Sunday, July 20, 2014

Deuss Ex Machina # 508 - briseadh roimh déan

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_508_--_briseadh roimh déan

14 Temmuz 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Fennesz - Sav (Editions Mego)
2. Fennesz - Static Kings (Editions Mego)
3. Claro Intelecto - White Sun (Delsin)
4. Claro Intelecto - A Nightmare Before Bedtime (Delsin)
5. Sascha Dive - Dark Shadow (Deep Vibes Recordings)
6. Sascha Dive - Thunderstorm (Deep Vibes Recordings)
7. Manuel Tur - MKS-70 (Freerange Records)
8. Manuel Tur - Werk (Freerange Records)
9. Robert Babicz - Astor (Gui Boratto Remix) (Renaissance)
10. Gui Borato - Telecaster (Renaissance)

briseadh roimh déan
(508)
Çürümek: "Yeni" Ülkenin Eskimeyen Vaadi…

Hayat ancak hayal gücümüzün ve hafızamızın zayıflıklarıyla mümkündür. – Emil Mihai Cioran

Tekrarlanan büyük vecizler, anlatılmaya bir türlü yeter-kâfi bulunmayan tahliller, yazı akardan geçtikçe bir örnekleşen, tıpkı muktedirin algısında yer edinmiş sabıklık gibi biteviye bir saplantıyla handiyse aralıksız bahislerin tam yanı başında bir manadan çok daha ötesini gösteren bir edim karşımıza çıkmaktadır çürümek. Görünen onca şatafatın, yaldızlı sözün, henüz atılmaya devam edilen nutkun, söylevin ya da cümlenin bağında buralara her ne olmaktadır onun bahsi yükselmektedir o aralıkta. Yinelenen kalıpların birbirinden fena olanlara yol vermesi için mütemadiyen sayıklandığı bir menzilde çürümek buranın paylaştığı en derin yıkımlardan birisidir.

İnsani olanın, ona dair olanın giderek bir mekanik algı yönetişimi başlığı altında ruhun değil makinenin yönlendirildiği, bireyin değil aslında müesses nizama ayak bağı olmayacak personaların gelişiminde harcandığı acının, elemin, fecaatin aralıksız güncellendiği bir yerde sondan bir evveli göstere gelmektedir çürümek bahsi. Nihai olana varana kadar yapılacak düzenlemeler, kararlar ve hükümler birer ikişer, yaftalarla beraber bu sarmalın sınırlarından hayatı muğlâklaştırmaktadır. Çürüme menzili geliştirildikçe, kapsamı arttırıldıkça vahamet sorgulanamaz kıldırılır, ne de olsa komutla tepki verilen, tepkiye göre susulan ya da konuşulan bir ülke olduğumuz türlü örtbas çabalarına rağmen aleniyettedir ol bahiste.

Dünün hataları birer, üçer, beşer el altından esas sahip çıkılana dönüştürülerek 'yeni'nin vahameti daha baştan güncellenmektedir. Çürümeyi normal bir çıkarsama ya da olması gereken bir evre, dönüşüm hamlesi olarak değerlendiren pratiğinde yaptıkları ile onun nasıl daha fazla tahribat adına kullanıldığını yekten göstere gelen bir iktidar güncelliğindeyiz. İktidar gücünü güncellerken, adım atılmadık üzerine basılmadık, zapt-ı raptı altına alınmadık bir menzil, unsur ya da öğe bırakmamaktadır. Bireye yönelen şiddetin temellendirilip geliştirilmesinden, hepimizi ilgilendiren konularda mahalle kabadayısı edasıyla yapılan göndermeler, sayıklamaların arkasından türlü çeşit tezatlığın bir aradalığında bunu okumak mümkündür.

Tutturulup ta gidilen yollarda başa getirilecek fecaatlerin henüz arafındayızdır bir ihtimal. Kapsamaktan çok yerin dibine sokmak, anlamaktan çok azarlamak, yuhalamak için malzeme olarak bilinen, anlaşılanların; sıradanın sözünün, derdinin karşısında yükseltilen hıncın kanıksatıldığı bir heyulanın içerisindeyiz. Her yerden tekilleştirilmiş, otokratizmin ustasının söylemleri beyana geçip, kayıt altına alınıyor. Her sözde, demeçte çürüme daha bir yakındadır. Sistemin belagatleri def etmek için hep kullandığı doksan yıllık düşman yaratımı, bunun adlandırılması, tarif edilmesi geniş halk kesimlerine onların birer "mihrak" olarak yer ettirilmesi için sonu gelmez çabalarla beraber bu çürüme dibimizdedir.

Nefret, hınç ve zahiri elden yitirmemek kaybetmemek için kullanılan ezberler dün neydiyse bugün de onun bir adım, kademe daha ilerletilmesi o şablonun keskinliğinin daha büyük tahribatları yenilemek için kullanıla geldiğini örneklemektedir. Erkin bu davranış biçimi vakıaları daima tersinden yorumlamasının bir ihtimal sonunu görmek konusunda eksik bir tecrübe, eksiği gediği olan bir mesel olarak değerlendirilebilir. Ancak Ali İsmail Korkmaz davasındaki katleden çetenin müdahillerinden olan avukatın belagati savunup, kırımı haklı çıkartmak, aklamak için öne sürdüğü argümanlarda çok daha fazla başa örülen çorapları görebilmek mümkündür. Tüm bu heyulada arta kalanın her neye evirildiği can yakan bir çıkarsamadan öteye geçer.
Sanıkların savunuşlarından, sözlü bildirimlerinden tüm bu detayları görebilmek mümkündür. Paranoya derecesinde, kendileri etmişlerdir her fenalığı, her defasında; -ne ki suçu yine gariban katledilen çekecektir "bedel" orayı işaret eder, etmelidir. Yağmalananın sadece doğa üzerinden, üstünden değil bir de böylesi insanı insana kasıtlı olarak kırdıran suretten, vakıadan ol linçten okumak mümkündür. Hesap verilmeyecek bir de üzerine ahkâm ve had bildirilecek bir büyük yıkım bina edilmektedir bir kez daha. Kare kare izlettirilen görüntülerle zanlıların her dem olduğu gibi vatan savunuşu olarak birilerinin dolduruşlarına, birilerinin emir erliklerine riayetlerinin sonucu özetlenmekte bir kez daha o aralıkta.

Tekme atanın, küreği ile kışkırtanın, sokağa sıkıştırıp da linç edenin amirinden memuruna, fırıncısı gibi paramiliter esnafına el üstünde tutulduğu bu kaçıncı dehşettir varın orasını siz belirtin. Sanık, Mevlüt Saldoğan'ın “Bir baba olarak o gece hiç kimseyi kasten öldürmeye teşebbüs etmedim. Polislik mesleğinin bana verdiği yetkiyle bedenen zor kullanarak dağıtma yetkimi kullandım.” bahsinden ötesi aleni, ötesi belirginken, ötesi cinayetken halen sürdürülen bu pejmürdelik bir tragedya değilse nedir? Adalet zevatın başını ağrıtmayacak kadar önemsenen, bir noktaya kadar anılan sonrası kendi haline bırakılan mesel midir, bu kadar mıdır?

Devlet Denetleme Kurulu'nun 1993 yılında ikisi otel çalışanı, otuz beş aydının katledilmesi ilgili Madımak raporu yirmi bir sene sonra tamamlanır. Tam yirmi bir sene sonra Devlet ses eder etmesine de katil zanlısı avukat kadar kendinden emin, belagati, kötülüğü inatla savunan 'milliyetçi ve dini duyguları güçlü insanların etki altına alındığı' imasını öne süren bir yorum ilave edilir. Daha açık söylersek Aziz Nesin'in konuşmalarının, Pir Sultan Abdal heykelinin dikilmesinin, ses edilmesinin hep görünür olan ama hemen hemen hakkında hiçbir şey bilinmeyen Aleviliğe karşı geliştirilen şartlı refleksin ölüm olduğunu bildirmektedir. Karşıt görüşlerin birbirlerini alaşağı etmeye çalıştığı bir kalkışma, sıradan bir olay menziline sıkıştırılmaya çalışılmaktadır bu katliam bir kez daha. Somut gerçeklik tersini söylese de devlet bildiğini okumaya, o aralıktan eylemeye herkesin başta da katledilenlerin yasını hala tutanların gözlerinin içine baka baka devam ediyor.

Umursamadığı, örtbas edilip zaman aşımına terk edilmiş bir dava-vakıa olarak bu ülkedeki her büyük kırımdaki gibi yerini alması için çaba sarf etmekten usanmıyor, hala ve hala. Acıyı yaşayanların en iyi ifade edebilecekleri o yıkımlar, silleler, küfürler, kâfirler bir yana bir de herkesin devletinin birilerini daha fazla önemsediğini gösteren bir yorum karşımıza çıkartılıyor. Kapanmayan yaralar bir de böylesi raporlamalarla nihai tahlillerle beraber basitçe örtbas edilmeye devam olunuyor. Devlet başa ya da kuzgun leşe sözü cismaniliğini acı tecrübesini bir kez daha sahneliyor. Meşum otelde mahsur kalıp, katledilen insanlar hasıma, mevzii kaybetmemek, 'irticaya geçit vermemek için' ısrarla otelde kalındığı bir detay olarak bu resmi hüviyetli raporda işlenmeye, vicdani meselin kırım olduğu göz ardı edilmeye devam olunuyor.

Acıları birden çok kılınan ülkede her gün yeni ağıtların temellendirildiği, boyuna filizlendirildiği ya da güncellendiği bir uzam bina olunmaktadır. Eksiği gediği olmaksızın üç yüz altmış beş güne, üç yüz altmış beş acı bu kör, sinsi, hiddetli reel politik hamlelerin refakatinde yine insana denk gelmektedir. İnsan eliyle, yapılmış, düğmeye basılmış, talimatı verilmiş, onanmış, onaylanmış olan kırımlar bu kör bir girdap halindeki ülkede yinelenmekte an be an gün be gün. Ümit Kurt'un katledildiği Okmeydanı'ndaki vahşetten sonra dava dosyasındaki kadük vurgular, kolluk kuvveti! personelinin meşru müdafaasının, molotof atıldı, karşılığında kendimi savundum sözünün, eylemin her nasıl bir bilinçle yinelendiğini, adalet önünde dahi suçlunun kendine yazılmış senaryoyu oynamaktan bir an olsun imtina etmediğini göstere gelmektedir.

Bir protesto gösterisini bahane ederek, bir mahallenin neredeyse aralıksız olarak baskı altına alındığı bir yerde, insana kıymanın hesabını vermek bir yana, oradan bu buradan şu atıldı imgesine sahip çıkılması düşündürücüdür. Uğur Kurt katledilmiştir, durduk yere değil, handiyse biline istene bir cana daha kıyılmıştır var mıdır bir başka açıklaması. Suçlar bu menzilde, devlet adına, o makam için, melun çıkarları doğrultusunda eylendiğinde sonu hep acı ardı hep böylesine sürüncemeli davalar, açıkta hesabı verilmeyen soruların kalıtlaştığı bir hal olmaktadır.

Resmiyete kavuşturulmuş olan üç yüz bir sayısıyla anıla gelen Soma Madenlerinde işlenen cinayette olduğu üzere hesabın verilmediği verilen sözlerin unutturulduğu bir heyula imal olunur. Rant için insanların katledildiği bunun şartlarının, ikliminin oluşturulabildiği bir yerde, hiç kimsenin hesap vermeyeceği bunca açık bir biçimde ilan olunmaktadır bir kez daha göstere göstere. Verilen ya da taahhüt edilen sözlerin üzerine yenileri güç bela, ite kaka, bin bir rica minnet ilave olunurken bütün bunların neoliberal tahakkümün bu en vahşi halini, kölelik düzenini ortaya seren madenciliğin, onun emekçisinin sorunlarıyla bir başına kala kaldığını göstermektedir. Madenlerde hayatını yitirenlerin mesai arkadaşlarının, yaralanıp organlarını kaybeden işçilerin işten atılması sürecinin devam olunduğu, neredeyse ilk gün yaşanan travmanın, hilafsız devam olunduğu bir uzam Soma'da halen süre gitmektedir.

Büyük vecizler dile dolandırılırken onca sesleniş katara eklenirken çürüme ise bir kez daha hâsıl olmaktadır. Çürüyenin sadece beden değil bir zihniyet, iki hafıza üç bu ülkenin demokrasi beklentisi olduğunu göstere gelen karşılaşmalar önümüze serilmektedir. Bir yerlerden hatırlanmaya devam olunan adaletin tecelli edeceğinin bir masal olduğundan dem vurulandır bu çürüme sürekliliği. Acıların üzerine çok daha büyük ve çok daha ağır yıkımlar kondurarak ilerleyen muktedirliğin, a'sından z'sine; devletlûnun her icraatı bir biçimde işte bu andığımız nihai çürümeyi rutinleştirmektedir.

Bir başka örnek 'Rojava devrimini' boğmak adına çeteler tarafından yapılan saldırılara karşı Rojava halkıyla dayanışmak amacıyla Şanlıurfa'nın, Birecik ilçesine bağlı sınırdaki Aşme köyünde kurulan direniş çadırına yüzlerce polis, asker ve zırhlı araçlar ile müdahale edilmesinde görülebilir. Hdp Diyarbakır milletvekili, Nursel Aydoğan derdest edilir o saldırı sırasında. Suruç ilçesindeki direniş çadırına da bir müdahale gerçekleştirilir. Müdahale bir sözlük anlamından ziyade o nefret ediminin, sözüm ona barış sürecinde her neye dönüştüğünü, nasıl sabit kaldığını göstere gelen bir hamledir. Bu saldırılar sırasında yaralanan Sadık Aydın'ın hayati tehlikesi sürmektedir. Birecik'in Ziyaret (Zarêta Serxetê) köyünde yapılan baskın sırasında, başına isabet eden gaz fişeğiyle yaralanan Jinha muhabiri Şehriban Aslan ise dört gün boyunca uyutulmaya devam edilecek, ajansların geçtiği haberlerden öğrendiğimiz kadarıyla.

Bu haber kesitleri benzersiz birer tespit ya da daha önce başka yerler adına bildirilmiş halen duyarlılık beklenen birer mesele değildir. Topyekun hıncın güdümünde aslen her nereye konumlandırıldığımız ifşa olunmaktadır bu detaylarla ve o çürüme bahsiyle. Bedenlere kurulan tahakküm sürecinin sonunda, her neye dönüşeceğini göstere gelen bir tanıklıktır çürüme. Erk, muktedir, iktidar, hepsi ya da bazısı hangisini uygun görürseniz işte hemen her anlamda bu teori olanı pratikte görünürlüğü artan bir meseleye dönüştürmektedir aralıksız. Bahsedilenler, kısaca değinilenler, anlatılıp da sonra unutulanlar otuz kırk saniye haber bültenlerinde gösterilip de geçilenler, ezber okumalar, geçip gitmiştirler, affedersinizler, van minütler o ayağınızı denk alınlar vs. bir dolusu gözdağı, hakaret ve fazlasından okuyabilmek mümkündür.

Bugün yaşadığımız ülke, yer, bastığımız bu toprak parçası bunlardan mürekkep olan çürümelerin deney sahasıdır. Denendikçe insanlığın yitirildiği lime lime paramparça edildiğinin gösterimde olduğu bir alandır. Bir rasyonaliteden bahsedeceksek bugünün ülkesinden kelimenin eksiksiz karşılığında bu çürümeyi ileri sürebilmek söz konusudur. Artık zerre şaşırtmayan hemen hiçbir surette afallatmayan bir hızla ve her gün kademe kademe el verilenler, yol verilenler, önü açılanlar unsurlar ve daha pek çok hamleyle, karanlık elle, yöntemle beraber kotarılanlar bize bu bahsi ne kadar derinden yaşadığımızı hatırlatmakta göstere gelmektedir. Bir yerlerde eylenen, sisteme dâhil edilen güncellikle yolu buluşturulan tahayyüller ve kapsayışlar içe atılıp da biriktirilmeye devam edilen şiddet seremonileri a'sından z'sine sistemin her neye yol verdiğini ifşa etmektedir bunca ört basa rağmen.

Kalıcılaşan yıkım ve o çürümenin ta kendisidir. Yerin üstündeyken bile hayatlarımız ipotek altında, halimiz viran, bildiğiniz harap, çürüyoruz vesselam. Mamafih bu büyük ve yeni Türkiye'de bunların önemseyen, sorun eyleyen sayısı bariz bir biçimde azınlık. Mütemadiyen anlatmaya devam olunan şeyler belirli bir kesimin, kitlenin, halkın değil hepimizin geleceğine mani olunması çabasında her ne evrede olunduğunu da göstere gelmektedir. Çürümek bir hakikate dönüşmüşken artık düşünmeye başlamalı ziller hepimiz adına zangır zangır çalarken bugün ve şimdi!

Hakikaten yalnız varlık, insanlar tarafından terk edilmiş olan değil, insanlar arasında acı çekendir. –Emil Mihai Cioran”* Çürümenin Kitabı’ndan..

>>>>>Bildirgeç
Büyük Kutsallar, Küçük Kurbanlar - Gökçe TAHİNCİOĞLU - Milliyet

Köydeki o ıssız evde neler olup bittiğini herkes bilir, kimse bilmezdi.
Evin büyük oğlu, bir gece, küçük erkek kardeşi yatağına gelmediği için evi yakmaya kalktığında, zaten aslında bilen ancak bilmezden gelen bütün köy, yangını söndürmek için elbirliği etmişti.
Anadolu’nun yardımseverliği her yerde bilinirdi.
Elbette ki yanan bir evi elbirliğiyle söndürmek gerekirdi.
Herkes o kadar duyarlı, o kadar yardımseverdi ki, evin büyük oğlu, küçük erkek kardeşini, yatağına gelmeyi yine reddettiği için evin bahçesine çıkartıp gömdüğünde birkaç saat sonra hemen koşmuş, küçük çocuğu topraktan çekivermişlerdi.
Bir başka gün çocuğun üzerine kolonya döküp yakmaya çalıştığında müdahale eden ve sonrasında oğlundan dayak yiyen annesini nasıl da teselli etmişlerdi.
***
O ıssız evde, üç çocuklu bir anne, zihinsel engelleri bulunan baba, büyük oğlan, ortanca kız, küçük oğlan yaşayıp gitmeyi denerlerdi.
Sadece denerlerdi çünkü yaşam akıp öyle pek kolay gitmezdi.
Baba, başkalarının bahçelerini çapalar, verirlerse, 10-20 lira ile eve dönerdi.
Anne, vakıftan aldığı 200 lirayla çocukları okula gönderir, evin ihtiyaçlarını giderirdi.
Üç çocuğun üçü için de okulda, “zihinsel engelli” denirdi.
Her şey açığa çıktıktan sonra yapılan testlerde öyle çıkmayacaktı ama öğretmenler, köy ve aile durumu kabullenmişti.
***
Annenin ikinci evliliğiydi.
Daha 14 yaşında evdeki baskılardan, dayaklardan bunalmış, kendisine bakan ilk göze kaçıvermişti.
Daha çocukken kucağına kızını almış, sonrasında terk edilmiş, baba evine dönememişti.
Kendi anlatımına göre, o yüzden işte, mecburen evlendiği ikinci kocası “deliydi.”
Ve bütün hayatı kendisinin göğüslemesi gerekirdi.
Zaten o ilk kızı da erkenden birilerine kaçmış, daha 22’sinde evlenip boşanıp, ortada kalmıştı, tıpkı kendisi gibi.
Üç çocuk daha doğurmuştu ama şansı yaver gitmemişti.
Belki işte herkesin kıskanıp suçladığı büyük oğlu, kendilerini kurtarıverdi.
Bütün o suçlamalar, bütün o yalanlar da çekemeyenlerindi.
***
Baba, daha çaresizdi.
Büyük oğlunun istekleri için çabalar, o gün para kazanamayıp, sigara alamadığında dayak yerdi.
Eşi, kendisini dinlemez, “erkek gibi” görmezdi.
Kızı ve küçük çocuğu da kendisi gibiydi.
***
Küçük oğlan, ağabeyinin kendisini sürekli yatağa çağırdığını, yakınına gelmek istediğini, gitmediğinde dövdüğünü anlatmıştı öyle saf.
Kendisini tek koruyan ablası da artık uzağa gitmişti.
Sadece o geldiğinde evde biraz rahat ederdi.
Ağabeyi, o vakit, kendisini bırakır, ablasına giderdi.
Zaten ablası, ağabeyinin kendisine zarar vermesine izin vermezdi.
Bazı geceler, korumak için sarılır, yatağında yatırır, olmadı bütün gece gidip gelip kontrol ederdi.
***
Ortanca kız, biraz büyüyüp de kendisini göstermeye başladığında, ağabeyinin dikkatini çekmişti.
Önce samimi kardeş sohbetleri gibi başlamış, sonra bir keresinde bedenine dokunmaya yeltenmişti.
Bir başka seferinde yeniden yeltendiğinde bağırıp, ağlamış koşup annesine söylemişti.
Annesi kaşlarını çatıp da yalancılıkla suçladığında, derdinin koca bulmak olduğunu öyle bağırıp, yüzüne sözleriyle öyle derin vurduğunda omuzlarını kaybetmişti.
Saçlarını, bir başka tacizden sonra annesinin bulunduğu komşu evine koşarak gidip olan biteni anlattığında kaybedecekti.
Bakışlarını, akşam babasının yanında anlattığında.
Ruhunu, bütün köy kadınlarının ortasında annesinin ve bütün o kadınların kendisini yalancılıkla suçlayıp, “ayıp” diye susturduğunda.
Ve umudunu, bileğini ilk kez kesmeye çalışıp ölmediğinde.
Öfkesini, ağabeyini şikâyet için gittiği polis merkezinden geri gönderildiğinde.
2 yıl sonra bir gün, artık canına yeniden tak ettiğinde, bileklerindeki çiziklerin sayısı bilinmez, bayılmalarının sayısı sayılmaz olduğunda, yeniden polis merkezine gitti.
Bu kez bir polis ilgili merkezi aramaya karar verdiğinde ilk kez bir şeyler değişti.
Polisler geldi, uzmanlar evi ziyaret etti.
Herkes dinledi herkesin aslında bildiği hikâyeleri.
Öğretmenleri “Kız yalancıdır” dedi, köy kadınları “Kız yalancıdır” diye söylendi.
Annesi “Kızım yalancıdır” diye uzmanları engelledi.
Ama herkes anlattığında, kulaktan kulağa evlerde konuşulup dışarı çıktığında yüz çevrilen hikâyeler kâğıda dökülüverdi.
Kız, Sevgi Evi’ne gönderildi, büyük ağabey için, “danışman” kararı verildi.
Kızın evine dönmesine gerek olup olmadığına karar vermek için inceliyor mahkeme şimdi bütün belgeleri.
Küçük erkek çocuk için yapılan ise sadece, “danışmanlık” tedbiri.
***
Köydeki o ıssız evde, ortanca kızın olmadığı aynı düzen sürüp gidiyor şimdi.
Bir ülkede o köy neyse, odur şehri, o şehir nasılsa, öyledir medyası, devleti, mahkemesi.
O yüzden öldürülürken kadınlar, istismar edilirken çocuklar, susulur, açığa çıktığında çünkü o zaman kolaydır suçlamak birilerini.
Çünkü o düzende aslolan ikiyüzlülükle örttükleri ayıplarını saklamaktır ve bu suça herkes ortaktır.
Küçük ve çaresiz çocuklar, bir umudu, direnci olmayan kadınlar, bütün bu kutsal düzenin yıkılma riskine karşı sadece, verilebilecek küçük kurbanlardır.


* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Çürümenin her nerelere uzandığı bahsi ne tek bir yazılık ne de tek bir cümleliktir. Gökçer TAHİNCİOĞLU'nun kaleme aldığı "Büyük Kutsallar, Küçük Kurbanlar" makalesi bu atfetmeye çalıştığımızı göstere gelen bir aynalayıcıdır. Bir kez daha bu heyulanın içerisinde neler geçip gitmektedir, neler dert edilmemektedir, ortak el birliğiyle ve nasıl çürümekteyizdir bunun okuması adına önemli bir metindir. TAHİNCİOĞLU ve Milliyet Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Bir Daha Asla
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Linç Kültürü - Kaçakkova - Mutlak Töz
Ramazan'da Suriyeli Katletmek Orucu Bozar Mı? - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
İsrail'in Ayağını Denk Almasını Ümit Etmek… - Sibel YERDENİZ - T24
Gerçeğin Çölünde, Sanrıları Değil Hakikati Fark Etmek - Misak TUNÇBOYACI - Jiyan
Fez-leke… Mezdeke! - Umur TALU - Habertürk
Mülkiye Demir Kılınç İkiz Bebekleriyle Cezaevine Girecek - İMC
Afgan Gencin Ölümü: Tanık İfadelerini Polis Kafasına Göre Yazmış - İsmail SAYMAZ - Radikal
Su’dan Musluk’tan Darbe Güzellemeleri - Emin NERGÜZ - Radikal.Blog
Kim Ortadoğu’da Yaşamak İster Ki? - Vahakn KEŞİŞYAN - Agos
Fears Of Islamophobia Gave Activists Free Rein in Birmingham Schools - Helen PIDD, Patrick WINTOUR & Lyndsay WARNER - The Guardian
Filistin İşgalini Normalleştirmek İşgalcilerle Suç Ortaklığıdır - Judith BUTLER / Udi ALONI - Cogito
Rachel Corrie'yi, Şarlo'yu, Gandhi'yi, Mandela'yı Aramak - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Gazze Limanında Hanabi - Armen SEMSUR - Radikal.Blog
Boys Drawn To Gaza Beach, And Into Center Of Mideast Strife - Anne BARNARD - The New York Times
Zordur Kumda Koşmak - Delice GÜNAY - Jiyan
#Gaza - Israel / Palestine: Unlawful Israeli Airstrikes Kill Civilians - Report - Human Rights Watch
Protesters Storm Israel Embassy In Istanbul, Claim ‘Israel Is Killing Again’ - The Global Dispatch
Israel's Operation Protective Edge In Gaza - Live Blog via Jerusalem Post
#Gaza - Nina PALEY - Globe Today
Bir Mektup Vesilesiyle, Türkiyeli Yahudilerin Endişeleri - Halil BERKTAY - Serbestiyet
Düşman Kardeşler: Yahudi Karşıtlığı ve Siyonizm - Foti BENLİSOY - Nüve
Suriye Krizi: IŞİD Suriye’de İlerleyerek İç Savaşın Güç Dengelerini Değiştiriyor - Patrick COCKBURN - Sendika.org
Suriyeli Göçmen… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Christians Flee Iraq's Mosul After Islamists Tell Them: Convert, Pay or Die - Louisa LOVELUCK - Daily Telegraph
İHD Bölge Şubeleri: IŞİD Türkiye Desteğiyle Rojava’da İnsanlık Suçu İşliyor - İHD Diyarbakır
2008 Zap, 2013 Serêkaniyê, 2014 Kobanê - Amed DİCLE - ANF
Rojava Başka Bir Ülkede Mi? - Oğuzhan KAYSERİLİOĞLU - Sendika.org
Rojava Ezilen Halkların Stalingrad’ıdır! - Hayri TUNÇ - Jiyan
ISIL ‘Attacks Shiite Mosque’ in Istanbul - Hürriyet Daily News
'Caferilerin Sesi' - Selim TEMO - Radikal
Yeşilköy Kilisesi’nde Son Gelişme - Hayko BAĞDAT - Taraf
#HrantDink - Bütün Yollar Kamu Görevlilerine Çıkıyor - Uygar GÜLTEKİN - Agos
#Hrant Dink - 17 Temmuz 2014 - Basın Açıklaması - Hrant İçin Adalet İçin
Zirve Sanıkları Tahliye Olunca Türkiye’den Ayrıldı - Yakup ÇETİN - Zaman.com.tr / Jiyan
Aileler, Uludere İçin Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuruda Bulundu - Ahmet ŞİNOFOROĞLU - Cihan Haber Ajansı
#MehmetAyvalıtaş - Gezi'de Oğlunu Kaybeden Baba: Adalet Yerini Bulmazsa Ülkeyi Terk Edeceğim - T24
#AliİsmailKorkmaz'ın Davasında Neler Yaşandı? - Birgün
Gereği Düşünüldü! - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Tecavüz Cumhuriyetinin Kan Dolaşımı - Güneş KARA - Jiyan
#Homofobi - Yasakçı Paksüt, Eşcinsellere Nasıl Sahip Çıktı! - Ali KARAHASANOĞLU - Akit
#LGBTIQ - Translara Silahlı Saldırı ve Polis Tacizi! - KaosGL
#LGBTIQ - Basın Açıklaması - Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği
Gülistan’a Mektup - Deniz GÖKSEL - Jiyan
“Tanrım, Babamın Önderi Anlamasına Yardım Et!” - Foti BENLİSOY - Başlangıç
'20 Yıldır Adalet Bekliyoruz' - Helin ALP - Al Jazeera Türk
Gerilla Ailelerinin Üç Yıllık Mücadelesi ve Toplu Mezarda 16 Yıl Sonra Keşif - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Demirtaş, Gezi, Kürtler ve Kirli Propaganda - Çetin YILMAZ - Jiyan
Gezi, Demirtaş ve Kürt Hareketi - Barış YILDIRIM - Fraksiyon.org
"Kürtler Gezi'de Vardı-Yoktu" Meselesi - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Cumhur’un Reisi - Osman ELBEK - KaosGL
TKP, Demirtaş ve Seçimler - Şöhret BALTAŞ - Jiyan
Neden Demirtaş? - Akın OLGUN - Muhalif Yazılar
Demirtaş Neden Haklı? - Çiğdem TOKER - Cumhuriyet
Selahattin Demirtaş "Cumhurbaşkanlık Seçimi Yol Haritası" Konuşması (15.07.2014) via Youtube
Armenian Organization Backs Turkey’s Presidential Challenger Demirtaş - Asbarez
‘Yeni Türkiye’ Mi Demiştiniz? - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün
Sosyal Demokrasi Kürt Sorunu’nu Nasıl Çözebilir? Araftan ÇıkışYolları - Emrah ASLAN - Nüve
Hande Yener Bakkalında Böyle Alışveriş Görmüş Mü? - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Alevis Split On Turkey's Presidential Elections - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
İsim Vermeden HDP'ye Yüklendi: Silahlar Olmasa, Aldığı Oyların Yarısını Bile Zor Alır - T24
Kurdos, Entre El Cerco Islamista y Los Avances Políticos - Elisenda PANADÊS - Diagonal Global
Soma İşçileri Meclise Yürürken, İşçi Örgütlenmesi Büyüyor! – Başaran Aksu ile Söyleşi - Başlangıç
Tezekçi Patrona Karşı Sütaş Direnişiyle Dayanışmaya Devam - İşçi Mücadele Derneği
SÜTAŞ’ta İşten Çıkarma Sebebi Bitmiyor - Toplumsol
İnşaatta Çalışan Üniversiteli Hayatını Kaybetti - soL
Adsız Titanikler - Levent KONCA - Güneşli Pazartesiler
Sacco ve Vanzetti’den Sacco-Vanzetti Savunma Komitesi’ne - İştirakî
‘Protecting’ Russians in Ukraine Has Fatal Consequences - Timothy GARTON ASH - The New York Times
Sosyal Medyanın “Ölü Kızları”: Jada Pozu ve Steubenville Tecavüzü - Elçin POYRAZ - CinsoMedya
Beyaz Çimento Kültürü - Dila KARAM - Radikal.Blog
Dünya Kupası Beyrut’ta İzlenir - Vahakn KEŞİŞYAN - Agos
Futbolun Cazibesi ve Solun Futbolu - Tanıl BORA - Toplumsol
Turgenyev – İlk Aşk - Veli BAYRAK - Birgün
“Are You Going With Me?” - Adnan ALGIN - Futuristika
Yoldaş Pançuni - Nükhet EREN - Birgün Pazar

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Pawel Althamer-Venetians Installation via Artkurio

>>>>>Poemé
En Büyük Özgürlük - Ahmet ERHAN

Damarlarıma yeniden yayıldığını duyuyorum kanımın
İçtenlikle söylüyorum, seviyorum bu hayatı
Ölmek istemiyorum ama ölebilirim şimdi
Varsa ölümümün bu dünyaya bir yararı.

Koca bir çınar gibiyim, az da olsa yaşım
Kopmaz köklerim var hayatın yüreğinde
Şimdi ağlayıp sızlanan körpe dallarım
Onlar toydur biraz, başları gökyüzünde.

Yaşamak, bizim en büyük özgürlüğümüz artık
Acıların, gözyaşlarının da bilincine vararak
Bağırıp çağırmadan, boyun büküp ağlamadan
Yaşamak…enginlerde salınıp, yücelerde coşarak.

Bağırıyor içimde bir kuş, durmadan bağırıyor:
Şair, bir taşı oyup da içine girmenin zamanı geçti!
Bir kez daha gülümseyerek yanıtlıyorum onu:
Ağladım. Biraz rahatladım.İyiyim şimdi.

Kaynak

No comments: