Friday, August 01, 2008

Deuss Ex Machina # 220 - Dans Lui N'est Aucun Péché

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_220_--_Dans Lui N'est Aucun Péché

28 Temmuz 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Eleanoora Rosenholm-Vainajan Muotokuva (Fonal Records)
>1<-Ilda Simonian-Adana Ağıtı-Adanayi Voğpı (Kalan Müzik)
>2<-Amir Perelman-Rumba (Zigota/Magda)
>3<-Amir Perelman-Hushi (Zigota/Magda)
>4<-Brethren Of The Free Spirit-In Him Is No Sin (audioMER)
>5<-Karim Baggili Quartet-Mr. Lee (Home Records)
>6<-Karim Baggili Quartet-Nasreddine (Home Records)
>7<-John Zorn-Nekashim (Tzadik)
>8<-John Zorn-Uluwati (Tzadik)
>9<-Pram-Metaluna (Psapp Vital Sand Pit Remix) (Domino Recording Company Ltd.)
>10<-Eleanoora Rosenholm-Maailmanloppu (Fonal Records)
>11<-Eleanoora Rosenholm-Kodinrakennusohjeet (Fonal Records)
>12<-Sigur Rós-Gobbledigook (EMI Records)
>13<-Sigur Rós-Vid Spilum Endalaust (EMI Records)

Dans Lui N'est Aucun Péché Bölüm (220) – Sarıp sarmalandığımız uzun maratonda kronomete sonsuz bir devirde finale yakaşıyor. Önü alınmadan arkası bellenmeden yok olmaya kurulan ...silik not

>>>>>Bildirgeç
Basite indirgemeye çalıştıkça hayatı her seferinde farklı bir fazdan kendimizden uzakta addediğimiz, kimi zaman bizden uzak olmasını temenni ettiğimiz sıkıntılarımızla tekrar tekrar karşılaştığımız sanal bir döngünün içerisinde buluruz kendimizi. Genişleyen ve genişledikçe etki alanının dışında kalmanın imkansızlaştığı bir sarmaldır aynı zamanda , içeride biriktirilenlerin zamanla dönüştükçe yenilendiği bir kavramsallık bütünüdür de ha keza. Elimizde şekillendirmeye bir şekilde rayına oturtmaya çalıştığımız olağanlığın dışına (gündelik rutinlerin) itilmişliğimizin de yan etkisini göstermesinde olduğu gibi, ansızın şekillenen bir süreçtir, birden üzerimize çöken kara bulutlar misali. Fark edilesi problemlerin giderek artan bir ivme ile çoğaldığı metropol yaşantısında mizansene yer bıraktırmayacak kadar gerçekliği sabit ve acı deneyimlere açılan bir eşik halini alması da bu sarmalın dahilinde ne kadar uzunca bir süredir yer aldığımızın, dahası epey epey yol aldığımızın da göstergesi oluyor. Berhava edilenin sadece güncelliğin olmadığı ise her gün onlarca farklı kaynaktan beslenen rss-okuyucularımız aracılığıyla gözlerimizin önüne serilen haberlerin arasındaki detaylardan irdeleyebilmeniz de mümkün, bütün kartların açıkta tutulduğu bir sarmal sentez ekspozisyonu. (deja vû)

Bilindik sınırlandırmalar, genel kuralların bir yerde boyunduruk haline dönüştürüldüğü yönlendirmeler bütünüyle, koşar adım ilerleme gayesi içerisinde olan beşerinin afâki bir biçimde takıldığı odağı da işaretlemekte sarmal. Bir şekilde içselleştirilen davranış biçemleri, sürekliliğini korumakta ısrarcı tutumuyla etiketleme telaşesi, modern olmayı sadece giyim-kuşam asgarisine bağlantılama tutkusu, hepsi bir örnek olsa da yeninin en yenisi bende takıntısının farklı durumlardaki tezahürleri ile anlaşılmazlığın doruk noktalarına varılmış, keşmekeşliğin alenen ilanını gerçekleştiren detaylar ile donanan beşerinin kaçınılmaz mavi ekranlarından birisi halini almasının da sarmalın doğal bir sonucu olduğu ise aşikar. Sözlerin giderek anlamsızlaştığı, kimsenin karşılıklı olarak ne dediğini iyice anlamadığı, ya da anlamlandıramadığı görüngü içerisinde de varlığı günden güne daha da baskın bir şekilde artan gri alanların tümleticisi. Yüreğimizi yakana kadar farkına varamadığımız ise elden avuçtan kayıp giden pozitifliğin ezici bir biçimde yerle yeksan edildiği, topun ısrarlı bir biçimde taca yollandığı, dar alana sınırlı kalmanın belki mizaç olarak değilse bile sürekli defansı korumanın mecburiyetine hükümlü olarak atandığımız gerçekliği. Durmaksızın ilerleyebilmek yerine elde avuçta bırakılan sınırlı alanlarımızın dahilinde dön dolaş yine başa gel kıvamlı bir izleğe evrildik, önce üçer beşer sonra tüm toplum kademeleriyle beraber cümbür cemaat.

Olguları gelişim süreçleri dahilinde irdeleyip, deneyimlemek, üzerinde tarafımıza yazılı olarak gelen sorumlulukları üstesinden nasıl olsa bir gün geliriz diyerek, ertesi günlere aylara, yıllara devir etmemiz de bu içsel sarmalın daha tumturaklı bir kördüğüm halini almasını kolaylaştırıyor. Hayattan devamsızlığı çoğaldıkça, her hamleden eskisinden de çabuk bir biçimde duvara çarpmanın önü açıldıkça bireyin sınırlarını zorlayan bir devir daim gerçekleşiyor. Modernleşmenin sadece ve sadece enfusi yansılarına sırtını dayayarak gelişmek de böylesi zahmetli, bir o kadar da kederli bir izleği beraberinde getiriyor. Sözler kısılıp, manalar tekdüzeleştiriliyor, davranışlar iyice dizginlenip sanal robot tepkimesine indirgeniyor, bireysel çıkarımlara tenezzül etmek bir yana sizde bize katılın uyarılarıyla sürüden ayrılmamamızın gerekliliği vurgulanıyor, diğer pek çok konuda olduğu gibi aşkta da yalın doğallığı, anlamlandırmaları bir kenara bırakıp, artık posası çıkmış bir halet-i ruhiye ile bize kalan cam kırıklarımızla oyalanmamızı öneren 1001 gece yalanları serisinin yeni aday adayları olmamız teşvik ediliyor. Kısacası hayat ile ilgili herhangi bir konuda Büyük Birader'in onayını almadan değişikliklere çaba sarf etmek bir ütopya halini alıyor, oysa küçük değişimler pek çok şeyi daha olumlu bir çizgiye taşıyabilir. Diyalektiği tanımlayabilmek, hayatın geliştirmede biraz daha oluru bulabilmek için çaba sarf etmek ve sesini yükseltebilmek bu bağlamda zor olanı da başarabilmeyi sağlayacak açılımların öncüsü olarak değerlendirilebilir. En azından her konuda Büyük Birader'in “uygun görüldü” kaşesine ihtiyaç duymayacak olunması dahi pek çok konudaki yanılgılarımızın farkına varabilmemizi, dahası daha anlaşılabilir düzenekler kurabilmemizi de sağlayacaktır. Bonnaroo Festivalinde grubu Pearl Jam ile 60.000 kişiye verdiği konser sırasında izleyicilere seslenen Eddie Vedder'ın sözlerinden alıntılayalım: “...Bu kadar çok insanın dünyayı değiştirebileceği kanıtlandı diyor ve kalabalığı işaret ederek ekliyor: “-Yaradılışı gereği insanın değişime hakkı olduğu kadar, bir şeyleri değiştirme sorumluluğu da var.” (Kaynakça: Rolling Stone Türkiye, Bonnaroo'da Dört Gün-Austin Scaggs ve Evan Serpick'in makalesi Ağustos 2008, Sayı 27-Sayfa.83)
Geçtiğimiz Pazartesi akşamı gerçekleştirdiğimiz Deuss Ex Machina programı dahilinde de yukarıda betimlemeye çalıştığımız sarmal dizinlerinin arasında bir anlık da olsa usu, fikri ve nefesi tazeleyebilecek müzikal örneklerden bir derleme yapılandırmaya çalıştık. Giderek büyüyen bir ivme ile artan soru ve sorunların yaratmış olduğu karamsarlığın, karaşının korkutuculuğuna karşın, birbirlerimiz ile olan diyalogların kesilmemesi için vaktimizin giderek daraldığının altını çizmeye gayret , dikkat ettik. Düşündürmek, ön tanımlı kuralların, genel yargıların bağnazlığını aşabilmek, arşınlayabilmek zor olsa da bu tavır bizleri biraz daha makule çekebileceği konusunda heveskârlığımızı müzikal tınıların kılavuzluğundan faydalanarak çoğaltmaya ise elden geldiğince paylaşmaya devam ediyoruz. Mitolojik yansımalardan tutun da, doğanın engin kudretine sığınan ses doğaçlamalarına, deneyselliğin bir etiketlemeden çok tavır olarak hayat bulduğu, ele alındığı öyle uygulandığı bir ülke olan Finlandiya’ya uzanıyoruz. Müziğin görece hızlandırılmış ilerleyiciliğinde hemen hemen her çıkartılan, türetilen, yayınlanan kayıt ile aslında daha ilerisinde böyle bir şey mevcut deneyleriyle yanıt veren prodüktörlere ev sahipliği yapan, yer altının müzikal nabzını tutan Fonal Records’dan debut kayıtları “Vainajan Muotokuva”yı yayınlanmış olan “Eleanoora Rosenholm” projesini sizlere takdim ediyoruz.

Eleanoora Rosenholm üretimleri ile önce Finlandiya daha sonra da İskandinav ülkeleri dahilinde hatrı sayılır dinleyici kitleleriyle buluşan deneysel post-rock’tan, psychedelic nağmelere, gürültü kesitlerinden sessizlikten beslenen ambient formlarına uzanarak çeşitlenen müzik üreteçlerinin deneyi olarak hayat bulan bir proje. 2002’den bu yana post rock’ın melankolik betimlemelerinden karaltılı ruhların analizini gerçekleştiren Magyar Posse grubunun klavye ve vokalinden sorumlu üyesi Pasi Salmi, krautrock’ın temelleri üzerinde kolajladıkları ses deneylerinde, drone pasajlardan, gürültü kesitleri ile doğanın sesini manipüle etmeye kadar pek çok farklı katman ile “yer altı” müziğinin Finlandiya cephesinde namı hala dilden dile dolanan Circle topluluğundan Mika Rättö (stüdyo çalışmalarında ekibe dahil olan ama canlı performanslarda sahne almayan bir nevi fikir babası) ve vokal cephesinde duyumsadığınız ilk andan itibaren çekimser bir tavırı barındıran melankoliyi, sözlerin tamamı Fince olsa da ham duygu yoğunluğunu hem sevinç hem kederi aynı başarıyla dinleyiciye ulaştıran Noora Tommila’nun öncül kadroyu oluşturduğu, canlı performanslarda yedi kişiye kadar ulaşan bir deneyimleme kollektifi olarak hayat bulur. Eleanoora Rosenholm'de, Fonal Records etiketiyle gün yüzü bulan pek çok çalışma içerisinde duyumsadığımız müzikler ile paralel kurgularının mütercimliği alanında yetkin oldukları aşikar olan sanatçıların rotası ise bu sefer çok daha farklı bir noktayı işaret etmekte. Zaman zaman bağlı kaldığı klişelerle, eklentilerle dönemsel gırgır malzemesi haline dönüştürülen, çoğu zaman üzerinde sarf edilen emeğin göz ardı edildiği ve bir hazır lokma kıvamında algılanan (hatalı bir bakışım olsa da son birkaç senedir yayınlanan kayıtlar ile hakkı yeniden teslim edilmeye çalışılan), 70'li yılların saf disko eriminden fazlasıyla feyz alan, karaltılı düşlerin buluştuğu sözlerle derinleşen, icrâda kuvvetlenen bir müzikal dinleti ortaya çıkartmaktalar, Vainajan Muotokuva “debut” kaydında.1959 tarihli bir intihar notunun sahibesinden ve ondan arta kalan sözlerinden yola çıkan projenin ana akım müziklerden ayrılmasını sağlayan önemli bir özelliğinden de bahsedebiliriz. Dinamik bir müzikal kurgunun dahilinde ele alınan yansılar ile hayatın belirli bazı dönemlerinde içinden çıkılamaz hissiyatı uyandıran çelişki ve endişelere dair gözlemlerin paylaşıldığı sözler ile deneyselliğin sadece müzikal akımlar ve onların manipüle edilmiş örneklerinden ibaret bir tutum olmadığının da altını çiziyorlar. Fonal Records'un müzikal şemasına uygun düşmemiş olsa bile bu tavrın yükümlülüklerini yerine getirebilecek etiketlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmediği için kendimizi bu önemli çalışma ile bizleri buluşturdukları için şanslı addetmeliyiz. Ortaya çıkan sesler ve sözlerin harmanı ile kotarılan çalışmanın açılışında da, pek çok müzik eleştirmeni tarafından da değinilen ABBA öznesine sahip çıkan bir türetme olan “Musta Ruusu” ile seyrüsefer başlıyor. Sentetik ses öznelerinin arasından sıyrılarak ilerleyen melodik akışın ardından devreye giren vokaller ile Dünya'dan göçüp giden Susanna Anna Musta Ruusu'nun bilinmezlikleri yanında öte Dünya'ya taşımasını irdeleyen bir kolaj, son dönemlerde karşımıza çıkan nitelikli bir space-pop parçasına bütünleniyor. 80'li yılların sinyal müziklerine benzeş synthesizer kesitleri, belirsiz gitar tınıları, vokal denemelerindeki çoğaltımlarla, düşük yoğunluklu bir dans egzersizinin ortasında olduğunuz izlenimini uyandıran, Senior Coconut'la aynı özden beslenerek ilerleyen “Japanilainen Puutarha”, Bütün günü mutfakta geçen cidden ümitsiz bir ev kadınını hiciv eden, yarı sinematografik ses kesitleri ile modern zamanların new wave'i nasıl oluşturulabilir sualine cevap arayan bir müzikalite ile çıka gelen “Ovet Ja Huoneet”, David Lynch'in filmlerindeki atmosfere Finlandiya bakışını eklemleyen, albümdeki vokalsiz iki parçadan biri olan “Pyhäpietarinaukio” ile ambient tonlarla sağlanan gerilimi iliklerinize kadar hissetmeniz mümkün kılan bir yorum ile albüm yarılanıyor.

Bir önceki parçanın durağanlığının aksine giderek yükselen bir ritm deryasına evrilen, ev kayıtlarında elde edilen lo-fi duygusu ile yoğrulmuş ses kesitlerinin kullanımındaki verimlilik ile kulakları da dolduran, Miss Tsekyl ve Haid'in (bir yerlerden tanıdık geliyor mu?) gece ile gündüz aynı bedende birbirlerinden farklı yüzeyleri ortaya çıkan karakterimizin düş görülerini paydalayan “Kiltti Vai Tuhma”, içinde bulunduğumuz sene içerisinde yayınlanan Hercules And Love Affair'in deneysellik ile dans müziğini buluşturduğu kaydın devamlılığı olarak dinlenebilecek, perküsyon ve glockenspiel'in birlikteliğinde endüstriyel titreşimlerle kuvvetlendirilmiş programımızda da sizlerle paylaşmış olduğumuz “Kodinrakennusohjeet”, melodilerin kesintisiz devamlılığında bir nevi sıfırlanma ve arınma parçası olarak, gerek Sami Sänpäkkilä tarafından çekilen klibindeki görsel bütünlemeler, gerekse de ters yüz edilen teknoesk prodüksiyonu ile albümün içeriğini son derece kararında bir yetkinlik ile taçlandıran “Maailmanloppu” parçası ile finale ulaşıyoruz. Eleanoora Rosenholm sadece geçmişe dair bir müzikal çeşitlendirmeden çok daha fazlasını barındıran formülü ile ana akım müziklerin çıtasını bir nebze olsun daha da yükseltmeleri için “diğerlerine” uyarı niteliği taşıyan bir başlangıcı sağlıyor. Yetişkinliğin getirdiği türlü çeşit problemler ile kendi kendimize hapis olduğumuz sarmallardan kayıpsız çıkabilmemiz için şevklendiriyor. Tehdä!

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Eleanoora Rosenholm Official
Eleanoora Rosenholm At Myspace
Eleanoora Rosenholm Review At Pop Matters
Eleanoora Rosenholm Maailmanloppu Video At Vimeo
Fonal Records
Ilda Simonian Official
Ilda Simonian At Bianet
Ilda Simonian At Kalan Müzik
Amir Perelman At Myspace
Amir Perelman Review At Proodos
Brethren Of The Free Spirit Review At Undomondo
Brethren Of The Free Spirit Review At Foxy Digitalis
James Blackshaw At Myspace
Jozef Van Wissem At Myspace
audioMER Records At Myspace
Karim Baggili Official
John Zorn At Wikipedia
John Zorn At Myspace
Zorn's Dreamers Concert Review At NY Times
John Zorn Dreamers Review At Undomondo
Pram Official
Pram At Myspace
Pram At Bleep.com
Psapp Official
Psapp At Myspace
Sigur Rós Official
Sigur Rós At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo FM - makina[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Osallistuminen Teemattomaan Decoon By Shamelie
© Shamelie
Eleanoora Rosenholm Photos Courtesy From PH-PR

>>>>>Poemé
İç Sıkıntısı - Pär LAGERKVİST

İç sıkıntısı
iç sıkıntısı mirasımdır benim.
boğazımda yara,
dünyalı yüreğimde çığlıktır
ve gecenin sert elinde
kalınlaşıyor bir köpük bulut
ve dikleşiyor ormanlar ve sarp, çorak
yükseklikler göğün güçsüz
tavanına doğru.
Her şey buruk olduğu için
taş olduğu için
kara ve duyarlığını yitirmiş!

El yordamıyla tur atıyorum bu karanlık odada
Parmaklarımın arasında kayanın
canlı sırtını duyuyorum.
Bulutların buzlu parçalarına doğru
kalkmış ellerimin derisini yüzüyorum.

Parmaklarımdan söktüğüm tırnaklarım,
derisini yüzdüğüm yaralı ellerim,
acılara, dağlara, gölgeli ormanlara,
göğün kara çeliğine ve soğuk toprağa.

İç sıkıntısı,
iç sıkıntısı mirasımdır benim.
Boğazımda yara,
dünyalı yüreğimde çığlıktır.

Aytekin Karaçoban’ın Çevirisiyle

No comments: