Monday, February 24, 2014

Deuss Ex Machina # 487 - života podľa

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_487_--_ života podľa

17 Şubat 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Invisible Path - The Levitating Mirror (Not Not Fun Records)
2. Invisible Path - Escaped Into The Mist (Not Not Fun Records)
3. Talvihorros - Little Pieces Of Discarded Life (Denovali Records)
4. Talvihorros - Today I Am Reborn (Denovali Records)
5. Saffronkeira + Mario Massa - Umorale (Denovali Records)
6. Saffronkeira + Mario Massa - Variazione (Denovali Records)
7. Subaeris - Αθήνα (Self Released)
8. Subaeris - Москва (Self Released)
9. Davwuh - Pirates (Self Released)
10. Davwuh - Distant Lights (Self Released)

života podľa
(487)
En derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir nefesle yaşamayı. — Nietzsche

Gerçeğin tahrif edilebilir kılınmasından bugüne kadar her dönüşüm ve her hamle, her günü daha önce idrak edemediğimiz farkına varamadığımız detayların yok edildiği, hakikatin ise lime lime edilip yeniden tanımlandırıldığı yahut da basbayağı tanımlanamaz hallere konulduğu vesikalardan mürekkep bir yapıma evirmektedir. Duraksadığımız ve düşünme payına ihtiyaç duyduğumuz, sorgulama gerekliliği hissettiğimiz o aynalanmaya çalışılanların doğru bu, gerçek bu ötesini ne siz sorun ne biz söyleyelim yollu uyarılar ile donatılması hayata düşülen şerhleri çok daha rahat okumamızı sağlamaktadır. Çözüm olarak sunulan ve paylaşılanların azami bir biçimde kanıksatılmaya gayret edilenlerden ve dahası onay beklenip durulan çıkarsamaların hemen tümünden işte bu tıkanıklığı teyit edebilmek mümkündür. Her şerh, hayata bir başka açıdan kastedişin de temellendiricisidir. Şerhler, engellemeler yinelenirken biatin sürekliliği için her şey mubah sayılmaktadır.  Her gün tanımların bozulup, eğilip, büküldüğü dün ak pak olanın bugün kapkara zift karası yarın şer haline dönüştürülmesinin bu gayretin satırbaşları okunabilir o vesikada. Yönlendirilip illa tahrip edilerek yıkıma açık konulan hayatlarımızın sınırlarıdır her gün, her an. Hayatı muhafaza etmekten ziyadesiyle uzağa şu anki kötürüm halinden fenasına taşımak için yapılan, edilenlerdir yekunda karşılaştığımız. Farkına varana kadar her şeyin toz dumana katıldığı bir sahnelemedir önünde biçare kalakaldığımız. Akıl rehin tutulmaya, irade hakir görülmeye, düşünce ise inatla dört koldan yok sayılmaya bu ve benzeri olan edimlerin tümünde beliriveren engelleyici sansürcü hamleler, bir suskunlar ülkesinin adım adım yapılandırıldığını göstere gelmektedir. Her gün fecaat; biteviye zikredilen hakaretler ve yaftalamalar kapsayıcı görünüp ayrımcı söylemlerle suskunlaştırmanın mümkünatlığı her an güncellenmektedir.

Vesika, komple salı toplantılarındaki değinilerden ve bir avaz söylenip geçildiği sanılan ithamlar ve seslenişler sokaklarımıza yansıyor anında. “Susu”n komutu emir erliğinin kumanda merkezlerini oluşturan televizyonlar ve gazeteler aracılığıyla sokağa zerk ve dikte ettiriliyor. Mühim olanı sorgulayabilmek nedendir, nasıldır vurgusu değil de mühim olan sürü psikolojisinde kara koyun olmaktan bir özenle kaçınılması yineleniyor bu ileri demokrasi güncesinde. Hizanın içi ya da dibi gösterilip duruluyor ezberle, ezberlenmiş olanlarla. Düzen denilenin bekası, ibret vesikaları üst üste yığılırken; halen bu yapının ehven olduğuna dair söylemler aracılığıyla yineleniyor. Reel politik gerçeği yok edip erkin kendi bildiğine dönüştürülürken, devletin her ne olduğu sıklıkla tekrar edilse de / görünse de her şey rotasında ve uygun zemininde hareket ediliyor bahsine zamklanıyor. Toz duman.

Mücadele çoğaltılabilir, çokluğun tesisi için lüzumlu bir şeyken gereksizdir ilanları her yeri donatmaktadır an be an, gün be gün. Riya bu denklemin ayrışmaz bir parçası halinde topyekûn olan biteni özetleyen bir mefhumken göz ardı edilip yok sayılması halimizin perişanlığını da ortaya koymaktadır. Bütün paramparça edilirken arda kalan sınanışlardan hep çakan bir akıldır. Sığlık dipsiz bir kuyu haline dönüştürülürken bu çabalar düzeneğiyle bedenlere kurulan tahakkümün zıvanadan çıkmışlığı da bir biçimde gün yüzüne kavuşmaktadır. Malumun ilam olunduğu salı toplantılarından sonra gerçekleştirilen konuşmalarda yerel seçim çalışmalarında bu nitelik defaatle ilerletilirken her ne oluyor bahsi bir tabidir ki muallâkta bırakılmaktadır. Erkânın başının, herkese dost olduğunu bildiren ve herkesi kapsadığını ilan eden o cümlelerinin durum tespitinden, bir çıkarsamadan ziyade aslında hedef göstermek için oluşturulmuş başlangıç vuruşları olduğunu, hemen hiç iştahı kesilmeden kullanılan yaftalama vd. ayrımcı ifadelerin ertesi günün manşetleri, yeni kanaatleri olduğu çokça lafı dolandırmadan söz konusudur, bellidir. Quo Vadis bir eğimdir bu güncelliğin hazanını çözümletebilecek. Devletin sistematik hamlelerinin, kural kaide icatlarının biteviye sürekliliğinde önce polis ardından istihbarat yüzü ağır basan, erklerin arasındaki savaşta kaybedilen mevzileri toparlayabilmek adına her şeyin sil baştan yapılabileceğini, bunun da bir demokrasi hamlesi yahut da özgül ağırlıklar dengelemesi gibi bir paravanla, onun ardına saklanarak yapıldığını yineleyebilmek mümkündür. Yazmayan gazetelerden hiç duyurmayan ekranlardan görmeyen ama ispiyonu bu devlet adına yapmaktan kaçınmayanların teşvik edildiği, el üstünde tutulduğu bu yerde polisin eksik bıraktıklarının tamamlayıcısı erk leb derken her şeyi boğuntuya götürecek olan istihbarat düzenlemesi leblebiyi tanımlandırmaktır. Devletlû için sorgulayan değil biat eden kitlelerin, hizada, müesses nizamda boyun eğenlerin, eyvallah çekenlerin her şeyi sindirenlerin, o fenalığı sineye çekebilenlerin güncelliğine dair yeni sınırları oluşturulmaktadır.

Saklı duran, sımsıkı ağız birliği edilmiş fecaatlerin akıbetinin bilinmeyeceği bir ülkenin temel taşları ta Gezi direnişin bu yana atılmaktaydı, atılıyor. Polisin yarım bıraktığını milli istihbaratın tamamlaması için sonucun her şeyin olur belletilmesinin yolu da sağlama alınmaya çalışılıyor. Devletlûnun çapulcudan haşhaşiye evirilen paranoya simsarlığı gerçek bir psikolojik deneye dönüşüyor. Her yaftanın ardından bir dolu meydan okuma, bir dolu haddin ve hududun bildirildiği sahnelemeler hep bu düzenlemeler için zemin yaratmak içinmiş insan şimdi görünce bir kez daha anlıyor. Mutlak doğru yokken, töz hınçla, şiddetle, gözdağıyla birlikte beraber tekilleştiriliyor. Yüceltilen, kutsanan devlet, yüzleşilmesine çabalanıldığından dem vurulandan daha beterine yol vermek için kullanılıyor. Onun içindir ki Abdullah Cömert’in akrepten açılan ateş sonucu katledilmesi, Mehmet Ayvalıtaş’ın hızlıca yolunda giden! bir araba tarafından katledilmesi, Ali İsmail Korkmaz’ın sokak ortasında linç edilip, dövülerek öldürülmesi, Ahmet Atakan’ın da bir çatıdan düşürülmesi; bahislerinin hakikatliğinin, ardından yaşananların sorgulanmasının önü alınmaya çalışılıyor. Sorgu devre dışı bırakılmaya çalışılıyor. Atfedilenler ile gerçeklik birbirinden apayrı noktaları görünür kılsa da varsa yoksa kafayı kuma gömmek tavsiye olunuyor hala! Oysa görünenler ve akla kazınanlar sadece bu gerçekliği artık kanıtlanmış devlet elli kıyamların, suretlerinden bir kaç saniyelik kayıtlarından değil, hemen her gün yeniden kotarılmaya çalışılan otoriteryenliğin tastamam ibretlik vesikalarında kendini tekrar tekrar sunmaktadır.

Vesika devlet aklının tezahürünün yekunda olabildiğince suskun kıldırmak üzere temellendirildiğini ortaya çıkartan bir aynalayıcıdır. Dün bellediğimiz, bildiğimiz bugünümüzü kapsamakta yarınımızı rehin almaktadır. Birbirini takip eden düzenlemeler, karar hükmünde kararnameler, erkânın bir kere yok dediğine geçit vermemesini sağlama alan hamlelerinden okunabilir. Paramparça edilen adalet ve hakkaniyet ve sosyopolitik gerçekliktir. Anayasa’da yazılmış olanların bile birer lütuf gibi bir verilip bir alınmasıdır çabalanılan. Bunlar çok karışık geldiyse yıkıma terk edilen hayatlarımızdır. Didaktik tekrarlardan sıkılanlar için erkân-devletlû Hsyk düzenlemesinden, internet üzerindeki yayınlara dair kanunda, bu satırlardan dahi suç akdi ortaya çıkartabilecek istihbarat düzenlemesi tasarısına vb. hemen her hamlesinde hayata kastetmektedir. Sözün, seslenişin, anlamın, gerçeğin toptan lağvedilmesi gayreti ecdad ecdad diye zikredilenlerin / bir kısmı otuz dört yılımızı çalan netekim paşalardır / yönetişim anlayışlarını güncelleyebilmek bugünlere taşıyabilmek içindir. Demokrasi diye atfedilenlerin hemen hepsine dair ister gizli ister açık, gündem maddeleriyle yapılan her değişiklik atılan her adım sağlam iradenin temellerinden çürümüşlüğünü gizleyebilmek içindir. Bir ajandaya bağlı veya değil aslolan bu tahrip olmuş, izandan yoksunluğu, bozuk düzeni sağlama alabilme gayretidir. Askeri vesayet ile yüzleşmenin yolları arşınlanırken sözüm ona onun en güncel ve en aşılmaz ve en sorgulanamaz, biat etmeyeceksen sonuçları fecaat ve kıyamet olacaktır bahsini cismanileştiren yeni halimiz, rotamız altında imzası bulunandır sağlam irade. Dokunulmazlıklarla hesap verilmesinin önüne kurulan önleyici, engelleyici girişimler ile yedirmeyeceğimler on iki yıl gibi az zamanda nasıl düzenli bir biçimde hayatın zapt edilip daraltılabileceğini özetleyen bir sonucu gösterendir sağlam irade.

Hayat bu ülkede hiçbir zaman hiçbir surette kolay olmadı, kolaycıl kılınmadı. Kimilerinin tahayyüllerindeki gibi bir güllük gülistanlık hallerde hemen hiç bulunmadı, asla rast gelmedi. Yıkım suretten surete geçişte daim ve kalıcı oldu. Gerçek yıkım oldu, tahribat, zulüm, katliam oldu. Bütün bunlar kafi gelmeyip ısrar ve inatla bedel – diyet seslenişleri sürekli yinelenirken azap sürekli oldu. Takdis edilen zulüm behemehal yarınlara ipotek koyan oldu. Tek adamın sözcükleri kural ve kaide oldu. Ezberlenmiş cümleler yafta oldu, itham ve iddianame oldu. Yeri geldi sonumuz oldu. An geldi bugün İzmir’in bir Urla’sında lincin fiştekleyicisi oldu. Onca söz edebilmenin gerekliliği zikredilirken, hemen her şartta barışın, adaletin, eşitliğin adı zikredilirken, namı laf olsun diye değil tahayyüller hakikat olsun denilirken, bildiğimiz ırkçılığın hedefi oldu. Olmasına alenen polislerin, eylemci güruha sağduyu! ile yaklaşarak aman canım cicimleriyle sakinleştirmesine yol oldu. İzansızlık kalıcı olurken ırkçılık normal bir tahayyül oldu. Adları çoktan siyaset sahnesinden silinmesi gereken faşist aklın, beton kafalılığı bir kez daha sahneye dâhil oldu. Kimsecikler sorgulayamasın diye yine bin bir tane yalanın, dolanın zikredileceği, herkesin birbirine düşürüleceği gündeme dolgu olarak insanların hedefe konulmaları söz konusu oldu. Bizatihi devletin bugün sahibi olanların, sadece Akp değil, Chp’sinden Mhp’sine hemen hepsinden feyiz alan nefreti körükleyen bir tavrın yolundan ilerleyen ırkçıların meydanlarda alenen tehditlerine mazhar olundu. Meclis denilen yerin bir ring olarak işlevsellik kazanmasından kelli sokaklar bildiğin şuncu buncusun ve bir ırka tehditsin ya seveceksin, ya defolup gideceksin diye bağrışanlara mesken oldu, olduruldu. İstanbul’un orta yerindeki 1992 yılında Hocalı’da gerçekleştirilmiş Ermeni Devleti’nin kıyamını anmak nümayişi tertip edilirken, sözün dönüp dolaştırılıp Hrant Ahpariğe gelmesine bir biçimde vesile olundu. Bir devletin zulmüne ses ederken, onu lanetlerken bizzat bu devletin gözleri önünde öldürülen bir Ermeni’den hesap sorulacağı zikredilir oldu. İstanbul’un orta yerinde linçin adı yine Ermeniler üzerinde kurulur oldu. İzmir’in yanı başında polislerin nezdinde bir binanın altı üstü tarumar,  seçim otobüsleri taşlanırken, ortada taş da olmadan bir pankartla had ve hudut hatırlatılır oldu. Daha önceki anma toplantılarında “Hepiniz Piçsiniz” sözünü alkışlatan mühim içişleri bakanlarına alışkın gözler için Yaşasın Ogün Samastlar, Kahrolsun Hrant Dinkler sözünün arkasında Ogün’ün Ermeni’yi öldürdüm dediği yaştaki çocukların karanlığı sahiplenişi mümkün oldu. Sorgulayamadığımız Rakel Dink’in dilinden dökülmüş olan karanlık artık bu memlekette kalıcı oldu. Burada tanımsızlaştırılan sadece edimler kurallar, kaideler değil elbirliğiyle talana böyle terk edilen ruhlarımız oldu aynı zamanda. Her gün karşılaştığımız, her an soluk almaya gayret ettiğimiz bu yerde, ahir zamanda biteviye ruhlar talan edilmeye yağmalanmaya devam ediyor hala.

Mütedeyyin, müesses nizam bekçiliği soluğu keserken bir oraya bir buraya ama ve fakatlarla ayrımı / ötekisini giderek daha da sınırları geniş bir makamda, elemeye, ayrıştırmaya, had bildirmeye darmaduman etmeye devam etmektedir. Reel politik argümanlar bedenlere kurulmaya devam eden tahakkümün de aynalayıcısıdır. Düzen partileri, düzenin daimiliği adına şerhleri, engellemeleri ve dönüştürme gayretleriyle bu tezi sonuna kadar sürdüren birer odaktır. Hıncın, öfkenin, düzayak faşizmin sıradanlaştırılması gayreti, çabalanışı bir makamda bir uzamda değil sadece her an yinelenmektedir. Şarkılarda betimlenenlerden, köşe yazılarında o yazılanlara, meclis kürsüsünde atılıp tutulanlardan, ilmi ve irfanı halkları ayrıştırmak için kullanan siyaset mühendislerine her yönüyle gerçekliğimizdir. “Türkiye Türklerindir” sözünün ayrımcı bir ifade olduğunu idrak etmekten bir özen kaçınan gazetelerden, attıracakları manşetler kadar verebilecekleri derin yaralar daha büyük yıkımlar için çabalayan siyaset erkânından, bugünün ülkesinden yinelenmektedir. Yaşatmayacağız bahsi bir gerçekliğe böyle böyle dönüşmektedir. Zulüm yinelenirken, faşizmin hiddeti, arsızlığı, ölüm kapasitesi sürekli kurcalanmakta, yaralar kanatılmaktadır. Yangına körükle gitmekten kaçınmayanların oluşturduğu tablo hepimiz için sınavdır. Yaşayacak mıyız, sineye çekip bunca pespayeliği sonunda yok mu olacağız? Her yerden ve her günden biliyoruz, artık unutmuyoruz, unutturmayacağız, farkındayız ve biliyoruz!. Dört saat içerisinde silinip, kendini yok edecek haberlerden, yazılardan olabilir bu metin. Silinene kadar göründükçe, anlaşılabildikçe asıl derdin her ne olduğunu idrak etmek hepimiz için ödevdir. Hem devletlûnun, hem sokakta kendilerini enikonu görünür kılan nefret neferlerinin linçi, hıncına mazhar olmayacak bir ülkenin temellendirilmesi halkların söz birliğinden, dayanışmasından, sandık sandık diye gösterilen ileri demokrasinin itiraz noktasını aşarak, aşacak çabalarla ve daimi bir sorguyla mümkün olacaktır.

>>>>>Bildirgeç
Taşra ve İsyan - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün Pazar

Modern çağda iktidarın kendini üretme biçimlerinin iki temel ayak üzerine oturduğunu biliyoruz. Bunlardan ilki şüphesiz, muktedirlerin tarih boyunca kullandığı cebir enstrümanlarını estetize ederek çoğaltmaktır. Bir başka deyişle kendi iktidarını tanımayan ya da ona isyan eden özneleri “zor” yoluyla bastırmak. Bunu gerçekleştirirken de iktidarına bağlı kitleyi “mutlak makbul” ve ona muhalif olmamakla beraber mesafeli olanları “zararsız ya da muhtemel müttefik” kategorisine koyarak ürkütmemeye özen gösterir. İktidarın hayata geçirdiği cebir yöntemlerini de içeriği açısından sınıflandırabiliriz. En yaygın olanı muktedirin kendi varlığını onaylamaya ve hareket alanını açmaya yönelik formüle ettiği ve yasalara dayandırdığı yaptırımlardır. Burada amaç toplumun tümünü güvence altına alma ya da koruma iddiası arkasında iktidar bloğunu muhafaza ve idame etmektir. Yürütmenin yasamayı yutması ve yargının yürütmenin bir cihazına dönüştürülmesi otoriter demokrasilerde zor yöntemlerinin önünü açan bir düzenlemedir. İktidar bloğunun cebri uygulamaları her daim böyle “sistematik” ya da “aleni” olmak zorunda da değildir. Muktedirlerin güç kullanma tehdidini pervasızca ve keyfi bir şekilde uygulaması ya da her an tehditkâr bir üslupla seslenmesi cebir kategorisinin içinde düşünülmelidir. Genellikle kapalı kapılar ardında işleyen süreç kısa vadede sansüre orta vadede otosansüre neden olur. Türkiye AKP iktidarında medyadan bürokrasiye kadar uzayan operasyonlarda cebir ve cezalandırma stratejileri her iki biçimde de karşımıza çıktı, çıkıyor. İktidarın kendini yeniden üretme biçimi olarak rıza devşirme stratejisi ise yine AKP döneminde büyük ölçüde toplumsal algının manipülasyonuna dayanmıştır. AKP’nin algı manipülasyonuna “düşman” portreleri ve komplo teorilerine atıfta bulunarak ağırlık vermesi ile onun iktidar performansındaki somut düşüşü arasında paralellik olduğu da yadsınamaz. Haziran direnişleri ile yoğunlaşan muhalefet bloğunun şahlanışı, iktidar bloğunda hem çatlamalara hem de algı operasyonlarındaki pervasızlığa yol açmıştır. AKP’nin başını çektiği koalisyondaki fay hatlarının harekete geçmesi ikna edicilik özelliğini kaybeden iktidar bloğunun daha da saldırgan bir pozisyona çekileceğinin göstergesidir.

Merkez-çevre?
İktidar saldırgan tavrını artırırken halen merkez-çevre argümanı üzerinden AKP’ye methiyeler düzen ya da onun otoriter siyasetini onaylayan kalem sahiplerine tesadüf ediyoruz. Söylemeye devam ettikleri şey kabaca şu; “AKP, çevrenin merkeze yürüyüşünü sağladığı için rakipsiz ve bugün de alternatifi yok! Onun mobilize ettiği dindar-muhafazakâr kitleler tüketimi de üretimi de ve elbette bu dolayımla demokrasiyi de talep edenler!” Merkez-çevre paradigmasının siyaset bilimindeki serüvenine eleştirel bir okuma bir gazete yazısının boyutlarını aşar. Burada sadece yukarıda özetlediğim AKP lehine çubuğu bükenlere birkaç hatırlatma yapmakla yetineyim. Öncelikle iddia ettikleri üzerine Türkiye’de hiçbir zaman tek bir ‘merkez’ olmadı; ‘merkez’in içinde ‘çevre’, ‘çevre’nin içinde de ‘merkezler’ var olageldi. AKP’nin içinden geldiği taşra radikalizmini, kısmen kentli ve tüketimle barışık bir harekete çevirdiği yanlış değil. Ancak demokrat olmakla çok kazanan-çok tüketen olmak arasında zorunlu bir ilişki de mevcut değil. Bir başka deyişle, bir an için ‘merkez’e yürüyen bir ‘çevre’nin AKP ile mümkün olduğuna kansak dahi bu o zikredilen yürüyüşün özgürlüğe ve demokrasiye yöneldiğini göstermez. Aksine çevre’nin merkez’de yeni rant alanları ve klientalist ağlar örmesine tanık olduğumuzu hatırlayarak böylesine bir determinizmi tümden reddetmemiz gerekir. Merkez’in yeniden inşası esnasında taşrada belirli sermaye sahipleri dışında geniş çaplı bir yoksunlaşma ve yoksullaşma yaşanıyor. İstihdam artıracak adımlar yerine toplu konut, baraj ve terk edilmeye mahkûm alışveriş merkezleri inşa ettiren iktidar taşranın büyük bölümünü halen dinsiz ya da komünist “öcü” ve “iblis” hikâyeleriyle avutmaya çalışıyor ama geçmiş olsun.

Taşrayı dinlemek
İktidarın yekpare bir yapı olmadığı bilakis farklı unsurlardan oluşan bir koalisyon olduğunu epey önce keşfettik ancak bu saptama tek başına bizi başka bir siyaseti kurma konusunda yetkin kılmıyor. Öncelikle muhalefetin mozaiğinin kuşbakışı bir fotoğrafını çekmemiz elzem. Bu esnada da yerel’in bilgisine ve taşradaki dinamiklerin analizine dair fikir sahibi olmak, klasik örgütlenmelerin ötesinde yerel ile irtibata geçmek hayati önem taşıyor. Bir başka ifade ile Türkiye coğrafyasının muhalefet röntgenini elimize almadan muhalefet ağlarını birleştirmek imkânsız olmasa da çok zor. Haziran direnişleri boyunca Türkiye’nin hemen hemen her köşesinde eylemlilik halinin olduğunu biliyoruz. “Taksim Halkındır; Faşizme Karşı Omuz Omuza”, “Diren Gezi Parkı Adana Seninle”, “Diren Taksim, Diren Gezi, Diren Mersin” (ve daha nicesi) yazan pankartlarla bize destek olan dostları unutmadık. Ancak bu destek ve muhalefet dalgasının yerel dinamikleri konusunda kolektif bilgimiz çok sınırlı. Siyasi parti organizasyonlarının, örgütlerin taşra şubeleri ile merkez arasındaki ilişkinin çok ötesinde bir bilgiden bahsediyorum. Hangi ilde hangi grupların eyleme katıldığı, bu sırada beklentileri, talepleri ve sadece nasıl bir Ankara değil nasıl bir Türkiye ve dünya tasavvur ettiklerine temas edebilmek kastettiğim. Gezi’nin, Kuğulu’nun, Gündoğdu’nun iklimini, Diyarbakır’daki tereddüdü ve hatta Antakya’nın Hopa’nın siyasal atmosferini de büyük ölçüde biliyoruz. Ancak Kayseri’nin, Erzurum’un, Kars’ın, Adana’nın Haziran direnişleri içinde hangi bunalmışlıklar ve hangi problemlerle isyan ettiklerini bu denli geniş bir mercekten göremiyoruz. AKP iktidarının baskı politikasını ve neoliberalizmi derinleştiren uygulamalarını ortak bölen olarak not ediyoruz; ancak her bir örnekte bahsi geçen uygulamaların hangi toplumsal ve ekonomik sorunlara yol açtığının envanterinden uzağız. Öyleyse yeni ağırlık merkezimizi direnişe ilham olan şehirlerin dışına taşımak kendini sol, sosyalist, sosyal demokrat siyasette konumlandıranlar bizler için acil bir durum. HDP’de sosyalistlerin ne işi var; Kürt hareketi sol siyaseti ileri mi götürür yoksa hareket alanını mı daraltır; ulusalcılara iktidara karşı beraber mücadele edilir mi gibi soruların ne denli havanda su dövmek olduğu belki o zaman anlaşılır. Yerel’in gündemi ile ülkenin genel ajandası arasında ortaklıklar yaratmadan tartıştığımız her şey havada kalmaya mahkûmdur. Bizim somut sorunlara somut çözümler bulma zamanımız geldi de geçiyor. Hatırda tutalım taşra romantizmine kapılmadan; yerel’den, taşra’dan öğrenecek çok şeyimiz var; bunun için her düzeyde ortak işbirliği yaratacak zeminleri çoğaltmamız gerekiyor. Bir “bilen” olarak değil dinlemeyi, öğrenmeyi ve paylaşmayı seçerek, isteyerek ve taşraya gitmek… Taşrada emek örgütlenmelerinde, akademilerde, liselerde, mahallerde kendini yalnız hisseden, bin bir baskıya maruz kalan ancak buna rağmen eğilip bükülmeyen yüreği doğru yerde politik öznelerle buluşmamız müesses siyasetle gerçekleşemiyorsa yeni mekanizmalar üzerinde kafa yormaya başlamanın zamanıdır.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla...Güven Gürkan ÖZTAN'ın Birgün Pazar'da kaleme aldığı Taşra ve İsyan makalesi bu minvalde sözün tamamlayıcısı bir okumayı sağlamakta...

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Biz Nerdeyiz? - Gündüz VASSAF - Radikal
Alişim - Akın OLGUN - Birgün
Ali İsmail Korkmaz'ın Annesi Emel Korkmaz Anlatıyor - 5N1K - Youtube
Ya Bu Raporu Ne Yapalım - Kanat ATKAYA - Hürriyet.com.tr
Ali İsmail’e Saldıran Fırıncıların Avukatı Davadan Çekildi - Sendika.org
Mağdur İktidar - Onur ÖNCÜ - Jiyan
Başörtüsüz K.D.’ye Tecavüz Edebilirsiniz! - Ali Murat İRAT - Birgün
Neleri Unutmamızı İstiyorsunuz? - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Yeryüzü Kurumadan Kapitalizmi Kurutmak - Alp TEMİZ - Meydan Gazetesi
Koltuk Sevdası Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Efkan Bey Bu Da Fişi - Taraf
Pınar Selek Hakkındaki Kırmızı Bülten Kaldırıldı - ANF
Hayal ve Tuncel’in Ses Kayıtlarındaki Sır - Uygar GÜLTEKİN - Agos
Kötü ile En Kötü Arasında Bir Seçim Ummak: Cumartesi Anneleri! - Murat DURAN - Muhalif Yazılar
Uludereli Aileler Makamdan Kovuldu - Sendika.org
Daha İyi Bir Hapishane Kurtarır Mı Şakran Çocuklarını? - Yusuf NAZIM - YN' Blog
Devrim Nostaljisi Olmayan Devrim Pratiği: Rojava - Fatma BAÇARU - Jiyan
Cenevre II, Rojava ve Dersler - Cuma ÇİÇEK - Radikal 2
Kürtlerin Hayatın Aynasındaki Yüzü: Rojava - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Öcalan’dan Hükümete Önemli Uyarılar - Baki GÜL - Pervin BULDAN - Sterk TV - Kürdistan24
Mustafa Karasu: AKP’ye Uyarılarımız Blöf Değil - Sterk TV
Sanık Eken’den BDP’li Buldan’a Hakaret - Taraf
Ermeniler ‘Durup Dururken’ Ne İstedi? - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
Öğretmenim Konuşmayı Öğrenememiş - Mehmet Emin DEMİREL - Metin AKARSU - Evrensel
Dil Yoksa Hayat da Yoktur - Kemal BOZKURT - Jiyan
Ji Sûken Zaroktiya Mın Ner Bı Mırınê… - Vahap IŞIK - Jiyan
Anadili Çalışmaları İçin Muhtaç Sözlük - Şerif DERİNCE - Zan Enstitü
Roja Zimanê Zikmakî Pîroz Be - Celadet BEDİRXAN - Dîrokname
Masalların Diliyle Anadili - Kollektif - Bianet
Bavulumuza Rumca Sığar Mı? - Foti BENLİSOY - 20 Dolar 20 Kilo
Hazine Ermeni Mülklerini Geri Alıyor - Uygar GÜLTEKİN - Agos
Arhavi'nin Yeşili Kömür Karasını Yendi! - Nilay VARDAR - Bianet
Korkuyorum Anne! - Aslı ÇAKIR - Milliyet Pazar
12 Eylül Davasına ÖYM Molası - Evrensel
Gültekin’le AKP-Cemaat Kavgası - Müjgan HALİS - Diken
Cumhurbaşkanı, Kendini ve Meclis'i Feshetti! - Ali TOPUZ - Radikal
Bunu Gör, Bunu Duy, Bunu Konuş - Emre GÜNDÜZ - Meydan Gazetesi
Dünden Bugüne Sansür - H. Nedim ŞAHHÜSEYİNOĞLU - Pir Vakfı
Hayaldi Gerçek Oldu: Artık İnternet Yok! - Bildirge - Korsan Parti
Jiyan’dan Sansürcülere Cevap: Sansürünüzü Tanımıyoruz - Jiyan
İşte 10 Maddede İnternet Sansürü - Nu Haber
İnternet Yasası Chaplin, Gezmiş ve Doğan’ı Sansürledi - Sendika.org
Police Put Down Protest Against Controversial Internet Law In Istanbul - Daily News
Güncelleme - Misak TUNÇBOYACI - Jiyan
Markar Esayan: Hükümet HSYK ve İnternet Adımlarını Seçmen İradesini Korumak İçin Atmak Zorunda - T24
HSYK Değişikliği Yetmez Rüşveti De Suç Olmaktan Çıkarmanız Gerekiyor! - Ergun BABAHAN - T24
Hukuk Dışılığın Olağanlaştırılması - Haldun GÜLALP - Birgün
NYT: İnternet Yasası Türkiye’de Demokrasiye Vurulan Son Darbe - Hürriyet.com.tr
Die Porno-Lobby - Michael MARTENS - Frankfurter Allgemeine Zaitung
Mit Yasası: Adım Adım Otokrasi - Şöhret BALTAŞ - Jiyan
Doç. Dr. Gambetti: Hukuk, Hukukla Askıya Alınıyor - Ekin KARACA - Bianet
Yeni MİT Yasası Hakkında Her Şey! - Kemal GÖKTAŞ - Gazete Vatan
Yargı Da MİT'e Bağlanıyor: MİT Bütün Önemli Soruşturmalardan Bilgi Belge Alacak - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
MİT Taslağı; Evrensel Hukuk ve İnsan Haklarına Tehdit - Güven Gürkan ÖZTAN - Bianet
Yeni MİT Kanun Teklifi Hakkında - Av. Akın ATALAY - Twitter
'Gül Fidan'a 'Gitme' Dedi' - Al Jazeera Türk
Turkey: President Should Veto Judiciary Law - Human Rights Watch
Turkey's Embattled Erdogan Seeks Wider Powers For Spy Agency - Orhan COŞKUN - Reuters
22 Şubat Özeti: İnternet Özgürlüğü İçin Sokağa Çıkanlara Saldırı, MİT Yasası’nda Da Makyaj Sinyali - Sendika.org
HSYK 2. Daire Başkanı Özer: Beni Kategorize Etme, Etiketleme Beni! - T24
Cezaevinde Avukatlara “Cam Fanus” - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
İtibara Dokunulmasın, Ya Kadına? - Semiha ŞAHİN - Atılım Haber
Kabataş Olayında Çin Krizi: Kadının Beyanı Esastır İlkesi - Eda Aslı ŞERAN - Zeynep Koçak YILMAZ - Birikim
Kaba-Taşlaşmış Vicdanlar - Deniz IŞIKER BEDİR - Agos
Kabataş Meselesi: Yangında İlk Okunacak - Ümit KIVANÇ - BiaMag
Kabataş’ta Psikolojik Harp - Ayça SÖYLEMEZ - Birgün
Kabataş Görüntüleri ve "Faydalı Aptallar" - O. GÜRSEL - Günzileli.com
Kabataş ve Kadın - İnci TULPAR - Posta.com.tr
İkiyüzlülüğün Daniskası - Melis ALPHAN - Hürriyet.com.tr
Kabataş’ın Raporu Da Şaibeli - İklim ÖNGEL - Cumhuriyet
Ehrenmorde Unter Den Augen Des Staates - Die Welt
Kaplan: Özel Tim Yeğenimi ve Başörtülü Akrabamı Darp Etti - ANF
Dershane Düzenlemesi Komisyondan Geçti - Genel Gündem
(Ne) Yerel (Ne De) Seçim 2014 - Yaşar ADANALI - Arkitera.com
Medya, İktidar, İdeoloji: Bir Stuart Hall Değerlendirmesi - Burak ÖZÇETİN - Academia.edu
'Zaten Hükümet Yanlısı Yayın Yapıyoruz' - Tuğba TEKEREK - Taraf - Demokrat Haber
Anadolu Ajansı'ndan 8 İnternet Gazetesine Suç Duyurusu - T24
Alternative Media & Participation - Editörler: D. Beybin KEJANLIOĞLU - Salvatore SCIFO - COST European Cooperation in Science and Technology
'Gezi'de Dünyaya Facia Görüntüsü Vermeyi Planlamış Olabilirler' - Mehmet Ali BERBER - Sabah.com.tr
Polislerin Gezi Tezgahı - Mehmet TEZKAN - Milliyet.com.tr
HDP'î Di Buroya Xwe Ya Hilbijartinê De Asê Man - DİHA
BDP Eylemindeki 'Karaltılar'a 11.5 Yıl Hapis! - İsmail SAYMAZ - Radikal
Roboski’de 1 Yaralı - XQW News
Writing The Snowden Files: 'The Paragraph Began To Self-delete' - Luke HARDING - The Guardian
Sabotaging Peace With Iran - Leonard C. GOODMAN - In These Times
Peace Deal That Frees Yulia Tymoshenko A Harsh Blow To Ukraine’s President - Mark MACKINNON - The Globe & Mail
Ukrayna: Batı ile Doğu’nun Arenası - Ceyda KARAN - Taraf
AWU’dan (Otonom İşçi Birliği) Ukrayna’daki Duruma Dair Açıklama - Çeviri: İnan Mayıs ARU - Indymedia
Maidan And It's Contradictions: Interview With A Ukranian Revolutionary Syndicalist via Avtonomia
Rusya ve Avrupa Birliği Arasında Sıkışan Ülke; Ukrayna - Dr. Mustafa PEKÖZ - Muhalif Yazılar
Protests In Ukraine via Libcom.org
An Anarchist Perspective On The Protests In Venezuela - Rafael UZCATEGUI - Roar Magazine
Solun Özgürlükle İmtihanı! - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Data Pioneers Watching Us Work - Hannah KUCHLER - FT.com
In A First For Spain, A Woman Is Convicted Of Inciting Terror Over Twitter - Raphael MINDER - NY Times
Elîaçik: Pirsgirêka Kurd Bi Peymana Medîne Çareser Dibe - ANF
Gerontokrasi ve Partiraykanın İçiçeliği Üzerine - Kürşat KIZILTUĞ - KK' Blog
İşçilerin Greif İşgali Sürüyor - Halil ÇELİK - Meydan Gazetesi
DİSK’ten Greif Sürecine Dair Açıklama - Sendika.org
Gezi Direnişini Konu Alan Artık Yeter Filmi Yayında! - Bağımsız Sinema
Bourdieu, Wacquant ve Gezi Parkı’nın Küçük Burjuvaları - Ayşe ÇAVDAR - Academia.edu
Genç Ölmek - Ercan KESAL - Birgün Pazar
Nasılsın Asker? - Tülin ER - Radikal Kitap
Kesit: Şüpheli Asker Ölümleri - Murathan MUNGAN - Metis Kitap
Çirkinin Yaşama Hakkı: Philip Seymour Hoffman ve Beyazlı Kadın - Çağla ÖZBEK - 5Harfliler
Mecburi İstikamet: Yalnızlık - Hektor VARTANYAN - Radikal Blog
George Monbiot: Daha Fazla Harika İçin, Dünyayı Yeniden Yabanileştirin - Ted Talks
(Devrimci) Kültür Endüstrisi’nin Eşek Tacirleri  - Mustafa KARAKALEM - İştirâki
“Fizikte Kriz,” Felsefe ve Politikanın Krizi - Bob AVAKIAN - BA' Blog
Başbakanımıza ‘’Kendinizi Nasıl Tanımlarsınız?’’ Diye Sorduk, İçtenlikle Cevapladı - Nedim KARAEL - Jiyan
What Bourdieu Would Say About The Web - Cristina COSTA - Social Theory Applied

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
We Are The Future! via Sanathareketi

>>>>>Poemé
İşitilmeyen - Oruç ARUOBA

Yuvarlanarak geçtim buradan:
görmediniz.
Güneş bile yumdu gözlerini
kapattı kulaklarını
işitmedi
sözlerimi.

Yaralanarak geçtim buradan:
sağaltmadınız.
Gök bile örtündü bulutlarını
sakladı yıldızlarını
dinlemedi
umutlarımı.

Yokolarak geçtim buradan:
yaşatmadınız.
Ölüm bile çekti aldı anlarını
tuttu attı anılarımı
dindirmedi
acılarımı.

Kaynakça: Şiir Evim

No comments: