Thursday, January 22, 2009

Deuss Ex Machina # 239 - Memorabilia: Sireli Yeğpayris

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_239_--_Memorabilia: Sireli Yeğpayris

19 Ocak 2009 Pazartesi gecesi ‘canlı’ gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Meral Okay-Kilitli Vicdanlara (10 Aralık 1999) (Tililili Projesi)
>2<-Djivan Gasparyan-Khandvat Tuner (7th December 1988) (All Saints)
>3<-Ilda Simonian-Ben Bülbülüm (Kalan Müzik)
>4<-Kim Tak Building-The Song Written By A Rabbit (Harbour Records)
>5<-Kim Tak Building-The Deer By The Lake (Harbour Records)
>6<-Tomasz Bednarczyk-So Fragile (Room40)
>7<-Tomasz Bednarczyk-Mi.Ti (Room40)
>8<-Gregor Samsa-Ain Leuh (Live At VPRO) (The Kora Records)
>9<-Gregor Samsa-Three (Live At VPRO) (The Kora Records)
>10<-Serra Yilmaz-Sırtlayıp Getirenlere (18 Ekim 1996) (Tililili Projesi)
>11<-Klimek-For Said Murad & Mazen Kerbaj (Anticipate Recordings)
>12<-ISIS-Holy Tears (Daymare Recordings)

Memorabilia: Sireli Yeğpayris Bölüm (239) – “Kardeşim Hrant yetim bir halkın çocuğuydu. İşte biz o yetim çocuğu kaybettik.” Halil Ergün – 19 Ocak 2009

>>>>>Bildirgeç
Hayatın tüm acı gerçekliğine karşın, bir nebze de olsa ümidimizi koruyabilmemizi sağlayan faktör olarak aktarabileceğimiz, karaşınlığın sınırlarına asılı kalmamamızı sağlayan bir olguya değinmek istiyoruz. Oldurulabilirliği bir yana, düşünsel anlamda bile bir adım ötesine vakıf olabilmek için de gerekli olanı sağlayan bir olgu olan hayaller, iş bu güncenin ana konusunu oluşturuyor. Yerle yeksan edilmesi için elbirliğiyle çaba sarf edilen modernliğimizin sorunlarına da bir ümit, çözüm olabilecek bir yansı bütününü sağlayan, hayaller. Her yeni eşikte, her yeni günde karşılaşmak durumunda kalıp, sesimizin daha da kısılmasına karşılık gelen sorunların çokluğu karşısında, dirayetli bir biçimde düşü, düşünceyi birbirine bağlantılayan bir yapılandırmayı sağlayan, hayaller. Olması gerektiği biçimlerde, oldurulamayanların, olumlandırılamayanların merkezindeki baskıcılık, hayali elimizden alınacak son kale olarak görmesine neden oluyor. Her seferinde başkalaşmış yeni görüngüler ile beraber sus pus kalmamızın gerekliliği hatırlatılıyor. Elzem olarak tanımlandırılan sessiz kalmanın, bildiğini kendi özünden bile saklamanın makbul addedildiği bir dönemeçte, çok bilinmeyenli bir denklemi çağrıştırıp es vermekte, hayaller. Bu geldiğimizin muasır medeniyet olmadığının altını çiziyor, kalınca bir tespit işaretçisiyle beraber. Birbirine ilintilendirilen geçişler, ait olduğunuzu sandığınız, bir bileşkesi olarak kendinizi ait hissettiğiniz bir ülkede, yalnız konulduğumuzun altını dolduruyor. Hayaller ile gerçeğin birbirilerine sert bir biçimde çarpıştırarak, insancıllığımızdan koşar adım uzaklaşmamıza dair tüm alt yapılar kotarılmaya çalışılıyor. Ne ki, giderek daha da sertleşen bir iklime evrilmesinin de hızlılığıyla beraber, cümbür cemaat.

Öngörülebilir bir ilerleyiciliği sağlayabilmek için yegane gereksinimimiz olan karşılıklı konuşmanın, sözün birbiriyle karşılaşmasının takdiminin de önüne yeni engeller çıkardığımız gerçeği de karşımıza çıkıyor. ‘Hayal’ olarak sınıflandırılmasına karşın, hakikatin anlamlandırılması için gerekliliği olan en kolay açılım olan fikri münakaşayı dahi kendimizden uzakta koymamız bizleri de bu şeridin içerisine dahil ediyor. Özgürlüğümüzün sağladığı, olduğu gibi ortaya açık ettiği cümlelerle doğrularımızın ardı sıra ilerleyebilmek yerine, her yeni gün tabularımıza yeni bir eklenti daha gerçekleştiriyor olmamız da biraz da bu hayal gücünü kaybettiğimizden ileri geliyor olmasın sakın? İsteklerin ortak, dileklerin de tüm insanları kapsadığı bir ortama ulaşabilmek, bu kadar mı zor, okuduğundan, dinlediğinden anlam çıkarabilmek bu kadar mı zor, yüzyüze baktığınız insanların kimliğine bu kadar takılı kalıp, arkasını, önünü bilmeden herşeyin üzerine onlara birer işaret fişeği göndermemek bu kadar mı zor? Alelacele bir biçimde kesin yargılara da varıp, topyekün itham etmeye çalıştığımız bileşkemiz, bir zamanları dile pelesenk olmuş sözlerindeki gibi mozaik değil mermer’den ibaret bir bütüne mi sahip olduğumuz çıkarsamasına inanmamızı gerektiriyor. Yıllar ilerliyor olsa da, iyeliğimizi kotarmak, esenliğimizi sağlayabilmek yerine içimizde sürekli bir öteki yaratmaya çalışmanın getirisi ne olacaktır? Sorunların birbirileriyle oluşturduğu tanım, birbiriyle ilintililenmiş olan eşleştirmeler nereye kadar gerçek resmin uzağında tutacak hepimizi ayrıca bir soru olarak zihinlerimizde yer işgal ediyor. Dönüp dolaşıp, aynı yerde, aynı anda, aynı sözcüklerde takılı kalmamızı sağlıyor. Malumatfuruşluğa kendini kaptıranların deyim uygunsa kopardıkları yaygaranın, nasıl hayallerimizi elimizden çalmaya devam ettiklerini, gün gelecek onu da mumla arayacaksınıza kapısını aralık bıraktırdığını söylemek çok mu hayalperestlik olur, imdinin vardığımız noktasında?

Bu hayal imgeleminin gerçek ile imtihanında önemli bir miladı teşkil eden bir tarih olan 19 Ocak’ı da bu minvalde değerlendirmemiz gerekir. Ötekine olan tahammülün sınırlarının belirlendiği acının gün yüzü gördüğü 19 Ocak. İmgeleri, dili, açılımları vesair tüm değerlendirmeleriyle bu toprakların kökü içerisinde yer alması gerekirken, bir küfür tanımı olarak addedilegelmiş ermeniliğin ne olduğunun, ne kadar öteki olarak önyargılara teslim edilmişse de, asıl olanın içte taşınan niyet olduğuna inatla sahip çıkılması için biat etmiş, bu uğurda çok sesliliği savunmuş, olguları allayıp pullamadan, hayallerin bir zaman gerçeğe dönüştürülebileceğine sebat etmiş bir insanın, karanlığa teslim edildiği tarih 19 Ocak. Hayal dediklerimizin darlatılmış kapsamının çok daha ötesinde bir dünyanın kurulabileceği gerçeği üzerine kafa yoranlar için bir miladı teşkil eden bir tarih 19 Ocak. Muktedir olduğumuz, kendimizi ait sandığımız yurdumuzun içerisinde, neye ne kadar yakın olabildiğimizi, neyden ne kadar uzakta, göz ve gönülden ırakta tutulduğumuza işaret eden bir tarihti 19 Ocak. Hrant Dink, bildiklerimizden daha çoklarını söyleyebilecek bir kudreti işaret ediyordu, sözleriyle. Kusurlarını örtmek bir yana saklanıp gizlenmeden bu cemaatin kendi içerisinde soyutlanmasından ise, gerçek bir işlevsellik yakalamasına dair çözüm önerileri getirmeye çalışan bir imece yapılandırmasını temellendirmeye çalışan bir öncü, bir kâniydi. Bütün bunları düşünmek, hayallerin(mizi)ide yaşama geçirebilmek ise hala elimizdeki en önemli ödev, ölümünün üzerinden geçen iki yılın ardından. Sokağa daha çok çıkabildiğimiz, özünde aynı konulardaki endişeleri paylaşan, dert edinen, sorunların çözümü için kendisinin de fikrine sahip çıkılmasını dileyenlerin ortak temsilcisiydi, sözün hası, ezcümle.

Bu satırlar dahilinde birinci tekil şahısla notlarımızı, girilerimizi oluşturmamaya çabalamıştık. Ancak Hrant Dink’in kendime göre bir kaç cümlelik Ekşi Sözlük entrimi, buradan da sizlerle paylaşmak istiyorum. Taklıp bir kaç kere daha okuyabilmek, belleksizliğimizin, içselleştirilmeye başlanan ayrımı milliytetçilik duygusunun giderek ırkçılığa doğru evrilmesinin önünü alabilmek için bir küçük hatırat teşkil etsin diye, ötekinin de senden, ondan bir farkının olmadığının, senin kadar bu ülkeye sebat edip, senin kadar sıkıntılarına da en az sevinçleri kadar ortak olduğunun idrak edilebilmesi için, hala hayatı olumlandırabilmek için; “Ayrıştırmaların her türlüsüne karşı olabildiğince anlaşılır bir dille yazmaya, anlatmaya ve öteki dediklerimizi tanıtmaya çabalamış bir insan. Evet çok düz gelebilecek bir tespit ama her şeyden önce insan. karşılıklı olarak konuşulabileceğine, dış mihrak denilegelen (diasporaları vd.) başkalarını ortak etmeden dertlerimizi kendi aramızda paylaşıp çözümleyebileceğimize inanmış bir "insan". Ellerin bangın bangır bağırmasına, iletilerin (anladınız siz onu) sağlı sollu gelmesine inat durup dinlenmeden olayların üzerine, çözüme gitmeye çalışmış bir "insan". Anadolu'nun yurttaşları ile kucaklaşacağı günlerin özlemini betimlemiş bir "insan". Çözümsüzlük üretmenin yol almak olarak algılandığı bir coğrafya içerisinde konuşmayı ön planda tutmaya çalışmış bir "insan". Yazdıklarından cımbızla seçilmiş bir kaç cümle ile hedef haline dönüştürülmesi bile onu bildiklerini sayıp dökmekten alı koyamamış bir "insan"dı. Neticesinde katil zanlılarını savunanların hala kindarlıkları ile beraber ekranlarda yeni cürümleri işletmek için adına yüklemler taktıkları, meşreplerince kullandıkları "insan". Ve neredeyse pek çok önemli makamdan "insan"ın bilgisi olmasına karşın yitirilen bir "insan". Dip not almanın ötesinde "emir demiri keser" diyenlerin göz göre göre yitirttiği "insan". Söyleyin hala mı "Yabancı" bu "İNSAN"?”

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçaları
Su Çatlağını Bulanda... – Fikret İlkiz – Bianet
Tililili Projesi – Bianet
Fotoğraftaki Çocuk - Agos Gazetesi Baş Yazısı – Zelzele
Bugün 19 Ocak - Yıldırım Türker – Radikal
19 Ocak: Soğuk Eller ve Kurşunları – Güven Gürkan Öztan – Radikal
Hrant’ı Okumak ve Okuduğunu Anlamak – Nükhet Everi – Serbest Yazarlar
19 Ocak Azınlık Günü Olsun – Zeynel Lüle – Referans Gazetesi
... - Sedürt - Lordlar Kamarası
Unutsal – Radnor – Bozuk Kaset
Hrant Dink Söyleşisi : Gözünüzü Seveyim Benim Köküm Burada – Neşe Düzel – Bizim Hrant

Djivan Gasparyan Official
Djivan Gasparyan At Wikipedia
Djivan Gasparyan At Libra Music
Ilda Simonian Official
Ilda Simonian Interview By Serhan Yedig At Müzik Söyleşileri
Kim Tak Building Official
Kim Tak Building At Myspace
Harbour Records Official

Tomasz Bednarczyk Official
Tomasz Bednarczyk At Myspace
Gregor Samsa Official
Gregor Samsa At Myspace
Gregor Samsa At VPRO
Klimek At Myspace
Klimek / Sebastian Meissner At Random Industries
Klimek / Intifada Offspring
ISIS Official
ISIS At Myspace
ISIS Sgnl05

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel *IMG2081 By Garageolimpo / Alper Tecer
Whole Set
© Garageolimpo / Alper TECER
>>>>>Poemé
Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır – Tuğrul KESKİN

Yürürdüm, sakin ve yaprak döken sokaktan
İçinde aşk olan şeyleri arıyordum
İçimde sevgili yanması
Yürürdüm,yanıbaşımda bir sakız sardunyası
Konuşurdum usul ve uzun günler boyunca
Bi bakardım yüreğim de uçuk kızarması

- Yüreğim niye bu kadar ağzım ki.

Susardım sonra susardım sonra susardım
Büyük ağaçların altında oturur susardık
Arkadaşlar sevgilim ve yeni bir nehir

Bir ses; acılarınıza dönün şiir oradadır

Acıyı yanında bilmek olgunlaştırıyor insanı
Fesleğenin, fesleğen olduğunu öğretiyor birden
Şaşırıp kalırdık
Akşam vapuruna yetişememenin erdemiyle
Dağılmış pazarlara öteberi almaya giderdik

Dönerdim, ayakla çiğnenmiş sakız sardunyası
Anlamsız karmakarışık olurdu yüzüm
Bu yüzü bir kere görmüştüm işsizliğimde
İpekyolu düşü vardı, marlboro yoktu
O hayat, foss modernizm hiç yoktu
Her şey işte düşsel kitaplarda anlatılan

O kitap elinde van'a giderdik
Van kalesine çıkardık ellerin üşürdü
Ellerinin içi üşürdü hohlardım gün boyu
Konuşurduk sonra konuşurduk sonra konuşurduk
Kars kalesinde leblebi satardı bir adam
Adamın çehresini
Sonra nasıl bıçaklandığını çorum yolunda

Okuduğumuz kitaptan iki harf silinirdi
İki harf bir ölü askeri anımsatan
Korkardık, ayak izlerimiz karla örtülürdü

O zaman tut ki ben çok çirkindim
Sen çok güzeldin cesur ve bambaşka
-En güzel yerlerin oraların
Emer iki Ağrı yapardım onlardan
Çay içerdim karşısına geçip, dalardık ovalara

Uyanırdık, onlarca geyik binlerce kuş arasında
Üstümüzde bir rengi eksik gökkuşağı

O ilk ses; acılarınıza dönün şiir oradadır.
Kaynakça

No comments: