Wednesday, November 07, 2007

Deuss Ex Machina # 189 - I Giorni Felici Hanno passato Come Un Sogno, Ora Comincia La Realtà

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_189_--_I Giorni Felici Hanno passato Come Un Sogno, Ora Comincia La Realtà

05 Kasım 2007 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Baba Zula-Girdim Oyun Havası (Doublemoon)
>2<-Baba Zula-İskender (Doublemoon)
>3<-DDR-Meinhoff (Voltaj)
>4<-Dinar Bandosu-Şaban’ın Rüyası (Ütopya Müzik Yapım)
>5<-Dinar Bandosu-Hepimiz Zenciyiz (Ütopya Müzik Yapım)
>6<-Horanta-Davuluna Vur (Voltaj)
>7<-Nekropsi-Harf Devrimi (A.K. Müzik)
>8<-Nekropsi-Erciyes Şokta (A.K. Müzik)
>9<-Grangulez-Karen (Voltaj)
>10<-Mai-Ayna (Voltaj)
>11<-Neon-Anlamsız (Voltaj)
>10<-CanK-Kış (Voltaj)
I Giorni Felici Hanno passato Come Un Sogno, Ora Comincia La Realtà Bölüm (189) – Steretiplerimiz Kaldı Gerisin Geriye, Herşey ve Herkes Mutlu Günlerini Arıyor. Kuytuda Beliren Gölge Misali Bir Açıp Bir Kapanan Bu Dar Eşikte, Eşikte.... (ByuNG)
>>>>>Bildirgeç
Ses, metaforun âlası olarak dimdik karşımızda duruyor. Yörüngesi veya yönergesi farklı farklı tınlayan, a’sından z’sine yirmidokuz harf ile kotardığımız tümcelerin içeriğini dolduran alaşım. Dimağın sınırlarına zerk edilmiş olsa da sınırsızlığı ancak manidar biçem ve kendi ananelerimiz ile tel tel tel çitleyip kendi korunaklı zeminlerimizi oluşturduğumuz Dünyamız. özlem duyduğumuz veya gereksindiğimiz halet-i ruhiyelerin içerisinde kimi zaman boş teneke gibi tın tın tınlayan vurgumuz. Zeminini ve görece sınırlarını da belirlediğimize göre hükümranlığımızı ilan ettiğimiz kamusal alanlarımız. Yazışıp duruyoruz bu ekranlar vasıtasıyla, iletişimin son raddelerini eritip gidiyoruz fiber-koptik kabloların arasında. Sesimiz giderek daha bir cılız daha bir görünmez kılınıyor. Azaldıkça, azalıp ta azınlıkta kaldıkça.

Yol gösterici değil, iz sürücü olmaya devam ettikçe açılımlarımız da darlanıyor. Kendiliğinden olagelmiş ve kabul kabul tüm şartlarıyla kabul etmekte bir beis görmemeiz de giderek bu öykünmeleri ve onun tamamlayıcısı olan çoklu sesleri birbiri ardına darma duman ediyor. Beşeri özelliklerimizden birisi olan atılım ve bilginin makul ölçülerde ileriye taşınmaya çalışılması da bir kere ah o gözü kor olasıca taşlar tarafından engelleniyor. Setler çekiliyor. Sular durmaksızın gel gitleri ile yorulmuş ve bitap düşmüşlüğümüzü seslendiriyor. Hunhaca « öteki » demekten kendimizi alamadığımız farklı düşünsellikler, toplumsal teammüllerin dar ağacında salınıp duruyor. Yağlanmış urganın sesi daha bir gür çınlayarak. Çın çın çın içine ; içimize işleyerek. Öykülerimiz ve birlikteliklerimiz birbiri içerisinde paralel derecelerde kurgular ve kesişimler ortaya çıkartsa da genel toplamda kakafonik bir değer olarak « 0 » çekiyoruz.

Biçarelikten de değil sadece bütün bu sükût. Aramaya ve geliştirmeye olan inancımızı ne kadar basit öngörülerle sınırladığımızın farkına dahi varmamış olmamız bizim bu sessizliğimizin de etkisini yüceltiyor. Çoğaltıyor çarkıfelekte iflası gösteriyor. Sarıp sarmalandığımız beton ormanlar içerisinde kalp atışlarının bitmişliğine işaret eden son sinyaller ile acil notları duyumsanıyor. « S.O.S. » İfade edemiyoruz veya ettirilmiyoruz, sonucunda bir örnekleşip tektiplerimizle arz-ı endam eyliyoruz. Sıramızı salmamız da olası değil, girdiğimiz çemberin içinde alternatifi istemek ve söyleyebilmek en azından teşebbüs etmek bile « mimlenmemize » yol açacağından efendi olduruluyoruz. Sakin ve gerçek bir sessizlik rutini içinde. Değerlerimiz bir kaç nizami önderliğin belirttiği artık alelade bir gerçeklik olan « büyük birader » tarafından tasdiklenip onaylananlar dışında pek de yeni bir şey ifade etmiyor. Yıllardır yıllardır. Ses mi o kenar süsü bir mozaik hemi de en janjanlısından.

Mazur ve mahzur kalınmışlık bir noktadan sonrasında öngörüsüz, hoşgörüsüz ve dinlemeden kati kararlar verdiren dış seslerin yönlendirmeleri ile komplike bir yapı haline dönüştürüyor. Tartışmayı ; birbiri içinde kaybolup giden ses yumaklarında sataşmalara, İlişkileri ; ancak çıkarların ve « zırtpırt.com »un verdiği izinle birbirimize sahte hediyeler tedarik etmemize olanak sağlayan aparatlara, Bilgiyi ; hap kadar küçültülmüş ince elenip derinlemesine sıkı sıkıya zamklanmış « tamam budur » ötesi yokturlarla ve entellektüel bir kaç kroşe ile süsleyerek anlayana yedirmeye veyahutta yutturulmaya çalışıldığı bir günce yaşadıklarımız. Söz konusu münazaralar birer ses kargaşasına dönüşüyor. A’nın dediği B’ye hiç uymuyor. C zaten kadraj dışı…

Ses’in kullanımı da bu çok katmanlı ama pek az çıkışlı zeminlerde önemini gösteriyor. Elde edilmişler ile öğrenilmişlerin zihinde bir kaç kere ters yüz edildiğinde, empati denilen olgunun uygulanabilirliği sırasında alternatifi türetebilmek, yargılamadan izaha girişmek için bir aracı oluşturuyor. Sözlerin diyalektiği başlatıcı veya bitirici bir unsur olması bir yana sesin kuvveti ve derecesi de o kadar etkili / etkisiz olmanızı sağlıyor. Yapıtaşlarını yerlerinden etmek bir yana, korkmadan ve çekinmeden yenileyebilmek her alanda, merkezi yaşamımızı da daha manidar kıl-acak/-ıyor. Düşünmenin ve zihinsel jimnastiğin faydası ile tabiri caizse bu konunun « bonusu ». Hafriyat Karaköy’ün henüz hazırlıkları tamamlanmış ve daha görücüye bile çıkamamış olan „Allah Korkusu“ başlıklı sergisi de, daha günyüzü göremeden eleştirilerden nasibi alan diğer bir çelişki olarak yurdum polemikleri arasında yerini aldı. Sesini duyurmayı amaç edinirken, kimi zaman irrite edici olana da kucak açmış bir disiplin türünde, alt metinleri okumadan « kati yargıya » varmak da bizlere mahsus bir özellik. Vakit gazetesinde „küstah sergi“ başlığı ile duyrulmuş olan habere yanıt olarak kaleme alnımış açıklamadan da bir alıntı gerçekleştirelim: « Ayırmamızı bekliyorlar : Müslümanı Hristiyandan, ateisti sofudan, gizliyi açıktan… Atatürkçüyü İslamcıdan, konu Cumhuriyet’se birinciyi ikincisinden, Batıcıyı Doğucudan ayır dur. Ayırmayıp arayana, şüphe duyana tahammül yok, ama şüphenin engellenmesinden beteri birinci elden bir tecrübenin önüne konan kalıplar, isimler, sınıflandırmalar, kişinin kendini tanımasının önüne çıkan dur bakalım işaretleri. Vakit’deki yazının amacının sergiyi açılmadan baskı altına almak ve hedef göstermek olduğu ortada. Korku ve tehdit politikası yaratarak taartışma kabul etmeyen bir ayrımcılığa kapı aralayan önyargılı, gerçekten uzak ve Hafriyat Karaköy’ü hedef gösterme amaçlı haberdeki yargılar asılsız ve yalandır. Bu kışkırtıcı havananın örneklerini daha önce gördük. » Alışılageldiğin sınırlarını zorlayan ama çekinmeden konuşulması gerekli konuları çok çarpıcı bir biçimde işleyen bir ekibin başına daha sergideki afişler görülmeden biçilen değerlendirmeden önemli bir enstantane değerli okur.

Müzik’te çokların betimlediği üzere genel geçer bir havasından suyundan, bir kız bir oğlan gerisi yalan dolan curcunasından, alameti-farika olmaya yöneltilen bir altyapı var üzerine ne dersem „bomba bomba“ olur hit olur kırık beşlik olur telefona zil sesi olur olur da olur; diye diye şişkinlenen bir sahteliğin hakimiyetine tanık oluyoruz. Alternatifi seslendirmek ve ona yönelik olarak gerçekliği çarpıcı bir biçimde işlemek bile başlı başına bir „Don Quixote“luk. Ne yel değirmeni direk endüstiyelleşmiş bir önyargı duvarına karşı „Dar alanda kısa paslaşmalar, nihayeti Gol olur inşallah beklentileri“. Sesin tevazu dolu olan ilk haline kimi zaman karakteler atayarak, kimi zaman olunası içine düşülesi açılmazları savlayarak yola çıkan alternatif müzik, bellek için de düşün için de yeniyi kotarmayı en başından bu yana amaç ediniyor. Sesler ile gerçekliği sorgulamak, hataları kara mizahından, en vurucu biçimi ile bas bas bağırarak gerçekleri söyleyebilmek de disiplinin öneminin ve ana akımdan ayrıldığı en önemli noktayı gözler önüne seriyor.

Çağrı olağanın dışında kalan tüm destinasyonları da kapsamı altına aldığından, haliyle herkesin hikayesinden, kendinize en uygun olanı bir tanesine biçebileceğiniz, ekleyebileceğiniz bir müzik seçmeniz de daha kolaylıklı oluyor. Çoktan seçmeli şıklar arasında isteklerimizi, arzularımızı beklenti ve kaygılarımızı, ötesinde ifade etmeye teşebbüs edip her bir adımda geri plana atmak zorunda kaldığımız gaileler için de birer ön sunum tüm bu spesifik müzikler. Alternatif seslerin giderek yükseldiği ülkemizde bu seslerin içerisinden ulaşabildiğimiz üretimleri konuk etmeye Deuss Ex Machina içerisinde devam ediyoruz. Eğrisi ve doğrusu ile, her zaman ilk def’a karşılaşmışız gibi yeniden yeniden heveslenip taze isim/proje/gruplardan bir seçki oluşturmaya çaba sarf ederek.

« Alternatürk » dizini içerisinde geçtiğimiz Pazartsi akşamı canlı olarak sunduğumuz program içerisinde, bu minvalde sesini yükselten projelerden bir diğeri olan bir toplama albümü sizlerle paylaşmaya çalıştık. Alternatif külliyatın yetmişli yılların ortalarında Psychedelic ile duhül olduğu, doksanlı yıllar içerisinde rock müziğin görece daha sert kayıtlarından (Metal), deneysel tınılı seslere kadar geniş bir perspektife uzanmış bulunan „Türk Alternatif Müziği“ için 2000’li yıllardaki önemli bir dönemeci teşkil eden bir toplama albüm „Vol.1 Türkiye’den Alternatif Rock“. Çalışma, yıllar yılı Doublemoon etiketi ile yerelinde İstanbul’un, genelinde ise alternatif açılımları ile özgün bir „Türkiye Müziği“ ortaya çıkartmayı amaç edinen Pozitif Titreşimlerinden bir diğeri olan „Voltaj“ etiketi ile yayınlandı. Toplama albümde yer almış proje/grup önermelerimize geçmeden bir kaç tümce ile de neden önemli bir kayıt olduğuna değinelim. İlki, 1999 yılında yayınlanmış olan ve gerçek anlamda bir alternatif müzik önermesinin resmini ortaya çıkaran kayıt arasında gösterebileceğimiz Kod Müzik etiketli „Aksi İstikamet“ serisinde ilk defa tanış olduğumuz, kulak kabarttığımız Replikas, Zen, Nekropsi, Rashit vd. gibi yenilikçi ama o zamanın şartlarında kayıtlarını dinleyebilmenin bile bir şans olduğu zamanların ötesine geçtiğimiz gerçekliğini ortaya çıkarıyor. Önem arz eden, heveskar kılan ve merak uyandıran tek tek parçalar ile pek çoğu yıllardır sahne deneyimi içerisinde yoğrulmuş olan parçaların nihayetlenmiş ve müzikal kimliklerin sahibi olduğu birer esere dönüşmelerine tanıklık ediyoruz. Bir kaç tanesi dahi olsa ilerleyen günlerde müzikal sahnemizde taze önermelere daha sık karşımıza çıkabilmesi için bir mutluluk aracı oluşturması, ilgiyi esirgemediğinizde kendinize uygun olan müziği yakalayabilmeniz için de bir fırsat teşkil ediyor. Şehrin kakafonisi içerisinde öncüllerinin üretimlerinden de feyz alınmasının illaki alıntılayıp bir örnek olmadan da gerçekleştirilebileceği, özgün müziğin ortaya çıkabileceğini 54 dakika içerisinde 13 farklı isim / grup /projenin denemelerinin başarılı düzenlemelerinden anlıyoruz.

Serinin belli ki devamlılığı olacağı Vol.1 takısından yola çıkarak ümid ediyoruz. Yukarıdaki satırlarda değindiğimiz üzere, kendini sürekli geliştiren ve her makamda, her niyazda özgünlüğü savunan üreticiler için de sağlam bir kapının çıkması hem üreticileri teşvik açısından hem de biz dinleyiciler için gerçek bir kazanım olarak hanelerimize artı olarak not ediyoruz. Program içerisinde çaldığımız sırayı takip ederek albümden seçtiğimiz parçalar ile ilgili önerilerimize geçelim: 2002 yılında Cihan Cinemre ve Can Batukan tarafından kurulan Post Technick isimli ilk demo kayıtlarını, 2004’te üye sayılarının dörde çıkmasını müteakiben Hırvatistan’da bulunan Slusaj Najglasnije! Plak şirketi tarafından çoğaltılan ikinci demolarını yayınlamış ve sitelerinden öğrendiğimize göre grubun daimi/geçici üyelerinin değişimlerine paralel olarak sürekli bir müzik üretme çabası içerisinde olan bir ekip izlenimini edindiğimiz DDR ile ilk önerimizi gerçekleştirelim.

Grubu bu noktada kendi sözleri ile sizleri baş başa bırakmak istiyoruz: „Grubun ismi küçüklüğümüzde TRT ekranlarında haberlerde ve spor yayınlarında izlediğimiz, Doğu Almanya ya da Demokratik Almanya olarak bilinen ülkenin almanca kısaltması olan DDR (Deustche Demokratische Republik)’dir. Bu ismi seçmemizin pek çok nedeni var. Öncelikle bu, artık anısı zihinlerimizden neredeyse tümüyle silinmiş olan 70’li 80’li yıllara bir göndermedir. Dahası varolmayan bir ülkeye, bir uzama göndermedir. Bu anlamda DDR müziği, geçmiş zamanın ve bir uzamın yeniden düzenlenmesi, eskinin müziğindeki, kültüründeki ve yaşam biçimindeki devrimci öğelerin yeniden ele alınması çabasıdır. Elbette buarada kastedilen nostalji değildir. Tam tersine, müziğin (sanatın) bugüne dönük dönüştürücü bir işlevi olmalıdır, bu ise ancak belli bir tarihsel kavrayış içerisinde mümkündür. Dolayısıyla DDR, müziğinde, geçmiş deneyimleri yeniden kavrama ve içselleştirme yoluyla bugünü dönüştürmeyi tasarlar.“ Mesaj çok açık ve net bir şekilde paylaşan DDR’ın Murat Babalık ve Bora Başkan ile aldığı son şekli ile kayıt ettiği Meinhoff parçasında da aşikar bir biçimde bu tamlamaları teyit ediyorlar. Soğuk duvarların canlanıp konuşması gibi, dirilen gelişen bir kraut ardılı bir denemeyi dinletmeyi başarıyorlar.

Hollanda’da ses ve görsel yapımcı olarak çalışmakta olan Bay Çakal’ın insiyatifi ile meydana gelmiş bir sanatsal formasyon olarak tanımlanan Horanta’ya geçmek istiyoruz. Doğaçlamanın geliştirmeyi sağladığı birbirileri içerisinde harman edilmiş pasajlar ile uyarı, kaygı ve tasayı bir anda irdeleyen, davuluna vurup uyuyanları uyandırmanın vaktinin geldiğini hissettiriyorlar. „Mad Cow Kebab“ projesinin içerisinde seslendirilmiş Satoshi-Rei Ueda, Ana Madureira, Ülkem Lobo Kurt, Sander Linders, Vincent Brutel ve Maxim Randartininavello’dan müteşekkil üyelerce derlenmiş bir manifesto kayıt „Davuluna Vur“ devamını da merakla beklediğimiz çalışmalardan bir diğeri olarak altını çiziyoruz. Keza 2005 yılında Ankara’da kurulmuş olan Grangulez’de de bu deneysel açılımları farklı bir potadan keşfetmeniz olası. Drone efektlerin arasında oyuncaklardan kurulmuş bir dünyayı tasvirleyen, melodik aksamları ile modern çizginin avangard yaklaşımlarında buluşan patlamaları barındıran „Karen“ parçası öğrendiğiniz bütün pop kalıplarını alt üst edebilecek bir yetkinliği 3.00 dakika içerisine sığdırmayı başarıyor. Hem de yüksek ses frekansları arasında dans eyleyerek.

2005 yılında Can Tan ve Gaye Su Akyol tarafından temelleri atılmış, Saykodelik öğelerin, 70’lerden yadigâr tadın, grunge ruhunun, başkalaşım geçirip karışarak „Mai“nin ruhuna girdiği gerçektir; ifadesi ile Vol.1 kartonetinden dinleyicilere seslenen bir projeye geçiyoruz. Türler arasında bir bağlaç işlevi gösteren çoklu katmanlar ile örülmüş bir parça „Ayna“. Karşılaştırmalarımız neticesinde kendimizle de hesaplaşma vakti geldiğinde aynalardaki aksimiz ile olan ironik hesaplaşmamız, yaşantı ile çelişen yanlarımızı, yönlerimizi „Fairouz“un sesine benzer bir vokal tekniği ile dinlediğinizde çarpıcı bir hale dönüşüyor. İlerisi içinde gerçekten ümit vaat edici bir denemenin de ilk tanıklarından biri oluyorsunuz, parça sürüp giderken bu ilk örnek böyleyse gerisi nasıldırın derdinde tasasında buluyorsunuz kendinizi.

1999 yılından bu yana Özgür Özen ve Mustafa Zümrüt’ün başatlığında, Thanks To Technology kısa çalarında Murat Akyol ile yola çıkan Neon topluluğuna geçiyoruz. Metin Çakır ve Taner Yücel’in gruba dahil olması Akyol’un ayrılması ile bugünkü kadrolarına ulaşıyoruz. Müziklerindeki tavrı, Radiohead’in içe kapanıklığından, The Smiths’in dışavurumculuğuna ve U2’nun Türkçe söz ile aynı anda düşünmek gerektiğini belirten ekip, RadarLive ve Rock N Coke gibi festivallerde de çalarak deneyimlerini, nereye ulaşmak istediklerini en iyi bildikleri iş olan müzikleri ile savunmaya devam ediyorlar. Sitelerinde yer alan biyografinin başlangıcında Huelsenbeck’ten alıntılanmış „Bir fikrin karşısında bütün fikirler güçsüzdür, o fikir yanlış olsa bile“ cümlesi ile sık sık müzikal gelişimlerinin altını çizmekte kullanıyorlar.
„Anlamsız“ parçası da kapitalizmin dolgun ağlarına kendilerini kaptırmış metropol insanının çaresizliğinde kıvranmak yerine karşı durabilmenin gerekliliğinin altını çiziyor. „Herşey Ne Kadar Yalnız ve Her Şey Ne Kadar Anlamsız; Hepsini Unut Gitsin, Eskisi Gibi Değil“ „Bütün İstediğimiz Huzur“ sözler yeterince açıkken bir de buna eşlik eden melodik kompozisyon ve „ses“ işin tamamlayıcılığını ve etkisini arttıran unsuru oluşturuyor.

„Vol.1 Türkiye’den Alternatif Rock“ toplama albümünden sizlerle paylaşacağımız son isim ise CanK. Can Karadoğan, Sezgin Özcan, Erol Berksen ve Oğulcan Gökçe’den oluşan rock dörtlüsü, batıcıl bir ses erimi üzerinde de yerli tonlamaların, Kış imgesi üzerinde yorumlanması neticesinde, iğneleyici ve vurucu bir çalışmanın altına imzalarını atıyorlar. Toplama albümün geri kalan kısmında da ilk albümlerini yayınlamanın telaşı içerisinde bulunan Ayyuka, hayali imgelem-uzay popu arasında bir sınır tutturmuş ve RadarLive performanslarını da beğendiğimiz Ars Longa, deneysellikle post rock surları arasında meyleden bir serüven tamlayıcısı olan bir ekip olarak Mogwai öncesinde de sahne bulmuş Kafabindünya, punk, electronica, jazz ve noise’in bütünlemesinden bir kesişim ortaya çıkartmaya çabalayan Fungu, şarkılarını „Psycho Pop“ olarak savlayan Güray Binay, eleştirel bakışı, ironik yakşaımları ile Kristof Kolomb’a güzellemeleri ile OTR, Osmanlı Punk Bandosu olarak seyyahlık eyleyen, ekibin bir çoğunun yakından tanıdığımız Replikas, DandadaDan ve Ayyuka üyelerinin Selanikli Sava (Savaş Çağman Coşkun) ile kotardıkları, bir asırdır duyulmamış eskinin gizli cevherlerini yorumladıkları Dehr-i Yalan çalışmanın geri kalan kısmında karşınıza çıkacak , kulaklarınıza misafir olacak diğer çalışmaların ardındaki isimler oluyorlar.

„Vol.1 Türkiye’den Alternatif Rock“ derlemesi, bizlere fark edemediğimiz, göz ardı ettiğimiz pek çok yeni ismi keşfedebilmek için bir fırsat teşkil ediyor. Aracılar, öncüller ve yardımcı kayıtlar, demolar Myspace gibi etmenler ile ufaktan da olsa bir ümit beslenmeye başlamış olan Alternatif müzik, kendine yeni giysiler biçiyor. Büyüyor ve gelişiyor. Dahası pek çokları gibi tek bir ritmin olgusuna kaptırmamış pek çok alamet-i farika musikiler kendilerini sunmaya çalışıyor. İçtenlikle ve destekleyerek...Sesler Daha Bir Gür Çıksın...

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Baba Zula
Baba Zula Fan Sitesi
DDR
DDRno2 Channel
DDR At Myspace
Dinar Bandosu
Dinar Bandosu At Myspace
Horanta At Myspace
Nekropsi
Nekropsi At Myspace
Nekropsi Sayı İki Kritiği-Hilmi Tezgör / Nekropsi’yle Bağlantı Sağlandı
Mai At Garaj Org
Mai At Myspace
Neon
Neon At Myspace
CanK
Vol.1 Türkiye’den Alternatif Rock At Myspace
Vol.1 Türkiye’den Alternatif Rock At Radyo Eksen
13 Kasım Albüm Tanıtım Partisi At Babylon

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;

info[at]dinamo.fm - http://www.dinamo.fm/ - misak[at]dinamo.fm
http://deuss-makina.blogspot.com/


Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------

>>>>>Info Go-R-Sel
Official Box Art Thx 1138
© http://www.thx1138movie.com/

>>>>>Poemé
Ayrım – Zahrad (Zareh YALDIZCIYAN)

Gigo kendine bir gözlük aldı
Neye baksa hep mavi görüyor
Gökleri mavi- denizleri mavi
Sevdiği kızın gözleri mavi
Mavi görüyor hep neye baksa

Etrafına bakınıyor burnunda gözlüğü
Sen diyorsun ki denizler mavidir
oldum olası
Sen diyorsun ki gökler mavidir
oldum olası
Yeni oldu bu diyor - inanmıyor sana

Gigo kendine bir gözlük aldı
Maviyi mavi görüyor artık

Çeviri : Can YÜCEL

1 comment:

Radnor said...

çok güzel ve özel bir playlist olmuş,neon'da gelecek parlak kanımca