sesli meram 582 -- առաջացնել

kay(ıp)bedenler k/lan+-dereasonable (vv)arp presents
sesli_meram_582_/////առաջացնել

19 ekim 2026 pazartesi günü kaydedilmiş programın parça dizinidir.

/////sesli meram muhteviyatı\\\\\
01. Fonts - Moments (Integral Records)
02. Fonts vs. Cody Shion - Indigo Hours (Integral Records)
03. Conspiracy - Hold On To Love (Five Alley)
04. Conspiracy - Nothing (Five Alley)
05. Soul Foundation - Paper Cups (Soul Trader Records)
06. Soul Foundation - Broken Promises (Soul Trader Records)
07. MSDos - Black Honey (Celsius Recordings)
08. MSDos - Paved Road (Celsius Recordings)

/////arz-i-hal
"Birbirinin aynı, tıpkıbasım günlerin ardından her defasında apayrı sonuçlara varıyoruz. Ol sarmalın tam da yaşamla olan kesintisiz mücadelesi biçimlendirilirken sıradana hayatın hiç de bırakılmadığı her seferinde göz ardı olunsun isteniyor. Biçimlenen tekrarlanan hala istikamet bildirilen o döngünün orta yerinde dımdızlak insan yaralarıyla bir başına terk-i diyar eyleniyor. Geleneksel kodlamaların, bildik söylemlerin, hemen hiç kimseye en ufak bir faydası dokunmayan masalların anlatıldığı bir zeminde yaşamı ehven olandan alıkoyup dönüştürmek tek mesele haline dönüştürülüyor. Bir istikamet biçimlendiriliyor her defasında daha ağır sınamaları beraberinde taşıyor. Döngü hep aynı minimum altı gün en az on iki saat çalışma, ele geçen bir asgari bilemediniz iki asgari ücret tutarı, gerisi hep bildiğinizi var ettiğiniz şeylerin başkalaşmış hamleleriyle donatılıyor bir menzil. İçerisini bunca yaşamdan alıkoyan, dönüştüren, en basitinden bir doğa olayında dahi kanun, nizam adına hiçliği var edebilen bir ülkenin gerçekliği misal ol rutinde ayrı sonuçlardan birisini oluşturuyor. Canhıraş bir biçimde çalışırken, bir de bakmışsınız, evinize dönebilmek için en az iki saatlik yağmurlu / çamurlu bolca kanalizasyonlu bir uzun maratona dahil olmak elzem kılınıyor. Sokaklarında can pazarları kurulan, dere yataklarındaki ıslah edilmemiş olagelen arazilere kurulmuş kent çeperlerinin koca mahallelerin birer kurt kapanına dönüştüğünü gördüğünüzde kendi ıslanmış olduğunuzun geçersizliği karşınıza çıkıyor. Her defasında daha iyisini var ediyoruz derken, hep daha kötüsünün istikametine ilerleme halinin makus kederi buyur ediliyor hayatlarımıza.

Geçen gün yağmış olan şiddetli yağış sonrasında Sarıyer Ayazağa, Eyüpsultan Mithatpaşa ve Pendik Ahmet Yesevi Mahallesi gibi birçok noktada yıkımın, derelerden taşmış olanın var ettiği fecaatin irili ufaklı örnekleri gözler önüne serilir. Hep aynı gün yaşanıyor denilir iken yaratılan kaotik halin dipsiz bir karanlığı imali güncellenir. Olan biten yeniden sıradan insana olur. İstanbul genelindeki 39 ilçenin tamamında irili ufaklı 53 istinat duvarı çökmüş ve 48 ayrı noktada toprak kayması/heyelan ihbarı alınmıştır. Sel sularının ve altyapı çökmelerinin en çok etkilediği diğer kritik ilçeler ise Beykoz, Fatih, Kağıthane, Başakşehir, Arnavutköy ve Şile olmuştur. Resmi açıklama bu şekildedir. Aralıklarla devam eden şiddetli yağmurun var ettiği eşik, yıkıcılık o ezber edilmiş olagelen kentlerin çeperlerindeki yaşam sahalarının da nasıl güvencesiz kılındığını göstere gelir. Kaybedilen evler, meskenler değildir sadece yaşamın doğrudan kendisidir aynı zamanda, halen arama çabasında olunan üç insana, Pendik'te araçlarıyla sürüklenen iki kişinin daha eklendiği bir garip menzilin var edilebilmesidir mesele. Yaşam verilmeyen değer, fırtına, yağış sonrası yıkım ve istimlak çalışmalarına hemen başlıyoruz denilerek geri kazanılabilir mi? Hiçbir şeyin ama en çok da sıradan kendi halindeki yaşamların bunca kolayca hiç kılınabildiği, alınabildiği bir düzlemde kim nasıl güvendedir ki? Eksik kılınanların, çamur deryasına terk edilmiş olanların her şeyin telafisi mümkündür de, geriye getirilemeyecek olan insanın yarasının telafisi mümkün olabilecek midir? Muasır medeniyet derken kalkıp bir biçimde gerisin geriye 8 Eylül 2009'daki şiddetli yağışlarda kaybedilen otuz iki insanın ol kırımından ne kadar uzağa gidebilmiş bu ülke. Her şey mi yerli yerinde, hala mı her şey aynı doğrultuda, ölen öldükten sonrasıyla ilintilidir… Kim verecek ki hesabını?" sesli meram

*akla düşenler, yola çıkıldıktan sonra derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. bahis açtıklarımız ana akımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. etmekten bir özenle koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya sesli meram // deuss ex machina ile devam...iyi haftalar...

allame-i ulul arz’dan ara nağmeler 
okuma parçası
 
sesli meram // deuss ex machina [ex.] genel geçer disiplinlerden uzak, deneysel ögeler ihtiva eden müzik türlerine kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. ambient’dan - folk’a uzanan ses şeceresinden alıntıları iliştirmeye devam ediyoruz. aralıksız yirmi iki yıldır... bir direniş hali içinde... yayındayız!...

her türlü eleştiri ve öneri için iletişim kanallarımız;
---------------------------------------------------------

/////poemé
Դամոկլյան Սուր -- Վարդան ՀԱԿՈԲՅԱՆ

Ինձ ոչ-ոք չի սիրում եւ դա տխուր է
այնպես, ասես ինքս չեմ սիրում։

Հողի վրա քայլեք վստահ, քանի որ
դրանից բացի հողը չունի
փրկության ելք։ Առուն, մանավանդ, չի կարող չխոսել,
թեպետ նրան անընդհատ
պռատում, սպառնում են անտառի իծամազուկ չարքերը։

Ծառի սաղարթները, կեղեւը, ճյուղերը, բունը կերել են
պոռնոիշխանները եւ արդեն անցել են մարմնին, ուտում են՝
ինչ պատահի, անգամ քարերը
(առանց քարերի ո՞նց կապրես, երկիր)։

Հետաքրքիր է՝ ո՞վ, որտե՞ղ եւ ի՞նչ նյութից է կռել
դամոկլյան սուրը, բայց անկախ
ամեն ինչից, նրա «ստեղծագործությունը» նետեք
ծով, միայն այնպես, որ ոչ մի ձկան քիթ չարյունի։

Երեկ հանկարծ հայտնաբերեցի, որ «թշնամի» բառը
զենքի նոր տեսակ է դարձել հակառակ ճամբարներում,
դավադրական սուտ՝ ծնունդ առած
քարայրներում, անսեր համբույրներից, ուր ամեն ինչ պարզ չէր
երեւում խորովածի ճենճերահոտի մեջ։ Մոլորություն է այն,
թյուրիմացություն,
շփոթմունք, դարավոր վրիպանք, այնքան սնամեջ ու
փուչ, որ նրանում բազմանում են անթիվ ռմբարկուներ, հրթիռներ,
հրդեհներ, արկեր, առնետներ ու հրեշներ բազմատեսակ։ Ես
չգիտեմ ինչպես կարելի է հանդիպել աշխարհի բոլոր մարդկանց ու
կենդանիներին՝ մեկ առ մեկ,
եւ նրանց ականջի տակ շշնջալ՝ մի հավատացեք ունայնությանը,
թեեւ, ի վերջո, «ամեն ինչ ունայնություն է»։

Պահի դավադրությունը ներխուժում է արյան մեջ եւ
պայթեցնում բոլոր աշտարակները։ Մենք զոհընկերներ ենք,
հիշո՞ւմ ես, մի օր ինչպես սպանվեցինք արկի
մի պզտիկ, շատ չնչին
բեկորից։
Հարեմատան պատերը վեր են բարձրանում արագորեն՝
չափազանց գեղեցիկ կանանց դժգոհ, բայց ներքուստ
շոյող հայացքների տակ։ (Ես հիմա սիրում եմ
բաց աչքերով, իսկ ոչ հեռավոր անցյալում քո ետեւից
վազում էի սիրուց կուրացած,
ափսոսում եմ այն ժամանակները)։

Պատերազմների մեխանիկան յուրացրել է քաոսը։ Ինձ
հայտնագործել են անհայտ, անորոշ ճանապարհները։ Եվ
քանի ես ինքս ինձանից հեռացել եմ, լուսինն այլեւս
չի գալիս ուղեկցելու՝ երբ քայլում եմ գիշերները։ Ավաղ։
Ինչպես հավքի ծերտը՝ ճերմակ վարդի թերթերի վրա,
հուշը խորացնում էր
հաղորդակցությունը
վայրի բնության ու ծածկագրված թռիչքների։

Ոչ-ոք չի սիրում ոչ-ոքի, պարզապես
շահերը մեկ-մեկ համընկնում են (եթե,
իհարկե, սեքսը չհաշվենք)։

Սառը պատերազմներից զզվելի, երեւի, մեկ էլ սառը
պատերազմներն են, ափսոս չե՞ն, արդյոք, տաք ու արյունոտ
մարտերը, ուր
հստակ զոհվածների կողքին երեւում է, որ
չմեռածները դեռ շնչում են, դեռ կենդանի են,
որովհետեւ շարունակում են իրար անվերջ կոտորել։

Ինձ ոչ-ոք չի սիրում. դաժան է
այնպես, ասես ինքս չեմ սիրում։

Comments