Sunday, November 23, 2014

Deuss Ex Machina # 525 - Antivenene (Ellevæ Cancelle)

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_525_--_Antivenene (Ellevæ Cancelle)

17 Kasım 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Andrew Lahiff - Waiting At The Edge Of Time (Self Released)
2. Andrew Lahiff - And the Stories Began (Self Released)
3. Steve Reich - Radio Rewrite: II. Slow (Nonesuch)
4. Steve Reich - Radio Rewrite: IV. Slow (Nonesuch)
5. Craig Armstrong - In Love (Feat. Vladislav Delay) (BMG Chrysalis)
6. Craig Armstrong - Lontano (BMG Chrysalis)
7. Andy Stott - Time Away (Modern Love)
8. Andy Stott - Faith In Strangers (Modern Love)
9. Trentemøller - Candy Tounge (Jenny Wilson Version) (In My Room)
10. Trentemøller - Deceive (Unkwon Remix) (In My Room)
11. Trillones - Resplandor (Static Discos)
12. Trillones - Siempre Paralelos (Static Discos)

Antivenene (Ellevæ Cancelle)
(525)
Dert

Bir uzamın aslen ne şekilde dönüştüğünü, nasıl düzenlemeler ve ön almalar ile bunun mutlak bir sonuca evirildiğini ve yapılandırıldığını teyit edebildiğimiz içinde bir yandan yaşarken öte yandan soluğumuzun artık daha da fazla kesilmemesi için çabalara düştüğümüz bir yerdeyiz. Kesinleştirilmiş olan yargıların, değerlendirme görünümlü yaftaların ve söz denilerek boyuna geçirilen ilmiklerin sınırında bu uzamın nasıl alt üst edildiğini ve nasıl tersyüz edildiğini idrak ettiğimiz bir güncedeyiz, her yerdeyiz. Aklın dimağın, fikriyatın boşa çıkartılması ve beyhude bir gayrete dönüştürülmesi adına yalanların daima kullanıla geldiği bir menzilde, ipin ucunun artık kaçtığı bir ahvaldeyiz. Özgürlüğün lafta, adaletin sözde, eşitliğin ise ayrımcılıklarda tesis edildiği salt bunun muhafaza edilmesine çalışıldığı bir uzamın sınırlarındayız.

Bugün ve şimdi devlete dair ve onun yönlendirmelerine göre şekli şemalı oluşturulan bir menzilde yeni ülkede icatların, kanunların gözetiminde nasıl hızlıca bir dönüşüme tabi kılındığımızı idrak ediyoruz, yaşıyoruz bu uzamda. Söz enikonu naçarlaştırılırken, devlet suretinin geride bıraktığı kalıtının hemen her şekilde başa çöreklenip bedene baskı kuran bir dayatmanın önemsendiği bir yerden bildiriyoruz. Yaşam noksanlaştırılırken hep bir şekilde eksiltmelerinde ardı kırımlara çıkarken yeni olan bizatihi eskiyken, çaresizlik öne çıkartılıyor. Kırk satırlar dizilirken, ölüm gösterilip sıtmaya razı getirmelere devam ediliyor. Kendi tekrarlarında bir devlet dönüşümü ‘yenilenme’ şiarı altında bununla kesişmeye devam ediyor.  Çaresizlik aslen öğretilmez, yaşanarak zamanı geldiğinde karşılaşılır, sineye çekilir bahsi diriltiliyor bir kez daha.

Çare ötelenirken saf dışına itilen insani bahislerin tüm göstergeleri, felaketlerin önünü almaya yardımcı olan her hamleye kulakların tıkalı tutulmaya devam olunur bu menzilde. Gözler mühürlü, akıl rehin ve her attığı adım bir kırım ya da bir başka fecaatin kendisi olan devletin tahayyülü gerçeğe dönüşmektedir halen yaşarken bir kez daha idrak ettiğimiz. Neye kadar, nereye kadar, dahası ne için, ne hakla bunca fecaat, bir dolu tahakküm hep aynı yere bağlanmaktadır. Daha da fazla hükmetmek, tek söz, tek satır ilah kesilmek, noksanların olmadığı bir yer masalının daimiliği içindir. Bir tasvir bina edilirken bunun kör noktalarında yıkım güncellenmektedir alelacele hala. Noksansızlığın, eksik olmamasının yolu daha büyük kırımlara hamle edilmesi olarak bildirilmektedir halen bu ülkede. Masal bir yerde hakiki olandan öğeler barındırsa da bu menzilde tek bir kırıntının dahi konulmadığı veyahut da bırakılmadığı bir yer gerçek hayat kılınmaktadır.

Tek tipleştirilen akıl kolektif olana karşı geliştirilen yıkım hamleleri süreklileştirilmektedir. Gördüğümüz ve idrak ettiğimiz noksanlaştırmanın sonsuzluğudur artık. Teferruat olarak anıldığımız, rakam olarak geçtiğimiz, aşağıdakiler olarak hakir görüldüğümüz ve çoğu zaman yerimize kararların alındığı apar topar yaftaların sıralandığı bir bekleyiş güncesidir içinde rehin tutulduğumuz. Her şey bir anda değil her şey her gün aralıksız bir felaket tanzimi üzerinden yinelene gelmektedir. Her güne bir acı, bir kırım, bir felaketin takdim edilmesidir. Rehin edilmiş beden, akıl ve tahayyül her aşamada durmaksızın devletin daha kötüleri için, denenmemiş her ne kalmışsa onun çabasında kurban edilmektedir. Jenerik bir mesel ya da bilindik bir tespit değildir, ne de kutsiyet ihtiva edendir. Kurban edimi çeşitlendirildikçe bulunan her eşikte başka bir kırım tezgâhta işlenmeye devam olunmaktadır.

Kaçarımızın hiç olmadığı erkçe gururla duyurulan bu kara delik böylelikle dört bir yandan geliştirilmektedir. Hayat basite indirgenebilecek o sıradana pek laf, söz düşmeyecek bir mesel olarak tanımlanır. Basitmiş gibi görünenin yanı ve yöresi kırımların kalıtları ve kanıtlarını hep birlikte sunar. Hiçbir arama çabasına düşmeden çıka gelen hakikat, çıka gelen kanıtlar tüm bu anlatmaya çalıştığımızı bir karede özetlemektedir. “Ölüm” ve “kırım bu ülkenin temelindedir. Temel canın yakılabilirliği, gerekirse yok edilebilirliği üzerinden bina edilmiştir. Hiçbiri telafi edilemeyecek yok etme ritüelleri bir aynalayıcı değildir salt ve sadece aslında nasıl bir ülkeye dönüştürüldüğümüzün başlangıç hamlesini, temelini göstere gelmektedir. Kırımlar yurdundan inatla bir medeniyet beşiği tanımı ile anılanın arasındaki uçurum, burada artık çok belirgindir. Mesafe giderek çoğaltılırken, ara açılmaya devam olunurken “dünyanın” kimin elinde olduğu yinelenmektedir.

Tahayyül edilenler, düş gücünün, hayal etmenin, hayata çabayla tutunmanın değildir varsa yoksa mutlak bir çaresizlikle beraber sürü dâhilinde sıralanıp durulan tahakküm öğelerine teslimiyettir peyderpey. Gündelik hayata karşı kurulan bu tezgâhlar, birbiri peşi sıra yenilenen nizamlar, yok etmeyi üstün kılan bir güç, bunları tetikleyen bir dil, her şeyi örtbas etmekle meşgul bir aklın birlikteliğinde çıkan sonuç karşımızdadır. Bir kerede Yeni Türkiye varılandır. Olmazların oldurulurluğu artık bir endişe, tanı ya da teşhis için birer aracıdan ötede yapılacakların güncellenmiş halidir, birlikteliğidir. Reddetmek unutturulup, buna çalışılan bir sahanın ta kendisidir mesele her ne olursa olsun. İstimlâk ettikçe talan ve yağma çoğaltıldıkça, akçe hesaplarının başka kirli işlerde kaynak yaratımı önemsendikçe, al gülüm ver gülüm’lerin yerine, buyur bedelini, işte silah, işte beton, iste yağma et ister yok et, ister parçala, istersen de zulmet bahisleri el birliğiyle gerçeğin ta kendisine dönüştürülür.

Hala, yazılı olmayan kurallar buralarda devletin aklının, nasıl bir zehre dönüştüğünü göstere gelir. Kara toprak, şehirlerimiz topyekûn birer açık hava mahpushanesine dönüştürülürken, hep bu planlanırken, esas derdine düşülen bundan bile tatmin olunmamasıdır. Daha eksiltilecek, dahası yok edilecek, daha zapt edilecek, daha kırılacak ve kıyılacak sonuna kadar tüketilecek ve dahası bu sistematik taarruz yinelenirken bir yanında bunları unutturacak düzenek güncellenmektedir. Ülkenin yenisi yeni diye anılanı buralardan bina edilmektedir. Güncellenen tatmin olunmayan ve kâfi bulunmayan ardından daha büyük fecaatler için hangi çorapların başa örüleceğidir duraksız ve bir an olsun çekincesiz duraksamasız birden. Toptan bir kırım menzilidir yeni ülke de durmaksızın bir yok etme birlikteliğidir tıpkı eskisi gibi.

Çokluk bahsi bunca kolay lime lime edilirken birlikteliğin ‘ruhuna fatiha’ okunmuşken bunun idrakine önceden varan devletlûnun, her günü daha büyük daha onarılmaz taarruzlar ile donatarak yeni gedikler açtığı meydandadır, aleniyettedir. Günü, gecesi apayrı olmayan bir kararlı, hesaplı kitaplı karanlıktır tesis edilmeye, olanı da muhafaza altında tutmaya devam edilen bir dipsiz çukurdur burası başından sonsuzluğuna. Dert dağ gibi birikmeye devam ederken kayıtsızlık şimdilerde lafı bile edilmeyen bir ön tanıma zorunluluğa dönüşmüşken bu yerde çokluk bizatihi paramparça edilendir. Kimin neyi önemsediğinin değil herkesin nasıl ötekisine karşı sivriltildiği, ona karşı zırh kuşatıldığı ve işitmekten bile özellikle uzakta durduğu ortaya çıkmaktadır.

Erkin diskuru daima buradan yol almakta, bir zamanların “paşaları” gibi bireyler-fikirler kıyasıya dörtnala ayrıştırılırken, bölünme bir, tekinsizleştirme iki, izole etme olarak değer-karşılık bulan hamlelerle gün donatılırken esas kıyametin bunların tam da dibinde şekillendirilmesi aralıksız sürdürülür. Hayat bahsedilemez bir detaydır. Hayat, artık güç istencini tüm imkânlarıyla daha çok hükmetmek için halkına taarruz olarak algılayan bir cenahın yapa geldiklerine rehin edilendir. Bir yeni “küçük kıyamet” daha tasarlanmaktadır biteviye, en ufak bir bekleyiş, en ufak bir şüphe taşımaksızın, kâfi bulunmaksızın. Tasarım her durumda yenilenendir. Bizim ülkemizde ise aşılamayan, daha dibine vurulmayan, ulaşılmayan karanlığın mevzilerini geliştirme teşebbüsünün genel adıdır. Tasarlanmaya çalışılan menzil bu kopkoyu dehlizin daha büyük derin yaralara sebebiyet vermesidir.

Kayıtsızlık normalleştirilen bir edimdir. Hayat teferruattır erkin devamlılığı mekanizması karşında. Hayat bir biçimde yok edilmeye devam edilirken bunun bile kâfi bulunmamasıdır meselenin diğer yüzü. Her Allahın günü karşı karşıya kaldığımız durum toplamı, vakıa birleşiminden ibaret değildir ‘hayat’ hepsi bir taarruz sürekliliğinden mürekkep olandır. Böl parça ve yönet diyen sağ politik uzama -yok et ilave olunmaktadır. Gün aslen değişim ve dönüşüm demekken bir yerde bizim sınırın içinde hemen her fırsatta bu yok etmeler devamlı kılınır. Sus payları olarak, gözdağları da tarafımıza bildirildiğinde kayıtsızlık normal bir edime dönüştürülür. Biteviye çürümek kesintisizdir oysa. Tek bir cümlede binlerce ah ve vah nidasının yankılana geldiği bir uzamdır burası. Mutsuzluk bahsinde geçen tanımdan bir adım ötesidir bu buluştuğumuz her gün ulaştırıldığımız.

Biteviye tekrar olunanlar kesintisizleştirilip, ucu sipsivri kılınırken, delip geçerken geriye başladığımız yerden çok daha bedbin bir haneye yollandığımız kalmaktadır. İpin ucu çoktan kaçmıştır. Her teşebbüs her hamle birbirini takip eden her vakıa bütünlüklü nitelikli ivedi bir yıkımdır bunun öğesidir haddizatında. Yaşam peyderpey dönüştürülürken, sessizliğin çığlıkları bunca ört basa rağmen kendini duyurur. Hemen her şeyin sağ tandanslı yekpare bir perspektifte yerinden hep memnun ana muhalefet sol uzam ile (geriye ne kaldıysa) karşılıklı kavgasına, laf ebeliklerine sahne olurken, gerçek “yıkım” olarak güncellenmektedir. Gerçek kayıplar hanesinde artmaya devam eden sayılar diye kestirilip kısadan bağlanan canlardır. Hayat teferruat olarak bildirilen bir meseledir.

Bir açılım, bir söz deyiş ve bir lütfediş, bir de süreç gerisi toptan kendi bildiğini asla saklamadan uygulamaya devam eden bir akıl karşısında hayat nedir? Gerçekte olan, iştahı hiç tükenmeyen nefretten mamul devletlûya kurban olunmasıdır. Bugün iş bu yaşadığımız yer nicesinden alışkın olduğumuz kırımların tekrarları ile şekillendirilerek, hayata bakışını göstere gelmektedir. On iki yaşındaki Uğur Kaymaz’dan on üçündeki Ceylan Önkol’a, on dördündeki Berkin Elvan’dan on beşindeki İbrahim Aras’tan sınır hattında katledilen mültecilere o isimsiz olarak anılan, addedilen tanrı misafirlerine varana kadar hayat çalınandır. Devlet için zulümler bir devamlılık bahsidir. Hayat daim olarak hep bir yerlerde gasp edilecek olandır. Doksanların karanlığını yaşamış olan bir ülkede, Abdurrahman Olcay’ın, katlinden yıllar sonra foseptikten cesedinin bulunmasıdır bu gaspın tam karşılığı.

Cumartesi Annelerinin, beş yüz haftanın artık üstüne ulaşırken dillendirdikleri faili meşhur kayıplarının sahnesidir bu devamlılığı sağlanarak yola devam denilen. Tahakküm yeniden şekillendirilirken ezberlenmiş olanlar üzerinden, yeni hamleler gerçekleştirilir. Devlet eliyle, namıyla işlenmiş olan tüm kırımlar, had bildirimleri ve dahası soruşturma süreçlerinden muaftır. Faili meşhur olanların tetiği çektirenin devlet olması durumunda söz hep eksik bırakılmaktadır. Adalet unutulması tavsiye olunan bir yekpare kara, kapkaranlık bir meseleye dönüştürülür. Sorular yanıtsız, katiller aramızdadır bir daha. Manisa Muradiye Jandarma Karakolu’nda Sami Yoluk’un altı saat boyunca işkence görebilmesidir bu bahsin her ne olduğunu idrak ettirecek olan. Aslen neye dönüştüğümüz bu koruma kalkanı ile muhafaza altına alınanların bizatihi insaflarına terk edilişimizdir.

Haddizatında yaşam tamı tamına böylesi bir uzamın kesintisizliğidir. Durmak yok, yola devam olunan bahis tüm bu kısa metin dâhilinde andıklarımızın yinelenmesidir. Durmaksızın modernleşme diye anılan, bu yok ediş talimidir. Modernleşme anlayışı devletlûnun çok daha derin sessizleştirmelerinin, mutlak kurban yaratmasının sonsuzluğudur. Sonsuz bir seçenek sunumuyla aynı nakarat dile dökülür. Eylenen ile laf diye ortaya çıkartılan birbirini tamamlayan bir karabasan sarmalıdır. Karanlık doludizgindir bu menzilde. Aslında dönüşüm denilen yıkımdan bir başkası değildir. Yıktıkça daha fazla ve büyük tehditlerin çıkartıla geldiği bir edimin mevzisidir burada. Dönüştürürken bu bahis muktedir eliyle diliyle anlatılırken olumlama değil tam tersi istikamette koştur koştur ilerlemeyi görebilmek mümkündür.

Ortak uzam resmen delik deşik edilirken, birbiri peşi sıra modernizm şablonları düzenlenirken salt yıkıntı derinleştirilmektedir. Hayat zayidir o bahiste. Dert umursanmayandır. İsimler ve mekânlar değişse de, yaşlar, kasıtlar makamlar ve kentlerin konumları farklılık gösterse de dönüşüm daima yoksunluk olarak çıkıp gelmektedir mümkün mertebe hemen her gün. Her gün aklımıza hakaretler, dilimize kilit, bedenlerimize tahakküm çabaları yeniden kurgulanmaktadır. Dönüşüm savunulurken ortaya çıkan bu derin bir yok oluş iklimidir. Kaybediş sahasıdır zerre kimselere -erk dahi olsa faydası olmayacak olandır aslında. Dil devinir, kelimeler buluşur elbette bunca hazana rağmen. Dil devinir, kelimeler bir biçimde birleşir elbette bunca kırıma rağmen. Dil devinir, onca göz korkutma çabalarına rağmen derdi anlatıp meramı bildirmek için elbette.

Seçeneklerimiz azalıyor günler iyice akıp giderken üçer beşer ya hayata karşı erkin tüm taarruzlarına ses edeceğiz. Yahut da bu şablonun denekliğinde çürümeye devam edeceğiz. Ya hep beraber eşitliğimiz için, demokrasi denilerek nefret ülküsü yaratmaya devam eden, katleden, zulmeden, yok ettikçe daha cesur yok sayanlara karşı sözün gerekliliğini hatırlayacağız. Yahut da bu nefret sarmalında yok edilmeyi bekleyeceğiz. Derttir, derdimizdir yaşam bahsinin bunca kolay zapt edilmesine karşı çıkışımız sözledir. Sözün sınırı aklın normları bu akıl almaz devlet şablonunun hepimizle alay etmesine karşı bir yeter artıktır bir kez daha. Çabalanacak mıyız, duyacak mıyız, anlayacak mıyız? Bir tükenecek cana bir kez daha yok edilme tehdidinin yinelenmesinin arafında buluşmadan anlayacak mıyız? Derttir işte derdimizdir…

Misak TUNÇBOYACI - İstan'2014

>>>>>Bildirgeç
4 Yandan - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem

Liste tam sayfaydı, fotoğraflıydı, eksiksizdi. “Ölüm 4 yandan geldi,’’ başlığıyla verilmiş, 4 rakam olarak yazılmıştı, parantez içinde verilen ölülerin yaşları gibi... Gazeteciliğin şaşmaz kuralı ‘mesafe’, tam, doğru ayarlanmış, o şaşmaz kuralın gereksinim duyduğu dil, tek bir cümlede dahi ihmal edilmemişti: ‘’İddia edildi, iddialara göre, iddialara karşı vb.’’ (Zorunlu bir korunma ağıdır bu dil, sözcükleri içten içe, acıtarak oyan bir bıçak da... Her gazeteci bilir ki, ‘kanıtlanmadığı’ sürece, yani çoğu durumda sonsuza, zamanın bile aşındığı, aşındırdığı bir tür sonsuza dek, her şey bir iddiadır...) Listeyi, bir ölüler listesini, sonuna dek okuyan oldu mu bilemem, çoğu okur yapamaz bunu... Sayıların soğuk, mesafeli diline, kupkuru bir parmağın işaret ettiği gerçeğin, artık yalnızca bir olguya indirgenmiş gerçeğin kesinliğine, yadsınamazlığına dayanmak zordur. İnsan yazgısının iki üç cümle ve rakamda özetlenmesinin gayri insaniliğine de tekrarın, bir kere içine girdiğinde bir daha hiç çıkamayacakmışsın hissi uyandıran biteviye tekrarların derinleştirdiği umutsuzluğa da... Her şeyin  değişmesine bunca hazırken, aslında ‘hiçbir şeyin’ değişmemesinin yarattığı çıkışsızlık hissi... Sanki çok iyi ‘bildiğimiz’ için, unuttuğumuz, her an unuttuğumuz ölüm, acı, cinayet... Sessizliğe çarpıp duran, her şeyi yutan Büyük Sessizliğe katılan insan hikayeleri... Yazının, kendi engellerine tökezleyerek, kendi uçurumlarına düşerek vardığı hep aynı çöl, hiçbir sözcüğün kendisiyle bir ve aynı olamayacağı o çöl... ‘Her şeyi’ sarıp sarmalayan ufka doğru dönmüş bir bakışı yutan yokluk, hiçlik, hiçbir yerdelik... Erken inen akşamı sözcüklerin, devleşen gölgeler...

Ölüm Seyir Defteri’nden rasgele bir sayfa alıntılarken, ‘Anlatılan Senin Hikayendir’ demeye gerek var mı ya da bir polis devletinde yaşadığımız gibi sıradan, gündelik bir kez ayrıntıları hatırlatmaya... Alacakaranlıkta bile keskin bir diş gibi parıldayan gerçek, bize sorular soruyor nasılsa... Etrafından döneceğimiz ya da eninde sonunda tam içinden geçeceğimiz sorular...

50 Ölüm’den, yerim yettiğince alıntılıyor, gazete haberinin beşte birinden bile daha azını buraya sığdırabiliyorum.

Süleyman Balcı: Antep, Barak Mahallesi’nde, 9 Ekim’de pompalı tüfekle vuruldu. Ortaokul terk, işsiz. Ailesine göre ekmek almak için dışarı çıkmıştı, on beş yaşındaydı. Mert Değirmenci: Tekstil işçisiydi; on sekiz yaşındaydı. İstanbul, Esenyurt’taki Kobanê protestoları sırasında çenesinden giren kurşunla öldü. ‘Emeğin Gençliği’ üyesiydi. “İddialara göre’’ polis ateşiyle vuruldu.

Ekrem Kaçeroğlu: İzmir’de, HDP Bornova İlçe Örgütü’nün düzenlediği yürüyüşte, başından tek turşunla vuruldu, on iki gün sonra hastanede öldü. Polis panzerinin önünde sivil bir kişi tarafından vurulduğu ‘söylendi’, otuz sekiz yaşındaydı, çay ocağı işletiyordu. Sevgi Alıcı: Antep’te, 9 Ekim akşam saatlerinde başlayan silah sesleri, sabaha karşı sustuğunda, beş kişi ölmüş, yirmi kişi yaralanmıştı. Sevgi, Barak Mahallesi’ndeki evinde yemek yerken, pencereden giren kurşunla vurulmıştu. On dokuz yaşındaydı, bebeği on bir aylıktı.

Yusuf Çelik: Siirt’in Kurtalan ilçesinde belediye binası önünde toplanan grubun içindeydi. Bir korucu uzun mnamlulu tüfekle ateş açtı, olay yerinde öldü. On yedi yaşındaydı. Aynur Kudin: Viranşehir’de, protestolar sırasında balkondaydı. Kız kardeşi Adalet’in polisler tarafından dövüldüğünü görünce çığlık attı: “Kardeşimi öldürüyorlar’!’ Polis balkona biber gazı attı. Yedi gün komada kaldı; kurtarılamadı. Ön tanı: Gaza bağlı kafa içi basıncı, tansiyon yükselmesi, beyin kanaması. Yirmi sekiz yaşındaydı, bankacılık bölümü mezunuydu.

Uğur Özbey: 9 Ekim’de tabancayla vuruldu, polis ateşiyle vurulduğu ‘ileri sürüldü’, on dokuz yaşındaydı.

Mesut Menekşe: 10 Ekim’de, Kobanê protestolarına katılanlar arasındaydı, biber gazına maruz kaldı, ertesi gün öldü. Diyarbakır Valiliği, Menekşe’nin uyuşturucu bağımlılığı tedavisi gördüğünü, ölüm nedeninin Adli Tıp raporuyla ortaya çıkacağını açıkladı.

Yasin Börü: Hüda-Par gönüllüsü. Kurban dağıtımından dönerken saldırıya uğradı, linç edilerek öldürüldü. On altı yaşındaydı. Öldürülüşü, Erdoğan ve Davutoğlu tarafından gündeme getirildi.

Hasan Buksur: Muş’un Varto ilçesindeki protestolar sırasında başından vuruldu. Özel harekatçılar tarafından vurulduğu ‘iddia edilen’ Buksur, yirmi beş yaşındaydı, inşaat işçisiydi. Hasdan Buksur,  6-7 Ekim olayları olarak ‘tarihimize’ geçen olaylarda, kayıtlara geçen ilk ölü oldu.    

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Anlatmak bir mesele. Meramı tam ve eksiksiz bildirmek bir mesele. Bunca heyula güncellenirken arası bir sonu bucağı olmadan bir mesele. Aslı Erdoğan'ın 4 Yandan başlıklı makalesi meselenin özeti kabilinden bir devamlılık notudur. Kulak verdiğimiz, işitmeye çalıştığımız görmeye gayret ettiğimizi denkleştiren bir meramdır karşılaştığımız. Erdoğan'ın ve Özgür Gündem'in anlayışlarına binaen metni sayfamızda paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Kobane Direnişi İle Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucunda Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu - İHD
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Kuyruklu Yıldızın Kalbi - Bülent USTA - Birgün
Umut Var, Umut Sensin! - Ebru Nihan CELKAN - Evrensel
Çalınmış Devrimler ve Yeni Umutlar - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün Pazar
Kurgu Değil Gerçek - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
THKP-C: Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi’nden BarışaRock’a Uzanan Bir Hareketin Anatomisi - Suphi Nejat AĞIRNASLI - Fraksiyon
Dersimliler İçi Boş Özür Değil, Özerklik İstiyor! - Besê HOZAT - Özgür Gündem
İstanbul Anarşi İnsiyatifi ve Karakök Otonomu Aktivistleriyle Kobane Söyleşisi - Sosyal Savaş
Kürtlere "Hamilik" Yarışı - Arzu YILMAZ - Birikim
Kobanê, AKP’nin En Büyük Stratejik Yenilgisinin Adıdır - Aysel TUĞLUK - T24
Onlar Suruç'talar; Bizleri de Çağırıyorlar - Ayşe GÜNAYSU - Bianet
Suriye'deki Savaştan Kaçıp Türkiye'ye Sığınan Mültecileri Ümitsizlik Bekliyor - Af Örgütü
Af Örgütü: Suriye Son 20 Yılın En Büyük Mülteci Krizini Yarattı - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Sınırdaki Şiddete Dair... - Özgür AMED - Yeni Özgür Politika
#CumartesiAnneleri - "34 Yıldır Tüm İktidarlar Darbecilere Suç Ortaklığı Yapıyorlar" - Refika KORTUN - Bianet
Sınırda Kaçakçı Ölümünde Yalancı Tanık Belgesi - İsmail SAYMAZ - Radikal
Direniş Hattının Camisi - Diha - Yeni Özgür Politika
Afrin Kantonu Lideri: Türkiye, Afrin'e Kapı Açsın - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Islamic State: Diary Of Life In Mosul - Collective - BBC News
İŞİD Neyin İşareti? - Kerem USLU - Özgür Üniversite
Amerika’nın Keşfi, Soykırım ve Kapitalizmin Bataklığında Serpilen Devlet Kibri - Fazıl TAR - Sosyal Savaş
Sömürgeciye Direnene Değil, Sömürgeciye Talip - Pınar ÖĞÜNÇ - Birikim
'Milli Hikaye' Meselesi (3) - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Edirne Valisi: “Sinagog Sadece Müze Olacak” - Şalom
Her Şeyin Başı İhtiyat - Sibel DANENDE - İştirakî
Alevi Açılımı - Hüseyin ŞENGÜL - BiaMag
JİTEM Davası Başlamadan “Güvenlik Sorunu” Çıktı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Demirtaş: Müzakere Başlamadı Ki Yarısına Gelinmiş Olsun - Sultan ÖZER - Evrensel
Mitoromantik Söylem Ve Kürt Siyaseti (1) - Nasname
ESP Üyelerine Operasyon, Cumartesi Annesinin Evine Polis Baskını - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Gezi Parkı ve Hazım Sorunu - Leyla ALP - T24
AKP, Gezi'ye Kışla İçin Bütçeden Pay Ayırdı! - Ezgi ÇAPA - Özgür ARSLAN - Evrensel
“İstanbul’da Rantın Adı Riskli Alan” - Mahmut YILMAZ - Toplumsol
Erdogan Kann Es Nicht Lassen - Neue Zürcher Zeitung
Gülen Cemaati'nin Amacı Ne? - Levent GÜLTEKİN - İnternet Haber
#Snowden - Vodafone-Firma Soll Für Spähauftrag Kassiert Haben - Frederik OBERMAIER - Henrik MOLTKE - Laura POITRAS - Jan STROZYK - Süddeutsche.de
In Israel, Only Jewish Blood Shocks Anyone - Gideon LEVY - Ha'aretz
Jerusalem Synagogue Attack: Israeli PM Vows To Respond With A 'Heavy Hand' After Four Killed In Har Nof 'By Terrorists With Knives' - Heather SAUL - Independent
US Lawmakers Warn Abbas: Curb Incitement Or Risk American Aid To PA - Jerusalem Post
Sınır Yazıları (2): Mühürlü Kapı - Sayat TEKİR - Nor Zartonk
Karabağ’da Düşen Helikopter - Vahakn KEŞİŞYAN - Agos
Ermeni Aileler, 1915'te Can Kurtaran Türkleri Anlatıyor: Anneannemi Tandıra Saklamışlar - Aris NALCI -  T24
"Ermeni Yetim Halısı" Sergilenmeye Başlandı - CNN Türk
Osmanlı İmparatorluğu'nda Gizli Hristiyanlar - Devrimci Karadeniz
Le Guin: Direniş ve Değişim Sanatta Başlar - Bianet
Çığlık - Sezai SARIOĞLU - Yeni Özgür Politika
Gilles Deleuze & Claire Parnet - Diyaloglar - Melih Apa Blog
Parrhesia - Yavuz ÇEKİRGE - Yazı
“Alocu Tilki’nin Serencamı” Veya Dünya Çilehanesinden İnsan Manzaraları - Emek EREZ - Edebiyat Haber
Commonwealth - Socialist Voice - Labor Press Project
Cizlavet ve Kirli Çizme - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Fotoğraf

>>>>>Poemé
Bir Büyük Sır Söyleyeceğim Sana - Louis ARAGON

Bir büyük sır söyleyeceğim sana Zaman sensin
Kadındır zaman sevilmek özlemi duyar
Aşıklar eteğinde otursun ister
Bozulacak bir entaridir zaman
Perçemdir sonsuz
Taranmış
Bir aynadır buğulanan buğuları dağılan
soluklarla
Zaman sensin uyuyan uyandığım şafakta
Sensin bıçak gibi geçen boynumu
Geçmek bilmeyen zamanın işkencesi oy
Mavi damarlardaki kan gibi durmuş zamanın
işkencesi oy
Hep doyumsuz arzudan daha da beterdir bu
Daha da beterdir bu
Sen odada yürürken gözlerin susuzluğundan
Korkarım hep bozulur diye büyü
Daha da beterdir bu senle yabancılaşmaktan
Başın
Kaçak dışarda ve yüreğin başka bir çağda oluşu
Sözcükler ne ağır Tanrım anlatırken bunları
Arzunun ötesinde erişilmez yerlerde bugün aşkım
Sen şakağımda vuran duvar saatisin
Sen solumazsan eğer ben boğulurum
Duraksar ve tenime konar adımın

Bir büyük sır söyleyeceğim sana Dudağımdaki
Her söz dilenen bir yoksulluktur
Bir yoksulluktur ellerin için bakışında kararan
bir şeydir
Bundandır sana sık sık seni seviyorum demem
Boynuna takacağın bir tümcenin saydam
kristalinden yoksunum
Şu sıradan sözlerimi hor görme Onlar
sade bir sudur ateşte o sevimsiz gürültüleri
yapan

Bir büyük sır söyleceğim sana Beceremem ben
Sana benzer zamandan sözetmeyi
Senden sözetmeyi beceremem ben
İnsanlar vardır hani istasyonlarda
El sallayan tren kalktıktan sonra
Yani ağırlığıyla göz yaşlarının
Kolları yana düşer onlara benzerim ben.
Bir büyük sır söyleyeceğim sana Korkuyorum
senden
Korkuyorum ikindilerde seni pencerelere götüren
şeyden
Korkuyorum davranışlarından söylenmedik
sözcüklerden
Hızlı ve usul geçen zamandan korkuyorum
senden
Bir büyük sır söyleyeceğim sana kapıları ört
Ölmek sevmekten daha kolaydır
Bundandır yaşamanın sancılarına yönelmem
Sevgilim.

Kaynak

No comments: