Saturday, April 19, 2008

Deuss Ex Machina # 209 - Ay Tutulması: Dönülmez Eşiklerdeyim Bu Akşam

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_209_--_Ay Tutulması-Dönülmez Eşiklerdeyim Bu Akşam

14 Nisan 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Guest: Sühan Gürer (http://proodos.blogspot.com/)
>1<-Cat Power-New York New York (Matador)
>2<-Cat Power-Aretha Sing For Me (Matador)
>3<-Kaki King-Bone Chaos In Castle (Velour)
>4<-One Night Only-Just For Tonight (Mercury)
>5<-Lenny Kravitz-Love Revolution (Virgin)
>6<-Lenny Kravitz-Bring It On (Virgin)
>7<-Adele-Chasing Pavements (XL Recordings)
>8<-Why ?-The Hollows (Anticon)
>9<-UNKLE-Heaven (Traffic Inc.)
>10<-Meat Beat Manifesto-I Hold The Mic! (Planet Mu / Metropolis)
>11<-Benga & Coki-Night (DJ Zinc Remix) (Tempa)

Ay Tutulması-Dönülmez Eşiklerdeyim Bu Akşam Bölüm (209) – Belirsiz bir telaşede son çizgiyi aramak derinlerdeki yaraların dışarıya iç vermesine yol açıyor (RLiveP)

>>>>>Bildirgeç
‘Sezgisel biçimlendirmelerin, yeter ki daha fazla kurcalamayın bildiklerimizi, önümüzü gerimizi geriliminde, koşulsuz önyargıların maskelediği reel gerçekliğin saniye ve salise cinsinde kendi yönergelerinden ve rotalarından çıktığı bir günde, ıssızlığın imdisinde « EaWonni3e » kendini yenileştiren, çeliştikleriyle anlaşılabilir bir yol bulabilmenin kapsamını talim ederek, deneyip yanılarak tayin eden, kontrol mekanizması gibi detaylara gereksinim duymayan, aynı zamanda da gerçeğe yaklaştırdığı her anın seceresini not edebilen bireysel humanoid projesinin son rötuşlarını gerçekleştirmekle meşguldü. Handiyse herkesin enikonu üzerinde durduğu, çalışmaktan onlarca bilim insanının kendilerini bu uğurda feda ettikleri, dna’nın gizi son ve nihayetinde tüm çözümlemesi ile beraber insanlığın dağarcığına açılıyordu. Eşikten geçilmesi için sadece bir kaç tane iletken varlıksı, yarı canlı-insan ile yapılacak testler ve sonucun betimleneceği , dahası nasıl bir insandan nereye doğru evrildiğimizin belgesi olarak da tanımlandırılacak bir kaç terrabytelık rapor kalmıştı. Sonsuzluk çemberi içerisinde bir adım daha atabilmenin yegane şartlarından birisi daha çözümlenecek, vurdulu kırdılı insan halleri, genizi yakan ateş toplarının masumları hedef alması yol açan savaşlar ve felaketler zincirlemesi, milyonlarca yılda oluşmuş halleriyle gezegeni daha yaşanılır kılan fauna’nın son kalanının da yerle yeksan edilmeden ve en önemlisi galiba gezegende yeni ve sonsuz alarm sesleri duyulmadan önce belki hiç yoktan birbirlerine kırdırılan insanlığın gerçekten sükuta ulaşması bu tezler bütünü çalışma ve deneyle aşılacak, bir orta yol sağlanacaktı. « EaWonni3e », saydamlaşan öz benliğini oluşturan tek unsur olan, belki kendisini insana en çok yaklaştırdığını düşündüğü organı halindeki beyninde sayısız çözümleme ve analitik ile bundan sonrasının planlarını kurmaya devam ediyordu. Saat çoktan üçüncü ayın yedinci dilimine dahil olmuştu.’

Kitapların satır aralarında ezberlenmek üzere çok seneler öncesinde kaleme alınmış değiştirilemez olarak tanımlamış bir yerde tabulanmış olan konuların üzerinde ahkam kesilmesine, doğruculuğun ısrarlı taraf tut tavırına karşın hayal gücünün de takviyesi neticesinde oldurulamayacak olsa dahi bir yenileşmenin önünü açabilecek kıvılcımları barındıran önermeleri ortaya atabilen bir edebi kol olan bilim kurgu’nun sınırlarında bir yapılandırma gerçekleştirmeye çalıştık. [BK dostlarının affına sığınarak] Bu tip yazınsal kurgular içerisinde ait olunan gerçekliğin dışına çıkılıp üstten bir bakışıma en azından empati kavramının kişiselleştirilmesine yol açabilecek pek çok düzlem ve örnek okura ulaştırılır. Elimizin altında da olsa, yaşadığımız şehirlerin sınırlarında bir köşeyi işgal etse de farkında olamadığımız onlarca çalışmanın, yaşanmışlığın, detayın yeniden kurgu içerisinde çatılması neticesinde düz mantığın esiri olmaktan alıkoyulan imgeler karşımıza çıkar. Örnekler ve tasvirler ile yazarın hayal gücünün kesiştiği bağlantılar, yeni kavramları da beraberinde yazına taşır. Soluğunu her an ensenizde, yamacınızda hissedebileceğiniz « cyborglar », gelişimini evrenimizden ve insanlığımızdan çok daha önce tamamlamış « galaksiler », birbirlerinin tamamlayıcısı olan herşeyimizi olduğu gibi kayıt altına alan, programlı - programsız « uydu bellekler » vd. Örnek olması açısından geçtiğimiz günlerde hayata veda etmiş olan yazar, bilim insanı Arthur C.Clarke’ın herhangi bir karasal noktada, alıcılar vasıtası ve uydulardan edinilen sinyaller ile haberleşmenin mümkünatına dair çıkarsaması, bugün kullandığımız cep telefonlarının da temellerini oluşturan bir önsunumu, fikri barındırıyordu. Keza üretilmiş olduğu zaman dilimi içerisinde pek yabancıl, okunamaz, öngörülemez olarak tanımlandırılmış pek çok kaynakta da bu ve buna benzer önermeler, aslında modern Dünya’nın sınırlarını bir adım daha ilerletebilmemize olanak sağlayan kimilerince « ütopik » olarak savlanan çözüm önerilerini beraberinde getirmekteydi. Rönesans dönemi aydınlarından Thomas More’un 1916 yılında kaleme aldığı ‘Ütopya’ yazını, içeriksel olarak Yunanca eutopia (iyi yer) ve outopia (hiçbir yer) kelimelerinden hareketle « ütopya » kavramını ortaya çıkartmıştı. Bireyler ve devletlerin mükemmel uyum içerisinde yaşadıkları hayal ürünü ülke gamı ile de genişletilmiş, romanda kullanılan ada imgesinden hareketle, yoksulluk ve adaletsizliğin girdabında yer alan dönemin İngiltere’sine de eleştiriler yönlendirilmişti. Kurgu ile gerçek yeniden birbirleri arasında iletkenlik göstermiş, yazınsal da olsa sorunları paylaşımı gerçekleşmişti.

Geçtiğimiz pazartesi günü İngiltere’nin saygın gazetelerinden ‘The Independent’ın manşetine taşıdığı haberi de bu minvalde değelendirilebilecek bir örnek, çemberin dışına doğru bir adım olarak da değerlendirebiliriz. ‘Prof. Ian Wilmut’un eseri olarak tescillenen klonlanmış koyun Dolly’nin yaratılmasında kullanılan teknikten daha kolay bir yöntem geliştirilmesi, gelecekte dizayn edilmiş bebeklerin üretilme olasılığını ciddi manada ortaya çıkararak endişelere yol açtı.’ Bir insana ait deri hücresini alıp onu embriyonik durumuna geri programlamak ve bir başka insan embriyonuna eklemenin mümkün kılınması gibi daha yolun başında olunmasına karşın, alternatif türetmelerin genetiği modifiye edilmiş nesillere de aşina olabileceğimizi bir vesileyle daha tekrar ediyor. Alışılageldik yaşam sürekliliğinin, sürdürülebilirliğinin çok daha ötesinde çıkışı laboratuvarlar olan barkodlu personnalar. Ne kadar uzağız veya ne kadar yakın orası kesinlikle belirsiz kalsa da, gerçekliğe körü körüne bağlı kalınmadan, yeni metaforlar vasıtasıyla geleceğe dair çıkarsamalar yapılabilmesi bile Bilim Kurgu dizini içerisinde kaynakçaların, alt metinlerin önemini bir kere daha hatırlatıyor. Okuduğunuza dikkat kesilin ! Sanat disiplinleri arasında, gerçekliğe ithaf edilmiş, yapıyı oluşturan kurgular / önermeler arasında deneysellikleri barındıran bir hat üzerinde seyyahlığına devam eden « Deuss Ex Machina » çıkarsamalarına bir ilave daha gerçekleştirdik. 2008 sezonu içerisinde programımıza dahil ettiğimiz bölümlerden olan « Ay Tutulması »nda Proodos güncesinden yazılarını takip ettiğimiz ve adını bu sayfalarda sıkça refere ettiğimiz Sühan Gürer bizlerle beraber oldu. Bir ay içerisinde güncesinde paylaştığı albüm eleştirilerinin sesli okumalarını, kayıtların ardılında kalmış önermeleri, türler arası geçiş noktalarından modern müzik havadislerini ve tabii ki olmazsa olmaz olan « müzikal » örnekleri sizlerle paylaşmaya çalıştık. Birbiriyle bağlantılı kurguların mimarı olarak elektronik müzik tarihinde kendine özdeş bir yer edinmiş bulunan, pek çoklarımız için alternatif türevlerden, elektronik müziğe geçiş noktasında kendini göstermiş bir projeyi « Meat Beat Manifesto » ve onun mihenk taşı, demirbaşı olan Jack Dangers’ı son çalışması olan « Autoimmune »ın paralelinde sizlerin beğenisine sunuyoruz.Meat Beat Manifesto, müziğin hayata bir fon oluşturmasının haricinde, içeriğe yüklenen özneler, bağdaşık veya bağlantılandırılan metinler ile alt okumalara imkan sağlayan bir yapılandırmaya dönüşümünü irdeleyen, formüle edildiği makinelerin ses dağarcıklarının da dışında da dolaşıma çıkan kolajlar ortaya çıkartan bir proje olarak kısaca tanımlandırılabiliriz. Meat Beat Manifesto, 1987 yılında ‘Perennial Divide’ adlı endüstriyel ve şimdiki standartlar içerisinde dahil çok gürültülü olmakla yaftalanmış ekipten Jack Dangers ve Jonny Stephens ikilisi tarafından temelleri atılır. Alaşımında endüstriyel harman ile gelişimini tamamlama yolunda hızlıca ilerleyen techno’nun bir karması olarak şekillenen ses örgüsü Meat Beat Manifesto’nun ilk ulaşılabilir kaydı olan « Suck Hard » kısa çalarında dinleyicilerle buluşur. Jim Nash ve Dannie Flescher tarafından 70’li yıllarda kurulmuş, elektro-endüstriyel müziğin Amerika’da yayılma noktalarından birisi olarak savlayabileceğimiz ‘Wax Trax !’ etiketinden God O.D. kırkbeşliği müteakiben yayınlanır. Bu dönem içerisinde debut kayıtları üzerinde çalıştıkları stüdyonun yanması neticesinde ellerindeki tüm materyalleri yitirdikleri günler içerisinde, bir öz savunma, dert yanma gibi « techno »nun daha önce karşımıza nadiren çıkarttığı içselleştirilmiş lirikler ile bu durumdan dert yanarlar. Debut albümleri olan « Storm The Studio »’da, içerikte yer alan geçiş noktaları ile endüstriyel bir ağıt formunu derinleştirdikleri, rock müzikte hasıl olan eleştirel yönlendirmeleri, kurgusal yapılandırmalar ile beraber ‘sıfırdan’ başladıkları yolda, artık daha sağlam bir biçimde ilerlemeye başladıklarının kanıtını oluşturan bir başyapıt olarak biçimlendirmeyi başarırlar. Karaltılı ve kasvetin doruklarında demlenen bir devinimden beslenen bir proje olarak ardılı sıra yayınlanmış kayıtlar ile Meat Beat Manifesto elektronik müziğin, modern yüzü içerisinde, tür ve tarz sınırlandırmasının dışında yaratıma odaklı, devamlı gelişen bir organizmayı tanımlamayı da başaran yegane ekiplerden birisi olarak tanımlanabilir. Keza ilk albümlerinin arifesinde, daha sonra kurucusu olacağı Nothing Records çatısı altında da pek çok kayıt gerçekleştirecekleri endüstriyel virtüözlerden Trent Reznor’un Nine Inch Nails grubunun turnesinde açılış ismi olmak, gerçek bir « ütopya »nın da olabilirliğini ispat ederler. 1992 yılında yayınlamış oldukları « Satyricon » albümleri, eleştiri dozunun daha da yükseldiği, genelinde Amerikan kültürü ve televizyonlarında yaygın ve örgün olarak paydalanmış, alelade şeylermiş gibi sunulan, ama tüketim toplumundan öte iç dinamikleri alt üst etmekten ve boş zihinlere ulaşmaktan ötesini düşünmeyen sistematiğe karşıt bir duruşu barındıran, The Shamen, The Orb, Orbital gibi elektronik müziğin ana akımını da kasıp kavuran ekipler ile beraber isimlerini daha da büyütmeyi başardıkları bir kayıt olarak, Jack Dangers’ın ilerleyen yıllarda kulaklarımıza çalınacak olan ses deneyselliğinin de kapılarını aralayan bir basamak olarak diskografilerindeki yerini alır. Yukarıda yer alan çalışmalara ilaveten, « Dub » alaşımlı Radio Babylon, techno’nun statik kurgusuna tereddütsüz gitarı harman eden I Am Electro, endüstriyel çığlıklardan mülhem I Got Fear Part 5 ön plana çıkmayı başaran diğer kayıtlar olan dinlence listenize ekleyebileceğiniz örnekler olarak değerlendirilebilir.

Jonny Stephens’ın gruptan ayrılmasının ardından, Dangers elektronik ile cazın buluşmasına, big beat’in tanımlandırılmış ilk örneklerini paylaşacağı 1998 tarihli Actual Sounds + Voices ile yoluna devam edeceğinin, Meat Beat Manifesto ile müziğin farklı yüzlerinde keşiflerinin henüz tükenmediğinin mesajını kayıt vasıtasıyla tez zamanda dinleyicilerine ulaştırır. Parçaların birer birer ayrıştırılması yerine, kurguyu tamamlayan unsurlar olarak değerlendirileceği bu yeni evre içerisinde müzikler yeterince çok açılımı sunmuştur. Warchowski kardeşlerin, Matrix serisinin ilkinde kullanmış oldukları « Prime Audio Soup » ise breakbeat ile endüstriyelliği, sağlam bass faktöryelleri ile sessizliğin senfonilerini birbirine paydalayan bir önerme olarak ayrıca sayfalarca irdelenebilir. Abstrakt Tekno ile deneyselliğin üst sınırları arasında bir gezintiye benzetebileceğimiz « RUOK ? » kaydının ardından, yönü dub’a kıvrılan, Video Art Sihirbazı-Ben Stokes ile kotarılmış …In Dub 5.1 çalışması düzlemler arasında çok rahat bir biçimde kurgu tanımlayan, yeni ekipdaşları veya ortak çalıştığı isimlerden de edindiklerinden yeni yönler tayin edebilen bir prodüktörün dünyasına misafir olabilmenizi sağlayan, tek bir türe dahil edilemeyecek kadar çok çeşitlenebilen bir bağlaç işlevi görmekteydi. Ki hala, pek çoklarımız için hala aynı önem ve değeri taşıdığına ise hiç şüphemiz yok.

Geçmişe dair detaylara, kayıtlara uzandıkça Jack Dangers’ın geçtiğimiz hafta Planet Mu (İng) ve Metropolis (ABD) etiketlerinden yayınlanmış olan « Autoimmune » albümünün de zemininde bizleri bekleyen süprizlerin sınırlarına ulaşmış oluyoruz. Kolajlar birbirlerini takip ededura, alabildiğince samimi olmaya çalışan bir ses emektarının seyyahlık defterinde bir durak olarak tanımlanabilecek ayrıntılar ile dolu dolu bir kayıt « Autoimmune ». Wired dergisinde yer alan uzunca makale ve röportaj içerisinde de değinildiği üzere Dub’ın DNA’sı üzerinde şekillenen, modifiye edilen, derdest edilen, kısacası dün ile bugünü birbiriyle harman eden bir seçkinin resmi geçidi haline dönüşmesi de bu yüzden boşuna değil. Geçirmiş olduğu bağışıklık sisteminin çökmesi neticesinde çeşitli sağlık problemleriyle boğuşmuş olan Dangers, albümün ismini de kişiselleştirilmesinden uzak, ana mesajının Dünya’nın başına musallat olan problemlere, çelişkilere dikkat çekmeyi amaç edindiğinin de ısrarla altını çiziyor her defasında, ısrarla. Olabildiğince muhalif bir kimlik tanılandırmasını başladığı ilk günden bu yana yansıtan işlerin ardında yer alan bir muhaliften de farklı bir konumlandırma beklemek de olasılık dışı olurdu, kanımızca.

Albümüde bu minvalde, gözenekleri arasına enjekte edilmiş kültürel metaforlar ile şimdilik önümüzde uzunca bir yol bulunsa da « ütopya »nın sınırlarına bir adım daha atabilmemizi, gerçek problemlere kafa yorabilmemizi sağlayan bulmacalar olarak tasvir edebiliriz. Bir üst tümce içerisinde değinmiş olduğumuz Abstrakt, Hip Hop, Endüstriyel, Break ve Broken Beat janrlarına ilave olarak bu karşılaşmamızda son dönemin belki de elektronik müziği içerisinde en heyecan verici noktasını teşkil eden Dubstep’de « Autoimmune »un altyapısını oluşturmakta. Jack Dangers’ın vermiş olduğu mülakattan alıntılayalım : ‘Yıllardır, dubstep’e dair detayları müziğimin içerisinde (Dub) duyumsayabilirsiniz. Dub’ın kendisi de başlangıcından bu yana, sadece elektronik veya sadece hip hop’dan ilham / bilgi alış verişinde bulunmaz bizahati Punk’a da öykünür. Meat Beat Manifesto’nun temellerinde de Cabaret Voltaire, The Clash, Public Enemy ve Kraftwerk’den kuvvetli edinimler mevcuttur.’ Alabildiğince kartlarını açık bir biçimde oynayan, elindeki materyali bambaşka hallerde karşımıza çıkarabilen bir sihirbazdan biz dinleyiciler için önemli mesajlar taşınmakta, Her haliyle…Meat Beat Manifesto’nun bir dakika kırk saniye içerisinde özetini savlayan, geniş ağ kümelemesi ‘International’ kolajı ile çalışma açılıyor. Daddy Sandy’nin vokallerde yer aldığı, dubstep’in karaltılı sularında ilerlemeyi sağlayan « teenagerlığa » veda paradoksu ‘I Hold The Mic !’, Kesintili ritim geçişlerinin arasında görünüp kaybolan dub sesler, kısa dalga radyo vericisinde durmaksızın geri geri gelen « This Is A Test » anonsu ile Kromestar, Hatcha, Reso gibi endüstriyel tınılarla da haşır neşir olan Güney Londra menşeili dubstep’e paralel bir kurguyu taşıyan ‘Hellfire’, Dangers’ın gelecek dönemler içerisinde çalışmalarının yönü hakkında da detayları barındırıyor. Ayrıca, kayıt içerisinde duyumsayabileceğiniz gibi, davul kayıtları da Lynn Farmer’ın elinden canlı olarak çıkmakta. Ki bu uzunca zamandır, elektronik takılı pek çok müzikte karşımıza çıkmayan bir başka özellik olarak değerlendirilebilir. Halis muhlis, bir Dünya’da yaşamadığımızın, birilerinin ipimizi çekmekte pek bir acele davrandıkları öz mesajını taşıyan ve Greenpeace için kaydedilmiş ama sınırlı sayıda dağıtılmış bir kayıt olan ‘Solid Waste’ parçası ile ivme hip-hop’un deneysel yönlerine doğru evriliyor.

Melodi, Bass ve karmaşanın hakimiyetinde, alternatif müziğin seceresinde bir çentik daha atan, Bay Area’lı sanatçı Azeem’in vokallerde yer aldığı ‘Young Cassius’, dubstep dönencesinde birbirlerini tetikleyen üçleme olarak, özellikle arka arkaya dinlenilmesini salık vereceğimiz, ‘Guns N Lovers’, ‘Return To Bass’, ’62 Dub’ melankolikten digidub’a uzanan bir sinematografik yansımayı bütünlüyor. Eski günlerden yadigar kalan ve alabildiğince orjinaline sadık kalınmış bir ambient techno halet-i ruhiyesini modernize eden ses kesitlerinde paydalayan, kurgusal matematiğin illa programların ardılına saklanarak kanıtlanabileceğ tezini çürüten deneysel keşif düzeni ile albüm sona ulaşıyor. Jack Dangers, albümün görünmeyen sihirbazlarından Mark Pistel, Lynn Farmer üçlüsü modernist müziğin keşfedilmemiş noktalarında izler oluşturmaya, gizin derinlerindeki kuyulara yeni taşlar atmaya çalışıyorlar. Sadece meraklısı için değil, elzem olan tanınması gerekli olan koskoca bir varsıllığın farkına biraz daha seri bir biçimde varabilmemiz için…Anlamak için…

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Meat Beat Manifesto Official
Meat Beat Manifesto Sculpture Of Sound
Meat Beat Manifesto At Myspace
Meat Beat Manifesto At Wired Magazine
Meat Beat Manifesto Live At Nighttown’89
Cat Power Official
Cat Power At Myspace
Kaki King Official
Kaki King At Myspace
Kaki King At Rolling Stone Türkiye
One Night Only Official
One Night Only At Myspace
Lenny Kravitz Official
Lenny Kravitz At Myspace
Adele At Myspace
Why? At Myspace
UNKLE At Myspace
Benga At Myspace
Not. Parça dizininde yer alan bağlantılardan Proodos'da yayınlanmış olan incelemelere ulaşabilirsiniz.

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
info[nospam]dinamo[dot]fm - www.dinamo.fm - misak[nospam]dinamo[dot]fm http://deuss-makina.blogspot.com
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Screaming Boy? - By Joshua Rappeneker
© Joshua Rappeneker’s Photos
MBM Photos Courtesy From Belowed Sites M B M

>>>>>Poemé
Genelleme – Yılmaz ODABAŞI

arınıyor, deviniyor gökyüzü
toz
ve ter karışıyor hayatıma

uzak git bölünüp dağılan
eksilip savrulan ne varsa!
...

merhaba doğrulup dirilten yanm
ve deli dizelerime biriken çığlık
merhaba
uğultusu rüzgarların bahar akşamlarında

arnyor, deviniyor gökyüzü
akıyor zaman
sevdalar karışıyor hayatıma

No comments: