Sunday, April 27, 2014

Deuss Ex Machina # 496 - Messefiles

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_496_--_messefiles

21 Nisan 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Machinedrum - Talk 2 Me (Ninja Tune)
2. Machinedrum - Vaulted (Ninja Tune)
3. Reeko with Architectural - The Universal Dream (Polegroup Recordings)
4. Reeko with Architectural - Blue (Polegroup Recordings)
5. Agaric - Dust (We Are)
6. Agaric - Sound Of Wave (We Are)
7. Com Truise - Valis Called (Control) (Ghostly International)
8. Com Truise - Subsonic (Ghostly International)
9. Patrik Skoog - Cluster 34 (Third Ear Recordings)
10. Patrik Skoog - Inside Jupiter's Eye (Third Ear Recordings)
11. Arman Akıncı - Move Me (Team Records)
12. Arman Akıncı - N Music (Havantepe Remix) (Team Records)

messefiles
(496)

Eksiğin gediğin neredeyse hiç tükenmediği bir şeylerin yarım yamalaklıktan hiçbir türlü alıkonulmadığı, düzeltilmesi bir yana daha da fazla, daha derinde bozguna uğratıldığı, eksik konulduğu, çözümsüzlüğe rehin edildiği, geleceğin ipoteklendiği bir uzamdayız. Hepsi birden yahut da biri diğerinden aşağıda kalmaz bir biçimde gözetilip, vakti gelince kullanılan çekiştirilen ve hırpalanan bir yerin, bir aklın yurttaşlarıyız. Kendini yinelemekten alıkoymayacak, düzenin bekası diye burnumuzun ucuna dayatılan zorlama tedbirlerin sofrasındayız. Mütemadiyen ikram edilen tekrarlar ile haddimizin ve hududumuzun öğretildiği bir yerdeyiz, eksik gedik olmaksızın. Oturduğumuz sofra karın doyurmalık, nefsi köreltmelik değildir çok daha fazla ve daha derinden endişelerle hemhal olduğumuzu muştulayan bir makamın ta kendisidir. Geçit yoktur denilerek, kestirmeden atılanların, bunlar paralel, şunlar yekpare o mihrak, bu nifak vızıldamasının tekrar edile edile sonunda seçeneksiz bir biatin, çıkış için önerildiği, halen bunun yapılabildiği bir mekândır o oturduğumuz sofra. Kesintisiz bir biçimde ülkenin her nereye doğru koşturulduğunu, nasıl hiç gocunulmadan böylesine eğrisi için çabanın zikredildiğini meydana seren, karşılaşmalara ev sahipliği yapandır oturduğumuz sofra. Yitirilenin, kıyılanın, yok sayılıp, izi kaybettirilenin, tarumar edilenin tasnif etmelerin hiç bitmezliğinin güncelliğinde, eylenenlerin daha fazla eksiltmek için olduğu özetlenmektedir.

Çokluğun ve çoğulculuğun o nihai olan emir erliğini bugünkü gibi sıradan bir faşizmin her hamlesine mutlak teslimiyetçiliği mübalağasız kabulleri ve daha büyük kırılmaları temellendirmek için kullanıldığını görebilmek mümkündür. Sıradana ait olan nüvelerin, erkin elinde nasıl birer ayrıştırıcıya dönüştüğünün örneklerine rast gelmek mümkündür. Çokluktan bahsedilirken bilinçli tektipleştirmenin alttan alta yinelenmesidir ezberden okunmaya devam eden. Bir fırsat yakalandığında herkesi kapsadığını söyleyenlerin nasıl ali menfaatleri için kendi kıyılarına hitap ettikleri ortaya çıkmaktadır. Sözü iktidar üstüne tapuladıktan sonra, bunu bunca kolay eyleyebildikten sonrası yapılacaklar bir karar hükmünde kararnameye iki mecliste oy çokluğu ile geçirilecek düzenlemelere ve üç erkanın başının tahayyülüne terktir. Bütün bu sahne geçişleri birer mizansen değil bu yaşadığımız ülkenin şimdisinin dönüşümünü, erkin dönüştürmedeki aceleciliğini örnekleyendir. Örneklenenler bir durum karşısında tepkimenin zıvanadan çıkmışlığını özetleyecektir.

Bugün her şeyin(!) konuşulabildiği, tartışılabildiği ve gerektiğinde değil her zaman direncin, çözümün tesis edilebildiği bir ülke, bütün bu yukarıdaki nesnel, cismani engellemelere karşı ve rağmen sürdürülebilmektedir. Onlar her ne kadar “görmek istememeyi” tercih etseler de, erk, hamlelerini daha büyük yılgınlıkları tesis etmek için kullanırken sıradanın ifşası, sorgusu ne oluyoruz bahsindeki istenci bu karanlıklar güncesinde nefes alabilmemizin sağlayıcısıdır. Şiddeti, tüm bu hizalama gayretinde başyardımcı belleyen erkânın, devletlûnun oluşturduğu çıkarsamaların karşısında sual edilenler, akıbetleri sorgulananlar, yarına dair tahliller, tespitler ya da değiniler bir daha asla! Diyebilmek içindir, anlayana. Meşruiyet bahsi tahterevallinin bir ucundan diğerine indirilip, çıkartılırken, bir dolu yağma, bir o kadar talan, bir nefeste zikredilen yalan, umarsızca tepkimelerin hemen hepsine ‘hain’ damgasının vurulması bunun heyulasında gerçekten yeter diyebilmenin temellendiricisidir. Doksan yılını çoktan geçmiş olan, öncesiyle ve bugünü ile eksiklerden mülhem, bir demokrasi özgürlük ve hak mücadelesinin artık kemirile kemirile, içi boşaltıla boşaltıla sonunda naçar bir mefhuma tıkış tepiş istiflenmesine, güneşin elimizden bir kez daha çalınmasına dur diyebilmek içindir itiraz vesaire söz ettiklerimizin tamamı. Sathı mahallin eksiklikleri, bizatihi eksik konulanları hayatlarımızın, dört duvar arasına sıkıştırılan hallerinin de bir aynalayıcısıdır. Her eksiklik bir başka kıyamın habercisidir. Her, zamanın unutuş tarlasına terk edilmek istenenin ardıysa yeni yıkımdır. Her sineye çekiş bugün değil yarının da köşeye kıstırılmış bir ön izlemesidir. Her taarruzdan sonrası sütliman olduğu sanılan bildiğiniz karanlığın çöküşüdür. Muktedirin dili ile olur verilenlerin yolu hazırlananların bir, iki, en geç üçüncü denemeden sonra bir hakikat uzamına oturtulması bundandır.

Kendini tekrar eden suretlerin sıfatlarından ve vecizlerinden dökülü verilenler, ekseriyetle bir yazgı haline dönüştürülür. Reel politika, aktörleriyle kendi bendinden öteye, hayatın merkezine doğru hamlelerini, salvolarını gerçekleştirirken unufak ettiği şey umuttur! Komple üstenci bir dile haiz olduğunu, gizlisi, saklısı olmadan vurgulayan, uygulayan bir hızara dönüştürülür oradan meydana dökülenler, hayatlarımıza dahil edilenler. Umut köreltildikten, korkulara mutlaka koşulsuz teslimiyet her Allahın günü yeni bir yara verme teşebbüsünün katara dizilmesinden tüm bunları okuyabilmek mümkündür. Okuyabilenlerimiz için bundan sonrasının daha zor olduğu yinelenesidir. İktidarın kazıdığı hendek, tuzak, kafes, hepsi birbirinden beter yapılar, hamleler geleceği daha da karanlık, karaltıda kılmaktadır. Karanlık çağın ayrıştırılmazı ilam olunurken gözümüzün önünde buranın bir cennet olduğu varsayılmaktadır hala. Okullarda gerçekleştirilen Gezi tahkikatları ile öğrencilerin ihbarcılığa yönlendirilmesine, Aziz Nesin’in Şimdiki Çocuklar Bir Harika kitabının, Türk aile yapısına uygun olmaması öne sürülerek kitabı öneren öğretmenlere soruşturma açılmasına kadar örneklerin bu derin kurgunun, devlet aklının her gününü özetleyen örneklerdendir. Kurgu gibi görünen şeylerin ucundan kıyısından denk gelindiğinde nasıl da yara verdiğini kısadan özetleyendir. Vesayetin ettiklerinden hiç çekilmemiş gibi sivilliğinden dem vuranların kendi dinamikleriyle, tahayyüllerine göre ülke şeması çıkartmalarıdır özetlenen. Konuşmak yasak, bilmek yasak, bahsetmek hepten yasak, sokaklara çıkmak yasak, el ele dolaşmak yasak, yan yana yürümek yasak, büyüklerimizin eylediklerinden bahsetmek yasak toptan tek kelime ile yeni bir ülke. Yasak hemşerim! Örnekler, bir temsiliyet, birer öncünün ta kendisi olarak hayat akışındaki yerini eskisinden de sık hatırlatmaktadır. Sorun dün olanlar belirli kesimlere iliştirilirken, bundan kıvançlanılası bir şey gibi bahsedilirken bugün hemen hemen iktidarın yönetişimine itirazı olan herkesin, her kesimin hedefte olduğu açık seçik ortaya çıkmaktadır. Bunun ifşası gerçekleştirilmektedir.

Ülkede gidişattan, bir istikametten, bir ilerlemeden bahsedilecekse, bu ancak zulmün yolunda aşılan engeller, icat olunan yeni tedbirler, tehditler ve iktidar olduğu konusunda hemfikirizdir. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın sınırları ve görev tanımlarına dair yasasının devreye konulması ve bu meselin ardını(!) halen merak edenler için utanç duyulası bir vesikadır, özet geçendir. Hamleler hayata, hamleler halka, hamleler geleceğe karşı tedbirdir hep onun diğer adıdır. Raconu kesen devletin topyekun o dizilerdeki trajikomik sahnelemelerde kendine yer bulan akılla nihayetinde buluşmasıdır. Gerçekliği o sahte mizansenlerin bir kumanda vasıtasıyla uzaklaşmak mümkünken bundan bu ülkenin şimdisinden kaçışın mümkünatsızlığıdır bir dikkatinize sunmaya çalıştığımız. Sorgusuzluk ilam olunurken yol nereye gibi çıkarsamalar ve sorular münferittir münferit diye geçiştirilendir. Tahakküm hep güncellenirken söz tehdit olarak algılanmaya, suç için neden bellenmeye devam edilmektedir. Suçlanacak, mesul bildirilecek ve yaftalamaktan bir adım öteye varacak, ulaşacak olan kırım devleti sessiz sedasız bina edilmektedir.

Bir yasa, bir kaç düzenleme, arkası ve önüne eklenmiş yeni takısıyla eskinin tastamam kopyesi inatçı takipçisi bir ülke. Hatırlamayı, bellekten ötelenmişleri geriye çağırmayı, hiç uzağımızda olmayanları önemsemeyi mutlak doğru olarak tescillenmiş olanın arasından sızıntıyı idrak edebilecek, yaftalamalardan bir adım öteye varmak, dönüşümünün dönülmez ufkuna demir atılmışken uzun uzun düşünülesidir. Korkulara teslimiyetin daha ‘sağlam irade’nin ismini söylerken kendini göstermesi unutulmaması gerekendir. Her unutulan bir başka yıkımın, bir başka yok oluşun temelinin atıldığı bir meseldir nesilden nesile anlatılmaya devam eden. Ekmek ile bir çocuğu anmak, kitap değiş tokuşu ile cümleleri düzenlemek, hafızayı tazelemek, bilgilenmek yasaktır ülkede çünkü. Yasaklarla anıla gelen bir yurtta, yoktur vardır denilirken kendisini hatırlatandır mütemadiyen biteviye, sonsuz. Sonsuz bir girdap gibi, tekrarların tekrarları birer pejmürdelik olmasına rağmen yinelenmektedir çünkü. Akla yerleşmesi için, akıldan hiç çıkmaması için. Her şeyin dört dörtlük olduğu ilan olunan bir yerde bütün bunlar can sıkıcı, komplocu, nifak tohumu, ayrıştırıcı bir dolusu ve hepsi birden demektir yerseniz. Kasıtlı olarak insanlar kendilerini sokağa dökmekte, internetlerde delire yazmakta, bir yerlerde konuşmakta ve anlatmakta ya da dinlemekte gasp edilmemiş hakları için onca tuzu kuruluklarına rağmen şikâyet çıkartmaktadırlar. Heyula süre giderken akıl biçareleştirmektir. Devletin el birliğiyle yapmaya çalıştığının, âmâsız özeti.

Bir Mayıs Emek Bayramı tartışmaları sırasındaki yasak hemşericiliğin Nuh deyip peygamber dememeye gelmesinin yanında “şımarıklık” olarak ele alınmasıdır düşündürücü olan. Şımarıklık olarak istiflenen değer bulan şey itirazların sonunun her türlü sukutu hayale çıkartılsa da bu ülkede her meselin kıyılması, nihayetlendirilmesidir. Genellendirmelerin çölünde, dikilen fidandır bir kez daha açıp yeşertilmeye çalışılan. Derdi anlamamak adına değil var olanı ebediyete kadar muamma kılmak adına her bir şeyi yokuşa süren hiçbir şeyi umursamayan bir aklın tezahürüdür çünkü şımarıklık zannettikleri. Asla anlamayacakları şey! Sokakların en hakkaniyetli muhalefetten daha ehven bir yol olduğunu gördüğümüzden bu yana, birbirimizin sesini duymamızdan beri şımardığımızı sanmaları, zannetmeleri normaldi. Gelecek ipoteklenirken rehin kılınırken her durumda yeni bir vurgunun, hudut devşirilmesinin ta kendisidir bahsedilen. Şımarıklık. Karşılaştığımız hak gasplarının, hukuksuzlukların bir döngü dahilinde yinelenme hevesidir. Her heveslenişte gök kubbenin biraz daha üzerimize çökmesine tanıklık ve buna kayıtsız kalmamaktır. Yarını rehin alınan, her şeyin kazan kazan kazan ekseninden değerlendirildiği deyin uygunsa erkin tongaya basmamak için hemen her durumu kolaçan ettiği, maça hep galip çıktığı bir yer ihsas olunurken başka bir seçenek mümkün müdür!. Ses etmeden, avaza karışmadan, doğrunun eğriltilmesine itiraz etmekten gayrı mümkün müdür hiç ? Özgür ve Lorin bebek ile mahpus edilmek istenen Mülkiye Kılınç’ın durumunda da, 68 yaşında yıllar sonra yeniden tutuklanan Makbule Özbek’de de durum budur. Cilvegözü sınır kapısına geçişleri engellemek için tamamlandığında sekiz kilometrelik seyyar beton bloklar ile duvar örülmesinde durum budur aynısıdır? Kırmızıçizgiler devşirilip bunun üzerine basanları yok etmek bir stratejiden gerçeğe evirilmektedir ülke dâhilinde. Her gün ve her an bundan gayrisi düşünülmemektedir. Düşünce artık behemehal yaftalanacak, derdest edilecek, safın dışına itilecek olandır.

Bir sathı mahallin varlığı ve yaşanabilirliği sadece sınırlarının eni boyu, endazesi, büyüklü küçüklü binalarının çokluğu, her yerin küçük İstanbul’a, İstanbul’unsa kargaşanın öteki adına evirilmesinden belli olmaz, sınırlanamaz. Bugünün ülkesinde her neler eksik ise düşünselliğin zapturapt altına alındığı suretinden görünmekte, özetlenmektedir. AYM Başkanının sözlerinin arkasından kopa gelen küçük fırtınada bu bir kez daha teyit olunmaktadır. Halkın, muhalif bellenenin, sıradan olanın dilinde tüy bitiren ama hiçbir türlü anlaşılmayanlar bir demeçle erkânın yüzüne zikredildiğinde umursanmıyorsa bütün bunlar anlatabilmeli daha fazla, daha vurgulu; kaybedecek bir hayatımız daha yoktur. Geçmiş ne kadar geçmiştir bu bağlamda yinelenesidir. Son kertede on iki yıllık bir iktidar için kendine referandum olarak bellediği yerel seçimlerden sonra her günü daha bir azaba dönüştürülürken nereye geçmiştir? İlk ya da son olsun diye değil nasıl geçmiştir? Delik deşik edilmiş olan belleğimizin hemen her hücresine nüfus etmek konusunda eskisinden de sık, aralıksız bir tahakküm dayatım ve zulüm varken nereye geçmiştir. Geçip gitmiştir. Durmaksızın sorgulamaların beyhude bir çaba, kalkışma olarak değerlendirildiği bu yerde bu sağırlıkların tavsiye olunduğu yerde rutinin uykusundan uyanmak ne zamandır. Sihirli değnekler, boş vaatler, sözde taziyeler, çarşaf çarşaf demokratik ülkeyiz vesselam sözlerinin kadüklüğüne binaen sorgular mısınız, uyanmak ne zamandır?

>>>>>Bildirgeç
Bellek Fay Hatlarında Birikir ve Patlar - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün

İlk kim çıkardı şu “hayata beyaz sayfa açmak” zırvasını? Bilmiyorum, ama iktidarın işine çok yarıyor. Neredeyse ülkeyi beyaz bir sayfa olarak yeniden kuracak. Tüm toplumsal bellek, toplumsal izler, kendi yolsuzlukları bir çırpıda silindiğinde, kendimizi bembeyaz, belleksiz, lekesiz, tertemiz bir sayfada bulacağız. Sonra meydanı boş bulan iktidar istediği gibi, kendi despotik metniyle doldursun beyaz sayfayı. Yok öyle şey!
Bembeyaz yüzey gibi görülen boş bir tuvalin bile belleği vardır. “Ressamın beyaz bir yüzey karşısında olduğunu düşünmek hatadır” diye yazıyordu Deleuze, “Duyumsamanın Mantığı”nda (Norgunk Yayıncılık). Ressamın önündeki boş tuval hayatını, atölyesini ve zihnini kuşatan imgelerle doludur. İktidar, kentlerin kıvrım kıvrım dokusunu betonla kaplayarak bembeyaz bir tuval gibi yeniden tasarlayacağını sanıyor ülkeyi. Oysa beyaz bir yüzey gibi görünen bir kentin bile belleği vardır, insanların beden kıvrımlarında saklı.

YÜZEYDE HALA HAYAT VAR
Bellek, istediğiniz kadar betonla kaplayın, bir yolunu bulup yüzeye sızan bir leke gibidir. İktidarın toplumu belleksizleştirme çabası, badana ustasının isli bir lekeyi kapatabilmek için gösterdiği çabayı andırıyor. Duvara ne kadar boya sürerseniz sürün, bir süre sonra boya kusacaktır belleği. Ya da kentin işçi sınıfı tarihini kıvrımlarında barındıran Haliç’i düşünelim. İşçilerin inşa ettikleri gecekonduları bozup belleği kazıdığınızda ve parlak yüzeylerden oluşan bir kentleşme yarattığınızda bile buradaki kent dokusu hâlâ sınıfsal geçmişini yansıtan bir iz gibi duracaktır yüzeyde. Bazen bu geçmişin yüzeye çıkması için bir koku bile yeterli olabiliyor. Kimi zaman havaya karışan Haliç’in metan gazı kokusu, geçmişin zihnimde canlanmasına yol açabiliyor. Ve tüm kudretiyle bir zamanların işçi sınıfı direnişine dair özlemleri pekiştiriyor bu koku. Ne kadar çabalarsanız çabalayın, yüzeye sızacaktır devrimci bellek.
Sonra, eski papirüslerdeki yazıların silinip yerine yenilerinin yazılmasıyla ortaya çıkan üst üste bindirilmiş metinler ve aralarındaki ilişkiyi anlatan “palimpsest”i düşünelim. Kâğıt kıtlığından dolayı eski bir metni ya da belleği silerek beyaz bir sayfa elde etmeye çalışan Ortaçağ insanları. Geçmişi silerek beyaz bir sayfa açtıklarını düşündüklerinde, eski metnin izlerinin yüzeye çıkacağını kestirememişlerdi. Geçmişin metni ya da belleği yüzeye sızıyor ve egemen metnin kalın harfleri arasından kendi yolunu bulup yeniden okunabiliyor. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kentin belleğini silip diktatoryal tasarılarınız için beyaz bir sayfa açamayacaksınız kendinize. Toplumun isyancı belleği, isli bir leke gibi yüzeye sızarak bozacaktır metninizi.

DOĞANIN HAFIZASI TAZE
Doğanın da belleği vardır. Doğaya karşı topyekûn giriştiğiniz düzleştirme, belleğini kazıma savaşınız da boşuna. Denizleri doldurarak, doğayı tahrip ederek, doğanın yeryüzünde açtığı izleri, doğanın belleğini silmek. Yenikapı’daki doğanın belleğini silerek kazandığınız belleksiz, boş sayfaya kentin tüm toplumsal kuvvetlerini hapsetmek istiyorsunuz. Bu çabalarınızın boşa olduğu, yeryüzünün jeoloji tarihinde yazılı. Düzleştirmeye çalıştığınız doğanın derinlerde, fay hatlarında biriken ve patlayarak yüzeye çıkan enerjisi tüm despotik düzenlemelerinizi alaşağı ediyor. Ölümlere yol açtığı için acılı bir deneyim olarak zihnimize kazınmış İzmit depremi, doğanın belleğini silerek yeni yerleşimler için beyaz sayfalar açtığını düşünen iktidarın planlarını bozmuştu. Bastırdığını düşündüğü doğal belleğin, aslında hep orada olduğunu ve bir pundunu bulduğunda yüzeye çıktığını, iktidarın beyaz sayfa olarak düşündüğü şeyi yeniden kendi belleğinin izleriyle yazdığını gördük. Doğa hiçbir şeyi unutmuyor; denizden kazandığınızı sandığınız boş sayfayı geri alıyor ve belleğini kusuyor yüzeye.

MEYDANLAR VE SOKAKLAR YENİDEN
1 Mayıs yeryüzündeki tüm emekçilerin, ezilenlerin günü olarak evrensel belleğe kazılmıştır. Ve bu bellek, betonla kaplayıp belleksizleştirdiğinizi düşündüğünüz kentin meydanlarında ve sokaklarında yeniden yüzeye çıkınca ne yapacaksınız? Tüm kolluk kuvvetlerinizle bastırmaya çalışsanız da fay hattında biriken bir enerji gibi patlayacağını ve boş sayfanızı geri alacağını bal gibi biliyorsunuz. Ve her yüzeye çıktığında bellek kentin kıvrımlarında yeni izler bırakır; bu izleri silemeyeceksiniz.
Gezi Parkı, beton denizinin ortasında yüzeye çıkmış, doğanın ve toplumun isyancı belleğinin bir izi olarak duruyor, iktidarın korkulu rüyası; bastırılan bir belleğin, devasa bir kütlenin yüzeye çıkmış küçük bir parçası ya da buz dağının görünen kısmı. 68’in sloganı bize kaldırım taşlarının altında kumsal olduğunu söylüyordu. İktidar kentin kaldırım taşlarını yok ederek her yeri betonla kaplasa da kumsal hâlâ betonun altında duruyor. Kendini bir put olarak betonun üzerinde yükseltirken, adım adım “Putların Alacakaranlığı” zonuna giriyoruz. Fakat ne diyordu Nietzsche kitabının alt başlığında?: “Çekiçle Felsefe Yapmanın Yolları.” Taksim’in altı kumsal, biliyoruz. Betonun altındaki kumsala ulaşmak için çekiçle, balyozla, artık Allah ne verdiyse girişmekten başka çare kalmadığında, fay hatlarında biriken enerjinin kudretini artık siz bir düşünün.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... Rahmi ÖĞDÜL'ün Bellek Fay Hatlarında Birikir ve Patlar makalesi bu doğrultuda, meramımızın tamamlayıcısı olan bir okumayı beraberinde getirmekte. Anlatabilmek, gösterebilmek, biraz olsun fark edebilmek tüm çabaları, çabalayanları ortaklaştırabilmekten geçmekte. Rahmi ÖĞDÜL'ün meramı da bu doğrultunun yalın bir özeti ilavesi Birgün Gazetesi'nin ve Rahmi ÖĞDÜL'ün anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Bir Kürtten Ermeni Halkına Özür Mektubu - Hayri TUNÇ - Jiyan
Diaspora’dan Mektubun Var Türkiye - Agos
ՀԷՔԵԱԹ ՉԷ, ՑԵՂԱՍՊԱՆՈՒԹԻՒՆ - Sedat YILMAZ - Özgür Gündem
Նոր Զարթօնքի Մամլոյ Հաղորդագրութիւնը՝ Հայոց Ցեղասպանութեան Մասին - Nor Zartonk
Dedeler, Torunlar, ‘Bizim Ermeniler’ ve Lobiler – I * - Özgür L. İSPİR - Kara Karga
Dedeler, Torunlar, ‘Bizim Ermeniler’ ve Lobiler – II * - Özgür L. İSPİR - Kara Karga
‘Kötülüğün Sıradanlığı’ ve Sultan Teyze - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Turkey’s Armenian Syndrome - Fehim TAŞTEKİN - Al Monitor
1915; Kıyımdan Kıyama Yürümek - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon
1915 Kurbanı 1700 Kadın ve Çocuğun Hikayesi Gün Işığına Çıkıyor - Zete
Sadakat - Hıyanet Çıkmazında Ermenilik - Lora SARI - Agos
Devlet Sadece Manevra Yapar… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Bir 9 bir beş.. bin dokuz yüz on beş - Misak TUNÇBOYACI - Muhalif Yazılar
Roboski'den 1915'e… - Tamer YAZAR - Antakya Gazetesi
Her Cumartesi Bir Ağıt - Özcan KIRBIYIK - Yüksekova Haber
Ermeni Soykırımı Anması - Haydarpaşa Basın Açıklaması - Marksist.org
Mesele 23 Nisan’da bir Türk Çocuğu Olmak Değil Yeğen, Mesele 24 Nisan’da bir Ermeni Çocuğu Olabilmektir - Barzan KAYA - Jiyan
'Büyük Felaket': Soykırım ve Yüzleşme - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Erdoğan’ın ‘Taziye’ Mesajı Bir Ambalaj Mı Yoksa? - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Başbakan’ın Taziyesi - Hayko BAĞDAT - HB' Blog
Ermeni Aydınlar Erdoğan'ın 'Taziye' Mesajını Yorumladı - İsmail SAYMAZ - Radikal
Erdoğan’ın 1915 Açıklaması Kaotik - Evrensel
Seyfo Soykırımı Belgesel Olacak - Murat KUSEYRİ - ANF
Dosya - Büyük Acının Tarihi, Ermeni Soykırımı - Evrensel
Sultan Kim? - Çetin YILMAZ - Jiyan
Her Acı Yerli Yerine... - Kemal BOZKURT - Radikal.Blog
Erdoğan Beni Ters Köşeye Yatırdı - Amberin ZAMAN - Taraf
Bugün 24 Nisan... - Markar ESAYAN - Yeni Şafak
Tohumları 1913′te Atıldı - ETHA - Jiyan
Çığlıklar Hiç Dinmedi - Barış KOYUN - DİHA - Özgür Gündem
Erdal Doğan: ‘HDP ile Ermeni Diasporası Arasında Bir Köprü Kurulabilir’ - Zeynep KURAY - ANF
Kadınlar Kendileriyle ve Birbirleriyle Yüzleşiyor - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
Cumartesi Anneleri: Rahat Uyuyun, Hakikatinizin Emanetçileriyiz - Jiyan
Her Kırım, Bir Servet Transferidir - Şöhret BALTAŞ - Jiyan
Sancılarının Nedeni Damarlarındaki Şovenizmde Mevcuttur! - Ayşe BATUMLU - Özgür Gündem
O Pası Kim Temizleyecek? - Kemal BOZKURT - KB' Blog
Ermeni Soykırımıyla İlgili İki Temel Sorun - İsmail BEŞİKÇİ - Fraksiyon
Arlene Avakian: Ermeni Toplumu Soykırımla ‘Gerçekten’ Yüzleşmedi - F. Gökhan DİLER - Agos
Ermeni ve Yahudilerin Yok Edilmesi - Hamit BOZARSLAN - Birikim
Vomank: Ermenice Yabancı Bir Dil Değil, Bu Toprakların Dili - Serdar KORUCU - Birgün
Soykırımda Öldürülen Ermeniler Diyarbakır'da Ortak Vicdan Anıtı Önünde Anıldı - HDP
Ermeni Soykırımı - Yasaklanan Anılar - ANF
Türk Solu ve 24 Nisan: ÖDP Örneği - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Chp'den 1915 Açıklaması - Haberartıbir
6 Aylık İkizlere 25 Ay Hapis - Meydan Gazetesi
16 Yaşında Hayatı Demirlerin Arasında Son Buldu - Yarın Haber
İstanbul Forumları 1 Mayıs’a Çağırıyor: “Yeniden Taksim’e” - Sendika.org
Nasıl Bir Kutsal Açıklamaya Çalışayım - Kanat ATKAYA - Hürriyet
İstanbul'da Saldırıya Uğrayan Liberyalı: Güvende Değiliz - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Van’da 12 Yaşındaki Çocuk 16 Kurşunla Öldürüldü - İMC TV
Milli Hassasiyetlerinizle Oynamak İstiyorum - Serkan ENGİN - Haberlink
‘Sonunuz Hrant Gibi Olacak’ Diyen TİT’li Beraat Etti - Jiyan
Cinayet Tellalları ve Daracık Sokak - Akın OLGUN - Birgün
Zürefa Sokak - Tayfun SERTTAŞ - TS' Blog
TOKİ Hemşin'i Yıkacak Yerine Bu 'Kent'i Yapacak - Radikal
Turkey's Top Judge Accuses Erdoğan Gov't Of ‘Corruption of Conscience’ - Daily News
Haşim Kılıç'ın "Özgül Ağırlığı" ve Mesajları - Kemal GÖKTAŞ - KG Blog
Deniz Feneri Sanıklarının Mal Varlıkları Üzerindeki Tedbir Kaldırıldı - Osman ARSLAN - CHA
Cockburn: Suriye'deki Cihatçıları Türkiye Güçlendirdi - Mahmut HAMSİCİ - BBC Türkçe
Our Neoliberal President - Melvyn DUBOFSKY - In These Times
Onur Ünlü: ‘Allah Hepimizi Ahlakçı Olmaktan Korusun’ - Evrim KAYA - Agos
''Kadın Hayatlarını Yazmak'': Farklılık Fark Yaratır - Fatmagül BERKTAY - Bianet
Şanslı Karşılaşmalar - Nilgün Toker'le Röportaj: Tuğçe YILMAZ - Birgün Kitap
Zilo’nun Hayali - Bülent USTA - Birgün
Kayısı Dalının Sızısı - İlkay KARA - Bianet
“Ukala” Ermeniler Edebiyat Diyarında: Murat Belge ve Edebiyat Eleştirisinde Himayecilik - Görkem DAŞKAN - Azad Alik
Muhalefet Bağımsızlığın İksiridir - Ragıp DURAN - Bir + Bir

Deuss Ex Machina genel geçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik türlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses şeceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canlı olarak Dinamo'dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Stencil 'Freedom Painters' On Ahmad Fakhry St. Nasr City

>>>>>Poemé
Şimdiden Bir Hatırasın - Didem MADAK

Şimdiden bir hatırasın
Bulutsa, tozsa, uçarsa
Bütün (aşklar) paranteze alınsın
Rüzgar çanısın, rüzgarın diline dolanırsın
Ne bir şarkısın,
ne de dillerde nağme adın
Artık bazı şarkılar kadar yaralısın

Günler izmarit diplerinde biriksin
O zaman mutlaka bir trenle gelirsin
Köpüklerdensin, mavisin, sakinsin
istesen suyun tenine bitişirsin
ellerimi bıraktım, artık bunu sana yazsın
İçimde iki yaşlı balık varsa,
İçimde biri pulsuz, iki balık varsa
Biri sensen, gelirsen ve yok edersen
Bunu yazmak istiyorum sana
Sonra postalamak istiyorum
Pulsuz bir zarfla
Hiçbir mektup artık ikna etmiyor beni hayata

Bu kırmızı oyalarla saçlarımda
Beyaz bir tülbent gibi kalırsam
tenimde, süzemediğim tortularla
Gün olur sararırsa sayfalarda
Bıraktım ellerimi, sana bunu yazsın
Şimdiden bir hatırasın

Kırık kalplerle süslü bir sayfaysan
Camsan, saydamsam, beni kırarsan
Simlerimle sevişirim seninle
O süslü sayfaların üzerinde
İçimde iki mutlu yıl varsa,
İçimde biri simli iki kadın varsa
Sen, gelirsen ve yok edersen
Bunu yazmak istiyorum sana
sonra postalamak istiyorum
Simli bir yılbaşı kartıyla
Hiçbir mektup artık beni, ikna etmiyor hayata

Şimdiden bir hatırasın
Açmışsa bir sardunya saksıda
Bütün (aşklar) paranteze alınsın
Bıraktım ellerimi, artık sana bunu yazsın
mektuplar postaya takılırsa...
Ey aşk sen
Artık bazı şarkılar kadar yaralısın.

Kaynakça: Antoloji

No comments: