Monday, March 03, 2014

Deuss Ex Machina # 488 - grave apparet falsitas

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_488_--_grave apparet falsitas

24 Şubat 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Actress - Grey Over Blue (Werk Discs)
2. Actress - Street Corp (Werk Discs)
3. Akkord - Channel Drift (Houndstooth)
4. Akkord - Smoke Circle (Houndstooth)
5. Kontext- Dreams Of A Reason (Klammklang Tapes)
6. Kontext - The Night Of The Sweaty Knives (Klammklang Tapes)
7. Mount Kimbie - Made To Stray (DJ Koze Remix) (Warp Records)
8. Mount Kimbie - You Took Your Time (Feat. Jeremiah Jae) (Oneman Remix) (Warp Records)
9. Dub FX - Colours (Feat. Martha Cecilia) (Convoy Unlimited)
10. Dub FX - Senorita (Convoy Unlimited)

grave apparet falsitas
(488)
Hayatta Mıyız?

Düpedüz hemen her şeyin yeniden tanımlandırıldığı ve dönüştürüldüğü daha önce benzerini görmediğimiz sınamaların artık söz konusu edilebildiği, yapıldığı bir uzamda alt üst edilen hayatın bizatihi kendisidir. Her hamle, her hücum doğrunun eğilip, büküldüğü, kırılıp, döküldüğü karşılaşmalardan ibaret bir surete hapsedilmektedir hayat meseli. Her suret iktidarın sözünü yüceltmek için, onun refakatinde el üstünde tutulması gerekenler olarak atfettikleri adına yepyeni eşiklerin açılmasını göstere gelmektedir. Duygunun izanın anlamın ve ahlakın genel anlamıyla insana ait olan her şeyin iktidar uzamında nasıl alelacele tahrip edildiği meydana çıkmaktadır. İnsandan çok düzenin kurallarına ikilettirmeksizin riayet edecek, müesses nizamın hemen her şeyine olur verenlerin, gözetim ilaveten denetim altında olduğunu umursamadan sözüm ona özgür iradesi ile seçimlerini ve tercihlerini yaşayabildiklerinin ilam olunduğu, bilinci ipotek altına alınmış “personalar” yaratabilmek için çabalardır karşılaştığımız.

Yönetimin çerçevesi sınırları hacmi ve etkisi günden güne artarken sorgulamayan ve her yapılanın nasıl önemli birer çıkarsama ve hamleler olduğuna dair sözlerin zikredildiği bir güncelliktir yaşayadurduğumuz, yaşadığımızı sandığımız. Görünen ve algıya, akla daha en başından çöreklenen, kalıcılaştırılmaya çalışılan bu hudut dâhilindeki sözün, sesin, hayatın tek ve yegane sahibinin iktidar olduğunun yinelenmesidir. Birer suret karşılaştırmasından artık ziyadesiyle uzak, normatifin basbayağı lime lime edilmesine çabalanılan birbirini takip eden her girişim, kalkışma ile yeni Türkiye denilegelenin amalar ve sağırlar ülkesi haline dönüştürülmesinin izlerini hiç uzağa gitmeden çözümleyebilmek olasıdır. Eski olarak addedilen yeninin harcında bu gümbürtüsünde yeniden doğmaktadır. Eski yok olduğu sanılan tavırlar, o eşiklerinden geri çağırılarak, yeninin harcı sağlama alınmaktadır. Nüfuz ettirilen çoğaltılabilen şartlı reflekslerin biteviye alarm zillerini yeniden harekete geçirme olasılığıdır. Söylemlerin yekunu, konuşmaların hemen hemen tamamı yeni'den bahsetse de ulaştırılmak istediğimiz menzil tastamam eskidir hemen hiç eskimeyendir! Boyunduruk, cendere öylesine çok sözcükle bunların pratiği olarak sunulan şiddetle, hınçla ve linç gayretleriyle beraber eskinin hükümranlığının hiç bitmeyecek bir suretinde yaşadığımız dank etmektedir. Enikonu masumiyetten dem vuranların, mağduriyet ile ayrışmazlıklarını ilan edenlerin her sözünün tasavvurunun tahayyülünün değil astığım astık kestiğim kestik iktidarının o hep saklı tutulanın sureti kalıcılaştırılmaktadır.

Halkın şartlandırılmışlıklar ve sınırlandırmalar karşısındaki tepkisinin her gün, ama her Allahın günü bir kez daha denendiği, sınırın ya da eşiğin her zorlamada bir kez daha daraltıldığı bir yerdeyiz. İleri demokrasi güncemiz başlı başına açık bir zindana dönüşmektedir. Hayat gösterilenlerin dâhilinde basbayağı linç ediliyor. Söz geçersiz bir teferruata dönüştürülüyor. Her şeyden yeterince emin olanlar bütün bu çirkefliğin kalıcılaştırılması adına elden geleni yarına bırakmıyor. Çamura gömülmüş olan akıl, devletlûnun zehir zemberekliğine kayıtsız ve şartsız teslimiyet hep daha fazlası derken otokratizmi, despotizmi mümkün kılıyor. Erk, muktedir, iktidar talanın her halinde bunun için uğraşıyor. Görmeye başladığımızda ve devamlılığında hayatımızın ayrışmazı olarak resmedilen bu iktidar, bunun ana yapısı olan devlet yıkımın öznesi ve başlangıcından sonuna o eksenin müsebbibi oluyor. Ürettikçe, dönüştürdükçe algıyı tahrip ettikçe ben ben ben diye sayıkladıkça paralelinden düzüne "devlet" dediğimizin aslında nasıl büyük bir öğütücü olduğu ortaya çıkıyor. Kentsel talandan, gündelik yaşamı dönüştürmesinden, akla fikre hakaret gibi kurallar icat etmesinden, aleni tehditlerinden ve daha bir dolu söz ve eylemden bunu teyit edebilmek mümkündür.

Yaralarımız bunca çokken açık bir biçimde önümüzden geçip giderken heyula ile hiçbir şeyin farkına varılmadan yola devam edileceği vurgulanıyor. Tapeli siyasetimiz dün bel altı çalışırken bugün bel üstü yenilip yutulan herzeleri gösteriyor. Tape kayıtlarından yansıyanlar devleti yönetenlerin halkına anlatmadıkları / görünmedikleri anlarda nasıl rahatça pislikler gerçekleştirebileceğini ortaya seriyor. Halkın idraki, derdi, sıkıntısı değil iktidarın konformizmi, devletin yüceltimi tabulaştırılıyor, meşru kılınıyor. Cukka sağlama alınırken indirme, artık iç edişten fazlasına varmışken, “milletin a. koyacağız” diyenlerin postalarla yola getirilebildiği bir gerçek zuhur ediyor. Hepsinin sırtları pışpışlanıp bizzat beyefendinin talimatları doğrultusunda onu alacaksın, bu kurumu iç edeceksin, Bilalcım sen de paraları eriteceksin inşallahlar gün yüzüne kavuşuyor. Hazin falan değil yaşadığımız ülkenin cehennemi o seslerden, kriptolu telefonlarda yankılanan milletin mağdurlarının şeytanlıklarını, paraya iman etmelerini sadece rant adına yaşadıklarını afişe ediyor. Saniye saniye iktidar oyunu eylenirken, kasetler havalarda uçuşurken esas bize kalan özet bu oluyor. Yalancıların ve haramzadelerin sözüm ona imanları, imanı kullanarak hepimizi kandırmış olmalarının yalınlığı faş oluyor. Bugün sorgulanamaz diye bildirilen 'biyopolitik' bir nesnelliğin bizatihi yıkımın failliği ve her türlü bağlantıdan, sorgudan, sualden arınmış özü ta kendisi oluyor. Sınırlandırılmış olan akıl için, yedi gün yirmi dört saat propaganda devreye sokuluyor. Erdoğan handiyse nefes almaksızın had bildiriyor. Utanmadan devletin kriptolu telefonlarını dinlediler, bunu yaptılar ve hiç kaçınmadılar diye mağdurum edebiyatını sergiliyor. Orası kafi gelmezse hazır cemaate, imama laf bulmuşken özünde her ikisinin de akıllarındaki o esas düşman tanımını yinelemekten kaçınmıyor. "Bir yol açılışı yapıyoruz kimlere rağmen o solculara rağmen. Onlar ateist ve bunlar terörist. Chp! bunlara bizim gençlik diyor" ağız alışkanlığıyla beraber. İçteki ve dıştaki hainlere ders vereceksiniz diye buyuruyor Balıkesir'de tıpkı diğer illerdeki gibi damarları dışarıya çıkmış bir biçimde hiddetle, öfkeyle daha bir üst perdeden sert vurgularla. Oysa her şey o tapelerdeki gibi sessizce ve usulca yapabildikleri gibi; tane tane Bilal oğlana anlattığı gibi olsa hiç kızmayacaktı baş vezir, heyhat. Her şey mubah yeter ki düşünmeyin, taşınmayın, endişelenmeyin anonsları ile beraber alt üst hayatlarımıza makyaj yapılmaya devam ediliyor. İcraatlar böylesi vurgularla, yeni hedef gösterimleriyle beraber insanların aklına hakaret edercesine bir seçim kazanabilmek için dile pelesenk ediliyor. Utanmaksızın her şey mubah sayılıyor. Bir sağından bir solundan çekiştirilen itilip kakılıp doğru bu bunu iyi belle diye zikredilenler yeni bir yok oluşu takdim ediyor görebilene. Hayat, birbirine hiç benzeşmeyen ama sözü, itirazı keşfedenlere karşı; onları zapturapt altında tutmaya çalışanlara oyuncak ediliyor. Yalandan umulan medet, talanın önüne set kurabilmek, konuşturmamak adına reklam spotuna eviriliyor. “Lafa söze değil icraata bakarım.” Ortada herhangi bir iddianame yokken nöbetçi savcı eliyle hırsızların salı verilmesinden görüyoruz o icraatları.

Bir ihtimal ya da bir olasılık üzerinden değil, bizatihi her yerde çarşaf çarşaf yazılan, kimilerimizin gözleriyle de gördüğü, şahit olduğu ,al gülüm ver gülümlerin yapıldığı takasları hep maddiyat ekseninde daha büyük iç edişler için kullanıldığının ortaya çıktığı enikonu göründüğü bir menzilde suç karinesinin suçlananların lehine değişip bu davalardan yırtmalarının(!) mümkün olduğunun ilan olunmasıdır icraat. İcraat "neoliberal" düzende daha fazla zor kullanmak, daha büyük hak ihlallerine yol vermek herkesten köşe bucak saklanıp, kapalı kapılar ardında bildiğini inat ve ısrarla eyleyebilmek olarak güncedeki yerini alıyor. İcraatla güncellenen biyoiktidarın eş zamanlı olarak her yerde her an tepemize çökecek, biat etmeyenleri saf dışı bırakacak bir edim olduğu yeniden kanıtlanıyor. Nefretin ateşi harlanırken, hedef tahtasına konulanların değiştirildiği, güncel bir yirmi sekiz şubat bina olunuyor. Kentler delik deşik edilebilir kılınırken, her şey bu milletin beklentisini karşılamak için, şu tahayyülüne sıkıntısına çözüm için diye dile getirilirken asıl olan belediyecilik tanımı dahilinde yağmanın kalıcılaştırılması adına yapılacaklar olduğu meydana çıkıyor o icraatlar. Akıl henüz filizlenen fikir sorgulamaya girişen bedenden hesap sormayı uygun buluyor. Devri daim olunan icraat denilenler dünün ezberlerini noktasına virgülüne kadar bir sahip çıkış oluyor.

 Erk yapabileceği fenalıkları azamide tutarak hep hedef gözetip meydan okuyarak, oyunları bozacağını zikrederek hodri meydan çağrısını yineliyor. Oysa geriye ne meydan bırakılıyor ne de en ufak savunulabilecek bir argüman. Hepsinin, alayının, hep beraber üzerinde per per tepindikleri bir biçimde kendi tahayyülüne sıkıştırdıkları ve bundan ötesi yoktur bağrış çağrışında tapeler, görüntüler, imajlar ve imgeler, koltuklar, makam ve mevkiiler suretlerin handiyse hepsi, birlikte yeni bir ülkeyi tanımlandırıyor. Harcı biyopolitik hamlelerle, maval okumalarla, çalınmışsa da bu halk için, söylenmişse de mazlumun hakkını korumak için, müdahaleler edildiyse derin! yapılarla mücadele etmek için, imamın hakkından gelinecekse hep daha iyisine artık tabuları yıkan bir ülkeye varmak için vd. benzeri çıkarsamalarla yeni "ülke" eskinin ayak oyunları taht kavgalarının yolunda şekillendiriliyor. Yalancılık yeni ülke siyasetinin gözdesi oluyor. Ekranlar avaz avaz yaftalayanlara sonuna kadar açık tutuluyor. Erkin sözcüsü olarak adlandırılanlar barınçbeyden, çelikbeylere alo fatih'lere hacet olmaksızın kendi bildiklerini anlatmaya, yalanları savunmaya devam ediyor, tiradlarını atmayı sürdürüyorlar. Hiçbir surette başından tahayyül edilemeyen iktidar istenci, makam ve mevkii koruma güdüsü, yinelemekten kaçınılmayan aba altından sallanan sopalar tespit ve çıkarsama görünümüyle ve görünümünde bütün bu yalan düzeneği kalıcılaştırılıyor. Burada, yalan yere yaşadığımız tescilleniyor. Sabahlara kadar çalışan özverili vekillerimiz sayesinde torba yasaya sıkıştırılan bir demokratikleşme paketimiz de oluyor. Yalanlar sürmekte, alabildiğince yeni hedefe koyuşlar, linçler ortaya çıkarken "demokratikleşme paketi" olarak bilinen temel hak ve hürriyetlerin geliştirilmesi amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklik yapan kanun tasarısı meclisten geçiriliyor. Nefret suçu kavramı da araya bir yere sıkıştırılmışken bizatihi erk nefretini kusmaya halkın gözüne baka baka devam ediyor, sorgulayan mı Ne gerek var ki!. Kayıtlar bu devletin şimdisine dair işitilmesi, bilinmesi, duyulması ve görülmesi gereken her şeyi aralıksız ifşa ederken yalanlardan mamul ceberut yüzü ile her fenalığı yapabilecek bir odak haline dönüşmeye devam ediyor. Ayrıştırmak zaruri, ikiliklere koşturmak gerekli, şüphelerden paranoyak bir ülke tasviri ve tahayyülü gerçekliği eskisinden de çabuk mümkünatlara ekleniyor. Politika, daracık bir yolun kendisiyken bu ülkede olan da cümbür cinnetliğe kayıtsız kalınıp yok edileceği zikrediliyor her saniye. Tek ses, tek söz, tek din, tek millet ve tek adamın dünya görüşü ile orantılı bir siyasete teslim ediliyor, rehin kılınıyor koca ülke. Hayırlı evlatların ise hangi hayırlara vesile olduğu, hayırhah güncellikte sorgulanmaması için elden gelen yarına bırakılmıyor. Halkı bir yığın olarak görüp bir oraya bir buraya sürmenin, kutuplaştırmanın, nihayetinde kavganın ve dövüşün fitili ateşleniyor. Onca tiradı boşuna değil. Hesap verecekler seslenişi malum şahsiyete, cemaate değil, akla düşen o solcu, terörist, ateist, çapulcu, ayyaş, vandal, iş birlikçi, hain, bölücü bir dolu yaftayla anılan muhaliflere kesileceği yineleniyor. Yapbozun gibi görülen esas resmin parçaları şimdi paramparça, darmadağınık her yerden eksik, çalınmış bir öğesi görülebiliyor.

Kaybedilmiş, zulme teslim edilip yakılan yıkılan ve katledilen hiç edilen bir özen sıfırlanan, hakkı gasp edilen, hukuku linç, özgürlüğü azap kılınan ülke artık gerçek. Biteviye ezberler yinelenip durulan kutsallar, bu devletin aslında her ne olduğunu ve o halkını her ne olarak bellediğini afişe ediyor. Yapboz tahtasına dönen ülke darmadumanken, kuşku ve korkuya teslim edilmiş bir ülkede hemen her şey yolunda türküsü zikrediliyor. Oysa her şey yarım yamalak ve fecaatin kıyısındadır. Özetin özeti budur. Düzenek alt üst edilirken hayata kasıt sıradanlaştırılıyor. Sindirilebilir ne kaldı, ne kalmadı. Yolsuzluk, arsızlık, yağma durmaksızın linç her yerde bir üstünlük ve kutsallığı, yegane tekin istikbali için, denge gözetme çabası diye yutturulanlar, yapılanlar ile bu ülke bir karabasanın kendisi oluyor.. Sorular düpedüz, dolaysız, açıkça ortadayken sağır sultanın bile anladığı vahamete dur demeye kaç zaman vardır? Nasıl bir ülkeye dönüştüğümüz meydandayken karanlık her yeri zapt ederken hayat ne yana düşer. Geriye hayatı hatırlatacak bir şey kalmış mıdır? Hayatta mıyız?

>>>>>Bildirgeç

Yalanın siyasete ne kadar içkin olduğunu Fransızlar bir kelime oyunuyla anlatırlar: “Soru: Parlement (meclis) denince aklınıza ne gelir? Cevap: Parle (konuş) ve ment (yalan söyle).” Bu, siyaset hakkındaki genel geçer kanıyı gayet isabetli bir biçimde ifade eder: yalan yaşam alanlarımızın hepsinde vuku bulabilecek bir kandırma/kandırılma hali iken, siyasetle yalan arasında daha yakın bir bağ vardır.

Siyasetçilerin, önderlerin, bürokratların ve devlet erbabının sıklıkla yalana başvurduğu tarihte sayısız örnekle sabit olsa da, yalan türleri siyasal alanın yapısına göre farklılık gösterir. Doğrudan demokrasi ile yönetilen siyasalarda sözü ve edimi gizlemek daha az mümkündür, zira karar süreçlerine katılımcı sayısı ne kadar artarsa, görünürlük de o kadar artar. Bu tür siyasalarda başarılı bir şekilde yalan söylemek için epey hünerli olmak, retorik sanatını iyi icra etmek gerekir. Devletin işleyişini gözden ırak kılan yönetim biçimlerinde ise, tam tersine, en kıt akıllı yönetici bile halkı kandırmayı başarabilir. Devlet sırrı geleneğinin varlığı, kamusal alanın otoriter bir biçimde kısıtlanması, şeffaflık ve hesap verebilirliğin toplumca kanıksanmaması, siyasette can alıcı kararların kapalı kapılar ardında alınması, medyanın devletle girift ilişkiler içinde bulunması, hukukun işlevsel olmaması gibi birçok faktör yalan söylemeyi kolaylaştırır, yalanın ortaya çıkarılmasını da bir o kadar zorlaştırır.

Yalan türlerinin belli tarihsel eşiklerden sonra da farklılaştığını söylemek de mümkündür. Genel geçer siyaset algısına zemin oluşturan devlet yalanı pratiği, “geleneksel” yalan türüne girer. Buna göre yalan, gerçeği yok etmez, sadece gizler. Her tür kanıt yok edilse dahi olgusal boşluklardan, tutarsızlıklardan yola çıkarak gerçek ortaya çıkarılabilir. Oysa ideolojiler çağının başından beri “totaliter” veya “post-totaliter” adı verilebilecek bir yalan türü daha türemiştir. Tekil bir olguyu değil gerçeklik algısının kendini hedef alan bu totaliter yalan, çağımız siyasalarının yapısı da göz önünde bulundurulduğunda gerçek ile yalan arasındaki ayrımın giderek muğlaklaşmasına da yol açmıştır. Türkiye’de 17 Aralık operasyonlarından beri yaşadığımız gerçeküstü ortamı bir nebze anlamlandırabilmek için bunu açmanın yararına inanıyorum.

totaliter yalan

Totaliter rejimlerin tarih sahnesine çıkmasının siyasetle yalan ilişkisinde bir kırılma, bir eşik oluşturduğu birçok düşünür ve tarihçi tarafından iddia edilmiştir.[1] Total tahakkümü mümkün kılan yapıların ilk kez SSCB’de Stalin döneminde, veya Almanya’da Nazi döneminde, ve yahut her ikisinde neredeyse eşanlı olarak (yani 1930’larda) ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Ortodoks solun kuvvetli itirazlarına rağmen ideolojik açılardan taban tabana zıt duruşlara sahip olan iki önderin (Hitler ve Stalin’in) yalan pratiklerine bakıldığında totalitarizm adı verilen rejim türünün sağ-sol ayrımı gözetmediği apaçık bellidir aslında. Totalitarizm kabusunu tahayyül etmek için George Orwell’in 1984 isimli romanında tarif ettiği distopyayı hatırlamak faydalı olur.[2] Hem romanda, hem de bahsi geçen düşünür ve tarihçilerin çalışmalarında totaliter yalan, aleyhinde ortaya sürülebilecek olgulara rağmen, hatta bu olguları gizlemeye dahi gerek duymadan inandırıcılığa sahip olabilen bir yalan türüdür. Kanıt, bulgu veya bilimsel bilgi gibi ifşa yöntemleri totaliter yalanı sarsamaz. Bunun sebebi, sürekli tersine çevirme, tersyüz etme, beyaz olanı kara gösterme, kara olanı aklama, dün ittifak kurulan grup veya kişileri yarın rejim düşmanı olarak hedef gösterme ve müthiş bir ideolojik propaganda sayesinde gerçeğin ne olduğu hakkındaki algıların mutlak surette bulandırılmasıdır. Örneğin, Orwell’in 1984’te anlattığı fiktif rejim dün dost olduğu ülkeye savaş ilan eder, dün savaştığı ülkeyle bugün müttefik olur, ancak kitleler bunu yadırgamaz, dünkü dostu yuhalayıp yeni müttefiki alkışlarlar. Ama işin ürkütücü yanı, Stalin dönemi SSCB’sinde ve Nazi Almanya’sında buna benzer durumların gerçekten yaşanmış olmasıdır. Dünün gizli istihbarat şefi Yagoda’nin Moskova Duruşmaları’nda devrime ihanet suçuyla ölüme mahkum edilmesi veya dünün sadık öncü kuvveti olan SA’ların Almanya’da bir gecede likide edilmesi gibi sayısız tersyüz etme ilişkisi, halkla parti arasındaki bağı koparmak yerine pekiştirme işlevi görmüştür.

Bunun nedenlerinden biri, kitlelerin söylenilen sözün veya yapılan işin mahiyetine değil, öndere veya partiye inanmasıdır. Totalitarizm bir devlet rejimi olmaktan çok parti rejimidir. Parti ise bir önder partisidir. Claude Lefort totaliter önder için “egokrat” terimini kullanır.[3] Egokrat sadece partinin varlığının güvencesi değil, aynı zamanda “gerçek” ve “doğru” gibi normların da biricik ölçütüdür. Totaliter parti devletin tüm kurumlarının kontrolünü elinde tutar. Ancak diktatörlük ile totalitarizm arasında çok önemli bir fark vardır. Diktatörlük, halkı halka rağmen, yani iktidarda bulunan sivil veya askeri elitlerin zor kullanması yoluyla yönetmesidir. Totalitarizm ise toplumdaki her bireyi psikolojik olarak partiye bağlayan ve hatta partiye canı gönülden destek vermelerini sağlayan mekanizmalar icat edebilmiştir. Totalitarizm halk sayesinde ayakta durur. Kitleler önderle ve partiyle özdeşleşirler.

Totaliter yalanının bu denli inandırıcı olmasının ikinci nedeni, “yeni toplum” inşa etme projesiyle ilişkili olmasıdır. Yoğun çalkantılara ve ideolojik kamplaşmaya maruz kalmış toplumlarda iktidara gelen vizyoner siyasetçilerin toplum mühendisliği yoluyla büyük dönüşümler başlattığı dönemlerde eski doğrular yıkılır, sabit zeminler azalır, bunun yerine geçeceği vaadedilen yapılar ise henüz oluşmamıştır. Herşeyin hızla değiştiği böylesi dönemlerde tutunacak yegane dal iktidarın kendidir, zira toplumu şekillendirme, gidişatı belirleme, ve bir sonraki adımı öngörebilme gücü sadece ondadır. Bu, her geçiş döneminin totaliter olacağı anlamına gelmez. Alexandre Koyré’ye göre totalitarizmin özgül farklı gizli örgüt yapısının devlet yönetimi ilkesi haline getirilmesidir.[4] Devlet içinde başka bir devlet (yani Türkiye’deki tabiriyle “derin” veya “paralel” devlet) iktidarı elinde tutar. Her kurumun bir gölge kurumu vardır. Kurumlarda çalışanlar kimin hangi iç halkaya dahil olduğunu bilmezler. Totaliter devlet formu “soğan kabuğu”na benzer: her katmanın içinden başka bir katman çıkar. Bir katmana dahil olanlar, birbirlerine gizledikleri sırlar aracılığıyla bağlanırlar. Her katman kendini “içeride” bilir; ancak daima daha içeride olan bir katman daha vardır. Katmanlar arasında herkes birbirine yalan söyler, gerçek aidiyetini gizler. En dış çeperlerde yer alan sıradan vatandaşa kadar herkes partiyle ilişkisini daha fazla sırdaş olma üzerinden kurar. Totaliter toplumlarda komşunun komşuyu, hatta çocukların ebeveynleri gizli polise ihbar etmesinin ardındaki saiklerden biri de budur. Totaliter rejimlerde “yeni insan” böyle yaratılır.

1984’te de gayet çarpıcı bir biçimde anlatıldığı üzere totaliter toplumlara egemen olan temel duygu güvensizliktir. Egokrat dışında hiç bir kişi veya merciye güven duyulması imkansızlaşır. Kitlelerin desteğiyle var olmayı sürdüren totaliter rejimler, bunu insanları yalnızlaştırarak iktidara kenetleme suretiyle başarırlar. Total tahakkümün sürebilmesi için sürekli olarak yeni iç mihraklar üretilmelidir. Suçluyla suçsuzun ayırt edilememesi, ve hatta suçlu-suçsuz kavramlarının içinin tersyüz etmeler yüzünden boşaltılması gerekmektedir. Hannah Arendt, çalışmasında, suçsuzların cezalandırılmasının ne denli stratejik olduğunu yazar.[5] Almanya’da Yahudiler devlete karşı hiç bir muhalefette bulunmamalarına rağmen toplu halde imha edildiler; SSCB’de ise özellikle 1936-38’te binlerce bürokrat ve üst düzey yönetici, “devlete karşı komplo kurmak”, “dış mihraklarla işbirliği yapmak”, “ekonomiyi sabote etmek” gibi büyük kısmı gerçek dışı olan suçlamalarla yargılanıp idam edildi veya çalışma kamplarına yollandı. Suçlamaların fiktif olması totaliter tahakküm açısından önem taşır, zira toplumdaki her birey bir gün kendinin de gözaltına alınabileceği korkusunu daima yüreğinde taşımalıdır. Kendi suçsuzluğuna güvenen bireylerin varlığı totaliter rejimler açısından sakıncalıdır. Total tahakküm, bireyin kendi dahil kimseye güvenememesini gerektirir. Herkes rejim tarafından bir gün “harcanabileceğini” anlamalıdır. Başka bir deyişle, herhangi biri günün birinde “komplocu” veya “darbeci” olmakla suçlanabilir.

Totaliter rejimlerde bahsi geçen devlet terörü biçimlerinin; yıkım, katliam, baskı ve polis terörü gibi “geleneksel” yöntemlerden farklı olduğu aşikardır. Tüm bunların yoğun ideolojik propaganda eşliğinde uygulandığını da unutmamak gerekir. Totaliter propaganda iktidarı sadece abartılı bir şekilde övmekle kalmaz; birincil işlevi düşmanlık, nefret ve güvensizlik aşılamaktır. “Biz” ve “onlar” ayrımını mutlaklaştırır; “onlar”ı bizde olan tüm iyi özelliklerin tersine sahip olarak kurar. Her bireyi rejim bekçiliğine çağırır; vatan sevgisini parti sevgisiyle, parti sevgisini de önder sevgisiyle eşleştirir.

17 aralık türkiye’si

Anlatılanların Türkiye’de ne yazık ki birden çok izdüşümü olduğunu özellikle belirtmeye gerek yoktur sanırım. Tek parti döneminden darbe dönemlerine ve 1990’lardaki TSK vesayetine kadar totaliter rejimlerin farklı söylemsel öğelerinin sivil ve askeri yöneticiler tarafından kullanıldığı barizdir. Ancak kanımca hiç bir dönem, 17 Aralık’tan beri yaşadığımız ortam kadar gerçeküstü olmamıştır.

17 Aralık’ta iki kırılma yaşandı: birincisi, halkın bir kısmına malum olan su yüzüne çıkarak gerçeklik statüsü kazandı. İkincisi, bu gerçeklik kazanıldığı anda yitmeye başladı. Geçmişi yeniden anlamlandırmaya sebep veren bu kırılmalar kuşkularımızı doğrularken, bildiğimizi sandığımız şeyler hakkında yepyeni şüpheler de doğurdu. Yolsuzluktan örtülü ödeneğe ve silah sevkiyatına kadar gayri-hukuki birçok pratiğin; Jitem’den Ergenekon’a, mafyadan cemaate kadar birçok paralel yapılanmaların var olduğunu öyle veya böyle seziyorduk. Ergenekon, Balyoz ve KCK gibi toplu davalarda absürde varan düzmece “kanıt”lar kullanıldığı mutat kez dile getirilmişti. Ancak bunların gayet sansasyonel bir biçimde ortalara saçılması, zihinlerde netlik yerine bulanıklık yarattı. Öyle ki, görünür ve bilinir olanın “gerçekten” gerçek olup olmadığı tartışılır oldu.

Neden? Dershanelerin kapatılması meselesi, Gezi süreci, penguen medya, Kabataş ve camide içki iddiaları, durdurulan MİT kamyonları, 17 Aralık ve 25 Aralık operasyonları, paralel devletin tasfiye edilmesi adı altında binlerce memurun görevden alınması, telekulak skandalları, HSYK ve internet sansürü yasaları, MİT yasa taslağı, ve seçimler derken herşey çok hızlı bir değişim-dönüşüm çarkına girdi. Sarsılmayan hemen hemen hiç bir zemin, tutunacak hemen hemen hiç bir dal kalmadı. Bu gelişmelerin her biri, “bu kadar ileri gidemezler, bu kadarını da yapamazlar” cinsinden beklentileri yok ede ede vuku buldu. Yöneticilere ve yargıya güvenmeyenler sokakta adalet ararken “darbeci” olarak damgaladılar ama suçsuzluklarını kanıtlayacak mecra bulamadılar. Polis şiddetine maruz kalanlar “terörist” ilan edildi. Savcıların silah sevk eden kamyonları durdurması “suçüstü” sayılmak yerine “suç” sayıldı. Telefon dinleyenlerin kendilerinin dinlendiği ortaya çıktı. Ergenekon, Balyoz ve KCK davalarında binlerce masum insanı cezaevlerinde çürümeye terk eden hakim ve savcılar, paralel devlet operasyonlarının “kurbanı” oluverdiler. Buna kasetler, tapeler, karşılıklı suçlamalar, twitler, yoğun yandaşlık, algı operasyonları ve manipülatif demeçler de eklenince, komplocular, İstiklal savaşı düşmanları, lobiciler gibi birtakım gölge grup ve katmanların gerçekten var olabileceğine dair kuşkular pekişti.

Ancak belki de en önemlisi, bu genel şüphe ortamında hükümetin şeffaflık ve güven tesis edecek yerde tek parti rejimi inşa edecek adımları sıklaştırması oldu. Gayet konjonktürel sebeplerle hazırlandığı apaçık belli olan yasa tasarılarının art arda meclise getirilmesi, gerçeklerin ortaya çıkarılmasını sağlayacak yegane araçların da halkın elinden alınacağının işaretiydi. Vekil çoğunluğu itibariyle meclisin, geçmişi itibariyle cumhurbaşkanının fiili olarak yürütmeye bağlı olduğu, medyanın bir telefonla hizaya getirildiği bir rejimde, hakim ve savcıların da kanun yoluyla (yani aleni bir şekilde) yürütmeye bağlanması; tarafgir olmayan hiç bir kurum ve kuruluş kalmadığı kanaatini kuvvetlendirdi.

Bu gidişattan ürken kesim, bunun bir rejim krizi olduğunu, ancak AKP’nin seçimleri kazanması halinde parti devletine doğru savrulacağımızı daha sık gündeme getirmeye başladı. Öte yandan kuşatılmışlık ve ihanet duyguları içinde olan AKP taraftarları komplo teorileri üretimine canhıraş bir biçimde hız verdiler. İki tarafta da, ayrı sebeplerden dolayı da olsa, panik yaşanmakta. Kamplaşma arttıkça ortak bir gerçeklik algısında buluşma ihtimali de azalıyor. Birinin kanıt dediğini diğeri kabul etmiyor; birinin yalanı diğerinin gerçeği haline geliyor.

Sular hemen şimdi durulsa belki bu gidişattan asgari yarayla kurtulmak mümkün olabilirdi. Ancak işaretler ne yazık ki o yönde değil. Peki bunun sonucunda ne olur? İster istemez Hitler’in Kavgam kitabında yalanla ilgili yazdığı satırlar akla geliyor. Hitler, “Yalan söyleyecekseniz büyük söyleyin; gerçek ortaya çıksa bile büyük yalanların izi baki kalır” diye yazar. Haklıdır da. Yalan, sadece “şimdi”yi değiştirecek bir etki yaratmaz; aynı zamanda geçmiş ve geleceği de ipotek altında alır.

Bunun en somut göstergesi, suçlamaların yalan olduğu ortaya çıkana kadar hapiste çürüyen bedenlerde oluşan zararı kimsenin telafi edemeyeceğidir. Bu ülkede yaşayan Kürtler, son 30 yıldır maruz bırakıldıkları işkence ve imha politikalarının üzerini örten yalan ve manipülasyon bulutunun kalkmaması yüzünden hala nefret ve linç nesnesi olabilmektedirler. Ermeni Soykırımı, Dersim Katliamı ve geçmişin daha nice karanlık dönemiyle yüzleşmemiş olan bir toplumda kültürel kodlara işlenen husumetler her daim yeniden hortlamayı bekler durur.

Post-totaliter yalanlar arasındaki en belirgin örneklerden birinin McCarthy dönemi ABD’sindeki cadı avı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’deki mevcut yalan furyası sürdükçe çok sayıda canın yanacağı kesindir.


[1] Bunlar arasında en önemlileri Hannah Arendt, Anton Ciliga, Jean-Pierre Faye, Victor Klemperer, Alexandre Koyré, Claude Lefort, Czeslaw Milosz, Franz Neumann, Pierre Vidal-Naquet, ve Leszek Kolakowski’dir.

[2] Orwell’in öngörülerinin Stalin dönemi SSCB’si açısında ne derece isabetli olduğu Yuri Dombrovski’nin yarı otobiyografik romanlarından da anlaşılmaktadır. Özellikle bkz. The Faculty of Useless Knowledge, Londra, Harvill, 1996.

[3] Claude Lefort, l’Invention démocratique. Les limites de la domination totalitaire, Paris, Fayard, 1994, s. 167.

[4] Alexandre Koyré, Réflexions sur le mensonge, Paris, Allia, 1996, s. 34.

[5] Hannah Arendt, Origins of Totalitarianism, New York, Meridian Books, 1958, s. 448. Bu eserin ilk 2 cildi Totalitarizmin Kökenleri olarak İletişim Yayınları tarafından yayınlanmış olsa da, totaliter rejimi anlatan üçüncü ve en önemli cildi bu yıl içerisinde Türkçeye kazandırılacak.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... Biyopolitika bir gerçekliğimiz olarak yaşamı şekillendiren en önemli etmen. Hal ve gidişat, her an ve her şekilde takınılan tavır, yönlendirmeler ve daha fazlasıyla akıl fikir olduğu kadar bedenler de çürütülmeye devam ediyor. Zeynep GAMBETTİ Hocanın kaleminden çıkan Siyaset ve Yalan, notumuzun tamamlayıcısı, bahsedemdiğimiz eksikleri ziyadesiyle çözümleyen bir metin olarak okunmasını salık vereceğimiz bir meram. GAMBETTİ ve Başlangıç Dergi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alınıtılıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Hançer Parlıyor, Sırtlar Açık - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon
Sesimiz Hiç Kısılmayacak, Ayaklarımız Sokaktan Eve Girmeyecek! - Onur ÖNCÜ - Jiyan
Hepiniz O Telefonun Ucundaydınız Be! - Efkan BOLAÇ - Birgün Pazar
Gezi Devletin Bittiği Yerde Başlar - Nilüfer ZENGİN - Bianet
Seçim Öncesi Gezi Türkiye - Gündüz VASSAF - Radikal
‘Sizinle Birlikte Tükenmeyeceğiz’ - Hande COŞKAN - Jiyan
Sıfırladık - Dila KARAM - Radikal.Blog
Tapeler Tepişirken Kimler Ezilir? - Tamer DOĞAN - Bianet
Hukuk Devleti, Yandaşlar ve Mahkeme Gazeteciliği - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Cehennemlik Münafıklar!.. - Ceyda KARAN - Taraf
Başın Öne Eğilmesin - Ercan KESAL - Birgün
“Ses Benim” Dese “Değilsin” Diyecek Tipler Var!... - Veli BAYRAK - Wan Haber
[Fotoröportaj] Yolsuzluk Karşıtı Protesto - Furkan TEMİR / Nazım Serhat FIRAT / Kurtuluş ARI - Agence Le Journal
Eskişehir Emniyeti'nin Amirleri De Oradaymış - İsmail SAYMAZ - Radikal
Taksim ve Beyoğlu’nda “OHAL” Kaldırıldı - Bianet
Savulun! Halklar Geliyor! - Xwe Metin AYÇİÇEK - XQW News
Kâhtalı Nivart Bakırcıoğlu Seçim Çalışmalarına Başladı - Kahta Haber
AKP’li Seçmen Fatih’te Erbakan’ın Adaylığına Ne Diyor? - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Bu Ülkede Geleceğe Sahip Çıkmak Farzdır - Karin KARAKAŞLI - Agos
Yere Çakılıyoruz! Hep Birlikte! - İbrahim ALAİMİSEMA - Jiyan
Ülkemizde Hayat Milkporttur Abiler, Ablalar! - Misak TUNÇBOYACI - Muhalif Yazılar
Ne Verdi Ki Gittiğinde Mahrum Kalalım - Rıdvan TURAN - Gelecek Gazetesi
Hidayet Şefkat Tuksal: "Ne Yazık Ki Benim İçin Söz Bitmiştir" - Post Medya
Erdogan Enraged - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
Erdoğan'sız Türkiye - Ali TOPUZ - Radikal
İşte Biz Bu Hırsız Sürüsüne Direndik - Barış YILDIRIM - Fraksiyon
Fırtına Yaklaşırken - Foti BENLİSOY - Başlangıç
Mitingler Yalana Tapınma Seansları - Güneş KARA - Jiyan
Bir Yalanın Anatomisi: Haber 7, Star ve Sabah’ın ‘Kayıtlar Montaj’ Haberi Nasıl Çöktü? - Burak ŞAHİN - Beril KÖSEOĞLU - Diken
Ayakkabı Kutusundaki Milyon Dolarlar Süleyman Aslan’a İade Edilmiş! - Nor Zartonk
17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonunu Kimler Yaptı? - Fuatavni - FA' Blog
Küresel Güçlerin Erdoğan'ı Etkisizleştirme Operasyonu - Dr. Mustafa PEKÖZ - Muhalif Yazılar
Milli İstihbarat'ın Yeni Anayasası - Öznür SEVDİREN - Radikal
MİT Tüm Türkiye'deki İletişimi İzledi - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
Ahmet Şık: Dinlemeleri Yeni Fark Ediyor Görünmek Ahlaksızlık - Oğuzhan KARAKAŞ - Zete
Emniyet: Bilgisayarlarımızı Boş Bulduk - Al Jazeera Türk
"Ses Kayıtları" Yok Ediliyor: Savcılık 15 Aralık Sonrası Yapılan Dinlemelerin İmhasını İstedi  - Başka Haber
Amerikalı Şirket Montaj Raporunu Yalanladı: Bu Sahtekarlıktan Utanın! - T24
Erdogan Recordings Appear Real, Analyst Says, As Turkey Scandal Grows - Roy GUTMAN - Miami Herald
Forensic Report - Preliminary - Joshua MARPET - Guarded Risk
Tayyip Erdoğan – Bilal Erdoğan Telefon Gorüşmesi Analizi - Kıvanç KİTAPÇI - KK' Blog
O Kayıtlar Neden Montaj Olamaz - Emre USLU - Taraf
Erdoğan’ı Kim, Nasıl Dinledi Araştırılıyor - Al Jazeera Türk
La Turquie Secouée Par un Scandale D'Ecoutes Téléphoniques - Le Monde
Angebliche Telefonmitschnitte Belasten Erdoğan - Süddeutsche.de
Angebliches Erdogan-Telefonat: "Sohn, Bring Alles Geld Weg, Das Im Haus Ist" - Hasnain KAZIM - Spiegel
AKP Grup Toplantısında Coşku: Dik Dur Eğilme, Paraların Düşüyor - Sendika.org
Mal Varlığınızı Derhal Açıklayın! - Mehveş EVİN - ME' Blog
Sermaye AKP ve CHP Üçgenine Gramscici Bir Bakış - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Turgenyev - Babalar ve Oğullar - Veli BAYRAK - Birgün Pazar
Hevsel Bizi Çağırıyor Çünkü Orası Hikayemizin Ta Kendisi… - Zülküf KURT - Kürdistan.24
Hevsel'den Gezi'ye Dicle Direniyor - Evrensel
Hevsel Bahçeleri’ne Sahip Çıkın! - ANF - Özgür Gündem
İşte Savaş Suçu - Metin İNAN - Özgür Gündem
Turnam Gidersen Mardin’e - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet.com.tr
Affaire Makbule Kaymaz Et Autres c. Turqiue - Requête No 651/10 - HUDOC
Uğur Kaymaz'ın Annesi: Parayı Ne Yapayım - ANF
Burası Babasız Büyüyen Çocuklar Ülkesi - XQW News
Kadıköy'de Polis Ablukasında Gece - Bianet - Youtube
Turkey 2013 Human Rights Report via United States Department Of State
Roboski Katliamının Tapeleri - Çetin YILMAZ - Jiyan
Roboski'nin Duyulmayan Çığlığı - Ferhat ENCÜ - FE' Blog
Roboski - Selahattin DEMİRTAŞ vs. Rte - Youtube
Roboski’den Beyoğlu’na Uzanan Direniş ...  - Eylem DAŞ - JINHA
Rojava’ya Örülen Duvarı, Biriket İhtiyacı Olan Köylüler Söküp Götürecek - Vahap IŞIK - Jiyan
Özgürlük Sorunu - Abdullah ÖCALAN - Kurdistan 24
ARF Welcomes Ocalan Letter ‘With Reservations’ - Armenian Weekly
"Güvenlik Gerekçesi" Sorular - M.Ulaş BAYRAKTAROĞLU - Gelecek Gazetesi
Ezber Bozan İddianame - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet.com.tr
Ali Nesin: Nişanyan Apar Topar Buca Cezaevine Nakledildi! - Hrant KASPARYAN - Demokrat Haber
Sevan İçin, Adalet İçin - Bilgehan UÇAK - HaberX
Erdoğan’ın Bitmeyen ‘ODTÜ’ Kini - Diken
Vatandaşa Yardım İçin Akbil Kullandırana Dava - Vagus.TV
İstanbul Anadolu Adliyesinde 2 Kadın Avukat Darp Edildi Saldırıyı Kınıyoruz - Genç Baro
İstanbul Adalet Sarayı'nda Arbede - Radikal
Serdar Kadakal’ın Ölümü “Şüpheli” Bulunmadı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Öğrencilerle Anlaşmak İçin Kürtçe Öğrenen Türk Öğretmene Sürgün - Radikal.com.tr
Hrant Dink Cinayeti Davası Savcısından Agos'a Soruşturma - Uygar GÜLTEKİN - Agos / Başka Haber
Agape Kilisesi Pastörü Pıçaklar’ın Çiğnenen Onuru - Vivahiba
İHD: Samast’ı Övenler Bulunup Yargılansın - Emre ERTANİ - Agos
Clashes In East Jerusalem After Israeli Bid For Mosque Sovereignty - Ahmad GHARABLI - AFP / RT.com
Irak, Hristiyan Mirasını ve Süryani Dilini Korumak İçin Adım Atıyor - Amal SAKR - Al Monitor
‘Kiliseye Giderim, Allah’ımı Bilirim, MHP’liyim’ - Emre ERTANİ - Agos
Hocalı Katliamı ve Irkçı Pankart - Hektor VARTANYAN - Radikal.Blog
Ağdam Olayları (Hocalı Provokasyonu) - Ermeni Haber
To 26th Anniversary Of Sumgait ‘‘And It Was There Where Children Saved Their Parents…’’ - Panorama.am
Hepimiz Ermeni Dölüyüz! - Ahmet YAVUZ - Jiyan
Tarihe Tanıklık Etmenin Aşk Hali - Barış DAĞLI - Agos
Closed Borders, Open Minds? - Tuğçe ERÇETİN - Insight On Conflict
Economic Blockades and International Law: The Case Of Armenia - Armen SAHAKYAN - Armenian Weekly
Turkey’s Armenians in Crisis Over Patriarch - Orhan Kemal CENGİZ - Al Monitor
Bana Göre Türk’tür Size Göre Ermeni - Lora SARI - Agos
Ukrayna’da Yaşayan Türkiyelilerin Gözlem ve Yorumları - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Rusya: Kırım'ın 'Barışı Sağlama' Talebi Görmezden Gelinmeyecek - Evrensel
Rusya Kırım'a Müdahale Edebilir - Elmas TOPÇU - WDR - Funkhaus
The Contradictions Of The Euromaidan Uprising - Roar Magazine
Avrupa Avrupa’ya Kapanırken… - Engin ERKİNER - Siyasi Haber
Venezuela Büyükelçisi'nden Kalemşörlere Anlamlı Cevap - Jose Gregorio Bracho REYES - Demokratik Çerkes Hareketi
Ayaklanma Sosyalist Bir Sanattır Rabia, Ukrayna, Venezuela, Rojava - Barış YILDIRIM - Fraksiyon
Taraf Tutmak Zorunda Mıyız? - Nuray SANCAR - Evrensel
Korkakların İsyanı - Ağustos Tepesi - Jiyan
Yaza Ne Kaldı Ki? - Mustafa KARA - Evrensel
Akşam Gazetesinin Manşetine Yalanlama ve Suç Duyurusu - T24
Yandaş Medya Kayıtları: Balçiçek İLTER vs. Etyen MAHÇUPYAN - NaberTürk TV
Yandaş Medya Kayıtları: 'Yontma' Aydın Devrinin Sonu - Altın Şafak!
Son Gazeteci Kitapları Ne Anlatıyor? - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
Gazeteciler Mustafa Kuleli ve Hasan Cömert Saldırıya Uğradı - Başka Haber
'Turkey's New Internet Law is The First Step Toward Surveillance Society,' Says Cyberlaw Expert - Daily News
Yarı Yarıya - Bettydir - Yasemin Çayı
Kokulu Silgilerimiz Gelmiştir - Selim TEMO - Radikal
Delilirikler - Birhan KESKİN - Tramvay Durağı
Orwell vs Huxley - Mesut BAHTİYAR - 59 Saniye
Demokratik Toplum, Konfederalizm ve Medine Sözleşmesi - R. İhsan ELİAÇIK - RİE' Blog
Tarihin İzleyicisi Değil Özne Olmak - Şöhret BALTAŞ - Jiyan
“Depresyonda Falan Değiliz, Grevdeyiz” - Ender ALDANMAZ - Fraksiyon
Vonnegut'tan Geleceğe Mektup: "Aptal Gibi Davranmayın!" - Sabit Fikir
Hannah Arendt ve ‘İnsan Hakları’ Sorusu - Perikızı - Elissimson
Spectacular Capitalism Guy Debord & The Practice Of Radical Philosophy - Richard Gilman-OPALSKY - Minor Compositions
Bizim İçin Kriz, Onlar İçin Ekonomik Büyüme - Eren BUĞLALILAR - Fraksiyon
Autonomous Machines: Windup Toys and Other Analog Devices Express Themselves Through Art via Colossal

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Σκίτσο του Ηλία Μακρή - ΗΛΙΑΣ ΜΑΚΡΗΣ - Kathimerini.gr

>>>>>Poemé
Yaşamım - Barış GÜLTEKİN

yaşamım
eğreti bir ev taslağı
karalanmış kağıtlar üzerinde
temeli olmayan.

yaşamım
yapayalnız kalmış
ölümcül bir eylem
düşünülmeden kurulmuş devrik cümlelerin ortasında.

yaşamım
bir tanrı hüznü
yaptıklarının
yarattıklarının umursanmazlığına.

yaşamım
kuyruksuz bir sokak itinin
kendini kuyruklu gördüğü
yalancı bir rüya.

aslında benim yaşamım da sizinkisi gibi

nereye çarpacağı belirsiz
yuvarlanıp giden bu küçücük dünya

başka birşey değil ........

Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: