Wednesday, October 03, 2007

Deuss Ex Machina # 185 - Cette Rumeur De Personnes Protège Mon Esprit Libre

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_185_--_Cette Rumeur De Personnes Protège Mon Esprit Libre
Dea Ex Machina # 14

01 Ekim 2007 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.
Guest : Sühan Gürer (Proodos)
>>>>>Musique
>1<-Susumu Yokota- For The Other Self Who Is Far Away That I Can Not Reach (Skintone / Lo Recordings)
>2<-Susumu Yokota-The Sin Of Almighty God, Respected And Believed By The Masses (Skintone / Lo Recordings)
>3<-Jape-A Journey Is Just A Memory (Marine Parade)
>4<-Jape-Autmn Summer (Marine Parade)
>5<-Guts-Good Morning (Wax On Records)
>6<-Guts-Nightmare Of Paris (Wax On Records)
>7<-Guts-Sweet Love (Wax On Records)
>8<-Guts-Endless Night (Wax On Records)
>9<-Rubens-Breaking Into Smile (Herb Recordings)
>10<-Rubens-Bank Holiday (Herb Recordings)

Cette Rumeur De Personnes Protège Mon Esprit Libre Bölüm(185) – Fısıldaşan, Kitleden Sadece Birisi Gerçeği ve Doğruyu Söylüyor. Maskelerin Ardında Kalan Yansıtıcı Yönlerimizi Doğrularcasına En Doğruyu İşaret Edecek Mi? (NoenTrigGo)

>>>>>Bildirgeç
Kesişim. Değerlendirmeler arasına yerleşik konumu ile olayları bağlayan, çözümleyen yaratım. Tasarımın getirdiği “baki” unsurları göz önünde bulundurmasına karşın her defasında yeniden ve tekrar etmeden dönüşen ayrıntı. Biçare bir koşul içerisinde dahil kendi düzlemlerinizi oturtmanızı olanaklı kılan açıklayıcı. Hiç olmadığı kadar çokça ve beklenmediği kadar sıklıkla karşılaşıldığında yaşamın değişimini de somut bir biçimde ortaya çıkaran detay. Kesişen sadece görece bir kavramın değil, hissedilir bir kurgunun tam ortasına yerleşmiş bir film parçacığı, kurgu tamamlayıcı. İmdinin açılımında görmek isteyip de göremediklerimiz, duymak isteyip de duyamadıklarımız.

Korkuların çelişen yüzlerinde en çok karşımıza çıkıyor kesişimler. Tanımlanamayan, kendinden menkul saniyeler bir anda kaotizmin ve belirsizliğin içerisine düştüğünde, vuku bulan korku aidiyetlerimizi sorgulamamızı zorunlu kılıyor. Sarsılmak ve yeniden toparlanabilmek için yıkımın hezimetine zincirlenmiş bünye, bir çıkış arıyor. Ortaya saçılan görüngü ise bu minvalde kesişimi ortaya çıkartıyor. Beklemiyorduk ama geldi, istemiyorduk ama oldu, hayaldi ama şimdi çok çok çok gerçek. Bitmek tükenmek bilmeyen bir maraza hali içerisinde fişeklenen izan ve anlayış, tedbirin giderek na mümkün olması beraberinde böylesi durumları ortaya çıkartıyor. Korkuyoruz, çünkü ötesini göremeden attığımız her atılım, anlamını bilmeden attığımız her tümce ile kendimize yeni yeni korkular icat ediyoruz. Vakıf olduğumuz ve bilinenen binlercesine yeni yeni onlarcasını eklemliyoruz. Modernist bakışımlara sahip her türlü yeniliği öğrenmeye çalışırken sarf ettiğimiz çaba kadar derin derin nüfuz eden bir çelişmişlik. Kisveler ve alacalar ile onu saklamaya çalışsak da gelip bizi bulması çokta uzun sürmüyor. Değişimlerin hızı çağında, tüketilmekten bile korkuyoruz; Nefes Nefese.

Endişelerimiz ise bizleri sorgulatmaya, gerçeği bulmaya yönlendiriyor. Alışılmış bir “evet bu kadar” durumundan soyutlayabilmek için özü biraz daha çaba sarf etmemiz gerekiyor. İstediğimiz oysa sadece biraz daha huzur dolu bir günce. Kelimelerin kotarıldığı bir ön senaryoya bağlı kalmadan gelişen, espirilerin tümüyle harcanmadığı gerçekliğin ayırdına varabileceğimiz kadar uyanık bir zaman dilimi. Kesiştiğimiz, kaçışlarımız bellek defolarımızın dehlizleri bunları arzu ediyor. En azından niyet… Terk edilmiş bir oryantalist bakıştan, modern olduk bir modern iki post modern perdelemesi ile üzerine vakıf olduklarımız da hacı ve mat oluyor. Korkuların kesiştiği bu güncel yaşamda, ürkerek adım atmaya çabalıyoruz bir an önce boğulmadan kurtabilimek için kendi usumuzu. Belleğin tahayyül ettiklerinden ve imgelemin derinlerine işlenmiş olan genetik kodların harcanmasına ramak kala bir tutam tazeliğe ihityaç duyuyoruz. Aklın çözümlemesini okuduğumuz makalelerde gizli saklı kalmış kelimelerin arasında arıyoruz. Da Vinci’nin Matriksi gibi sanallığın korku dolu tuzaklarında gerçek bitişleri yaşamamak için.

Yadsınamaz değişimlerin anlık olması ile artık alışkın hale dönüştüğümüz ve bağışıklık kazandığımız olaylar silsilesi bizleri bu kesişim anlarında soğuk kanlı olmaya davet ediyor. Alternatif yolların muhakkak gerçeğe ulaştıracağı konusuna olan sebat “akıl tutulmalarının” önünü alabilmemiz için de bir vesileyi teşkil ediyor. Projektörün kör edici ışığı misali önümüze sunulan her çağrış, ileti, bildirgeç yönü kaybetmeye çoktan meyilli olan kitleleri bir süre daha gözlem altında, el yordamıyla çerçevelenmeye devam ettiriyor. Düşüncenin paylaşılması, iletmek istenen mesajın dozuna göre ayarlanmış “şerbet” pardon mesajlar bu iletimler sırasında birbiri peşi sıra tüketilmek için emrimize amade bir biçimde yayınlanıyor. İki farklı mesajın karşılaşıldığında ise ortaya çıkan kaotizm kimimiz için gerçek bir çıkarım sağlamaya olanak sağlıyor, kimimiz içinse bu tatlı rüyanın devamlılığını. Görece usuller ile kotarılmış, bilinmeyeni sorgulatmaya, çekincelerden olabildiğince arınmaya odaklanmış bir “Dünya vatandaşı” için bundan iyisi Lafayette Çarşısı. Kelam etmeye çalıştığımız ve sizlerle paylaştığımız günceler içerisinde de bu birbirileri ile paralel olarak gelişen kelimelerden derlenmiş bildirgeçleri sizlerle paylaşıyoruz.

Müziğin kitleler için gerektiğinde bir ilaç olgusu taşıması, potansiyeli içinde kimi zaman politik yansımaları en olmadık şarkıların içerisinde iletilmesi ile gerçek kesişimler ortaya çıkmakta. Salt notalardan ibaret ve bir örneklemeye bağlı bir mekanizma olmadığını örnekleri ile irdeleyebilmek de “Deuss Ex Machina”nın da varoluş nedenlerinden birini oluşturuyor. Ülkemizdeki alternatif müzik dağıtımcılığı konusunda çabaları ile dinleyiciler için birbirinden farklı müzikal destinasyonları paylaşan “Equinox Müzik”in desteği ile kotardığımız Dea Ex Machina bu haftaki çatımızı oluşturdu. Süregiden bir örnekleştirmeye inat, her defasında, müziğin ayrıntılı işlemler ile örülmüş yansımalarını paylaşmaya çabaladığımız dizin içerisinde yeniden, farklı bir konuma yerleştirmenizi salık vereceğimiz isimler / projelerden bir derleme gerçekleştirdik.

Susumu Yokota

“Equinox Müzik”in açtığı alternatif girizgahtan derlemeleri, yazılı olarak paylaşan bir diğer kaynak olan “Proodos” güncesinden Sühan Gürer’in konukluğu ile gerçekleştirdiğimiz “Dea Ex Machina”da daha önceki yayınlarımızın da çizgilerini koruyan, ara nağmeleri ile öncesindekilerle kesişen müzikler bir saat süresince Dinamo 103.8’deydi. Alternatif’in tanımına her gün eklemlenen yeni açılımları ile müziği ilerlediği yoldan birer ayrıntı olarak kısaca değerlendirebileceğimiz bölüm içerisinden sizlere Susumu Yokota’yı önermek istiyoruz. Geleneksel teoriler ile kurgulanmış müzikal izlekleri, deneysellik potansı açık bir biçem ile yeniden üreten ve Ryuichi Sakamoto, Yoshihiro Hanno, Kitaro gibi ünlü Japon prodüktörlerin izinde; yüzünü artık iyiden iyiye “Batı”ya döndürmüş bir prodüktör Yokota.

Yokota’yı , gelişmiş bir ayrıntılama metodu ile kotardığı düzlemler arası ses kolajlarının mimarı olarak değerlendirebiliriz. Yer küre özelliği, alameti farikası olan seslerin uygun bir biçemde makinelerde üretilen sesler ile örülmesi sanatçının müziğini hem organik, hem de inorganik olarak değerlendirmemizi olanaklı kılıyor. 1992 yılında Japonya’da tanınan bir isim olan Yokota’nın, Almanya’da Trance’in altın günlerini yaşadığı günlerde, tür ile özdeşleşmiş ismi olan Sven Vaeth’in dikkatini çekmesi ve Eye-Q etiketi ile sözleşme gerçekleştirmesi ile yaşlı kıta’ya ilk çıkartmasını gerçekleştirir. “Frankfurt-Tokyo Connection” (Eye Q-Harthouse 1993) plağının yayınlanmasının ardından Berlin’de düzenlenmiş Love Parade’de sahne almak üzere davet edilir.

Performansların gelişimi ile alelade bir üretici olmadığının kanıtı olarak da elektronik müzik tarihinde kendine yer edinmiş bulunan kayıtın ardından, Yokota; Tokyo’da Sublime Records etiketinin temellerini atar. Japonya’nın kendine özgü halde bulunan sosyo kültürel birikimlerinin (doğaçlama, halk enstrümanları) Batı’dan gelmiş bir kültür (techno) ile harman edilmesinin karşılığı olan “Acid Mt. Fuji” albümü ile 1994 yılında Japonya’da yayınlanır. Melodik aksamlar ile vahşi yaşamın bütünlendiği “Kinoko”, Saykodelik kompozisyonu tamamlayıcı kıvamlarında perküsyonlar ile desteklenmesi ile oluşturulan “Saboten”, Detroit Techno’nun “Edo” yorumu “Alphaville” bu albümden öne çıkmayı başaran parçalar olarak halen dinlence listelerinde yer almakta.

Aksak ritimlerin ağır bastığı giderek techno’nun dış hatlarında seyr eden “Cat, Mouse & Me” (Harthouse 1994), bugün bahsettiğimiz albümlerinin de izleğini ortaya çıkartan deneyselliğinin mihenk taşı olarak da adlandırabileceğimiz “Magic Thread” (Skintone, Leaf 1998) ve birbirini takip eden üç sene boyunca yayınlanmış olan elektronik müzikte ana akım formlarının ne şekilde olabileceği ve neticesini irdeleyen üçleme dizini 1988, 1999 ve Zero (Hepsi Sublime Records 1988-2000) kayıtları ile istisnai bir biçimde müziği var edilmiş şekilleri arasındaki her form içerisinde yeterli kayıtların altına imzasını atar. Yönelişimler ve beklentilerin değiştiği modern dünya içerisinde bugün bile bakıldığında verimliliği ile aslında pek çok dönemeçin izlerinde Yokota imzasını görüyoruz. 1998 yılında temellerini atmış olduğu ve sadece kendi işlerini yayınladığı “private” etiketi “Skintone”’dan Image 1993-1998 (Skintone, Leaf 1998) albümü ile karaltıda kalmış olan geçmişine dair olan müzikal birikimlerini dinleyicilerle paylaşmıştır. “Wani Natte”, “Nisemono No Uta” ve “Amai Niyoi” parçalarına özellikle kulak kabartmanızı salık veririz.

Dönüşümlerin birbiri ardına ve çok çabukça gerçekleştiği bir coğrafya üzerinde, deneyimlemekten ve var edilmiş kurguları yontup, bozup yeniden kurgulamaktan vazgeçmeyen bir isim olan Susumu Yokota’nın engin kataloğundan (yaklaşık 15 civarında farklı isimle yayınlamış çalışmadan oluşan bir diskografi) “downtempo” tanımı ilk kez irdeleyen “Sakura” (Leaf 2000) çalışmasına geçmek istiyoruz. Techno nişli prodüksiyonlarının da kesişim noktasını oluşturan ses temantiğinin genele uygulanmış hali olan çalışma içerisinde Yokota’yı, derinlerdeki öz ile hesaplaştıran kimi zaman karamsar ruh halinin detaylarında, kimi zaman da ötelenmesinin ancak insani kaygılar nedeni ile engellenebilecek özel anların deneyimlemesi olarak geçerliliği koruyacak bir kompozisyon bütünü “Sakura”. Deneyselliğin ve techno’ya özgün arkaik ritim düzenekelerinin yerini dingin ve derin bir house dengelemesi minimalist kompozisyonların esamesinin okumasına sayılı günler kala, millenyumun açılışında dinleyicilerle buluşmuştu.

Love Or Die (Skintone-Lo Recordings)

Bütün bu çoklu katmanlı ses kompozisyonlarının ve düzenli albümler ile dinleyicileri selamlamanın son kademesi olarak da geçtiğimiz Haziran ayı içerisinde “Skintone” etiketinden Japonya’da yayınlanmış, Kasım ayı içerisinde de Avrupa baskısı ile Lo Recordings etiketinden yayınlanacak olan “Love Or Die” albümü ile önerimizi tamamlayalım. Ses’in peşinde gelişmiş dinleti yetisinin, kademe olarak da belirgin bir ilerlemenin haiz olduğu bir çalışma “Love Or Die”. Entellektüel bir yapının giderek bir örnekleşmeye başlayan elektronik sesler üzerinde mücadelenin daha bitmediğinin ve seslerden daha ne kadar farklı hikayelerin ortaya çıkartılabileceğine dair ciddi bir önerme. Programımızın açılışında da paylaşmış olduğumuz “For The Other Self Who Is Far Away That I Can Not Reach” piyano melodileri ile “synthesizer” padlerin birbiri içerisine ötelendiği devamlılığı ile “idm” kolajını ortaya çıkartan bir parça. Keza benzeş bir şekilde ötelenmiş bir hikaye formunu barındıran “The Sin Of Almighty God, Respected And Believed By The Masses” ismi ile müstesna devinim de benzeşsizliğin dünyasında alternatifi arayanlar için bir cevheri barındırıyor. Albümün geri kalan kısmında da “Sakura” ve “Grinning Cat” albümlerinde de temayı oluşturan downtempo ile ambient’ın nitelik olarak yenilenmesi için de desteğini esirgemeyen yansımalara sahip olduğunun altını çizelim. “A Slowly Fainting Memory Of Love And Respect, And Hatred” gibi beş buçuk dakika içerisine sığdırılmış minimal sekanslı tonal dans müziği denemeleri veyahutta Windham Hill’in Drum & Bass ile müsabakası nasıl olurdu ? sorusunun yanıtı olan “The Scream Of A Sage Who Lost Freedom And Love Taken For Granted Before” parçaları gibi adam akıllı dinleyiciyi düşündürten çalışmalar, idareli bir biçimde iyi müziği paylaşmaya amaç edinen bir ismin artık “Master-Class” olarak tescillendiğinin beyanatı oluyor.

Neticeye bağlarsak da Yokota, 90’lı yılların başından bu yana ürettiği çalışmalar ile Techno’nun ilericisi olarak savlanmış pek çok prodüktörün, öncesinde üretimlerini gerçekleştirmiş bir deha, kıvılcımlarla sarsılması bir olmuş bir disiplin olan “idm”in karaltılı sularında yılmaz bir üretici olmaya devam ettiği çabası ile “ilerinin müziğine kendini adamış bir prodüktör”. Fark etmeniz için yeterince kaydı mevcut. Reklam kampanyalarına ihtiyaç duymayan sadece müziği ile varolan bir yeteneği daha fazla göz ardı etmemeniz dileğimizle...İyi Dinlenceler.

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Equinox Müzik
Susumu Yokota
Susumu Yokota At Wikipedia
Susumu Yokota Kaiten Mokuba At Youtube
Lo Recordings
Lo Recordings At Myspace
Jape
Marine Parade At Myspace
Guts At Myspace
Wax On Records
Wax On Records At Myspace
Guts Le Bienheureux Album Review At Proodos
Rubens At Myspace
Herb Recordings
Herb Recordings At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;

info[at]dinamo.fm - http://www.dinamo.fm/ - misak[at]dinamo.fm

http://deuss-makina.blogspot.com/

Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8

---------------------------------------------------------

>>>>>Info Go-R-Sel
Night Shot From (Fotosiz.Mevsimsiz.Com)
© http://fotosiz.mevsimsiz.com/phtsguests.asp


>>>>>Poemé
İç Sıkıntısı – Pär LAGERKVİST

İç sıkıntısı
iç sıkıntısı mirasımdır benim.
boğazımda yara,
dünyalı yüreğimde çığlıktır
ve gecenin sert elinde
kalınlaşıyor bir köpük bulut
ve dikleşiyor ormanlar ve sarp, çorak
yükseklikler göğün güçsüz
tavanına doğru.
Her şey buruk olduğu için
taş olduğu için
kara ve duyarlığını yitirmiş!

El yordamıyla tur atıyorum bu karanlık odada
Parmaklarımın arasında kayanın
canlı sırtını duyuyorum.
Bulutların buzlu parçalarına doğru
kalkmış ellerimin derisini yüzüyorum.

Parmaklarımdan söktüğüm tırnaklarım,
derisini yüzdüğüm yaralı ellerim,
acılara, dağlara, gölgeli ormanlara,
göğün kara çeliğine ve soğuk toprağa.

İç sıkıntısı,
iç sıkıntısı mirasımdır benim.
Boğazımda yara,
dünyalı yüreğimde çığlıktır.

Aytekin Karaçoban’ın Tercümesiyle

No comments: