Sunday, November 02, 2014

Deuss Ex Machina # 522 - Cuimhnigh raibh mé Dé-ocsaíd Charbóin

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_522_--_Cuimhnigh raibh mé Dé-ocsaíd Charbóin

27 Ekim 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Slow Dancing Society - Come The Morning Light (Hidden Shoal)
2. Slow Dancing Society - A Clearing (Hidden Shoal)
3. Palagran - The 3 Laws (Phonocake)
4. Palagran - Errors & Biscuits (Phonocake)
5. Skalpel - Sea (PlugAudio)
6. Skalpel - Siesta (PlugAudio)
7. Zwanie Jonson - Golden Song (DJ Koze Remix) (Pampa Records)
8. Soap & Skin - Marche funebre (DJ Koze Remix) (Pampa Records)
9. Kiasmos - Looped (Erased Tapes Records)
10. Kiasmos - Thrown (Erased Tapes Records)

Cuimhnigh raibh mé Dé-ocsaíd Charbóin
(522)
Zaman / Sınır / Zulüm – Bir Türkiye Okuması… 

“Önceleri iktidar ideolojilere hizmet ederdi; şimdi, ideolojiler iktidara hizmet ediyor.” – Cesare PAVESE

Yanıtı asla bildirilmeyecek, hiç sorgulanmayacak, hiçbir surette bahsi bile açılmayacak kati olarak değerlendirme ve eleştirme imkânının bırakılmadığı, olamayacağının bildirildiği tüm sınırların daraltımı güncesinde yeni eşiklerin arşınlatıldığı bir güncellikteyiz. Bu ülkede yeni olarak sunulan bahislerin daha büyük kırılmalara, bunların gerçeğe dönüştürüldüğü hemen her günün güç sahipleri tarafından kazanımlarına göre şekillendirildiği bir menzildeyiz buradayız. Yanıtsız konulan sorularla, sorgulanamaz diye bildirilenlerle, aşılamayacak yeni duvarlar bina olunmaya devam etmektedir. Sınırlar çeşitlendirilirken, bunların hiçbir surette kâfi gelmediği örnekleriyle yinelenmekte ve duyurulmaktadır. Nefret üzerinden kurulan ahkâmların, ırkçılık bahsinde ileri sürülenlerin, terörizmle mücadele savının ardından çıka gelenlerin işte bu derin ayrıştırma ve yıkım ülkesini güncellediği meydana çıkmaktadır.

Gücü yetenin, direnci ve zoru kabilinde yapabildikleriyle söz eyleyen ötekisi için ‘cehennemi’ tasarlayışıdır mesele edilmesi gereken. Kanıksatılarak doğru diye bildirilmiş olan güvenlik nam tanımın açıktan paranoyaya dönüştürüldüğü bir yerde alınan tedbirlerin halklara karşı yinelenmesidir, işte mesele edilmesi gereken. Tahlillerin boşa çıkartıldığı, vahametin dizginlerinden boşaltıldığı ‘unsur’ diye anılıp alelacele geçiştirilenlerin bu cehennemi yapım adına tüm pisliği yineleye geldikleri bir menzil bina olunuyor. Bir kırım sürerken bir başkası için zeminin yoklanması olağanın, rutinin içinde var olduğunun duyurulması henüz her şeyin karmakarışık kılındığı bu yerde bile aleniyettedir. Yerle yeksan etmenin, sözü lâl etmenin, aklı dimağı kurutmanın yolu ve yöntemi için ırkçı ve faşizan nüveler sahiplenilerek söz konusu edilmektedir.

Dertlerin anlaşılabilirliği değil doksan bir yılın aykırılık olarak değerlendirdiğine yeni ilaveler çıkılmasıdır bunun için yinelenenlerin şiddet olmasıdır bahsedilmesi gereken bu makamda şimdi ve şu anda. Derdin her ne olduğunu değil anlamak, değil çabalanmak bir heyuladır kopartılan çoktan sağırlaştırılmış bir ülkede her fenalığı yok saymaktır mesele şimdi ve şu anda. Yeni ülke olarak sunulan, eskinin hemen her fenalığının mirasçısıyken bunu sahiplenip daha derinlerinin daha aşılmazlarının birlikteliğinde bir menzil yapılandırılmaktadır. Mesajın hiç saklanmadığı ana öğenin asla değişmediği ve gel gelelim hiçbir şeyin sorgulatılmadığı bir yerdir burası. Sözüm ona yendir içi dışı eksi bu ülke.  Atanmışların kendilerini ispata giriştikleri menzil bir deney sahası değildir sadece sınırları çok belli bir kara parçası değil her şeyin gerçek olduğu bir ülkedir.

Görev tanımlarına eklenenlerin daha önce eyledikleri fenalıklarına göre düzenlendiği, bunun önemsendiği bir menzildir. Daha önce yapabildikleri kötülüğün bir normatif olarak değerlendirme çizelgelerine yazıldığı bir an değil her gün dönüştürülen bir ülkedir. Dâhiliye nazırından, hariciyecisine nazırlık görevini en muteber belleyenlerinden şehrin komiserliğine yükselenlerden, hepimizin reisine varana kadar dönemeçli, girift bir haldir peyderpey sergilenen. Tüm yaralar olduğu gibi kanatılmaya devam edilirken yenilerinin eklenmesine sahne olandır bahsedilen yeni ülke. Tüm yaralar açıktayken üzerine yenilerinin eklenmesidir ol yeni ülke. Kesintisizleştirilen bu zorbalığın güncellenebilir bir meseleye dönüştürülmesidir. Sözü eksik gedik bırakan bu aklın eylediklerini yinelemekten hiç ama hiç kaçınmadığı bir yerdir temellendirilen. Cehennem tam da böylesi bir yerdir.

Dert bir doğru üzerinde hemen hep belirli aralıklarla çıka gelen değildir. Kendiliğinden meseleler, kendi hallerinden yaraya dönüşmez çünkü. Gün aşırı, yanıtsız ve sorgusuz kılınacağı bilinerek ardı arkası merak edilmeyecek nasıl olsa diye savunularak icra edilenlerdir bu menzilde derdi meydana çıkartan. Yeni lafın gelişidir. Sözün gerisinde bütünlükte ortaya çıkan ve ifşa olunan şey devletin hiçbir ön tanıma ihtiyaç duymadan esas halini göstere gelmektedir ahir zamanda. Devlet kendi bildiğini güncellerken yapmaya devam ettiğini sürdürürken yeni salt bir detaydır sadece. Dıştan içe, içten dışa çeperin, sahanın her bir santimetre karesinde devlet bu istikameti bunca yazılmış olandaki betliği, fenalığı her ne olursa olsun sonucu hala sahiplenmeye devam etmektedir inatla, kör bir biat ile. Dehşetengiz bir alaşım, korkunç bir tevatür değil gerçekliğin ta kendisidir görülen.

Tutturulan yollar, hizalar karanlığın bir biçimde yaygınlaştırılması için de alınan önlemleri ve hamleleri birlikte göstere gelmektedir. Sınırsız bir tahakküm ve sonsuz bir karanlık, süresiz bir dayatma, aralıksız olarak dönüşüm, ülkenin yönetişim kodları artık bunlar üzerinden yinelene gelmektedir. Ülke dediğin yönetilecekse sonuna kadar sınırların lağvedilip insanın canının yakıldığı bir menzil olarak bina olunmaktadır çünkü. Reel politiğin hemen her hamlesi beden sınırlarından başlayarak onu onarılmayacak bir biçimde zapt etmek üzerinden şekillendirilmektedir. Bedene surete kurulan daha sonra akla ve töze uygulanan bu otokratizm hamleleridir. Bedene ve suret kurulan baskı, bir biçimde düşünmeme retoriğidir. Pekâlâ akılla fikirle, tözle ve seslenişle yol alınabilecekken, tek tipleştirmenin sığ suları arşınlatılandır baskı ile gerçeğe dönüştürülen.

Birbirini tamamlayan ise bir süreklilik içinde aralıksız olarak hayata hamlelerdir. Hayatın her ne hallere konulduğu artık ortadayken bütün bunların tozpembe bir gelecek için yaşanılması gereken sınavlar olduğu zikredilmektedir. Üzerine vurgu yapılan güç sınamalarından kaçınılmasıdır. Aba altından gösterilen sopa herkesedir hemen her kesime her fırsatta. Halen uluorta keşmekeşin has müsebbiplerince bir teranedir, tutturulup da gidilen bir mecazdır tozpembelik, güllük gülistanlık bahsi. Her şeyin olağan akışında seyreden bir durum toplamı olduğundan dem vurulur. Oysa gerçek daha bu sözler edilirken kolaylıkla erkçe yalan söylenirken, daha cümle noktalanırken kendini kanıtlamaktadır. Cümleler tamamlanırken çıka gelmektedir yalan ve tek gerçek. Hazin olanın birlikteliğidir bu bağlamda ‘meydana’ dökülen. Yalanların ardının yeni hamleler toplamı, daha büyük derdest edişler yok etme başlangıçlarına ulaşır.

Bugünün ülkesinin cerahatinin tazelenmesi, ekranları donatan, manşet olarak atılan bu sözlerin ardından çıka gelmektedir. Her yayından sonrası daha büyük kırımdır. Hal ve ahvalin tam sureti meydandadır. Sabık bir suret toplamı, fenalıklar birlikteliği onca rezalet ile bir dolu hezimet ve kırım buradadır bu sahada, yerde, kara toprakta. Süreklileştirilen zulüm zincirleme bir yıkımın temellendiricisidir. Yıkım akıldan bedene, bedenden yaşama ve her yere azar azar değil bu bilinçli hamleler yığınında tekrarlanmaktadır. Yıkım suretten gerçekliğe çoğaltılarak yine yeniden kurgulanarak pay edilir. Günü karanlığa rehin ettiren, simsiyaha prangalatan bu tavırdır, bu devamlılık. Kesintisiz yıkım şekillendirilirken bir sonraki hamle için deneyler de sürmektedir denek hayatlarımız belirginken. Hesabı verilmeyecek olması ilan olunmuş yerden sınırların daraltımı sıradanlaştırılmaktadır.

Her deney büyük bir yıkımın ön habercisidir. Sözü yabana atılır kılınması gayretinin karşılığıdır. Susun diye vaaz olunması bundandır. Sizler için bu sözler değil, işiniz değil karışmayınız, yatıp kalkıp x, y diyorsunuz seslenişleri bunun adına hayat dediğimiz yerde ona karşı taarruzları simgeleştirmektedir. Sınırlar, yeni mahrumiyetleri, yeni hezimetleri sıradana müjdelemektedir. Görünen ve anlaşılması gereken yegâne şey ise bu ileri demokrasi pratiğinde budur, müjdeler olarak sunulan karabasanlardır, korkularımızın ta kendisidir işte. Müjde diye çıka gelen daha büyük kırılmalar demektir. Müstesna, kendi başına alelade değil, bilinçli hesaplı kitaplı bir tahribattır esas vaat olunan, müjdelenen. Bir seslenişin kendisi değildir mütemadiyen çokluğa karşı taarruzlardır resmedilen resmen duyurulan.

Biçim yerle yeksan edilirken cerahati yaratan akıllar doksan bir yıldır hep aynı karanlıkken salt ince ayrım farklarıyla bunun örtbas edilebileceği bildirilmektedir yine, yeni ve yeniden. Kesintisiz olansa halklara karşı sürdürülen bu hamlelerin o kırımı mütemadiyen güncellediği bir sahadır. Ezber olunmuş sözler değildir sadece. Yazı akara bakarken bile yinelenen bir hiddettir onun ta kendisidir. Joseph Goebbels’in bile espri malzemesi olarak kullanılmasının vesikasıdır işte bu müjdelerden müjde diye beğendirilen inatla. Müjde olarak aksettirilen Yahudi halkını kırıma uğratan ekibin, ekolün, başat bir ismine, göndermelerin peyderpey cümleleştirilmesidir esasen düşündürücü olan. Mevzu yıllar sonra Yahudi düşmanı ismin anılması değildir onunla birlikte tüm toplumu dönüştüren felaketleri sıradanlaştırmanın katilleri mağdur görme gayretidir.

Yüz yıldır yinelenen, 1945’de yapılanın ya da daha dün gibi olan Roboski’yi ve Reyhanlı’yı, bunların dibindeki dünden Gezi direnişinden Kobane direnişine destek için sokağa çıkanlara uygulanan şiddeti ölümün kıyısında yaşatılan hayatı gözlerimizle gördüğümüzde meseledir, bir katilin ve bir zalimin bir daha normalleştirilmesi. Katillere övgüler düzülürken erkânı devletlûnun pir-u paklığını âmâsız, fakatsız savunanlardır ol bahiste içe dert. Kini ve nefreti, yeter ki devletlûya dokunulmasın diye hoş gören, cerahat kökünden filizlendirilen nefret sarmalı her günü başka bir cehennemi platoya çevirir. Cehennemin ta kendisi bu ülkedir işte. İçi de bir, dışı da, altı da bir üstü de. Durmayan, dinlenmeyen bir ‘sınırlandırma’ sürekliliğidir karşı karşıya kaldığımız. Acıları “reel politik” penceresinden birbirlerine hakaret şansı olarak değerlendirenlerin, esas yıkımı önemsemediği ortadadır.

Esasta olan biten bir bahiste, tek nefeste anlatılabilecek değil gün aşırı peyderpey söze dökülmesi ve sorgulanması mühim olandır. Yollandığımız gidişatın uçurum hali buradan bunca satırdan bile bellidir. Protestonun ve söz hakkının yasal görünürde hak olarak duyumsatıldığı yerde konu Kürde, konu azınlığa ve konu azınlığın azınlığına, konu zamane felaketlerinin esas muhataplarına denk geldiğinde apar topar üzerinin örtülmesidir asıl mesele. Bir tartışmanın ortasında hasbelkader değil basbayağı bir bilinçle sergilenen Goebbels örneğinin niceleri siyasanın şimdisinde her birinin dilinden dökülenleriyle birlikte şahıslardan cisimleştirilir. Dert oradadır. Sınırlar iyice daraltılırken en başta umudu taşıyan “sözler” rehin alınmaktadır. O kelam ki hayal gücü iktidara diye bahse karşılık beton millet sakarya ısrarıdır. O kelam ki her şeye karışan bir erke karşı kendisini kanıtlayan bir sesleniştir.

O kelam ki asla anlaşılmasına çabalanılmamış olsa da bir ağıttır herkesi birleştiren. O kelam ki bir yazı tek bir cümledir bütün bu merama denk. Kendiliğinden çıka gelendir hayatı anlatan. Ol bahis ki sular yükselirken hemen her şey sütlimandır yolunun tercih edilip anılmasıdır mesele. Ol bahistir ki zulmün temellendiricileri dün kimdilerse, dün nerede iseler bugün her yerdeler ve her yerde o şiddeti, aşkın bir biçimde savunmaktalar. Şiddet figürlerini ve zorbalık hamlelerini, “müesses nizamlarının” istikbali için kilit hamle bellemekte ve eylemekteler. Sınırlar daraltılıyor, sözün önüne bedenler istif ediliyor. Sınırlar daraltılıyor sözün önüne setler çekiliyor. Her birisini çok uzaktan değil yakinen tanıdığımız kaza değil cinayet önemsiz değil bilakis ‘hedef’ gözetilerek hayatlar hedef alınıyor sınırlar aralıksız daraltılıyor.

Sınırlandırmalar, yeni yarları beraberinde gün yüzüne kavuşturmaktadır. Birbirini takip eden tahakküm tedbirden çok hamleler, beraber bu keskin dönemeçlerin birer ikişer önümüze ve günümüze çıkmasını da sağlamaktadır. Girift çabanın ardından çıka gelen, ezber edilmiş zulümlerin daha önce hiç görülmemiş, bilinmemiş tasvirlerinin hayata geçirilmesidir. Bugün ülkenin hudutlarında inatla, durmaksızın yinelenen, tahakkümün arkası kâbuslardan kâbus beğendirilen bir yerdir ezcümle. Hallerimiz, ahvalimiz perişanlıkla hemhalken halen her şeyin olur bildirilmesidir meselemiz. Halen her şeyin bunca karanlığa rağmen normalmiş gibi duyurulmasıdır asıl meselemiz. Sınırlandırmalarla aralıksız güncelliğimiz dönüştürülürken hayat topyekûn imha edilmekte, rehin kılınmaktadır o akıla, bu fikre şu güce. Güç istenci içinde, yerilecek yok edilecek bir kitle olarak tanımlandırılmaktayız muktedirin lügatinde.

Kitle değil halk olduğumuz, can olduğumuz önemsenmediği, aleniyette yinelenmekte hemen her seferinde. Cumhurun başından, bakanların başına bakanlardan asla görmeyenlere, lügatte yazmayan “anti firavunist” gibi güzellemelere girişen yancılara, danışman denilip çıka gelen “hidayet” isime varana kadar sınırlar yeni sınırlandırmalar birbiri peşi sıra ardı arkasına yineleniyor bu ülkede. Bir istatistik, adları hiç bilinmeyecek olanlar zayii edilenler ve yok sayılanlar olarak gün ve gündem sabahtan akşama aynı ezberlerle yinelenmeye devam bu hayatı kapsamı altında ezmeye devam ediyor. İşgal her yerde, işgalci gözümüzün önünde tam ve eksiksiz sorgu, sual ve hakkaniyetli bir yanıt için çabalanmak ne zaman. Sınırlandırmaların coğrafyasında bir sonraki adım biz’lerken, ortak akıl ve müşterekken şüphelerden sıyrılıp tamı tamına vakitlice merama, gasp edilen hayata karşı sesi ve sözü savunmaya kaç vardır kaç ama kaç tecrübe vardır? Her yerden fenalıklar yinelenirken cehennemî tavır bu ülkenin yegâne, tek diskuru olarak bildirilirken, bir şeylere uyanmak için kaç zaman vardır kaç tecrübe vardır, kaç kez daha yaşanılacaktır bütün bu heyula. Sorgular mısınız, izanınıza takdimimizdir.

>>>>>Bildirgeç
Başkasının Acısı - Necati SÖNMEZ - Özgür Gündem

Etrafta çok acı var, insanı isyan ettirecek kadar. Ama isyan etmiyoruz, edemiyoruz; o acıyı çekenlere sempati, isyan edenlere de saygı duyuyoruz sadece. Kahvemizden bir yudum alırken, TV’de kanal değiştirir gibi onlarla ilgili haberi kapatıveriyoruz. Gündelik hayatımıza devam edebilmek için gerekiyor bu. Kitle iletişim araçlarının -ana akımı, alternatifi, sosyal olanıyla cümbür cemaat medyanın- üzerimize boca ettiği üzücü haber ve fotoğraflar, bizi hepten kör ve sağır olmaktan kurtarırken bir duyarlılık otomatına dönüştürüyor.

“Ne kadar çok sempati duyarsak, acılara yol açan gelişmelerde bir suç ortaklığımız bulunmadığı duygusuna kapılmamız da o ölçüde kolaylaşır. Sempatimiz, acizliğimizin yanı sıra masumiyetimizin de ilanıdır,” diyor Susan Sontag*. Ama içten içe hissederiz, ‘masum değiliz hiçbirimiz’.

Onunla bir kaç sene önce izlediğim bir belgesel sayesinde tanışmış, sonra merak edip hayatı hakkında daha çok bilgi edinmeye çalışmıştım. “Simone Weil’le Buluşma” (An Encounter With Simone Weil) adlı bu filmle ilgili şunları not almışım izlediğim vakit: “Geçen yüzyılın ilk yarısında 34 yıl gibi kısacık bir hayat süren Simone Weil (1909-1943) ‘Başkasının acısıyla nasıl başederiz?’ gibi ahlaki bir soruyu hayatının merkezine yerleştirmiş bir felsefeciydi. Öyle ki varlıklı bir aileden geldiği halde, işçilerin çalışma koşullarını anlayabilmek için fabrikada işe girecek veya başkaları ancak o kadarını yiyebiliyor diye kendini yarı-açlığa mahkum edecek, bu nedenle de hasta düşecek kadar önemsiyordu bu meseleyi.

Soruya yanıt olarak gördüğü kavramlardan biri ‘dikkat’idi; tıpkı bedendeki bir ağrıyı oraya yoğunlaşarak gidermeye çalışmak gibi; herhangi bir toplumsal sorunun, herkes dikkatini ona yeterince verirse çözülebileceğine inanıyordu. Acı çekme takıntısını öylesine ileri götürmüştü ki Marksizmle başlayan yolculuğu sonunda hepimiz adına acı çeken bir figüre, İsa Mesih’e sığınma noktasına kadar vardı ve -ondan yalnızca bir yıl fazla yaşayarak- bir senatoryumda inançlı bir mistik olarak dünyaya veda etti.”

Beslenmeyi ve tedaviyi reddettiği için sonunda aşırı zayıflayarak ölen, Susan Sontag’ın da ilham kaynaklarından olan Weil hakkında Julia Haslett’in yaptığı belgesel, yüz yıl önce yaşamış, bugünün dünyasına ait olmayan bir insana bugünden bakmayı, onunla ‘buluşmayı’ deniyordu.

Belki biz de, bugün onun gibi olanlarla ‘şimdi’ buluşmayı deneyebiliriz, onlara sempati duymaktan gayrı. Hakikate ulaşmak için bedellerin en ağırını ödeyen, sahip olduğu bir canı vermekten çekinmeyenleri; Dilar Gnecxemis’i Arin Mirkan, Suphi Nejat Ağırnaslı’yı Paramaz Kızılbaş, Hakan Çelik’i Rizgar Rêzan, Kısmet Sevim’i Eylem Mazlum, Andrea Wolf’u Ronahî olmaya iten, Vahap Güven’i Trabzon’dan Kobanê’ye, Barbara Kistler’i Zürih’ten Dersim’e götüren şeyi anlamaya çalışabilirsek, hayatımıza başka türlü bir mana katabiliriz belki, kim bilir.

Zengin aileden gelmiş bir felsefeci kendisine sunulan ayrıcalığı elinin tersiyle itip neden fabrikada işçi olmaya karar verir? Bir gazeteci veya bir sosyolog neden eline silah alıp cepheye gitmeyi seçer, kurşunlara hedef olmayı göze alır? Yanıt muhtemelen çok basit: Nejat’ın dediği gibi, ulvi bir amaç için değil sırf kendisi için.

Onların fikrine katılmayabilir, o fikri hayata geçirme yöntemlerini onaylamayabilir, hatta tamamen karşısında olabilirsiniz, ama bu tercihlerine ve cesaretlerine saygı duymamak mümkün mü?

Unutmayalım, bu karanlık gecede hâlâ bir yol görünüyorsa, onu aydınlatan o yıldızlar sayesindedir.

(*) Başkalarının Acısına Bakmak, Susan Sontag, Çev: Osman Akınhay, Agora Kitaplığı, s. 102

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Başkasının Acısı - Necati SÖNMEZ'in kaleminden Özgür Gündem'de yayınlanmış bir makale. Kelime, anlam ve mana olarak yetişemediğimiz, bahsedemediğimiz yerleri, boşlukları derleyip toparlayan bir anlatım karşımıza çıkartılıyor. Sözcükler birbirilerini bulduğunda gerçekliğimiz için istikametleri de önceliğimiz olarak değerlendireceklerimizi de kafamızda şekillendireceğiz. SÖNMEZ ve Özgür Gündem'in anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz.


...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Kobane Direnişi İle Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucunda Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu - İHD
Pornografik Ölümler… - Ali Murat İRAT - Birgün
Nasılım, İyi Miyim? - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Kürtler Vahşidir Öyle Mi! - Frederike GEERDINK - Diken
Western Fascination With 'Badass' Kurdish Women - Dilar DİRİK - Al Jazeera
Diyarbakır'da OHAL Görüntüleri - Etkin Haber Ajansı
Bir Şüpheli Asker Ölümü Daha - DİHA - Evrensel
İstiklal'den Kobanê Direnişine Selam Yolladılar - Yüce YÖNEY - Bianet
Peshmerga To Kobani: Symbolic, But Not 'Tectonic,' Analyst Says - Michael PEARSON - CNN
Esad Yönetimi ve Kürtler Birbirine Nasıl Bakıyor? - Mahmut Hamsici - BBC Türkçe
Kobané’deki ‘Aşırılar’ ve ‘Ilımlılar’- Carl DROTT - Sendika.org
Tuğluk’un Yazısı ve Barış Sürecinde Kartlar Yeniden Karılırken… - Aram Ekin DURAN - T24
Kobanê'den Sonra Çözüm Süreci ve AKP'nin Tükenişi - Aysel TUĞLUK - T24
HDP’nin Anlaşılmaz Suskunluğu - M.DELİLA - Yeni Özgür Politika
»İyi« Savaş Da Olur, »Kötü« Barış Da... - Murat ÇAKIR - Kozmopolit
Evet Otoriter Bir Hükümetle De Barış Süreci Yürütülür! - Ezgi BAŞARAN - Radikal
A Town Shouldn’t Fight The Islamic State Alone - Meysa ABDO - New York Times
Milli Madenciliğimiz: Kan Çıkmazsa Para Yok! - Ali Duran TOPUZ - Diken
Olağan Ölümlerin Ülkesi - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Yeter Artık Öldüğümüz!!! - Güneş KARA - Radikal Blog
Nasılsınız, İyi Misiniz? - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
#Ermenek - Canlı Blog - BBC Türkçe
Testi Kırılmadan: Ermenek'teki Facia Önlenebilir Miydi? - Açık Radyo
Kârlı ve Kanlı Sektör: Kömür Yerüstüne İşçi Yeraltına - Aziz ÇELİK - T24
Bunun Adı Maganda Medeniyeti! - Nuray MERT - Diken
Mahçupyan’ın Danışmanlığı - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
Osman Baydemir’in Hayali Erivan’da Gerçekleşti - News.am
Alevilere İhvan Hırkası Giydiremezler - Tunca ÖĞRETEN - Taraf
“Devletin Külliyen Beyaz Bere Taktığını Biliyoruz” - Demokrat Medya
Bitlis’te Saroyan Sokağı Muamması - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Turkish Minister Calls Ani “Armenian” For First Time - News.am
The Turkish People Don’t Look Favorably Upon The U.S., Or Any Other Country, Really - Jacob POUSHTER - Pew Research Center
Sosyal Medyada Nefret Söylemi - Karel VALANSI - Şalom
Dink Davası Ali Öz'e Yine Dokunmadı - Uygar GÜLTEKİN - Agos
‘Kamu Görevlileri ‘TCK 83’ten Yargılanmalı’ - Uygar GÜLTEKİN - Agos
Ragıp Duran: Yeni Akit AKP'nin Parametresi - Ali Barış KURT - ANF - Apoletli Medya
Erdogan Ou La Folie Des Grandeurs - Marc SEMO - Libération
Whose Side Is Turkey On? - Patrick COCKBURN - London Review Of Books
Connections Between Turkey’s AKP And ISIS? - Michael RUBIN - Commentary Magazine
Interview With An Islamic State Recruiter: 'Democracy Is For Infidels' - Hasnain KAZIM - Spiegel
Halep Cephelerine Dair Eskilerden ”Keseb Olmadı, Peki Ya Halep?” - Hasan SİVRİ - HS' Blog
Ankara’nın Kobani’deki ‘Üst Akıl’a Sitemi - Alptekin DURSUNOĞLU - Yakın Doğu Haber
Rojava’ya Dair Hayaller ve Gerçekler - Zafer ONAT - Servet Düşmanı
Ayşe Efendi: Ey Erdoğan, Sen De Kendi İmtihanını Veriyorsun! - Pınar ÖĞÜNÇ - Diken
Polat Can Of YPG On November 1, World Kobane Day - Mutlu ÇİVİROĞLU - MÇ' Blog
Rojava: Ortak Düşmandan Ortak Neşeye - Olcay ÇELİK - Bianet
Women A Force To Be Reckoned With For ISIS - Ivan WATSON - Gül TÜYSÜZ - CNN
Suriye-Türkiye Sınırında Ermeni Olmayı Hagop Garabedyan Anlatıyor - Agos
Citizens Of Mosul Endure Economic Collapse And Repression Under Isis Rule - Mohammad MOSLAWI - Fazel HAWRAMY - Luke HARDING - The Guardian
Iraq: ISIS Executed Hundreds Of Prison Inmates - Human Rights Watch
Tunisia’s Elections And The Consolidation Of Democracy - Anthony DWORKIN - European Council On Foreign Relations
Ferguson Mücadelesi Ulusal Zulmün Simgesidir - Larry HALES - İştirakî
The Political Economy Of Ebola - Leigh PHILLIPS - Jacobin
Enternasyonalizm: Hemen Şimdi - Bildirge - Müştereklerimiz
“Akademinin Sefaleti”nden “Sefaletin Akademisi”ne... - Yavuz ÇOBANOĞLU - Birgün
Devlet İnsanlık Nedir Bilmez - Samet AKTEN - Orta Sayfa
Kayıp Annelerinin Şiddete Tanıklığı - Bianet Meltem AHISKA - Bianet
"Baba Benim Okulumu Mu Yıkıyorlar?" - Serdar KORUCU - Radikal
‘Demokrasi’ Masalı Biterken... - Ergin YILDIZOĞLU - Cumhuriyet
Hangi Cumhuriyet? Neyin Bayramı? - Mesut ÖRS - Gezite
Türkiye'nin Batılılaşması, Atatürk Devrimlerinin Eseri Midir? - Sevan NİŞANYAN - Nişanyan.com
Ziya Gökalp'den Evlendirme Programlarına - Doğan Alparslan DEMİR - Toplumsol
Kahrolsun Cumhuriyet! Kahrolsun Saltanat! Kahrolsun Demokrasi! - Sosyal Savaş Dergisi
Rosa Luxemburg’un “Ya Sosyalizm Ya Barbarlık” Sloganı - Ian ANGUS - İştirakî
Yaşamak Uğraşı - Şoreş HAKÎ - Harfvolver
Kesik - Kaçakkova - Mutlak Töz
Yoksa Nasıl Güzelleşir Akşamüstleri? - Sibel YÜKLER - Harfvolver
Politikadan Estetiğe - Jacques RANCIERE - Çeviri: Derya YILMAZ - E-Skop
"Oğlumu Öldürdünüz Arz Ederim"! - Tahir CANAN - Rojeva Kürdistan
Gezi’nin Çocuklarından Biri, Don Kişot’un Başına Gelenler - Yeldeğirmeni Dayanışması - Başlangıç Dergi
Environment: 12 Cities Apply For European Green Capital Award 2017 - Europa.eu

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info GöRsel
Pacman - İç Mihrak

>>>>>Poemé
Pollyanna’ya Son Mektup - Didem MADAK

“Aşk mektupları elbette yakılmalı,
geçmiş en soylu yakacaktır.”
(Nabokov)

Muhabbet kuşumuz öldü
Arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak
Biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman
Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna

Uyuyamadığım gecelerin sabahında
Gözaltlarımdan mor çocuklar doğardı
Mor çocuklarıma ninni söylerdi sabah ezanları
Fırtına ters çevrilen şemsiyelere benzerdi
Duaya açılan avuçlarım
Avuçlarıma kar yağardı
Kimi zaman tipi...
Kaç kere avuçlarımda mahsur kaldım.
Birkaç kış geçti Pollyanna
Ben hep mahzun kaldım.
Kocaman bir kardan adam yaptı içime bir çocuk şair
Tuhaf şarkılar mırıldanarak: Şiirime kenar süsü olsam ben
Bir kenar süsünün gülü olsam ben
Sarı deftere tuttuğum bir günlük
Aşk olsam ben...

Sonra yazları
Yaseminlerle sarmaş dolaş bir balkonum oldu
Balkon yaseminlerle sevişirdi
Rüya hülyayla sevişirdi.
Ben o beyaz ve güzel kokan çadırın altında
Geceyle sevişirdim.
Bir davet gibi otururdum balkonda
Bir beyaz örtü gibi sarardım acılarımı başıma
Ben sevgilisi çile olan bir gelindim Pollyanna
Gel derdim gel, kim olursan ol yine gel...
Çiçekli bir düğün davetiyesi gibi otururdum balkonda
Yıldızlar ürkerdi, titrerdi davetimden
Ayın etrafında beyaz bir hale dönerdi.
Bileklerimi uzatırdım çıplak, beyaz ve inca
Işıktan bir kelepçe istedim yüz görümlüğü olarak Pollyanna.
Secde eden alnımı,
Şarap içen dudağımla öpmek istedim.
Dizlerimde ve dirseklerimde nasır tutan arayışımı
Beyaz bir merhemle ovmak istedim.
Beyaz bir günahtır aramak kimi zaman Pollyanna...

İtiraf etmek gerekirse
Domates-biber biçiminde tuzluklar aldım pazardan
Kalp şeklinde kültablaları
Kalbimde söndürülmüş birkaç sigaradan kalan kül
Yetmezdi yeniden doğmaya.
Orhan Gencebay dinledim itiraf etmek gerekirse
Bedelini ödedim ama Pollyanna
İtiraf artık tedavülden kalkmış bir kağıt para.

Hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı Pollyanna
Çimento, demir, çamur...
Duvarlarımı şiir ve türkü söyleyerek sıvardım.
En üst kattan düşerdim her gün
Esmer bir işçi gibi dilini bilmediğim bir dünyaya
Hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı Pollyanna
Sana ve mutluluğa yazılmış mektuplarıma
Cevap beklediğim zamanlarda.

Benim bir köyüm olmadı.
Hiçbir şehir karlı sokaklarıyla bana
Pazen gecelik giymiş bir anne gibi sarılmadı.
İstanbul’u evlat edinsem
Benimsemezdi nasıl olsa otuz yaşında bir anneyi
Yüzyıllarca yaşamış bir çocuk olarak.
Mütemmim cüz olamadım hiçbir aşka Pollyanna
Bir kitaba bir cüz olamadım.
Yukarıdan aşağı, yedi harfli battal boy bir intiharı denedim.
Hiçbir bulmacayı tamamlayamadım.
Bir kediyi okşasam ellerim yumuşardı
Biri okşasam bir yumuşardı.
Bire “BİR” olamadım.

Fırfırlar olmalıydı oysa hayatımın kenarında Pollyanna
Kırmızı puanlı bir şiir olarak uyumalı, mor puanlı
uyanmalıydım.
Pişman olmamalıydı orada olmalarından yeşil farbelalarım.
Bir çingenenin çıkardığı dil olmalıydı şiirlerim.

Sana bu son mektubu,
Artık senden mektup beklemediğimi söylemek için
yazıyorum Pollyanna
son şiirini yazmaya cesaret edememiş bir şair olarak.

Kaynak

No comments: