Sunday, November 09, 2014

Deuss Ex Machina # 523 - quid est veritas

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_523_--_quid est veritas?

03 Kasım 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Ali Akbar Moradi, Ulaş Özdemir - Mahjour (Hermes Records)
2. Ali Akbar Moradi, Ulaş Özdemir - Rouh-ol-Arvah (Hermes Records)
3. Tolga Sağ - Hitab-i Elestte (İber Müzik)
4. Tolga Sağ - Niyaz Ehlideniz (İber Müzik)
5. Trio Mara - Salik Sinoke - Weltnacht Festival 2012 (KoEvent)
6. Trio Mara - Ey Xabur - Weltnacht Festival 2012 (KoEvent)
7. Grouper - Clearing (Kranky)
8. Grouper - Lighthouse (Kranky)
9. Jerry Granelli & Jamie Saft - A Heart Lost and Discovered (Veal Records)
10. Jerry Granelli & Jamie Saft - Shasta Road (Veal Records)
11. Camera - Parhelion (Bureau B)
12. Camera - From the Outside (Bureau B)

quid est veritas?
(523)
Acı

“Tek bir insanın yaptığı, sanki bütün insanlar tarafından yapılmış gibidir. Bu nedenle, cennet bahçesindeki söz dinlemezliğin bütün insanları kirletmesi haksızlık sayılmaz; gene bu nedenle tek bir Yahudi’nin çarmıha gerilmesinin insanlığı kurtarmaya yetmesi de haksızlık sayılmaz. Belki de Schopenhauer haklıydı: ben bütün öteki insanlarım, her insan bütün insanlardır.” Yolları Çatallanan Bahçe – Jorge Luis Borges 

Karar verilmiş hüküm giydirilmiş, kalem kırılmış, atılacak adımların sayısı çoktan tüketilmiş, hemen her şeyin denetlendiği, gözetlendiği bir uzamda ‘acının’ her ne hallere dönüştüğü nasıl karşılandığı enikonu meydana çıkan bir yekpareliktir karşılaştığımız. Acı üzerine ahkâmın, bir meselenin özüne vakıf olmaktan çok onu ötelemek, dışlamak ve yok saymak üzerinden şeklini bulduğu, kıvamının tutturulduğu bir yerdir bu yekparelikler ülkesi. Söze karşı kurulan, taarruz cephelerinin, yükseltilen duvarların birbirlerine iliştirilen kararların sofrasında, birlikteliğinde acının nasıl sosyal politik tahlillerde duyumsanmadığı ‘reel politik’ kurguda adı anılıp geçilen bir meseleye evirildiği meydana çıkmaktadır. Yekpareleştirilen söz asla hiçbir fireye müsaade etmeyen böylesi bir gözetim toplumu tasarımı nihayetinde acının kolay zikredilip unutulacak bir mesele dönüştürme çabasında bütünlenmektedir. Hayattır hedefte her zamanki gibi.

İktidar ve onun yönlendirdiği kesimler için acının esemesi okunmayacak kadar sıradanlaştırılmış bir hadise olmasıdır düşündüren, bu zamanda bile afallatan. Kurulu olan düzeneğin her gün başka bir defosunun ortaya saçıldığı yerde acılar gelip geçici kılınmaktadır ucu güce, erke ve devlete değmedikçe farkına bile varılmamaktadır bu yekparelikte. Düzenin eskisi ile yenisi arasındaki kıyaslamalar yapılıp durulurken bu sonradan çıka gelen, icat olunan daha bir mekaniktir, daha bir makineleşmiştir hissiyatsızdır. Hissiyatsızlığın ta kendisinin cisimleşmiş halidir duygulara zerre yer bıraktırılmayan bir yapımdır bu düzen. Hayatın herhangi bir anlamının kalmadığının salt erke, muktedir ve güce ait bir çabanın ta kendisi olduğu yinelenmektedir, makineleştirilip mekaniğe çevrilen güncellikte. Hissiyatın dosdoğru kenara atıldığı varsa yoksa ‘yeni’ düzenin bekasının düşünüldüğü ötesinin ise yalan edildiği bir menzildir derdine düşülen.

Söylemlerin hiddetinden, eylenenlerin şerliğinden, sonuçta tüm bunların birlikteliğinden; sokağa yansıyan, kalıcılaştırılmaya çalışılan hissiyatsızlıktır. Derin bir tepkisizliktir onca fenalığa rağmen susun talimatına riayettir dillerden dökülen. Derin bir kayıtsızlıktır bunca cehennemi çağrıştıran olay yinelenmeye devam edilirken. Oysaki acı örtbas edilmeye bunca engellemeye rağmen kendini anlatır hep varlığıysa ortadadır. Görmek istemediği için inkâr inadına tutuşanların dünyasında, manşetlere çekilmesine gerek olmadan yaşayanların dimağında yer edinendir acı meselesi. Bir gün değil hemen her gün yinelenen ahkâmların uzağında, acı kendi meramını yinelemektedir. Hissizleştirilen, hissiyatı yitirdikçe betonlaşan bir vicdanın, kopkoyu bir karanlığın ülkesinde ayrışmazımızın her ne olduğunu bildirmektedir.

Ayrışamadığımızın aslında nasıl bir felaketler silsilesi olduğunu aklımızdan çıkartmamamız gerektiğini bildirendir. Hep istim üzerinde daim olarak tetikte, düşünceli ve korkarak yaşamaktır acının görünmez kılınması. Bugünün ülkesini dosdoğru göz önüne getirdiğimizde dönüşümün basamakları arşınlatılmaya ve çıkılmaya hala devam edilirken özetin özeti budur. Acılar kapı komşumuz, eşiğimizin dibindeki yaşatılandır. Yaşadığımız yerdeki bu derin hayal kırıklıklarının, onarılmayacak tüm yıkımların, asla hiçbir şekilde düzeltilmeyecek olan fecaatlerin yolunda ilerletilirken ‘acı’, gerçekliğimizin bir diğer adlandırmasıdır. Kendiliğinden değildir, handiyse özene bezenerek biçimlendirilen yok etme güdüsünün farklı bir tezahürü neticede karşılaşılan derin keşmekeşin görünür hale dönüştüğü ve biçimlendirdiği son halin ta kendisidir acı.

Peyderpey çabalar yinelenirken, arkası yeni ve derinden ibaret uçurumlardır son kertede. Yarlar yarıklar ve çukurlar ile çepeçevre sarılmış bir yerdir naklolunan. Kurulan düzen devam ederken, hep buna çabalanırken eldeki tüm imkânlar her yeri donatabilmek için uygulamalara ev sahipliği yapar. Biçim artık yıkımın ta kendisidir. Acı pay edilirken mesellerin sonu ona çıkartılırken bu bilinç ve heves göz ardı edilmemelidir. Bu dengelerin tamamen şaştığı zamanda erkânın asıl istediği sonsuz yıkıma kayıtsız ve şartsız riayettir. Bir yerler daha yok edilirken, bir yerlerde canlar alınmaya devam edilirken bunların tamamını kanıksayarak yaşamaktır istenen ve talep edilen. Boşu boşuna zikredilmemiştir dün dünde kalmıştır vecizi. Hiçbir şey geçmişte bırakılmazken, bu heyula içerisinde yaşatılanların bizatihi unutturulması gayretkeşliğidir söz konusu olan dün yinelenirken haddizatında hala ve şimdi.

Bunların farkına varmadan sürüp gidenlerimizin olduğu bu hayatta, yıkım zulüm ve acı hepimizedir aslında. Hepimiz için farklı yönlerden çıkıp gelmekte icat edilip de bir gerçekliğe evirilmektedir. Nihayetinde bir çocuğa kıymanın karşısında bu elemini anmak anlamak yerine acıya ve açılan yaraya merhem olmak bir yana kanatmaktır temelde uygulanan. Gezi Direnişi sırasında kaybettirilen, kelimenin düzüyle –katledilen-  “emri ben verdim”in arkasından çıka gelen siyaset uzamı ve söylem yığınıdır dertlerden bir başkası bu acı meselinin görünen yüzü. Kini tükenmeyen devletlûnun dilinden dökülen kıyaslardır yarayı daha da kanatan. Teröristtir bu maşa! Bir çocuktur oysa Berkin. Bir çocuk için bu sığınılan kıyaslama çabasıdır derdin ve acının nasıl kanatıldığını göstere gelen. Medeni Yıldırım’dır bir yerde bahsin devamıdır aynısı kabilinden çıka gelen özetidir.

Beş yüz gün önce askerlerce katledilen bir çocuğun gerisinden, ardından hiçbir şeyin yapılmadığı, soruşturmasının, davasının bile olmadığı bir yerdir. Tıpkı; Behzat Özen, Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz, İbrahim Aras, Lütfullah Tacik’de de olduğu gibi, hepsi bir biçimde sonuçsuz bırakılan kırımların ülkesinde. Acının ne hallere dönüştüğü, nasıl da pat diye çıka geldiğini göstere gelen zihniyettir karşı karşıya kalınan işte. Erkanın başı olan en üstten en altına kadar her konuşmasında nifak tohumu ekmeyi, acıları kanatmayı matah bir şey olarak değerlendirmeye devam etmektedir. Yaşam nerededir bu kahrolası boşlukta. Kara, kapkara yerde diye soru önümüzdedir. Aynı söylem çabası; doğa kırımında, mültecilerin itlaf edilmesi (!) gibi insanlık dışı olan yaklaşımların tümünde de veya bir maden ocağının çalışma koşullarında da yerin üstünde ve altında her yerde ve her şekilde, tahakkümün başat örnekleri sergilenmektedir.

Hayatın mahvı sistemin bekası için normal bir devinimdir sonuçtur. Hayatın gaspı sistemin çarklarını döndürendir ülkedir, denilen yerde. Hayatın korkuya teslim edilmesi gayreti gerçeğin sorgulanmasına mani olandır hala. Hayatın acılarla zaptı makul karşılanandır bir sınav diye bildirilendir. Oysa şu andıklarımızla şekillendirilen yaşam değildir ölüm aksidir akışıdır eksik gedik olmaksızın. Oysa şu dile getirmeye gayret ettiğimiz, muktedirin lügatinde yer bulmayan şeyin hayatın özgünlüğü, özgürlüğü konusudur. Teferruatlardan arındırıldığında ülkenin hali meydana çıkmaktadır. Teferruat diye bildirilenler ‘temize’ çekildiğinde, yeni-eski Türkiye bir acı odağıdır. Yeni-eski Türkiye acının dölyatağıdır hala. Acının merkezde olduğu bir derin kuyudur. Bir kuyudur ki simsiyahtır ve kapkaranlık, çehresinin genişliğinden sonsuz gibi görünen bir yıkım çemberidir menzildir işte.

Sonsuza kadar sürmesi umulan bu yok etme retoriğinin dümdüz suretidir karşılaştığımız işte. Hayatın -bedelsiz ve öylesine ve hasbelkader yaşanan bir şey olduğundan dem vurulması bu bahislere tutkuyla bağlılıktandır. Bağlı kalınan, yer, söz konusu yekparelik düzenin akışında hiçbir dur deyişe yeter artık nidasına veya sözüne yer vermemektedir. Görebildiğimiz nüfuz etmeler, hakir görmeler tüm kesişmelerin altında bu bahisler birbirlerini bulmaktadır. Hayata kasıt süreklileştirilirken, bunların kimin elinden nasıl ortaya çıktığı muğlâklaştırılmaktadır. Kesintisiz bir düzlemde ses etmek ‘hayat’ için mücadele etmek bunu sırf sözle bile olsa dile getirmelere mani olunmaya devam edilmektedir hala. Tüm büyük tahlil çabalarından azade yekten sonuç budur. Göz önünde yinelene gelendir söze karşı duvar örmeler. Biçimsizleştirilen, nobran bir meydan okumaya terk edilen fiiliyatta demokrasi özde yaşama dair her şeydir özetle.

Özgürlükler elden üçer beşer (ç)alınmaya devam edilirken bunun istikbal meselesinde detay olduğu duyurulmaktadır. Detay diye geçiştirilen şeyler bir halkın nefes odakları sözüyle, eylemiyle varım çığlığı, çağrısıdır oysaki. Detay diye anılanlar bir istikbal mücadelesi değil, al takke ver külah bir kazanımın sacayağı değil, emri ben verdim ile karşı karşıya kaldığımız yerde örtbas etmelerin aslında nasıl ve ne hakla yok edilebildiğini bildiren bir simyadır. Detay yaşadığımız bu yerde, üç günde bir terörist, beş günde bir gezici, haftada bir kamu malı paralel ya da vandal diye çemkirip duranların dillerinden dökülenlerdir. Detay her bahiste kötürüm bir tavırla acının kanıksatılmasıdır. Nefret edilecek diye bildirileni insan olduğu idrakinden uzak tutmaktır gaile. Onca örtbas çabasına rağmen bir küçük umudun kendisidir detay diye geçiştirilen.

Detay diye önemsiz bildirilirken, tüm yoksunluğa ve tecride karşı varım çığlığıdır hala inadına onlar her ne kadar anlamasa da. Onlar her ne kadar işitmek istemese de budur detayın bizdeki anlamı. Detay olarak bildirilenler hayatın ta kendisidir ahir zamanlarda bugünün dünyasında. Detay olarak değerlendirilenler bizim yaşamlarımızın kılcal damarları, ana arteridir. Kaçak güreşen dünyanın muktedirlerinin, her teşebbüslerinde insana, insaniyete karşı tezgâhlarıdır detaydan geriye kalanlar. Bunca keskin hep viran, bunca tedbire rağmen asla kapanmayan acılar, onca yandaş, biat eden yayına rağmen asla susturulamayacak yegâne şey talanın düzeninde olduğumuzdur. Her şeye bir kulp bulan dünyaya isyandır işte bu bahis. Bir talanın güncesinde hemen her şey yekpareleştirilmişken muktedirce, hemen her gün başka bir çabanın daha güncelliğe eklenmesidir hiçbir türlü örtbas edilemeyen, kapatılmayan, onarılmayan acı.

Dönemeçler arşınlanmakta ve politik uzam doğrudan hayata ve sıradanın her şeyini tarumar etmeye devam etmektedir. Düzayak kesin bir okumadan fazlası, derinden değil artık hepimizin içine işleyen ağıtlar temellendiriliyor göstere göstere. Benzersiz değil, bilerek tanıyarak hesap ve kitapla bu çöküş güncellenmektedir. Bu beton ormanda düzen ancak böyle sağlama alınmaktadır. Sözün naçarlaştırılması gayreti hep bundandır, bundan ileri gelmektedir hala. Yenileşen ve modernleşen ve muasırlaşan sözüm ona bu verili olan düzenin, sıradana en çok değdiği yerleri düzelten eksikliklerini gideren yerde hayat yara almaya devam etmektedir. Eksiltmeler ömür boyudur artık. Kırım düzayaktır ve göz önündedir. Bir yere bir yakaya değil herkese göre bir şiddetin tahayyül edildiği, hayatın merkezine konumlandırıldığı bir iklimdir bu devamlılık bahsinde yinelene gelen hemen her şeyin özeti haline dönüştürülen.

Kırım artık dünyevidir işte bu yenilenmiş olanın ayrışmazlarından birisidir bugün ülkede. Gözler önünde cereyan eden muğlâk falan değil kati ve kesin olan yargıların oluşturduğu derin boşluklar, ol bildiğiniz haliyle çukurlardır bizatihi kendisidir işte. Çukurlar üzerinden atlanmadan, boşluğa düşmeden yol alabilmek tek nefeste gerçeklikte elzem olanımızdır. Bugün bu şartlanmışlıklar altında dönüşüm o yıkımı yinelerken, yekparelik hayatı dar ederken çıkışı aramanın sırasıdır, tam da zamanıdır işte. Acı son kertede bir tanıma, bir anlama sığdırılmayacak, tek bir seferde anlamlandırılmayacak bir makamın ta kendisidir. Dertler yükünü aldıkça, başa getirilenlerin pekliğini gördükçe daha bir rahat anlaşılabilecek bir makamdır herkesin dimağında herkesin algısında. Yok saymak, yoksunmadan, çekinmeden görmezden gelmelerin menzilinde esasın ta kendisidir baş başa kaldığımız.

Kırılmaların içe düşen ateşlerin can kırıklarının ta kendisidir acı. Bir noktanın tek bir alanın ya da mevziinin günün değil her günün meselidir acı. Her gün bu ülkede yeniden karşılaştığımız unutmaya fırsat bulamadığımızdır. Düşündükçe salt bir yere değil herkeslere, hepimize sirayet eden bir yıkımdır acılarımız fark ediyor musunuz? Canımız yanıyor artık anlıyor musunuz içimiz dışımız can kırıkları düşlerimiz paramparça, apayrı, çok uzaklara düşüyoruz görüyor musunuz? Ermeni’nin ağıtı Kürdün sözüne karışıyor. Kürdün sesi Ezidi’nin yasında birleşiyor. Alevi’nin yok sayılması Musevi’ye de dert oluyor. Süryani’nin o bilinmez diye anılan Seyfo’su bugün bir ihtimal değil bir olasılık değil yeniden gerçeklikle bir yerlerde rast getiriliyor. Hepsi ve fazlası sınırın içi sokağın dibi, evinin ortası yaralarla bereler yan yana yol alıyor. Nefesimiz daralıyor, acımız çoğalıyor kalıcılaşıyor umursar mısınız yahut da görür müsünüz, anlar mısınız birleştiğimiz yerleri, unutmadan, geçip gitmeden fark eder mi uyanır mısınız? Acılarımız derinlerimize işlerken yaşamak için ne yapmalı tasalanır mısınız?  

>>>>>Bildirgeç
Hesap Sormadığımız Her Soykırım, Bir Sonrakinin Ayak Sesleridir - Zeynep TOZDUMAN - Jiyan

Öncelikle ülkemde yaşatılan Ermeni- Süryani- Rum- Ezidi ve Kızılbaş soykırımlarından başlayarak, tüm dünyada soykırım yaşayan halklara ve inançlara yapılan insanlık suçlarını kınadığımı bir kez daha deklere etmek istiyorum.

Kurşun nasıl adres tanımazsa, soykırımlar da etno- dinsel adres tanımaz…. Ama illaki her soykırımda vurulan halklar, bir daha vurulur…

Dünya var olalı beri Habil ile Kayin’den günümüze değin, hep kardeş diye bildiğimiz komşu halklar tarafından yaşatılan katliamlar, günümüze değin sürmektedir. Dört kutsal kitapta yer alan yaratılış hikâyesine göre tanrı belki de ” yarattığı kullarını birbirini katletsin diye ” Babil kulesinin yapımından hemen sonra aynı dili kullanan insanların öncelikle dillerini karıştırarak, yeryüzünün dört bucağına bu yüzden dağıtmıştır kim bilir? Tanrı yarattığı kullarını neden savaştırır hiç anlamam, elbette konumuz bu değil. İŞİD ( İSİS )’in, Irak ve Suriye’de acımasızsa uyguladığı soykırımlar yüzünden dünya bu gün Radikal İslami ve Etno-dinsel soykırımları ciddi ciddi sorgulamaya başlamış gibi görünüyor. Radikal İslam şeriatına inanan İŞİD, yine Sünni İslam inancına sahip Kürt halkını vurunca ancak, radikal İslam sorgulanmaya başladı.  Bu sorgulamayı İŞİD’in son olarak Kobane’de uyguladığı vahşete karşı direnen Kürt halkına yardım etmek için dünya ezilen ve soykırım yaşayan halkların desteğinde de görüyoruz. Bu gün Kobane’de, dört parçadaki Kürtler ve Kızılbaşlar başta olmak üzere (1915’de ataları özellikle Kürtler ve Türkler tarafından katledilen) Ermeni, Süryani, Ezidilerin yanı sıra Alman, İsveç, Amerikan, Afganistan, İsviçre, Fransa ve İngiltere’den gerilla olarak Kobane’ye gelen, milis gücü olarak İŞİD ile savaşanlar bir çığ gibi büyümektedir.

Kobane’de Kürt halkıyla birlikte direnen dünya halklarını, bu yazımda bir kez daha selamlıyorum ama özellikle Ermeni ve Süryani halkının gerillalarını çok daha fazla değerli buluyorum… 1915’de soykırımı yaşayan halkların Kobane’deki Kürt halkına ilk yardıma koşması sizce bir tesadüf müdür? Ancak acıyı yaşayan bilir, acının insanda ne büyük yaralar açtığını. Bu gün Kürt halkının yanında yer alarak, şehit vererek İŞİD’e karşı birlikte mücadele eden soykırım mağduru halkları  işte bu yüzden  yüceleştiriyorum. Biliyoruz ki İŞİD’e karşı Kobane’nin kazanımı tüm ezilen ve soykırım yaşayan halkların da kazanımıdır… Bu yüzden Rojava’da kadınlar devrim doğurdu. Kobane direnişi, bize bir kez daha göstermiştir ki kadın olmadan devrim olmaz. Kadının dünyadaki statüsünü ve varlığını yeniden sorgulayan bir direniş olması bakımından Kobane, sadece ezilen halklar için değil, kadının özgürleşmesiyle ilgili de bir tarih yazıyor. Özellikle Kobane, bu yüzden biz kadınların onuru ve namusudur… Kobane kazanırsa sadece insanlık kazanmayacak, dünyanın yarısını oluşturan biz kadınlarda kazanacağız ve özgürleşeceğiz.

Kobane, 1915’de de aynı acıları yaşayan bir coğrafyadır. Dün Kobane’de Ermeniler, Süryaniler ve Ezidiler bu gün ise Kürtler yaşam mücadelesi veriyorlar. Tek bir farkla… 1915’de Kobane’de, Ermeni –Süryani ve Ezidileri dünya yalnız bırakmıştı… Kanın düştüğü yerde belki de bu yüzden Narçiçekleri hep kan kırmızısında açıyor kim bilir?

İnancım o dur ki hiçbir bayrak, hiç bir din, insanın yaşam hakkından daha kutsal değildir. Dünyaya gelen her canlının ( Bitki- Hayvan ve İnsan ) yaşam hakkını kutsayıp, saygı göstermediğimiz sürece daha çok soykırım ve katliamlar yaşanacaktır… Din yerine vicdan müessesini hayata geçirebildiğimiz kadar acılarımız da özürlerimiz de az olur.

Ülkemizde yaşatılan, son yüzyılın en büyük soykırımı ise 1915’de yaşanmıştır. 1915; Ermeni, Süryani, Pontus Rum ve Ezidiler için sonun başlangıcı olmuştur. Bu tarih yüzyıldır hafızalarımızda hep kara bir leke olarak vicdanlarımızı rahatsız etmiştir. Soykırımdan özür dilenene, hukuksal olarak yargılanana dek de vicdanlarımız rahatsız olmaya devam edecektir. Bu gün Kesab, Musul, Ninova, Telafer, Şengal, Kobane’de yaşatılan katliamlar hep 1915’in hesabını soramadığımız için yaşanıyor. Hesap sormadığımız her soykırım, bir sonraki soykırımın ayak sesleridir.

Ah! Acılı coğrafyanın 1915 gülleri, yer, gök nasıl da kana boyanmıştı o günlerde… Acı çığlıklara mezar olup, Dicle ve Fırat kan akıyordu kan. Orhan Kemal’in bir kitabında ”Bereketli topraklar” dediği bu topraklar, kadim halkların Ahlarıyla sulanıyordu İslam elden gidiyor fetvalarıyla. Yeryüzü belki de Hitler’in soykırımına kadar, bu kadar büyük acıya tanık olmamıştı. 1915 Soykırımı yaklaşık 2 milyonun üzerinde insanın bu topraklardan kazınmasına neden olmuştur. Bu suç, bu vahşet, bu acı Anadolu denilen coğrafyada yaşayan, hepimizin.

Başta ülkemizde ve dünyada başka soykırımlar yaşanmaması için kamuoyunun yakından bildiği soykırımlardan bazılarını anlatmak istiyorum. Hepsini anlatmam mümkün değil elbette insanlık tarihine not düşülen ve bu gün için bilinen 60’ın üzerinde soykırım yapılmıştır.

Bu soykırımdan bazıları ise

Türkiye coğrafyasında; 1915 öncesi ve sonrası Hristiyan halklara, Ezidilere, Yahudilere, Alevilere ve Kızılbaş Kürtlere uygulanan soykırımlar.

Almanya’da Adolf Hitler’in; Yahudiler, Romanlar, Eş cinseller ve Engellilere uyguladığı yaklaşık 6 milyon insana yapılan soykırım.

İspanya ve Amerika’nın; Yerli halk olan Kızılderililere uyguladığı soykırım,

Amerika’nın Japonya’da; Nagazaki ve Hiroşimo’ya attığı atom bombası ile uyguladığı soykırım.
İngilizlerin Avustralya’da; Yerli halk olan Aborjinlere uyguladığı soykırım,

Saddam’ın Irak/ Halepçe’de; Kürtler ve Süryanilere yaptığı soykırım

Orta Afrika Ruanda’da : Tutsiler ve ılımlı Hutulara yapılan soykırım. 100 gün içinde 1 milyon insan katledildi.

Burma’da Budistlerin; Müslümanlara uyguladığı soykırım.

Sırpların, Bosna -Hersek savaşında özellikle Srebrenica bölgesinde; Yerli Müslümanlara uyguladığı soykırım.

Norveçlilerin; Göçerleri kısırlaştırarak ve toplama kamplarında izole ederek yaptığı soykırım…

İsrail’in; Filistin ve Gazze’de, Müslüman halklara uyguladığı soykırım bu soykırım hala devam etmektedir.

Suriye’de İslami terör örgütü ÖSO’nun; Hıristiyan halklara ( Ermeni, Süryani, Arap ) ve Nusayri ( Arap Alevisi) inançlarına uyguladığı soykırım. Görüldüğü gibi hiçbir halk sütten çıkmış ak kaşık değildir. Geçmişte yaşatılan tüm soykırımlara karşı bu gün İnsanlığın yüceltilmesi için mücadele etmek gerek.

Ve ne acıdır ki bu gün yeryüzünde özellikle İslam coğrafyalarında, soykırımlar hala devam ediyor. Geçtiğimiz Haziran ayından bu yana soykırımlar tarihine bir yenisi daha eklendi. Tarih bu soykırımı yazmaya devam ediyor.

İŞİD terör örgütünün ( Irak ve Şam İslam devleti ) 2014 Haziran’ında Irak’ta başlattığı soykırımda: Şiiler, Süryaniler, Ermeniler, Ezidiler, Kürtler ve Türkmenler insanlık dışı bir soykırımla karşı karşıya kaldı. Tecavüzler, Kafa kesmeler, zorla sünnet etmeler, 5-6 yaşındaki çocuklarla İslam nikâhı, kadınların köle pazarlarında satılması, cizye vergileri, kilise ve manastırların bombalanması, 7000 kadının hala akıbetinin bilinmemesi gibi bir dizi vahşet uygulayan İŞİD’in uyguladığı soykırım hala devam etmektedir. Yaklaşık 55 gündür Kobane’de büyük bir direnişle karşılaşan İŞİD, halkların ortak iradesi karşısında mutlaka yenilecek ve gerileyecektir.

Yakın tarihimizde Orta doğu coğrafyasında, özellikle sınır komşularımız olan halklar, sözde Arap baharıyla başlayan süreçte çok büyük acılar yaşamıştır. Sözde Arap baharından sonra Suriye’de ve Irak’ta yaşatılan soykırım ise dünyanın gözü önünde vahşice yaşatılmaya devam ediyor.

9 Haziran 2014’de İŞİD’in saldırıları sonucu ilk önce Musul’un düşmesiyle başlayan bu kanlı süreçte Süryanilerin ana yurdu olan Irak- Musul- Ninova’da yaşatılan katliam ve sürgünler ile başlayan acı dolu günler, Şengal’de Ezidilere, Telafar’de Alevilere, bu gün ise Kobane’de Kürt halkına yapılan zulümlerle sürüyor. YPG-HPG- PYD- YPJ-PKK ve PEŞMERGE’nin kararlı direnişi sonucu Kobane’ye destek vermek zorunda kalan ABD, şimdi yarattığı canavarı İŞİD’i, Kobane’den çekmek için Kürt halkına büyük destek sunmaktadır. Önce savaştır, sonra da destek ver. Geri kalmış İslam ülkelerinde tam Amerikan yani emperyalist bir politika uygulanmaktadır. Bu gün bu politikalar yüzünden yüz binlerce insan yerinden, yurdundan edilmiş, zemheri ayında aç, perişan, sağlık ve gıda sorunlarıyla yaşamaktadır.

Yaşasın Irak’ta ve Suriye’de direnen Kürt halkı. Yaşasın Kobane’de Kürt halkına destek veren dünya ezilen ve soykırım yaşayan halkları…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Zeynep TOZDUMAN'ın Hesap Sormadığımız Her Soykırım, Bir Sonrakinin Ayak Sesleridir makalesi bu minvalde bir tamlayıcı metindir. Yazabildiğimiz kadar yazamadıklarımız için, kestirmeden bir okumadır. Yaşadığımız yerin kör kuyu halinin, öncesinin ve şimdisinin nasıl bir yarına dönüşeceğinin esamesi tam ve eksiksiz okunmaktadır. Meramlar birleştirildiğinde bir anlamdır, kesintisizleştirilir. Zeynep TOZDUMAN'ın anlayışına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz...


...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Kobane Direnişi İle Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucunda Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu - İHD
Mücadelesi Mücadelemizdir - Pelin DAŞ - Başlangıç
Genç Bir Kadındı, Vurdular Onu - Ferhat TUNÇ - Bianet
Yaşamak - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Devlet Dediğin, Bir ‘Mekanizma’ - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Kobanê Yaramda Yaradır - Vahap IŞIK - Jiyan
Gelecek Uzun Sürer - Mesut YEĞEN - MY' Blog
Boğazda Batan Mülteci Teknesini Bir Taksi Şoförü Kullanıyordu - Cnn Türk
Kimse Nedensiz Kaçmaz, Hepimiz Göçmeniz! - Kollektif - Müştereklerimiz
İstanbul Boğazı'nda Batan Tekne: Ölenlerin Çoğu Çocuk - Çağıl KASAPOĞLU - BBC Türkçe
Askerler Barış Zincirinde Yer Alan TÖPG Üyesi Kader (Kadriye) Ortakaya’yı Katletti - Siyasi Haber
Sınırda Askeri Müdahale: Bir Kişi Öldü - BBC Türkçe
İkiyüzlülük - Çetin YILMAZ - Jiyan
#Soykırım 6-7 Ekim’in Acı Bilançosu 50 Ölü - Ali DAĞLAR - Hürriyet
"Çözüm Sürecinin Kaderi Halkın Elinde" - Aram Ekin DURAN - Deutsche Welle Türkçe
Kobanê, DAIŞ ve Türkiye - Amed DİCLE - Kürdistan24
Auf Der Flucht Vor Dem IS - Volker SCHWENCK - ARD - Tagesschau
Salih Müslim: Kobani’de İnisiyatif Tamamen YPG’nin Elinde - İMC
Marx’ın Yolu Kobanê’den Geçer (Mi?) - Kollektif  - Karaşınlar
Kürt Kadın Savaşçılar Medyanın Hayal Ürünü Değil - Mina KHANLARZADEH - ZAN
Demirtaş: Kafamızı Kesseniz De Gövdemiz Size Teslim Olmayacak - Siirtten Öte
Tuğluk, Kimleri Göreve Çağırdı? - Yusuf KARATAŞ - Evrensel
Hükümet Aydını - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Erdoğan: Halep'le İlgili Hassasiyetimiz, Kobani'deki Hassasiyetten Daha Fazladır - Taraf
Çözüm Süreci, Kobane ve Işid Terörüne İlişkin Tutumlar - Siyasal ve Sosyal Araştırma Merkezi
Sokak 'Süreci' Anlatıyor - Trabzon - Sümeyye ERTEKİN - Al Jazeera Türk
Küfürbaz Polis ve Sömürgeci Devlet Psikolojisi - Özcan KIRBIYIK - Siyasi Haber
Suikastta Derin Şüphe - Ahmet ŞIK - Cumhuriyet
İnsanlığın Sınırı! - Gül GÜZEL - Yeni Özgür Politika
Af Örgütü'nden Görendağ: “Valiliğin İşi Suriyelilere Yardımcı Olmak, Sınırdışı Etmek Değil” - Yüce YÖNEY - Bianet
IMPR Saha Araştırması Raporu: İran Kürtlerinin Türkiye’deki Kürt Sorunu ve Çözümüne Yönelik Algısı - IMPR
Halep Ne Yana Düşer? – 2 - Süleyman ALTUNOĞLU - Siyasol
Musul Günlükleri: IŞİD Altında Hayat - Nizar - BBC Türkçe
IŞİD'den Kobanili Çocuklara İşkence: Hortum, Kablo, Kafa Kesme Videosu... - soL
Cizre'de 22 Yaşındaki Abdullah Budak Sokak Ortasında Başından Vuruldu! - Anarşi Haber
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden: Erdoğan'dan Asla Özür Dilemedim - Al Jazeera Türk
The Long, Shameful History Of American Terrorism - Noam CHOMSKY - In These Times
CHP'den 10 Maddelik Alevi Raporu - Haber Artı Bir
Deniz Naki Yanıt Verdi: Ethem, Roboski, Ali İsmail, Ermenek... - soL
Yırca’da Kolin’in Güvenlikçileri Avukatı ve Köylüleri Dövdü, Gazladı, Çivili Sopalarla Saldırdı! - Kuzey Ormanları Savunması
#Kolinİnşaat - Mülksüzleştirme
İşte ‘Yeni Türkiye': 12 yıllık AKP İktidarında En Az 14 Bin 455 İşçi Yaşamını Yitirdi - Diken
Ölenler, Yürüyenler ve Direnme Hakkı - Fikret İLKİZ - Bianet
Kamulaştırma Mı? Kamusallaştırma Mı? - Ümit AKÇAY & Bert AZİZOĞLU - Başlangıç
Madenlerde Robotlaşmanın Fıtratı - Pınar ÖĞÜNÇ - Birikim
Ermenek Katliamının Kısa Hikâyesi - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
‘İş Cinayetlerini Yasalar Değil, Tabandan Bir Mücadele Önler’ - Nur Banu KOCAASLAN - Diken
Bakan Çelik: Soma'da Savcıya Soruşturma İzni Vermedim, Olayın Faili Benim Adamım Gösteriliyordu - T24
Tarımda Serbestleşme ve Çiftçilerin Yoksullaştırılması - 24-25 Ekim 2014 Soma’yı Hatırlamak: Hakikat, Adalet, Mücadele Sempozyumu Oturumları- Boğaziçi Soma Dayanışması
17 Aralık Hastaları - Çiğdem TOKER - Cumhuriyet
Hırsızlık Bir Yozlaştırma Çabasıdır! - Hayri TUNÇ - Jiyan
Basına Yönelik Şiddet 90'lı Yıllara Geri Döndü - Rapor - Disk Basın-İş
#FailiMeçhuller: Mehmet Ağar'ın Köşe Yazısı Tepkisi: Ulan İbne, Biz Ülkeyi Mi Satmışız! - Arzu YILDIZ - T24
Uydu Fotoğraflarıyla İstanbul'da Gri Dönüşüm - Emre KIZILKAYA - Dış Açı
Bunca Derdin Ortasında Korsancılık Oynamanın Sırası Mı? - Sokak Kızı İrma - Korsan Parti
2000’lerde Sansür Dosyası: Festivaller ve Sansür - Fırat YÜCEL - Altyazı
O Kadar Uzun Boylu Değil! - Aksu BORA - Birikim
‘Diyarbakır Kürt Şehri Demek Doğru Ama Eksik’ - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Din Çarpması, Firavunluk Tehlikesi - Deniz DERVİŞ - Evren BARIŞ - Birdirbir.org
Gezi'den Gazi'ye Mi Dönsek? - Sevan NİŞANYAN - En Son Yazıları
Direniş - Ross WOLFE - İştirakî
Handan - Nurinisa EROĞLU - Sanatatak
Yalnızlık, Sayılar ve Kutup Ayıları - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Azra Deniz Okyay Röportajı: ‘Amacım, Kadını Türkiye Sinemasında Daha Farklı Bir Yere Koymak’ - İlker Cihan BİNER - Az Bilmiş Özneler

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info GöRsel Fotoğraf

>>>>>Poemé
Bende Sığar İki Cihan - Seyyid NESİMİ

Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam
Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam

Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim
Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam

Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş
Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam

Sûrete bak vü ma'nîyi sûret içinde tanı kim
Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam

Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât
Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam

Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş
Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam

Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün
Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam

Gerçi muhît-i a'zâmım adım âdem durur âdemim
Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam

Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim
Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam

Encüm ile felek benim vahy ile melek benim
Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam

Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim
Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam

Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile
Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam

Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim
Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam

Tîr benim kemân benim pîr benim civân benim
Devlet-i câvidan benim îne vü âna sığmazam

Yer ü gökü düzen benim geri dönüp bozan benim
Cümle yazı yazan benim ben bu dîvâna sığmazam

Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim
Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam

Gerçi bugün Nesîmîyim Hâşîmîyim Kureyşîyim
Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam

Kaynak

No comments: