Sunday, January 25, 2015

Deuss Ex Machina # 534 - maska arxasında

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_534_--_maska arxasında

19 Ocak 2015 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Şahan Arzruni - Genarios Ghorghanian - Romance Sans Paroles (Kalan Müzik)
2. Şahan Arzruni - Makar Yekmalian - Nocturne (Kalan Müzik)
3. Mariam Matossian - Dle Yaman (Self Released)
4. Mariam Matossian - Narineh (Self Released)
5. Lévon Minassian - İm Yarris / Pour Mon Amour / For My Love (Long Distance)
6. Lévon Minassian - Hol Ara Véze / L'appel De La Terre / Call Of The Earth (Long Distance)
7. Authentic Light Orchestra - Araspel (ArtBeat Music)
8. Authentic Light Orchestra - Mer Tan Itev (ArtBeat Music)
9. Burcu Yıldız - Komitas Vardapet- Alagöz Açerıt (Kalan Müzik)
10. Burcu Yıldız - Komitas Vardapet - Bahar Oldu (Kalan Müzik)
11. Albina Hambartsumian & Artur Sedrakian - Hov Arek Sarer Jan (Hollywood Music Center)
12. Albina Hambartsumian & Artur Sedrakian - Alagyoz Acher (Hollywood Music Center)

maska arxasında
(534)
Yaşamak Bir İhtimale Varmaktır

Bomboş bir kâğıda, bir boşluğa, belirli anlamlar ihtiva eden kelimeleri sıralayabilmek onlarla daha önce duyulmamış, anlaşılmamış, fark edilmemiş olan tüm detayları yakalayabilmek, tarif edebilmek hemen her şeyden daha zahmetli olan hayatı tasvir edebilmek yine yeni ve yeniden zora koşulandır. Sözcüklere sahip çıkılmasının yerine sessizliğe biat edilmesinin önemsendiği, öncelendiği, duyurulduğu bir yerde hayatın hallerini tek bir uzamda anlatabilmek, öncesini ve sonrasını bilmeden zordur. Haddizatında hemen her güne paylaştırılan bir ah’ın, bir ağıtın, bir can kırığının menzilinde bu tasvir daha da zor olandır zor olanı göstermektedir. Engellemeler, tenkitten tehdide uzanan çabalarla mani olmalar bir yana, bir de “tahakkümün” unutturdukları vardır. Kesintisiz olarak, bomboş kâğıda yazılması gereken şeyleri tüm o engellere takılmadan aksettirmek zora koyulandır.

Hemen hemen kolaycılığın süre giden gümbürtüsünde, her şeyin çabukça unutulabilir, pekâlâ tüketilebilir bildirilmesinden bu yana mana yağmalanandır. Günü birlik taarruzlar, her yandan seslene gelen muktedirin dili, yönlendirmeleri sıradanın kelamını yok etmektedir. Sınırlandırma çabası “derin boşlukları” meydana çıkartır. Dünün ağrısı bugün de işlevsel bugün de gözdağı için yeterliyken, haddizatında hemen her an başka bir vahametin başka bir can kırığının o yüke dâhil edilmesi söz konusudur. Sözlük güncellenirken, mihman daraltılırken ezberler ile hayat paramparça edilmektedir. Tek tipleştirilen düşünce, söz, dahası tahlil bu deney sahası kontenjanına haiz olan ülkede hiçbir şeyin kolaylıkla anlatılamamasına neden olmaktadır. Üzerinden kuşaklar da geçmiş olsa da yahut da şu anda eylenenler bile olsa acıların, ağrıların kâğıda dökülmesi zordur.

Kelimelerin birbirlerini bulabildiği, anlam-anlatım sahalarının yerle yeksan edilmesidir hep bir acıtan her defasında ağrıtan budur. Devinim harap ettirendir. Devinim harap viran olanlara yol etmektir. Akıl nobranlaştırılırken, nobranlaşan bir denetim mekanizmasının hayatın her anına apayrı kastedişini görebilmek pekâlâ mümkündür. Hemen tüm tahayyül elde olanın tükettirilmesi adına yinelene gelmektedir. Bugünü, en az dün kadar ağır kılmak yoksunlaştırmak yıkım ve daha beteri tahayyül edebilmelerle yarını daha da zora koymak adına yinelenenlerden mülhemdir. Zorlaştırma eksiltme bir manadan gerçekliğin ta kendisine dönüştürülmektedir. Her şeyin normalleştiği dile getirilip, her günün “yeni” nam ülkede olumlanması beklentilendiği bir tahayyüle sıkıştırıldığı güncellikte, esasen olan bitenin vahametini aksatmadan göstere gelmektedir.

Yeni diye bildirilen dünün eskisinin, o yüz yıllık mazinin, bugün doksan yıllık reklâm arası başladı-bitti çıkışına sıkıştırılanların halini, mealini ve mecalini bildirmektedir. Dünden devralınan, yarınlara ulaştırılmak istenen, hayata dair tüm detayların resmi tahayyüle - anlatıma göre şekillendirildiği bir uzamın kendisidir. Bu menzilin bu ülkenin hemen herkese vurgununun, kesintisiz sıradanlaştırılmasıdır. Zaman, ölçülebilir bir biçimden çıkartılarak genişleyerek gün mefhumu bu vakıaları ve olayları yutan bir kara deliğe dönüştürülmektedir. Karanlık güncellenebilen bir mesele dönüştürülmektedir. Zora koşturulan düşüncenin, anlamın, fikriyatın ve hikmetin sınırlarından uzak kılınmasıdır tüm ‘gayretkeşlik’ dört koldan bunun içindir. Devlet, onun nizamı, müessesi sıradan gibi görünürken, birebir bu tehdit etme, yok etme retoriklerine sahip çıka gelen kesimlerin varlığı ve eylemleriyle bu kara delik genişlemektedir. Sınırları büyütülmektedir hala.

Her gün bir dolu derdi yutan, onları bir daha işitilmez kılan bir miatla bellek sınanmaktadır. Miatlı bir yâd ediş bir hatırlama hali veya bilebilme eylemi söz konusu değildir ki bu deney sahası haline evirilen ülkede bile böylesidir. Kesintisiz tahakkümün hemen her güne sığdırılan fenalığın miatsızlığı, onların hemen her gün karşılaştığımız olmasından ileri gelmektedir. Her karşılaştığımız bir mahvetme hamlesinin en yeni, yepyeni bir halkasıdır. Her günün hepten ve sonsuz o yok etme istencine rehin edilmesi söz konusudur artık. Bütün sorular havada bırakılmaktadır. Nerede yaşadığımız nasıl hayatları idame ettiğimizin bir ehemmiyeti bırakılmamaktadır. Topyekûn tehditle dönüştürülen bir saha bugünün gerçekliği haline dönüştürülür. Bomboş kâğıda yazılacak anlamın yağmasıdır, geriye kalacak tek satırın bırakılmaması gayretinde yollandığımız yer ise “anlamın çölüdür”.

Dahası sınanırken bile kırılmaktayız, ayrışmaktayız. Bu her harfine aşina olduğumuz, zincirleme yok etme dert sahibi etmenin aslında ne olduğu idrak ettiğimiz yerde hayat çalınmaktadır. Hayatın çalınması sözden başlayarak, bedenler gasp edilerek ve katledilerek doğasına kıyılarak tabi bir yandan da yok edilerek, daha öncesinden beter bir medeniyet inkişafına kurban edilmektedir. Aklın normları düzeltilmek, düzenlenmek bir yana tahrip edilmektedir. Sözün yol göstericiliği mübalağasız bir kenara terk edilendir. Her gün bir kez daha bu tahakkümün kurduğu sahneler yeniden bir çukuru göstere gelmektedir. Her çukur “yepyeni” bir tuzaktır, bunca karşılaşılmış olmasına rağmen hala ve hala. Hayatın tanımlanabilir öngörülerden mürekkep, bir bütünleşik kurgu olmadığı dahası her günün bu sürpriz olarak anıla gelen, oysaki her birisinin apayrı bir dehşetengizliği muhteviyatında barındıran bir tekerrür yığınağı olduğu meydana çıkmaktadır.

Handiyse tüm cümlelere sirayet etmiş olan “sinizm” iş bu dehşetin karşısında çıkışların nasıl tıkandığını göstermektedir. Her çukur bir kırımdır. Ümit var olmanın değil, ümit kırıntılarının yağmalandığı güncellikte tehditlerin biteviyeliği akıllı olun bahislerinin tüm o güncellemeleri, dokunan yanar nidasının bir belirten olması, tanıklıklar, bu tıkanma halini cisimleştirir. Soyut kavramların deryasında değil, hepsine aşina olduğumuz neredeyse aklımızın bir köşesinde yer edinmiş somut hayat engelleyicilerinin neler olduğu o tıkıldığımız menzilden anlaşılmaktadır. Sıkıştırıldığımız saha anlamların ötesine varabilmenin, tüm arz-i hallerin her ne için olduğunu akıldan uzak tutmak adına deneyin sürdürüldüğünü bildirmektedir. Kelimeleri teferruat olarak ananların, öylesini anlatanların karşısında bu dar boğazın menzilindeki hallerimizin özetidir o çukur.

Çukur özetleyendir bir kere başlayabildiğimizde tanıma, gerisinin bu hayatın sayesinde gelebileceğini hep bildiğimizdir. Hakkaniyetin yerini hiddetin, hikmetin yerini zulmün ikame ettirilmeye çalışıldığı yerde elimizden gelen çığlıktır. Bu sözle aksettirilenler, söz dalaşlarının taşıyıcısı olduğu yerde belki hiç işitilmeyendir hiç anılmayandır. Yine de kapsam daraltılırken menzil karanlığa rehin edile durulurken bir ihtimaldir. Sözün hayatı tasvir etmenin yanında bir diğer önemli işlevi anlamı hatırlatan olmasıdır. Ancak hatırlayabildiğimizde, ancak sözü ikrar ettiğimizde malum gidişatın nasıl bir daraltımı, tükenişi göstere geldiğini anımsayacağız, ötesi değildir bu kadar açıktır ve alenidir. Muktedir tehditlerini hep yineleye dururken, her gün icat olunan, duyurulan yahut da müjde gibi paylaşılan hamleler bu ‘hayatı’ daha en başından rehin kılmaktadır.

Rehinelik şiddetin muhafazakârlıkla hemhal olduğu sahneden başlamaktadır. Hepimizin ortak hikâyesi buralardan başlamaktadır. Eksiltile, eksiltile en sonunda o boşluğa düşülmektedir, sayelerinde yapayalnız, uluorta. Sözün özü bu hamlelerin pekliğinde birbirimizi duyabilmemizin önü hep böylece alınmaktadır. Tüm bildirmeye, arz-i halimize katmaya çalıştığımız, ‘kudreti’ olmayan diye yaftalananlar olarak sualin sözün çukuru aşabilecek bir mefhum olmasına karşı taarruzun ta kendisidir. Bir teşebbüs, bir deneyim bu güncellikte o daraltmaların dibinde yeni değil belki ama hakkaniyeti yeniden özümseyebilmeyi mümkün kılacaktır. Ülke haletiruhiyesinin, bunca tedirgin kılınmasının müsebbipleri fark edilebilir bir ihtimal. Ötesi berisi olmadan düpedüz bir mahvın ortasında bırakıldığımız anlaşılabilir bir ihtimal, ne zamandan bu yana. Bu güncelliğin dönüşümü ezberlerin sıklıkla yinelene geldiği bir menzildir.

Oysa dünün sınırlarındaki yapılan her fenalığın hiç de boşa olmadığı sırf bu tekerrür edişten anlaşılabilir. ‘Komitas Vardapet’in, Yaşar Kemal’in, Didem Madak’ın yaza durdukları, yaşarken anlatmaya çalıştıkları bu hallerin birer örneklemidir. Henüz yaşarken fark edebileceğimiz o tehditlerin ne olduğu anlaşılacaktır her satırda, sözde, seslenişte musiki ile birlikte. Komitas Vardapet boşuna delirmemişti. İnsan diye bilinenin, kendi benzeşine kıyarken elini titretmemesini gördükten sonra. Boşuna değildi işte. Aziz Nesin boşuna kelama sığınmamıştı. Hallerimiz hal değil diye, boşuna dökülmemişti.  Ahvalimiz geldiğimiz yer katillerin memleketini ta o zaman gösterirken. Tezer Özlü çığlıklara boğulmadan çıkarmamıştı bu ülkeye dair en doğru cümlesini. Biz boğulduk sesimizi kendimiz bile duyamıyoruz artık.

Yaşar Kemal boşuna yazmamıştı ‘İnce Memed’i. Dert oradan, bugüne hala günceldir, dert ağrı ve acı hala aynıdır hiç duydunuz mu, hiç okudunuz mu? “Zulmün artsın, zulmün artsın ki
çabuk yıkılasın” o günlerden kalan bir emanetken hiç fark etmiş miydiniz? Hrant Dink boşuna dövünmemişti, yana yakıla bu ülke için. Bir tane cümle kurmak için. Bir kez olsun birbirimizi duyabilelim diye diye. Hayatı tasvir edebilmek onun içinden yeni ‘yolları’ bulabilmek giderek zora koşulmaktadır. Gün devinirken, her anımıza tekabül eden o tahakkümün belki en mühim kastedişlerinden birisidir bu bahis. Bu kadar yaşanmışlığa bir o kadar da tecrübe edişe rağmen henüz tam olarak neyin olduğu, neyin tükendiği anlaşılamamaktadır. İstekli bir çürüme halidir kanıksatılmaya çalışıldığımız. Yoksunuz ama daha da tükenmeniz için elden geleni yapacağız meydan okumasıdır daima karşılaştığımız.

Hayatı fark etmek, anlayabilmek sınavlardan fırsat bulabildiğimizde mümkündür. Üzerimizde kurulan deneylerden, başımızı kurtarabildiğimizde,  devletten feraha uzaklaşabildiğimiz yerde mümkündür. Muktedir tahayyülü, hepimize hemen günü dar ederken bir yaşam umudu ararız. Bir yerden yeniden başlayabilmek için hep burada olmamıza rağmen bir türlü fark edilmemize müsaade olunmayan menzilde, buradayız çığlığa dönüşür. Buradayız lalettayin bir beylik nida, laf olsun diye değildir. Gözlerimiz, kalplerimiz, vicdanlarımız azami müştereklerimiz hep bunun için seslenir. Değil bir gün değil bir yıl on yıl ya da yüzyıl zamandan bağımsız bağlantısız varlığın temsilidir o çığlıklar. Buradayız hala tüm bu hamlelere rağmen buralardayız. Tüm hain ilan etmelere rağmen mihrak bilip tüm soy kodu uygulamalarına rağmen tüm sessizliğe rağmen buradayız. Tüm fişleme gayretlerinin arkasının bir yıkım başlangıcı olduğu bilerek buralardayız.

Bildik genellendirmelerin, günlük söylemlerin bir hedefe koyuş olduğunun farkındalılığıyla buralardayız. Buradayız sözümüzün bu bomboş kâğıda dökülen her bir harfin hakkını verebilmek bir gün mutlaka diyebilmek için, buralardayız. Yaşayabilmenin bunca ağır koşullarla hemhal ettirildiği bir yerdeyken sözümüz tek çıkış olanağımızdır, tek ihtimalimizdir. Siyaseten değil hayatiyet için başkaca yolumuz da yönümüz de olmayacaktır, tüm yukarıda saymaya çalıştığımız referans isimler gibi hayatın ta kendisidir istediğimiz. Hepsinin anlata geldiği hakikat meselinin ta kendisi adına buradayız ki hala ses edebiliyoruz. Bu boş kâğıda birkaç satır da olsa dökülebiliyoruz. Ümit tırpanlanırken, sevinç yağmalanırken, geçmiş ve gün kırımlara rehin geleceğimizin de bu doğrultuda kara bir günceyi sağlaması için çalışılırken buralardayız. Sözümüz bu mahvetme düzenine karşıdır işte bu kesindir. Buralardayız ve bir gün mutlaka anlaşılacağız derdimiz, tasamız ile müştereklerin tesis edilebileceği bir yurda özlemle yaşıyoruz. Bir gün mutlaka… "İşler böyle yürüdüğünden dolayı, işler böyle yürümeye devam etmeyecektir." Bertolt Brecht

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015

>>>>>Bildirgeç


Bazen bir düşünceyi, kaçmasın diye bacaklarımın arasına alıp geceler boyu bana bir şeyler söylemesini isterim. O söyler, ben yazarım, hele bir de kışsa, hava soğuksa, seviştiğimiz bile olur... Bazen de bacaklarımın arasından kurtulup yakama yapışır, bu defa da o gitmez, söyleyeceklerini dinlemem konusunda ısrar eder. Geçenlerde umutsuz bir düşünce yapıştı yakama, nereye gitsem peşimde, vapurda, sokakta, kahvehanede yanımdan ayrılmıyor. Bazen ona kötü kötü bakıp “De git!” diye bağırdığım da oluyor, ama hiç oralı değil, pişkin pişkin sırıtıyor. Umutsuzluk, kendine ve hayata ihanet etmek gibi gelir bana, o yüzden peşimde dolaşıyor olması tedirginlik verici.

Diyor ki, “Bıkmadın mı üç öğün kasvet yemekten, çayın yanına biraz çocuk ölümü, tatlı niyetine biraz kışkırtma, hava almak isteyince bolca biber gazı… Her güne birden fazla katliam, cinayet düşüyor artık. Takvim yaprağını çevirmeye korkar oldun. İyi uyanmaya gör, gazeteleri korkarak açıyorsun o gün, kendini iyi hissettiğin için utanacağın bir sürü şey bekliyor çünkü seni dışarıda. Hâlâ anlamadın mı, demek ki insanların çoğu tehlikede olduğunun farkında bile değil. Tehlikede olmadığını düşünen biri, doğal olarak kendisini kurtarmak isteyenlerden nefret eder.”

Ona uzun uzun yanıtlar düşünüyorum zihnimde, söylediği her şeyin bir yanıtı var ama ondan kurtulmak için görmezden gelmenin daha iyi olacağına karar veriyorum. O devam ediyor yakama yapışıp konuşmaya:

“Bir iktidar kendini bu kadar karikatürize etmişken, anlamsızlık duygusunun dipten dibe kendini hissettirmesi kaçınılmaz. Çelişkilere tanık olmaktan da, o çelişkileri göstermekten de usandığın olmuyor mu hiç? Boşa kürek çekiyorsun. İnsanları sorgulayan değil, hoşlarına gidecek şeyler yazıp keyfine bakabilirdin, hem seni daha çok severlerdi, hem de kolay olurdu senin için hayat, böyle kuşatılmaz, geçim zorluklarıyla uğraşmazdın. Sen ilk değilsin, nice yazar heba etti kendini böyle. Şimdiki edebiyatçıların çoğu, kariyer derdine düşmüş, en feci olaylarda bile sus pus oluyorlar, anlamışlar artık düzenin nasıl işlediğini. Kitapları çok satsın, devletten teşvikler alınsın, eserleri çok dile çevrilsin, ödüller verilsin derdindeler, sonra arada yuvarlak laflar edip ne kadar duyarlı olduklarını da gösterirler, zor değil. Kendi kendini bu kadar karikatürize yapmayı başarmış bir iktidarı destekleyenlerin kendilerine yaptığı kötülüğe üzülmek de gereksiz. Her şeyi bildiğini sanan ve koşulsuz itaat talep eden bir lideri takip ederek, kendi yaratıcılıklarını ve enerjilerini heba ediyor oluşlarından, bir kişinin sözde sağlam iradesine güvenerek kitlesel olarak iradesizleşmelerinden sana ne. Bu ülkede sadece sen mi yaşıyorsun ki, ödenecek bedel sana bu kadar dokunuyor.”

Baktı ki, ne söylese beni kışkırtamıyor, sözü Gezi’ye getirdi bu defa: “Gördün mü bak, kimse Gezi’yi ağzına almaz oldu artık. Geri çekildi insanlar, ne kadar gaz yerlerse yesinler, bir şeylerin değişmeyeceğini gördüler çünkü. Sen hâlâ hayal âleminde yaşayıp Gezi’ye güzelleme yapıyorsun.”

Bunu söylediğinde, tek tük sokak lambalarının aydınlattığı ıslak ve ıssız bir sokaktaydık. Yakasına yapışıp onu duvara yapıştırırken bilincim yerindeydi. “Geri çekilen bir şey yok, hem geri çekilmek ya da durmak, düşünmek için gerekir bazen. Hangi yöne gideceğini bilemedikten sonra hareket etmenin bir anlamı yok. Angela Davis, Boğaziçi’nde yaptığı konuşmada, söz Gezi’ye gelince, bir olayın sonucu ile etkisi farklı olur demişti. Somut bir sonucu olmayabilir, ama etkisi çok büyük. O etkiyi, yaşamın her alanında görmek mümkün, yüzlerce örnek sıralayabilirim sana. Kariyer derdine düşmüş edebiyatçılardan da bana ne. Mahkemelerde yargılanmış Yaşar Kemal’in kariyerine ulaşabilirler mi, suspus oldukları her şey bir gün karşılarına çıkar. Hem ben kimseyi kurtarmak istemiyorum; bu ülkeyi, Yaşar Kemal’in romanları, Yılmaz Güney’in filmleri gibi seviyorum çünkü, karşılık beklemeden.” Sonra, umutsuzluğun yakasını bırakıp, “Seni de seviyorum ey umutsuzluk!” diye bağırıyorum, “Beni sürekli sınayıp umuduma güç kattığın için. Turgut Uyar, ‘Umut kaçınılmaz gerçektir’ derken, emin ol ki aklında sen de vardın, seni umuttan ayırmadı hiç.”

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Anlatmak bir mesele. Tek bir cümle kimi zaman kafi gelmeyendir yaşananı anlatmaya. Bülent USTA'nın kaleme aldığı Yaka Paça Umutsuz makalesi bu minvalde bir değerlendirmeyi beraberinde güncemize dahil ediyor. Eksik kaldığımızı tamamlayabilmek için kimi zaman sözcükler en doğrusunu en kestirmeden bildirenlerle birleştiğinde anlamlıdır. Usta'nın sözcükleri bu minvalde önemli bir meram. Kendisinin ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Cezaevleri Hasta Ediyor, Öldürüyor… -  Basın Açıklaması - İnsan Hakları Derneği
Piyano! - Veli BAYRAK - Demokrat Haber
Hepimiz Hrant Değiliz - Yeşim NUMAN - Jiyan
"Beni Öldürdüler Kardeşim!" - Ercan KESAL - Birgün Pazar
Soykırımla Yüzleşin, Çünkü Tarih Yaşıyor! - İrfan AKTAN - Zete
Buradayız Ahparig! - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Vicdanı Aklayamayanların Ülkesi: Pazartesi'den Çarşamba'ya - Hakan TUNÇ - Çağdaş Ses
Milletvekillerine Açık Mektup - Ercan KANAR - Demokrat Haber
Yargıtay'dan Uğur Kaymazı Öldüren Polislerin Beraatına Onay - Radikal
Nihat Kazanhan’ın Dosyasına Gizlilik Kararı - İMC
Aydınlar Katledildiğinde Çoğalır Karanlık - Akın OLGUN - Birgün
'Soyumuz Kırıldı Ey Halkım Unutma Bizi!' - Serdar KORUCU - Demokrat Haber
Yaşayanlar Görecek Ahparig! - Ateş KOÇ - Muhalefet
Bu 19 Ocak Başkaydı - Güven Gürkan ÖZTAN - Bianet
Bir Yol Bulmak - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Kurdish Anger Simmers as Turkey Accused of Killing Unarmed Teenagers - Jake HANRAHAN - Vice
Roboski - Adalet Bakanlığı'ndan Skandal Görüş - HaberVanTV
Uludere Katliamı ‘Hükümetin’ Kasasını Doldurmuş! - Taraf
Dink Suikastından 3 Yardımcısı Tutuklanan Engin Dinç Nerede? - Zaman
Emekli Savcı Ahmet Gündel'den İsmail Saymaz'a: “Ahlaksızlık Etme, Pislik” - soL
Hrant Dink Yerevan’da - Vahakn KEŞİŞYAN - Agos
«Թուրք նոր սերունդը կոտրում է լռությունը» - Hraparak
10 Yıldır Bekleyen Röportaj: "Hrant Ödevimdi Umudum Oldu" - Mahmut ÇINAR - Bianet
Zaman ve İnsan Kaybı - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
Hrant'a Mektup - Aslı ALPAR - Adımizi
1915 Katliamını 19 Ocak’la Mı Tamamladık? - Fatih TUNÇ - Jiyan
"Eksiltmelere Rağmen Hala #BuradayızAhparig!" - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Ermenistan-Azerbaycan Sınırının '0' Noktasında Nefes Almaya Çalışmak - Aris NALCI - Radikal
Davutoğlu'ndan Hrant Dink Mesajı: Tekrar Dostluklar Kurabilme Arzumuz Samimidir - Agos
The Gallipoli Centenary Is A Shameful Attempt To Hide The Armenian Holocaust - Robert FISK - The Independent
Karadeniz'de Neden Rumca (Romeyika) Konuşuluyor - Vahit TURSUN - Devrimci Karadeniz
Türkyılmaz: ‘Türk Milliyetçiliği Olmasaydı Da Ermeni Soykırımı Yapılabilirdi’ - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Turkey - Education At A Glance 2013 Country Note - OECD
Ah Bu HDP Yok Mu… - Hayko BAĞDAT - HB' Blog
Lice, Cizre, Sırada Neresi Var? - Ajansa Kurdî
İslamcılar Yolsuzluklara Niçin Duyarsız? - Levent GÜLTEKİN - Internet Haber
Tutacağım Yas Toprak İçindir, İçine Bir Kral Girecek Nihayet… - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Süryanilerden Öcalan’a Mesaj - ANHA - Hawar Haber Ajansı
25 Ocak ve Şeyma: “Bu Hâlâ Başlangıç!” - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Yemen In Crisis - Adam BARON - European Council On Foreign Relations
A Coup Around Every Corner - Paul Benjamin OSTERLUND - Jacobin
Yeni Bir Alternatife Doğru: Demokratik İslam - Derviş Aydın AKKOÇ - Yeni Özgür Politika
Charlie Hebdo’dan Dindarlık, Tabudevirme ve Medya Dersleri - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
Charlie Hebdo’ya Saygı Duruşu - Alican TAYLA - Birdirbir
Après La Tuerie - Alain BADIOU - Aude LANCELIN - Sophie WAHNICH - Contre Courant
Küresel Baskı Küresel Cihada Karşı - Evren BALTA - Birikim
Noam Chomsky: America Is A Terrified Country - Catherine KOMP - Truthout.org - Salon
Boko Haram ve Nijerya: Petrol Yoksa Müdahale De Yok - Mehmet ULUDAĞ - Radikal Blog
Emeğin Müştereklerini Kurmak - Barış YILDIRIM - Müşterekler
Kürtler Yeni Bir Türkiye Yaratabilecek Mi? - Özgün AKDURAN - Başlangıç
Ölü Şamanlar Ayini - Sibel YÜKLER - Harfvolver
Büyük Türkiye Oteli ve Yükselen Ay Krallığı - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Depo’da Yıl Boyunca 1915’e Yolculuk - Agos

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info
Resim: Behind The Mask – Wenny Yap

>>>>>Poemé
Yirminci Yüzyılda - Samih EL KASIM

Öğrendiydim nefret etmemeyi
yüzyıllar boyunca,
beni zorla yoldan çıkardılar:
Fırlattım oku suratına koca yılanın,
çarptım ateşten kılıcı canavar tanrının suratına.
İlyas Peygamber yaptılar zorla beni
yirminci yüzyılda.

Öğrendiydim ağıza almamayı
sapık düşünceleri
yüzyıllar boyunca.
Bugün yapıştırıyorum kamçıları tanrılara,
o tanrılar ki gönlümdeydiler, kutsaldılar,
sattılar benim halkımı iki pula
o tanrılar
yirminci yüzyılda.


Öğrendiydim kapalı tutmamayı
konuklara kapımı
yüzyıllar boyunca.
Ama bir gün açtım
gözlerimi ve gördüm ki
neyim var neyim yok yağma Hasan'ın böreği.
Ve gördüm ki asmışlar karımı,
ve yavrumun sırtında
na şöyle şöyle
yara izleri.
Konuk değilmiş onlar, anladım, düşmanmışlar.
Mayınlar, bıçaklar topladım eşiğimden.
Sonra ant içtim bütün yaralarım adına:
Atmayacak eşiğimden adımını, dedim,
bir tek konuk
yirminci yüzyılda.
Bir şairden başka bir şey değildim
yüzyıllar boyunca
tanrıdan medet uman.

Oysa şimdi ben
bir volkanım,
yirminci yüzyılda.

Patlayan bir volkan!

Çevirenler: A.KADİR - Afşar TİMUÇİN
Kaynak

No comments: