Sunday, July 13, 2014

Deuss Ex Machina # 507 - silenciadors fabricats sota les ordres directes

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_507_--_silenciadors fabricats sota les ordres directes

07 Temmuz 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Roman Flugel - The Sky (According To Sapna) (Mule Musiq)
2. Recondite - Corvid (Mule Musiq)
3. How To Dress Well - What You Wanted (Weird World)
4. How To Dress Well - Words I Don't Remember (Weird World)
5. Eno & Hyde - Who Rings The Bell (Warp Records)
6. Eno & Hyde - Mother of a Dog (Warp Records)
7. COH - Bond Number (Editions Mego)
8. COH - Helicon (Editions Mego)
9. DMX Krew - Paradise Grove (Shipwrec)
10. DMX Krew - Fractalus (Shipwrec)

silenciadors fabricats sota les ordres directes
(507)
Sahte Cennetlere Kanmadan Cehennemden Çıkış Var Mıdır?

“Ben bir tek dev saniye içinde, hem fevkalade, hem korkunç olan binlerce eylem gördüm, hiçbiri de beni, hepsi mekânda aynı noktayı kapladıkları halde, birbirlerini gölgelememeleri, örtmemeleri kadar etkilemedi. Gözlerimin yakaladığı şey eşzamanlıydı. Ama şimdi yazacaklarım zaman içinde sıralanacak çünkü dil sınırlayıcıdır.” Jorge Luis Borges – Alef’ten bir kesit..

Bir yerlerden belirli-belirsiz pek çok uzamdan içli dışlı olduğumuz ya da hiç tanıyamadığımız, asla ulaşamadığımız menzillerden birilerinin her gününden, bir kısmımızın dününden, birçoğumuzun bugününden ve şimdisinden seslenişler kulağımıza çalınıp duruyor. Koca kalabalıkları barındıran betondan mamul ses yalıtkanlarıyla mürekkep, her köşesi işgal edilmiş kuru gürültüye teslim-rehin edilmiş kentlerden evet o sınırlandırılmış suretlerden; çağrılar yükseliyor avaz, avaz. Muktedirin gözetimi, denetimi ve dönüştürme çabası olanca hızlılığıyla devam ederken, hep bir şeylere mani olma seferberliği o malumu ilan ederken gerçekliğin aslında neleri kapsadığını ve nasıl da belirli bir şemaya oturtulmayacak, engel olunamayacak kadar derin ve ağır yıkımları beraberinde taşıdığını duyumsatmaktadır o seslenişler.

Basit kolaya kaçılıp bir cümle ile özetlenebilecek bir hayatı idame etmediğimizi göstere gelen ve bu kadar korku nüvesine rağmen, sese ses eklemeye devam eden çağrılardır bahsetmeye çalıştığımız. Birilerinin duyulmaması için elinden geleni ardına koymadığı bu yerde sıradanı görünür kıldıran bir teşebbüstür o seslenişler. Dünün ezberlerinin bugün kullanılarak yeni sınavlar için, basbayağı zemin teşkil ettirildiği bir yerde seslenişler kimi zaman sıkışık kaldığımız yerlerde, tüm o boğma çabalarının biteviyeliğine karşı nefes alma çabasıdır. Boğuntuya konulmak istenenlerin esas meselleri, esas konuşulması gerekenleri, esası suna geldiği bir merhaleyi tanımlandırandır seslenişler. Kısık ya da yüksek, bir başına ya da bir kaç kişi veya çok daha farklı etmenler, birliktelikler ile beraber buranın resmi! tahayyülleridir o seslenişler.

Resmiyeti devletin şekillendirdiği bir uzamda gerçekliğin gayri resmi hali üzerine eklenen kelamlardır bu seslenişler erkânın bizatihi duymadığıdır. Çabaları sayelerinde hemen hiç fark etmediğimiz sanılırken, esas her şeyin nasıl da birbirini takip eden bir süreklilik içerisinde deviniminin asla şansa bırakılmadığı bir yerde hayatın her ne hallere konulduğunu bildirmeye devam edendir işte ol seslenişler. Avaza dökülen yerde muktedir olanın tüm ört basına rağmen gerçeği haykırmaya, olanı biteni anlatmaya devam eden bahislerdir o seslenişler. Dünümüz ve günümüz bir biçimde bunca seslenişi, gözlemi, çıplak gerçeği, düpedüz hakikati, eksiksiz gediksiz, tanımlamaya, paylaşmaya devam ısrarcılığı ile sürdürülebilmektedir. Unuttuğumuz yerde yeni bir felaketin kapımızı çalacağını bildiğimizden bu yana seslenişler sadece durum bildiriminden ibaret olanı biteni yad eden bir ifşaat ya da felaketlerin açtığı tahribata dair bir gözlem paylaşımından ibaret değildir asla.

Bugünün dünyasındaki muktedir nesnelliğinde nasıl algılandığımızı, onların perspektifinde her nereye konumlandırıldığımızı yekten ve dolambaçsız bildirendir seslenişler ve tanıklıklar. Hiddetin en normal tavra belirgin bir halde sıkıştırıldığı, öylesinin bildirildiği bu oyun hepimiz için sonlar hazırlamaktadır. Nasıl olsa karışan görüşen olmadığından birsinin acısını diğerinden üstün tutmak ayrımını o hiddet ile bildirmek bu satıh dâhilinde deneyimlenmektedir behemehal gün be gün an be an her an. Acıları birilerine karşı çekiştirilecek, siyasi bir mesele haline dönüştürüp akıl okumalara girişilmesinin tanıklığıdır gözümüzün önünde cereyan eden. Büyük ağabeylikler, ülkenin içinde bulunduğu coğrafyanın en çok sözü geçen ülkesi olma vurgusu, inadı vesair çabaların denkliğinde nasıl da kıyametleri çağıran, onları önemseyen alkışlayan bir menzile dönüştüğü ortaya çıkmaktadır.

Bir yerlerin kırımının felaketinin oluşumunda ucundan kıyısından destek verilmesi gayreti yetmezken, bunlar gibi pek çok farklı menzilde de o teşvikler, el altından yönlendirmeler ve akıl yürütmelerle ırkçılığı yükseltme gayreti bütün bu hezeyanların iklimini daha da net bir biçimde özetlemektedir. Teşviklerin bir sonraki adımı tırlarla silah sevkiyatları, "unsur"ların Türkiye sınırları içerisinde tedavi edilmesi, Kürd özerk alanı ya da bölgelerine yapılan müdahalelerin görmezden gelinmesi, etnik ayrımcılığı kışkırtan bunu önemseyen her durumda bir ayrışım için eldeki tüm imkânları o sahada yeniden kurgulayan, destek bulan bir menzildir oluşturulmaya çalışılan. Acılar birbirinden bağımsız değil birbirleriyle birleşik, lehimlenmiş hallerde bu ülkede her güne paylaştırılmaktadır bir kez daha, yeter ki görece haklılık kazandırılacak, erkin mağdur olacağı şayiası çıkartılabilecek bir nüve el altında bulunsun.

Yeter ki insanlık bahsini önemsiz bir detaya indirgeyecek bir çıkar meseli ortaya çıksın. Her şey kaldığı yerden daha büyük vahametler adına bir inatla, ayrışmaz bir hışımla beraber sürdürülecektir. Düzenin bu sorgulanamaz yapısında üstten indirgemeci, emreden, biat isteyen tahakkümü çeşitlendiren davranış kodlarıyla toplumu nihai dönüşüme, sessizleştirmeye devam eden bir çabadır karşı karşıya olduğumuz. Bu tavırlar karşısında; her daim yengilerle, yaşamak zorunda bırakıldığımız bir ülkedir varılmak istenen. Erkan için doğru tecrübe edilebilir, sınanabilir olmasından çok, ne kadar işlevsellik taşıdığı ve nasıl büyük yıkımları ulaştıracağı mühimdir o mefhumun devamlılığında. Herkes için belirgin olanı tahlil edebilmenin önüne kurulan bu set, yığıntı iktidar için ömür-zaman kazandıran bir meselenin kendisidir.

Bütün donanımıyla daimi bir harp içinde olan akıl, bu ve benzeri pek çok çıkarsamayla kendini var eden o savaşlara borcunu ödemektedir. Çok daha fazla ezen, talimatlar yağdıran kurumlarının önceliğinin insanlar değil mekanizmalar olduğunu güncelleyen bir heyuladır sürdürülmeye devam edilen. Bugünün ülkesi dünün en bedbin tavırlarını ambalaj güncellemesiyle beraber yeniden takdim etmektedir. Kodlanmış patriarkal tavır bütünlüğü bunun için sürekli olarak güncellenmekte, zamane şartlarına uyumu sağlatılmaktadır. Otoritenin takdimini üstlenen lacivert takım elbiselilerden bir üniformaya ihtiyaç bile duymayarak sözleriyle bu devinime olur veren çağrılara destek veren kendiliğinden görevliler ve atanmamış klikler sayesinde gidişata dair seslenişler umursanmaz bir detay haline dönüştürülür acı tükenmeksizin bile isteye.

Düzenin bekası adına bugünün şartlarında bunca fenalığın sorgulanmasının, tahlilinin yeri yoktur çünkü her şey kanıksatılabilir. Her şeye yeter bir sandık bahsi, erkin kronikleşmiş olan sorun yumağına karşı yegâne çözüm önerisidir. Çözüm diye dayattığı; şiddet, hınç, hiza ve askeri nizamın en güncel halinin onaylanması beklentisidir otuz iki kısım tekmili birden. Bütün saflarda, kalıcılaşan yıkımı örtbas etmek ve aşmak salt alına oya ve bir sandığa bakar. Düzen oyunu alır alamazsa gasp eder, sündürürür, hatta çalar sonuçta bu demokrasi diye anılan edimin en pespaye piyesi tüm faturalandırmaları halka dönük olmak üzere yenilenir. Mesele oy kullanmak, seçmek değil seçeneksizliğe meşruluk kazandırmak, cumhurun başının saksı, bekçi, noter olunmadığını vurgulayan gerektiğinde de şantiye şantiye gezeceğini bildiren bir kimliğin, ustanın yolunu oluşturmaktır. Oyunun handiyse tüm kuralları bunun üzerinden şekillendirilmektedir gümbür gümbür.

Bir ülkenin gittikçe, atfedilmiş olan muhafazakârlık segmentinde yeni kırılmaları ve çok daha büyük sorgulanamayacak dönüşümleri için "sandık" temel bir başlangıç noktasıdır böylesine dönüştürülendir. Hepi topu bir balkon konuşması ile esasında her ne olacağının ilkin tatlı tatlı dillendirileceği ve o merhaleden sonra kopacak kıyametlerin de başlangıç vuruşudur. Devlet kendi alıştığı pratiği içerisinde bu alışılageldik rutini bir hamle olarak bellemekte ve eksiğin tamamlanacağı mesel olarak ele almaktadır. Oysa yalın gerçek, bu yıkım arzusunu göstere gelmektedir. Tükenen insanlıktır. Ezber olunmuş klişeler, vurgular ve çıkarsamalar bu dönüşümü nihai bir sona vardırana kadar güncellenecektir burada. Kinin her neye dönüştüğü, neye yol verdiği meydana çıkmaktadır azar azar, usul usul değil, birbiri peşi sıra hamlelere ev sahipliği yapılan bir güncellikte.

Keskin laik söyleminin bu ülke siyasetinde hala konuşulmayan yaptığı tahribat sözüm ona karşı yanıt olarak "milli" takısıyla endamını gösteren iş bu muhafazakâr dindarlık kuşağında da yinelenmektedir. Vesayetin hep lafta sonlandırıldığı şeklinin ve cisminin düzenlenerek, dönüştürülerek halka siz bizi yönlendiriyorsunuz bakın burada sandık ve oyunuz, yalnız geçen seçimlerdeki gibi trafolara kedinin girebileceği hazin vakıaların refakatinde sonuçlar duyurulabilecektir. Vesayet tüm bu kadroların en üstten en alta, tek bir faaliyet doğrultusunda bilumum kısıtlandırmayı devam ettirmektedir her şey ustanın yola devam etmesi içindir. Sorunların asla sorun olarak ele alınmadığı bir menzil hemen her şeyin bu yönetişim kastına yönelik bir fenalık, her sözün komplo, her eylemin darbe, bir ses ettiğimizde işittiğimiz o alarm zillerini çaldıran şeylerin iki katı çoğaltıldığı 'dokunan yanar' bahsinin sahici, kalıcı bir merhaleye evirildiği bir ülkedir.

Elitlerin vesayetinden, milli motifine haiz tabi bir oy potansiyelini kıllanarak gelişen, sivil bir vesayet böylelikle ortaya çıkmaktadır. Ne ki dert olan sadece bu doğrultunun güncellenmesi el değiştirmesi değildir. Devletin şeklen her zaman olduğundan daha derin, çok daha baskın, daha çok denetleyen, daima fişleyen ve fırsatını bulduğunda da yok eden bir mekanizma olarak kalıcılığını kutsal bir görevmiş gibi tabulaştırılarak sürdürülmektedir. Ezber olunmuş sözlerle dile getirilmiş, uygulamaya geçilmiş bahislerin daimi bir paranoya üstünden! fütuhatçı milliyetçilik, dini motifleri siyasi rant, mevzi kazanmak için kullanmaktan kaçınmayarak ve çok fazlasıyla bu tabulaştırmalar düzeneği devam olunmaktadır. Kemikleşmiş olan sabitlikler, birbiri ardına sabıkalı tahayyüllere evirilmektedir.

Her şey çözümlenebilmiş gibi bir vaveyladır kopup gidiyor. Kendi tekrarından sıkılmayan cenah yeni ayrıştırmaları yıkımları temellendiriyor. Ne ki artık sıradan olan için adım atacak menzil kalmamış durumda. Dört yan yağmaya peşkeş, rant için paylaşılmaya devam ediliyor. İstikbal için zulme olur vermeye devam eden bir zihne açıktan rehin edilmeye devam ediyor. Kıyametler kapıdan olmazsa bir biçimde bacadan buyur ediliyor, yeter ki düzenin bugünkü hali sürdürülebilsin. Yeter ki usta eylemeye, herkesin her şeyine karışmaya karar mercii olmaya devam edebilsin. Yeter ki usta akıl karışıklığından daima uzakta yazı akardan geçen o günkü hedefe konulacak kimler, hangi kimlikler varsa ona karşı söz edebilsin, iki satır o da linç için hedef gösterebilsin.

Daha yakın zamanda Gaziantep'de düzenlenen nümayişin bir benzeri, bugün unutsak da pek çok şeyini yaşadığımız ülke tarihinin unutmayacağımız yaralarından birisine mesken olan Kahramanmaraş'taki Suriye'li göçmen istemiyoruz kalkışmasında yinelenerek cismanileştirilebilsin. Hınç eninde sonunda linçe ve ötekisi olarak başta bulunanın dilinden, onun gözetiminde yayınlanan kitaplardan, gazetelerden ekranlar ve daha pek çok mecradan bangır bangır yayınlanan ırkçılık teşviklerinin cehennemî neticelerinden birisini göstere gelmektedir. Ortak yaşam iradesi veya çabalarının tamamına yakınına bu menzilden, daha önce pek çok kez bahsettiğimiz gibi bir öfke bilinçli bir biçimde yok etmek, def etmek, silmek adına ve için kullanıla gelmektedir bunca rahatlıkla.

İsrail dölü! lahzasının üzerinden çok zaman geçmeden bugünün sıra neferi olmayı bir başarı olarak değerlendiren makam ve mevkilerini, gelecek tahayyüllerini o doğrultudan ilerletenlerin bahislerine konu ettikleri bir devlet şiddetine karşı hemen tüm Yahudi nüfusuna karşılık gelecek seslenişler, yaftalamalar giderek bu düzenin her neye benzeştiğini fizandan değil, yakınımızdan duyurmaktadır. Seslendirilmesine müsamaha asla gösterilmeyen şeyler bu ülkenin yaralarını derinleştiren bir ayrıştırma çabası olduğunu göstere gelmektedir. Dert buralardadır, bunca kolaylıkla nefret, hınç ve soluk almaksızın ırkçılığın rahatlıkla siyasette malzeme edilebilmesidir. Kalıcılaştırılmak istenen bu düzeneğin cumhurbaşkanı seçiminde sonra devamlılığı için sürdürülmektedir.

Hiçbir sorun çözülmemişken, halen yaralar kanamaya devam ederken, davalar muallâkta konulmaya devam ederken, bir dolu soru halen yanıtlanmayı beklerken nefret dili, muktedir lügatini oluşturmaktadır hala. "Başbakanın kullandığı dil nefret ve düşmanlaştıran dildir. Akp’ye oy veren insanlara karşı biz bu dili kullanmayacağız. Sırf Akp’ye oy verdi diye bir grubu düşmanlaştırmayacağız. Ama Başbakan’a göre bu böyledir. Başbakan’a oy vermeyen herkes düşmandır, vatan hainidir. Bu dil, polisin kullandığı şiddetin nedenidir, Gezi’de gençlerin katledilmesinin nedenidir. Bu dilden vazgeçmediği sürece 76 milyon kişinin cumhurbaşkanıyım dememeli. Bütün Türkiye’yi kucaklayan bir mesaj vermediyse, Sivas katliamı ile yüzleşmediyse, Rojova’daki katliamlara dur demediyse, Roboski ailelerinden, Berkin Elvan’dan özür dilemediyse asla Türkiye’nin cumhurbaşkanı olmayacaktır" Hdp'nin Cumhurbaşkanı adayı olan Selahattin Demirtaş'ın dile döktüğü meramdaki gibi açıktadır her şey görebilene.

Seçim güncesinden bağımsız olarak başlı başına derdin büyüklüğünü göstere gelmektedir. Çünkü tahribat ve yıkım erke asla kâfi gelmemektedir. Toprağa ve yaşama yapılan yetmiyor bir de zihin bir hışımla, hızlı hızlı kötürüm eylenmeye çalışılmaktadır. Düşünce tam kapasite iğdiş edişler had bildirimleriyle sıfırlanmaya devam edilmektedir. Bütün bunlar için -bu daha başlangıç- bahsiyle bu günlerin arkasının geleceği biteviye yinelenmektedir. İçinde alenen kalakaldığımız cehennemî ortamdan "sahte cennetlere" kanmadan bir arada çıkmak mümkün müdür. Bir yol var mıdır? Yeni diye sunulan bu ülkenin hiç eskimeyen alışkanlıklarından kurtularak, nihayetinde, eksiği gediği olmadan, yüzleşerek ortak bir geleceği bina etmesi halen bir ütopya mıdır? Söz kesintisiz olarak bu nobran, tekçi, ırkçı ve dahası fenalıkları eylemekten hemen hiç kaçınmayan muktedir aklına karşı seslenmeye devam etmektedir. Önemser misiniz? İşitir misiniz? Kale alır mısınız?

>>>>>Bildirgeç
Kıyameti Koparmak İçin Daha Neyi Bekliyoruz? – Özcan KIRBIYIK – Jiyan

Davos’ta başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Şimon Peres arasında geçen diyalogda, aklımda yer edinen en vurucu cümle; Tayyip Erdoğan’ın Peres’e, haklı olarak sarf ettiği ve hepimizin de içinden geçen ‘öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi biliyorsunuz! Plajlardaki çocukları öldürdünüz.’ cümlesiydi.Gerçi sonradan başbakan ‘benim tepkim moderatöreydi,Şimon Peres’e değil.’ dediyse de gündemde pek yer bulmadı.Ama mevzu bahis çocukları katleden bir devlet zihniyetini ifşa etmek olunca, o gün orada başbakan, taraflı tarafsız Filistin konusunda zerre-i miskal duyarlılığı olan herkesçe haklı olarak takdir gördü

İnsani anlayış da,dini anlayış da,vicdani anlayış da,hukuki anlayış da  savaş esnasında bile kadınlara ve çocuklara zarar verilmesini kesinkes red eder.
-Davos’ta herkesin tüylerini diken diken eden ‘çocuk hassasiyetiyle’ ortaya çıkan başbakana ne oldu da geçen sene polislerin katlettiği 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın annesini meydanlarda taraftarlarına yuhalatacak kadar zalimane davranıyordu?
-Ne oldu da başbakan Gezi Eylemi’nde hayatını kaybeden çocuklar için göğsünü kabarta kabarta meydanları ‘emri ben verdim,bennn!’ diyerek  inletiyordu?
-Filistinli onlarca çocuğun kanına giren Şimon Peres’e tarihi ayar veren Recep Tayyip Erdoğan’a nasıl bir çocuk aşkı doğdu da,Davos’taki Peresle kapışmasından birkaç yıl evvelinde, Van’da eylem yapan Barış Anneleri için ‘kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yaparız!’ dedikten sonra Van sokaklarında özel harekat polislerinin şehrin ortasında üst üste yığdığı anne ve çocuklarını ‘kadın,çoluk çocuk demeden’ işkenceden geçirtecek kadar gaddarlaşacaktı? Hem de Filiistin’de işgalci konumunda bulunan İsrail güçlerine rahmet okutacak işkence türleriyle…

Hep kıyametin alametlerinden bahsedip duran halklar olarak, asıl kıyametin bu olduğunu ne zaman göreceğiz?
Başbakan,
Berkin Elvan’ın annesini yuhalatırken kıyameti koparmadık ya,
Van’da eylem yapan Barış Anneleri’ni çoluk çocukla, tek emriyle sokak ortasında işkenceden geçirtirken, önüne atlayıp ‘zulümle abad olunmaz başbakanım!’ diyemedik ya,
Ceylan Önkol’u parçalanmış bedenini eteklerinde toplayan annesi, hala gözlerimizin içine bakarken ‘katil devlet hesap verecek’ bile demiyorsak,diyemiyorsak;’devlet babadır,kutsaldır,muhim olan devlet bekasıdır’ deyip, yaşamaya devam ediyoruz ya,devletin ete kemiğe bütünmüş hali olan ve yaptıkları her şeyi devlet adına yaptığını söyleyen polislerin Diyarbakır’da 6,7 ve 10 yaşlarındaki 3 kız kardeşe yıllarca cinsel taciz ve tecavüzde bulundukları  ortaya çıktı!
Suçlu arayan herkes aynaya bakabilir,Berkin’in,Ceylan’ın Uğur’un katledilişine sessiz kalan herkesin bu olayda payı vardır!
Uğur’un hesabını sormadık Ceylan katledildi,Ceylan’ın hesabanı sormadık Berkin’i katlettiler,Roboski’nin hesabını sormadık Gezi’de gençler katledildi.
Diyarbakır’da çocuk bile sayılamayacak yaştaki 3 kız kardeşe  tecavüz edildi,olayın peşini bırakır da kulakarkası edersek,failler ve aynı çevreler bundan güç alıp neler yapabilir herkes düşünmeli.

Şimdi biri de birgün çıkıp, Davos’ta yapılana benzer bir konferansta ya da söyleşide başbakana: ‘siz çocuk öldürmeyi de iyi bilirsiniz,çocuklara tecavüz eden polis yetiştirmeyi ve desteklemeyi de iyi bilirsiniz!’ dese bu sözleri sarf eden kişiyi yine hepimiz, başbakanın o gün Davos’ta sonuna kadar desteklediğimiz sözleri gibi ayakta alkışlayacak mıyız?

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Özcan KIRBIYIK'ın kaleme aldığı "Kıyameti Koparmak İçin Daha Neyi Bekliyoruz?" makalesi de bu minvalde eksik kalanların tamamlayıcsı bir okuma parçası. Düzeneğin göreceliliği, birisine tepki verirken bir başka vakıa karşısındaki hep ve daimi suskunluk, yeni soruları beraberinde getiriyor. Yeterince güçlü bir biçimde düşünecek ve taşınacak ve eylemeye başlayacak mıyız. Sorgu ortada ve her şey meydandadır. KIRBIYIK ve Jiyan'ın anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Bir Daha Asla
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Hani İbrahim Aras'ın Elinde Patlayıcı Vardı! – İsmail SAYMAZ – Radikal
‘Mini Destan’: 10 Yaşındaki Çocuğu Başından ‘Usulüne Uygun’ Vurmuş – Diken.com.tr
Ali İsmail'i Eve Gönderen Doktor, Tekmeci Polise Ayaktan Rapor Vermiş – İsmail SAYMAZ – Radikal
#AliİsmailKorkmaz – Zanlının Telefonundan AKP’li Vekil Aranmış – Uğur KOÇ – Birgün
Ali İsmail Korkmaz’dan Vicdanlara Mektup Var – Kanat ATKAYA – Hürriyet
#UğurKurt – Tabancasını Alıp Ateş Etmiş – Kemal GÖKTAŞ – Milliyet
Medya Derlemesi: Öldürülen Filistinliler Neden İsimsiz? – 5Harfliler
Yıldız Tilbe, Leman Sam ve Diğerleri: Sinizmden Faşizme – Stefo BENLİSOY – Başlangıç
Polisin Üç Yıl Sonra Savunması: Hopalılar Kendi Dükkanlarına Saldırmış – İsmail SAYMAZ – Radikal
Sertaç Ekinci: ‘Adalete Hesap Verilmeden Yaralar Kapanmaz’ – Doğu EROĞLU – Başkaldıran İnsan
Devlet Aklı - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Devlet İçin Kurşun Atan Çetenin Marifetleri Dava Dosyasına Girdi – Taraf
Adli Tıp: Çarkın'ın Akli Dengesi Yerinde – Hasan AKBAŞ – Evrensel
Türkiye’de Etnik Dini ve Siyasi Kutuplaşma – Dr. Salih AKYÜREK & Fatma Serap KOYDEMİR – Bilgesam
Caferi Camisini Kundakladılar: Siz Taşa Tapıyorsunuz – Cumhuriyet
Caferiler'in Camisine Saldıran Kişi Serbest Bırakıldı – Demokrat Haber
3 Polisin Tecavüzüne Uğrayan Çocukların Babasına Ulaştık – Faruk AYYILDIZ – Evrensel
Doktor 'Çocuk İstismarı' Dedi, Adli Tıp 'Tahkikat' Önerdi, Savcı Polise Dava Açmadı! – Hazal ÖZVARIŞ – T24
Prof. Dr. Şahika Yüksel: Tecavüzcü "Tecavüz Ettim" Demez – Ekin KARACA – Bianet
Basın Açıklaması - Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı
Ölü Kadınlara Dair Sorular – Şöhret BALTAŞ – Jiyan
Kadınlardan Aile Bakanlığı İşgali – Bianet
“Hayata Dönüş”ün Gerçek Planı: Medyada Psikolojik Harekat – Ayça SÖYLEMEZ – Bianet
Temmuz’un 11′i: Günler Ağır… - Tunç TOKER – Jiyan
Gerçek Vizyon Belgesi – Yetvart DANZİKYAN – Bir Orman Gibi
Buldan: Çözüm Erdoğan‘la Aynen Devam Eder – Yelda GÖKDAĞ – Akşam
Roboskili Aileler: Katliamcı Bir Başbakanın Cumhurbaşkanlığı Kabul Edilemez – Dicle Haber Ajansı
Soykırım İnkârcılarına, Hırsızlara, Yalancılara Oy Yok, Cumhurbaşkanı Adayımız Selahattin Demirtaş! – Bildirge – Nor Zartonk
Demirtaş: ‘Benim Vatanım Yerine Bizim Vatanımız Demeliyiz’ - İMC
The Economist Sordu: Erdoğan Aynaya Nasıl Bakabiliyor? – Diken.com.tr
Prof. Fatmagül Berktay: Yeni Türkiye, Derin Otoriterlikle Eski Türkiye’yi İhya Ediyor – Ekin KARACA – Bianet
Erdoğan’ın Geleceği Var Mı? – Namık ÇINAR – Taraf
Başlangıç Yazıları N.9: Sosyalist Sol ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri – Başlangıç
Demirtaş’a Neden Oy Vermemeli? – Sinan GORGAN – Siyasi Haber
C.Başkanlığı Seçimleri Yaklaşırken…  – Gün ZİLELİ – GZ’ Blog
Bir İmza Lütfen... – Kemal BOZKURT – Harfvolver
Hasta Tutsak 47 Gündür Yaşam Mücadelesi Veriyor – DİHA - XQW News
BDP İsim Değiştirdi, DBP Oldu – Bestanuçe
Özgürlükçü Kürt’ler ve Laik Alevi’ler Bu Ülkenin Şansıdır! – O. GÜRSEL – Günzileli.com
Vedat Abi (Vedat Aydın) – Veli BAYRAK – Jiyan
İki Farklı Ülke, İki Farklı Örgüt ve İki Farklı Süreç... Kolombiya 'dan Türkiye 'ye... – Raul GONZALO – Patria Libre O Muerte
Öcalan: Ulusal Onurumuz İçin Herkes Seferber Olmalı – Kürdistan24
Kobanê’de Neler Oluyor? – Amed DİCLE – Kürdistan24
Ahmet Türk: Yaşım Elverseydi Kobanê’de Savaşırdım – Sedat SUR – ANF – Yeni Özgür Politika
Inside Baghdad Hospital, Harrowing Tales From The Front Line – Chelsea J. Carter & Bader 
Katy – CNN
Işid ve Nusra’nın Ortak Geçmişi – Hasan SİVRİ – Yakın Doğu Haber
Baghdadi Video 'Being Reviewed' by U.S. Intelligence – Al Arabiya
Filistin’de Neler Oluyor? – Hazal HALAVUT – 5Harfliler
The People Of Gaza and Israel Document Their Terror via Mashable
UN Calls For Israel-Gaza Ceasefire – BBC News
These Are The Names of 21 Children Killed In Gaza – Ishaan THAROOR – Washington Post
Netenyahu: Gazze'de Bin Hedefi Vurduk, Bizi Hiçbir Güç Durduramaz – Demokrat Haber
Right-Wingers Attack Leftists in Tel Aviv Demonstration – Yarden SKOP – Haaretz
On Israeli Defeat And The Future of Jewish Politics – Gilad ATZMON & Alimuddin USMANI – Gilad.co.uk
Yıldız Tilbe Yalnız Değil! – M. Serdar KORUCU – Demokrat Haber
Adını Sen Koy Bu Şarkının – Karin KARAKAŞLI – Agos
Yıldız Tilbe Ayarı – Karin KARAKAŞLI – İştiraki
Siz Hayattan Ne Anlarsınız? – Kemal BOZKURT – Harfvolver
The Palestinians Who Are Channeling Rage Into Nonviolent Resistance – Bethan STATON – In These Times
Yahudilik ve Türkiye – ADL Global
Agos’a “Erdoğan’lı” Irkçı Siber Saldırı – KaosGL
Suriyeli Mülteciler Ve Yeryüzü Evi – Armen SEMSUR – Radikal Blog
Gaziantep'te 'Suriyelileri İstemiyoruz' Eylemi – Agos
Kahramanmaraş'ta 'Suriyeli İstemiyoruz' Eylemi – Radikal
Savaşın Faturası Hep Yoksullara – Fatma KESKİNTİMUR – Evrensel
Komşunun Evi ile Göğün Sınırı Arasında : Türkiye’de Suriyeli “Misafir”ler – Zeynep VAROL – Fraksiyon
Davutoğlu: Mesele Boyun Eğmeyişimiz – A.TAŞGETİREN – Star Gazete
Greece: Immigrants Attacked By National Team Fans After Last Victory – glykosymoritis – Revolution News
Süryanilerin Vatandaşlık Hakları Masaya Yatırıldı - Dicle Haber Ajansı
Çocukları, Küçük Kurşunla Öldürürler Değil Mi Anne? Srebrenitsa Soykırımı – Hayri TUNÇ – Jiyan
Sivas ve Başbağlar: Kan Davası – Ali BULAÇ – Zaman
Maden Ocağında Toprak Kayması: 2 Ölü – Taraf
Soma İşçisine Şimdi De 'Pnomökonyoz' Kabusu – İsmail SAYMAZ – Radikal
Cengiz’in Termik Santralına Mühür – Doğu EROĞLU – Başkaldıran İnsan
Özel Güvenlik İşçileri Sendikası: "Antimilitarist Bilinci Geliştirmek de Görevimiz" – Başka Haber
Seyitömer İşçilerinin Direnişi 9. Gününde – Marksist.org
İflas Eden Fabrikadan Alacaklarını İsteyen İşçilerden Tabutlu Eylem – Başka Haber
Hariçten Memleket Sosyolojisi - Besim F. DELLALOĞLU – Agos
Osmanlı Arşivlerinde Ermeniler (6 Temmuz 2014) – Gamurç – İMC
Anadolu’daki Azınlık Vakıfları Hala Bürokrasi Mağduru – Yorgo DEMİR – Agos – Nor Zartonk
Internet - Comment Utilise-t-on Les Réseaux Sociaux en Turquie ? - Delphine DUCHENE – Le Petit Journal
Disk Basın-İş: "İnternet Habercilerine Hak Değil, Baskı Geliyor" – Bianet
62. Yıl Mesajımız: Medya Düzenini Hep Birlikte Değiştireceğiz – Türkiye Gazeteciler Sendikası
Acılardan Kaçmanın Bedeli – Meltem ARIKAN – MA’ Blog
Pudingler ve Kırmızı Hudut Taşları – Bülent USTA – Birgün

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Devlet Propagandası - İç Mihrak

>>>>>Poemé
Dün Gece Nuh Ama Peygamber Değilken Gördüğüm Düş - Onat KUTLAR

Bir ülkeye binmişim adım ne bilmiyorum
Irmaktan geçsem gerek kör karanlıktayım
Yapışmış bir yanından bir satrap kıtasına
ülke ve elimde ucu yanık pankart sapıyla
Donuk köylü heykelleri kıyıda ve Atatürk
kara-baba barajının suları durmadan yükseliyor
Uzun sürecek anlaşılan tufan ırmaklar bekleyecek
Denize yol veren dağlar delinecek önce, çocuklar
ve bir kadın sığınmış yorgun kırlangıçların
hüznüyle neden hepsi durmuş bana bakıyor
Neden bakıyor köylüler çocuklar ve sevdiğim kadın?

Oysa bir ülke yutmuş beni ve adım yunusun
şafağına çok yabancı sulardan geçiyorum
Bağırıyor öfkeli babam, "Oraya git!...Oraya git!..."
Gitmeyeceğim işte. Her neyse aklıma koyduğum
"Aldım ve kabul ettim de!..."  Hayır, etmeyeceğim!..
Ayağımın altında işte senin çivilerle yazdığın en yeni
ahid, karnından çıkamadığım kala-balık bir gün
dolaştırıp zulmün yedi denizinde senin ölümünle
güneşli bir kıyıya bırakacak beni yanıbaşımda
izinli askerler, köylüler, çocuklar ve sevdiğim kadın.

Kaynak

No comments: