
Deuss_Ex_Machina_258_--_While My Voices Violently Bleeds
24 Ağustos 2009 Pazartesi gecesi *tekrar edilmiş programın parça dizinidir.
[Pazartesi gününe denk gelen internet kesintisi nedeniyle iki ay önceki programımızı sizlerle tekrar paylaştık]
[İlk Yayın Tarihi : 29 Haziran 2009]
>>>>>Musique
>1<-Susumu Yokota-A Ray Of Light (Oen Sujet Remix) (Lo Recordings)
>2<-James Blackshaw-Key (Young God Records)
>3<-James Blackshaw-Fix (Young God Records)
>4<-Kronos Quartet-Wa Habibi (Nonesuch)
>5<-Kronos Quartet-Kara Kemir (Nonesuch)
>6<-Micah Blue Smaldone-Mortissa (Honest Jon's Records)
>7<-Rick Tomlinson-Surfin' UAE (Honest Jon's Records)
>8<-A Hawk And A Hackshaw-Türkiye (Leaf)
>9<-A Hawk And A Hackshaw-The Man Who Sold His Beard (Leaf)
>10<-Sir Richard Bishop-Solenzara (Drag City)
>11<-Sir Richard Bishop-The Pillars Of Baalbek (Drag City)
>12<-Fairuz Derin Bulut-Benim İçin Üzülme (Doublemoon)
While My Voices Violently Bleeds (258) – Mütereddit Bilinç Genelin De Sus Pusa Kavuşmasını Sağlamakta. En Düşük Tını Değişikliğine, Yorum Farkına İzinin Olmadığı Bir Dünya’da Yitirdik, Yenildik Derken Sonunda Tükeniyoruz Da...(Boşlukta Çığlıklar / Karadul)
>>>>>Bildirgeç
Resmedilmiş olan gerçeklik tüm yönleriyle beraber farkına varamadığımız özneleri, zihinlere düşürüp, sorular sordurmakta. Akış eskisinden de hızlı bir biçimde gelişip ilerler iken, giderek katıcıllaşan, sert ve seri bir biçimde önyargı duvarlarıyla şekillendirilmesine karşın hala ve henüz sorular sordurabiliyor olması en azından önemli ayrıntıları da keşfedebilmemizi kolayladığından bahsetmeliyiz öncelikle. Bir biçimde bilgiye ulaşılmakta yanılsamasına karşın, edindiğimiz, belleğimize kattığımız nice küçük bilgi kırıntılarının da nasıl birer, ön tanımlandırmanın ötesini sunmadığının, aksine tekil düşünce, tekçe yön hizasına çekildiğimizin gerçekliğini de hatırlardan çıkartmadan. Ballandıra ballandıra anlatılan küresel köy hikayelerinde ise sadece sıramızın ne zaman bizlere geleceğini bilmediğimiz bir kurgunun seyirci / oyuncu / takipçileri olarak iz üzerinde ilerlemekteyiz. Yönlendirmelerin takdirlerine bırakılmış olduğu büyüklerimizin uygun gördükleri kırmızı hatların dahilinde olagelmiş olanları çözümleyebilmek, idrak edebilmek ve gerektiği anlarda müdahalede bulunabilmek bu bağlamda kazanımları da mümkün olanın en asgarisi seviyesine indirmekte. İndirgemekte. Kabul edilebilir buyurulanların ardından ortaya çıkan, öne sürülen fikirlerin hemen tümünde, biz sizden evlâyız, denedik budur kolaylamasının, kurcalamayın sözün gerisini sonrası çok fena olur levhalarının gölgesinde fikirler münazara alanına iliştiriliyor. Kısa, kısıtlı eklentiler, tüm sözümona doğruculuğu imdinin lügatına dahil etmekte. Teşebbüs edilmeye, çaba sarf edilmeye, bir adım daha ilerisine odaklanmış olmaya olan inancın kırılmasını müteakiben, gereği düşünülüp altına iki satır karar yazılmadan infaz edilen bir özgürlük daraltımından da dem vurulabilir. Görmekte olduğumuz veya gördüğümüz sanrısına kapıldığımız görünenlerin pek şenliksiz geçişlerinde , resmi geçitlerinde. Yaralayıcı olan giderek daha fazla bir biçimde, özgürlüklerin kısıtlanması bir türlü sözün dönüp dolaşıp mevuzunun hasbıhal edilmesi gerekli olana, esasa gelmemesi olduğunun da altını çizebiliriz. Kesinlikler, aşırılıklar, fazlasına tahammül edemeden sınırlandırmalar, gelişigüzel tanımlar ve tanımlandırmalar, normal olarak addedilmeye başlanan yanlış genellendirmeler hep bu izlek içinde zihinde yeni çoğaltımlar ortaya çıkartır. Neredeyse eksiksiz bir kurgunun ortaya çıktığı, herkesin kendi sahnesini ezbere bildiği bir mizansen sunulur. Vuslata beş kala kaba saba gülücüklerle, yitirilenleri yâd edemeden, yitirilenlerin değeri anlaşılamadan süreç geçip gider taa ki kısa bir mola sesi işitilene kadar. Vardiyanın tamamlandığı duyurusuna kadar. Ne kadar yalın bir biçimde sunulmuş olsa da yazınsal ve veya kurmacalı metinlerin satır aralarında karşımıza çıkan durumların sahiciliğinin, zamanımızda ispat edilip kanıtlanabilirliğinin ortaya çıkaması sözü daha fazla uzatmaya da gerek bıraktırmıyor. İfşaatların tümü sonunda gerçeklerle buluşuyor.
Özgürlük tanımının nerelere kadar darlaştırılabileceği, hangi kıstaslara göre uygun olup olamayacağını veyahutta kimlere nasip olmasının gerektiği gibi ayrışımları da çözümlemek mümkün. Ekranlardan 7 / 24 yayınlanan görüntülerin de yardımlarıyla beraber. Farkına varmaktan çekindiğimiz, dile getirsek de bir türlü sonunu getiremediğimiz konulardan birisi olagelmiş olan özgürlük kavramının zümreler arası bir mücadelenin el altında tutulan kozları gibi gösterildiğini, zamanı gelince kullanılabilirliğinin akılda tutulduğunu bildiğimiz karaşınlık ortaoyunu, ortalaması, orta malı iş bu görüntülerin içerisinden duhul olmakta, yaşantılarımıza.İran'da seçim sürecinin ardından ortaya sürülmüş olan demokratik! sonuçların eleştirilebilirliğinden dem vurmanın bile ne kadar zor ve katı bir tepkime ile karşılandığını ilk elden bu duruma örnekleyebiliriz. İnsanların bilinçlerinde oluşturulan demokrasi açılımlarının henüz nasıl da ip incecik sicimlere bağlı ve bağımlı bırakıldığının, fikirleri savunabilmenin bile oluşturulan sistemsizliği alt üst edebileceği korkusuna neden olduğunu idrak edebilmek açısından önem arz eden bir bütünlüğü ortaya çıkartır. Kıstırılmışlığın, yok sayılmanın, kuralların ağırlaştırdıklarının artık insanların gırtlağına kadar geldiği gerçeğini ortaya çıkartan bir düzine detayı önümüze serilmesine vesile teşkil etmişti, son birkaç haftadır yaşananlar. Ve vesair namlara sahip 'sosyal paylaşım' siteleri aracılığıyla, kimseciklerin müdahalelerine, gözetimlerine, sopalarına, sözlü ikazlar ve uyarılarıyla karşı karşıya kalmadan kendine yetebilenleri seslerinin daha gür çıkabildiği özgür toplumlar olabilmenin çabasını görmek bu kadar zor mudur? Neda'nın özgürlük yazısını elinde taşıdığı için yaşadığı ülkede kim vurduya gitmesinin hesabı sorulmamalı mıdır? Demokrasinin gerçekten tam anlamıyla, tüm anlamları ile karşılığını bulabileceği hak arama mücadelesinin nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, şu vakitte ortaya çıkan direnişle sonuna kadar arayabilenlerin, ısrarlı varlıkları bu espirisi çoktan kaçmış dünyada hala bir umudun yeşertilebileceğini hatırlatıyor. Herşeye rağmen, her körlüğe, her bağnazlığa, her aymazlığa rağmen. Toplumsal dinamiği, tüm bu gözetilmiş ayrımcılıkların insanlara neler ettiğini açıklaması da o görüntülerde mevcut. Olması gerektiği kadar demokratik olabilmenin, bağlı bulundukları şartların altında dahi bir nebze değişkenlik barındırabilen, sözün geçerlilik sağlanabileceği, nihayetinde de halk denen kavmin de yöneticilere hiza gösterip, sorular sorabilecekleri bir eşiğin varlığı ispatlanmasıdır, insanı düşündüren akışkan kayıtların ortaya çıkarttıkları.
Özgürlüğü ve buna bağlı olarak özgünlüğün bireylerin taleplerinin, karanlıkta bırakılan tüm sorunların çözümlenebilmesinin anahtarını barındıran sorgulanabilirliğin ve talepkâr olabilmenin bir diğer örneği olarak da Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi çatısı altında uzunca tartışmalar kopartan, Askeri Darbenin mimarlarının yargılanabilirliğine imkan sağlayacak geçici maddenin düzenlemesinden dem vurabiliriz. 12 Eylül 1980'den bu yana varlığını sürdüregiden, her daim oldurulamazcılığın kabulünün zorlatıldığı, dayatmaların deyim uygunsa tekmili birden halkın hizaya çekilerek, esas duruşta ezberlere taşındığı, kazındığı bir dönemin üzerinden 29 sene geçtikten sonra bir karara varabilme olgunluğundan nihayetinde bahsedebilmek bu çıkarsamaya eklemlenebilmesini sağlamakta. Bir koruma kalkanı olarak tanımlandırılmış olan, askeri kurulun dokunul(a)mazlığı, insan haklarının hâlâ tam düzenlemeyen ayrı ayrı sorunlarının temelinde o günlerden bu yana süren derme çatmalılığı, asayiş sağlayacağız denilerek daha farklı oluşumların zeminin sağlamlaştırıldığı veya temellendirildiği durumun, geleceğimizden de neleri alıp götürdüğünün, demokrasi deneyiminin nasıl halktan uzaklaştırıldığının bariz tanımlamaları ve evrelerini ortaya çıkartıyor olması bile bu konuyu ön plana getirmekte, nihayetinde birşeyler oluru neyse o duruma istisnasız bir biçimde bırakılmadan sonuca taşınabilir mi sualini de akla getirmekte ? 12 Eylül 1980'in yaşadığımız toplum üzerinde yaratmış olduğu ayrışımların hemen tümünde fitilin en baş ateşleyicisi olduğu gerçeğini de ha keza. Kazanımların ve hakkın üzerlerinin nasıl birer ikişer, ses çıkartılmadan saman altına sürüldüğünün, insanların birbirlerine olan itimatlarının, beyan ettiklerinin, görüşlerinin de nasıl birer, sistemin köstebekliğine dönüştürüldüğünün, fikriyatın bileşkesinde her ne durumda olursa olsun özgünlüğünün korunması gerekliliği, fikrin savunulması gerekliliğinin üzerinde derin izler bırakmış olan engellemelerin ortaya çıkartıldığının kanıtlanabilmesi için yüzleşmek gerekir. Gerekendir. Zamansal bir duraksamanın, biteviye aynı hatalara ısrarlı düşmelerin neticesinde sonuçsuz bırakılmış olan hemen tüm soruların yanıtlarının günyüzü bulabileceği, konuşulmaktan ötesinde türlü çeşit bahanelerle yola koyulamayan sivil anayasa girişimlerinin de başlayabilmesi için yüzleşme gerek, yüzleşebilmek tüm saklı bırakılmış, unutturulmuşlarla. Resmedilmiş olanın bir masaldan fazlasını artık ortaya çıkarttığının bilincine vakıf olabilmek için. Siyasetin ısrarcıl aymazlıklarına artık daha çok izin, tahammül gösterilmemesinin birilerine ispatlanması için. Hangi şartların ısrarla aynı noktalara gerisin geriye dönmemize vesile teşkil ettiğinin seceresini çıkartabilmek için. Pek çok farklı mecrada bu konu ve izleri üzerinde yorumlamalar, gereksinimler ve bir türlü bitmeyen tereddütlerin işlendiğinin altını da çizmek mümkün. Son söz kabilinden, Şermin Topçu'nun Gazeteport sitesinde yayınlanmış Hadi Aklan Netekim! Başlıklı yazısından bir bölümü paylaşalım:
“Darbe çığırtkanlığı yaparken darbeden ümidini kesip aniden darbe sorgulayıcı rolüne soyunan Deniz Baykal, biraz da ne yapacağını bilememenin verdiği çaresizlikle 12 Eylül darbecilerinin yargılanması gerektiğini söylemiş. Memleket bu öneriyle çalkım çalkım çalkalanıyor.
Ertuğrul Özkök başrol oyuncusu olmaktan geri kalmak istememiş, dün bir yazı yazdı: Yoksa bunlar 92 yaşındaki Kenan Evren’i hapse mi tıkmak istiyorlardı? Bir de üstüne üstlük hızını alamayıp bugün de Kenan Evren’le yaptığı telefon konuşmasını yazmış. Tam da beklendiği gibi konuya Kenan Evren’in zatürree’sinden girmiş. Diyor ki “O yaşlarda zatürreenin ne kadar tehlikeli olduğunu bilenlerdenim” Bizlere de bu muhteşem tespit üzerine “bravo” demekten başka yapacak bir şey kalmıyor!
Ne diyor Kenan Evren: “Referandum yapın. Eğer halk evet yargılansın derse bu işi yargıya bırakmam intihar ederim. Çünkü bu kara lekeyle yaşayamam”.
29 yıldır sadece Erdal Eren’in idamı kara lekesiyle bile yaşamını sürdürebilen Kenan Evren bu kadar da iddialı konuşabiliyordu. Bizim kuşağın katlinin kara lekesiyle 29 yıldır lafta değil gerçekten “paşalar” gibi yaşamını sürdüren Kenan Evren bu yaşında bu kadar iddialı konuşabiliyordu. İşkence görmüş on binlerce insanın alnındaki kara lekesiyle yaşayabilen Kenan Evren bu lafları edebiliyordu. O zaman intihar etmeyi aklanmak sayıyorsan Kenan Evren, gel kendini aklayacak bir harekette bulun. 17 yaşında idam edilmesini sağladığın Erdal Eren’in hatırına akla kendini. İşkencede öldürülenlerin, sakat kalanların onuru için akla kendini. Ama bunu referanduma sığınarak falan yapmaya kalkışma!
Hatırla ki bu milletin yüzde 92’si elleri titreyerek korku bokuna senin anayasana “evet” dediler. O yüzden sakın referanduma sığınma. Gel akla kendini! Gel vazgeç madem öyle bu lekeyle yaşamaktan! ” (27 Haziran 2009)
Detaylar, güncele dair bilip kendimize sakladığımız şeyleri daha farklı bir biçimde irdeleyebilmemizi, gerçeğin ta kendisini bulabilmemize vesile teşkil eder. Yüzeysel, üstünkörü bir çabalanmanın, kulaktan dolmalığın ötesinde bilgiye vâkıf olabilmenin açılımlarından birisi olan detaylar üzerinden ilerlemenin salt yazılanların birer bilgi topaçlamasından, edinimiden daha fazlasını sağladığı ise aşikar. Bildiğimizi sandığımız bölümlerin tekrardan gözden geçirilmesine neden olan detaycıllık, aslolanın “ansiklopedik” bir metin biriktirmesinden çok, içselleştirebileceğimiz hatrımıza baki kalacak örneklemleri içerdiğinin, vurgulamalar ve bulgular doğrultusunda yeni önermelere girişebilmemizi kolaylaştırır. Ayrıştırılmış ve birbirlerinden farklı odakları imgeleyen yazınsallığın, görselliğin ve işitselliğin bütünlendiğinde aynen diğer sanatsal / gündelik tasavvurlarda olduğu gibi hayata dair bir tık fazlasına zemin oluşturduğundan, eklenenler ile yeni bir derlemeye imkan sağladığını belirtebiliriz. Temcit pilavı gibi aynı noktalamalara ,vurgulamalara haiz olarak bırakılmış sözcüklerin ardılından bahsini açmaya sıklıkla başvurduğumuz, diğer yanlarında olan biteni anlayabilmek için detaylar bizlere yol gösterir. Farkına varalım veya önem göstermeyelim ama bir boy aynasında kendini sürekli seyretmekten, iltifatlar ve ithamlar ile dolu dolu mono kanallı / monolog bir yaşamdan da ötesini işleyebilmek, hayatın kendimize bıraktırdığı sorunlara ve sorularla nihayetinde yüzleşebilmek bu eşiklerde ne kadar birikim sağlayabildiğimizle orantılanarak , orantılı olarak gelişim gösterir. Hatalardan, doğrulardan, eksiklerden ve fazlalardan bahis açılacak ise önceliği içimizde ne kadar tamam olduğumuz sorusunun yanıtını arayarak başlayabiliriz. Detaylamaya başladıkça, sözcüklerin izlerini sürdükçe, vurgulanmaya başlanalardaki hataların neler olduğuna dikkat kesilebildikçe, hayatta kendimizi yeniden konumlandırabilmeyi de sağlamamız mümkün olacaktır. Bir tespit düzeneğinden, nükteli eleştirilerden, imalı sözlerden öte bu sayfa aracılığıyla paylaşmaya gayret ettiklerimizin hemen tümü, amatörce bir müzik tanıtma çabasından ötesi değildir. Deuss Ex Machina'yı bu minvalde profesyonel site / ürün olgusundan da ayıran budur. Hatası ve sevabıyla sözcüklerin bize sağladıklarının dahilinde, detaylara başvurmaktan çekinmeyen bir bütünleştirme ve keşfetme çalışması , çabalanması bu sayfayı ve radyo programının düşe kalka sürekliliğini sağlamakta. Koşul ve şartlar ne kadar zorlayıcı olursa olsun (Radyo'nun teknik anlamda son bir aydır yaşadığı problemler, yazılanların vakitlice tamamlanaması ve sair problemlerin giderek ivme kazanması) müziğin detaylarında ilerlemek bir kaç satır da olsa kelam ekleyebilmek hâlâ en büyük gailemiz. Geçtiğimiz Pazartesi akşamı 'banttan' yayınlanan 258. bölüm dahilinde de kapsamı giderek genişleyen bir müzikal sunumu ortaya çıkarmaya çalıştık. Ambient kulvarında açtığı gedikler ile nam salmış Susumu Yokota'dan, modern klasik müziği söz konusu olduğunda adı anılası, gitarist James Blackshaw'a, Mısır'lı gitarist Omar Khorsid'e ithafen giriştiği Kaddak el Mayass (The Freak of Araby) güzellemesiyle Sir Richard Bishop'a ve ülkemizden Arabesk parçalarına iliştirdikleri seslerle alternatif bir okuma gerçekleştirmiş Fairuz Derin Bulut gibi ekip ve sanatçılar aramakta olduğumuz detaylara dair birer vesika teşkil ettiler. Haftalık olarak sizlere sunduğumuz albüm seçkisinde rotamızı Neutral Milk Hotel eskisi davulcu Jeremy Barnes'ın kurucusu olduğu, Heather Trost'un katılmasıyla, zamanla doğu/batı harmanlamasına evrilen projesi A Hawk and A Hacksaw'ı son uzunçalarları olan Délivrance'ın rehberliğinde sizlerle paylaşıyoruz. İyi Okumalar...

İsimsiz debut kaydı müteakiben yayınlanan Darkness At Noon albümü, Jeremy Barnes'ın ileri sürmeye çaba sarf ettiği müzikal kesişimlerin yavaş yavaş yerine oturmaya başladığı bir geçiş kaydına dönüşür. Tek kişiye bağlı olan bir üretim aşamasından, Dan Clucas (Trompet ve Kornet), Mark Weaver (Tuba) Jospeh Garcia (Ud) ve ilerleyen dönemde grubun daimi üyesi olacak Heather Trost (Keman) gibi isimler projeye dahil olmalarıyla bu çözümlemede ilk önemli safha aşılır. Melodik öğelerin yanında deneysellik dozu kuvvetli bir biçimde muhafaza edilmeye devam edilen Darkness At Noon'da bu sefer müzikal rota Transilvanya bölgesi olacaktır. Etnik-folk müziğinin seceresi dahilinden alıntılanmış yerel tınılara bağlar bulundurulan bir modern zaman melodikası ortaya çıkartılır. Zamanı durağanlaştıran, hayret verici biçim ve tavırlarla aklın bir köşesinde devamlı çalmaya devam eden bir ayin-i ruhani havası kaydın dahilinden dinleyiciye takdim edilir. Bir metafor halinde karanlığın sınırlarında kopan kahkahaları, aynen yaşamları boyunca sürekli bir o yana bir bu yana sürülüp duran çingenelerin durumuna işaret fişekleri yollayan bir başlangıç olan dikkat çekici Laughter In The Dark ile çalışma açılır. Enstrümantal yoğunluğuyla beraber Klezmer kültürünü modernize etme gayesinde olan 'Tzadik' kataloğuyla aynı hattan ilerleyen The Moon Under The Water ve A Black And White Rainbow parçaları gibi örneklerle A Hawk And A Hacksaw'un ses kapsayıcılığı, türetilen geçmiş gelecek birlikteliğine dair önemli açılımları temsil eder. Bir konseptin sınırlandırmasından öte eklentilenenlerin detaylarındaki değişkenlikler ile bir yanı daima canlı bırakılan ses erimi kotarılır. Albümün kapanışında yer edinen Amerika'lı folk sanatçısı / zanaatkarı Derroll Lewis Thompson'ın Portland Town parçasına yapılan düzenleme gibi hayat ile müziği buluşturan, duvarların da alaşağı edildiği gerçek bir gözlem sunumu gerçekleştirilir. Yaşayışın kendisinin nasıl hızlıca geçip gittiği elden avuçtan kaydığı konusunda derslik bir dinlencelik sağlanır parçanın özerk yapısı dahilinde. Seslere verilen önem ve bileşeyi oluşturan sentezlemenin kalıpların dışında tutulmasına uygulanan imtinalı kayıt dizilimi, dönemdaşları olmuş Beirut, Gogol Bordello, Amsterdam Klezmer Band vd. namzet batılı grup ve üretimlerden bir nebze olsun orjinaline daha yakın duran, daha can yakıcı, daha şenlikli bir tasvirler bütününe ev sahipliği yapmasına imkan tanır, A Hawk And A Hacksaw projesinin.


...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...
Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Hadi Aklan Netekim! – Şermin TOPÇU – Gazeteport
12 Eylül’ü Unutmamak – Fikret İLKİZ – Bianet
12 Eylül’ün Yardım ve Yatakçıları da Yargılansın! – Melih PEKDEMİR – Birgün
Madımak’ta 2 Gün – Serdar DOĞAN – Devrim SEVİMAY – Milliyet
Biz ‘Öteki’ Olduğumuz İçin O Günü Yaşadık – Serdar DOĞAN – Devrim SEVİMAY – Milliyet
Grev Güncesi – Sabah / ATV Emekçileri
A Hawk And A Hacksaw Official
A Hawk And A Hacksaw At Myspace
A Hawk And A Hacksaw At Leaf
A Hawk And A Hacksaw / Jeremy Barnes Interview At The Quietus
A Hawk And A Hacksaw / Heather Trost Interview At Layabozi
A Hawk And A Hacksaw & The Hun Hun Hangár Ensemble Review At Undomondo
Susumu Yokota Official
Susumu Yokota At Myspace
Susumu Yokota At Lo Recordings
James Blackshaw At Myspace
James Blackshaw Interview At Pitchforkmedia
James Blackshaw A One Man Orchestra At NPR Radio
Kronos Quartet Official
Kronos Quartet At Myspace
Kronos Quartet Floodplain Album Review At BBC Music
Micah Blue Smaldone Official
Micah Blue Smaldone At Myspace
Rick Tomlinson At Last.FM
Open Strings Early Virtuoso Recordings From The Middle East, And New Responses At Honest Jon’s Records
Sir Richard Bishop Official
Sir Richard Bishop At Myspace
Sir Richard Bishop The Freak Of Araby Review At Pitchforkmedia
Fairuz Derin Bulut At Myspace
Fairuz Derin Bulut Arabesk Albüm Eleştirisi Limbo Pillow
Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.
Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Turşu Limonla Mı Yapılır Yoksa Sirkeyle Mi? – İç Mihrak
© İç-Mihrak
A Hawk And A Hacksaw Photos Courtesy From Leaf Label Flickr Page
Turşu Limonla Mı Yapılır Yoksa Sirkeyle Mi? – İç Mihrak
© İç-Mihrak
A Hawk And A Hacksaw Photos Courtesy From Leaf Label Flickr Page
>>>>>Poemé
Yürek Çağrısı – Adnan YÜCEL
Acılı yağmurlarla düşmüşüm yere
Tatlı su göllerine akamıyorum
Yüzüm yüreğim deprem dalgası
Bu gül kıyımlarına bakamıyorum
Her sevi bir türküdür bağrımda
Her öfke bir ağıt
Ağıtlar kuşatmış dört yanımı
Kendi türkülerimi haykıramıyorum
Şarkılarla bezeniyor ufuklar
Yüreğim patlıyor dağbaşlarında
Yüreğim
Sancımı duyar mısın yaralarında
Kuş seslerinde yas nağmeleri
Şarkılar sabır ve çile makamında
Mendilimde öfke çıkınımda bilinç
Uykusuz kalır mısın kitaplarıma
Dudaklarımda hüzün
Avuçlarımda sevinç
Kulak verir misin çığlıklarıma
Dağları aşarak gelmişim sana
Demir kapıları kırarak
Işık olur musun karanlıklarıma
İsterim ki senden
Yaylalarda otlak olasın
Ovalarda ırmak olasın
Yayılasın göğsümün kırlarına
Sarasın beni sarasın
Dalların sevdası düşmüş toprağa
Olgun meyvelere hasret gençliğimiz
Zamanın billur çağlayanı
Gürül gürül akarken avuçlarımızda
Bir damla yağmur adına
Yakarmış dağbaşlarında yüreğimiz
Gökyüzünde sanılmış bütün yaşam
Gökyüzüne çivilenmiş ellerimiz
Ateşler yine parlıyor dağlarda
Dolular yine kırıyor çiçekleri
Gecenin karnına inerken şafağın tekmeleri
Bulutları delen ışıklar
Ezik ve kinli
Aydınlık iri
Sanki kocaları işkencede kadın gözleri
Nasıl kapanır bu kanayan yara
Nasıl anlatılır ki sana bu hal
Terimde tuz gözyaşımda bal
Bağdaş kurar mısın soframa
Gözlerimde umut yüreğimde aşk
Ölümleri boşlayıp düşer misin sevdama
İsterim ki senden
İnancıma aşık olasın
Zindanıma ışık olasın
Yürüyesin gönlümün yollarına
Sorasın beni sorasın
İnce kabukları zorlanıyor zamanın
Gelecek damlıyor yorgun havuzlara
Damlalarla yılların gelin yüzü
Suların üstünde koskoca bir çağ
Umutlar sığmaz oluyor alanlara
Baharda gazel dökme bahçelerime
Ben yaşamayı bilmez miyim
Çocuklarım okul yollarında
Okullarım sabah kollarında
Sanki güzellikleri görmez miyim
Papatya beyazlığında ölüm sarısı
Karanfil kıvrımlarında kan
Bu çiçekler uğruna ölmez miyim
De gülüm ben seni sevmez miyim
Bahar değil acı yükleniyor dallarıma
Yapraklarımda ayrılık
Meyvelerimde gurbet
Vuslat olup gelir misin kollarıma
Ellerimde kış saçlarımda kar
Cemre olup düşer misin toprağıma
İsterim ki senden
Yılgınlıkta inanç olasın
Zulme karşı direnç olasın
Gömülesin aşkımın sularına
Göresin beni göresin
Göresin ki destan edesin
Söyleyesin dillerden dillere
Bir türkünün dizelerinde
Bir kavalın nağmelerinde
Alıp başını gidesin
Bağrı yanık yeller üstünde
Güneşin rengiyle düşesin ufuklarıma
Kırasın karanlıklarımı kırasın
Yürek Çağrısı – Adnan YÜCEL
Acılı yağmurlarla düşmüşüm yere
Tatlı su göllerine akamıyorum
Yüzüm yüreğim deprem dalgası
Bu gül kıyımlarına bakamıyorum
Her sevi bir türküdür bağrımda
Her öfke bir ağıt
Ağıtlar kuşatmış dört yanımı
Kendi türkülerimi haykıramıyorum
Şarkılarla bezeniyor ufuklar
Yüreğim patlıyor dağbaşlarında
Yüreğim
Sancımı duyar mısın yaralarında
Kuş seslerinde yas nağmeleri
Şarkılar sabır ve çile makamında
Mendilimde öfke çıkınımda bilinç
Uykusuz kalır mısın kitaplarıma
Dudaklarımda hüzün
Avuçlarımda sevinç
Kulak verir misin çığlıklarıma
Dağları aşarak gelmişim sana
Demir kapıları kırarak
Işık olur musun karanlıklarıma
İsterim ki senden
Yaylalarda otlak olasın
Ovalarda ırmak olasın
Yayılasın göğsümün kırlarına
Sarasın beni sarasın
Dalların sevdası düşmüş toprağa
Olgun meyvelere hasret gençliğimiz
Zamanın billur çağlayanı
Gürül gürül akarken avuçlarımızda
Bir damla yağmur adına
Yakarmış dağbaşlarında yüreğimiz
Gökyüzünde sanılmış bütün yaşam
Gökyüzüne çivilenmiş ellerimiz
Ateşler yine parlıyor dağlarda
Dolular yine kırıyor çiçekleri
Gecenin karnına inerken şafağın tekmeleri
Bulutları delen ışıklar
Ezik ve kinli
Aydınlık iri
Sanki kocaları işkencede kadın gözleri
Nasıl kapanır bu kanayan yara
Nasıl anlatılır ki sana bu hal
Terimde tuz gözyaşımda bal
Bağdaş kurar mısın soframa
Gözlerimde umut yüreğimde aşk
Ölümleri boşlayıp düşer misin sevdama
İsterim ki senden
İnancıma aşık olasın
Zindanıma ışık olasın
Yürüyesin gönlümün yollarına
Sorasın beni sorasın
İnce kabukları zorlanıyor zamanın
Gelecek damlıyor yorgun havuzlara
Damlalarla yılların gelin yüzü
Suların üstünde koskoca bir çağ
Umutlar sığmaz oluyor alanlara
Baharda gazel dökme bahçelerime
Ben yaşamayı bilmez miyim
Çocuklarım okul yollarında
Okullarım sabah kollarında
Sanki güzellikleri görmez miyim
Papatya beyazlığında ölüm sarısı
Karanfil kıvrımlarında kan
Bu çiçekler uğruna ölmez miyim
De gülüm ben seni sevmez miyim
Bahar değil acı yükleniyor dallarıma
Yapraklarımda ayrılık
Meyvelerimde gurbet
Vuslat olup gelir misin kollarıma
Ellerimde kış saçlarımda kar
Cemre olup düşer misin toprağıma
İsterim ki senden
Yılgınlıkta inanç olasın
Zulme karşı direnç olasın
Gömülesin aşkımın sularına
Göresin beni göresin
Göresin ki destan edesin
Söyleyesin dillerden dillere
Bir türkünün dizelerinde
Bir kavalın nağmelerinde
Alıp başını gidesin
Bağrı yanık yeller üstünde
Güneşin rengiyle düşesin ufuklarıma
Kırasın karanlıklarımı kırasın
(2 Temmuz 1993’de göz göre göre öldürülen 37 cana ithafen...)
Comments