Friday, January 30, 2009

Deuss Ex Machina # 240 - Eu Prendo-O Sempre E Para Sempre Em Minha Mente

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_240_--_Eu Prendo-O Sempre E Para Sempre Em Minha Mente

26 Ocak 2009 Pazartesi gecesi ‘canlı’ gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Kira Kira-Our Maps To The Monster Olympics (Smekkleysa)
>1<-Popnoname-Nightliner (Kompakt)
>2<-Andrew Thomas-A Dream Of A Spider (Kompakt)
>3<-Flica-Spec (Self Released)
>4<-Flica-Awake (Self Released)
>5<-Kira Kira-One Eyed Waltz (Smekkleysa)
>6<-Kira Kira-Langt I Burtu Bua Vinir (Smekkleysa)
>7<-Lukid-Chord (Werk Discs)
>8<-Lukid-Fall Apart (Werk Discs)
>9<-Wireman-Perspex (Prime Numbers)
>10<-Wireman-Axiom (Prime Numbers)
>11<-Krystian Shek-Nuh In The Ark (Fax +49-69/450464)
>12<-Krystian Shek-From Russia With Love (Fax +49-69/450464)

Eu Prendo-O Sempre E Para Sempre Em Minha Mente (240) – Dünümüzde Biriktirdiklerimiz Bugünümüzü Yönlendiriyor, Aşınan Vicdanlarımızda Son Cebelleşmeler Vukû Buluyor.

>>>>>Bildirgeç
İzlekler, birbiri içerisinde çelişen tamlamalarıyla, birbirlerini tamamlayan yeni dönüşler ortaya çıkarıp yönümüzü daha da fazla kaybetmemize neden oluyor. İçinde sıkışıp kaldığımız handiyse nefes almayı ancak sağlayabildiğimiz güncenin içerisinde, nere bakarsanız yeni bir sorun yumağına vakıf olmamızı bile bunun bir yansıması olarak değerlendirilebiliriz. Söylem, sözcükler aracılığıyla bizlere manalı ve anlamlandırılır cümleler kurmayı öğütlemiş iken, birbirlerinden pek de farklı olmayanların çıkartmış oldukları kakafoninin seyrüseferine dahil oluyoruz. Olduruluyoruz. Kimsenin önemsemediği konuları nasıl uzun uzadıya, eğip bükerek, kendimize yontarak, tartışadurduğumuzu, gelmeye çalıştığımız ana konulara ise bir türlü birbirimizden kötülemekten, bir arpa boyu yaklaşamadığımızı fark ediyoruz. Her birimiz artık ölçümler içerisindeki sayısal haneleriz (reyting), yönlendirildiğimiz, kafa yormadan fikir sahibi olabilmenin promosyon ile takdim edildiği görece şatafatın, sersemleticiliğine kendimizi ellerimizle kaptırıyoruz. Dönemsel ileri geri salınımların bir yana, toplu olarak fikir birliğinden, açılımlardan, memnuniyet verici olacak ortak kararlardan uzaklaşıp, dikte edilmişliğin lütfettikleri ile yetinmeye çalışıyoruz. Tıkır tıkır çalışamayan ekonominin çarkları arasında, ekmeğin ne kadar zor elde tutulabildiğini idrak ediyoruz, gündelik akış içerisinde ekranlara çıkan müsriflik yarışmalarımızda çöp muamelesi yapılanları gördükçe, ihtiyaçları nelerin değiştirdiği, nelerin bizleri bu kadar körleştirip, hırsa teslim ettiğini anlamlandırmak istiyoruz. İmkanlarıyla yetinebilmek bambaşka bir şey iken, olmayan görgüsüzlüğümüzü de yemek sofralarında kinlenip, çemkirerek, yaban ellerde köyümüze dönelim, dön baba dönelim kavramsallığında herhangi bir şey olmamış gibi, kavga gürültünün hemencecik ardına halaya durmakta çözümü arayanların tam da ekranları parselledikleri günlerde, Quo Vadis?

Buna paralel bir başka sahnede, neredeyse cümbür cemaat yetkililerin topyekün bilgisi dahilinde olan ama seslerini çıkartmadıkları için karanlığa teslim edilmiş bir yurttaşımızın duruşmasında meydanın boş, ortamı da kendilerine uygun buldukları anda sahneledikleri, eylemimiz sadece ona değil bakınız nasıl birbirimize de tahammül edemiyoruz yollu, alt okumalı, kinlenmenin babam olsa tanımam şekil ve dönüştürücülüğünü yansıtan kavganın ardından manşetlerde karşılaştıklarımız da bizlerin gidişatın hiçte hayra alamet olmadığını bir kere daha anlamamızı sağlamakta, değerli okurlar. Medyamızın da medari iftiharı olan!, anlı şanlı puntolarla demokrasi, adalet, eşitlik, daha insancıl bir Türkiye özlemi içerisinde oldukları kapmanyaları sırasında bile anti tezini logosunun kenarına iliştirdiği söz öbeği ile belirginleştiren hürriyet namzetli yayının duyurduğu gibi ‘Ağır Abiler Sille Tokat’. Tam da bu manşet düşünemediğimiz, yıllardır da akıl edemediğimiz şeyleri fark edebilmemizi sağlıyor. Sizden, bizden ayrıştırmasının olmadığı bir ülkeyi tasavvur edebilmenin, ona ulaşabilmenin dahası birbirlerini anlayabilmek için çaba sarf edenler içinde bir uyarı levhası değilse nedir? nicedir? bu yüceltilmişlik. Nur Çintay Aköz’ün Radikal gazetesinde yer alan makalesinden alıntılayalım: “Daha onurlandırıcı bir ödül olamazdı herhalde! Bu ikisi, tam da ‘ağır abi’ sıfatının kendileri için kullanılması karşısında zevkten geberecek tipler değil mi? Bu ikisi, tam da ‘ağır abi’ sıfatının kendileri için hem de Türkiye’nin ‘en’ gazetesi tarafından manşette kullanılması karşısında coşkudan coşkuya savrulacak, neşeden, sevinçten, gururdan çatlayacak, ‘Oldum oğlum ben!’ diye zafer nidaları atacak, titreyerek ve sarsılarak hazzın hani var ya doruklarına yükselecek tipler değil mi? Hayal bile edemeyecekleri kıymette bir mükafat. En yüceltici, en taçlandırıcı olanı. Maddi işler yüzünden istedikleri kadar girsinler birbirlerine, işte geldi: Manevi değeri sonsuz ödül.”

Görüntüler birbirleri içerisinde, bir yönetmenin kurgusu gibi sürekli değişip dönüşerek devam ediyor. Her bir ayrıntıda yeniden kendini tanımlandıran konumlandırmalar, ayrıştırmalar, bölük pörçük itham ve değerlendirmeler, bilgi çağında olmamıza karşın kulaktan dolma bilgilere verdiğimiz ehemmiyetin artıyor olması da bu felaket düzeneğinin bizleri daha da fazla zorlayacağının ipuçlarını veriyor. Yıllar içimizden sadece bilgi ile ilerlemenin mümkünatının olacağını öngörenlerin, zorunlu ikilemlerin değil toplumca ilerleyebilmenin şartlarına evrilebilecek önermeler ile bir an evvel oluşturulmasını talep edenlerin, nabza göre şerbetin değil iradeye göre açılımların gerekli olduğunun vurgusunu yapan insanların nasıl teker teker yok edildiğini, sindirildiğini gösterdi. Yok edebilmek için hain pusuların varlığının herkesi birer birer bulabileceğinin kestiremesi oluşturuldu. Sessiz ve derinden ilerleyen bir görünmez korku çemberini yapılandırma çabasının detayı olarak. Çözümsüzlük kendi içerisinde yeni “korku kapıları” ortaya çıkartmaya çalışıyor iken, şimdi bunları da bir kere daha düşünmemiz icap etmekte, ediyor. 16 yıl önce aramızdan çekilip, karanlığa teslim edilen, yazdıklarıyla nasıl evrelerden geçtiğimizi birer birer belgeleri, dökümleriyle günyüzü bulmasını sağlamış olan bilinçlenmenin öncül isimlerinden Uğur Mumcu’nun ardından hiç değilse bunu becerebilmemiz gerekiyor.Sorularımız ile, yüceltilmiş olan dejenereliğin karşısında bana dokunmayan yılan bir yaşasıncılıktan ziyade, kurtuluşu sağlayacak olanın her birey olarak taşın (sorunların) altına elimizi sokabilmemizin gerçekliliği hatr’a düşürmekte. Uğur Mumcu’nun bugünün araştırmacılarına da örnek olmasını dilediğimiz, insanlardan bağımsız bir biçimde sisteme dair problemlere değindiğini, bunları birer birer ifşaa etmeye çalıştığını da yazılarını incelediğinizde bulabilirsiniz. Örneğin, Ağca'yı, Çatlı'yı, Çelik'i ve bilimumlarını aslında genel örgütü ortaya çıkarmak için incelemişti, O örgutun adı da henüz muammaları ile gündemde de kendine ara ara yer bulan kısaca Kontrgerilla idi. Olayların en doğrusunu, sade cümlelerle, en yalın ve en doğrularını iletmekle görevini yerine getirenlerden birisiydi, Uğur Mumcu.

Sessizlik perdesindeki makul olarak addedilmişlerin deyim uygunsa köşeye kıstırıldığı dünyamızda; Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Sebahattin Ali, Metin Göktepe, Çetin Emeç, Hrant Dink, Kemal Türkler, Metin Göktepe, Musa Anter, Engin Çeber vd. gibi insanların ruhlarına karşı olan sorumluluklarımız da taşı ve altını gösteriyor. Hareklenebilmemiz için işaretlerin yeterince açık bir biçimde, yüzümüze ışıdığının altını çiziyor. Bu topraklarda birbirleriyle barışık biçimde yaşamların sürdürülebilirliğini, destur alınmadan evlerimize konuk olmaya devam eden derme çatma, çiğ yaşam sergilemelerinden daha mantıklı işler ortaya çıkartılması gerekiyor. El birliğiyle, zamanın gerektirdiğinden ne eksik ne fazla, onların inançları uğurunda feda ettikleri canlarının bi’şeyleri değiştirebileceği ümidi ile beraber.

Son söz; Manşet Karşıtlığı: "Katilin Sağcısı Solcusu Olmaz. Katil Katildir." (Uğur Mumcu)

Salt imgelerle, gündeme dair çıkarımlarla şekillendirmeye çalıştığımız güncemize paralel bir biçimde yoluna devam etmekte olan bağımsız müzik programımız Deuss Ex Machina’nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı yayınlanan bölümündeki müzikal kolaj biraz da bu değerlendirmelerin izinde hareket eden bir dinlenceliğin ortaya çıkartılmasından ibaretti. Müziğin sadece gönül şenlendirici olmasının yanında alabildiğince gerçekliğimiz olan yaşamsal problemlere de ışık tuttuğunu, o sıkışık kaldığımız anların içeriğini daha verimli bir biçimde doldurabilmemizi sağladığına olan inancımızı pekiştirerek bir sunu yapabilmeye çalıştık. Yazmaya çabaladıklarımızdan daha mandiar olanları kısacık sürelerde bizlerle paylaşan müzisyenlerin dünyasından, ibretlik vesikalıklar edinmeye çalıştık. Dile pelesenk hale gelen kötümserliğin taşıdığı ücra noktalardan bir an evvel geri dönebilmemizin gerekliliğini duyumsamaya çalıştık, sizlerle beraber. Topluca, toplumca gerisin geriye ilerlerken, manidar gelen açılımların sade suya tirit belirli kesimleri kapsamadığının, aslında her birimizi de etkisi altına alıp, nötralize etmeye çalıştığının imgesine vakıf olmaya çalıştık. Melodilerin dünyasından gerçekliğin dünyasına ara bağlar oluşturmaya gayret ettik. Unutulmaya yüz tutan seslerin aslında içinde bulunduğumuzu sandığımızı asri zamanların yitirilmişlikleriyle örtüşmesine dair güzellemeleri elden geçirmeye çalıştık. Bunların deneysel kesitleriyle beraber konumlandırıldığında ortaya çıkartmış oldukları açılımların idrakına da sizlerle beraber bizde vakıf olmaya çalıştık. Zamanımızın müzikleri içerisinde üretmiş oldukları ile resmin genelini de gözlemleyebilmemize ara bir kapı sağlayan, kendimize dair notlar alabilmemizi de sağlayan atmosfer yüklemli, soyut müzik mihmandarı olan Kristín Björk Kristjánsdóttir’in Kira Kira projesini ikinci uzun çalarları olan Our Maps To The Monster Olympics’a dair notlarımızla beraber sizlerle paylaşıyoruz.Küçük bir ülke olmasına karşın modern müziğin tüm alanlarında ürettiklerinin haklarıyla bir yerlere ulaşmış olan müzisyenlerin yaşadığı bir hayal ülkesi olan İzlanda’lı bir sanatçı / küratör Kristín Björk Kristjánsdóttir. Deneyselliğin bir form olarak hayat bulduğu, sadece dinlencelik için değil, geçişleri ile tiyatro, sinema gibi sanatsal alanlarda da yansımalarını barındıran, türetimler gerçekleştiren toplu kollektivizmin taraftarlarından. Oluşturduğu caz üçlüsü ile karaltılı yapılandırmaların altında imzası bulunan Hilmar Jensson, son yayınladığı Fordlandia kaydı ile elektornik müzik ile klasiği birbirlerine iyice geçiştiren bütünleştiren kaydın altında imzası bulunan Jóhann Jóhannsson’la beraber Kitchen Motors kollektifinin kurucularından aynı zamanda. Biraz önce değindiğimiz türetilebilirlik üzerine de çeşitli varyasyonların göz önünde bulundurulduğu, deyim uygunsa hayatın tam kalbindeki ritmlerden kendi rotasını belirleyen bir melodik akış bütünü müziğinin alt yapısını oluşturmakta. Kendi başına yola çıktığı ilk zamanlardan bu yana alternatif seslerin sınırlarına yeni açılımlar gerçekleştirebilmekte de mahir olan bir yetenek, aynı zamanda Kristjánsdóttir. Keza Kitchen Motors’un da manifestosunda yer bulan kelimelerle ifade edersek, kendine yetebilen bağımsız alternatif bir yapılandırmayı oluşturur iken sanatçıların birbirleriyle iletişimine dayanan, üretilenin türetim biçiminden çok nihayetinde karşı karşıya kaldığımız sonuca odaklanmaya çaba sarf eden bir olumlandırılabilirlik üzerinde hareket eden yapı karşımıza çıkmakta. Tüketim toplumu haline dönüştürülmesinin önünü alabilmelerinin yegane yolu olarak da atayabileceğimiz bu önerme bütünü ile kendi üretimlerini ortaya çıkartan, üreten bir toplum olmanın getirilerini sonuna kadar kullanan bir sanatsal çoğaltıcı.

Bu önermelerden türetilenlerin barındığı ilk kaydı olan Skotta’yı Reykjavik yerleşkeli Smekkleysa etiketinden 2006 yılında yayınlanır. Müzik kutularından, glockenspiel gibi oyuncakların dünyasını duyumsatan mekanik çalgılara dahası oyuncaklara uzanan bir ses türeticilerinden müreffeh bir ses kurgusunu dinleyicilerle paylaşır. Detaylarda bütünleştirilmiş, bilgisayar üzerinden son hallerine evrilmiş olan seslerin, saha kayıtlarının da bütünlendiğinde ortaya çıkardığı, kendinden emin, soluk kesici, düşündürücü bir deneyselliği de bunun üzerine ilave ettiğimizde Skotta’nın müzikal çatısını da tanımlamış olacağız. Çiğ seslerin bir rüzgar geçişini çağrıştırdığı, elektornik dokunuşlar ile beraber duygusal bir sinematografinin yansıdığı “Romantic Accident”, múm’un kayıtlarındaki akustik ses öğeleri ile gitarların paydalamasını, elektronik ses yığınları ile tersyüz edilmesine odaklanmış olan “Drakula Darling”, ismiyle müsemma bir biçimde durağan bir havayı yansıtan, karbeyaz soğukların içinize işlemesine neden olacak kadar rafine bir gözlemle hareket eden “Epitaph”, elekto-akustik ses düzeneği ile de yakınlığının ispatını oluşturabilecek, durağan aksaklıkların ana resmi ortaya çıkardığı “Malfur Skinnytoe Junior” gibi çalışmalar ile Kira Kira türler arası geçişlere kapısı her daim açık olan bir dinlenceliği ulaştırmayı başarır. Modern alternatif müziği belirli sınıflandırmalarla darlaştırmaya çaba sarf edenlere inat, verimli birer örnekleme düzeneğiyle beraber.

İki sene aranın ardından İzlanda’da Smekkleysa, Japonya’da da After Hours etiketiyle gün yüzü bulan kayıt olan Our Maps To The Monster Olympics’da bu minvalde bir devamlılık arz eden, içeriğine ek olarak konumlandırılmış ses pasajları ile daha naif bir kurguyu ortaya çıkartan kayıt silsilesi olarak değerlendirilebilir. The Silent Ballet’dan Richard Allen’ın kaleme aldığı albüm eleştirisinde değindiği üzere, çocukların müzik kutusunun, kırılganlığını barındıran enstrümantal bir bütünlük arz eder. Morr Music etiketiyle geçtiğimiz sene dinlemiş olduğumuz Benni Hemm Hemm, Borko’nun önermelerine de kapı komşusu duran, dinlenmiş olan diğer İzlanda’lı ekiplerle de bir hemhallik barındıran detaylar bu kayıtta da kulaklarımıza ulaşmakta. Mitolojik yaşayışların izlerinden, deyişlerin ve söylencelerin de izlerini aramaya çaba sarf eden, bir yerel folk ağıdı gözüyle de bakılabilecek bir kayıt bütünü Our Maps To The Monster Olympics. Sessizliğin durağanlığını, iklimin paylaşmakta olduğu beyaz kesin ve keskinliği, mekanlardan bağımsız olarak dinlence listenize eklemenizi sağlayacak önermelerden beslenen bir yapılandırmayı da bütün bu çözümlemeye ilave edebiliriz. Albümün açılışında yer alan, yaylıların donuk bir buzdağının içerisinde dolaşmasını, sesin de yankılanmasını irdeleyen Sjarmaland Intro ile seyrüseferimiz başlıyor. Celesta gibi alameti farika olmuş akustik ses enstürmanlarından izler taşıyan, Sigur Rós’un son dönem kayıtlarında duyumsadığımız partisyonlarına selam duran bir kayıt düzeneği Melur Sjamur, seslerin altına gizlenmiş olan sürprizleri keşfedebilmek için bir vesile teşkil ediyor. Bir tavsir öznesi olarak doğanın merkeze konumlandırıldığı, bizahati Kristjánsdóttir tarafından sesi kazandırılmış mitolojik yaşayışların izlerini süren, yeni masallara eşikler açmaya çaba sarf eden bir müzikal değişkenlik Gremlin Holiday gibi parçalarda grup formuna giderek daha fazla yakaşıldığını kanıtlıyor. Gerek ses üreticilerinin çokluğu, gerekse de elden bir türlü bırakılamayan mahmurluğun ortaya çıkartmış olduğu melankolikliği hissettirmesi açısından. 8bit müziklere aşina olacakların da ilgisine mazhar olacak, vurgulamaların yer bulduğu Happahrolfur Salisu, bir sis bulutunun içerisinde kaybedilenleri arayan, Bless epik serüven içerisinde doğallığın korunarak da alternatifler sunmanın yollarını, çözümlemesiyle beraber sunuyor. Albümün en uzun parçası olan ve programımız içinde de sizlerle paylaştığımız Langt I Burtu Bua Vinir’de bütün bu anlattıklarımızın birbirlerine bağlandığı, tekilleştirildiği bir mizansen barındırıyor. Elektronik seslerin gidiş dönüşleri arasına sıkıştırılıp, yüz bulan alan / saha kayıtlarından, teknik olarak bir melodik pop parçasına evrime ışık tutan bir yansı kulaklarımıza çalınıyor, son kertede. Çocukluğun sınırlarından yetişkinliğin zorlu şartlarına geçişi irdeleyen ses karaşınlığı One Eyed Waltz kısacık süresi içerisinde, afallatmayı başarıyor. Albümün finalinde de elektro-akustik müziğin geçen sene yükselttiği deneyselliğin dinlenebilir formlarla da icra edilebileceği tespitini onaylatan Hjartafanturrin Skrajafur ile albüm nihayete eriyor. Kira Kira, bir tadımlık dinlencelikten çok daha fazlasını sunmaya gayret eden özel bir proje. Müziğin merkezinde, ses dünyasından gerçeklere dair göndermelerde bulunuyor. Kaçınılmaz olan yıkımlarımızdan, içimizi kaplayan karamsarlık dalgalarının bunaltıcılığından bir nebze uzakta kalabilmeyi, zihni toparlamayı da sağlıyor. Dinledikçe, kendi sözcüklerinizi bulabileceğiniz bir lügat ortaya çıkartıyor...Keşfedin...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçaları
Uğur Mumcu Işıktır – Geniş Açı – Hikmet Bila – Cumhuriyet
HDF ve Uğur Mumcu – Fikri Sağlar – Birgün
Uğur Öldürüldü. Gün Kanadı. Soğudu Dünya – Mobius – Mobius
Gelmiş Geçmiş En Bencil Kuşağız – Mayer Hillman Röportajı – Ebru Doğan – BBC Türkçe

Kira Kira Official
Kira Kira At Myspace
Kira Kira At Smekkleysa
Kira Kira At 13Melek
Kira Kira Review By Richard Allen At The Silent Ballet
Kira Kira Live At 12 Tónar Concert July 13 2007
Kitchen Motors Official
Popnoname Official
Popnoname At Myspace
Andrew Thomas At Last.FM
Pop Ambient 2009 Stream At Soundcloud
Pop Ambient 2009 Informative At Electronic Beats
Flica At mü-nest
Flica At Myspace
Flica At Norman Records
Lukid At Myspace
Lukid At Werk Discs
Lukid At Undomondo
Lukid – Catalunya Calling At RBMA Radio
Lukid Short Story Mix At We Are...
Wireman At Myspace
Wireman At Boomkat
Krystian Shek Official
Krystian Shek At Myspace
Krystian Shek War One Line Reviews At Musebin

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel The Silence Is My Peace – By Pieroma
© Pieroma
Kira Kira’s Photos Courtesy Official Site

>>>>>Poemé
Oğlum Ölüm – Refik DURBAŞ

Tenim kurudu hasretinden
Sulara adamıştım senin
Sulardan narin bedenini
Gözümde yaş kurudu oğul

Göklerin poyrazına
Bağışlamıştım senin
Ölümünü, benim ecelimi
Bağrımda taş kurudu oğul

Ateşin rahminden çalmıştım
Benim ihtiyarlığımı, senin
Sevdalara kurban ömrünü
Yaşmağımda kan kurudu oğul

Vazgeçtim ben ecelimden
Sen de gel vazgeç bugün olsun
Hayın ölümden, zalım ölümden
Canevimde can kurudu oğul

No comments: