Friday, March 14, 2008

Deuss Ex Machina # 204 - Sono Libero Parlare La Mia Mente Dovunque

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_204_--_Sono Libero Parlare La Mia Mente Dovunque

10 Mart 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Fauna-Emptiness (Artist’s Own/CD-R)
>2<-Fauna-Dreamless (Artist’s Own/CD-R)
>3<-Yora-Karşılaşma 2 (Gökyüzünde) (Davul Edit Ver.) (Artist’s Own/Demo)
>4<-Yora-Adada (Live In Peyote) (Artist’s Own/Demo)
>5<-Proudpilot-Yourself Is The World (Artist’s Own/Demo)
>6<-Bella Koshka-Relic (Bella Koshka Music)
>7<-Bella Koshka-Stitches (Bella Koshka Music)
>8<-Raz Ohara & The Odd Orchestra-Happy Song (Get Physical Music)
>9<-Raz Ohara & The Odd Orchestra-One (Get Physical Music)
>10<-Hercules & Love Affair-Easy (DFA/EMI Records)
>11<-Hercules & Love Affair-Time Will (DFA/EMI Records)
>12<-Zi Punt-Nudge (Deniz Cuylan Remix) (Elec-Trip Records)

Sono Libero Parlare La Mia Mente Dovunque Bölüm (204) – Talihsiz, talihli dönemeçsiz kestirmeden kifayetsiz, durulamadan beklenen anlık seyirlikler (Çb4S3a)

>>>>>Bildirgeç
Sararmaya yüz tutumuş, bi’yerlerde unutulmuş hatıratı barındıran bir günlüğün sayfalarını keşfedercesine, her bir satırda, kelime aralığında gündelikliğimizin gizlerine vakıf olmaya çalışıyoruz. Durağanlaşmanın, sesin soluğun kısılmasının vd. nicelerinin baskınlığında, bize yol gösterecek anektodlar arayıp duruyoruz. Keşfin ve kentin izlerinde, derinlerinde, işlenmiş ve kodlanmış çözümlemlenmeyi bekleyen ipuçlarının rehberliğinde-paralelinde. Bir dönüşememenin ve gerisin geriye aynı noktaya sabitlenmişliğin, daha açık tanımıyla bir şekilde çivilendiğimiz fasitdairemizin çehresinin dışına uzanabilmek için gerekli bir aracı olarak bellemiş olmamız da boşa değildir, değerli okur. Yaşam süremizi tetkik eden sayacımızın hızını durduramamış olsak da nispeten ardımızdan kovalayanımızın da çok olmadığını anladığımız anların tadını çıkartmaya çalışıyoruz. İmdinin keşiflerinde…

Üstünkörü ve alelade gibi bu satırlar vasıtasıyla sıkça yararlandığımız iki tamlamanın da çok ıraklarına bakabilmemiz için bir gereklilik de arz ediyor okumak, yazılmışından yeni rotalar ortaya çıkartabilmek. Keşfetmekten de kasıt biraz da bu değil midir? Okuduğumuz ve idrak alanımızda etkileşime tabii tutulmuş her bir bilgi kırıntısı, motto, şiir dizesi, deyim ve ötesi, sizlerin tahayyülüne kalmış söz öbekleri bu karaşınlaşan, kasvet sarmalının dışarısında olanı ve biteni algılayabilmemizi de kolaylaştırmakta. Teknolojisine servetlerimizi döktüğümüz yetişkin oyuncaklarının/mızın kısa mesajlarına, dahili hafızalarına dahil olamayacak kadar derinden, işleyiş ve işlevsellik bakımından en az birkaç tur da fark atabilecek bir yoğunluk bahsetmeye çabaladığımız. Yüzeysel yaklaşımların, enikonu bir örnekleşmenin getirisi olarak alternatif düşüncenin, seslendirilmesine bile ket vurulduğu bir sair zaman diliminde, belki bir ütopyanın alt okumaları bütün bu hengame ve söz yığını.

Yorumlayabilen ve yorumlanabilen pek çok konuda olduğu gibi, yazılmış hatıratlar da kesinti ve imlâya, tarihin getirisi olarak düzenlenme ihtiyacı duymuş olsa da, içeriğinde bizlerle olanca çok detayı ileten birer mesaj taşıyıcısı olduğunu da belirtmekte fayda var. Önceden planlanmış bir üretim şekli olmasa da içeriksel olarak çok kere yarı bilimsel bir öneri bütünü, hayat atlası da o satırlar arasındadır, oradadır. Tatbiki ve yaklaşık örneklemelerin harfi harfine uygulanması bir yana, bazen düşüncesi bile zorlayıcı hale gelebilen durumlarda bir yol gösterici ve bir başlangıç noktası teşkil etmesi de öyleyse doğaldır. Friedrich Nietzsche’den alıntılarsak da bahsetmeye çalıştıklarımıza bir parantez açabilme imkanımız olacaktır: “Yarı-bilim tam bilimden daha üstündür. O, sorunları olduklarından daha kolay görür ve bununla görüşünü daha anlaşılır, daha inandırıcı kılar.” Türlü çeşit problemin sarıp sarmaladığı, birbiri içerisinde karmakarışık bir yumak halini almaya başlayan gündelik zihin meşguliyetlerimizi, kısacası sorunlarımızı çözümleyebilmek için birer bağlaç teşkil edebilmesi de aladır, yeğdir.

Rengini çok da belli etmeden hareket etmeye çalışan, düşündüğünü tartmadan konuşabilen üstelik bütün bunları da kartları göstermeden gerçekleştiren profesyonel personaların arasına ilişmeden yönlerini tayin edenleri betimlemeye çalışıyoruz. Devir hız çağı olsa da yetinilen ve yaşanılanlardan ders almadan hareket etmek, en büyük noksanımız olarak dimağımıza uyarı mesajları verirken, bahsedilmemiş bir rahatlık takısı “kayı[p]bedenler klanı” rumuzunu taşıyan bir silsile içerisindekileri zaten ziyadesiyle endişelendiriyor. (bkz. Son birkaç haftanın günlük gazeteleri) Oldu bittilerin sen anlamazsın versiyonları ile makyajlandığı bir modern zamanda altıkırkbeş gibi, bizi düşünmeye sevk etmiş, tedbirli olmaya meyil ettirmiş bir kitabevinin izlerinden feyz alarak yön tayini yapabilmek de biraz bu kasvetli karamsarlığın önüne geçebilmek için bizlere şevk veriyor. Tasvip edilenlerin, onaylanmışlıklarını sorgu ve suale tutan, çekiştiren bir kurgu. Her verileni makbulümüzdür diyerek değil, dinleyip tartıp farklı yollarındaki kesişimlerinin bizlere neler kazandıracağını, ne gibi ufuklara ulaştıracağını veya tersini sorgulatabilen bir evre.

Sanal sarmalın çarklarını döndüren gerçek bireylerin adımlarındaki izleri takip etmeye çalışıyoruz. Heyhulası içerisinde karmaşıklaşan sanal ağ gibi, gerçek hayatın sorumluluğunun giderek arttığı, derdin tasanın bir “tag” olamaktan öteye ulaştığı “problem”e dönüştüğü şimdiki zaman diliminde ayrıntılarda belleğimizi toparlamaya çalışıyoruz. Her türlü çekinceye ve denenmemişliğe rağmen “korkmadan” üzerine giderek, açmazlarımızı oluruna getirmeye çalışarak. Bu sair güncelerin satırları arasından kendimize uygun olanları alıp, yorumlarımızı eklemeye çalışıyoruz. Asla yaşayamadığımız günlerin izlerinden, gelecekte karşılaşılacaklara bir iki isabetli yol çıkartmaya çalışıyoruz. Biteviye ve yerinde sayan bir izlek ortaya çıkartma, kurgunun ön tanımlı olduğu bir seyrüseferi sunmaktan imtina eden “Deuss Ex Machina” nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak gerçekleştirilen 204. bölümünde, bu minvalde çağrı ve çağrışımlara olanak sağlayan müziklerden bir seçki oluşturmaya çalıştık.
Belleğin ötelediği, ama burada asıl konumuz olan müziğin bize sıklıkla hatırlattığı gibi gerçek yaşamı sorgulatan, ironiden beslenip eleştirel yaklaşımlara da kapılarını sonuna kadar açan tür ve tarz karışımı müziklerden dirsek temasında olan Minneapolis’li Bella Koshka grubu debut, çalışmaları “Slow Dancing On The Ocean Floor” dan notlarımız ile haftalık önerimiz olarak sizlerin beğenisine sunuyoruz. “Bella Koshka” grubu kolaj edilmiş bir müziğin sınırlarının çok kesin hatlarla belirlendiği açılımlar içerisinde, hâla alternatifin tükenmediğine işaret eden, geçmişin izlerinden de ayrıntıları barındıran, melankolik olduğu kadar da 2008’de olduğumuzun da vurgusunu yapan modernist bir müziğin üreticileri arasında kendilerini göstermeye çalışan yeni kuşak ekiplerden. 2006 Sonbaharında kemancı, Hillary Davis ile vokallerin sahibesi (The Cocteau Twins’den Elizabeth Frasier’ın Minnesota temsilcisi) Laura Boland tarafından temelleri atılan Bella Koshka, yerel topluluklardan Matte Franklin (Davul), Matt Vanelli (Gitar), Timothy Ritter (Bas Gitar)’üçlüsünün de dahil olmasıyla şimdiki kadrosunu oluşturur.

Elektronik takısının çok dikkatli kullanılması gerektirdiği bir halet-i ruhiyeyi tamamlayan, tanımlandıran alternatif bir ses eriminin sağlanması da ekibi, yerel müzik sahnesinden ilerilere taşımaya yardımcı olan bir diğer etmen olduğunu belirtmeliyiz. Rift dergisinden Rich Horton’a vermiş oldukları mülakatta Hillary Davis’den alıntılayarak devam edelim. “Laura, İtalyanca ve Rusça üzerine eğitim almaktaydı, Bella güzelliği, Koshka ise dişi kediyi tanımlandırıyordu. Grubun temelini attığımız günlerde ortaya çıkagelen bu kelimeler oluşturmak istediğimiz müziğin de paralelini de tamalayan bir bileşke ortaya çıkartıyordu.” İkili olarak başlayan ve daha çok amatör kayıtlar şeklinde ilerleyen üretim süreci içerisinde, Kid Dakota’dan Darren Jackson ile tanışmaları kayıtların/albümün prodüktörlüğünü teslim etmeleri, bugünkü yapılarına ulaşıp grup formuna yaklaşmalarının da ipuçlarını temsil ediyor. Jackson’ın efektler ile kotardığı melodik sekanslar, gitarların doygun geçmişten gelen, ötekileştirilmiş ham hallerinin düz yapıları nasıl farklılaştırıp bi’örnek olmaktan alıkoyduğunu parçaları dinlediğinizde daha rahat betimleyen bir bütünlük ortaya çıkarttığını fark edilebilir. Bu iki kişilik olarak başlayan, stüdyo içerisinde Jackson’ın prodüktörlük yetisi ile geliştirilen ve son kertede “Slow Dancing On The Ocean Floor” a dönüşen kayıttan parçalar ile ilgili notlarımıza geçelim. Ambient’ın kaotik çehresinden alıntılanmış izlenimi veren, hayal meyal şekillendirilmiş bir keman sesinin dönüşüp durduğu ve önümüzde bizleri bekleyen ses kolajı için bir giriş teşkil eden “Compass” ile albüm açılışını gerçekleştiriyor. Bas gitarın fonda elektronik katmanlar ile bütünlendiği, Elizabeth Frasier’ın ses tonuna çok yaklaşmış bir vokal olan Laura Boland’ın devreye girmesiyle beraber, kişisel bir defterin sayfaları arasındaki döküntüleri imlemeye başladığımız “Relic”, 80’lerin new-wave’ine kestirme bir geçiş olanağı sağlayan, yaylıların piyano ile sahneyi paylaştığı, dinlencelik olduğu kadar da sinematografik öğeleri de barındıran “Fiction”, iki dakikalık süresini son derece iyi değerlendiren, eleştirel bir yaşam anektodu folktronica sınırlarından “Paint The Sky”, bu durağanlaşmış ses ekolünü devam ettiren, Sigur Ros’un şarkı/masal yaklaşımlarına paralel bir evreyi temsil eden “Coma” dış kakafoniden bağımsızlaşmanızı da sağlayan bir yapılandırmayı barındırıyor. Endüstriyel çeşniyi, mûm’un akorlarından derlenmiş izlenimini çok rahatça sağlayan bir denklemleme ile tanımlandıran, sanırız göller bölgesine kıyısı olan her müzisyeni etkisi altına alan melankolik yansımaları barındıran “Replicant”, yaylıların akustiği sağlamlaştırdığı elektronik helezonlar ile bezeli bir kurmaca / hayal / gerçek melodikasına dönüşen, albümün en yaralayıcı parçaları arasında gösterilebilecek “Treasure”, elektronik ritim dehlizinin idm durağına uğrayan bağlı ve bağlantılı olduğu space-popunu da imleyen, programımız içerisinde de paylaştığımız “Stitches” albümün finaline uzanmamızı sağlıyor.
Dünden kalmış olan, eskiyen alışkanlıkları, düşünceleri birbiri sıra hatırlatmayı çok rahatlıkla başaran, terennümlerden mülhem bir “debut” çalışma ile Bella Koshka’yı karşılıyoruz. Güncel dertleri çok iyi biçimde işleyen, işlevsellik kazandırdıkları ve giderek daha organik yapıları da müziklerine kanalize ettikleri bir dönemin henüz çok başında olmaları, iyi bir müzik ortaya çıkartmalarına bir mani teşkil etmediği ise aşikâr.

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Bella Koshka At Myspace
Bella Koshka At Tinderbox
Bella Koshka Album At Amazon
Bella Koshka At Youtube
Fauna At Myspace
Fauna Blogosphere
Fauna At Alogorithm Music
Fauna Review At Proodos
Yora At Myspace
Yora At iSound
Yora At Ychorus
Proudpilot
Raz Ohara & The Odd Orchestra At Myspace
Raz Ohara & The Odd Orchestra At GPM
Raz Ohara At Myspace
Hercules & Love Affair At Myspace
Hercules & Love Affair Official
DFA At Myspace
Zi Punt At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
info[nospam]dinamo[dot]fm - http://www.dinamo.fm/ - misak[nospam]dinamo[dot]fm http://deuss-makina.blogspot.com/

Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Illusion Diffusion - By Guilherme Oliveira
Bella Koshka Photos Courtesy From Below Listed Sites
1, 2, 3

>>>>>Poemé
An ve Masal – Bejan MATUR

Güneşin ve suyun tadıyla
Uçunca bulutların tarlasına
Orada gece yok
Gece olmuyor uzaklarda

Boynumda gümüş bir kafes
Sadakatsiz bir cariye gibi
Uzanıp kıvrıldım ayın ortasına
O bir dede
Ben bir tanrıça
Günlerce uçtuk alacakaranlıkta

Boynum ince
Kalbim boş
Sürdüm yüzümü ağaçlara
Rüzgara sürdüm gözlerimi acıyla
Geçtiğim yollar
Ve uçtuğum
O gecesiz gökyüzü
Bulutların tarlasında oturan
Tanrı kadar yorgun
Fısıldadılar:

An ve masal
An ve masal

[Kaynakça]
Rüzgar Dolu Konaklar-Metis Edebiyat (96)

3 comments:

Sühan Gürer said...

Bella Koshka'yı çalman tam anlamıyla programa cuk oturmuş. Tebrikler. Her ne kadar bir süredir programını sadece podcast'ten dinlesem de fazlasıyla güzel bir iş çıkardığını söyleyeyim. Ne yapayım pazartesi akşamları habire orada buradayım.

Bir dip not da Fauna için. Desteğin için teşekkürler. Gerçekten henüz profesyonelliğe adım atmamış bir grup için çok başarılı çalışmaları var. Son 2 haftadır gelen mailleri inceleyip MySpace'de şöyle gezemedim. Yeni cevherler bulmak umuduyla Misak'cığım.

Müzik güzeldir, müzik yeniliktir, müzik paylaşmaktır, müzik hayatın tadına varmaktır. Gerisi ise teferruat.

Radnor said...

Hercules & Love Affair için eller havaya diyiveriyorum,pek güzel bir program olmuş gerçekten.

Deuss Ex Machina said...

@Sühan
Biraz da deli cesareti diyelim şuna, yenilikçiliği görece etiket takmaktan öte olarak algılayan bir program yapmaya çalışıyorum. Bella Koshka'da bu kestirmesiz, en düz hatları ile müzik icra eden bir yeni ekip. Bir parça dikkat çekebilirsem ne ala.

Fauna'da keza bağımsız bir massive attack tablosu ortaya koyan bir ekip. Yeni olmalarına karşın muhtelif kopya yapıştır tekniklerine çok uzaklar. O kadar da kesin ve net. Senin de güncenden alıntılayarak çalmıştım programda. Onun için Fauna eleştirinin altına ben de gönül rahatlığı ile katılıyorum. Myspace'in dehlizlerinde yeni keşifler yapabilmek hepimiz için heyecan verici olduğunu belirtmeliyim.

Son olarak da Makina güncesine başından bu yana vermiş olduğun destek için, yönlendirmelerin, seçimlerime olan yorumların için çok teşekkür ederim. Müziğin farklılıklarından ortak çıkarsamalar yapabilmek için çabalayanlara da senin vasıtanla selam ederim.

@Radnor
Tarz ve tür olarak yıllar öncesinden besleniyor olmalarına karşın şimdinin müziğine "cuk" oturan bir tavırları mevcut H&LA'in. Funk öğesine sahip çalışmalarının yanı sıra programda Anthony Hegarthy'nin vokallerinde demlenen bir melankoli zincirlemesi de karşımıza çıkabiliyor. Kayıtlarını takip ediyorum.