Saturday, November 29, 2008

Deuss Ex Machina # 233 - A Esperança é A Coisa Com As Penas Essas Varas Na Alma

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_233_--_A Esperança é A Coisa Com As Penas Essas Varas Na Alma

24 Kasım 2008 Pazartesi gecesi yayınlanan programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week - Distance-Repercussions (Planet µ)
>1<-Headhunter-Axis (Tempa)
>2<-Ramadanman-Core (Soul Jazz Records)
>3<-Likhan’-Daoine Sidhe (7even Recordings)
>4<-Obeah-Kiss (VIP Mix) (Kraken Recordings)
>5<-Distance-No Sunshine (Planet µ-Chestplate)
>6<-Distance-Present Day (Planet µ-Chestplate)
>7<-iTAL tEK-Wind Tunnel (Planet µ)
>8<-PhoneCall & Kadri Hansen-Last Turn (Lejal Genes)
>9<-Cotti vs. Chefal-Latest Technology (Soul Jazz Records)
>10<-Ebola-Neck Sprain (Proboscus)
>11<-Bar 9-Malicious Thoughts (Audio Freaks)
>12<-Mackjiggah-Cheap Trick (Police In Helicopter)
Download-İndir

A Esperança é A Coisa Com As Penas Essas Varas Na Alma Bölüm (233) – Tazelenebilecek Bir Dirhem Ümidimiz Kaldı, Onu Da Elleriniz Arasında Arzu Ettiğiniz Şekilde Dejenere Edip İflahımızı Kesmeyin!!!

>>>>>Bildirgeç
Yaşamı idame ettirmemizi sağlayan olgu bütünlerinin, temelinden sağlama alınarak, ilerisi tahayyül edilerek, çekincelerin asgariye indirilmesi neticesinde ortaya çıkan, bir şekilde yaşam döngüsünü de kolaylayabilmemizi sağlayan ümidi sayfalarımız aracılığıyla irdelemeye çalışmıştık geçtiğimiz yazı dizini dahilinde. Kolaylıkla pes edilemeyen, direnci arttırıldıkça, yeni çıkışlar keşfedildikçe daha da artan bir ivme ile özgüven tazelememizi kolaylayan bir imge olan ümit. Dönüşümlerin kendi ekseni içerisinde hızlanmasına karşın, tedbirliliği elden bırakmamamızı sağlayan bir aracı olan ümit, şimdi ve şu anda üzerinde daha fazla kafa yormamızı gerektiren sorunlar karşısında yılmadan, hatalardan ders almamızı da sağlayarak yolumuza devam etmemiz için bir vesile teşkil eden konumuna değinip çıkarımlar gerçekleştirmek istiyoruz. Sorunların tam merkezine odaklanabilmemizi, etkisi olayların gelişimine sebebiyet veren diğer unsurların perdelemesinin önünü alabilmemizi sağlayan yegane bir olgu, ümit. Vakıf olduğumuz, idrak ettiğimiz, düşüncesine de ortak olmaya çaba sarf ettiğimiz hayat gailesinin rayından, alı koymadan, bi'çareliğe de düşmeden karşıt duruşumuzu yapılandırabilmemizi sağlıyor. Kös kös düşüncelerin taşıdığı, aşina olunan ama farklı ambalajlarıyla yeni görünümlü eşik, ayrımlarda, gözyaşlarımızla, kendi korkularımızla, sözleştiklerimizle, sözcüklerimizle bünyeyi sarıp çevreleyen, dar alana kıstıran fırtınaların etkisini azaltmaya çabalıyoruz. Kelimelerden, yeni koruma kalkanları türetmeye çalışıyoruz, ümit olgusunun direncini arttırmaya biat ederek. Kendimizi telkin ederek, giderek makinaların ruhuna teslim olma kolaycılığına alışmış, kanıksamış modern zamanlar bireyleri olarak, farkındalılığımızı arttırmaya çaba sarf ederek. Rutin döngülerin dışında da, zaman zaman hissiyatımızı yitirdiğimiz anların ötesinde de hala bir ışık hüzmesi imgesine bürünen ümidin varlığını hat'ra düşürmek olarak betimleyebiliriz, ezcümle.

Açmazlar çoğaldıkça, yerini dolduramadığımız kaybettiklerimizin, elimizden kayıp gidenlerimizin, muğlaklığını aşabilmek için de gerekli olanı konumlandırır aynı zamanda, ümit. Pusun içerisinde de pusulasız yön tayin çalışmasına benzetebileceğimiz, akışı donduran, tersine giden durumun farkına vardığımız anlarda hedef olarak kendimize belirlediğimiz, ulaşmaya çabaladığımız bir boş sayfayı da temsil eder ümit. Yılgın davranışlarla karşı karşıya kaldığımızda hasılolagelen sindirilmişliğin ve yıkılmışlığın üzerine korkularımızı yenerek gidebilmemizi temsil eder. Her ne olursa olsun. İnsancıl kaygıların, metodlaştırılmış önce-sonra çizelgesi belirlenmiş istikametlerdeki “duygu” kaymalarına, karmaşıklığı egale edebilmeye de vesile teşkil eder. Söylenmiş 'feylezofik' sözlerin ortaya çıkarttığı ana resimde de kabaca bu kavis, düzenek, yol (tarifi size kalmış) gibi imgelerle anılan, mürekkebin artık görünmez kıldıdığı hayat imgesine ev sahipliği yapan kirlenmiş sayfanın yenilenmesine imkan sağlar. Çözüm olarak tanımlandırılan, bu giriftleşen yumağın içinden çıkılmaz bir kördüğüm haline dönüşmesine neden olan çözümsüzlüğün yanılsamasından ayabilmemize imkan tanır. Yönelişimler, rastgele oluruna bırakılmış karşılıklar karşılaşmalar, tavizlerin artık verile verile sonuna geldiğimiz gerçekliliği gibi pek çok alt detaylandırma ile beraber bir bütün toplamında “umut” olgusu, akışın düzenini de sağlayan bir etmen haline evrildiğini rahatlıkla iletebiliriz. Sonsuz bir kümenin, belirsiz kesişimlerinde ortaya çıkartılan karaşınlığın, bilinmezliğin önüne farklı tedbirlerle çıkabilmemiz de cabasıdır, ha keza.

Kısa değiniş ve alıntılar ile beraber farklılaşan okumalara, çıkarımlara izin veren ümit, günceyi de sağlatan, sıklıkla bahsettiğimiz üzere hayatın basitleştirildiğindeki getirilerden birisini oluşturan bir yapıyı temsil eder. Handiyse tüm hayatımızı kaplayan -bilgi- ekranlarının, izleyicisi olarak kalmış olsak da, kimi zaman dahil olduğumuz genel temsillerin sağlayıcısı, kameraların, tepegözlerin, gizil kayıt edicilerin, ses alıcılarının, ağ yapılandırmalarının vs. komplike bütünlüğünde insancıllığımızın özüne vakıf olabilmemizi, değişkenliklerin tüm o sabit matematiksel parametrelerinden farklı olan, salt gerçekliği idrak edebilmemize imkan tanır. Kimlik ve aidiyetlerin deyim uygunsa çivisi çıkana kadar deşildiği, birilerinin fikirlerinin mutlak karşıtlığında olduğuna kanaat getirdikleri ötekilerine, öteki addetiklerine dair bir bilgi kırınıtısından bile çokça gündemin altını üstüne getiren söylemlerin ortaya atıldığı zaman diliminde, elbette ki tek başına ümit bizleri farklı bir konuma taşımayacaktır. Ancak, kendi kendimizi sıkıştırdığımız düz idelerin, aralıksız tekrarlarına dayalı olan görüngülerin, birbirinden hiç te farklı olmayan girişimlerin, sadece olduğumuz noktada sabit kalmamızı sağladığı aşikardır. Ümit, bu değiştirilemezlik kartına sıkı sıkıya tutunan birbirleriyle bağlantılı iliştirmelerin, yaşantıların, teşebbüslerin neticesinde ortaya çıkan mutsuzluğun, bedbinliğin tersi bir aynalamayı yapabilmemizi sağlar. Mutlak doğru olarak kabul ettiğimiz pek çok önermenin, sorgulanabilirliğine imkan tanıyan ümit, sorunların üstesinden gelebilmemize, tesbitlerle, kendi bilincimizle alternatifler oluşturabilmemize olanak sağlar. Bir nevi kafa ayarı kabilinden.. Bireyi sonuca götüren ince işçiliğe zemin sağlayarak. Theodor Ludwig Wiesengrund Adorno'nun yapıtı Minima Moralia'dan alıntılarla sözümüzü bağlayalım: “Umutsuzluk karşısında sorumlu bir biçimde sürdürülebilecek tek felsefe, herşeyi kurtarılmanın bakış açısından görünecekleri biçimiyle düşünme çabasıdır. Kurtarılışın dünyaya saçtığı ışıktan başka ışığı yoktur bilginin; başka her şey kurgudur, tekrardır, sadece tekniktir. Perspektifler oluşturulmalı, öyle perspektifler ki dünyayı yerinden uğratsın, yadırgatsın, onu bütün çatlakları, kırışıklıkları, yara izleriyle birlikte bir gün mesihin ışığında görüneceği gibi sefalet ve çarpıklığıyla göstersin. Keyfiliğe ya da cebre kaymadan, sadece nesnelerle temas yoluyla böyle perspektiflere ulaşmak- düşüncenin görevi sadece budur. En kolay şeydir bu, çünkü durum bunu istemektedir bizden, çünkü sonuna kadar götürülen negatiflik, adı konduğunda ve göz kırpmadan yüzleşildiğinde, kendi karşıtının ayna imgesini verir. Ama aynı zamanda en imkansız olan şeydir, çünkü varoluşun menzilinin dışında duran, bir milim bile olsa dışında duran bir bakış açısını gerektirir; oysa hepimiz biliyoruz ki herhangi bir geçerli bilgi ancak varolandan elde edilebilir, ama böyle olduğu için de kaçmaya çalıştığı sefalet ve çarpıklığın izlerini taşır. Düşünce, koşulsuz olan adına kendi koşulluluğunu ne kadar yadsırsa, dünyaya da o kadar bilinçsizce ve dolayısıyla o kadar yıkıcı biçimde teslim eder kendini. Sonunda kendi imkansızlığını bile mümkün olan adına kavramak zorundadır. ama düşüncenin böylece altına girdiği yükün yanında, kurtarılmanın gerçekliği ya da gerçekdışılığı sorunu da pek önemsizdir.”

Müziği hayatın içerisindeki olguların aynalaması olarak değerlendirmeye gayret sarf eden Deuss Ex Machina, Pazartesi akşamı Dinamo 103.8’de yayınlanan bölümünde ümidin aklımıza da düşürdüğü yansılarına göndermeleri barındıran bir seçkiyi sizlerle paylaştık. Salt melodik kurguların birbirleri ardılınca dizilimden mümkün mertebe imtina ederek, alternatif geçişlerle kotarılan bir bütünlemeyi, yüzeyler arasından geçişimlere de imkan sağlayarak kotarmaya çalıştık. Seslerin de bizlere sunduğu müzikal atmosferin, yanıtsız kalmış sorularımıza, biriktire biriktire irice, yığın haline dönüşen sorun yumaklarına, isteyip de ulaşamadığımız, gün gelir belki ümit bir şans bulur diyerek kendi kendimizi avuttuğumuz, hayallerimize, gün ve geleceğimize dair gözlemlerin tümüne dair bir açılım sağlama teşebbüsüyle 233. bölümü ardımızda bıraktık. Deneyim ve kurgulama tekniği açısından da, tüketim çılgınlığına dahil olmadan kendi karakteristliğini yakalanması konusunda önemli bir eşik oluşturan elektronik müzik formlarından Dubstep’in sacayakları arasında anabileceğimiz etiketlerden “Planet Mu”nun keşiflerinden Greg Sanders aka Distance’ı ikinci albümü olan “Repercussions”ın arifesinde sizlerin ilgisine sunuyoruz.Puslu bir atmosferin kendini sıklıkla gösterdiği bir şehir olan Londra’nın modern ‘elektronik müzik’ sahnesi üzerinde yaygınlaşmakta olan, akım olarak Dünyanın herhangi bir noktasındaki dinleyici ve üreteçler için de yeterli beslenme noktasını oluşturan müzikal iklimi yeni ufukları keşfedebilmemizi sağlıyor. Deneysel izleklerin cesurca uygulanmasına olanak sağlayan, melodinin kuvvetli olmasının yanı sıra sözlerin günceye dair önemli anektodları barındırdığı, karakteristik, kişiselleştirilebilecek, ayrıntılardan mülhem türetimlerin odağı, güncel olduğu kadar özümsenmiş eski seslerin de kıymeti konusunda tereddütsüz saygının tescil edildiği müziklerin merkezi olan Londra, sekiz yıllık geçmişi üzerinde yeni müzikal konumlandırmalar konusunda, günümüzün en heyecan verici müzik disiplini haline dönüşen Dubstep’in yer altından yükselen sesinin ana akımı zorlamasına şahit oluyoruz. Her geçen gün üretilen çalışmaların birbirlerinden farklı ses temasları ile salt bir müzikal form olmanın ötesindeki anlamları konusunda, yıllar öncesinde Minimal Techno için duyduğumuz heyecanı yine yaşayabilmemizi sağlaması bile başlı başına önem arz ediyor, kısacası. Alternatif üretimlerin hızlıca yayılmasında, kendin üret akımının yaygınlaşması neticesinde oluşan bu türetim çeşitliliğine vesile teşkil ediyor olması da Dubstep’in genel geçer bir müzik formunun ötesine taşımaya yetiyor. Tıpkı, öncüsü olarak kendi alt türlerini de geliştiren dub-reggae formu veya dubstepe geçişi kolaylamamızı sağlayan Grime ve 2step gibi disiplinlerin gri atmosferi tumutraklı ses şenliklerine çevirmesindeki yetkinliği irdeleyebilmeniz mümkün. Greg Sanders’ın Distance namı ile yayınlamış olduğu kayıtlar da bu minvalde, deneysellikle imtihanın henüz çok başında olan bir akımın ilerisi için itinayla kulak kabartılması gereken örneklemeleri barındırıyor. Endüstriyel seslerin yoğunlukla parçaların içerisini kuvvetlendirdiği ayrıntılamalardan tutun da, gitarla olan 18 yıllık haşır neşirliğin neticesini yansıtan ses kesitlerinden beslenen yapılar Distance’ın ana eksenini oluşturuyor. Sınırsızlığa özellikle vurgu yapılan “distorte” edilmiş gündelik seslerin nasıl birer birer müzikal izlek haline dönüşebileceğinin de altını doldurmayı başarıyor, Greg Sanders ürettiği kayıtlar dahilinde. Henüz dinleyici tarafında olduğu dönemlerden Pantera, Sepultura, Fear Factory gibi Rock müziğinin haşarı ekiplerinin azami limitleri zorladığı müzikal tedrisatlarını dinlemiş, özümsemiş sanatçının, kolej günleri dahilinde de başta Dillinja gibi Drum & Bass’in yüksek temposunun yanında, atmosferinin karaltıyı, biraz önce değindiğimiz gibi, Londra’nın atmosferindeki koyuluğu da yansıtan melodik kesitlerden titreşimler ortaya çıkartan prodüktörleri takip etmesi ve Aphex Twin, Red Snapper, Portishead gibi elektronik müziğin genel çehresindeki gelişimi irdeleleyebileceğiniz mihenk taşı ekiplerinin yaratıcılıklarından birer tutam eklentiler barındıran bir içerik Distance’ın dubstep bakışımını tümletmemizi kolaylıyor. Tıpkı bir filmin detaylandırılmış senaryosunu okumak gibi, Distance’ın müziğinde de kulağa aşina gelen sesleri takip ederek, hayata dair çıkarımlar gerçekleştirebilmek, müziğin salt bir fon olmasının ötesindeki anlamlandırmaları yorumlayabilmek, bir kaç dinleyişten sonra mümkün.Greg Sanders’ın Distance olarak müzikal kariyerinin başlangıcı da bu izleme, dinleme, gözlem gibi birbirleriyle bağlantılı bir güzergahın takibi neticesinde ortaya çıkar. Phil adlı arkadaşının tavsiyesi üzerine, garage ve 2step gibi, dubstep ile aynı soy ağacında yer alan müziklerin izlerinden, Kiss FM de DJ EZ’nin Wookie, Zed Bias, Oris Jay, DJ Zinc gibi üreticilerden seçtiği parçalarla oluşturduğu, karanlık yönleri ağır basan setlerde duyumsadıklarının etkileşimi ile kendi müziğinin oluşturabilme gayreti içerisinde kendisini bulur. Bu yönelişimin ilk meyvesi olan “Trust My Logic” parçası yıllar boyu dinlediği DJ EZ’nin programında yer almasıyla beraber Distance ismi yavaş yavaş duyulmaya başlar. Bu satırlar dahilinde sıklıkla adını andığımız, bir şekilde dubstepin sınırlarında kendine yer bulan üreticilerin çalışmalarının ilk dinletişlerini gerçekleştiren, onların, deyim yerindeyse ellerinin ısınmasını sağlayan, destekçisi olan, sınrısızlıklarına dair gözlemlerini paylaşmaya çalışan, yapımcı Mary Anne Hobbs’un 2006 yılında BBC Radio1’da küratörlüğünü üstlendiği “Dubstep Warz” özel programında, Digital Mystikz, Loefah, Hatcha, Kode9 & Spaceape, Skream ve Vex’d gibi dubstep’i adını veren isimlerden, onların bu çıkışlarına ortak olan yenilikçi isimlerin karşılaştığı kurguda yer alması, Distance’in yolunu dikkatli bir biçimde emin adımlarla ilerlettiğini, bir yandan da müziğinin duyurabilmesinin önünü açmayı başardığını gösterir. Karanlık ekolarla harman edilmiş ses örgüleri, birbirlerine lehimlenmiş izlenimi uyandıran elektronik sekansların endüstriyel soğuklukla buluştuğu “debut” albüm “My Demons” bu ilerleyiş içerisinde dinleyicilerle buluşan ilk kayıt olur. Planet Mu etiketiyle yayınlanan çalışma, tıpkı gizli bir cevher olarak tanımlayabileceğimiz Scorn ve ardılından çalışmalarına yeni düzenleme / remiks prodüksiyonu gerçekleştireceği Vex’d gibi sanatçı/ekiplerin kotardığı derinlikli, endüstriyel, aksak ritmlerle de arasını soğutmayan, gerçekliğin acıtıcı yönlerini irdeleyen isimlerin arasında kuvvetli bir ismin eklenmesini sağlar. Başka bir Dünya’nın sokaklarını, sesini duyumsuyorum dediği girişiyle beraber, Trent Reznor gibi solo kariyeri içerisinde elektronik tınılara da evrilen yapılandırmalara benzeşen, Night Vision, içeriğe olduğu gibi montelenmiş saf ve rafine drum machine kesitlerinin çiğ bir jangılın sınırlarını imlercesine seranat eylediği My Demons doğaçlaması, sert ritm döngüsünün üzerine serpiştirilmiş metal gitarlarının (bu sefer hazır ses kesidi yerine Greg Sanders’ın 18 yıllık emektar gitarından yükselen akorlara ev sahipliği yapan) tonlamayı değiştirdiği, durağan bir atmosferle tüm çözümlemeyi beraberinde sunduğu, başyapıt Traffic kaydın ilerleyen bölümlerinde dinleyicileri farklı sürprizler beklentisine ortak eden bir bağlac olur. Keza, ismiyle müsemma olmasa da Ska parçası da bu keskinliği barındıran, bir dönem Aphex Twin’in de müziklerinden dinlemiş olduğumuz endüstriyellikle terbiye edilmiş idm, akıllı dans müziği formuna dönüşen çalışma gibi örnekler, bu kırılgan hattın üzerinde evrilerek geliştirilen, kelimenin hakkıyla beraber aksak ritimlere kucak açan, bass kümelerinin merkeze taşındığı Fractured, ambient’ın puslu havasından esintileri barındıran Delight ve ötesiyle beraber Distance’ın müziğinin tüketim çarkının dışında kalan nitelikli işlerden birisi olduğunu kantılar. My Demons aynı zamanda Dubstep Forum tarafından 2007 yılın en iyi albümü olarak da tescillenir, dinleyicilerin oylarıyla beraber. Sınırsızlığı müzikal anlamda ispat eden çalışma böylelikle çıkan seslerin gereken yankıyı da bulabildiğine dair çıkarımlarla beraber, özellikle İngiliz eleştirmenlerce el üstünde tutulur. Geçtiğimiz Pazartesi günü yayınlanan ikinci çalışma olan “Repercussions”da bu minvalde en az ilki kadar kuvvetli seslerden örgülenmiş, dinleyiciler için alternatif olanı yakınlaştırmayı kendine şiar edinen bir bütünsellik barındırmakta ilk elden. My Demons’ın oluşturduğu derinlemesine ses kesiti, kurgulanabilir mekanik dış sesler, en önemlisi drum & bass’de de kulaklarımıza çalınmış yoğun bas kümelerinin kesişiminden elde edilen bir ezgi bütünlüğünün kuvvetlendiği, daha oturduğu bir yapı Repercussions’ın ana eksenini oluşturmakta. Sadeleştirilmiş melodi kesitinin üzerinde, kirini belli eden bir atmosferi beraberinde getiren Magnesium ile nahif bir giriş gerçekleştirilir. Shackleton ve Skull Disco projesinin içerisinde sıklıkla kullanılan oryantal motiflerin paralelinden bir ses seceresi ortaya çıkartmakta olan, Out Of Mind inişleri ve çıkışlarıyla beraber bass’ın gücüne teslim olmayı sağlayan deneysel dans müziğinin sınırlarına dahil olmamızı sağlıyor. Günümüz Dünyası’nın bağlı ve bağımlı bırakılmış yaşantısına göndermeleri barındıran eleştirileri, ses kompozisyonu içerisinde kurgulanışı ile sinematografik yansılara eşlik eden, şimdiden albümün baş yapıtlarından birisi olan Free Me, karaşınlık ile özdeş girişini müteakiben de, püriten metal gitarlarının kudretli akorlarına ev sahipliği yapan “mosh – step” Koncrete ile Distance’ın derin imgelemleri arasında seyrüseferimiz devam eder. Melankolik aynalamasıyla Burial, iTAL tEK gibi, dubstep dinleyicilerini olduğu kadar ana akım müzik dinleyicisinin de beğenisine hitap edebilecek, çoklu müzikal kesitlerden beslenen, soluk aldırmadan dinletmeyi başaran Loosen My Grip gibi ağıdımsı ezgilere de yer veren bir çalış aynı zamanda, Repercussions. Bu sonsuza kadar tüketilmişliğin bataklığına kendini kaptırmış insanı yüzleşmeleriyle buluşturan, seksenli yılların elektronik müziği ile endüstriyelliği buluşturan, dahice bir kolaj olarak betimleyebileceğimiz Mirror Tell ile finale uzanıyoruz. Yoğunlaştırılmış gitar akoru üzerine bezenmiş olan bass kesitlerinin harmanına imkan sağlayan Skeleton Grin, dubstep’in dingin olan yüzeylerinin yanı sıra, böylesine de kuvvetle yoğrulabilen, dinamik yapılara da evrilebileceğini ispata çalışan bir dinlencelik olarak kulaklarımıza çalınmayı, uzunca bir süre dinlencelik listesinde de kendine yer edinmeyi garanti ediyor. Tekinsiz bir Dünya’nın girdabında sesler daha da fazlasıyla hayatı ilmiklemeye, çözeltiler, müzikler ile hayata karşı daha metanetli yaklaşabilmemize yardımcı olmaya devam ediyor. Distance’ın müziği bu minvalde, yeterince açık ve seçik olarak dinleyicilerle buluşuyor. Tekdüze ritmlerle örgülenmiş kendini müzik olarak tanımlayan yavanlıklardan sıkılanlar için, Distance’ın daha önce sadece kendi şirketi olan Chestplate’den yayınlanmış olan kayıtların da yer aldığı ikinci bölümünün pekiştiriciliği ile tadını çıkartmanızı salık veririz. Keşfedin...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...


Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8 ---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Hope – By Super_G
© Super_G
Distance Photos From
-1- -2- -3-

>>>>>Poemé
Mendilimde Kan Sesleri – Edip CANSEVER

Her yere yetişir
Hiçbir şeye geç kalınmaz
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla.

Boynu bükük duruyorsam eğer
içimden böyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet Abim benim
insan yasadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve birgün birinin bir adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir ev görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cigara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anisi işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
Cigara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenberi
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun cabuk
Bakıyorum da şimdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
istasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli degil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
işte o kadar.

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.

No comments: