sesli meram 584 -- անխոհեմ

kay(ıp)bedenler k/lan+-dereasonable (vv)arp presents
sesli_meram_584_/////անխոհեմ

02 kasım 2026 pazartesi günü kaydedilmiş programın parça dizinidir.

/////sesli meram muhteviyatı\\\\\
01. Silloh & Pharoah - Light At The End (Fokuz Recordings)
02. Silloh & Pharoah - Selfless (Fokuz Recordings)
03. Dan Guidance & Fishy - Window To The Stars (Portal Recordings)
04. Dan Guidance & Fishy - Sea Of Dreams (Portal Recordings) 
05. Cainah - Solace (Tenem Remix) (C Recordings)
06. Cainah - Pulse (C Recordings)
07. Cnof - Late Night (Fokuz Recordings)
08. Cnof & The Harc - Paradise (Fokuz Recordings)

/////arz-i-hal
"Hayatın lafı güzaf kılınmasının evreleri arasında dört dolanıyoruz. Her şeyin rotası, belirli gidişat hatlarında olduğu rivayet edilirken gerçekliğin yalın bir çürütücü hale çıktığı yerin meselesi göz ardı olunuyor. Hayat kuru laflarla, bir lokma peynirle yürütülecek bir mesele olmaktan çıkalı epey hallice bir zaman olmaktayken, inatla kör parmağım gözüne, inkarla birlikte mahvediliyor. Gerçekliğin acı tablosundan kimsenin haberi yokmuş gibi yapıyor, bildiriyor muktedir ve aveneleri. Suskunluk ortak payda haline dönüştürülürken var edile gelen cumhuriyet miti, bu defa da o meşum iktidarın kanatları altında şekillendiriliyor bir kez daha. Düne kadar öte tarafa çevrilen yüzler bir anda kurucu ideyi, ortadaki büyükçe ol pastadan esaslı bir payı kapabilmek için hatırlanır oluyor. Eline kan oturmuş sermayedar, sanayici sülüklerin var ettikleri masallarla bezeli, bugünlerden çokça kopuk, mübalağalı o tahayyül ve istemler sanki gerçekmiş gibi Ekim, başka yollara çıkartılıyor. Ekilen hasadın ne kadar kuvvetli biçileceği bahsedilirken ortaya çıkan hasadın tastamam çökülmüş olanı, elden kaçırılmış birilerine servet edilmiş, gelecek bellenmiş olduğu göz ardı ediliyor. Hali perişanlık içerisinde dört dolanır durulurken bağımsızlığın, cumhuriyetin, halkın yönetimi fasıllarının bir dolu şeyin idamesi halka terk edilmez. Böylesini uygun görür çünkü erkanı muktedir, o lime lime ettikleri toprakları hala sömürmeye devam eden koçlar, aslanlar ve kaplanlar holdingler, bilumum rantiye çevreleri. Hayat lafı güzaf kılınırken, o heybetli çok iri puntolu mersiyelerin arasında insanların ahları, eksik etmedikleri vahları, çaresizce umut arayışlarının çabaları görünmez addedilir, oysa her şey burnumuzun ucundadır. Her şey gazete ya da ekranlardan çoktan dışarıya taşmış bir katastrof içinde kalakalmış yerin ta kendisini aksettirir, öyle.

Yaşamın biricikliğini alt ederken, sistemin onca nutka rağmen bir öğütücü olduğu gerçeği kenara ayrıştırılır özenle. Duraksamayan cerahatle birlikte kurumsallaştırılmış biz / onlar ayrımının neresinden tutsanız elinizde kalakalan elemeleri apayrı ayrıştırmaları beraberce günceller. Tükenmek nedir bilmeyen kin, öfkeyle saçılan kimlik vurguları, bizimkilerle ol ötekiler arasındaki uçurumun hazin korkunçluğunun göz ardı edilmesiyle birlikte “cennet vatan” cehenneme dönüştürülür, hazin bir biçimde. Kolay lokma tanımlamalar, coşulduğu yerde sökün eden masallar aksettirilip, anlatılıp dururken olmakta olan insanların afaki bir geçim sıkıntısına rehineliği söz konusudur. Dem Parti'nin “Ekmek, Barış ve Adalet için Bütçe” kampanyasının açılışında yaptığı konuşmayla gündeme gelen dört çocuk annesi Emine Teğin'in bahsettiği ülkenin meselesidir hakikati anlatan. “-2000 yıl sonra yine aynı sorun. Demek ki sadece evler ve giyimlerimiz değişmiş. Yaşam tarzımız halen aynı. Halen gıda ve barınmanın peşinden koşuyoruz. Bundan yüz yıl önce yani 1900'lü yıllarda Marie Curie Polonya asıllı bir kadın hem fizik hem kimya dalında Nobel ödülü alıyor. Ama biz halen gıda enflasyonunu, hayat şartlarını, yaşam koşullarını konuşuyoruz. Bu ayıp bize yeter bence. Çocuklarımızı nasıl geçindireceğiz, akşama ne pişireceğiz diye düşünüyoruz. Yani ne kadar ileri gidiyorsan bile yaşam tarzımızda hiç bir değişiklik olmuyor. Biz artık bu yaşamın ve kısır döngünün değişmesini istiyoruz.”

Hayatın lafı güzaf eylenmesi hali süreğendir. Halihazırda yoksunlaştırma, eksikliklerle bir ve beraberce sınanarak yaşama tahayyülü, tek taahhüttür. İyi de bunca açıktan cilalanmış o her şeyin yerli yerinde, refahın olduğu ülke sanrısı bir yere kadar dahi gerçek değil miydi? Birilerinin kıskandığı, kendi kendisine yeten bir ülke tahayyülünün bunca rahatça heder edilmesinin hesabı ne olacaktı ki? İnsanları açmazlarıyla bir başına koyup, aslında terk edip, her şeyin rutinde ilerliyormuş gibi yapılmasının hazin suretleri sökün ederken her gün hemen her mecradan, yok edilmenin kıyısına terk edilen hayatların gerçekliğine kim ne ara gelecektir? “Halkalı-Gebze arasında tren seferleri yapan Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'na bağlı Marmaray'ın Sirkeci istasyonunda 30 Ekim günü ismi açıklanmayan bir kişi intihar etti. İntihar nedeniyle seferlerde aksama yaşandı. Çalışmaların ardından tren seferleri normale döndü. Marmaray'da ekim ayı içerisinde intihar edenlerin sayısı 4'e yükseldi. 9 Ekim'de Erenköy, 14 Ekim'de Üsküdar ve 24 Ekim'de Florya Akvaryum istasyonlarında intihar olayları yaşanmıştı.” Ajanslara düşen nice haberden sadece birisi dahi olan biten açmazlarla sınanan, yoksun kılınıp, kendi sorunlarıyla bir başına konulan milyonlarca insanın akıbetinin nasıl açmazlara denk getirildiğini de aksettirir. Yeterince korkunç değil midir? Akçalı işlerden, fon vurgunlarından, sermaye transferlerinden hiç de ötede değilmiş gibi güncellenen her bir hırsızlık / yağma ve vurgun hikayesinden sonra, dön dolaş başa sar bedel / diyet diye sıradan insanın hayatına göz konulmasının bir dibi, sahiden bir sonu olacak mıdır? Hayatın ehveni çalınıp çırpılırken, umutlar derdest edilip durulurken, Türk-İş'in aylık raporlamasından çıkagelenler de mi utanç verici olageleni izah ettirmez. 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 38 bin 24 liraya çıkar. Açlık sınırı, 28 bin 75 liralık asgari ücretin 9 bin 949 lira üstüne çıkar." sesli meram

*akla düşenler, yola çıkıldıktan sonra derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. bahis açtıklarımız ana akımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. etmekten bir özenle koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya sesli meram // deuss ex machina ile devam...iyi haftalar...

allame-i ulul arz’dan ara nağmeler 
okuma parçası
 
sesli meram // deuss ex machina [ex.] genel geçer disiplinlerden uzak, deneysel ögeler ihtiva eden müzik türlerine kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. ambient’dan - folk’a uzanan ses şeceresinden alıntıları iliştirmeye devam ediyoruz. aralıksız yirmi iki yıldır... bir direniş hali içinde... yayındayız!...

her türlü eleştiri ve öneri için iletişim kanallarımız;
---------------------------------------------------------

/////poemé
Հետաձգված Կյանք -- Վարդան ՀԱԿՈԲՅԱՆ

Տալ ծաղկի սահմանումն առանց աչքերիդ նայելու,
                                                կլինի առնվազն
անհեթեթություն. միայն աչքերդ գիտեն՝ թե արեւածագը
ինչ մասնակցություն է ունեցել արարման մեջ
երկնավոր ծաղկի,
կամ հողը, կամ հովը, կամ ջերմությունն այն ձեռքի,
                                                որ մի օր պիտի
պոկեր ծաղիկը, կամ դիպվածը (քանի անգամ է փրկվել
                                                ցողունը հողմից)։

Կյանքս հետաձգում եմ այս պահից, մի ուրիշ դարում,
մի ուրիշ ժամանակ ապրելու համար։
                                Իսկ ինչ վերաբերում է արեւին,
այն մայրամուտ երբեք չի
ունենում,
դա հորինել են մարդիկ՝ մահն արդարացնելու նպատակով։
                                               Սակայն,
թող Չարենցն ասի, մի՞թե մահը երբեւէ
                                       արդարացում ունեցել է։

Մենք երբեք իրար չենք հանդիպել, կամ՝
                                գուցե դա եղել է մեր ծննդից
առաջ։ Եվ, մտածե՞լ ես, հանդիպողները կարող է եւ
                                մենք չենք եղել,
եղել են երկինքը եւ
թեւը,
հորիզոնը եւ աստղը, երազը եւ ճամփան, հողմը եւ
                                        ձնծաղիկը, չգիտեմ,
ես թեւանցուկ եմ անում մոռացությանը եւ
                        ինքս ինձ չեղյալ եմ հայտարարում։

Մեր հանդում մի Կենտ կաղնի կար։
                                Երբ երեխա էի, անգիտաբար նրա
փչակի մեջ պահվեցի՝ անձրեւի ու կայծակի պահին,
                                չիմանալով, որ կաղնին ձգում է
կայծակները դեպի իրեն՝ որպես
շանթարգել,
երեւի այդ օրը Կենտ կաղնուց ինձ են
                                փոխանցվել նրա ձգողությունը եւ
մենակությունը։ Երբեք չեմ փոշմանել։ Ասում են՝
                                քաջություն է մենակությունը։

Վերջացնեմ։ Ծաղիկը գեղեցկանում էր ավելի, երբ քո մասին
                      էի խոսում (գուցե ինձ էր այդպես թվում),
արեւը դառնում էր լեռան ծոցն ի վար հուրհրատող ոսկի, երբ
                                (գուցե ինձ էր այդպես թվում)
իրեն շփոթում էի կրակների հետ քո թեժ շուրթերի (սա
                                հաստատ թվացում չէր),
բայց հիմա, ավա՜ղ,
ստիպված եմ ասել ոչ թե «ցտեսություն»,
                                այլ «մնաս բարով», քանզի,
ասված բան է, շուտ են կորցնում այն,
                                ինչը գուրգուրում են շատ։

Comments