Sunday, July 06, 2014

Deuss Ex Machina # 506 - ar gyfer i'r blynyddoedd coll

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_506_--_ar gyfer i'r blynyddoedd coll

30 Haziran 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Moon Zero - Shadow Den (Denovali Records)
2. Moon Zero - Endless Palms (Zvuku Remix) (Denovali Records)
3. Ensemble Economique - Fade For Miles (Denovali Records)
4. Ensemble Economique - Your Lips Against Mine (Featuring Sophia Hamadi & Denmother) (Denovali Records)
5. Franz Kirmann - He Watched As She Disappeared Into The Crowd (Denovali Records)
6. Franz Kirmann - Excelsior (Denovali Records)
7. Matthew Collings - Paris Is Burning (Denovali Records)
8. Matthew Collings - Subway (Denovali Records)
9. Matthew Collings - Toms (Denovali Records)
10. Matthew Collings - Stills (Denovali Records)

ar gyfer i'r blynyddoedd coll
(506)
Kral "Hala" Çıplak

Tek bir cümle tek bir tanıklık, ünlem ya da nida birbirini takip eden bir tespit bildiren herhangi bir paylaşım bugünün heyulasında her ne hallere koyulduğumuzu ortaya serecek olan bir özetleyiş olacaktır. Hemen her durumda, hemen hemen her şeyin birbiriyle iyice benzeşen enikonu kanıksanmış tepkimelerle karşılandığı ve savuşturulduğu bir uzamda hiç de fark etmediğimiz yerlerden yükselen çıkışlar, aslında olan biteni vurgulayacaktır. Olan bitenin ardından herkesin payına düşürülenin nasıl zor, nasıl yıpratıcı sınavlardan mülhem olduğu meydana çıkacaktır. Bütün bunların bu güncellikteki dakikliğinden gayrı nasıl insanın insana eyleyebildiği bahsinden yeni sorgular ortaya çıkartacaktır. Tek bir kelime bazen bir dolu sözcüğün bir aradalığından ve kakofonisinden uzakta bir çağrıyı oluşturur kimi zaman.

Bütün itina ile dönüştürülürken, bir benzemez yahut da umulmaz olan, geleceğe taşınırken böylesine aralıksız imdat çağrısıdır o aralıkta yankılanan. Yinelenmeye çalışılan dibine iyice çekilmeye çalışıldığımız gayya kuyusunun öğreten değil tanıklığı ifşa eden bir suretinin ta kendisidir. Tanık olduğumuz yerin öykülerden mülhem değil tahribattan mürekkep olduğu yinelenir. Yas her yerdedir ağıtsa hiç tükenmeyen bir meseledir. Anlamlandırılmaya uğraşılan bunca şey olup biterken her şeyin nasıl da örtbas edilmeye çalışıldığını, yerle yeksan edilenin 'insani' olanın ta kendisi olduğunu milimi milimine kılı kılına duyurur. Beş benzemez nükteler, imalar, belirteçler her biri farklı yerlerden de olsa çağrılar ortak uzamın enikonu yok edilmesi gayretinden bunca çekilmesinin derdini taşır günceye, günümüze.

Günler kapkaranlık eylenirken, umut lav edilirken, gelecek sessiz bir biat kültürüne rehin eylenirken, her şey dakikliği şaşmaz bir hınç tertibatı ile kotarılırken, biat dayatılırken, tahakküm yinelenirken, onlardan geriye hiçbir şeyin kalmaması meydana serilmektedir. Bugünün ülkesinin o tahammül sınırının çoktan ötesine ulaşmış olan dikte yönetişimi ile kalıplara sıkıştırılmasının birisi denenirken bir başkasının katara eklenmesinin, her Allahın günü hıncın yenilenmesinin felaketlerini cismanileştirir tek tek. Oluşturulan kısır döngü dar bir anlayışla, kapsayışla hemen her şeyin bağnaz bir mutlaklık ile tasavvur edildiği aksinin ise akla düşünülmediği, bile isteye def edildiği sınırlardan hareketlerden mülhemdir.

Doğrular tarumar edilirken, tahrip edilirken "yeni" şablonu giydirilen yanlışlar birer ikişer bu zeminin yapıtaşları eylenmeye başlanır. Temeller onun üzerinden atılmaya doksan yıllık ezberler daha çok önemsenerek inat ve ısrarla sahip çıkılarak düzenekler şekillendirilir behemehal. Adaletsizlik kendi sınırlarını çoktan aşarak, genişleyerek iş bu gündeliğin merkezine konumlandırılır. Eşitsizlik, kâğıt üstünde anılan bir dert olmaktan çıkarak, hepimizin hayatını boğuntuya koyan olur, eylenir. Kural tanımazlık, bu doğrultunun ayrıştırılmaz bir payandası olarak bildirilir. Demokrasi halka dair, ondan yola çıkılarak oluşturulanlar yekûnu bir yapım veyahut ta bir edim olması lazımken bu sathı mahalde erkan buyruğuna sahip çıkanlarındır elit elit diye avaza dökülmeye devam edilenlerindir!

Onları dahi kendi aralarında bir biçimde sınıflandıran bir meseleye evirilendir hiç eksiksiz, dönüştürülendir. Kesin cümleler, kati yargılar, kesintisiz yaftalamalar bugünün "yeni" ülkesinin temel öğeleri olarak kalıcılaştırılmaktadır. Herkes eşittir yasal düzlemde kitabi bile olsa oysa gerçeklik kimi eşitlerin diğerlerinden üstte, üstün olduğunu bildirir. Bir inşaatçıdır telefondaki gevrek gevrek gülüşünün ardından salı verdiği sinkafa rağmen tam da o değindiği edepsizliği icra eylemek için makam makam sahne sahne hayatımıza karışandır üstün olduğu duyurulan. Erkânın hep dizinin dibinde dile getirdiğini uygulayacağını cismanileştirmektedir üstünlüğünü gösterip dururken boy pos endazesini sergilerken.

Ya da koca ülkenin cari açığını tek başına kapattığı iddiasında olan meşum Sarrafbeyin, (ismi de işi de aynı) bana hırsız diyorlar sözüne karşı, hesap vermek yerine her yerde kendi terörünü icra etmesidir yeter ki Sarrafebru daha fazla hislenmesin yeter ki rezil olmak bir yana kaçırılan fırsatlar geri kazanılabilsin. Rezalet daha fazla duyulmasın, sorgulanmasın bütün mesele buna tahvil edilir. Hırsız ya da arsız ya da her ikisinden olsalar da hiçbir zaman rezil olmak gibi "avama" daha çok yakıştırılan bir meseleye denk gelinmesin Allah muhafaza bir defa daha. Işıl(d)ak efendinin kimyası bozulan sözleriyle şaheser olarak nitelendirdiği dombrasına yorumlar geldiğinde, karşı görüşler bildirildiğinde, sanatçılığını! kirletiyorsun denildiğinde vermiş olduğu cevaplarda saklıdır rezaletin daniskası.

Bahsedilmemesi istenenler: 'Sanatçının unvanı bir dava adamına eser yapmakla, unvan kirlenmez, temizlenir. Asıl Taksim'de, Okmeydanı'nda polise taş atarsanız sanatçılık unvanını kirletirsiniz." cümlelerinde saklıdır. Erkâna yedeklenmek bir şereftir, bugünün eşitlikten dem vurulan söz hürriyetinden bahisler açılan, geçmiş geçmişte kalmıştır denilen ülkesinde. Sinkaflara hacet olmadan da çok güzel küfür edilen bir memlekettir bu ileri demokrasi, hala hınç ve hala nefret ve hala öfkeyi hedef aranan bir menzildir yinelenen. Bunlar bu tekrarlar bilindik gözümüzün önünde halen icra-i sanatlarını sürdürmek konusunda hiçbir beis görmeyenlerden bir kaç örnektir. Nice timsal isim olay ve çok daha fazlası sokaklarda, ilan panolarında, televizyon ekranlarında, gazetelerin satır aralarında bilinci tarumar etmeye, mademki eşitiz! Onun da hakkını sonuna kadar savunuruz kısasını göstere gelmektedir, artık yerseniz.

Birisi için kırmızı halılar, bol sıfırlı meblağlardır o kanıksatılmaya çalışılanlar, çalışın sizin de olurun dillendirilmesidir. Çalışın kelimesinde saklı duran bahsi fark edene kadar ince bir mesaj vardır. Ötekisi içinse tahsis olunan araziler, tarihsel olan kalıntılara çanak çömlek muamelesi yapılması, Hüseyin Avni Paşa Korusu'ndaki yerleşkeyi yangın ile kül etmeler her şey 'inşaat ya resullallah' kültürünü diri tutmak içindir. Bütün senaryolar böylesine, ince bir değerlendirme, birbirlerine teyelleme gayretiyle erke yedeklenmenin yollarında olan biteni göstere gelmektedir. Güç istenci ve maddi çıkar elde etmenin dipsizliğindeki bu açgözlülük, her şeyin efendisi olma tahayyülü ile daha büyük yıkımları temellendirmektedir. Bir "millet" tahayyülü üzerinden handiyse denenmedik fenalık yapılmamış icraat bırakılmamaktadır.

Tek cümleyle oyun sürdürülürken figüran olduğumuz, eşit olmadığımız, hakkımızı savunurken, dert ettiğimizi dile getirirken bile alarm zillerini çaldırmamamız ön izlemede paylaşılıyor. Alarm zillerini çaldırdığımızda dokunduğumuzda canımızın yanacağı yinelenmektedir arsızca. Muğlâk olmayan şey mahkûmiyetimizdir. Mihmanın bir biçimde endişeleri, onların seslendirilmesine, ya da çözümüne asla müsaade olunmayacağını göstere geldiği bir mahkûmiyettir. Bunca yıkımın giderek daha büyük felaket imalatının icraatlarının sergilendiği var edildiği bir mahkûmiyet. Sürüncemesiz kalıcılaştırılmaktadır bugünün menzilinde. Cümle daha baştan kurulurken arkasının her ne olduğu, neye dönüştüğü sonuca ulaştırılıyor peyderpey bu girift sahnede.

Gelecek tahayyülünün biçimsizleştirilmiş bir mefhuma dönüşümü iş bu icat olunanların gözetlenen, denetlenen, nihayetinde sınırlandırılan, mahkûm edilen, infazları yüzlerine söylenmeye gerek bile duyulmayan bir sathı mahal ortaya çıkartılıyor. Yüzölçümü sınırlarımız olarak anılanın boylamında gün be gün. Hudutlar kesintisiz devşirilirken, iş bu unutturulduğu varsayılanların hemen tümü bugün yine yeniden katara ekleniyor. Bir daha asla'lar, bir kez daha eylenebilir, bir kez daha kurgulanabilir bir meseleye indirgeniyor böyle böyle. Fikri onamalar ve alkış tutmalar, yol göstermeler ve kanıksatmalar bir öncesinde yaşanmış olanların karanlığı bir kez daha zuhur ediyor ne ki gidecek, ne ki uzak kalınacak bir menzil değil hepimizi dibine doğru çekmeye çalışan bir karanlık türüyor.
Kanıksatılanların üzerine yapılan ilaveler dünün sorgulanabilir bir ihtimal yanıt bulunabilir diye müjdelenenlerinin dibinde onca söze rağmen gerçeğe dönüştürülüyor. Her şey daha bir fenaya koşulsuz şartsız teslim ediliyor. Devletin türettiği masalları can almaya, hayatı zehretmeye bu yaza geldiğimiz delire yazdığımız ülke profilinin esas suretini ortaya çıkartıyor, keskinleştiriyor. Bir masal dizimi değil o basbayağı 'tragedya' üstünden şekillendirilen bir muğlâklık cismanileştiriliyor, durmak yok yola devam! Herkese gerekenin gerektiği biçimlerde, lüzum görülen hallerle bir arada aralıksız güncellendiği bir ülke bahsedilenden yaşanana eviriliyor. Karanlık kendine meşruiyet zeminleri bulurken esas mağdur olanın ne sesi ne sözü, ne avazı ne meramı, ne tahayyülü hiçbir şeyine saha bırakılmıyor.

Hiçbir şeyin işitilmediği bir menzil bina ediliyor tam ve eksiksiz bir biçimde kalıtlaştırılıyor. Dert hep öteleniyor isim isim vakıa vakıa, arta kalanın hepsi bir biçimde gerçeğe dönüştürülüyor. Sarrafbeyin, kaçak altınları soruşturması örtbas ediş çabası ile sıradan bir mesele dönüştürülüyor o menzilde. Sahte evrakları ortada olan bir kaçakçılık bahsi her şey hesap verilmesine gerek olmaksızın tam ve eksiksiz sütliman ilan ediliyor. Kamulaştırma, devlet gözetiminde artık özel sektörün tüm hayırlı evlatları için kullanılan bir edime dönüştürülüyor. Eskiden meskenler, fabrikalar, el altında bulunan şeyler takas edilirken, paraya dönüştürülürken, emtianın yerini hatırlı insanlar elde etmek iş bu düzeni devam ettirecek olan, hayırsever, az biraz kindar da olsa insanlara sahip çıkmak olarak revize ediliyor.

Kaçakçılık bir buçuk ton altın küçük detaylar ne de olsa katırlarla ve bıçak sırtında ve sırf karın tokluğuna gidilen bir yol değil çünkü bu bahiste. Bunca sığ, bunca kör, bunca hazin her şeyin ters köşesi ile hemhal edildiği bir ülkedeyiz işte. Yatağan Termik Santrali'nin ihalesinin Rekabet Kurulu tarafından hızlı bir biçimde onaylanmasının ardından ortaya çıkan yağmalama aceleciliğinden bunu görebilmek mümkündür. Taşınmazların, tüm varlığın koca bir kentin ekonomik yaşamının bu neoliberal düzlemde, adı ve sanını hiçbir türlü koyamayacağımız eksiltmelerin, muhtaç kılmaların bir devlet politikası haline dönüştürülmesinin son veçhesidir. Elli yıllık kömür rezervi de bilâbedel armağan edilendir o eşit olduğu ilan edilenlere hızlı sürüm rant bölüşümünden, bir dipnot olarak.

Bütün bu pespayelikler bir arada dosdoğru akı da karayı da göstere geliyor. Mütemadiyen aklı bir sorguya taşıyor gerek kırk cümle, gerek tek tek isim, gerekse de tek bir vakıa üzerinden. Bütün bu hesaplı kitaplı ve danışıklı dövüşlerin altında kalakalan, canı çıkartılan her şeye itaat edeceksiniz diye buyrulan bir menzil oluşturuluyor. Tüm soruları yanıtsız konulmaya devam ederken, heybeler tıka basa, lebalep doluyken sorularla daha bunların bir başlangıç olduğu vurgulanıyor göstere göstere, birbiri peşi sıra. Usta söze başladıktan sonrası herkes için yeni bir yıkıma dönüştürülüyor. Hemen her anlamda sınıfta kalmaya devam eden, hakkı hukuku ayaklar altına almaktan kaçınılmayan, ayaklar ya baş olursa sonumuz nice olur! endişesiyle her şey tarumar paralize ve terörize edildiği bir yer bu ülke.

Gereksinim duyduğumuz yanıtların, şiirdeki bir ağaç gibi hür yaşamanın, lafta yahut da temenni olmaktan; gerçeğe yıllar yılıdır ulaştırılmadığı bir girdap, döngü biteviye ezber ediliyor. Kendini, mütemadiyen hatırlatıyor gösteriyor sabık akıl, sabit fikir. Hiçbir surette sendelemeyeceğinden dem vurulan, hesap vermeyeceği bildirilen muktedir mekanizmasının lügati belagatli cümleleri her an yineleniyor. Ezber edilenler hayata daim bir şekilde kastetmenin zemini haline dönüştürülüyor. Düşünme, taşınma, tasalanma, kederlenme, her şey olur her şey geçer sık canını yahut da sıkma ama düzen bu hep böyle olacak, kalacak denilerek her an dar ediliyor. Zulüm yineleniyor, düzen güncelleniyor. Kitabi değil, bir masal değil gerçek yıkımlar birbirini takip ediyor. Vahamete eskisinden çok sahip çıkılıyor, vicdan plastikleştirilirken "mağduriyet" örtbas edişlerin demirbaşı ediliyor.

Vurdulu kırdılı, bolca döküp saçmalı, bolca belagatli terennümler birer ikişer doğru uzamına taşınıyor. Milletin hizmetkârlığından ne anlaşıldığı aleniyete dökülüyor her an ve her fırsatta. Karanlığımız sahicileştirilmiş, elle tutulur, gözle görülür ve ruhta fark edilir bir azaba dönüşmüşken katil katilliğine, hırsız hırsızlığına, yalancı yalancılığına, soytarı soytarılığına devam ediyor. Kral çıplak bahsini ise, bir tek hakir görülenler biliyor bir tek onlar fark ediyor, gerisi lafı güzaf. Bugün bunca şey meydanda çıkmışken hala sandık mefhumu ortalığa millet-halk arasında bir denklem olarak değil yeni yıkımlar için bir araca eviriliyor aralıksız. Kamu yararına başımıza "baba" seçmemiz gerektiği yineleniyor. Hiçbir derdimizi anlamayan, hiçbir sorunumuzu önemsemeyen, varsa yoksa daha fazla kölelik daha büyük bedeller isteyen hep ona hep ona muhtaç kalmamızı beklentileyen bir baş seçmemiz isteniyor. Bütün bu heyulada "imdat" çığlığını duyabiliyor musunuz? Bütün bu patavatsızlıkta bu düzenin efendilerinin az ötesinde, nelerin yok edildiğini artık görüyor musunuz? İşitiyor musunuz? Anlıyor musunuz?


>>>>>Bildirgeç
Filim Bunlar, Hepsi Yalan - Güneş KARA - Jiyan

Eskiden yazlık sinemalar vardı. Açık havada izlenen, filmin başlamasıyla birlikte sanki çekirge sürüsü basmış gibi bir çekirdek çitleme sesinin ortama hakim olduğu, ancakl zamanla bu sesin duyulmamaya başlandığı ve gazozun olmazsa olmaz kabul edildiği yazlık sinemalar. Çocukluğumdan hatırlıyorum bunları. Oturduğumuz gecekondu mahallesinde kadınlar çocuklarının ellerinden tutar sinemaya giderlerdi. Annemle birlikte gittiğimiz ve mahalledeki kadınlarla çocukların arasında seyrettiğim yeşilçam filmleri hayal meyal aklımda hala. Dönüşte babama filmdeki sahneleri, özellikle de mutlu son sahnelerini (hani zengin kız-fakir oğlan buluşmaları veya tüm kötüleri ortadan kaldıran yakışıklı kahramanı) anlattığımda, kızım filim bunlar hepsi yalan, dediği de aklımda.

Çocuk halimle kızardım babama, tamam biz de biliyoruz film olduğunu ama iki dakika sevinmişiz işte niye bozuyorsun ki, diye. Tabi bunları içimden söylerdim. Nadiren güldüğünü gördüğüm asık suratlı ve hayattan bezmiş babama içimdekileri söylemeye cesaret edemezdim. Hayatı boyunca inşaatta çalışmış ve artık kolay kandırılamayan babama sessiz sessiz kızardım.
Kendimi o günlerden kalan bir filmin içine hapsedilmiş gibi hissediyorum. Artık çocuk değilim, genç de değilim, hatta babamın durduğu yere çok yakınım, görüyor ve biliyorum. Yalanı duyar duymaz tanıyorum, bunların hepsi filim diyorum.

Ama tüm çabama rağmen o filmin senaryosundan kendimi çıkaramıyorum. Hala mutlu sonları, sinemadan çıkıp gittikten sonra filmde yaşanacak olan mutlu başlangıçları beklemekten kendimi alıkoyamıyorum. Kurgulanmış bir hayatı yaşamanın tutsaklığında arada bir nefes alıp içimi dinlediğimde kulaklarımda babamın sözleri yankılanıyor; kızım filim bunlar, hepsi yalan.

Artık yazlık sinemalar yok, varsa da ben bilmiyorum. Olsun televizyonumuz var ya. Televizyon açık, ben kahve-sigara keyfimi yaparken adam konuşuyor. Ekrandaki görüntüsü, eve dolan sesi yabancı değil, bir çok çocuk ve genç insan için bir ömür sayılabilecek uzunlukta bir süredir hayatımızda adam. Kardeşlerim diye başlayan cümleleri siniyor kahvemin kokusuna, ağır bir bulantı kaplıyor midemi. Kardeşlerim, diyor, yoksulun yanındayız, ayrımcılığa karşıyız, gençler geleceğimizi. Bilmiyor yoksul babam, ayrımcılığa uğrayan sevgilim, gençler dediği benim çocuklarım, arkadaşlarım ve hepsi öldü. Yaratılanı severiz yaradandan ötürü, diyor, her can değerlidir bizim için. Annemin hayatta belki de artık tutunduğu tek dal haline gelmiş olan inancına küfrettiğinden habersiz. Sokakta küçük bir çocuğu vurdurarak öldürdüğünü ve ölmüşse ölmüşse uzatmayın artık dediğini hatırlamıyor sanki adam.

Kardeşlerim,diyor yine, biz her inanca her görüşe her yaşam biçimine saygılıyız. Onu ayakta alkışlayanların, tezahüratla salonu inletenlerin yıllar önce tam da bugün 2 temmuzda onlarca insanı inancı gereği diri diri yaktığı düşüyor aklıma. Ama senaryoda yok bu düşünceler, tekrar ekrana dönüyorum. Kadının yeri evidir ne de olsa, evimde dinliyor, evimde oynuyorum kurgu gereği bana verilen rolleri. Bunların hepsi filim.

Biz geldik ve kimsenin cesaret edemediği çözüm sürecini başlattık, diyor adam. Arkasından ekliyor, cezaevine çocuğunu ziyarete giden bir Kürt anne anadilini konuşması yasak olduğundan yalnızca bakışır ve susardı, biz bunu ortdan kaldırdık, herkes anadilinde konuşabiliyor. Polisin gözaltına alırken kasten kolunu kırdığı 13 yaşındaki Kürt çocuğunu düşünmemeye çalışıyorum. Hele Roboski hiç yaşanmamış sanki. Sınırdan geçmeye çalışırken öldürülen gençler, kadınlar, erkekler çözüm sürecinin dışında yaşanan münferit olaylar olmalı.

Kardeşlerim, biz vesayeti kaldırdık, demokrasiyi getirdik, halkın iradesinin temsilcisi olduk, derken daha bir dikkatli bakıyorum adamın gözlerine. Ne kadar inandırıcı, ne kadar ustaca oynuyor oyununu. Seyircilerin kendisiyle özdeşim kurup rahatlamasını, mutlu olmasını ve kendileriyle gurur duymalarını sağlıyor. Hani bilmesem ki bir filmin içindeyiz neredeyse ben de inanacağım. Ama bir sigara daha yakıp babamın sözlerini tekrarlıyorum ; kızım filim bunlar, hepsi yalan. Ve kahvemi tazelemeye giderken kendime moral veriyorum, “devlet” adlı bir filmin içindesin, korkma rahat ol, her filmin bir sonu vardır.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Güneş KARA'nın Filim Bunlar, Hepsi Yalan başlıklı makalesi bu minvalde, meramın sınırlarının devamlılığında okunması gereken bir metin. Sözün yetersiz kaldığı yerlerde bu ülkede nasıl bir dönüşümün gerçekleştirilmeye olanca hızla devam edildiğini dile getiren, çıkış yollarını nasıl arayacağımızı çözümlemeye gayret eden bir yazı. Güneş KARA'nın ve Jiyan sitesinin anlayışlarına binaen yazıyı sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Bir Daha Asla
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Zor Bir Yazı… - Hayko BAĞDAT - HB' Blog
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Ayrımcılığa Uğrayan Çocuklar Anlattı: Madem Ki Ermenisin İstemeden Vermelisin - T24
İslam Fobi(miz) Var! - Akın OLGUN - Birgün
Mültecilere Karşı ‘Nefret’ Giderek Büyüyor - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
"Fotoğrafı Kaldırmak: Eşi Zorla Kaybedilen Kadınların Deneyimi" Raporu - Hatice BOZKURT - Özlem KAYA - Hakikat Adalet Hafıza Merkezi
“Yakanlardan Mısın, Yananlardan Mı?” - Fatma BAÇARU - Jiyan
Bizi Neden Yaktınız? - Azad ZENGİN - Radikal Blog
Temmuzun Sesi - Selim TEMO - Radikal
Kadıköy Sivas’ı Unutmadı - Semra ÇELEBİ - Gazete Kadıköy
Sivas Katliamı - Polis Kamerasi Çekimi - 02 Temmuz 1993 via Youtube
Sivas’ı da Sizi de Unutmadık… - Veli BAYRAK - Jiyan
Devletin Eliyle 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı - Hüseyin Habip TAŞKIN - Indymedia
2 Temmuz 93'te Ne Hissettiler? - Emre Can DAĞLIOĞLU - Gözde KAZAZ - Agos
3-5-6 Temmuz 1993 Tarihli Meclis Tutanakları - TBMM - Kaynak: Taylan ÖZGÜR
Sivas’ı Unutmadık: 1993′ten Bugüne Ne Oldu? - Şöhret BALTAŞ - Jiyan
İşte, Sivas Katliamı'nın O Meşhur Katliam Bildirisi: Müslüman Kamuoyuna..! - Ahmet ELDEN - Radikal Blog
Sivas Katliamı: Arkadaşının Kaleminden Carina'nın Türkiye'si - Maryze Schoneveld VAN DER LINDE - BBC Türkçe
18 Yıl Önce Sivas’ta 10 Kısa Gün - Salih CANOVA - Azad Alik
Sivas Katliamı Üzerine Açıklamalar - PolitikCV
Sivas Katliamını Kınıyoruz - Basın Açıklaması - Mazlumder
The Ghosts Of Sivas: The Madımak Massacre At 20 - Report via Amnesty Int'l
Çorum Katliamı - Pir Sultan Abdal Kültür Derneği
Zülfikar Gazi’de Parlıyor; Gazi Kızılbaş Gençlik Sokağa Çıktı - Hayri TUNÇ - Jiyan
#UğurKurt - Polis Uyarıya Rağmen Ateş Etmiş - Kemal GÖKTAŞ - Milliyet
Polisten Savunma: Berkin'i Arkadaşları Vurmuştur - İsmail SAYMAZ - Radikal
Gezi Anneleri Amed'e Geldi - ANF
Ethem Sarısülük'ün Annesi: Keşke Benim Oğlum Da Yaşasaydı, Dağda Olsaydı - Dicle Haber Ajansı
Gezi’de Yaşamını Yitirenlerin Aileleri Roboski ve Lice’ye Gidiyor - XQW News
Gerilla Deniz'in Annesi: Kızımın Yanındaki Bütün Yoldaşlarının Gözlerinden Öpüyorum - Dicle Haber Ajansı - Özgür Gündem
Kızının Toplu Mezardaki Kemiklerini Üç Yıldır Alamadı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
It Just Gets Better!: Istanbul’s 12th Annual LGBT Pride March - Louis FISHMAN - Istanbul - New York - Tel Aviv
“12. LGBTİ Onur Yürüyüşü” - Agnostik Sosyalist - Jiyan
İzmir’de Bir Trans Erkek İntihar Etti - KaosGL - Jiyan
Okyanus Efe’nin İntiharının Ardından: Faili Devlet! - KaosGL
Muharrem İçin Soruşturma İzni Yok - Cumhuriyet
Ceyhan Cezaevi Raporu: Çocuklar "Karaoğlan" Adındaki Copla Dövülüyor - Zete
Yalınayak : Hasta Tutsaklar Yaşam İçin Direniyor - Meydan Gazetesi
Tahliye - Ayça SÖYLEMEZ - Birgün
Türk Askeri Rojava Sınırında Bir Genci Daha Vurdu - ANF
Kürtlerin Boşanma Hakkı - Mücahit BİLİCİ - Taraf
Yezidi Kürdler: Başkan Barzani ve Peşmerge Güçleri’ne Minnetarız - Nerina Azad
Salih Müslim: Kobani Düşerse Kürt İradesi Kırılır - İMC
Özgür Gündem: IŞİD Saldırısı Amman'da Planlandı - Yüksekova Haber
Dreams Of Kurdistan - The Economist
13 Örgüt Saldırı Öncesi IŞİD’le İttifak Yaptı - Yakın Doğu Haber
IŞİD‘in Türk Militanları - Elmas TOPÇU - Viva Hiba
Bomb Isis Or We'll Ask Iran To Do It, Top Iraqi Politician Warns United States - Mehdi HASAN - Huffington Post
Graphic: Iraq, An Oil Giant In Turmoil - Financial Post
Tünelin Sonundaki Işık - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
“Cumhurbaşkanlığı Seçimi” Değil “Plebisiter Bir Diktatörlük İçin Plebisit” - Demir KÜÇÜKAYDIN - Günzileli.com
Cumhur Tüccar Mı? - Nilgün TUNÇCAN ONGAN - Evrensel
Bu Daha Başlangıç;Daha Çok Çilemiz Var - Nuray MERT - Diken
Kürt Sadece Kürt Değildir - İrfan AKTAN - Zete
'O Uçağı Suriye Düşürmedi' İddiası - Radikal
Thousands Protest in Tel Aviv: Destroying Gaza Won't Lead To Calm" - Itay BLUMENTAL - Ynet News
Israelis Nach Mord An Jugendlichem Festgenommen - Die Welt
İsrail Başbakanından 'İtidal' Çağrısı - BBC Türkçe
#SarpKurayaÖzgürlük:Nur Sürer Çektiklerime Değer - Film Arası Dergisi
Yıllarca Sokakta Yaşadılar, Şimdi İlk Adım İstasyonu'ndalar - Beyza KURAL - Bianet
Öte Yakanın Çocukları - Zarokên Wî Tay - Ali TOPUZ - Utay
Burakcan İddianamesi İade Edildi - Birgün
Ece Hanım’dan Boşalan Yerlerimizi Ezgi Başaran’a Tokatlatacağız… - Deli Gaffar - DG Blog
'Tarihi Örtüp İnşaat Yaptılar' Diyen Akademisyene Hapis İstendi - Barış AVŞAR - Radikal
Topçu Meydanı ve Miniatürk Projeleri: Temsilin ve Gözün İktidarına İki Örnek Denemesi - Zemzem TAŞGÜZEN - Düş Hanesi
İvedi Usulsüzlük - Av. Fevzi ÖZLÜER - Evrensel
Torba Yasa ile İvedi ‘Kalkınma’ için İvedi Hukuk - Yaşar ADANALI - Mutlu Kent
Istanbul’s Gentrification By Force Leaves Locals Feeling Overwhelmed And Angry - David LEPESKA - The Guardian
Cam İşçisi “Kaybederken Kazanan” Olabilir - Murat ÖZVERİ - Güvenli Çalışma
Kötü, Eski, Bildik Hikâyeler! - Seçkin ERDİ - Peripetia
The New Politics of the 21st Century: Global Resistance and Rising Anarchism - Devon DOUGLAS-BOWERS - The Hampton Institute
The Art of Mapping Music: Mike Hamad’s 200 Schematics of Songs by Phish, Pink Floyd & The Dead - Open Culture

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Resim - Ali TANRISEVER - MasterBroccoli

>>>>>Poemé
Şimdiden Bir Hatırasın - Didem MADAK

Şimdiden bir hatırasın
Bulutsa, tozsa, uçarsa
Bütün (aşklar) paranteze alınsın
Rüzgar çanısın, rüzgarın diline dolanırsın
Ne bir şarkısın,
ne de dillerde nağme adın
Artık bazı şarkılar kadar yaralısın

Günler izmarit diplerinde biriksin
O zaman mutlaka bir trenle gelirsin
Köpüklerdensin, mavisin, sakinsin
istesen suyun tenine bitişirsin
ellerimi bıraktım, artık bunu sana yazsın
İçimde iki yaşlı balık varsa,
İçimde biri pulsuz, iki balık varsa
Biri sensen, gelirsen ve yok edersen
Bunu yazmak istiyorum sana
Sonra postalamak istiyorum
Pulsuz bir zarfla
Hiçbir mektup artık ikna etmiyor beni hayata

Bu kırmızı oyalarla saçlarımda
Beyaz bir tülbent gibi kalırsam
tenimde, süzemediğim tortularla
Gün olur sararırsa sayfalarda
Bıraktım ellerimi, sana bunu yazsın
Şimdiden bir hatırasın

Kırık kalplerle süslü bir sayfaysan
Camsan, saydamsam, beni kırarsan
Simlerimle sevişirim seninle
O süslü sayfaların üzerinde
İçimde iki mutlu yıl varsa,
İçimde biri simli iki kadın varsa
Sen, gelirsen ve yok edersen
Bunu yazmak istiyorum sana
sonra postalamak istiyorum
Simli bir yılbaşı kartıyla
Hiçbir mektup artık beni, ikna etmiyor hayata

Şimdiden bir hatırasın
Açmışsa bir sardunya saksıda
Bütün (aşklar) paranteze alınsın
Bıraktım ellerimi, artık sana bunu yazsın
mektuplar postaya takılırsa...
Ey aşk sen
Artık bazı şarkılar kadar yaralısın.

Kaynak

No comments: