Sunday, October 19, 2014

Deuss Ex Machina # 520 - Enheten Påverkas Av Världen

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_520_--_Enheten Påverkas Av Världen

13 Ekim 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Pan & Me - A Bigger Grand Canyon (Denovali Records)
2. Pan & Me - Oberland (Denovali Records)
3. Dave Harrington - Form And Affect (Other People)
4. Dave Harrington - Things Behind The Sun (Feat. Tamara) (Other People)
5. Ricardo Donoso - The View Of The Overlook (Rendition) (Denovali Records)
6. Ricardo Donoso - Shape Collateral (Denovali Records)
7. Andy Stott - Faith In Strangers (Modern Love)
8. Andy Stott - On Oath (Modern Love)
9. Function & Vatican Shadow - A Year Has Gone By (Hospital Productions)
10. Function & Vatican Shadow - A Year Has Passed (Hospital Productions)

Enheten Påverkas Av Världen
(520)
Deney Sahası Bir Yeni Ülke!

Sesler çıkıyor dört bir yandan bütün ayrıştırma hamlelerine, bir dolu heyulanın icat olunduğu bir menzilde hayatın kendisini savunabilmek o anlatılanın her ne olduğunu bildirebilmek için yineleniyor bu anlamlandırmaya yardımcı hamle. Güncellik vahameti örtbas edebilmek adına yapılanların başka bir uzamdaki yeni kırımları, kırılmaları var edebilmek için olduğunu ortaya çıkartan vurgulamalarla donanıyor bir yandan da. Faşizm dersinde epeyce yol alan bir ülkenin o garabetliğini koruma gayretinin her neye dönüştüğü eğri değil dolambaçlı hiç değil düpedüz gözler önüne seriliyor. Sesler, seslendirilenler bu ülkeyi yönetenin fıtratında her ne olduğunun en kestirmeden bildirimi haline dönüşüyor. Mevzu artık güncellenmekten bir adım öte gerçeği dönüştürmek olduğu sıklıkla yineleniyor bu seslenişlerde. Gücün muhafaza altına alınmasında kat edilen yol, ulaşılan menzil tüm anlamları bir dolu beyanı birlikte göz önüne getirdiğimizde gidişatın hazanlığı daha bir anlaşılır oluyor.

Gidişat diye gösterilen eşikler bir kez daha ‘korku ülkesi’ oluyor. Ezberden okunan düşman edimi ötekisi için kullanılan kulplar o tekrara devam edilen ‘korku simsarlığı’ ama hep süre giden bir belagat, iki hınç söyleminin aralıksızlığındaki gidişat bir mahvoluştur. Ülkenin neye dönüştürüldüğü artık alenidir. Görünen şey ile yaşananı birbirlerine yaklaştırdığımızda mahvetmektir erkin çabasının ta kendisidir. Mahvetmenin, yok etmenin yollarının arandığı, etütlerin yapıldığı deney sahasındayız. ‘Denek’ bellendiğimizden bu yana güç istencini elinde tutanların yönlendirmelerinde bir oraya, bir buraya savruluyoruz. Her durumda bir kıyamet kümesi yaratılması için çabaların aslında her neye dönüştüğü az çok belirginleşmektedir. Kurulu olan eğreltiliği daha da fazla kanıksatabilmek için müdahalelerin sonu gelmez hiçbir türlü getirilmez. Eğreltilik bahsi devletin şekli şemalında insana dair yerin ve karşılığının her ne olmadığını gösterirken üstelik.

Dünün değil günün değil yarınların rehin edilmesinin taslakları çıkartılmaya devam olunur bu menzilde. Hiddet o vandallar, çapulcular, hainler, teröristler tekerlemesinin bitmeyecek belagatli cümlelerinde gizli özne eylenir. Görev, tanımlama ve alt okumalar bu örneklerden hareketle birer ikişer yüklemleştirilir ardılı buradan şekillendirilir. Ülke bir şeye dönüştürülecekse onu da bu ağır belagatle şekillendirmek hemen tüm devlet erkânının yegâne çabasıdır. Her seslenişte bunu anlayabilmek olasıdır işte bu yeni ülkede. Dayanılmayacak raddedeki bir ülkeye dönüştürmek erkânın elinden gelen tek çabadır. Ulaşmak istediği tek menzildir şimdilerde. Tüm sınırlar zorlanırken eğrelti düzlemde en başta insanlık bahsi kırıma uğratılır. En önce insanlıktır dışa itilen. En başta lügatten atılan insanlık bahsidir. Lawrence’ın çocukları ile Osmanlı’nın torunları arasındaki çekişmedir, Osmanlı’nın torunları Şırnak’ta galip çıktı sözüdür düşündürücülüğü, tekrar ana geldiğimiz nükteyi yekten ortaya çıkartan.

Deney sonsuz bir kurgudur. Deney sonsuz bir tekrardır. Deney bu ülkedeki en bilindik yönetişim şeklidir. Deney ya tutarsa değildir bizatihi dayatmanın ta kendisidir. Şırnak Valisi’nin dilinden dökülenler kanıksanmış olan nefret söylemini bir taşım daha ilerletebilmek için tahayyül edilmiş bir vecizin ta kendisidir. Osmanlı torunlarının gazabından dem vurulanla karşı karşıya getirilmek istenen bir kırım ülkesinde kala kaldığımız gerçekliğidir. Had öyle ya da böyle bildirilecektir bahsini yineleyebilme arsızlığıdır ta bin dokuz yüz on beşten bu yana. Nobranlığa ulaştıkça keskinleşen sözün önüne yeni ilavelerle beraber çürümeyi bir adım öteye taşıma gailesidir karşı karşıya kalınan. Vali esip gürledikçe şamar sesleri duyulmakta, şamarın birer kurşuna, birer gaz bombasına, daha fazla ağıda dönüştüğü gün yüzü bulmaktadır böylece bu deney sahasında.

Dünümüz şimdi günümüzde şekillendirilirken dönüştürme bu bağlantı ve hamlelerin tekrar edildiği hemen her sahneden sonra bir kez daha akla gelmektedir. Yıkımları kanıksatmak adına daha yapılacak çok şey vardır bu da misliyle tatbik edilecektir işte. Barışın yolunda kör topal yürünmeye çalışılırken üstelik hala gıybet hala tehdittir el alınmaya devam edilen. Uzlaşmayacak olduğu tescilli devlet algısının bu vali örneğinde olduğu gibi kamuoyu tepkisi diye paylaştığı, bunu inatla yinelediği şey nefrettir. Sözlerini sürdürürken kameraların karşısında düşmanlarına hitap eden bir komutan edasıyla şamarları indirtmektedir. Memleketi kurtarmak ancak bununla, söz diye çıkartılan nefretle mümkündür hazrete göre. Hiçbir zaman tanınmayacak ve bilinmeyecek insanlara, sınırsız nefret ile yaklaşıldığını örnekleyendir bu tek başına.

Gök kubbe denilen yer paylaşımsız, tekil, bencil bir akımın ve aklın tahakkümündedir artık. Nefret edilecek, istisnasız bu kurallara uy, burası muz cumhuriyeti, bakkal değil T.C. aşırtmaları, Lawrence benzetmeleri kendini tekrar ettikçe bataklığını geliştiren bir meydan okuma, alan daraltma söz konusudur artık. İlerlenmeye çalışılan yol Türk-İslam sentezinde, kapsam dışındakilere gözdağı verebilme çabasıdır. Cumhurbaşkanı olan şahsiyetin sokaktaki eylemciye infaz emri vermesinden de, Pirsus’ta, rehin tutuldukları okulda iki yüz altmış bir insanı gaza boğup askerin Işid gibi keseriz cümlesini kurduğu bir anlamdır gözdağı. Lawrence vurgusunun kısa zamanda siyaset sahnesinde, en üst makamdan bir numara tarafından da dile getirilebilirliğidir gözdağı. Kimliklerin/den tehdit algısına düşülmesinin, aranmasının yolu ve yöntemi çizilmektedir bir kez daha.

Kendini tekrar eden akıllar birer mavradan öteye geçerek nizama dönüştürülmesidir derdi kederi bunca çoğaltan. Yinelenen şeyler basit gibi görünse de sanki daha önce işitilmemiş gibi şimdi mi önemsenmelidir diye buyrulurken, fikriyatın hayata karşıtlığının icat edilmesi meseledir hepimiz için. Sık tekrarlanan vurgular, bitimsiz yaftalama çabaları Kobane Direnişi sürerken yeniden ekranlardadır. Haddin hududun hızla devşirilmesi, gözdağıyla birlikte ortak bir yok ediş düzeninin bekası hep böyle sağlanmaktadır. Ortaklaşmış bir yok eden ülke böyle tertip edilmektedir sivil takım elbiselerinden apoletler fışkıran erkânın sözlerinden sonra. Milli Güvenlik Kurulları, ekranlardaki Genelkurmay açıklamaları, ama az ama yetersiz, ama münferit diye bildirilse de yüzlerce kişinin toplanabildiği “faşist gösteriler” bütün bu ayarlamaların, hedef gözetiminin sonucunda ortaya çıkan linç mangalarını okulların içinden meydanlara, meydanlardan ülke sınır boyuna kadar her yerde o sözün arkasını göstere gelmektedir bir çabayla.

Doksan yıllık cumhuriyet güncesindeki algıdan, zerre-i miskal sapma olmaksızın düşman yaratımı, aynı tornadan kesilmiş olan cümleler, tek boy kalaslar, bir örnek palalar, öfkeli sessiz kalabalıklar ile cürüm yinelenmektedir. Vesayetin “sivilleştirilmesi” artık çok daha belirgin olanı göstere gelmektedir. Nefret bu ülkenin mayasına katılmıştır. Muktedir, bürokratından gazetecisine, sokağında herkesin başına bekleyen parti adamcıklarına ağabeyler olarak adlandırılan yönlendiricilerinden paramiliterlerine susacak ve riayet edeceksiniz, yoksa sonunuz harap olacak vurgusunu yineleyen terennüm tekrar olunmaktadır. Seslerden, özellikle “aykırı” diye bildirilenlerin, sorgulama hamlelerinin karşısındaki kin budur. Burada yeniden şekillendirilmektedir. Kin gütmenin nefret saçmanın ağız dolusu hakaretin yinelene geldiği bir mefhumdur bu düzayak ortaya çıkan.

Hayata düşülen şerhler erk eliyle yinelenirken, burasının her neye dönüştüğü ülke tanımından çok neye doğru ilerlediği meydana çıkmaktadır. Terörün gizliden değil artık bayağı açıktan desteklene geldiği, muhteviyatında hayatı -bir bedelle satın alınabilir- diye belleyenlerin ikrar ettikleri linçlerin tevatür değil noksansız gerçeğe dönüştüğü bir menzildir. Hemen hiçbir konuda hesap vermek, söz konusu edilmediğinden günün geceye dönüştürülmesi ve zifiri bir karanlık kılınması mevzusu gümbürtüde “gerçeğe” evirilmektedir. Dert insaniyetin yitimidir. Dert olan müesses nizam inşasının harcında dökülmeye çabalanılan kandır kan. Dert halen alınmaya devam edilen canlardır imdi kırk sekiz isimden mürekkep bir kırımdır. Dert Işid, İslam Devleti ya da Daiş’i savunulabilir kılmak için gösterilen çabanın bir halkın hayatına mani olunmaması için mücadele eden ‘YPG-J’ ya da ‘PYD’ için hiçbir suretle anılmamasıdır.

Herkesin ülkesidir burası sözüm ona eşitlik, demokrasi bahsinin esasen fasarya kılınmasındaki dönüşümün teminatı olunanlardır dert. Işid’in katletmekten kaçınmadığı şeyin canlarla birlikte sürüncemesiz özgürlük olduğu bunca açıkken üstelik. Kürd halkının söz ve yaşam hakkını göz ardı etmeyi sürdürürken Kobane’nin Kürdlerden ibaret olduğunun yanılsamasıdır bu dert. Her ferdin insanüstü bir çabaya düştüğü ve tüm kimliklerin “insanlık” için birleştiği bir yere kulak tıkanmasıdır hala dert. Kürd kürd diye belleğe yapılan hakaretler, dilden dökülen tehditler hiç aralıksız sürdürülürken ne olacak sorusunu soranların hain ilan edilmesidir dert. Dert Amed’le Kobane’nin ne alakası vardır cümlesinden sonra çıka gelen, -“son olaylar gösterdi ki Pirsus ile Kobane’yi birbirinden ayırmak mümkün değildir” cümleleri arasındaki derinden kopukluktur. Kobane’de birliktelik için azami çaba gösterilirken burada “cadı avının” temellendirilmesidir dert.

Yargı ve güvenlik halka karşı onun üzerindeki baskıyı arttırmak için yeni düzenlemeleri ifşa ederken çokluğun, söz birliğinin, eylem hakkının, düşünce özgürlüğünün linç edilmesidir içe dert. Hayatı savunmanın önüne yeni hendekler kazılmasıdır dert. Dört yanımızda bu kadar ağır hamlenin bir gün içerisinde eylenip de ertesi gün unutturulmasıdır bu dert. Kaosun devlet elinden çıkmasıdır asıl meseleye kulak tıkanmasıdır içimize işleyen dert. Hayat, sathı mahalde sözü iktidardan geri alma çabasına düşmüş olan her kesime, her gün yeni bir zorbalık ile çıka gelmektedir artık. Ses çıkartmak, sual edebilmek bir meseledir. Meramın merkezindeki hayata kastedişin önünün alınmasına dair tahayyüllerin kolayca; iğdiş edilmeye, nihayetlendirilmeye çalışılmasıdır düşündürücü olan dert olan. Bilinmeyen olarak zikredilenin kendisidir asıl dert. Kemikleşmiş eğreltiliklerden ülke diye yeni kırmızıçizgiler, yeni bir kötülük temellendiriliyor haddizatında.

Çağrıların boşa konulması çabasıyla her bahsin ardından yeni bir felakete yolun düşürülmesi bu sınırları çizilmiş toprakların insanlık bahsinde her nerede kaldığını gösteriyor. Sessizlik tavizsiz yaygınlaştırılırken ses edenin işaretlenmesi, fişlenmesi için yollar aranmaya, yoksa da bir biçimde yaratılmaya devam ediliyor hala. Makul şüphe, kıstasıyla, henüz kanuna evirilmeden uygulamaya geçilen bir yönteme dönüştürülüyor. Somutun yerini bu soyut alıyor. Hırsıza hırsız, arsıza arsız, katile katil demenin, eleştiri yapabilmenin son kalelerinin zaptı tez eyleniyor. Yolsuzluk dosyası neredeyse toptan rafa kaldırıldığından, hsyk seçimlerinde iktidar yandaşlığının, güce koltuk çıkanların zaferlerinden (!) sonra, adalet de nizamın sınırlarına geri çekiliyor. Adalet de hükümetin ve bir düzen partisinin kendisine rehin ediliyor. Şüphe, kanıtın önüne çekiliyor.

Yazdığından söylediğine çizdiğinden eylediğine her gün yinelenecek bir cadı avı bina ediliyor bu eski yeni’de. Eski yeni’den düzenlenirken, toplumsal tahayyülün en geniş perspektifi değil, birlikteliği hiç değil tek dil, tek renk ve tek ses bir müesses nizam kurgusuna kurban seçilmeye devam ediliyor. Bu ülkedeki demokrasinin mezarı derine kazılıyor. Yeninin tam dönüşümü için eldeki her veri bunu bir kere daha anlaşılır kılıyor, görebilene. Sesler, tam da ihtiyaç anında çıka gelmesini beklediğimiz çağrıların merkezinden bir simyadır. Seslenişler iş bu cehennemî ortamda bir anlığına da olsa nefes alabilmenin gayretkeşliğidir. Durduğumuz yer, duyumsadığımız imler yekûnda görebildiğimiz suretler ve ardılı, bütünde ne kadar yalnız olduğumuzu ve nasıl bir karanlığın içinde halen izole edilmeye devam edildiğimizi gösteriyor. Anlatmak istedikçe, daha büyük, daha derin suskunluklar peşimize takılıyor.

Yol ve yordam, anlam ve mihman, meram ve arz-i hal manalı bir biçimde engellemelere -terk-i diyar ediliyor. Fenalıklar güncesi yenilenirken sıradanın sözü daha A denilirken gerisin geriye ağza tıkılıyor. Sıradanın iç döktüğü meselesi ve kederi ve sözü onulmaz bir anlayışla bir daha onarılmayacak bir biçimde tahrip ediliyor. Yerle yeksan olduğumuz ülkede artık sözü duymak ve onunla yola tekrardan koyulabilmek sınırları alaşağı ederek kanıksatılan tüm ezberleri yıkmak için birlikte çabalayarak söz konusu olacaktır. Şimdi dura geldiğimiz bu karanlık dehlizden başka bir çıkış şansı, başka bir yol yoktur. Şimdi dura geldiğimiz bu karanlık güncede tek umut birlikteliğin, bir arada olmanın her nasıl temellendirilebileceğini düşünmekten geçmektedir. Hayatlarımıza karşı duvarlar, zırhlar, tomalar, mahpushaneler açık ya da kapalı ama hep bir gözetim denetim ihtiva eden hamleler geliştirilirken insanlık sınavında neredeydiniz bahsine düşmemek için bu günler mühim, bu günler önemlidir.

Yarınlarımız karanlığın kendisine rehin edilmeye kolayca devam edilirken, düşünmeliyiz birlikte, bir arada, hayat için. Her renkte her dilde her cinste ve her halükarda sesimizi kurtarabilecek miyiz? Seslerimizi birbirimize işittirebilecek miyiz tıpkı Kobane gibi müştereki bulacak mıyız, derdimizdir. Yaralarımız halen kanatılmaya çalışılırken iyileşmek için birbirimizi önemseyecek miyiz, derdimizdir. Modernlik bahsi denilerek yapılan tekrar edilen ve ardı arkası kesilmeyen “faşist ülke”nin ta kendisiyken felaketler sonrası değil, önceden birbirimizi görebilecek miyiz, derdimizdir. Mit tarafından tehdit edilmiş “Press TV” muhabiri Serena Shim trafik kazası geçirdi, kaza sonucu yaşamını yitirdi haberi düşerken bir yandan, Cemil Barlas nam akademisyenin hezeyan dolu, tehdit vurgulu mesajlarını okumaya paylaşmaya devam ederken, bu ileri demokrasi bahsinin arkasının nasıl bir karanlık olduğunu, sonrasının her ne olduğunu idrak edebiliyor muyuz? Uyanır mıyız fark eder miyiz artık? Arz-i halimizdir.


>>>>>Bildirgeç

Elbette burası “bakkal dükkânı” değil! Burası geçen hafta 41 vatandaşını kaybeden ama kireç kuyusu kalbiyle öldürülen vatandaşlarına yas tutamayan, gözyaşı dökemeyenlerin ülkesi...

41 insanın ardında bıraktığı ölüm sessizliğine nispet mikrofonların önünde hınçla Aşık Veysel’in duyuş ve deyişine, muktedirin yanında sırıtarak zulmeden şarkıcının ülkesi.

Burası, üç yıldır sınırlarını çocuk tecavüzcüsü, cihatçı sürülere “ata yurdu” gibi açan ama geçen hafta Nusaybin sınırından geçen göç çocuğu 8 yaşındaki Beşir’in boğazından kurşunlandığı eller.

Burası günde dört defa “düşmanlarını” tiksintiyle ilan eden, sokaklarda üst üste düşmüş çocuk cesetlerine basa basa kendi akıbetine koşan muktedir’in peşinden Ortadoğu tarihinden aşağıya doğru çekildiğimiz yer.

Gerçeklerin “yasaklanmakla” kalmayıp gerçekleri zihinde kuracak düşünce, dil kalıbı, sözcükler ve ifadeler dahil topyekûn imha edildiği zamanlar.

Burası elbette “bakkal dükkanı” değil, olsa olsa kapısına “iç güvenlik reformu” diye vatandaşı kanun yetkisiyle vuracak polislerin konuşlandığı Dubai çakması bir AVM azmanı.

Şimdi bu AVM’de kepenklerini açmış kutsal devlet miti çapaklı kanlı gözleriyle piyasalara giriyor, geçmişe gömdüğü kalaşnikofları çıkarmış zamane sahiplerine dağıtıyor...

“Organize” sopalı, palalı kalabalıklar, silahlı milis örgütlenmeler, ağır istihbarat “gafleti” polis cinayeti, linç gruplarının sırtını sıvazlayan, üniversite basarken tekbir getiren kamu güvenlik güçleri, Kürt nefretini IŞİD sempatisiyle ancak ödünleyebilen “patolojik toplumsal psikoloji” ve “güçlü” Türkiye’ye ne çelişki ki uzanabilen “karanlık el” mizanseninin hâlâ “sahnelendiği” plastik yeşil alanlı plato burası.

Az gayret biraz ötede bir daha başımızı kaldırıp birbirimize bakabilecek yüzümüzü de geriye dönüşsüz kaybedeceğiz.

Fakat ne gam!

Üç günde 41 insan öldürülürken, heyheylenen “kamu malı tapıncımızın” arkasında içi boşaltılmış kamu bankası ATM’leri, yandaş firmalara “beleş” mega projeler, tarihe çöp olacak yolsuzluk dosyaları ve “mukaddes/milli rant beldesi Türkiye’nin” durduğunun farkında mıyız?  

Neoliberal ekonomik vandallık, lümpen şiddet ve entelektüel zontalıkta yazdığımız tarih dur durak bilmiyor.

Ve zamanı geldi, “müesses devlet yöntemi” linç tatbikatları ve “milli düşman” mutabakatıyla azdırılmış iç savaş pratiği sahneleri yine vizyonda.

Çünkü parti-devlet rejim hukuksuzluğuna paravan anti-Kürt öfkesi şah damarımızda zonklamalı.

Tabii ki burası mahalle bakkalı değil, IŞİD sevicisi fanların üniversite bastığı ve iktidar’ın IŞİD kollayıcı savaş naraları atarken birkaç yüz metre ilerde tanklı, füzeli  IŞİD’e karşı haftalardır direnen Suriyeli Kürtleri tepeden  izlediği rezidans “manzaralı” tepemiz.

Burası Kobane’ye “insani koridor” açmamakta ısrarcı Türkiye’nin 2bin cihatçıyı “ham-hayali” Esad rejimini yıkmak için barındıracağı, “eğit-donat” terörist-moral tesisleri kuracağı “iç güvenlikli” havzamız.        

Trajik olanı katiyen okuyamama trajedimize sarılmış nereye koşuyoruz yine.

Her sabah uyandığımızda “aynı” insan değil binlerce yalan ve  fenalığa bezgin tanıklığımızdan olsa gerek “eksilmiş-insan” gibi uyandığımız, içimizdeki o  “karanlığın” biz olduğu ve o pes sesli uğultunun hiç dinmediği yurdumuz burası...

Değil mi?

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Nihal KEMALOĞLU'nun Burası Neresi! makalesi de yazmaya çalıştığımızın tamamlayıcısı olan bir okuma parçasıdır. Sözümüzün yetmediği yerleri eksik kalan, boşlukları tamamlayan bir okuma metni aynı zamanda ülkenin gidişatı ve yönlendirilmek istenen hattın neresi olduğu konusunu bildirmekte, yeniden sunmaktadır. KEMALOĞLU'nun ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Kobane Direnişi İle Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucunda Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu - İHD
Yeni Güvenlik Yasası: Kurtuluş Var Mı Tek Başına? - Müştereklerimiz
İnsanlığın Sınavı: Kobanê* - Ali KOÇER - Radikal Blog
İnadına Ay Parlıyor - Diyar SARAÇOĞLU - Fraksiyon
'Yurdumuzu İşgal Etmeye Gelmişler' - Giray POYRAZ - Demokrat Haber
Orda Bir Köy Yanıyordu Uzakta! - Seray ŞAHİNER - Birgün
Kobane Kurtulmadan Kurtulmayacak Kalpler Senfonisi - Aytül HASALTUN - Harfvolver
Suphi, Ethem, Paramaz, On Beşler, Yirmiler - Karin KARAKAŞLI - Agos
Suphi Nejat Ağırnaslı; “Her Yürek Devrimci Bir Hücredir!” - Fraksiyon
Sen Niye Orada Değilsin? - Taylan KESANBİLİCİ - Yurt
#Kobane’nin Küçük Kara Balık’larına - Hayri TUNÇ - Jiyan
'Her Yürek Devrimci Bir Hücredir, Hayal Gücü İktidara' - Neslihan KARATAŞ - Birgün
Kobane’de Güneş Doğana Dek Bize Uyumak Haram - Muhammed Hêja KAYRAN - Siirt'ten Öte
#KadriBağdu - Enseden Tek Kurşun - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Hrant ve #KadriBağdu - Akın OLGUN - Birgün
Bir Gazete Dağıtıcısının Ölümü ve Yeni Türkiyenin Yeni Öcüsü Olarak 90’lı Yıllar - Deli Gaffar - DG' Blog
“90’ları Nasıl Anlamalı?” - Onur GÜNAY - Toplum ve Kuram: Lêkolîn û Xebatên Kurdî - ZAN
Katledilen ‘Kamu’dur, ‘Mal’ın Canı Cehenneme! - Haluk ÇELİKTAŞ - Kürdistan 24
Hükümet Bu Öfkeyi Doğru Okuyamazsa Kırılma Artar - Serpil İLGÜN - Evrensel
Fincancı: Egemenler Korkuyor, Çünkü Kobane Demokratik Özerkliğin Uygulama Alanı - Halkların Demokratik Kongresi
Kürtlerin İsyanı, İktidar, HDP: Asıl Mesele Barış Sürecindeki Binbir Çelişki - Nuray MERT - Diken
'Çerkesya’yı Haritadan Silen Barbarlığın, Bugün Kobane’yi Vurması Tesadüf Değil' - İnci HEKİMOĞLU - T24
‘Kobanê’ye, Bosna’daki Gibi Müdahale Gerekiyor’ - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Turkey Has Failed Kobani, Kurds - Dilar DİRİK - Boston Globe
Kobane Diary: 4 Days Inside The City Fighting An Unprecedented Resistance Against ISIS - Heysam MİSLİM - Newsweek
ISIS Fighter In Kobanê: “Erdoğan Has Helped Us A Lot” - İskender DOĞU - Roarmag
Kürdistanlı Doktorlar Şengal’deki Trajediyi Anlattı - Murat KUSEYRİ - ANF
Diyarbakır: Gönüllülerin ve Belediyenin Ayakta Tuttuğu Ezidiler - Çağıl KASAPOĞLU - BBC Türkçe
Ezidiler ve Kobanêlilerin Kışlık Çadıra İhtiyacı Var - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Sıradan İnsan Olmak Gazeteciye Yetmeyince - Dağhan IRAK - Evrensel
Oğlu ile Birlikte Katılan Baba: Halkımızın Askeri Olalım - Ersin ÇAKSU - Abdurrahman GÖK - Dicle Haber
Algıdan Gerçeğe: Özgürlük Arayışında Kürtler - Toplum ve Kuram: Lêkolîn û Xebatên Kurdî - ZAN
Devlet Olmayan Devlet - Burhan EKİNCİ - Al Jazeera Türk
'Kobanê'de Savaşın Sonucu Ne Olursa Olsun, Bu Artık Bir Destanın Adıdır' - Ümit KIVANÇ - T24
Ziya-ül Hak Mezarından Suriye Fatihlerine Fısıldıyor - Fehim TAŞTEKİN - Radikal
Turkey's Passive-Aggressive Inaction In Kobani Is Anti-Kurd, Anti-Peace Politics. And It's Dangerous - Mutlu ÇİVİROĞLU - Guardian
Comprendre La Bataille De Kobané En Quatre Cartes -  Christophe AYAD, Jules GRANDIN, Delphine PAPIN & Véronique MALECOT - Le Monde
Geçici Adalet, Uluslararası Ceza Hukuku ve Kobanê - M. Sinan BİRDAL - Evrensel
Turkish President Tayyip Erdogan Will Do Nothing To Stop The Islamic State - Jordan SCHACHTEL - Breitbart
Bernard Henri Levy: 'Erdoğan'a Kobani'de Çanların Aynı Zamanda Kendisi İçin de Çaldığı Hatırlatılmalı' - Kayhan KARACA - Deutsche Welle
US Officials Held Talks With Syrian Kurdish Group: State Dept - AFP - Yahoo News
Emperyalizmle İttifak Özgürlük Getirmez! - Gelecek Gazetesi
90’lar Mı, Başka Bir Dönem Mi? - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Bingöl'de Şüpheleri Artıran İfade - Ahmet ŞIK - Cumhuriyet
Kürkçü'den "Dünyayı Başlarına Yıkarız" Diyen Arınç'a Yanıt - Cumhuriyet
Sokaklar Kazanacak - Zülküf KURT - Kürdistan 24
Emri Ben Verdim… - Ali Murat İRAT - Birgün
İstanbul Barosu Başkanlığı’na Açık Mektup! - Tamer DOĞAN - TD' Blog
Köşe Kapmacalar - Onur ÖNCÜ - Gelecek Gazetesi
10 Toma 5 Milyon - Çiğdem TOKER - Cumhuriyet
Sahtekarlık Belgesi - Kerem ALTAN - T24
Prof. Dr. Mithat Sancar: Almanya'da Yargı Polisi Kollamaz - Nilay VARDAR - Bianet
Full Horror Of The Yazidis Who Didn’t Escape Mt. Sinjar: UN Confirms 5,000 Men Were Executed And 7,000 Women Are Now Kept As Sex Slaves - Steve HOPKINS - Daily Mail
Iraqi Christian Village Takes The Fight To 'IS' - Cathy OTTEN - Deutsche Welle
Mahmood: "We Have A Bad Record On Treating Minorities" - Egyptian On Arab Indifference On Kobane - BBC World Service Radio
#Kobanê’deki Türk ve Arap Gençlerinden Halklarına Çağrı - Ersin ÇAKSU - Abdurrahman GÖK - Ajansa Kurdi
Şu Sıralar Rojavalı Kadınlar - Ruken ŞAHAN - Bianet
Kobanê’de Bir Aylık Savaşın Sonuçları - Amed DİCLE - ANF
Kobane Dersleri - Deniz YILDIRIM - Birgün Pazar
Köy-Der Baskınının Otopsi Raporu: Bıçak, Kurşun, Yanık... - İsmail SAYMAZ - Radikal
Taboo Nation: Bill Maher, Islam And The Censorship Of  Ideas - Sanjay SANGHOEE - Huffington Post
Perihan Mağden ve “Türk Tipi İlişkiler Cangılında” Katledilen Kadınlar - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
Revolution Under Attack: The Story Of Kobanê's Resistance - İskender DOĞU - Contributoria
Ermeni Amcamın Peşinden - I - Selim TEMO - Radikal
The Legacy Of Turkish In The Armenian Diaspora - Jennifer MANOUKIAN - Repair
White House to Display Orphan Rug At November Exhibit - Armenian Weekly
Keşişyan: ‘Halep’te Patlayan İlk Bomba Ermenileri Gerçekle Yüzleştirdi’ - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Devrim Yaratan Bir Hayat: Zabel Yesayan - Saro DADYAN - BiaMag
The Perceptions Of Armenian In Turkey - Tuğçe ERÇETİN - Bilgi University European Institute
Ailesi Fehmi Tosun İçin Pankart Açtı: Akıbetini Açıklayın - Beyza KURAL - Bianet
Zina, Tecavüz ve Müftü - Belda GÜRSEL - Radikal Blog
HES Direnişinden Kentsel Dönüşüm Mücadelesine Antikapitalist Hareketin Ortak Zemini: Müşterekler - Bahar BAYHAN - Arkitera
Lütfen Kemerlerinizi Bağlayınız: Küresel Krizin Yeni Aşamasına Geçiyoruz! - Ümit AKÇAY - Kriz Notları
Hong Kong Şemsiye Hareketi: Hayal Mi Gerçek Mi? - Mehmet SÖYLEMEZ - Viva Hiba
Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali ve Sansür - Açık Dergi - Açık Radyo
Mutsuz Günlerde Yaraya İlaç: Edebiyat, Sinema, Müzik - Emek EREZ - Edebiyat Haber

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info GöRsel
Resim – SPY – Urbanart

>>>>>Poemé
Çiçekleri Umudumuzun - A. KADİR

Çok olun, çocuklar, çok olun,
yüzlerce olun, binlerce olun, onbinlerce.
Daha çok olun, daha çok olun,
yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun.

Bu dünya ne tek tek yaşamakta,
bu dünya ne rakının, ne şarabın içinde,
bu dünya ne parada, ne pulda,
ne kalleşlikte, ne zulümde.
Bu dünya aşkın içinde, alın terinde.

Çok olun, çocuklar, çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele,
yaşayın dünyayı doya doya,
açın kapıları, camları güneşe,
ne yeise kapılın, ne korkuya,
çok olun, çocuklar, çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele.

Mutlu olmak varken bu dünyada,
geceler geldi dayandı kapımıza,
olduk acımızla sarmaş dolaş,
bekledik düşümüzle koyun koyuna.

Çok olun, çocuklar, çok olun,
yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele,
bütün gündüzler sizin olsun,
yaşayın dünyayı doya doya.

Çocuklar, çiçekleri umudumuzun.

Kaynak

No comments: