Friday, September 19, 2008

Deuss Ex Machina # 226 - Comprensione Di Saggezza Di Conoscenza

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_226_--_Comprensione Di Saggezza Di Conoscenza

15 Eylül 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Koushik-Out My Window (Stones Throw Records)

>1<-Koushik-See You (Stones Throw Records)
>2<-Koushik-Be With (Stones Throw Records)
>3<-Why?-These Few Presidents (Anticon)
>4<-Why?-Simeon’s Dilemma (Anticon)
>5<-Fujiya & Miyagi-Hunderds & Thousands (Full Time Hobby)
>6<-Fujiya & Miyagi-Dishwasher (Full Time Hobby)
>7<-Shingo Suzuki-Insider Your Love (Origami Productions)
>8<-Shingo Suzuki-Shayo (Feat. OL’K) (Origami Productions)
>9<-Infinite Livez vs. Stade-Man Machine (Big Dada Recordings)
>10<-Ben Mono Feat. Jemeni-Jesus Was A B-Boy (Marlow Co-Remix With Comixxx) (Compost Records)
>11<-Saul Williams-The Ritual (Fader Label)
>12<-Saul Williams-Sunday Bloody Sunday (Fader Label)

Comprensione Di Saggezza Di Conoscenza Bölüm (226) – Anlaşılabilir Kaygıların Çevirdiği Dolaplardan Şüphe Duyan Zihin Herkesin Fişini Çekmeye Davet Ediyor.

>>>>>Bildirgeç
Aynanın buğulu camına akseden suretindeki değişimleri, farklılaşmayı çözmeye gayret ediyordu. İlk elden simasını değiştiren, yaşanmışlıkların taş beyazı kestirttiği saçlarına odaklanmıştı. Kırlaşmanın artık son evrelerinde, pamuk tarlası misali kafasını kaplayan , tıpkı herhangi bir karikatürde kendisine yer bulan konuşma balonu misali öbekleşen, bakımını da aksattıkça, daha da gürleşmiş olan saçlarına göz atıyordu. Yüzünde artık orta yaşların tam da ortasında olduğunu belirten yaşam çizgileri, kırışan karışan halet-i ruhiye'nin eşlikçisi kırışıklıklarda bu tablo içerisinde kendisine yer buluyordu. Mâziye uzanan bir düş görü içerisinde kendi hayalleri peşinde koşmasının üzerinden ne kadar çok zaman geçtiğini hesaplamaya çalışıyordu. Kendine dert edindiği, aslında ortaklaşa bireylerin tümünü ilgilendiren bir dönüşüm çalışmasının temellerini atmaya çalıştıkları günlerde ne kadar da genç olduğu hatırına düştü. Bireysellikten çok daha fazlası için, toplumsal gelişebilirliğin biraz daha kolaylaşabilmesi için, yaşamanın istemsizce baskı ve yönlendirmelere ihtiyaç duyulmadan özgün yol/çizgisini bulması konularında halkın esas “söz sahibi” olması gerektiği konusundaki dirayeti tartışıp, uygulanabilirliği için türlü çeşit yöntemleri tartıp durduğu zamandan ne kadar uzaktaydı. Ne kadar ıraktaydı. Üzerinden uzunca bir zaman geçtiği ise kesindi. Tıpkı yıllanmışlığın beraberinde görsel bir tarihi de oluşturmasına olanak sağladığı, değişimleri ve hayal kırıklarını, şenliklerin ardından kopan fırtınaları, biçarelik içerisine mahkum edildikleri o karar anlarının acısı, soğukluğunu zihnine işleyen makineye, gözlerine odaklandı. Neler görüp, neler geçirip ders alması gerektiği konusunda uslanmayan bir yaramaz çocuğun gözlerindeki ateşi, çoktan zâyi etmiş bir çift hayat teşrifçisi, eşlikçisi gözler. Tükenmiş olan sadece feriydi gözlerinin, duraksamasını ve kendini incelemeyi bir kenara bırakıp hayatın şimdi içine dalma vaktiydi. Yeniden ve yılmadan.

Üzerine düşmekten, fikir yürütmekten, teammüllerin baskınlığına karşın biat etmekten imtina etmediğimiz, tıpkı kısacık türetmemizde olduğu gibi zaman hızlıca ilerliyor olsa da içimizde bir yerleri kaplayan bir olguya değinmek istiyoruz. Yaşlandıkça fark etme ivmemiz azalacağına, giderek ağırlaşan, teyakkuzda olduğumuz her an karşımıza yeni ve yeniden çıkabileceğini düşünmekten alıkoyamadığımız bir olgu. Anlatımların harci- alem dinleyiciler için çok da öngörülebilir bir anlamı barındırmıyor görünse de, anlama ve düşünme evresinde kulaklarımızı tıkmaya devam ediyor olduğumuzdan fazla değil bir kaç dakikalığına üç maymunluktan sıyrıldığımızda, anlamların günümüze de uygun yansılarını keşfedebileceğimiz bir olgu. Yıllar birbirini hızlıca kovalıyor görünse de ve üzerinden yaklaşık olarak 28 sene geçmiş olmasına karşın toplumsal gelişmişliğimizin nerelerine ket vurulduğu, hangi canları yaktığına tanık olabileceğiniz, hangi fikirlerin hala tabu halinde dolaştığına tanıklık edebileceğiniz bir olgu. Darbe kelimesinin sözlük anlamında karşımıza çıkan yıkımdan çok daha fazlasını betimleyen bir türetme. Hasıl olduğu şafak vaktinden bu yana bir kendini gösterip, birden kayıplardaki gri bir gölge edasıyla görünmez kılındığı ama bir yandan da tavırlarının devam ettirildiği bir sürecin tanımı. Olduğumuzdan belki çok daha ilerisine ulaşabileceğimiz bir muasır medeniyet çizgisinden nasıl alaşağı edildiğimizin, dahası geleceğimizin de ipotek altına alındığına dair tüm başlangıçları gözlemleyebileceğimiz bir sürecin tanımı. Halk’ın kendi kendini yönetmesi olarak kısaltabileceğimiz “demokrasi” nin çanına ot tıkama eyleminin baş ismi olarak da aksettirebileceğimiz bir olgunun merkezini işaretcisi “darbe”. Mustafa Kemal Atatürk’ün önemli deyişlerinden birisi ve açıldığı ilk günden bu yana da meclis çatısı altında, duyurulan, anılan bir tümce bütünü olan “Egemenlik Kayıtsız ve Şartsız Milletindir.” vecizinin herşeyi afaki bir biçimde ilan etmesine karşın, ladesin çekincesiz bir şekilde birilerince çekilmesinin figürü olan “darbe” burada bahsetmek istediğimiz.

Şekilciliğin giderek önem kazandığı, içi iyice boşaltılan bir gelişmişlik yanılsaması ile sarılıp sarmalandığımız güncemizde, sorunların temel çıkış noktalarını da işaret ediyor bugünden 28 yıl önce gerçekleştirilen “darbe”. Kağıt üzerinde anlaşılır kılınsa da insan hakları konusunda endişelerden dem vurmanın da, bir öğünde aynı yemeği paylaşıyor olsanız da, aynı aşa ekmek doğradığınız insanlardan ayrı olduğunuzun belirli belirsiz sürelerde hatırlatılmasına yol veren alt kimlik-üst kimlik tartışmaları da, biteviye bir kurguyu barındıran dizilerin bitmeyen reklam kuşakları gibi sürekli güncellenen, içine ilaveten yeni korkularla desteklenerek revize edildiği mahalle baskısı kavramının da ve en önemlisi düşüncelerini açık, seçik ifade edebilmenin bile belirli kaidelerle sadece sınırlı bir zümreye ait olduğu sanrısının altının bir kere daha çizilmesi bile bu endişe verici sürecin bir şekilde yaşatılmaya devam edildiğini gösteriyor netekim. Bu satırlar dahilinde paylaşmaya çalıştığımız tümcelerde olduğu gibi örülen her yeni duvarın bir diğerini tetiklediği bir ülkede anlaşılabilir bir açıklamaya dahil ulaşamıyor olmamız da 28 yıl sonrasında hala mı korku egemen tüm benliğimize sorusunu zihinlere düşürüyor , teker teker ? Son söz Türk Mühendis ve Mimarlar Odası Birliğinin “TMMOB 12 Eylül’ü Yargılamaktadır” duyurusundan alıntıladığımız, altına imzamızı eklediğimiz sözlerle gerçekleştirelim. “Demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Anayasa hayata geçirilmedikçe, sosyal hukuk devleti egemen kılınmadıkça, ekonomi ve dış politika ülke ve halkın çıkarları yerine belli çevrelerin güdümünden çıkartılmadıkça, 12 Eylül Anayasası ile gasp edilen grevli, toplu sözleşmeli sendikalaşma hakkı bütün çalışanlara yeniden tanınmadıkça ve cuntacılar yargılanmadığı sürece 12 Eylül'ün yarattığı tahribatları aşmak mümkün olmayacaktır.TMMOB, 12 Eylül ile başlayan Türkiye'nin kapitalist küreselleşmeye eklemlenme sürecinde "Bir başka Türkiye, Bir başka dünya"nın mümkün olduğunu bilmekte ve mücadelesini bu yönde sürdürmektedir.”

Bütünleştirildiğinde oluşan geniş resmin farkında olmaya çaba sarf eden Deuss Ex Machina’nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı, dinleyenlerin de şahit olduğu üzere teknik aksamalara rağmen finaline ulaşmayı başardığımız program dizini içerisinde bu türetimlerle de birebir olmasa da düşüncede örtüşecek, birleşecek dile getirdikleri ile düşündüklerimizi de tamamlayan müzikçilerden bir kolaj ortaya çıkartmaya çalıştık. Anticon etiketinin medarı iftiharlarından “Why?” ekibinin sınırlı sayıda basılan canlı kaydından “These Few Presidents” ve içeriği ile başucu kayıtlarımızdan birisi olan “Simon’s Dilemma”parçalarını paylaştık. Steve Lewis ve David Best’den müteşekkil elektro-pop’un varolması gerektiği iklimlerin şartlarını paylaştıkları projeleri olan Fujiya & Miyagi’nin üçüncü stüdyo kayıtları olan “Lightbulbs”a uzandık. Harareti artan bir Notwist soundunda cereyan eden elektrik akımından beslenen, lo-fi “Hunderds And Thousands” ve Pitchfork Media sitesindeki kritikte de değinildiği üzre çağdaş Serge Gainsbourg yorumlaması olarak etiketlenen “Dishwasher” ile ikilinin usatlaşan yorumlarına kulak kabarttık. Bu senenin sürpriz dinlenceliklerinden birisi olan, Japon sanatçı/dj Shingo Suzuki’nin debut kaydı olan “The Abstract Truth”a yollandık. Batı kurugusuna yakın duran ritmik altyapılar üzerinde Japonca vokaller ile oluşturulan deneysel bakışımlara meraklı dinleyicilerimiz için küçük bir tadımlığı sunduk. Deuss Ex Machina’nın finalinde ise geçtiğimiz sene içerisinde dijital olarak yayınlanan, bu yıl içerisinde de nihayet “hard cover” olarak arşivimize ekleyebildiğimiz çalışması “The Inevitable Rise And Liberation Of Niggy Tardust”la çağdaş ozanların hakikatlileri arasında açık ara öncül olan Saul Williams’ı konuk ettik. Endüstriyel üretim cevheri Trent Reznor ile ortaklaşa gerçekleştirilen ve her birinin bir diğerinde aşılmaz olarak gördükleri müzikal duvarların tamamen serbest stil olarak çalşılması neticesinde daha kolay bir biçimde kotarılmasına / aşılmasına olanak sağlanan çalışmadan, U2’nun en iyi olduğu zamanlarda paylaştığı, dinlenceliğin sadece kurgudan ibaret olmadığının yanıtı “Sunday Bloody Sunday” parçasıyla nihayetlendirdik seçkiyi. Haftalık albüm önerimiz olarak da sizlere, geliştirdiği ses erimi ile yıllanmış müziklerden ilham alıp günümüze dair müzikal hikayeler ortaya çıkartmaya çalışan Ontario, Kanada’lı Koushik Ghosh’u ilk stüdyo kaydı “Out My Window”un yayın arifesinde sizlerle paylaşıyoruz. Birbirine benzeşip neredeyse aynı tornadan üretilmiş bir örnek stereotiplerle, görsellik ile ses arasında uyumsuzlaşan “karizmatik zengin” klişesine takılı kalıp, sokağın sesi olmaktan uzaklaşan, toplumsallıktan yüksek sosyeteliğe terfinin farklı bir yönü içinde turnusol kağıdı halini alan hip-hop’un orjinalliğindeki yaratıcılığa sadık kalarak, gerçek biriktirmelerle örülen bir müziğin mihmandarı “Koushik”. 60'lı yılların popüler müziğini de referans olarak aldığı ise hemen hemen tüm eleştirilerde karşımıza çıkartılan ilk çözümleme. Popüler müziğin en nahif zamanları, aynı zamanda da en üretken olunan, dönemsel bir kurgu yığınından ziyade ikibinlerin ortasında hala tüketilen, üzerine fikir teatrileri gerçekleştirilen “mihenk taşı” yıllarından beslenmek çok da yanlış bir tercih olmasa gerek. Koushik'in 14 yaşında, abisine özenerek adım attığı DJ'liğin de çatısını oluşturduğu müziğin, alt yapısında gerekli olan ses yığınlarına dair yeterli verileri elde etmesini sağladığını ise kendisi sık sık röportajlarında belirtmekte, kurduğu kısacık cümlelerde: “Dinlediğim parçalarda, kendi tınılarıma ekleyebileceğim neler olabilir tasasına takılı kalan bir dinleyiciyim. Çiğ Disko, 80'lerin Soul müziği, Fransız Folk müziği gibi değişken hatları takip ediyorum. 60'ların da müziğiyle ilgili olduğum da bir gerçek. Prince Paul, Beach Boys, Sly Stone, My Bloody Valentine, Funkadelic, Marley Marl, George Harrison ve şimdilerde “Kanye West” gibi isimlerden ilham alıyorum. Bu tarz bir dinlenceliğin yanında da neredeyse takıntılı bir biçimde Madlib, Jay Dilla ve Doom'un müziklerini evirip çevirip kesintisiz dinliyorum. Bütün bunlar ile nasıl bir yol tutturabildiğim ise gri bir alan. Kesinlikle.” Belirli bir modellemeden uzakta, salt müzik dinlemeye / keşfetmeye hevesli bir takipçinin ulaşabileceği en iyi damıtımı ise “Text Recors” etiketinden, kurucusu Four Tet'in de desteğiyle yayınladığı ilk kısa çaları olan “Battle Times” ile çözümleme yoluna gider. Taslaklar ve dinlenenlerin harmanı ortaya çıkartılacaktır, Koushik tarafından.

Kendi kendine oluşturduğu, neredeyse kısıtlı bir düzenekten kotardığı kayıt bütünü aynı zamanda da Koushik'e “Stones Throw Recordings”in de kapısını aralatacaktır. İflah olmaz bir altmışlı yıllar folkunun fanatiği olan Peanut Butter Wolf'un Madlib ile ortaklaşa bir konser için geldikleri Kanada'da gerçekleştirilen tanışıklığın ardından ise “One In A Day” ve “Be With” kısa çalarları birbirini takip eden günlerde peşi sıra yayınlanacaktır. Tüm bu kayıtların derli toplu olarak bütünlendiği toplama albüm ise 2005 yılında dinleyicilerle buluşur. Sözlerin derinlerde bir yerden kaydedildiği izlenimi barındıran, varla yok arası vokallerle desteklenerek şekillenen, folk alaşımı ile naif bir modellemeye sırtını dayayan, albümün de açılışını gerçekleştiren “Be With” ile kayıt açılır. Bir dakikalık süresi içerisinde deneysellik ile “big band” formunu bütünleyen “Homage” kaydı ile enstrümantal yönelişimlerin çıkışına doğru bir geri bildirim kulağa ulaşır. Canlı seanslar sırasında ortaya çıkan, anlamlandırması biraz da zor olan bir huşu dalgasının yayılmasını sağlayan, eksantrik ballad “One In A Day”, Eski bir kaydın devri düşürülerek oluşturulduğu intibasını uyandıran, “trip-hop”un Koushik'de uyanan yansıması olarak savlanabilecek “Back To The End” ile bir “mixtape” dahilinde en beğenilen şarkıların resmi geçidinin tam ortasında olduğunuzu hissettirmesi bile başlı başına müzikte alternatife kulak kabartmak isteyen dinleyiciler için önemli bir besleme noktasını oluşturduğunu belirtebiliriz. Çalışmanın 11 ile 14. parçalarına tekabül eden son bölümünün ise yukarıda bahsettiğimiz “debut” kırk beşliğe ayrıldığını belirtelim. Hararet dozu giderek artan bir ivme ile yapılandırılan, caz müziğinin ahali arasında da kolaylıkla dinlenebilir örneklerini beraberinde getirmiş olan “brass band” formunun az ve öz elektronik nağmeler ile kesiştirilmesinden mülhem “Battle Rhymes For Battle Times”, Koushik'in taşıdığı kimliklerden bir diğeri olan Hint'liliğini dejenere edilmiş bir batı-doğu sentezlemesi baştan savması olarak ele alan “füzyon”culara yanıtı olarak da değerlendirilebilecek “Ew” çalışmasıyla, bir resmin parçalarını teker teker keşfederek onlarla sıfırdan bir tablo oluşturmanın hikayesini çağrıştıran kayıt olarak “Kosuhik”in müziğine verimli bir giriş imkanı sağlanır. Ağustos ayı içerisinde dijital olarak ulaşılabilir kılınan, debut albüm “Out My Window” ile ilgili notlarımıza geçelim. Dub ve Reggae'nin doksanlı yıllar içerisinde keşfedilerek, önce jungle şimdilerde dubstep'e varan bir dönüşüme uğraması gibi, Kosuhik'in payda ettiği, bölümler arasında geçişlere olanak verdiği Hip-hop'da sadece yüksek ritmlerle kotarılan bir “floor-filler” olması hatasına düşmeden, Deuss Ex Machina'da parçalarına ayrıca özenerek yer verdiğimiz Anticon Kollektifi, Flying Lotus, Samiyam gibi modern neşriyatçılar ile Four Tet, Caribou gibi aynı odaklardan beslenerek saydam bir akıllı dans müziği icrasına girişen sanatçıların oluşturmaya çabaladıkları enstrümantalliğin ulaşılabilir örneklerinden birisinin altına imzasını atmaya çalıştığını ilk elden iletebiliriz. Formların ve sürelerin bağnazlaştırıcı özelliklerine fazla takılmadan, neredeyse her dinlediği, refere ettiği isimlerin çalışmalarından da birer bukleyi barındıran bir kayıt bütünü “Out My Window” da kulaklarımıza ulaşmakta. Sitar ile benzeşen enstrümantal bir kolajla örgülenen, durağan bir düşük tempo melodikası “Morning Comes”la kayıt açılıyor. Yukarıda da değindiğimiz ve ilk dönem kayıtlarını da dinlemek isteyenler için de açılan bir kapıyı imleyen “Be With” ile müzikler arası deneyselliğin farklı yüzleri arasında seyyahlığın derinlerine doğru inişimizi gerçekleştiriyoruz. Saykodelik ruhuna biat etmiş kayıtlar silsilesi içerisinde kulak kabarttığınızda hiçbir falsoya yer vermeden kendini dinlettirmeyi başaran, kendisinin de dahil olduğu The Free Design parçalarına yeni düzenlemelerin gerçekleştirildiği “The Now Sound Redesigned” albümündeki kayıtlarla paralel bir hatta ilerleyen, “Lying In The Sun”, Motown Soul'u ile yukarıdaki açılımların kaynaştırıldığı “Coolin” paçaları ile “Koushik” zamansız metaforlar, sesleri bir kaybolup bir dirildiği vokal tümlemeleriyle zamanın ruhunda bir yolculuğa dahil ettiriyor dinleyenleri. Yaşadığı çevrenin de güncesinden etkileşimini alan, akustik yoğunluğun tavan yaptığı “See You”, hip-hop'un enstrümantalliği ile bir dirhem folk öğesi katılmasının yanıtını bulan “Nothing's The Same” aksak ağırdan alan bir melodi kurgulamasıyla muğlak bir pop baladından daha fazlasını paylaşıyor. Sentez nasıl olmalıdır sorularına yanıt arayanlar için yeterli cevapları içeriğinde barındırarak. City Centre Offices etiketinden yayınlanmış olan kayıtların bütünlüğü imgelemine fazlasıyla sadık kalan, deneysel ses kesitlerinin bu sefer plaktan sağlanan “scratchlerle” sağlandığı, çok düşük yoğunluklu melodram “Ifoundu”, 60'lı yılların popüler müziğini deneyimleyebileceğiniz, önemli örneklerden birini tanımlayan, eklektizmin de dans edilebilir bir kurgu yoğunluğuyla büyüleyici bir atmosferi yakalayabileceğini ortaya çıkartan “Bright And Shining” ile finale ulaşıyoruz. Bu genel başarı grafiği ve dorukların yaşandığı yılların izlerini takip ediyor olmasına karşın, modern beşerilerin kaygılarına da kulak kabartan metaforların mucidi kabilinden elini geliştirmeye devam eden “Koushik”in bu sözlerden çok daha fazlasını irdeleyebileceğiniz uhrevi “Out My Window” parçası ile albüm tamamlanıyor. Son birkaç senedir hasıl olan müzikal akımlar arası duvarların sınırsızlaştırılması, tek bir türe bağımlı kalınmadan fazlaca disiplinden esinlenilerek kotarılan sesler müziğin geleceği içinde umudumuzu koruyabilmemizi sağlıyor. Hayat akışı içerisinde arka fon olmasından daha fazlasına vakıf olmak isteyen, musikişinaslar için olduğu yıldızlara boğdurulmamış bir deneyim vaat ediliyor. Kulak kabartın.

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Koushik At Stone Throw Records
Koushik At Myspace
Koushik Album Review At Weiss
Koushik Interview At Pardon My Hindi
Why? At Anticon
Why? At Myspace
Why? Interview At Pitchfork Media
Fujiya & Miyagi At Myspace
Fujiya & Miyagi Review At Alçak Basınç
Fujiya & Miyagi Interview At Time Out Istanbul
Shingo Suzuki Official
Shingo Suzuki At Myspace
Infinite Livez Official
Infinite Livez At Myspace
Stade Official
Stade At Myspace
Ben Mono Official
Ben Mono At Myspace
Ben Mono At Compost
Saul Williams Official
Saul Williams At Myspace
Saul Williams At Radikal

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;

Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com - Makina

Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Blowing For Neptune, The God.By Cosmonautirussi © Cosmonautirussi
Koushik Photos Courtesy From
Stones Throw Records
>>>>>Poemé
Ellerin Avucumda İki Ateş Damlası – Nihat BEHRAM

Çiçeğinde yeni yeni kamaşan zerdalisi ömrümün,
gülüşümde çekirdeği sertleşmemiş ilk çağlam,
kızım benim, nazım benim,
gurbetelde sazım benim,
yalazlanmış can tanem,
körpe dalım bir tanem..
Sisini gözlerimin, içimdeki dumanı
seziverdin de sanki
acılandın uykunda,
sızlandın huysuzlandın..
Dudakların kurumuş, ter içindesin yavrum!
Kolsuz kanatsız kalmış
geceden beri başucundayım..
Çırpınarak anlamını arayan binlerce sözcük
kabukları koparılmış yaralar gibi
uğulduyor beynimde..
itiraf etmeliyim ki yavrum
çekip gitse de bir bir
ekmeğe, özgürlüğe, insanlık ve hayata dair
içimi dişleyen düşünceler,
senin bir gülücüğün şimdi
yaşamam için bana yeter.
Geceden beri başucundayım..
İşte, sabaha dayandı gün!
Aşsız, işsiz, kuruşsuz
bir ıssız bayırdayım.
Bebeğim, canımın kıvırcığı,
boranda fırtınada sürgün vermiş tomurcuk,
üzüm tanem, nar tanem,
acar yanım, bir tanem..
Kim kime, dum duma bir tufandayız;
günlerin ağzında kara bir gül
dikenleri tenimize dayanmış;
ürkütülmüş, sarılmış, acıyla sınanmışız..
İnim inim uykunda nasıl da yalnız
yanıyor yüzün yavrum,
yüreciğin kaşlarında tütüyor,
ellerin avcumda iki ateş damlası,
tutuşmuş rüyaların, sesin duyulmaz,
kendi kollarımızdan başka
saranımız yok bizim..
Yazım benim, güzüm benim,
yemin olmuş sözüm benim;
sana kuş bulmalıyım
sana düş bulmalıyım
gidip iş bulmalıyım..
Koynunda çırpınırken böyle çaresiz
kahrınla tanıştırdın bizi ey hayat
zehrinle tanıştırdın;
alışılmaz bildiğimiz nefrete alıştırdın!
Onurumuz:
senin için sakladığım tek servetim bu yavrum;
süt olmaz, aş olmaz, iş olmaz onurumuz..
sızım benim, gizim benim,
gurbetelde izim benim;
ateş almış taş altında kalmışız,
gün olur hesabını sorarız elbet.

No comments: