Sunday, August 17, 2014

Deuss Ex Machina # 511 - so this is goodbye

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_511_--_so this is goodbye

11 Ağustos 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
01. Bad Sector - Peaks (Power & Steel)
02. Susumu Yokota - Lily Scents Jealousy (Lo Recordings)
03. Susumu Yokota - Wave Drops (Lo Recordings)
04. Triola - Dunkelraum (Kompakt)
05. Triola - In Lourdes (Kompakt)
06. Ellen Allien & Apparat - Rotary (BPitch Control)
07. Ellen Allien & Apparat - Sleepless (BPitch Control)
08. Junior Boys - So This Is Goodbye (Domino)
09. Junior Boys - FM (Domino)
10. Mikkel Metal - Rain (Kompakt)
11. Mikkel Metal - Memories (Kompakt)

so this is goodbye 
(511)
Yok, Olmamak İçin Direnmek… Şengal… 

Hayat özetlene özetlene, handiyse sürekli olarak eksiltmelerle beraber, yüz kırk veyahut da daha az olan karakter ile ifade edilebilen bir mefhuma dönüştürülüyor. Hap gibi konsantre, gel gelelim içeriği daima eksik gedik konulan bir tanımlama gayretine düşülüyor. Tanımlar, atıflar bir gerçekliğe değil tam aksi istikametteki yalanlardan mürekkep olan bir forma dönüştürülüyor. Azaldıkça, eksildikçe sözün tözü ve esamisi okunmayan bir martavala sıkıştırılıyor. Her im bir martaval biliniyor. Nasıl olsa sorgulayan yok bahsine sımsıkı tutuldukça, inanıldıkça dünden daha az, dünden daha sığ bir kelime kervana düzülüyor. Yola çıkan meramın anlam sahanlığının enginliği ya da anlam ölçeğinin derinliği değil yüz kırk karaktere uyup uymadığı önceleniyor. Her şey işin kitabına uydurulurken, def edilenin kapı dışına itilenin aslında bahsedilmesi gerekenler olduğu bir kere daha pas geçiliyor.

Azaltma ve azalmalar bir süreklilik haline dönüştürülüyor bugün tamı tamına şimdilerde, şu vakit. Kesintisiz bir tırpanlama sözün değil duyumsanması, umursanmaması için elden gelen yarına hiç bırakılmıyor. Oysa her azalış yok oluşu hızlandırıyor bir süreklilik dâhilinde. Biteviye eksiltmeler cümlenin, dolayısıyla hayatın yarım yamalak kılındığını ifade ediyor hep görmek isteyene. Derinden sessiz sedasız taarruz ediliyor aralıksız. Kelimeler azaltıldıkça hayatın anlamı daha bir rutinde hep tekrar olunanlara mahpus ediliyor bilinçli olarak. Rutine hapsedilen illa ki mahkûm edilen sözün niteliği bir ihtimal de dile getirilenlerin aslında iyileştiriciliği oluyor. Behemehal erk seslenişinden çıkan o tereddütler, kırmızıçizgiler, hudutlar ve sıradana bildirilen hadler yaşamı zapt ediyor. Azaldıkça harfler mana unutuluyor. Azaldıkça kelimeler azap artıyor.

Azaldıkça söz keskin bir kötülük hâsıl oluyor her yere ve her şekilde. Azalan harfler değil sadece insan bahsinin ulaştığı sınırın çiğnenebilirliği ve unutulabilirliği belleniyor. O yoldan ilerlenmesi tavsiye olunuyor. Unuttukça ancak ayakta kalabilirsiniz diye buyruluyor. Görmeden, duymadan ve bilmeden yaşayabileceğimiz sözlerle aksettiriliyor, yarım yamalak değil otuz iki kısım tekmili birden bir arada. Sınırladıkça, vahametin güncelliği de kapsamı da daha derinden sarsmaya, kendi bildiğini eylemeye devam ediyor. Müşterek yıkılırken, onun yolunda geri dönüşsüz ilerletilirken kalıcılaştırılan şey sessiz bir mutabakat olarak bildiriliyor. Her şeye kayıtsız ve şartsız bir biat olarak resmediliyor aralıksız. Azalan harfler manaları alıp götürüyor.

Acıyı, derdi sizli bizli kılıyor, her şey değerlendirme şablonlarına sıkıştırılıyor. Şablon bir kez tutmaya görsün -o kalıplaşan bahis her günü apayrı bir cehenneme dönüştürüyor. Dönüştürülen yer cehennemin bir tasvirinden ziyade bizatihi kendisi ediliyor. Yaşadığımız güncelliği, ucu bana, cana dokunmuyor nasıl olsa yanılgısı öylesine seri bir biçimde yaygın kanıya dönüştürülüyor ki kıyamet koparken, lazım gelen farkındalılık öteleniyor. Önemli ve mesele edilmesi gereken çabalanımlar daha en başından derdest ediliyor, saf dışına öteleniyor bayağı bir gayretkeşlikle beraber. Azalan sözler, muhteviyata yapılan dolaylı veya doğrudan hamlelerin bütünlüğünde bu birbirlerini kovalayıp ta duran hamleler süreğinde asıl lazım olanların mahvına sebep oluyor. Ol bahiste mahvediş artık yalansız ve dolansız bir ayrışmazımız edilip hepimize pay ediliyor.

Acılar, sindirilebilir, dertler kanıksanabilir belletiliyor. Her şey layığıyla azaltılmışken eksiltilmişken sözlerin ardında aranması gereken hakikat de linç ediliyor böylelikle bu cehennemî ortamda. Ucun değmesi bahsi bir yana artık delip geçiyor behemehal. İstediğin kadar gözünü kapat, aklını mahrum et duvarlarını kuvvetlendir işitme ve görme ve duyma veyahut da öylece kala kalarak bekle sonuç olan yıkım kati surette değişmiyor, hiçbir zaman pay edilen başkalaşmıyor asla. Her defasında inanılan 'bu defa da kurtulduk' tavrı kendi kendine çürüyor bir kez daha. Sözün lime lime edildiği, geriye kalan umudun resmen çapraz ateşe tutulduğu varsa yoksa "devletlû" dilinin altında saklı duran baklaların birer ikişer gerçeğe evirildiği bir sahneleme hâsıl oluyor payımıza. Ortaya çıkan delip geçen pek fark edilmese de söz ile eyleniyor.

Her yerde ve her şekilde reva görülüp katara eklenen hamleler geleceğimizi çalmaya devam ediyor hemen hiç farkına varılmaksızın. Bir, iki, üç değil çok daha fazla hamlede bir biçimde şekillendirilen, sonuç olarak ulaşılmak istenen tamamen ve eksiksiz yıkım olmaya devam ediyor. Acıtmayan bahsi geçersiz bir türetmenin kendisi oluyor. Hem acıyor, hem kanıyor ve hiçbir surette tükenmiyor devletlûnun hıncı ol bahiste. Gösterile gelen çaba bunun nihayetlenmesini değil de, kalıcılığını işaretlemeye yeter de artar hale geliyor. Mübalağasız ötekisi olarak bildirilene karşı uygulamaların ötesi ya da berisi umursanmıyor o menzilde. Düzlem apaçık, çukurken her bir şey sütlimana çıkartılıyor. Nasıl olsa size dokunmayacak diye bildirilen şeyler daha söz yinelenirken yeni yıkımların teminatına, ön duyurusuna dönüşüyor.

Her hamle bütüncül teferruattan arındırılmış olan özdeki yıkımı kalıcılaştırıyor. Bir zaman aralığından değil hemen her fırsatta, her an güncelleniyor. Akıl fikir noksanlaştırılırken düşmanlık bahsine yeni kademeler, sınayış gayretleri ekleniyor biteviye hiç durmaksızın. Yerle yeksan edilen, bunca naçarlaştırılan akılken, daha nobran, daha sert, daha derinden yaralar ortaya çıkartmaya çalışa duran hamleler cismanileştiriliyor. Varım varız var olacağız sözünün kıymet-i harbiyesi geçersizleştirilmeye çalışılıyor her hamlenin ardında. Her hamle yeni bir yaraya dönüşüyor bu sathı mahalde, bu coğrafyada, bu menzilin önünde arkasında, dört bir yanında eksiltmelerin özü ve amacı bu yaraları kanıksatabilmek için verilen iktidarın oyunlarına sahne oluyor hemen her gün. Yakalan her fırsatta devletlûnun ettiği, sonuca ulaştırmaya çalıştığı bu yıkımlar güncesinde, zincirleme, patavatsızca sona bir adım daha yaklaşmak oluyor.

Dertler boyu epeydir aşmışken daha bütün bunlar başlangıç kabilinden bildirimler ile ucundan kıyısından yara vermeler, kalıcı hasarlara dönüştürülüyor menzili göz önünde bulundurduğunuzda. Sürekli olarak tekrar edilen, diskur bellenen, yordama yardımcı bellenen şeyler aslında tek bir hamlede nasıl da korunaksız bırakıldığımızı göstere geliyor bugünlerde. Bir ihtimalden, bir söz dizimindeki herhangi bir ayrıntıdan değil basbayağı, kesintisiz bir biçimde yalnızlaştırıldığımızın devletin gözetiminde her şeyin yerle bir edilmesinin yolunun arşınlandığı bir güncelliğin içindeyiz. Heyula kopmaya devam ederken asıl sorunlar yükselmeye, uç dokunmaya, yara çoğaltılmaya devam etmektedir halen, bu şartlar altında bile aralıksız göz göre göre. Misafir olunan kelimeler çağrışımlar ne edebiyat, ne feylezofik bir çıkarsama durumun keskinliği için anılması gerekenlerdir bugünün ülkesinde, bu coğrafyada.

Sınırımızın tam da dibinde kıyamet koparken, bizim buraların sessizliğindendir bahisleri bunca önemli kılmaya devam eden. Bir ülkenin, bir sınırın, bir alanın değil sadece başlı başına insanlığın katlinin tescillendiği, kayıt altında göstere göstere şekillendirildiği bir vahamete sahne olan bir yakarışa karşı denk gelenlerdir derdimiz anlatmaya gayret ettiğimiz. Binlerce yıllık yaşamın sürdüğü bir yerde onun sekteye uğratılması gayretkeşliğinin bu seferinde de Vahhabi mezhebinden olduklarını duyurmakta bir beis görmeyen aslen çok uluslu bir şebeke olan Irak Şam İslam devleti nam yapımın Şengal'de yaptığı soykırımdır kırık dökük bunca satıra vesile sebep. Hayatı üzerinde tahakküm kurulabilir bir mesele olarak bellenmesinden bu yana süre giden hınç ile linçin ortaklığında IŞİD nam şebekenin bu sefer de Musul'un bir nahiyesindeki Ezidileri hedefine koymasıdır bu kırık dökük satırlara sığınmamıza yol açan, sebep olan.

Yakın dönemde Suriye'nin Lazkiye'sinde, Rakka'sında, Kessab'ından, Halep'ine kentlerinde Sünni inancına tabi olmayanları kendileri gibi görünmeyen, düşünmeyen her kesimi, Alevisinden, Ermenisine tehditten tehcire, tehcirden kırıma, kırımdan katliama ulaşan bir düzenekte yok etme çabasının son duraklarından olan Şengal Soykırımıdır bize bu satırları yazdıran. İki arada bir derede insanlığı en kesintisiz biçimde tanımlandırabilmek, heybedeki kelimeleri denk getirip de manalı bir kaç cümle kurabilmek zorlaşıyor. Düşünce sıkışıp kala kalıyor, akıl derman arıyor, yol arıyor, meramı anlatabilirim diye düşünüyor. Oysa görünen köy bir kez daha gösteriyor ki "kılavuz" her neyse, nasıl addedilirse, anlamlandırılırsa anlamlandırılsın yazmak hiçbir surette kolay olmuyor, olamıyor.

Yakın zamanlar dediğimizin bir hınç ikliminde, sürekli katliamları göstere gelmesinden bu yana olan bitenin tastamam linç olduğu, yok etmelerin sonsuzluğuna varmak gayretinin birbirini takip eden bir süreklilik olduğu karşımıza çıkıyor. Yüz binlerce insanı yerlerinden, yurtlarından eden bir şebeke için bu sınırlar dâhilinde halen "unsur"dan öteye geçebilen bir tanımın resmen yapılamadığı bir mezalim var. Hayat gasp edilirken, Ezidiler için bir gün sonrasının her ne olacağı artık enikonu muamma kılınmışken, yaşadıkları yerler çoktan talan ve imhaya tabi tutulmuşken geriye kalan söz pek de anlamı tam aksettirmiyor. Daha öncesinden daha eskilerden Medz Yeghern, Seyfolardan bildiğimiz, aklımızın bir köşesine mıh gibi işlenmiş olan korkular bir kez daha cismanileşiyor bugün, Ezidilerin suretinde hayata tutunmaya çalışanların çöl ortasındaki suretlerini gördüğümüzde.

Agos Gazetesi'nde yayınlanmış Karin Karakaşlı'nın Utanç Tekerrürü makalesindeki cümlesi ile Suriye ile Irak toprakları arasında aşırı sıcağa ve çöl tozuna direnmeye çalışan bu halkı, iliğimden biliyorum. İliğimizden biliyoruz o dermansız konuluşun bir geceyi bir sabaha ulaştıramayacak olmanın çekincesini ve gelecek kaygısını fark ediyoruz. Bilince işlenmiş olan sadece göstere göstere kırımları ve yok etme seremonilerinin bunca kolay eylenebilmesi değil, aynı zamanda o acının hiçbir surette anlaşılamaması olduğunun idrakinin de payı var, akla yer edinmesinden öte her defasında hatırlanmasında. Ezidilerin varlıklarına, salt kimliklerine karşı geliştirilen saldırıların her an güncellenen rakamlarıyla, her gün eklenen ölümleriyle beraber fark ediyoruz bir kez daha; yok olmak ne demektir. Beş yüz civarında insanın katledildiği, bin civarında ne isimlerini, ne cisimlerini asla bilemeyeceğimiz kadının yaşam haklarına mani olarak köle edilmesini bir hafta içerisinde eylene geldiği bir yerde unutabilmek ne mümkün acı kaçarımız olmayanı göstere gelmektedir.

Bir halk yok edilmekte her gün daha da yoksunlaştırılmaktadır. Sincar Dağı'na ulaşan insanların önemli bir kısmının tahliye edilmeye gayret edilirken, kaçış çabasına düştükleri yolculukta bu sınırların en doğusuna oradan da Ankara'ya kadar gelebilmiş olan insanlara orada gördükleri zulmün bir başkası reva görülmektedir yine, yeniden. Dicle Haber Ajansı'nın haberine göre 'Işid’in soykırımından kaçarak Kuzey Kürdistan’a gelen ancak Akp’nin Orta Anadolu’ya sürdüğü Êzidî Kürtlerini, şimdi de beyaz soykırımın kıskacındadırlar. Akp hükümeti ve ona bağlı kuruluşların Ankara’ya sürdüğü Êzidî Narmo ve Aldewrêş ailelerini Işid çetesinin yaptığı gibi Müslüman olmaya zorluyor.' Sadece tek bir kesit bile aslında ne olmaya devam ettiğini göstere gelmektedir bir kez daha. Nasıl bir dünyada yaşadığımızı, kimlikler üzerinde yapılan hamlelerin her neye dönüştüğünü bildirmektedir yekten.

Geçtiğimiz Haziran ayı içerisinde Qaraqosh nahiyesine saldırılması sonrasında bu göç yolu ve tehcirle bir başlarına kalan Süryaniler, Ninova Ovası'nın tamamına yakınında bulundukları hemen her mahalde, yine Işid'in saldırılarına karşı korumasız bir başlarına zulme terk edilmektedir haddizatında. Halkların ortaklığının, yaşam mücadelelerinin ivedi olmasının hemen hiç önemsenmeden gündemin satır aralarından def edildiği günümüzde kırım onu bunu ya da berikini değil herkesi kapsamaktadır. Musul'un neredeyse tamamında, Kerkük'ün belirli nahiyelerinde ötesi berisi orası burası olmaksızın bir zulüm sürekliliği karşımıza çıkartılmaktadır. Ezcümlesin hayata kast edilmektedir. Devlet sırrı olarak atanan, neredeyse peşi hiç kovalanmayan şiddet şebekesine yardıma koşar adım yetişilen bir ülkede o hayatların kıymet-i harbiyesi anlaşılmamaktadır halen.

Devletlûnun hiçbir surette önlem almadığı, dahası güney sınırın nerdeyse tamamında kendini, varlığını ispata girişen orada olduğu kadar da, Ceylanpınar'dan, Reyhanlı'ya her yerde karşımıza çıkan bir gün İstanbul'un arka sokaklarında kendine eleman temin edebilen bir şebekenin utançlarına katkısını ne zaman nihayetlendireceğidir işte mesele. Her şey yoğun bir gündemde, bunca kıyametle beraber şekillendirilirken sessizliğin sonu zulmün bir gün gelip hepimizi bulacağını bildirmeye devam etmektedir. Hayat bir yok etme ritüeline dönüştürülürken, burada seslenip o yaralara merhem olacak duygudaşlık, çağrının ve daha fazlasında kırımlara karşı vicdanı hatırlamanın tam zamanıdır. Bir mesele, bir mana kalacaksa geriye bunca laftan tek bir şeydir: Hayat için seslerini duymak, imdat çağrılarına kayıtsız kalmamak.

Bir kırım çetesine rehin hayatın zindan edilmesine mani olabilmek için, yeter artık diyebilmek için, kelama ortak olmak, yazgı diye buyrulana karşı ses etmek lazım gelendir. Bir ülke bir halk topyekûn yıkıma zulmün güncellenmiş olan haline karşı varlık mücadelesinin peşinde, yekten ezcümle. Ne Ezidi ayrı ne Şebbak, ne Süryani ne Alevi ne de Kürd ya da Türkmeni hepsi birlikte bir arada hayatlarına sahip çıkmanın derdinde. Bugün çoktan unutulan, yarın hatırlanmayacak, daha öncesinin handiyse hiç sorgulatılmadığı bir güncellikte yaşadıklarını unutmayarak, geleceğe çıkabilmek için direniyorlar. Duyuyor musunuz? Özet edilip kıssa edilenler, sadece bir kaç karede buradaki cümlelerden çok daha anlamlısını paylaşırken fark ediyor musunuz? Oralardaki "ortam uzamı" kaybetmemek için gösterilen direniş çabalarına buralarda kayıtsız kalınmasının ne kadar da kötücül olduğunu idrak edebiliyor musunuz? Vicdanınız rahatlarda mıdır, afiyette midir, nasılsınız? Görüyor musunuz, umursuyor musunuz? Hey insanlık.

Bir Not: Elimizden ne gelir ki diye bir sualiniz varsa… http://twitter.com/SengalDayanisma

>>>>>Bildirgeç
Ezidiler ve Güneşe Doğru - Akın OLGUN - Birgün

Toprağından söküldüğünde bir halk, o topraklar bir daha kendisi olmuyor. Toprak, kendisini terk edenlerin arkasından hızla ıssızlaşıp, kan ve göz yaşı ile yine içine doğru çöküyor. Üzerinde yaşayan hayatların toplu yok edilişlerine tanıklığıyla, toprak acıyor, can çekişiyor ve çatlayarak kırılıyor. Bir insanlık dramı yaşıyor Ezidiler. İnsan, her zulümde nedendir bilinmez hep yükseklere kaçıyor. Dağlara, tepelere doğru göç yolu kuruyor. Katliamlardan, zulümlerden kaçışın adı göç. Asıl sürgün ise geride bıraktığınız hayatınıza uzaktan bakarak boğazınıza düğümlenen sözlerdir.
Artık evlerinizin içinde yabancılar var. Sizi katledenler uzanıyor yatak odalarınızda.
Oysa;
Başkalarını evlerinden edip, onların kurduğu hayatların üzerine genişce yayılarak yuva kuranlar asla iflah olmuyor.  En çok "helal" olana değer verdiklerini söyleyerek kesiyorlar boğazları, çocukları canlı canlı gömüyorlar toprağa, kadınların ırzına geçip satıyorlar "erkek" pazarında.
Hepsini kendilerine helal görenlerin zulmü bu. Adına "İslam Devleti" diyerek kuşandıkları silahları, mazlum ve çaresiz olanın kafasına dayayıp sıkıyorlar. "Allahuekber" diyor biri. Diğerleri çoşuyor, kan oluk oluk akıyor.
Biz tanıyoruz bu zulmü, bu katliam yöntemlerini, toplu sürgün cinayetlerini. 1915'ten, Maraş'a, Sivas'a uzanan o katliamlar, soy kırımlar ve "Allahuekber" sesleri aynı.

Ezidilerin görüntüleri düşüyor önümüze. Büyük bir kuru toz bulutu arasında görünüyor belirli belirsiz yüzler ve en çok çocuk yüzleri. En korumasız olanlar en önce ölüyorlar. Susuzlukla yığılmış taşların üstüne kuş kadar bedenleri. Geride kalanlar ise vahşet güzellemesi yapanların ellerinde can vermiş.

IŞİD'in sırtını yağlıyorlar. Bu inkar, soykırım düşüncesinin ve dilinin yansımasıdır. "Affedersiniz daha çirkin, Ermeni dediler" diyen Başbakan'ın dili işte bu düşüncenin bütünlüklü halidir. Onu kurtarmaya soyunan kimi Ermeni yazarlar ise bu düşünce dünyasının sadece bilindik işbirlikcileri. Yahudileri gaz odalarına götürmek için sıraya dizip sürükleyen, seçilmiş yahudiler gibi.  Onlar korkuyla yapıyorlardı, bunlar gönüllü. Hissetmeyenler "yarabbi şükür" geçişi yaparak atlıyorlar, dokunmuyor hiç biri.

İnkarcıların, katliamcıların ve soykırımcıların ortak noktası aynı. İnsana benziyorlar ama değiller. Artık anlamalıyız ki, kendileri gibi olanları çoğaltmak için girişilen her siyasi düşünce katliama ve zulme çıkıyor. Ona verilen her destek bizi suç ortağı yapıyor.

Evet, Türkiye  kirletilmiş bir ülke ve çokca kanatılmış... Entellektüelinden, edebiyatçısına, sanatçısından, yazarına, aydınına, siyasetçisine kadar bakın görürsünüz o kirliliği. Bir avuç insanın üstüne çöreklenen çoğulun, kötü olana duyduğu hayranlık bu kirlilikten.

IŞİD gönüldaşlığı ile inkar, asimilasyon ve soykırım arasında büyük bir bağ var. Onu koruyanların refleksleri, sözleri hemen hepsi bu anlayışın gönüllü aracılığını yapıyor. İslam adına katliamlara girişenlere aynı camiadan gık çıkmıyor.

İktidar refleksli dernekler, yazarlar, kalemler, "akiller" ağızları açık Başbakan ne diyecek diye bekliyor ve ona göre tavır geliştiriyorlar. Duyularını satmış olmanın rahvan yürüyüşü ile gösteriye çıkıyorlar.

Katliamlara hiç şaşırmıyorlar. Siyasi akrabalıkları, kan bağları onları birbirine yakın kılıyor. Su tutuyorlar "özgürlük savaşcıları"nın kanlı ellerine, sakallarına.
"Biliyorsunuz Alevi"
"Afedersiziniz daha çirkin Ermeni dediler"
"Edebsiz, aşağılık kadın"
"Çocuk deyip durmayın kaçakcı onlar kaçakcı"
"O çocugun cebinden patlayıcı çıktı"

Toplayın tüm sözleri ve IŞİD'in katlettiklerine bakın anlayacaksınız bu derin siyasi akrabalığı.

Ezidiler yükseklere çıktıkca, alçaklar daha da küçülüyor. Belki de bu yüzden anlamlı yükseklere çıkmak.

Onlar yüzlerini güneşe, diğerleri karanlığa dönüyor.
Ve alçaklar hep karanlıkta gizleniyor.
Zafer pastaları içine gömülüyor ağızları. Ağızları ki insan öğütüyor. "Saygı duyun" diyerek geçiriyorlar dişlerini. Emin olun ki kanattıkları topraklardan parçalar var dişlerinin arasında.
Dünyevi herşeyi kazanabililer belki ama insan olmanın onurunu hiç bir zaman kazanamayacaklar.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Akın OLGUN, Ezidiler ve Güneşe Doğru makalesinde bu bitimsiz bir biçimde devam eden felaket silsilesi için değinilmesi gerekenleri yekten anlatmaya devam ediyor. Bugün yaşadığımız ülkede halen her şey sallantıda, bir örüntü altında saklanmaya çalışılırken aslen ne oluyor onu bilmek için kısadan bir meramı aksettiriyor. Fikrinize..

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Şengal’in Yakarışı - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Sığınılmazlar Cumhuriyeti - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Orta Doğu Cehenneminde Kürtler - Selim TEMO - Radikal
“Aynı Gökyüzü, Aynı Keder”: Êzîdi Katliamları - Rûken ALP - Zan Enstitü
Yazılmadan Kalan - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
Yok, Olmamak İçin Direnmek… Şengal… - Misak TUNÇBOYACI - Jiyan
A Yezidi Man In Sinjar Region Speaking On ISIS Atrocities - Mutlu ÇİVİROĞLU - MÇ' Blog
Ezidi Ailelerle Silopi'de Konuştuk: Artık Yurtsuzuz! - Faruk AYYILDIZ & Beyar ÖZALP - Evrensel
Açlığın ve Savaşın Pençesinde Bir Millet: Ezidiler - Dipnot.tv
'IŞİD Tehdidi Kürtleri Birleştirdi' - Dr. Zafer YÖRÜK - BBC Türkçe
YPG and PKK Forces: The Unsung Heroes Of The War Against The "Islamic State" - Saladdin AHMED - The New Middle East
'Traktörümle Roboski'de Katledilen Kardeşlerimi Taşıdım, Şimdi De Ezidi Kardeşlerimi Taşıyorum' - İbrahim YAYLALI - Demokrat Haber
Nasrallah: Türkiye, ABD ve Körfez Ülkeleri IŞİD Yılanını Kendileri Yarattı - T24
In Turkey, A Late Crackdown On Islamist Fighters - Anthony FAIOLA & Souad MEKHENNET - Washington Post
Êzidi Kadınların Bıçaklarında Ne Var? - Özcan KIRBIYIK - Jiyan
Demir Sopalarla Öldürdüler, Tutuksuz Yargılanacaklar - İsmail SAYMAZ - Radikal
Kilis'te Suriyeli Gerginliği! Mahalleden AFAD Tahliye Etti - Reşit ÇELEBİOĞLU - DHA
Tehlikenin Farkında Mısınız - Amberin ZAMAN - Taraf
CHP, Davutoğlu'na IŞİD Saldırısından Kaçan Sığınmacıların Durumunu Sordu - Zaman
Alacakaranlık: ABD, IŞİD ve Gazze - Melek Ulagay TAYLAN - Bianet
Almanya İstihbaratı Yıllarca Türkiye'yi Dinlemiş - Yücel ÖZDEMİR - Evrensel
“Oğlum Ferit’i Polis Katletti!” - Zeynep KURAY - Birgün
Erdoğan’ın Yüzündeki İfade… - Hayko BAĞDAT - HB' Blog
Seçimin Kazananı; Rehabilite Edilemeyen Sokak Çocukları - Emek EREZ - EE' Blog
Yeni Türkiye ve Yeni Hayat - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Who Will Be Turkey’s Medvedev? - Michael RUBIN - Commentary
Türkiye Siyaseti Ortadoğu’ya Kayarken Seçim Sonuçları - Bülent BULDUK - Başlangıç
‘Türkiye Partisi Olun’ Demek,‘Türkiye Partisi Değilsiniz’Demektir! - Ali TOPUZ - Diken
Güle Böyle Yapan Kaktüs Gördüğüne Ne Yapmaz? - Kemal BOZKURT - Harfvolver
2014 Cumhurbaşkanlığı Seçiminde HDP: Sonuçlar ve İmkânlar - Onur GÜNAY - Harun ERCAN - Şerif DERİNCE - Güllistan YARKIN - Ayhan IŞIK - Zan Enstitü
Seçimler, HDP ve Yaratılan Umut - Ahmet H. AKKAYA - Kürdistan 24
Türk Solundan Saç Baş Yolduracak Manzaralar - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Afedersiniz Ama Varız ve Var Olacağız - Sayat TEKİR - Atılım
What If You Call An Election And Democracy Loses? - Pinar TREMBLAY - The Weekly Wonk
Turkey's Economy: Now For The Hard Part - Murat ÜÇER - Foreign Policy
"PKK’yi Terör Örgütleri Listesinden Şimdi Çıkartmak Fırsatçılıktır" - Frederike GEERDINK - Diken
Iraq’s Christian Refugees: ‘They Are Bewildered’ - Krishnan GURU - Channel 4 News
Diyarbekir’den Yerevan’a Bir Yol - Pakrat ESTUKYAN - Agos
Ferguson, Missouri: Savaş Eve Geliyor* - Joseph KISHORE - Direnşteyiz.org
'Obama’ya Diktatör De' Yazısı - Pınar TREMBLAY - T24
Ferguson Protesters Guard Stores From Looters -  Braden GOYETTE - The Huffington Post
Itemizing Atrocity - Tamara K. NOPPER & Mariame KABA - Jacobinmag
Erschossener Mike Brown: Unbekannte Veröffentlichen Falschen Namen Des Schützen Von Ferguson - Philipp LÖWE - Spiegel
Filistin: Ya Gettonun Yıkılışı Ya Soykırım - Foti BENLİSOY - Başlangıç
Nagorno Karabakh Will Never Be Part Of Azerbaijan: Galust Sahakyan - Armenpress
Mahçupyan ve ‘Tarihsel Çirkinliğin Bir Parçası Olmak’ - Umut ÖZKIRIMLI - Diken
Süleyman Seba'ya Lanet Yazısı - Hayri TUNÇ - Jiyan
Jiyan’dan Sızan Nefret ve Komşum Süleyman Seba - Deli Gaffar - DG' Blog
Siz Mükemmel Kalın, Seba'nın Değerleri Bize Yeter - Ümit ALAN - ÜA' Blog
Harvard Üniversitesi Yedikule Bostanları'nda Derste! - Elif İNCE - Radikal
City And Agriculture: Studying And Preserving The Historic Gardens Of Istanbul - CAA
Üsküdar'da Çöken Duvar Hakkında Gazetecilere Konuşan Mağdur Karakolda Sorguya Çekildi - Başka Haber
Soma'da İşbaşı Yaptırılan İşçilere "Sepet" İşkencesi - Ece Sevim ÖZTÜRK - Çağdaş Ses
Özel: AKP Madenciyi Dolandırdı, Kaçtı - Gerçek Gündem
Somalı Madencilere Verilen 15 Sözün Kaçı Tutuldu? - Bianet - Güvenli Çalışma
Grevdeyiz Duyun Sesimizi... - Özgür Gündem
"Kesin Geziciler Yapmıştır": Hem Herkes Hem de Hiç Kimse Olarak "Geziciler" - Arda BİLGEN - Bianet
Zeytinburnu'nda Duvar Yıkıldı, Ağaçlar Söküldü: Polis ve Zabıta Direnen Vatandaşlara Saldırdı - Başka Haber
Mert Tünay’a Mektup - Beren AZİZİ - Korkatip.com
Şortlu Kız ve Bakkalın Önündeki Amcanın Hazin Hikayesi - Mert TÜNAY - MT' Blog
Bir Ayakkabıma Bakıyorum Bir De AKP'lilere; Değmez Diyorum... - Aylin NAZLIAKA - Youtube
Işıklı Vitrinler ve Ölüm - Neslihan ACU - Yeni Asır

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Shengal

>>>>>Poemé
Düşman Yakmıştı Evceğizini - Mihail ISAKOVSKI

Düşman yakmıştı evceğizini
Yok etmişti kimi var kimi yoksa.
Nereye gitsindi şimdi asker
Kime anlatsındı kederini.

Yürüdü asker, acılar içinde,
Köyün bitimindeki mezarlığa.
Üstünü ot bürümüş bir tümsek
Bekliyordu onu orda.

Durdu asker, sanki bir yumruk-
Tıkamıştı boğazını.
Dedi ki: "Geldim, bak, Proskovya
Karşıla kahraman kocanı.

Büyük bir sofra donat hemen
Konuklarla dolsun evimiz.
Böyle bir günde eğenmeyip
Ne zaman eğleneceğiz?..."

Yanıt veren olmadı askere
Ne de bir karşılayanı...
Sıcak yaz rüzgarı sadece
Sallıyordu tümseğin üstündeki otları...

Kaynak

No comments: