammül çağırıcıları. Yere bile tükürmenin ayıplığından söz edenlerse sistemin bekçileri. Kızgınlığımızı küfürle süslemenin ve yüzlere tükürmenin asaletinden yoksun kalmamız isteniyor. Onlar tahammülü kutsarken her birimizin çürümesinden sorumlu olanlar. Erkeklerimizi ve kadınlarımızı çürütüyorlar. Çocuklarımız çürük ağaçlardan kopardıkları çürük meyvelerle doyuruyorlar karınlarını.

Tahammül ediyoruz. Her şeye ve herkese tahammül ediyoruz. Oysa tahammül suskunluk demektir. Suskunluğun kutsandığı bu çağda bizler tahammül eden, kendinden veren, kendini eksilten, kendini yiyen oluyoruz. Tahammül öfkenin bastırılması, sistemin devamı olarak çıkıyor karşımıza. Tahammül edip kurtulduğunuzu sandığınız an ve yerde kendimizden gelen o çürük kokusunu duyumsuyoruz.

Bu çağ gündelik tahammüller çağıdır. Uyandığımız anda başlayan gündelik tahammüllerimiz var hepimizin. Örneğin uykusuzluğa tahammül ediyoruz. Oysa hiçbir çağda bu denli uykusuz kalmamıştık biz. Sistemin gözleri uykunun üzerindedir. Onun için kıymetlidir uyku. Onun için özgür olduğumuz tek alan uykuya tahammülü yoktur onun. Uykunuza girmek ve yapamıyorsa sizi uykunuzdan etmek için çalışır durur sistem. Rüyalarınıza henüz reklam almıyorsanız bugünlerinize şükredin. Rüyalarınızın en güzel yerinde bir densiz çıkıp “Rüyalarınızı bizimle gerçekleştirin” demiyorsa henüz iyi günlerinizdesiniz demektir.

Tahammülümüz azalıyor. Bizim bu dünyaya, bu dünyanın bize. Bizim en yakınlarımıza, “efendilerimizin” bize. Çünkü bütün tahammülümüzü tüketiyoruz. Sevdiklerimize yalnızca kof ve boş bir anlamsızlıkla bakıyoruz gün sonlarında. Sevdiklerimize tahammülümüz kalmıyorken bütün enerjimizi soğuruyor yaptığımız o boktan işler ve onların sahipleri.

Sabah erken uyanmaya tahammülünüz kalmadı mı? İşe giderken duyduğunuz o küçük öfkeler mi sıkıyor sizi? İş yerlerinizde devlet midir boğazınızı sıkan yoksa küçük devletçikler mi içinizde yarattığımız. Kendi yarattığımız küçük devletçiklerle yaşıyoruz ve yaşlanıyoruz. Ve biz böyle oldukça var olabiliyor o büyük devlet de.

O nedenle kimi zaman en güzel ihtimaldir ölüm.

Ben bunları yazarken arka masamda “Yaşamak güzeldir” diyor bir adam kendisine hizmet eden garsona. Ekliyor “Sen” diyor “Bir portakal suyu getir bana çok mutsuz görünüyorsun”. O büyük tahammül devreye giriyor yine. Küfretmek hoş karşılanmıyor. Tükürülecek yüze gülüyor garson ve işine koyuluyor.

Tahammül ediyoruz. Oysa kimi zaman en iyi ihtimaldir ölüm, biliyoruz.

Enver Gökçe o büyük tahammülden söz etmişti bize: “Sana selam olsun/ Zincirin zulmün kar etmediği/ Kırbacın kar etmediği/ Büyük tahammül!” Kor gibi şiirler bırakarak o da göçüp gitti bu dünyadan. Onun şiirlerini “bir mıh gibi” taşıdık aklımızda. Oysa yaşarken tahammül edemedik ona. Bir huzurevinde tükettik onu. “Oğulu uşağı bir de karısı hastir çekti” ona. Sistem tüketti bizi ve küfretti değerlerimize bütün gücüyle. Ve Seyranbağları huzurevinde bıraktı koskoca bir devrimci gelenek ölüsünü. Ve Aleviler. Bütün duvarlarına yazdılar Aşık Hüdai’nin sözlerini: “Bütün evren semah döner”. Bu cümlenin altında ezildiler ama Hüdai’nin acından ölmesinin altında ezilmediler. Küçük devletçikleriyle seyrettiler kendi değerlerinin ölümünü. Onlar da tahammül ettiler.

Büyük tahammüller çağındayız. Ve küfür yasaktır. Oysa kırılarak konuştuğumuz sahtelikler dünyasında ölümünü seyrettiklerimiz kadar gerçek bir yokluk içindeyiz.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla...

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Kullanışlı İsmetler - Niyan - Jiyan
Kabataş’ta Buluşalım - Nimet ALICI - 5Harfliler
Kabataş Olayı ve ‘Kadının Beyanı’ Meselesi - Sevda KARACA - Evrensel
Kabataş Saldırısı ve Gezi’nin Unutulan Duyarlılıkları- Ceren AKÇABAY - Bianet
Kabataş Meselesi - Yangında İlk Okunacak - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Kabataş Meselesi: 2 - Sis, Pus, Hamaset Arasından... - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Kanatları Sığmaz Umut - Bülent USTA - BU' Blog
Yeni Akit Gazetesi’nin Rezilliği… - Esra ÇİFTÇİ - Yeni Özgür Politika
Körlük (!) - Misak TUNÇBOYACI - Jiyan
Rafta Kalmış Uçurtma - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Kötü İle En Kötü Arasında Bir Seçim Ummak: Cumartesi Anneleri! - Murat DURAN - Muhalif Yazılar
Bir Alışveriş, Bir Fiş, Bin Arsız - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün Pazar
Yolsuzluk ve Sinizm - Tanıl BORA - Birikim
Kahrolsun Tüm Devletler… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Aptal Yerine Konulmak! - Gündüz VASSAF - Radikal
Sansür Bu Ülkede Bütün İktidarların Silahı Oldu - Leyla ALP - T24
Toplumsal Barış Yasa Tasarısı - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Özgür Gündem
Avantajlı Konumlar ve Güvenli Alanlar - Berk Efe ALTINAL - Marksist.org
Saldırı Da Yok, Taciz De: Kabataş Yalanının Suç Ortakları - Yalçın YUSUFOĞLU - SesOnline
Başbakanın Kabataş Beyanı Esastır - Neptün ÇELİKYAN - Radikal Blog
Kabataş - Balçiçek İLTER - Türkiye
İsmet Berkan: Kusurumu İtiraf Ediyorum... - Demokrat Haber
Kabataş Savcısı soL’a Konuştu: O Görüntülerin Devamı Var Demedim - Selin ASKER - soL
Kabataş'taki O Kadın: Ben O Acıları Yaşadım; İspat Etmek Zorunda Değilim - T24
'Görüntüler Gerçeğin Tümünü Anlatmıyor' - Al Jazeera Türk
Kabataş Videosu İçin Neler Yazılmıştı Neler! - Diken
Kabataş Provokasyonunda İsmet Berkan ve Balçiçek İlter’in Rolü Neydi? - Gökhan KAYA - Turnusol
Gezi Terör Örgütü ve Felce Uğrayan Devlet Aklı - Behlül ÇALIŞKAN - Spot Dergi
Gazı Yasaklansın İnisiyatifi Kuruldu - Dilhun GENÇDAL - İdris TİFTİKÇİ - DHA
French Student Files Complaint Against Turkish Ministry Over Gezi Detainment - Ayşegül USTA - Daily News
Polis Şahbaz Fotoğrafı Kasada Korunacak - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Herkes Biliyor, Eskişehir Polisi Bulamıyor! - İsmail SAYMAZ - Radikal
Polis Ali İsmail'in Ailesini Bekleyenleri Engelledi! - soL
Ali İsmail İçin Kan Donduran Sözler: ‘Polis Olsaydınız Siz De Öldürürdünüz’ - Haber Piryolu
Ali İsmail Korkmaz’ın Ailesi Fenerbahçe Taraftarıyla Buluşacak - Zete
Uyuyan Hakimden Çekilme Dilekçesi - ETHA
Alo Fatih Saraç Altaylı Köprüsü - Veli BAYRAK - Jiyan
'Alo Fatih' Hattını Dinledik De Ne Oldu? - Kerem ALTAN - T24
Altaylı Geliyor - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Fatih Altaylı ve Utanmak! - Eren KESKİN - Özgür Medya
Alo Fatih!, O Bebek Öldü - İklim ÖNGEL - Cumhuriyet
Gazeteciler Baskı ve Sansüre Karşı Sokağa Çıkıyor - Pressout
Ebru Gündeş'in Talebi Üzerine Eşi Görülmemiş Yasak - Milliyet
Türkiye'nin Gündemle İmtihanı - Elif YILMAZ - Posta
#BBCtrending: Turkish PM's Private Call Goes Viral - Ertuğrul EROL - BBC News
Güler’den Zarrab’a: “Abicim Senin Önüne Yatarım Ya” - Karşı Gazete  / XQW News
Babalar ve Oğullar, Bir Mini Diyalog - Ali Duran TOPUZ - Utay
Bekir Bozdağ: Kılıçdaroğlu Tapeleri Dinletmeye Devam Ederse... - Haber Gazete
AKP'nin İş Adamları Bunlar: "... En iyi Kürt ölü Kürt ya … Koyayım" - Turnusol
Havuzdan ‘Irkçılık’ Da Çıktı - Diken
Demirören'den Başbakan'a: Sizi Üzdük, Milliyet'i Kime Satalım! - Radikal
TIR'larla İlgili Haberlere Yayın Yasağı Geldi - Evrensel
HSYK Kanun Teklifi Kabul Edildi - Rusya'nın Sesi
Duada Üç Defa Başbakan Hatırlatması - Cumhuriyet
Yargıtay, Lice Davasını Yanlış Mahkemeye Nakletmiş! - İsmail SAYMAZ - Radikal
'Gavat' Diyen Vali'ye Değil Vatandaşa Dava Açıldı! - Evrensel
Paket (Demokrasi), Torba (Yasa), Kutu (Rüşvet), Barış ve Çözüm (Yalan) - İrfan AÇIKGÖZ - Evrensel
Demokratikleşme Paketi Komisyondan Geçti - Bianet
Turkey Is Going Back To The Old Days - Arzu Kaya URANLI - Huffington Post
Çözüm Sürecine Sokma Süreci - Hüseyin ALİ - Yeni Özgür Politika
Abdullah Öcalan AKP'yi Uyardı - ETHA
'İyi Ki Öcalan Var' - Vahap COŞKUN - Al Jazeera Türk
Should Abdullah Öcalan Be Freed? - Michael RUBIN - Commentary
Şırnak, Silopi ve Kızıltepe'de de Çatışmalı Saatler - ANF
Tausende Kurden Demonstrieren in Straßburg - AFP - Die Welt
Geri Kalmayın - Çetin YILMAZ - Jiyan
Cezaevinde Aramaya Direnen Tutukluya Böyle Müdahale Edildi - İsmail SAYMAZ - Radikal
89 Yaşındaki Hasta Cezaevi Revirinde Af Bekliyor - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Kışanak: Yüksekova’da, Gezi’de Birlikte Katlettiniz - Orhan KURUL - Evrensel
Seçimler İçin Bir Güzergah Denemesi - Atıf GÜNEY - Fraksiyon
Gezi'den Sonra - Temsiliyetsiz
Hdp Nereye? - Sungur SAVRAN - Gerçek Gazetesi
Sosyalistlerin HDP Dışında Ne İşi Var? - Alp ALTINÖRS - Fraksiyon
Vurun Abalıya...  - Sterger - Kontra Salvo
2002′den 2011′e HDP’yi Anlamak - Rasim BOZBUĞA - RB' Blog
Yazısının Daha Samimisi ? Tanıl’a Mektup Gibi - Ulus BAKER - Aleyhtar
Akp Stantları, Seçimler ve Siyaset - Cihan ÇABUK & Y. Doğan ÇETİNKAYA - Başlangıç
Seçimleri Gölgeleme Çabası... - Sezai TEMELLİ - Turnusol
Today’s Zaman Yazarından Özeleştiri: Cemaat Dört Konuda Hatalı - Agos - Geniş Ufuk
Alevilerin Neden Bir ‘PKK’si Olmalıydı? - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon
‘Zincirlerini Kırmasını Bilir Bir Kent’ - Zeynep AKHANLI - Fraksiyon
Radical Political Islam And the Empowerment Of The Poor And Pious - Erik MEYERSSON - EM' Blog
Sürdürülebilir Kalkınmadan Yeşil Ekonomiye - Dr. İsmail KILINÇ - Sendika.org
İstanbul Ormanları Nasıl Katlediliyor? - Ümit Ilgın YİĞİT - Metroda Siesta
HES'ler; Faaliyettekiler, Planlananlar, Durdurulanlar - Beyza KURAL - Bianet
Greif'ta Fabrika İşgal Edildi! - Kızıl Bayrak
Kudüs Ermeni Patrikhanesi'nden Dava - Vercihan ZİFLİOĞLU - Al Jazeera Türk
Erdal Doğan: 'Soykırıma Mazeret Olmaz!' - Kadir KAÇAN - Demokrat Haber
1915’e Dair Sahici Bir Diyalog - Ayşe KULİN - Karin KARAKAŞLI - Agos
Genocide As A Hidden Subject - Civilnet.am
Soykırım Araştırmacılarından AİHM'ye Sert Eleştiri - Endişeli Soykırım Araştırmacıları - Agos
Hrant Dink ve Ergenekon Soruşturmalarına Yeni Savcı - Zete
'Ötekinin Ötekisi' Müslüman Ermeniler - Vercihan ZİFLİOĞLU - Al Jazeera Türk
Babaeski’de Antisemit Saldırı - Şalom
Süryani Öğrencilere Din Dersi Dayatması ve Nefret Söylemi - Sedat SUR - ANF - Nor Zartonk
CHP'li Aygün'den "Hozat Raporu" - Haber X
Hama'nın Maan Köyünde Yaşanan Katliama Dair - Ali ÖRNEK - Kaynakça Kıvılcım Başak
SYKP’den Maan Katliamı’na Kınama - Siyasi Haber
Barış Masasından Savaş Çıktı, Razı Mıyız? - Işın ELÇİN - Diken
Syria’s War Must End - Stephen HAWKING - The Washington Post
Yeldeğirmeni’nde Gezi Hayaleti Dolanıyor- Eser Sandıkçı - Siyasi Haber
#OccupyGezi: The Park Revolution - Yaşar ADANALI - Reclaim Istanbul
Freedom House – İnternette Özgürlük 2013 Raporu Değerlendirmesi - Gürkan ÖZTURAN - The Radical Democrat
Is The Internet Good or Bad? Yes. - Zeynep TÜFEKÇİ - Medium
İnternet Yönetilmeli Mi, Özgürleştirilmeli Mi? - Yanko Bin MADYAN - Agos Şapgir
Hayaldi Gerçek Oldu: MilliWeb - Mutlu BİNARK - Birgün Pazar
İnternet Sansürü Hakkında - 5Posta - Storify
Erdogan Attacks The Internet - Louis FISHMAN - Haaretz
İnternet Sansürünü TOR Delecek - Yasin ÖZEL - Agos
The Sporting Spirit - George ORWELL - Orwell.ru
çoğalarak, çoğaltarak dönmek... - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Şehzade Mustafa’nın Ölümü ve İktidar - Alparslan NAS - Mühim Hadiseler Enstitüsü
What The Media Need To Know About Trans People - Sady DOYLE - In These Times
Karl Marx Grundrisse - E. Ahmet Tonak - EAT' Blog
Venezuela’da İkinci Karşı Devrim Denemesi - soL
Halkın İsyanı: Dayton Bosna’sından Bir Kopuş Mu? - Andreja ZIVKOVIC - Başlangıç
Bosna Öfkeli, Ama Halk Bu Kez Yönetenlerin Etnik Yalanlarına Kanmıyor - Slavoj ŽIŽEK - Jiyan
Noam Chomsky / "How To Ruin An Economy; Some Simple Ways" - Leigha COHEN - Youtube
Yeni Komünizm Paradigması ve Alain Badiou - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Stuart Hall: 21. Yüzyıl İnsanının Prototipi - Derleyen: Ahmet GÜRATA - Bir + Bir
Farklı Bir Yoldan Yeni Bir Başlangıca Doğru: Mikro-Sektin Alternatifi - Hal DRAPER - Jiyan
Çocukluk, Pedofili ve Feminist Politika - Ezgi SARITAŞ - Birikim
Tanıl Bora: "AKP'nin En Zayıf Olduğu Alan Kültür" - Özgür Duygu DURUN - T24 - Başka Haber
Necati Tosuner: İnsan Kendi Yazdıklarına Acımayacak! - Recep ŞENER - Barış YARSEL - Futuristika!
Hafızanın Rafları II - Emre DURSUN - Metroda Siesta
Çatıdaki Çimenlere Basmayınız - Halil Emrah MACİT - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Yayınevi Emekçileri Kolektifi: "İdealizm Sömürüsüne Karşıyız" - Gökçe GÜNDÜÇ - Sabit Fikir
Ataerkiye Sanatıyla Başkaldıran Kadınlar - BiaMag
Bir Manipülasyon Silahı: Porno - Vildan DAŞDÖĞEN - Jiyan
Vakit Varken - Akın OLGUN - Muhalif Yazılar
Cama Çarpan Kuş - Ercan KESAL - Birgün Pazar
Cavit Murtezaoğlu ile 'Ses Metodu' Kitabı Üzerine Söyleşi - Feryal ÖNEY - BGST
Van'daki Depremzede Bir Aile İçin Yardım - Ezgi ÖZCAN - Fırtına Ağacı

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Three Days Grace By Valle Rogers via DeviantART

>>>>>Poemé
Kalbimin En Doğusunda - Didem MADAK

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
İçimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy
Birkaç köy sular altında
Kalbimin doğusu,
her resme güneş çizen bir çocuktu.
Gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda
Kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları
Ölümün ötesinde bir köy vardı
Orda, uzakta, kalbimin en doğusunda
Şimdi bana yalnızca Dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı
Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam
Yorgundu oysa
Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.

Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.
Okyanusları mavi olmayan.
Benim için hayat,
Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı.
Geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil
Benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.
Bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.
Bilirdim çiçek satan çingene kızlarını
Onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara
Bir gül parasına satardı.Oğlan kıza bir gül alsa
Bilirdim odur en kırmızı zaman.
Adına aşk diyorlardı
Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.

Kim bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç ayak aramaktan.

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
Boş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla
Kediler gibi mırıldanarak.
Alkolden bir denize bıraktım kalbimi
Kırmızı bir sandal gibi
Arka sokaklarda sarhoş konuştum karanlıkla
Avuçlarımla konuştum
Allah büyüktür diyen insanlar gibi.Kedi dili büsküvilerinin bir pastayla konuşması gibi
Yumuşak ve kremalı konuştum onunla.
Boynumda leylaklar açardı baharda
Mor ve pembe konuştum karanlıkla
Gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim
Sözler vardı içimde işe yaramayan
Sözlerle konuştum karanlıkla...
Önce söz yoktu kalbimin en doğusunda
Sözler...
Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan

Kaynakça: Şiir Evim

No comments: