Monday, June 30, 2014

Deuss Ex Machina # 505 - Qani Vur Can İm

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_505_--_Qani Vur Can İm

23 Haziran 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Wife - Dans Ce (Tri Angle)
2. Wife - Heart Is A Far Light (Tri Angle)
3. Maria Minerva - Treasures (Not Not Fun Records)
4. Maria Minerva - Spirit of the Underground (Not Not Fun Records)
5. The Notwist - Lineri (City Slang)
6. The Notwist - Run Run Run (City Slang)
7. John Frusciante - Shining Desert (Record Collection)
8. John Frusciante - Fanfare (Record Collection)
9. Kreidler - Ceramic (Bureau B)
10. Kreidler - Alphabet (Bureau B)

Qani Vur Can İm
(505)
Cehennem Güncesi

“Aslında yalnızca yaşadıkları anın tadını arttıracak kadar bir incelik, bir bağlılık, bir sevecenlik vardır insanlarda. Sürüler halinde ava çıkarlar. Çölü tarar, haykırarak dalarlar bozkıra. Düşenlere dönüp bakmazlar bile. Yüzlerinde alçıdan maskeler vardır. – Virginia Woolf”

Kar beyaz bir sayfa üzerinde herhangi bir ibare taşımasa da, belirgin bir biçimde bomboş gibi görünse de noktalar ve mikro izler, lekeler, yaşanmışlıklara dair tecrübeleri barındıran onları aynalayan bir ortamdır. Elimizin altından kayıp giden niceleri gibi esasında her başlangıçta bize bir şeyleri hatırlatan, o boş gibi görünen sathı doldurabilmek için çabalara düşüren, yolculuklara çıkaran bir menzildir tek sayfa. Tek satırda çoğunlukla yüz kırk ya da daha az karakter ile derdin anlatılabilir sanılmasından, uzak kalınan oysa içteki ile sırtta taşınan "derdi" satır satır çözümleyebilmek çıkış bulamasak da bir çabaya düşebilmenin mekânı, makamı, dert ortağıdır bembeyaz sayfa. Çoğunlukla boğulduğumuz suni gündemlerin az ötesinde başa getirilecekleri düşünebilmek, tasalanarak kaygılarla ve can havliyle ne oldu ve ne olacak sorularını sormak için bir nedenin kendisidir beyaz sayfalar.

Kesintisiz ya da aralıksız olarak bu uzamda her ne eyleniyorsa hepimizin namına bunların nasıl büyük tahribat ve felaketleri günümüze dâhil ettiğini fark ettiğimiz ol vakit avazımızı, meramımızı görünür kıldırandır harf harf üzerine kazındığımız beyaz sayfa. Döküldüğümüz menzilde yarınları da dün gibi yaşadığımız gün gibi, şu an gibi korunaklı, kararlı ve sabık bir karanlıkla hemhal ettirilirken, sınanırken durup ta düşünmelidir bir kez daha bu durakta, ya sonrası, ya sonrası sorusunu daha bir ivedilikle. Harflerle iştigal edildikçe, kelimeler birbirini çağırdıkça, yeni sorular er ya da geç çıkar o milimi milimine bildiğimiz satıhtan. Her gün biliyoruz bunları diye buyururken erkânın anlamadığı zor zor zor olanların aslında nasıl da canımıza battığını göstere gelen bir çabalanımdır bu beyaz sayfaların üzerinde eylenen. Durmaksızın akıp giden zamanda gümbürtüye konulanın -dertlerimiz olduğunu göstere gelen karşılaşmalara ev sahipliği yapması bariz bir biçimde söze alan bırakılmamasındandır.

Sözü teferruat, kelamı sadece muktedirin hakkı, sorguyu salt güç sahibinin hesap sorması, yazıyı ifşaatın dibi, fişlemek için bir neden olarak bir tek bunun için kullanarak hemen her şeyin zapt edildiği bir yerde sığındığımız yerdir beyaz sayfa yaprakları. Kimimiz için duraksadığımız son yer gibi görünse de ya da anlatılacak her ne kaldı veçhesiyle karşılansa da bir sayfa bir sathı mahalden gerçekliğimizin aynalayıcısı olan bir uzama evirilmektedir. Düştüğümüz yerdeki can kırıklarının her birinden kendimize çıkardığımız derslerdir bizi o sayfada buluşturan. Dönüşüm ve devinimi tamamen; kendi tahakkümünün rasyonel bir neticesi, olağan sonucu olarak ele alan, düşünen, akla karşı barikattır sayfa. Kurulu olan sistemin gün aşırı dayattığı yeni nam 'eski' teşebbüslerin, engellemelerin sınırlandırmaların dünün bunlar da çok oluyor bir müdahale şart diskurunun buna ek olarak tekrar edilebildiği yerde bireyselden, ortak uzama ulaşma çabasıdır sayfa.

Kâğıda döktüğümüz çizgiler, harfler, karalamalar, kelimeler, nihayetinde cümlelerden ibaret değildir sadece. Bir ülke suretinin ve onun karanlığına dair çıkarsamalardır anlatabildiğimiz kadarıyla, yetebildiğimizin sınırlarıyla. Her insan bir başka hikâyeyi tanımlandırabilir onun detaylarına vakıf olabilir dizebilir. Gel gelelim ayrışık görünenler de de bir ortak uzamın izleri söz konusudur. Kimseler çok önemsemez ise de derdin birlikteliği kendi sınırlarını aşarak yazıyla bütünleşerek gün yüzüne ulaşır. Bir lexia oluşturur sessiz sedasız yavaş yavaş. Bu illa ki bir yönlendirmeyi açıklama kutusunu ya da dipnotu gerektirmez. Söz teferruat edilmişken sıradan olan kendi güncesinden bütün o görülmeyenleri yaşayarak onu tecrübe etmektedir durmaksızın aralıksız. Heyula kopmaya devam ederken devletin alarm zilleri çalmaya, koruma kalkanları devreye girmeye hazır ve nazırken, her şey emir telakki eden yeni bir vesayetin müesses nizamı eylemeye devam ederken tabii her şey olmaya devam ederken hayatın o sınırlardan ötedeki mücadelesine tanıklıktır ortaklaşan.

Dümdüz edilen yaşam alanlarının, rant için katledilen yaşam kaynaklarının, hepi topu üç beş tabak çanak sayılan mirasın içerisinde terk edilenlerin meramıdır. Bir yerlerde bir şeyler hep fenalık için tasarlanmaya devam ederken tasalanmanın suretidir, belirgin bir biçimde isyanıdır o bahisler. Bir yerlerdeki fenalığın çat kapı sana ona herkese rast gelebilir olduğunun idrakini, yaşadığı ile tecrübe edenler için sözdür tahayyüldür o bahis, dikkatle suna geldiğimiz. Didaktik ve kendini hep tekrar eden zerre bundan öteye ıramayan tek bir özeleştiri getirmeyen, bunun bahsini bile etmeyen bir akıldır önüne, insafına yapayalnız terk edildiğimiz. İnsanlık sorgusu kaçıncı kez naçar edilecektir budur meselemiz. Ortaklaştırmaya çalıştığımız yerde erkânın dilinin bir zehir gibi, bir virüs gibi hala tesir edebilmesinin, bünyeye sirayet ettirilmesinin çabukluğudur aslında dert yandığımız.

Her şey köreltilirken başlangıcın vicdan bahsinden temellendirilmesidir dert. Durgun bir söz dizimi, bir akıl okuma, tavsiye değil gözün gördüğü artık kılavuz istemeyen gerçek bir yıkımdır oradan günümüze irtica eden günümüze yarınımıza katılıp durulan eksiksiz. Gerçeğe dönüştürülen bir yıkım ve daha fazlasının kıyametin ta kendisi olmasıdır anlatılması zaruri olan. Heyula süre giderken erkânın ayrıştırmaları normal bir değer olarak ele almasından itibaren kesintisiz olarak vicdanın kirletildiğini kırıma çalışıldığını örnekleyebilmek mümkündür bugün bu ülkede. Birinin acısını, diğerinin sevinç kaynağı haline dönüştürmektedir o cerahatli akıl her eylediği ile beraber. Yeşilköy'deki Süryanilerin kullanımına tahsis edilen, Latin Katolik Kilisesi'ne düzenlenen saldırı girişimi, daha öncesinde gerçekleştirilen kundaklama çabasının ortaya döktüğüdür azı daha az eyleyebilmek azalanların işte bu ülkenin bir değeri ya da tamamlayıcısı olarak görmemenin hazin sonuçlarındandır.

15 Haziran’da gerçekleştirilen saldırıda sekiz kişilik bir grup vaftiz töreni olduğu sırada kiliseden içeriye girer. İddiaya göre törene katılan cemaat üyelerini rahatsız eden grup daha sonra kilisenin bahçesine çıkarak kilise görevlilerine tehditler savurur. Bu sırada kilise görevlisi Doğan Yıldırım ise grubun yanına giderek kilisenin etrafından ayılmalarını ister. Tartışma çıkması üzerine grup içerisinden bir kişi iddiaya göre bıçak çıkartarak kilise görevlisini tehdit eder. Hakaretler, daha önce kundaklama girişimin de gerçekleştirildiği yerde bir kez daha çınlar. Yok, sayılmanın, yok edilmenin kulvarına güzergâhına eklenebilecek yeni böyle bir nefret ile şekillendirilmektedir. Ötekisi sanılan, her durumda tüm fenalığı onların eylediği bahsi üzerinden yükselen bir siyaset normatifinin günü geldiğinde söyleyip geçtiği varsayılan şeylerin sonuçta nasıl bir yoklamaya dönüştüğü meydana çıkmaktadır usul usul değil, paldır küldür.

Dahası bu kaçıncı kırım girişimi, gözdağı çabasıdır sorusu kalıt gibi yükselirken Küçük Armutlu'daki Cemevi’ne bu sefer resmi kolluk kuvvetinin hışımla girmesi, üç el silah atmasıdır bu noktada gözden kaçmaması gereken bir başka vakıa. Detay olarak görülen hışmın, linçin artık 'devlet' eliyle şekillendirilmesinin önünün açılmasıdır bir utanç vesikası olarak görünen bu olaylar silsilesinde. Hiçbiri münferit olmayan bu çıkışlar bir duyarlılık, gereken neyse ders verilmiştir yollu yönlendirmelerle şekillendirildiğinden, alkışlar ile karşılandığı bir ülkede hiçbirimiz için gelecek rahat olmayacaktır, bu kadar alenidir. Tutturulup gidilen hışım ve linç kültürünün bunun kanıksatılması çabasının salt ona buna, bir gün berikine öte gün diğerine değil hepimize olduğunu örnekleyen bir meydan okumadır karşılaştığımız. Karşılaştığımız ortak uzamı önce dıştan içe sonra en içten dışa yağmalanmasının biliyorsunuz bunlar Alevi sayıklamasının sonunda evirile evirile her neye dönüştüğünün aynalayıcısıdır.

Affedersiniz Ermeni, Rum diyorlar savunuşun hiç tanımadıkları ve görmedikleri insanlara karşı bir bileylenme ve had bildirme hakkını kendine görev belleyenlere yol olması ya da dayanak eylenmesidir afallatan, halen bu ülkede şaşırtan. Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları Adana'nın Akkapı mahallesinde önce 'Alevileri öldüreceğiz' yazılmasının yapılmasıdır o cüret. Bu yazılamaların üzerinden çok vakit geçmeden mahalleye saldırılması ve altı kişinin yaralanmasıdır şimdi uzun uzun üzerine düşünülmesi gereken. Bir sözün her neye dönüştüğünü belki dank ettirebilecek olan bir kerede. Yaşam hakkını tehdit edebilmek, ona karşı tavır alarak, kendisi gibi düşünen unsurlara yol verirken her şeylerine göz yumarken kendi sınırlarında da buna benzeşen klikleri, çabaları sürekli el altında ve alarmda tutarak ve gerektiğinde gözdağı vermek için hazır kıta eylemek düşündürücüdür.

Devlet dediğimiz mekanizmanın sonsuz tekrarlarından birisi de bu bağnaz ayrıştırma ve eleme ve linç etme fonksiyonlarını sonuna kadar sahip çıkarak gündelikliğe dâhil etmesinin vahametidir düşündürücü olan. Sorgulanması gereken o dilin, belagatin yine yeniden satır satır sirayetidir, tehdidin güncellenmesidir. Bir bayrak olayı daha sürüncemesiz aynı soruları yinelemek için eylenirken eylemi gerçekleştiren insanın şizofren hastası olması hiç düşünülmeksizin bildik ezberlerin kurulmasıdır. Çatı hep yıkım için birleştirilmektedir! Yaşadığımız yeri bir cehennem tasvirine bunca sık yolunu kestirerek ulaştıran dimağın eyledikleri, neşrettikleri, icat ettikleri ve güncele dâhil ettikleri ve çok daha fazlasından çıkan şeyler o makamı oluşturur. Yeryüzüne taşınan şey öte dünya, öte taraftan buraya taşınmış bir menzildir.

İnsan eliyle nefretin, hıncın, kinin, kırımın, heder etmenin, sıradanlaştırıldığı bir yerde cehennem uzak değil bizatihi burasıdır, bu ülkedir. Cehennemin merkezindeki bir yaşamın 'vaat' olmaktan çıktığı hakikate evirildiği yerdir kanıtlar her yerdedir. Bugünün ülkesi erkanın kendine benzemeyene, benzeştiremediğine karşı bilfiil teyakkuz halini savunan bir akıla teslim edilmiştir Sandık sandık diye karşımıza çıkartılan demokratik hak bahsinin, paralelinden düzüne devletin suçlarının o gümbürtüde örtbas edildiği, yok sayıldığı bir ülke bugün her şekilde sayfalarca kirletmeye devam etmektedir. Bir sandıkla ülkenin ipotek altına alınacağı geleceği ameliyattadır bir kez daha. Onca şey olurken sandıktır hepimize bırakılmak istenen, sonu karanlık olacağını bile isteye bir tercihtir sanki tek derdimiz. Bugün bu sayfaları simsiyah kıpkırmızı hepsinden bir tutam ama hayatın renklerinden uzak bir faunaya mahkûm etmektedir. Tüm inat bunun içindir.

Kalıcılaştırılmaya çalışılan bu derin boşluklar arasında "nefes almaya" son kalan derman ile hayata tutunmaya çalışıyoruz. Derdimiz, tasamız, tasalandığımız meramımız birbirine denk yekten bunca ortakken sözün son sathını da kaybetmemek için direniyoruz. Karar mercii olarak kendini resmeden aklın hepimiz için biçtiği kumaş üzerimize hep bol ya da dar bir kalıpken düşünüp tasalanıyoruz. Ya o sayfalarımız, yazmaya gayret ettiğimiz alanlarımız son şansımızsa diyerek. Tasalandığımız yer ne varsıllığımız, sahiplendiklerimiz ne de dünyevi endişelerden, bir kez daha kırılmaktan, düşürülmekten, hakir görülmekten ibaret onlardan mülhem bir meseledir. Esas dertlendiğimiz hep unutturularak, denk getirilenlerle bir uçurumun kıyısına itilip durulmamızdır son sürat hala ve hala. Çiğlik çağındaki kapkaranlığın hegemonyasında sonuçları kabul ettirilmeye zorlandıklarımız, bir çocuk, bir işçi, bir kadın, bir erkek ya da lgbtiq bir bitki veya hayvan soluk alıp veren herhangi bir yaşayana karşı yapıp edilenlerin sonsuz kaosu, karanlığı mesele-miz-dir. Derin boşlukları aşabilmek köprüleri düşürmeden inatla bir arada kalabilmek muktedirin algısına ve sınırlandırma çabasına karşı halen en büyük ve ivedi önceliğimizdir. İşitenlere duyup anlayanlara okuyanlara ve yola koyulanlara ithafen, en büyük meşgalemizdir çabamızdır. Bir kez daha ikrar edelim.

>>>>>Bildirgeç

Özür dilemek bir erdemdir derler ya sen inanma. Asıl erdem özür dilenecek bir davranış yapmamakta, derdi bir arkadaşım, ona katılıyorum. Hem yapacaksın hem de pişkin pişkin özür dilerim diyeceksin ve affedilmeyi bekleyeceksin. O işler öyle kolay değil işte.

Herkesin yazar-şair olduğu bu sanal dünyada, nasıl olsa birileri yazar dedim ama baktım İsmail Saymaz'ın haberi üzerine atılan birkaç tweet dışında bunu yazan pek çıkmamış. Gerçi bu kadar gündem koşturmacası içinde insanlar ne yapsın, hangi birini hatırlasın onlara da hak vermemek elde değil. Cumhurbaşkanlığı seçimleri, IŞİD gibi "müslüman evlatları"nın eylemleri, plajlarda soyunuk kadınları kapanmaya çağıran mesajcılar gibi daha popüler ve önemli konular varken, geçen sene 1 Mayıs eyleminde kafasından yaralanan Dilan Alp'i kim nasıl hatırlasındı?

O bizim "Dilan kızımız"dı, öyle söylemişti İstanbul'un sayın valisi. Elinde şişe taşıyan, yüzünde kırmızı bir fular olan (devletin kırmızı fular takıntısını hala aşamadığını bilmiyor olsa gerek, ama kara fular da takmış olabilir ki bu en tehlikelisi), belli ki polisle çatışmaya girmek için eyleme gitmiş olan, örgüt üyesi mi bilinmez ama örgüt içerisinde faaliyet yürüttüğü kesin olarak bilinen Dilan kızımız. Kafasından gaz bombasıyla vurulduğu, ağır yaralandığı iddia edilen bu yavrucak yasaklı bir eyleme elinde bir molotof kokteyliyle katılıyor. Tamam siz ona sirke şişesi diyorsunuz, kabul edelim madem, iyi de sıradan bir vatan evladı neden elinde sirkeyle eyleme gider? Demek ki polisle çatışmaya hazırlıklı gidiyor. Yoksa polisin her eyleme anlamsızca saldırdığını düşünecek kadar akıl yoksunu değildir elbet, ne de olsa lise öğrencisi. Demek ki neymiş, örgüt içindeymiş bu yavrucak. Hem yavrucak dediğime bakmayın devlet kayıtlarına göre 19 yaşında (17 yaşında diyorlar ama kesin bu da yalandır) ve takip edilen birisi, yani mimli zaten.

Şimdi sen yasaklı eyleme gideceksin, terör simgesi kırmızı ya da kara fularını takacaksın, üstüne üstlük elinde de şişe bulunduracaksın, polis seni vurmasın da ne yapsın? Polis dediğin emir kulu, emir kulu ama aynı zamanda vatanımızın, devletimizin yılmaz, korkusuz, cesur bekçisi. Nerede bir vatan haini görse, belki bin kilometreden tanır ve vurur, affetmez. Sen şimdi o teröristin orada ne işi var diye sormaz da işini kanının son damlasına kadar yapan vatansever polise suçu atarsan, o teröristten bir farkın kalmaz.

Neyse, bu kız yani Dilan Alp, geçen sene 1Mayıs eyleminde kafasından gaz bombasıyla vurulmuş, sonra tedavi görmüş iyileşmiş. Komada kalmış, aylarca tedavi görmüş ama iyileşmiş işte daha ne istiyorsun? Yok maksat olay çıkarmak ya (zaten bu eylemcilerin, anarşiklerin, bölücülerin tek derdi bu), efendim neymiş devlete tazminat davası açmak istiyorlarmış. Yav arkadaş koskoca İstanbul valisi, hem İstanbul halkından hem de bu yavru teröristten ve ailesinden özür diledi ya, üstelik ona "Dilan kızımız" dedi ya, daha ne tazminatı istiyorsunuz, anlaşılır gibi değil. Valimiz O'nu kızımız diyerek içselleştirdi. Sayın valiye tazminat davası açmak, "iyi niyet kurallarıyla bağdaşmamaktadır".

Devletin bunca iyi niyetli yaklaşımına ve özür dilemek gibi yüce bir erdemle hareket etmesine karşılık tazminat davası açmaya yeltenmek aymazlığın dik alasıdır. En iyisi mi bu terörist kız ve ailesi el aman etsin ve bu gayretinden vazgeçsin. Zira onları ağına düşürüp kandıranlar kesin dış mihraklardır, oyuna gelmesinler. Bu konu da burada kapansın, zinhar açılmasın, ayıptır kardeşim koskoca devlete tövbe tövbe.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Gidişatımızın gümbürtüsünde pek fark edilmese de, Dilan Alp'e karşı tıpkı yazı boyunca andığımız öteki bilinenlere eylenmiş, derlenip toparlanmış olan devlet kibiri, haddini ve hududunu bildirme gayretkeşliği mevzusunda bir başka hamle gerçekleştirilmekte. Güneş KARA'nın Ben Ettim Sen Etme, Özür Dilerim Yüce Devletim makalesi, ironik diline rağmen o tavrın her neyi sınırımız haline dönüştürdüğünü devletin dilinden nakletmektedir. Güneş KARA ve Radikal Blog'un anlayışlarına binaen, makaleyi sizlerle paylaşıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Bir Daha Asla
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Konstrüktivistler De Dağa Çıkmışlardı - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
İstanbul Valiliği: Dilan'dan Özür Diledik, Daha Ne Tazminatı? - İsmail SAYMAZ - Radikal
'Berkin Elvan Ölümsüzdür' Sloganı Ağır Cezalık - Ayşegül USTA - Hürriyet
Biz Hasanlarız, Geldik İşte - Elif ÇONGUR - Fraksiyon
Aahhh Belinda - Akın OLGUN - Birgün
Anne, Senin Yüreğin Taş Olsa Dayanır Mı? - Sibel YERDENİZ - T24
Zirve Katliamı Sanıkları 'Denetimsiz' Serbest Mi Kaldı? - soL
Adaletsizliğin ‘Zirve’si - Uygar GÜLTEKİN - Agos
Mahkemeden MİT'e: Ogün Samast Devlet Sırrı Mı, Açıkça Söyleyin - Taraf
Aç, Susuz ve Kuşkusuz Darbeci Müslümanlar - Kerem ALTAN - T24
Hakimden Ders Gibi İşkence Kararı: Yurttaş Polisin Şiddet Nesnesi Değildir - İsmail SAYMAZ - Radikal
Türkiye’den Bir Masal: Kırmızı Fularlı Kız - Ece ÇELİK - 5 Harfliler
Destan Yörük'ün Annesi: Savaş Değil, Barış İstiyorum - Jiyan
Gözaltında Öldürülen Afgan Tacik İçin Acil Eylem Çağrısı - İsmail SAYMAZ - Radikal
15 Yaş, Öldürülen Çocukları Hatırlatıyor - Evrensel
AK Parti'de Yükselen İdeoloji: Yeni Ulusalcılık - Mustafa AKYOL - Al Monitor
Dicle: Tahliye Olmama Hiç Sevinemedim - ANF
Erdogan Will Kurden Als Wähler Gewinnen - Frank NORDHAUSEN - Frankfurter Rundschau
30 Mart Seçimi ve C. Başkanlığı Seçimi - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Kadın Cumhurbaşkanı İstiyoruz - Emrah ALTINDİŞ - Bianet
Demirtaş: Köşk’teki Erdoğan Pazarlık Yapamaz - Serpil ÇEVİKCAN - Milliyet
Hdp Kongresi: Kısa Bir Değerlendirme - Ecehan BALTA - Başlangıç
DDA Deklerasyonu - Denge Denetleme Ağı
34. Yılında Çorum Katliamı'yla Yüzleşmek - Fikret GÜNEŞ - PolitikART
Kışanak İşkencecisine Seslendi: Gümüşhaneli Bahattin, Hayattaysan Beni Bul - Aslı ULUŞAHİN - Demokrat Haber
Sırrı Süreyya Önder’den Kenan Evren Çıkışı: “Ama Beslemeyelim De” - AA - Jiyan
Dönüş Bileti - Günay ARSLAN - GA' Blog
Xwezî Tû Li Viraba! - İrfan AKTAN - Express
After Opening Way To Rebels, Turkey Is Paying Heavy Price - Ben HUBBARD & Ceylan YEĞİNSU - NYT
Families Say 163 Turkish Citizens Have Joined ISIL - Fevzi KIZILKOYUN - HDN
Hefter Türkiye’yi Libya’da “Terörizmi” Desteklemekle Suçluyor - Semih İDİZ - Al Monitor
Obama'dan Suriye Politikasından Çark Sinyalleri - Sami KLIB - Al-Ahbar - Medya Şafak
Yahudi Bir Anneden Arap Annelere Mektup - Bambi SHELEG - Şalom
Irak'ta Zor Hesap: Haşmetmeab Sıra Sizde! - Fehim TAŞTEKİN - Radikal
“Irak’taki Mezhep Savaşı Değil, İnsanlığın Barbarlıkla Savaşı” - Yakın Doğu Haber
Irak Kürtleri: Mezhepçi Bir Orduyu Desteklemeyiz - Güney YILDIZ - BBC Türkçe
Türkiye’deki Suriyeli Göçmenler ve Alttan Alta Yükselen Irkçı Dalga - Militan
İnsan Hayatı Üzerine Denklemler - Selin NASİ İZ - Şalom
Geri Dnme Umudu - Vahakn KEŞİŞYAN - Agos
Irak'ta Süryanilere Bir Kez Daha Göç Yolları Düştü - David VERGİLİ - Süryaniler.com
IŞİD Karakuş'a Saldırdı, Süryaniler Bölgeyi Terk Ediyor - soL
Yeşilköy'de Kiliseye Vaftiz Esnasında Saldırı - Fırat ALKAÇ - Hürriyet
Samatya: “Münferit” Mi “Muntazam” Mı? - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Diyarbakırlı Son Ermenilerden Bayzar Alata'dan Selam - Ekin KARACA - BiaMag
Farewell To Baydzar: Diyarbakir Loses One Of Its Last Armenians - Gulisor AKKUM - Armenian Weekly
Kumkapı Yine Diken Üstünde - Uygar GÜLTEKİN - Agos
AİHM: Kumkapı “Misafirhanesi” İnsanlıkdışı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Sie Gehen Einfach Nicht - Matthias BOLSINGER - Taz.de
Azınlık Vakıfları 2 Milyar Dolardan Habersiz - M. Serdar KORUCU - CNN Türk
'Türkiye Gelir Eşitsizliğinde Dünya Üçüncüsü' - Adem KARA - Onedio Gündem
Şilili Madenciler Soma'da - Cumhuriyet
O İple İnme Sırası Oğlunda! - Beyar ÖZALP - Evrensel
Torba Yasa Protestosunda DİSK Genel Sekreteri Gözaltına Alındı - İMC
Bakanlar Kurulu’ndan Şişecam Grevi’ne Erteleme - Sendika.org
SDP'nin Gezi Davası Bugün Başladı - Gelecek Gazetesi
Ölmez Ağacı - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Kamilet Halkı HES Yollarına Geçit Vermiyor - Nilay VARDAR - Bianet
Yolüstü Köyü Sakinleri Tepkili: Bir Taş Ocağı, İki HES’imiz Var Yeter! - Fatih ÇELİK - Zaman - Kuzey Ormanları Savunması
Üzerinde HES Olan Bolaman Çayı'nda Balık Ölümleri Başladı - Çatalpınar Haber
Halkın Yeryüzü Sofrasına Polis Böyle Saldırdı - Yarın Haber
Rte Hastanesinde Hem Tecavüze Uğradı Hem İşinden Oldu - Zeynep KURAY - ANF
‘Bugün Bu Kadar Şiddet ve Acı Varsa, Neden 1915’in Kapanmayan Yarasıdır’ - Özgün ÇAĞLAR - Agos
15 Haziran 1915 Paramaz ve Yoldaşlarının Asılması - Erol YEŞİLYURT - Mesele
Ahtamar Kilisesi, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne Giriyor - BasNews
It's International Day in Support Of Victims Of Torture. Lets #StopTorture Together - Amnesty Int'l
Sevan Nişanyan’a Yönelik Baskıya Müslüman Tepkisi - Lora SARI - Agos
Kahraman Irkıma Bir Gül - Sevan NİŞANYAN - Nişanyan / En Son Yazıları
Mutation Of The Triad: Totalitarianism, Fascism, and Nationalism In Japan - Sabu KOHSO - E-Flux
Aynen’in Askerleriyiz - Elif K. - Diken
Mutlak Değerler Var Mıdır? - Moritz SCHLICK - Vivaverita
Leyla Halid: Yaşanmış Gündelik Bir Deneyim Olarak Direniş ve Devrim - Ziad ABU-RISH - Fraksiyon
İnsanın Kendisini Yaratma Özgürlüğü - Mark POSTER - İştirakî
Sahi Ne Zaman Konuşacağız - Misak TUNÇBOYACI - Muhalif Yazılar
“Sonsuz Ev”: İnsan Yapımı Bir Kozmos - Frederick KIESLER, Çeviri: Nur ALTINYILDIZ ARTUN - E-Skop
“Queer Tahayyül”: Dünyanın Bütün Kimlikleri Oynaşınız! - Mine EĞBATAN - Edebiyat Haber

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
A Dozen Masks By Nicole Lane

>>>>>Poemé
Kısaca İnsan - William BLAKE

Kalmaz ortada acıma
Yoksulluk olmayınca;
Ne de merhamet
Bizim gibi mutluysa millet

Birbirini korkutup barışı aradıkça
Sevgiyi kendine sakladıkça;
Zulüm sarar dört yanını
Pusularla tutarlar yollarını.

İlahi korkularla kalakalır baş başa
Ağlar gözyaşları yağar toprağa;
Ve alçakgönüllülük kök verir birdenbire
Ayaklarını bastığı yerde.

Derken bir gölge gibi yayılır hüzünle
O giz kafasının üzerinde;
Bir tırtıldan sineğe
Her şeyi o giz beslemekte.

Ve taşımakta düzenbazlığın meyvesini
Belli ki dayanılmazdır lezzeti;
Derken bir sırtlan yuvası o uğursuz gölge
Karanlığını saçar her yere.

Karalar ve denizlerin Tanrıları
Çok aradı Doğu’da bulmak için o ağacı;
Tüm çabaları boşunaydı oysa
O ağaç insanın beyninde boy atmakta.

Kaynak

No comments: