Thursday, September 11, 2008

Deuss Ex Machina # 225 - Ay Tutulması: Zahiri Devinim

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_225_--_Ay Tutulması: Zahiri Devinim

08 Eylül 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Guest: Sühan Gürer (http://proodos.blogspot.com/)
Album Of The Week: Pivot-O Soundtrack My Heart (Warp Records)
>1<-Heaven And-Scarlet Woman (Staubgold)
>2<-Opeth-Coil (Roadrunner)
>3<-Ketz-Walktrough (Ketz)
>4<-Pivot-In The Blood (Warp Records)
>5<-Stanton Moore Trio-(Late Night At The) Maple Leaf (TelArc)
>6<-Steinski-Jazz (Illegal Art)
>7<-Heartthrob-Blind Item (m_nus)
>8<-Asian Dub Foundation-Burning Fence (Naive)
>9<-One Day As A Lion-Last Letter (Anti-)

Ay Tutulması: Zahiri Devinim Bölüm (225) – Saydamlaşan Görüşler Zahiri Bir Devinimi Harekete Geçiriyor. Tek tek teğelleyerek...

>>>>>Bildirgeç
Ortaya konan görüntü ve buna bağlantılı olarak seçim ve seçeneklerin giderek daha azaldığı bir Dünya tasvirinin ortasını, hem de tam merkezini kapsayan bir konuya değinmek istiyoruz. Birleştirilmek yerine parçalarını bir daha toparlayamamak üzere bilinçli bir şekilde dağıtmaya en hafif deyimiyle telef etmeye ısrar ettiğimiz bir konuya. Her birimiz için farklı bir tezahürü ortaya çıkartıyor olsa da, bütünlüğüne ve ana resime odaklandığımızda geleceğimizi de şekil ve şemal olarak ortaya çıkartan, yerkürede işgal ettiğimiz sürecimizin en hafifiyle güncemizin eksiksiz gelişimini sağ ve salim sağlayan bir unsur değinmek istediğimiz, belki bir kaç kelam ve tümcenin desteğiyle beraber. Hasıl olan gelişmişlik seyrüsferi içerisinde nicedir adı anılsa da salt bir kavram olmaktan öteye, ileriye “gerçek” olarak çıkartılamayan, getirileri üzerinde konuşulmayan bir değer olan “barış” güncemizin bu haftalık konusu. İçeriğinde eklemlenen her bir ayrıntısı ile aslında nerelerde takılı kalmaya devam ettiğimiz bir şekilde irdelemekten, ısrarla görmezden gelmeye devam ettiğimiz, üzerimizde eğrelti duran bir giysi haline aldığını “metafor” olarak sunabileceğimiz bir kavramsal “barış”. Ortak çıkarımların bütünleştiriciliği yerine bireysel çıkarsamların daha fazla fişeklendiği ahir zaman güncesinde, şimdi daha fazla gözümüz kulağımız gibi üzerinde titrememiz, ön planda tutmamız gerekli olan “barış”.

Tasvirlerin ağrılıklı olarak acı hatıraları çağrıştırdığı bir yerküre içerisinde, belki de olumlu yönlerimizi derleyip toparlayan bir arabirimi temsil ediyor “barış”. İlerimizi görebilmek için, ilerleyebilmek için, fark edip de müdahil olduklarımızın peşinde daha ısrarlı durabilmemiz için, yenilir yutulur cinslere indirgenemeyecek kadar bıçağın sipsivri haliyle benzeşen içinizi karartan, gönülleri yaralayan sorunların çözümlenebilmesi için elzem olan bir takviye “barış”ı daha anlamlandırılabilir kılıyor. Birbiri ardına ilerleyen güncenin ayrıntılarını irdelediğimizde kimi zaman kulaklarımıza da çalınan, bir hayalim var imgelemini de çağrıştırıyor. Yönelip de, eskisinden de kat be kat daha geriye doğru düştüğümüz şimdinin düşününde, yaşamsallığında hep bir arka planda tutmaya çalıştıklarımıza aynayı tutmakta, “barış”. Sözlüklerin bizlere bahş ettiği manalarına dem vurmak değil burada amacımız. Açmazlarımızın iyiden iyiye çevremizi dört bir koldan sarmaladığı günümüzde biraz daha geniş bakabilmeye, hemen alevlenip çok kısa süreler sonunda tüm o dediklerimizden pişman olmamızın önüne geçebilmemiz için bir fırsat alt okumasının üzerinde durmak istiyoruz. Ahalinin de kabul ettiği, bir şekilde artık üzerine çok da kafa yormadığımız, eski zamanlardaki “sulh”un sağlanabilirliği üzerine kafa yormak asıl derdimiz. Çünkü geçtiğimiz Cumartesi akşamı yaşananlar, bir topun peşi sıra 90 dakikalık salt bir mücadeleden ibaret değildi. Yaşanmışlıklar kadar iliklerimize sinmiş olan bir ortaklığın, umarız bu sefer biraz daha uzun sürecektir hatırlanması ve üzerine eğinilmesi, gündem deyip durduğumuz geçişler seremonisi içerisinde hatrı sayılır bir biçimde zamanı yavaşlatmayı da başaracak bir ayrıntı bütünlüğünü beraberinde getiren bir deneyim olarak gerçekleşti.

Sizler ve onlar, ikilemler ve endişelerin, sadece küçük porsiyonlar halinde ısrarla kafalarına kodlanmış halleriyle düşmanlık besleyenlerin de fark edebileceği üzere (kesin olmamakla birlikte hala bir ümit) bir şeylerin “barışa” bir şans daha sağlayabilmenin zemin yoklamasıydı. Karşılıklı olarak birbirlerimize yaşattığımız sıkıntıların, aslında ve sadece kendi halinde yaşayan normal insanları etkilediğini bir kere daha gözlemleyebilme şansıydı. Mümkünlük mertebesinde derece derece. İçtenlik ile bazı şeyleri değiştirmek istediğinizde hala bazı şeyleri rayına oturtabilmek için elimizde imkanların olduğunun da canlı göstergesiydi. Alt etmemiz gereken nice problemler olmasına karşın fikir teatrisine bir oturup, iki dem, üç cümle eyleme döktüğümüz, konuştuğumuzda insanlığımızın ne kadar yakınında durduğumuza dair alametler karşılaşmasıydı. Olması gerektiği kadar naif bir biçimde, algıda tüm seçkiciliği ortaya apaçık bir biçimde seren detaylar ile dolu dolu.Gündelik yaşamın belki de en çok üzerinde durulması gerekli olan politik sıvamalardan, anlık tahlillerden arındırılmış, birebir ve doğrudan ilişkinin başlangıç noktası olarak imgelemek de bu karşılaşmayı biraz daha manidar kılıyor. Öyle ya, kimsenin kimseye edemeyeceği kötülükleri birbirimize etmekten başka şu yerkürede ne gibi faydalarınız olmuş ki? diye soracak ileriki nesillerimiz için, denemekten yılmadığımızı da gösterebilmemiz için, ve tarihe bir şerh daha atabilmemizi sağlayan bir gelişmeydi, Cumartesi gecesi hasıl olan. Çatısı altında bulunduğumuz diyarları biraz daha “barış”ın saflarına dahil edebilmek için bir başlangıç, bir deney. Ezcümle, insan olmanın zaruri gerekliklerinden birisi olan “empati” kavramının can bulmasıydı. Beyhude çabalar ile kaybedilecek zamanlarımızın çok da fazla kalmadığının ispatı. Son söz “Şu anda yarının artık bugün olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Çok geç kalmış olmak diye bir şey vardır. Sayısız uygarlığın beyazlamış kemikleri üzerinde şu acıklı sözcükler yazılı: Çok geç. Eyleme geçmezsek, merhameti olamadan güce, ahlaklı olamadan kudrete, kavrayışı olamadan kuvvete sahip olanlar için ayrılmış zaman koridorlarına sürüklenecegimiz kesin." - Martin Luther King

Deneysel izleğin yazınsal olduğu kadar işitsel çıkarsamalarına dair örneklemlerinden beslenen bir yapıyı oluşturmaya gayret eden Deuss Ex Machina’nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak sizlerle buluşan Ay Tutulması bölümünde de çoğaltımlarımıza yenilerini ekleyebilme imkanına sahip olduk. Proodos güncesinden tanıdığımız Sühan Gürer’in geçtiğimiz Ağustos ayının müzikal gündeminden de kesitleri sunduğu, eleştirilerinden beslenen saatlik bir seçkiyi sizlerle paylaştık. Markus Detmer’in kurucusu olduğu avangard deneysel müzik müştemilatı; Staubgold etiketinden yayınlanan Heaven And’in Sweeter As The Years Roll By albümünden Alexander Hacke’nin vokallerde konuk olduğu art-rock “Scarlet Woman” parçası ile saydam bir art rock parçasını sizlere sunduk. Proodos güncesinin önemli bölümlerinden birisini oluşturan “Myspace Keşifleri” dizininin Ağustos ayı konuğu olan Hırvatistan’lı Ketz’in debut kaydı “Walkthrough” albümü ile sözlerinde kendini geliştirmek isteyen, bu minvalde örnek aldığı isimler arasında da U2, Leonard Cohen, Bob Dylan gibi ana akımı dize getirmeyi başarmış ikonların yollarını takip eden çalışmasından bir kesiti sizlere sunduk. Bir dönemsel kayıt olarak, müziği farklı boyutlarıyla takip etmek isteyen dinleyiciler için önemli bir kayıt olarak değerlendirebileceğimiz “What Does It All Mean 1983-2006 Retrospective” albümü ile Steve Stein aka Steinski’yi de Ay Tutulmasında sunmaya çalıştık. Modern dans müziğinden, eklektik ses kesitleri ile bugün farklı yönlerine de uzandığımız hip-hop’un, breakbeat’in hemen tüm kayıtlarına da ilham uyandıracak kadar çeşitlemelerden beslenen, cut & paste tekniğinin bu nadir işlerinden birisi olan çalışmadan, “Jazz” parçası sözlerimizden daha fazlasını sizlere sunacaktır. Programımızın finalinde ise yıllardır istikrarlı bir şekilde seslerini duyurmaya devam eden, deyim uygunsa ortalığı yıkıp geçen sahne performansları ile ortalığı şenlendiren, politik öfkeyi, öteki olmanın türlü çeşit yönelişimlerine dair aksaklıkları paydaş, paylaştıran Asian Dub Foundation’ın “Punkara” albümüne kulak kabarttık. Sözü One Day As A Lion projesi ile geri dönüş gerçekleştiren Zach De La Rocha’nın “The Mars Volta” eskisi Jon Theodore ile kurguladıkları gerçek dünya şarkısı “Last Letter” ile finale bağladık. Sizlerle bidirgeçimiz vasıtasıyla paylaşmakta olduğumuz haftalık albüm seçkimiz dizininde Doksanlı yılların sonundan bu yana faaliyetlerine devam eden Avustralya’lı grup Pivot’u henüz dumanı üzerinde tüten ilk uluslararası kayıtları olan “O Soundtrack My Heart” vasıtasıyla sizlerle paylaşıyoruz. İyi Dinlenceler.Deneyselliğin son derece rafine zevklere sahip olan elit dinleyiciler için olduğu sanrısı uzun zamandır, müziğin bu farklı yönlerini keşfetmek isteyenler için önemli bir handikapı işaret etmekteydi. Farklı temas noktalarından beslenen ve genel kabul görmüş olan müzikal izlerden çok daha detaylı bir çalışma prensibiyle ortaya konan bu tarz müzikal yapıtları dinleyebilmek için belirli şartlara haiz olunması gerekliliği gibi bir kural-kaide yazınsalının varlığından söz edilegelirdi. Her hangi bir müzikal disiplinde kendine yol açmaya çalışan Deneysel müzikler söz konusu olduğunda. Caz müziğin sabit hatlarını manipüle edilmiş ses kesitleri ile doğal hallerinden ırayan, endüstriyellik aşılaması ile kentsel seslerin de duyumlanmasına olanak sağlayan ekipler arasında hatırı sayılır bir dinleyici kitlesiyle buluşmuş olan “Triosk” grubundan davulcu Laurence Park ile kardeş gitarist Richard Park’ın ekipdaşları olan klavyeci Adrian Klumpes, yerel sanatçılar basist Neal Sutherland ve “turntablist” Dave Bowman’ı da dahil etmeleriyle şekillenmeye başlayan bir proje “Pivot”. Biraz da ana akım medyasının üzerinde eğilmesini “grunge”dan sonra bu “x kuşağı” kendini ne dinleyerek hizaya çekiyor sualine yanıt veren bir müzikal disiplin olarak kısaca anlaşılabilir kılınabilecek “post rock” sularında seyreden bir modifiye, gezici bir enstrümantal yolculuk müziklerinin de ekibin ilk kayıtları olan “Make Me Love You” (SRP039-Sensory Projects) ile dinleyicilerle buluşur. Burada belirtmekte fayda var, yıkımdan sıfıra inmeden var olunmayacağına kani olunan grunge akımının aksine (hala gönlümüzde engin bir yer kaplamaktadır) post-rock’da sesler birer anlatıcı olarak konumlandırılır. Enstrümantal dehlizler ile birbilerine bağlantılanan her bir şarkı ile münnecim olmadıkça kani olunamayacak kadar derinleşen, aslında problemlerin çokluğunu bariz bir şekilde farkına varabilmemiz için, kendi imgelerimiz ile doğrularımızı bulabilmemiz için farklı bir yapılandırmayı taşıdığının da altını çizmeliyiz.

Avustralya içerisinde hatrı sayılır bir başarı sağlayacak kadar üzerine yazılar yazılmış, ilgiyi toplamış debut kayıtta da Pivot bizahati bu eklektik yapıyı, soru ve sorun yumağına dair açılımları anlaşılabilir kılmak için gerçekleştirilmiş ortak deneyselliğin bir tezahürünü oluştururlar. Yaylıların daha çok Kuzey Avrupa gruplarından deneyimlediğimiz duygusal yönelişimlerinden beslenerek türetilen, serbest stil caz ile harmanına mesken eden Artificial Horizon, birazdan değineceğimiz “O Soundtrack Of My Heart”ın da öncülü olarak kısaca betimleyebileceğimiz akustik ile elektroniğin hemhal olduğu “Incidental Blackcloth”, belirli bir sayıklamanın kendi içerisinde dönüşmesine şahitlik eden, döngüler ile kotarılan, boşluğun son derece kıvrak bir davul partisyonu ile krautrock sınırlarına taşındığı “I May Be Gone Some Time” ile Triosk’dan aşina olunan müzikal yapılarının ileriki kademelerine de bir geçiş imkanı sağlarlar. Albümün finalinde kendine yer bulan, Four Tet, Caribou gibi müziğin melodik kurgularında dolaşan, akıllı dans müziği formundan hareketle kotarılan “”Helps None But Hurts None” gibi klasikleşmeye meyilli parçaları ile anlaşılabilir insani endişeleri de paylaşan, nihayetinde çok deneyimli olunmasına karşın bazı durumlarda kendini tekrar etmekten, insani kusurlarını da göstermekten kaçınmayan bir başlangıç kaydı gerçekleştirilir. Birbirini takip eden bir sürecin meyvesi olarak da addedebilecğeimiz “debut” kaydın ardından da grubun müzikal kimliğinin oturma sürecine dair çeşitli tasarılar ve değişkenlikler yaşanır içten içe. Şubat ayı sonlarında Warp Records’un Myspace sayfalarından ekip ile uzunca bir süreli kontrat ve albüm anlaşması imzalanması duyurusu sürecine kadar geçen sürede, Pike kardeşlerin haricinde bulunan üyeler Laptop sanatçısı Dave Miller ile bayrak değişiminde gruptan ayrılırlar. Dave Miller ile Laurence Pike’ın “Roam The Hello Clouds” projelerinin de tanışık olduklarını kısa bir dip not olarak iletebiliriz. Grubun bildiğinden emin olduğu müzikal yansılarla korunaklı sularından, hemen hemen her üyenin farklı bir tavrın yakalanmasına olanak sağlayan çeşitliliğin de bir süre sonra karmaşanın tam ortasına düşürmesi midir neden bilinmez ama, Pivot’da yaşanan bu değişimin ardından oluşan müzikal izlek değişikliği pek çok eski dinleyicisi için de değişim ve deneysellik ile bir sınavlarının da olduğunun habercisi olacaktır.Ağustos ayı ortalarında yayınlanan “O Soundtrack My Heart” da bu minvalde deneysellik ile imtihan etmesi gerekenlerce yakınen mercek altına alınması gerekecek kadar ustaca türeyen seslerden mükellef bir izleği ortaya çıkartıyor. İlham edindikleri ve bunu her fırsatta dile getirdikleri Jean Michael Jarre’ın Oxygene, Les Chants Magnétiques’in kapaklarında kendine yer bulan “Dünya” figüründen, sanatçının new-age disiplinine kattığı orkestral yansılara, bir başka vazgeçilmez grubumuz olarak her fırsatta değinmeye çalıştığımız Autechre gibi soğuk metalik duvarları döven, giderek sertleşen, iznasız ve nedensiz infazlara girişen insalığımıza dair çıkarsamalarda bulunan endüstriyel-tekno kuşaklarına, yıllardır yerlerine pek az grubun müziklerindeki coşkunluk ile yaklaşmaya çalıştığı post punk topluluğu Talking Heads gibi gruplara sırtını dayayan, onların müziklerinden beslenerek farklı deneyimlere girişen bir kolaj kulaklarımıza çalınıyor. Bariz kurallara sığınarak kasti faüllere girişmeden de oyunun sonuna kadar sizleri kendisine bağlayacak kadar çoklu segmentli bir deneyim vaadinin dinleyicilere ulaştırdıkları ise afaki bir gerçek. Statik bir elektronika döngüsünün manipüle edilmesiyle kotarıldığı, güz’ün kasvetli yönünü kısacık süresi dahilinde paydalayan “October” ile albüm açılıyor. 18 Mayıs tarihinde albümün de tanıtım görevini üstlenen ilk kayıt olarak yayınlanan “In The Blood” ile kaydın derinlerine doğru serüvenimiz başlıyor. Gitar ritmlerinin ilk bir kaç dakika boyunca kendini gösterdiği, buzlu bir camın arından birikmiş müzikçilerin de ani bir kararla müdahalede bulundukları izlenimi uyandıran, sonlarına doğru atonal gitar pasajına kendini teslim eden ve yoğunlaştıkça güzelleşen parça ile müzikte hissiyat kavramının ne demek olduğunu irdelemek isteyenler için önemli bir fırsatı oluşturuyor. Jean Michael Jarre’ın müziğine yaklaştıkları anları da betimleyen albümle aynı adlı “O Soundtrack My Heart” parçası değişkenliğin en olumlu yansılarından birisini oluşturmakta. Ötelenen her bir sesin bir kimlik kazandırılmasına çalışıldığı, süresi ilerledikçe “öfke”yi de son derece ustaca kotaran manevralar ile geçtiğimiz sene içerisinde “Battles” ekibinin açtığı yolu devam ettirecek bir gruba daha kavuştuğumuzun ispatı gerçekleşiyor. Warp gruplarıyla devam edelim; Harmonic 313 aka Mark Pritchard’ın Detroit teknosu ile hip-hop’u birbirine harman ettiği sonik deneyi içerisinde duyumsadığımız elektronik bağlaçlarla aynı formdan ilerleyen “Fool In Rain” dene ilerle kotar üçlemesinde, naif bir başarıyı simgeliyor. Yağmur metaforunun dijitalize seslere devr edildiği, Jarre, Vangelis gibi yıllar önce bu ortaya attıkları müzikal yoğunluğun günümüz Dünyasına taşıyan bir kurgu bu parçada hasıl olmakta.İlk albümlerinin atmosferini oluşturan müziğe de en çok yaklaştıkları “Sweet Memory”de caz saflığı ile elektronika’nın kesişimine dair öznel bir çıkarım gerçekleştiriyor. Partisyonlarda kendine yer bulan ağırlaştırılmış, ağıtlaştırılmış havanın yanı sıra, hep bir umudu da taşımak, düşünmek zorunda olduğumuzu da ileten bir büyü “Sweet Memory”. Ortaya karışık olarak her yeni çıkan parçada “en punk benim” kimliğine sahip olmayı zavallı bir moda deyişine dönüşütüren andaval yeni yetme elektrock pespayeliklerine de usturuplu bir ağızınızı toplayın yanıtı olan “Didn’t I Furious” ile hedefi tam onikiden vuruyorlar. Endüstriyel kesitler ile punk damarının gösterişten uzak, olduğu gibi hallerine dair önemli bir veriyi paylaşmakta parça aynı zamanda. Bu tavrı paylaşan “Nothing Hurts Machine” parçasıyla da muhalifliğin Pivot ekibinde de tıpkı diğer Warp Records sanatçılarında da olduğu gibi ön tanımlı olarak yer aldığının ispatını gerçekleştiriyorlar. Sesler değişkenlik gösteriyor olsa da referans olarak add ettikleri isimlerin izlerini, iyi gözlemlerle kendi ses erimlerine birleştirdikleri bir tümleme kulaklarımıza çalınıyor. Rock gitarının elektronika içerisinde nasıl kurgulanabilir endişesini yersiz kılacak kadar da kendilerinden emin bir tasvir ortaya çıkıyor. Albümün finalinde ise melodramatik tasviriyle dinginleşen elektroakustik “My Heart Like Marching Band” ile ufuk çizgisinde bir yokoluş vuku buluyor. Sıfatların ve söyleneceklerin dinleyicinin kendisince de çoğaltılabilecek kadar derinleşen bir yapılandırma, bir müzik Pivot’un albümünden yayılıyor. Kesin hatlarla ayrıştırmak yerine, bir seans ortasında kaydedile kaydedile ilerleyen müzikal günceyi tanımlıyor velhasıl kelam. Tıpkı olağan yaşantılarımızdaki inişler ve çıkışlar gibi, açıkça kartlarını saklamadan, hizaya çekmek için fırsat kollamadan, emir yağdırmadan......

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Pivot Official
Pivot O Download My Heart
Pivot At Myspace
Pivot O Soundtrack My Heart At Bleep
Pivot In The Blood Video At Dailymotion
Pivot O Soundtrack My Heart Review At Cyclic Defrost
Heaven And At Staubgold
Heaven And At Myspace
Opeth Official
Opeth At Myspace
Ketz At Myspace
Ketz Official Album Download
Stanton Moore Official
Stanton Moore At Myspace
Steinski Official
Steinski At Myspace
Steinski Review At Pitchforkmedia
Heartthrob At m_nus
Heartthrob At Myspace
Asian Dub Foundation Official
Asian Dub Foundation At Myspace
One Day As A Lion Official
One Day As A Lion At Myspace
Not. Parça dizininde yer alan bağlantılardan Proodos'da yayınlanmış olan incelemelere ulaşabilirsiniz.

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com - Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Shut Me Out By Haydnseek Bill Ohl
© Haydnseek Bill Ohl
Pivot Photos Courtesy From
Warp At RCRDLBL Site
Makinations Page At Flickr

>>>>>Poemé
Varış - Nicolas Guillen

Buradayız işte!
Söz bize ıslak ulaşır ormanlardan,
ve canlı bir güneş yükselir damarlarımızda.
Yumruğumuz güçlüdür,
güçlü kavrar kürekleri.

Yayılıcı palmiyeler uyumakta gözün derinliklerinde.
Katıksız bir altın damla gibi, çığlığımız bizden uzaklaşmakta.

Ayağımız,
sert ve kocaman,
ezer ıssız yollardaki
sıralarımıza dar gelen yollardaki tozu.
Suların kaynadığı yerleri biliriz,
ve severiz suları kanolarımızı ittirdikleri için kırmızı gökler altında.

Şarkımız sade
bizim şarkımız
ruhun derisi altındaki pazuya benzer.

Sabaha sisi biz getiririz,
ve geceye ateşi,
ve bıçağı, ayın sert bir parçası gibi,
barbar derilere lâyık olanı;
bataklıktaki timsahları biz getiririz
özlemlerimizi boşaltan yayı,
tropiğin belini
ve berrak aklı biz getiririz.

Ah, yoldaşlar, buradayız işte!
Kent bekler yaban arılarının
bal petekleri kadar narin saraylarıyla;
caddeleri kuru, dağlarda yağmur yağmadığında ırmaklar nasıl kurursa,
ve evleri gözlerini diker bize korkulu pencereleriyle.

Eskil insanlar süt ve bal verecek bize
ve yeşil yapraklarla taçlandıracaklar bizleri.

Ah, yoldaşlar,buradayız işte!
Güneşin altında
terli derimiz yenilenlerin ıslak yüzlerini yansıtacak,
ve gece boyunca, yalımlarımızın ucunda yanarken yıldızlar,
kahkahamız ırmaklara ve kuşlara uyanacak.

Çeviri : Ali Cengizkan

2 comments:

Fleur de lys said...

süper bilgiler,çok teşekkürler ve tebrikler ! :)

Deuss Ex Machina said...

@fleur de lys
ben tesekkur ederim, vakit ayirip yaziyi okudugunuz icin, desteginiz icin de...
`pivot´ bana gore bu senenin kazananlari hanesinde yer alacak ekiplerden. gerek uretimleri, gerek duruslariyla beraber. ne guzel ki, pivot bir hayran daha kazanmis...