Thursday, October 02, 2008

Deuss Ex Machina # 228 - Pornografia Macia Da Idade Nova

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_228_--_Pornografia Macia Da Idade Nova

29 Eylül 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Burnt Friedman & Jaki Liebezeit-Secret Rhythms 3 (Nonplace)
>1<-Burnt Friedman & Jaki Liebezeit-Wirklich Version (Nonplace)
>2<-Burnt Friedman & Jaki Liebezeit-Trittbrettfahrer (Nonplace)
>3<-Flying Lotus-Tea Leaf Dancers (Rae Davis Remix) (Warp Records)
>4<-Calmen-Zeppelin (Cymbidium Records)
>5<-Detektivbyrån-Rymden I En Låda (Danarkia Records)
>6<-Detektivbyrån-Kärlekens Alla Färjor (Danarika Records)
>7<-Säätiö Organisaatio-Tähtisumuun (Cymbidium Records)
>8<-Säätiö Organisaatio-Silhouette (Cymbidium Records)
>9<-Eleanoora Rosenholm-Tammen Varjossa (Fonal Records)
>10<-Liquid Liquid-Optimo (DJ Sample Remix) (Domino Recording Company Ltd.)
>11<-Barbara Morgenstern-Come To Berlin (Telefon Tel-Aviv Remix) (Monika Enterprise)
>12<-Telefon Tel-Aviv-Helen Of Troy (BPitch Control)

Pornografia Macia Da Idade Nova Bölüm (228) – Tahrib Edilen Yenileşme, Sınırsızlığın Kural Tanımazlığı, Neticesiz Kasıntılarda Baş Ağrıları, Botokslu Dünya’ya Hoş Geldiniz

>>>>>Bildirgeç
Belirtilemeyen saadetlerin, yaşanamayan ama özenilen güncelerin ortasında karşımıza çıkagelen bir kavram bizleri zorunlu olarak hızlıca akan zamanın akışı içinde, sürüp gittiğimiz hayatlarımızı yeniden konumlandırmamızı salık veriyor. Uyarılarını mümkün mertebe dikkate almamız için dürtüklüyor. Koşar adım ilerlediğimiz ahir güncemizde var ettiklerimiz ile hayallerimizi oluşturanların kesiştiği, dönüşümünü sağlamak için ortaya konan çabayı da simgeleyen bir durum bahsini açmak istediğimiz. Muğlaklıkla, bana dokunmayan yılan bir yaşasıncılık veyahutta teamüller neyi gerektiriyorsa değil, başımızdakiler bize neyi reva görüyorlarsa ona riayet etmemizin elzem olacağına biat edenleri enterese etmiyor görüse de, aslında onları da ilgilendiren bir durum irdelemek istediğimiz. Anlaşılabilir kaygıları üzerimizde taşımaya devam ettikçe artan yüklerini daha fazla çekmeden önce düşünebilmek için bizlere bir kez daha şans sağlayan bir kavram zati şahanelerinize açacağımız. “Değişkenlik”. Muğlak bir karaltıdan ses veren, ne idüğü belirsiz değil, gerçekten yaşayışların rutinini değiştirebilen, aldığınız kararlar, bunların uzantısı olan sorumluluklar vs. gibi alt başlıklarda toparlanabilecek detayları da daha sağlıklı bir biçimde okuyabilmemizi olasılayan bir tanım. Takılı kaldıklarımızın bizlerden neleri götürdüğünü, bir plağın sonuna gelip takılı kalan iğne gibi olduğumuz yerde sayıp durmaya daha ne kadar devam edeceğimizin kararına vakıf olabilmemiz için işleyen bir mekanizma olan değişkenlik. Tam kararında ve tam vaktinde pek çok hatadan dönebilmek için, belirsiz aralıklarla kullanmamızın gerekliliği olduğu bir aparat haline dönüşen “değişkenlik”. Tik tak...

Kaybetmeye başladıklarımızın giderek yeri doldurulamaz büyük boşluklara yol verdiği zamanlarda keskin bir karar mekanizmasını harekete geçirmek gibi de algılanabilecek bir kavram “değişkenlik”. Yolların daraldığı, hatların kesildiği, buna mukabil hareket etmenin dahi zorlaştığı, bir karamsarlık tablosunun hasıl olduğu şimdimizde daha da çabuk bir biçimde uygulanması gerekli olanı simgeleyen bir kavramsal “değişkenlik”. Teknoloji bizlere vâkıf olmayı, hataları öngörebilmeyi öğretiyor görünse de, ister yazgı ister kör talih deyiniz veya modern zaman deyişleriyle “bug” nasıl tanımlandırırsanız tanımlayın bir şekilde hataya düşmeye devam ediyoruz. Pek çoklarında olduğu gibi yeni oldu bittilerle şekil şemal kazanan derin boşluklara yol veren hata zincirlemelerini birbiri ardına diziyoruz. Tıpkı domino efektinde olduğu üzere, bir tane yanlış tüm yapıyı bozguna uğratacak kadar yüksek bir reaksiyonu, sarsıntıyı harekete geçiriyor, durağan ritmi bozup aritmik bir hale çeviriyor ise, burada da aynı kaçınılmaz sonla karşılaşıyor olmamız bile, bazı şeylerin topyekün gözden geçirilmesini gerekliliğini bir kere daha hatırlatmaya yetip de artıyor. Tedbirsizliğin, gözü karalığın, muktedir olup eldekilerle yetinmek yerine “tüketim toplumunun gerekliliklerinden biri olan” aç gözlülüğün sınır tanımazlığı biraz da bu yaşadıklarımızın daha da can yakıcı bir hal almasını sağlayan dış etmen olarak değerlendirilebilir. Bir kaç tümce öncesinde değindiğimiz gibi takılı kalmaya devam ettikçe, olduğumuzdan daha da kötümserliğe sürüklenmemize neden olan kavram karmaşası, zihin tutulmasını aşabilmek için gerekliliği pek çok yönden teyit edilebilecek bir tanım “değişkenlik”. Mühim olanı vakti geldiğinde ertelemeden karaların alınıp, uygulamaya bir an öncesinde geçilebilmesi. Çünkü kaybedeceğimiz daha çok vaktimiz yok, maalesef. Tik tak...

Dikkat dağınıklığından başka mana veremeyeceğimiz hareketlenmelerle karmaşıklaşıp, içerisinde terk edildiğimiz, üzerimize kilit vurdurduğumuz açmazlarımızı aşabilmemiz için de gerekli bir olgu “değişkenlik”. Salt kişisel bir faydası olduğu için değil üstelik, içinde yaşadığımız her ne kadar öteki olarak dar kapsamlı bir sınıflandırmaya da tabii tutulsak da, fikirlerin özde yarayabileceği bir eşik atlatma meselesi olan “değişkenlik” burada bahsini ediyor olduğumuz. Hemen hemen aynı çekingenlikleri, aynı tereddüt ve problemlerin artık gelişigüzel kullanılmakta olduğu bir kavram haline dönüştürülen, içi koflaştırılan “kürselleşme”nin etkilerini minimumda tutabilmek için gereğini çok sonra anlayabileceğimiz bir değer olan “değişkenlik”. Muktedir olduklarımız kadar elimizin ulaşmadıklarına, zihnimizin eremediklerine de elbirliğiyle gerçekeleşecek bir imece ile çözümleme yolunu belirleyen tavırlara sapmamızı salık veren, değişimlerin olduğu gibi yerinden kendi kendine değil, devamlılığı sağlanacak bir dizi önlemle beraber harekete geçmeyle olabileceğini ilk kural olarak okuyabileceğimiz “değişkenlik”. Tekilleştiğimiz bir o kadar da yalnızlığın kollarına sürüklendiğimiz, karamsarlıkla çevreli bu güncelliği daha oluruna ulaştırabilmenin sacayaklarından birisi. Gözlerine fener tutulmuş kobay denekler gibi, her adımımız da bilinçlenip düzlüğe göre atmaya çaba sarf etmedikçe de döngünün dışına çıkabilmemiz imkansızlaşıyor. Dile gelen, bahsi açılması gerekenlere karşı hep bir imtina, hep bir özenle beraber öcüler çıkacak, kurcalamayın kardeşimlere emanet edilip, çekin çekin çekincelerimizden, bayram şekerleri gib janjanlı paketlere sarılmış acı reçetelere muhtaç ediliyoruz. “Ölümü görüp sıtmaya razı ediliyoruz”. Tekil bir farkındalılığın bile pek çok şeyin değişmesine olası kılabilecekken durup bir kere daha düşünmemiz gerekiyor. Emile Zola’nın Drefyus davası için kaleme aldığı ve her birbirine bağlantıladığı yazısında kaleme aldığı üzere: “-Gerçek yürüyor, onu hiçbir şey durduramaz.”

Birbirleriyle süreklilik arz edebilen, konumlandırmaları ile resmin görünmez kılınan yan unsurlarına dair detayları irdeleyebilmek için kaynakça olarak başvurduğumuz müzik de bize bu minvalde desteğini esirgemeyecek, hemen herkesin ulaşabileceği bir kültür metaforunu beraberinde getiren bir bağlaç olarak “Deuss Ex Machina”nın yapısı içinde değişkenliği savlamaya devam ediyor. Bu satırlarda onlarca paragrafa sıkıştırılabilecek konulara dair, öz çıkarımlarımızı, adımlarımızı belirleyebilmemiz için yol gösteren bir aracı haline dönüşüyor, mümkün mertebe. Geçtiğimiz Pazartesi akşamı “canlı” olarak sizlerle beraber olan programımız dahilinde de, içerikle yazının örtüştürülebileceği bir seçki kotarmaya çalıştık. Warp Records’dan yayınlanmış olan ikinci uzunçaları “Los Angeles” ile hip-hop’un başatlığında alternatif seslerle yapılandırılabilecek türlü çeşit ses sentezine girişen “Steven Allison” aka Flying Lotus’un, girizgahı eski soul 45likleri ile donatıldığı, “Tea Leaf Dancers” parçasının “Rae Davis Remix”ini paylaştık. Caz ile eklektik-elektronik müziğin bileşkesinde Finlandiya’lı sanatçılara evsahipliği yapan “Cymbidium Records”un Fennofolk’08 sergisi için hazırladığı “Helsinki Cooler Vol.3” toplamasından ilk seçkimiz olan “Calmen” ile seyrüseferimiz devam etti. Deneyselliğin yakaladığı tavırın yanı sıra giderek bir klişe haline dönüştürüldüğü “modern müzik” dinlenceliğinde, Jusi Vento aka Calmen’i Max Richter ile St.Etienne aralığında kalan bir ses kontrastından derlediği “Zepellin” parçasını sunduk.

Geçtiğimiz programımızda da paylaştığımız Detektivbyrån üçlüsünün de yeni kayıtları olan “Wermland” dan iki kesiti bu harmana dahil ettik. Modifiye ettikleri glockenspiel, theremin gibi müziğin tamamlayıcısı olarak betimlenmiş enstrümanları, ana türeticiler olarak atadıkları kurgu, melodramatik unsurlarla bütünlendiğinde ortaya çıkan prodüksiyon bütünlüğü farklı dinlenceliklere meraklı olan dinleyicileri mahcup etmeyeceğinin sağlamasını yapmış olduk. “Helsinki Cooler Vol.3”den ikinci olarak 2005 yılından bu yana elektro-akustik ile caz sınırlarında kayıtlarını paylaşan Säätiö Organisaatio grubunun, naif tonlardan betimlenmiş, dans edilebilir kurgulara da kapısını aralık bırak iki çalışmasına kulak kabarttık. Geçtiğimiz aylarda debut kayıtları “Vainajan Muotokuva”yı derinlemesine mercek altına aldığımız, Mika Rättö, Pasi Salmi ve Noora Tommila’dan müteşekkil “fiction-pop” üçlüsü Eleanoora Rosenholm’un Fonal etiketiyle yayınlanacak ikinci albümleri “Älä Kysy Kuolleilta, He Sanoivat”ın habercisi olarak lanse edilen “Tammen Varjossa” ile Fin müzikleri seçkimizi tamamladık. Sunduğumuz parçada da olduğu gibi, seksenli yılların ardından adının anılması lanetlenmiş olan müzikal izleklerden beslenip kendi yolunu oluşturan bir izlek, eminiz daha uzunca bir süre dinlencelik listelerinde kendine yer bulmaya devam edecek bir alternatifi oluşturduklarını bir kere daha belirtelim. Programın finalinde ise, 99 yılından bu yana ürettikleri aksanlı IDM müzikleriyle, mihenk taşı olmuş ekiplerden “Telefon Tel-Aviv”i konuk ettik. 2009 yılının ilk günleri içerisinde BPitch Control etiketiyle yayınlanacak olan, “Immolate Yourself” albümlerinin tadımlığı olan, ses yelpazelerindeki yenilikçiliği irdeleyen “Helen Of Troy” (bir parça Modeselektor havası katılmış, yap-boz) parçasını ve Barbara Morgenstern’in yeni albümünden “Come To Berlin” parçasına yapmış oldukları düzenleme ile finale ulaştık. Muhtelif ses alaşımlarının katkılarıyla, makinelerle de ruhu olan müziklerin icra edilebileceği savımıza yeni önermelerle geliştirme imkanına haiz olduk. Güncemiz vasıtasıyla haftalık olarak paylaştığımız albüm önerimiz olarak sizlere programımızın açılışında yer verdiğimiz parçalarıyla, deneysel değişkenlerle örgüledikleri caz esanslı müziklerin mihmandarlığını üstlenen Bernd Friedmann ile Jaki Liebezeit’ın “Secret Rhythms” projesinin üçüncü çalışmasını paylaşıyoruz.

Bernd Friedmann (Burnt) ile Jaki Liebezeit’ın temellendirdikleri Secret Rhythms dizisi için söyleyebileceğimiz ilk şey, kelimenin her türlü anlamıyla geçmiş ile gelecek arası bir paralel oluşturma çabası olduğudur. Müzikal yönelişimlerdeki farklılaşmalar, gerek teknolojik gelişmişliğin, gerekse de bilgi anlamında bugün farklı çıkarsamalara olanak sağlayan unsurlardan damıtılarak ortaya çıkartılan bir senteze dönüşmesidir. Türler ve onların birbirlerine bağlantılandırıldığı enstrümanlar ailesi ile varedilmiş seslerle dolu dolu ilerleyen bir deneysellik de bu önermeye ilave edilebilir. Chris Sharp tarafından kaleme alınıp Wire dergisinde 2000 yılında yayınlanmış Burnt Friedmann makalesinde de bu minvalde açılımlar, sanatçının biyografisiyle beraber okura sunulur. 80’li yılların ortalarında, “Documenta” gibi modern sanatların Olimmpiyadları olarak tescil edilmiş bir etkinliğin, Sanat Okulu’na yazılmasında önemli bir nedeni teşkil ettiğinden dem vurulur. Müzikal keşiflerinin bir yanda da üretmiş olduğu çizimlerle de desteklendiği, kapak tasarımından içeriğine kadar özel olarak tasarlanan bir CD çalışması ile finalini verdiğinde, tasarladıklarını paylaşma evresine dahil olur. Mezuniyetinin ardından da deneysel ses ekipmanları’ndan ilham alan ses kolajları üzerine, çeşitli ortaklıklarla da şekillenen Holocaust Vol.1, SoundKadaver gibi isimlerle namzet Gummibox projesiyle kayıtlarını paylaşır. Bu ilk çalışmaları takip eden süreçte ise, Deneysel kurguya haiz olan TOXH, Ambient-Chill Out serisi Drome ve asıl büyük ilgiyi toplayacağı isminin de duyulmasını sağlayan “Nonplace Urban Field’s” projeriyle cazın elektronika tınılarında harman edildiği, dönemi içerisinden günümüze evrilerek “Nonplace” firmasının da temelini oluşturan bir kayıt silsilesinin üreticisi olur. Belirgin ses örgülemesi, kesitlerin bariz bir biçimde modifiye edilmesine olanak sağlayan, kah dub müziğine kah henüz çiğ olan techno’ya evrilebilen egzantrik müzikal izlekler Friedmann’ın müziğinin de kimlik tespitini kolaylaştıracaktır. Müziğin bir ritüel haline dönüşmesinin, seslerin salt bir fon oluşturmasından ziyade eleştirel sözsüzlüğün temsilcisi haline evrildiği, sınır ve sınırlandırmaların belirli kriterler dahilinde görmezden gelinerek, doğaçlamalara da olanak sağlayan bir disiplin olan “Krautrock”ın kutsal tesilisi içerisinde yer bulan Can topluluğundan yadigar Jaki Liebezeit’da “Secret Rhythms” projesinin diğer sacayağını oluşturuyor. Jaki Liebezeit, Can grubunun hem davulcusu, hem de ritm çıkartacak tüm aletlerden sorumlu üyesiydi. “Metronom” adı verilen yarı insan -yarı makine üslubunu geliştirdiği, çalmanın görece olarak kolay olduğu sanrısına karşı en ufak bir hatanın yer almadığı bir virtüözitelikle bütünlenen bir müzisyenlik karekteristik özelliği olarak Liebezeit’ı bugünlere taşır. Brian Eno, Depeche Mode, Primal Scream gibi grupların kayıtlarında konuk sanatçı olarak, geliştirdiği davul tekniğini farklı müzikal kesişimler içerisinde kurgulanabilirliğini, örnekleriyle paylaşır. Çalıştığı davul ekipmanlarının yanı sıra elektronik “drum machine”lerin de ruhuna nüfuz eden bir gözlemleme varedilenin ötesinde yeni sesler yakalayabilme prensibi, zamanla bir makine hassasiyetine ulaşan bir davulcu olarak saygınlığı beraberinde getirecektir.
Deneysel kurgulama alanında yetkinlikleri tartışılamayacak olan ikilinin ortaklığında hayat bulan Secret Rhythms’da bu minvalde, kuşak, müzikal izlek farklılıklarına karşın, dinleyicide tereddüt bıraktırmayacak kadar açık bir biçimde işlenen müzikal zenginlik üzerine yapılandırılır. Kolaylıkla hatim edilebilecek, seslerle bezenerek kah yumuşak bir dinlencelik, kah latin melodilerinde kulaklarımıza çalınan haşarılık, kah standart olarak addedilen caz vurgulamasına dahil edilen elektronik alaşımları ile “Secret Rhythms #1” (Nonplace 009) modern müziğin zorunlu olarak deneysellikle terbiye edildiği önyargısına karşıt da bir duruş beraberinde paylaşılır. 2006 yılında yayınlanan “Secret Rhythms #2” (Nonplace 019) bu kaşiflik dizgisinde ikilinin seslerle olan serüvenlerinin devamlılığı olarak hayat bulur. Sofistike durum müziklerinin yanı sıra, sadece belirli bir zümrenin o zamanlar alakadar olduğu “Dünya Müziği” içerisinden de muhtelif ses kesitlerine sınırlarını aralayan, hiç durmaksızın ilerleyen bir seyrüsefer misali her bir parçada yapılandırmaların sıfırdan, ama albümün genelini bozmayacak bir biçimde tahlillerle derinleştirildiği bir bütünlük arz edilir. Müziğe dahil edilegelen “Afrika Cazı”, Friedmann’ın yükselişini de pekiştirmiş olan Flanger projesindeki “dub” öğeleri, David Sylvian’ın vokal performansı ile batıcıl “Neo Romantic” gibi disiplinler bu mayanın daha sağlam kotarılabilemesini sağlar. Hem dinleyici için yeni eşikler hem de üreticiler için müziğin sınrılarındaki sonsuzluğa delalet olan bir çalışma.Geçtiğimiz Eylül ayı içerisinde yayınlanan “Secret Rhythms #3” (Nonplace 025) ile ilgili notlarımıza geçelim. 2001 yılında Köln’de ikilinin tanışmasından bu yana geçen süre içerisinde, tasarlanmış olanın dışına çıkılabilecek kadar yoğun ses alaşımlarından beslenerek evrilen bir çalışma “Secret Rhythms #3”. Projeyi tanımlayan ve hemen hemen tüm eleştirilerde de kendisine yer bulan, “gizli”liğin Batıcıl müziklerin farkına varamadığı ya da varmak istemediği müzikal açılımlara önem veren bir retrospektif olarak tanımlandığı bir dinlencelik. Elektro-akustik unsurlar ile bezeli albümlerin 2008 yılı içerisinde giderek yoğunluk kazandığı bir ortamda, eskiden yeni tasarımlar ortaya çıkartabilme çabası bu çalışmayı daha manidar kılıyor. Konuk listesinde yer bulan ve projenin “sextet” haline dönüşmesini sağlayan isimler de bu müzikal iklimlendirme çalışmasının daha en başından hataya meyil vermeyen bir yapıyla örgülendiğini açık seçik ortaya çıkartıyor. Flanger projelerinde Friedmann’a eşlik eden Hayden Chrisholm (klarnet ve saksafon), Philadelphia Caz sahnesinin önemli isimlerinden, Ursula Rucker ve King Britt gibi ana akıma da yakın duran sanatçılardan, “Nine Horses” gibi üst sınıf “audiophile”lar için yayınlanmış kayıtlara kadar uzanan müzikal kayıtlarda yer bulan Tim Motzer (gitar), ambient alaşımlarıyla destekli kompozisyonların türeticisi Joseph Suchy (E-Fuzz gitar) ve ilk albümlerinden bu yana ikiliye eşlik etmiş Morten Grønvad (vibraphone) gibi kendi alanlarında önemli çalışmalara imza atmış isimlerle beraber bir yıldızlar kollektifi haline dönüştüğünün de altını çizebiliriz bu yapılandırmanın. Tarzlar arasında bariz ayrıştırmalara ihtiyaç duyulmadan, eklenen her bir pasaj ile muğlaklığın biraz daha aşıldığı müzikal bir külliyat kulaklarımıza çalınıyor Secret Rhythms 3’de. Albümün açılışında yer alan “Morning Has Broken” “slide” gitarın mahir girizgahı ile naif bir intro’nun ardından, Friedmann’ın elektronik “dub” kesitleri ile Liebezeit’ın ritm perdelemelerinin, kompleks bir yapıya evrildiği, egzotik bir atmosfere dönüştürüldüğü dokuz dakikalık bir epik çalışma ile başlıyor. Krautrock’ın karakterinde yatan, deneysel kurgulamada, ses çıkartabilen hemen herşeyden faydalanabilir ilkesinden hareketle enstrümanların hakimiyetinde ilerleyen, dönüştüğü atmosferik unsurlarla beraber kah geçmişin saykodeliasına, kah günümüzün dub enjekte edilmiş technosuna kapısını aralık bırakan, tümleştiren “Gegenwart” ile doğal bir kayıt seansının takipçileri haline dönüşüyoruz. Sonraki adımlarını çoktan kafalarında kurgulamış olan üstatların daveti üzerine, sinematografik bir yolculuğa çıktığımız iletiliyor. Eleştirimizin başlarında da değindiğimiz üzere, müzikal gizliliğin coğrafyalarında keşifler, tadımlık kolajlara da yer veren bir proje Secret Rhythms. Beş dakikalık süresi içinde, Friedmann’ın Flanger’da da proje ortağı olan Uwe Schmidt’in aka Senior Coconut’un elektronika ile sağladığı ses hüzmelerinin, deneysel funk-kalipso ruhunun “caz” aynalamasını bulabileceğiniz “Trittbrettfahrer” basit melodilerle de çok mahir parçaların oluşturulabileceğine örnek teşkil ediyor. Geçmişteki iki kayıtta yer alan “Die Ehrliche Haut” ve “Wirklich Version” parçaları, orjinal hallerinin bir dubplate üzerinde yeniden düzenlenerek, yavaşlatılarak kotarıldığı, müzikal zamansızlığa işaret eden, türetilen tüm seslerin vakti geldiğinde yorumlanabilecek farkı yönleri de kapsayacağını ifşaa eden bir dizin haline dönüşüyor. Albümün finalinde yer alan “Sandale”parçasında da bu tümleşik yap-bozun son kısımı eklemleniyor. Durağanlaşan makine ritmlerinin solgun bir güz gününü tasvir etmesi kadar, dikkatlice dinlenildiğinde yağmur tanelerinin seslerini duyumsatan, halet-i ruhiye Friedmann ve Liebezeit’ın modern müzik sahnesi için neden bu kadar önemli olduklarının da yanıtını veriyor. Belirli düzlemlerde sıkışık tıkışık ritm döngülerinde, minimalizm tasvirleri gerçekleştirdiklerini varsayan, oluşturdukları karaşınlarla gürültü displininin de ahengini bozan, (liste uzatılabilir) yeni yetme elektronikacıların ders kitabı ehemmiyeti göstermeleri gerekli bir yayım, “Secret Rhythms”. Dinleyiciler içinde tüketilebilecek müzikal yolculukların dipsiz kuyusunda bir zihin toparlama, tekrardan uzak yeni keşifler gerçekleştirebilmeleri için iyi bir başlangıç vesilesi.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Burnt Friedmann Official
Jaki Liebezeit Official At CAN
Friedmann & Liebezeit At Myspace
Burnt Friedmann Interview At Cyclic Defrost
Can Review By Halil Turhanlı
Secret Rhythms Review At The Milk Factory
Flying Lotus Official
Flying Lotus At Myspace
Flying Lotus In Brussels
Calmen Official
Calmen At Myspace
Detektivbyrån Official
Detektivbyrån At Myspace
Detektivbyrån Review At The Almighty Oracle
Detektivbyrån Review At Limbo-Pillow
Säätiö Organisaatio At Myspace
Cymbidium Records
Eleanoora Rosenholm Official
Eleanoora Rosenholm At Myspace
Eleanoora Rosenholm At Boomkat
Liquid Liquid Official
Liquid Liquid At Wikipedia
Barbara Morgenstern Official
Barbara Morgenstern At Myspace
Telefon Tel-Aviv Official
Telefon Tel-Aviv At Myspace
Telefon Tel Aviv At Pitchork Media

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com - Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------

>>>>>Info Go-R-Sel Spaceage By Marco Welt
© Marco Welt’s Photos
Liebezeit & Friedmann Photos Courtesy From Below Listed Sites
0 - 1 - 2

>>>>>Poemé
Düş – Tilki – Ted HUGHES

Bu gece yarısı anının ormanını düşlüyorum:
Yaşayan başka bir şey var
Saatin yalnızlığının ve parmaklarımın
Kımıldadığı şu boş sayfanın dışında.

Tek yıldız görünmüyor pencereden:
Daha yakın, karanlıkta
Daha derin bir şey
Yalnızlığın içine doğru ilerliyor:

Soğuk, karanlık kar kadar ince,
Bir tilkinin burnu değiyor dala, yaprağa;
İki göz bir devinimi belirtiyor,
Durup yeniden birer birer

Açık seçik izler bırakıyor karın üzerinde
Ağaçlar arasında, sonra dikkatle
Topal bir gölge bacağını sürüklüyor
Ve açıklığa çıkmaktan korkmayan

Bir gövdenin boşluğunda, bir göz,
Büyüyen derinleşen bir yeşillik,
Parlak, dikkat kesilmiş,
Kendi işini görürken, birden,

Sıcak, keskin tilki kokusuyla
Kafadaki karanlık boşluğa yerleşiyor.
Pencere hâlâ yıldızsız; saat işliyor,
Sayfa artık boş değil.

Çeviri: Cevat ÇAPAN

No comments: