Sunday, September 06, 2009

Deuss Ex Machina # 265 - Morning Gleam Between Clouds

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_265_--_Morning Gleam Between Clouds

31 Ağustos 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: The Declining Winter-Haunt The Upper Hallways (Home Assembly Music)
>1<-Balmorhea-Harm & Boon (Remixed By Rafael Anton Irisarri) (Western Vinyl)
>2<-Balmorhea-November 1, 1832 (Remixed By Peter Broderick) (Western Vinyl)
>3<-Peter Broderick-Looking / Thinking (Type Records)
>4<-Peter Broderick-The Cold (Type Records)
>5<-Tor Lundvall-Falling Trees (Dais Records)
>6<-Tor Lundvall-The Dead Period (Dais Records)
>7<-Message To Bears-Hope (Dead Pilot Records)
>8<-Message To Bears-Running Through Woodland (Dead Pilot Records)
>9<-The Declining Winter-Where The Severn Rivers Tread (Home Assembly Music)
>10<-The Declining Winter-Haunt The Upper Hallways (Home Assembly Music)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>11<-Mountaintops In Caves-Little Whinging, Surrey (Self Released)
>12<-Mountaintops In Caves-Rojo Naranja Amarillo Verde Ballena Azul Indigo Violeta (Self Released)
>13<-Zukanican-Inca Hoots (Pickled Egg Records)
>14<-Zukanican-All The Saints Are Sinners (Pickled Egg Records)
>15<-Bajar-Elhamdüllilah (Kalan Müzik)

Morning Gleam Between Clouds (265) – Kendi Çukurunda Yalnız Bırakılmış İnsanlık Beklenip Gelmeyen İlericiliği Kat Etmeye Çabalıyor. El Birliğiyle Yapılmış Olanın Yıkıntılarının Üzerine Ne Bir Söz Ne Bir Kelam Eklemeden Olduğu Yerde Mıh Gibi Kalmaya Tamam Mı, Devam Mı? Bütün Soru Günün Işıltıları Arasında Yanıt Bekliyor. [Yüzleşecek Miyiz Korkularımızla?]

>>>>>Bildirgeç
Yansımakta olanın hemen tüm kusurlarını görebilmemizi olası kılan bir eşya, Ayna. Bakıp görebilmek, görüp algılayabilmek, karşılaşıp da kelam edebilmek için gerekli olan kısayolların sağlayıcısı ve bütün katıcıllığa karşı içimizde kalan son insancıl kırıntıların varlığını teyit edebilmemize imkan sağlayan bir arabirim ayna. Giderek daha fazla ayrışıma ve sözsüzlüğe mahkum kılınan, neredeyse rutinin sağladığı otomatik komutların dışında da pek bir varlık gösteremeyen gündelik akışımızda neleri es geçip birden üzerinden nasıl bu kadar zamanı heba etmişiz sorusunun da yanıtını ilintileyen bir cevher. Evet hüzme, yansıyan bizim geçmişimizden bu yana yaşadıklarımızın birer sağaltımına imkan sağlayabilecek kadar çok detay barındıran bir detayı karşımıza çıkartır. Çokça yüzleşmekten imtina ettiğimiz için fazlasıyla karamsar öğelerle tanış olmak için de bir eşik. Nasıl olmasın ki? Kendimizden başladığımız yabancılık giderek etrafımızı da, çalıştığımız alanları da ve daha sonrasında hemen tüm yaşayışımızın mekanlarını barındıran dünyamızda da etkinliğini giderek arttırken daha iyimser bir örnekle karşı karşıya kalmak na mümkün hale geliyor. Susmanın kolaycılığında unutmalara yeni eşkiler sağlıyor olmamızın da buna ve bundan doğmuş olan pek çok ters istikamete de yol verdiği bir gerçek. Farkına varalım veya bilerek isteyerek bu değişkenliklere izin verelim sonuçta ulaşabildiğimiz şimdiki zamanın acıtıcı gerçekliğinin bir tezahürü. Farklılıkların birer tamamlayıcı unsur olmasındansa birer ayrıştırıcı, kati suretle değişmez olarak tanımlandırılmasının da bu çıkarsamada payı büyük. Genişledikçe ve bakış açısı derinleştikçe aynanın sahasının dahilinde bizim kaçmaya çabaladığımız her ne varsa onlarla birer birer buluşabilmek , buluşup ötelediğimiz sorunların nedenlerini arşınlayabilmek söz konusu. Değerlendirmelerin biteviye bir devinimde sürekli karşımıza çıkmasının nedenlerini ve hangi açmazlara sıkı sıkıya bağımlı kalarak aynı kör bakışımı sürdürdüğümüzü irdeleyebilmek de ha keza. Teker teker sorunların üzerine gidebilip çözmek dururken, yığıntı halinde giderek kördüğüme dönüşen sorun yumağının neresinden başlamanın gerektirdiğini kestirebilmek burada asıl sorulması gerekli olan. Aksimizde yansımakta olanın hepimizi bağlayıcı, hepimizden bir tutam öz barındıran bir görüntü. Tüm hataların ve tüm işlenmeye çabalanmış olan atılımların nerelerinde pes ettiğimizin bariz bir biçimde sunucusu haline dönüşen bir imgelem. Bir tarafıyla çok tanıdık, öte yanıyla bunlara biz mi müsaade etmekteyiz sualini çarpıcı bir biçimde işleyen yansımaların vuku bulduğu bir alem aynanın gösterdiği. Kıyısında duruyor olduğumuzu varsaysak bile aslında ne kadar derinlerimize işlediğinin, ne kadar derine ilerlediğimizi kanıtlayan bir yansıtıcı. Evet, tıpkı o benzeşmemek için kırk taklalar attığımız insanların yaşadıklarının ne kadar da sahici durduğunu ne kadar kapımızın ucunda bizleri beklediğini belgeleyen bir durum. Ayna ve dahilindeki dünyanın da kısa izahatında bize duyumsattıkları. Ayrıca görebilmek için bi'çift gözden daha fazlasına ihtiyacımızın da ne kadar acil olduğunun tüm satırbaşları bu yansının kendisinde ifşaata kavuşmakta. Hemen şimdi.

Farklılaşmaya başlamış olan sadece görme biçimimiz değil. Bu tedirgin ediciliği artık alenen yaşamak zorunda kaldığımız kendi seçimlerimizin bizleri ulaştırdığının da okuması yapılabilmekte. Nasıl kendi içimizde bu kadar ötesini kestirmeden, anlık kararların altına imzamızı düşünmeden atabildiğimizin de çok ala yanıtlarını barındıran bir tanımlandırmayı sağlaştırmakta. Karşılaştıklarımız, karşıtlaştıklarımız yüzeysel açmazların, görece istemsiz bir biçimde de olsa bir süre sonra kabullenilen kutuplaşmaları da silsile halinde önümüze sermekte. Öngöremeden fikirleri enine boyunca tartmadan kullanmaya içilmiş antların kitlesel ayrışımların tetikleyiciliğini sağladığı öne sürülebilir. Yapıcı olmak durur iken tersine akışa kürek sallamanın gerçekten bizi feraha çıkartmayacağı çok belli. Yamalı bohça gibi handiyse her an yine bir yerinden patlak vermeye müsait olan genellendirmelerin alıp götürdüğü, taşıyıp dımdızlak bir biçimde ortalıkta bıraktığı açılım bolluğunun ardından da bu sözleri anımsayabilmek mümkünatlar dahilinde. Yediden yetmişe ötekisinin meramını işitemedikçe, kendimize benzemeyeni illa ortaklaşmış kalıplara dökmeye zorlamaya devam ettikçe bu yarım ağızlılık, kendimiz pişirdik kendimiz uygulamak zorunda kaldık, kendimiz işitik ve en sonunda kendimizi gördük neticesine bağlantılanması kaçınılmaz. Cümleten hayırlı başlangıçların ancak ortak izan ve aklın normlarının sağlayabildikleri ile sağlamlaştırılabileceği gerçeğinden uzağa intikal etmeye devam ettikçe de bu açmazların birer karanlık tasvir olarak etrafımız dahilini çevreleyeceğini söylemek pek de yalan olmasa gerek. Dönüşümler ve kayda değer ilerleyicilik tüm o aynaya yansıyanın (biz de dahiliz) takındığı maskelerin aşılabilmesiyle mümkün olacaktır.Anlık bir korunaklılığın ötesinde duruma göre şeklini değiştiren ve olması gereken insanlığının kapasitesinin değil de başka şartların daha makul kılındığı yönelişimlere göz kırpan bir anlayışın yaşadığımız ikilem ve sorunların çözümsüzlüğünü de daha yoğunlaştırdığını söyleyebiliriz. Kesin doğruların ve katıcıllığa yamanmış olan yanlış görüşlerin, ambalajlanıp şimdiki zamanı kaybetmekten ötesini sağlamadığının idrakına varıldığında döne döne aynı yerlere sabitlenmek zorunda kalmayacağımız sonucuna da ulaşıp fikirlerimizi dosdoğru, çekinmeden iletebiliriz. Kaldı ki kendimizden olmayanlara bahşettiğimiz, reva gördüklerimizin adına ister öz haklar, ister demokratik haklar isterse de açılımlar olarak atfedelim, ulaşabileceğimiz yegane noktanın sadece daha fazla körleşmek olduğun farkına varmalıyız. Tek taraflı oluşturulmaya çabalanan her bir hamlenin karşısında yer edinen, taraf olanları görmezden gelerek de daha ötesine vakıf olmanın mümkünatı şu noktada yoktur diyebilmek yanlış değildir sanırız. Biçimleri ve kapsamının bir türlü tanımlandırılamadığı, seslerin giderek birbirine karıştığı, tartışma ahlakının da norm ve uzamlarının eğilip bükülerek daha karaşın bir imgelem ortaya çıkarttığı o ayna tasvirinin içini ne zaman yaşanabilir kılacağız? Mümkünatlar elimizin altında bulunurken, nereye kadar ayrışmalardan medet umacağız? Muasır bir medeniyet olmanın şartları illa ki her seferinde daha fazla baskıların üzeri üzerine ilerletilen düşmanlık söylemlerinden mi geçecek? Nerede durduğumuzun ve bütün hataların da bizleri ne kadar geriye düşürdüğün idrakına vakıf olabilecek miyiz? Enine boyuna konuşmanın neresi, nihayetinde sadece kendimize sakladığımız açmazlarımızın çözümlenebilir olmasının nicesi kötülüğün ve susmaların beraberinde getirdiklerinden daha faydasız olabilir?

Düşünülmesi elzem olan olguların ve şekil verilmesi istenen açılımaların hemen hepsinde ortak izanın ve düşüncelerin bir potada birbirlerine kaynaştırılabilmesi, somut elle tutulur ve hissedilir bir biçimde tek bir noktaya bağlı kalmadan ilerletilebilmesinin gerekliliğidir. Tükenmek nedir bilmeyen dört tarafı düşmanlarla çevrili bir ülke hallerinden de, travmalarla ayakta durdurulmaya çalışılan bir komşuluğun sahipliliğinden de her iki ülke olarak feragat etmemiz gerekmekte. Konuşmanın, söze başlayabilmenin artık belirli kalıplar, hizalanmış nizamlar, alengirli kırmızı hatlardan uzakta bir noktada temellendirilip başlatılabilmesi bütün o keşmekeşlik ve çekingenliklerin artık yavaş yavaş atılabilmesi için önemli bir adımı sağlayacaktır. Yüzleşmek aynı zamanda yalnızlıkları, izole edilmişliği de alaşağı edebilecektir ha keza. Artık ayna karşımıza durmaktadır. Bakıp içinde kendimize benzeşeni görebilmek, bizden ayrı ve gayrısı olmayanların düşünceleriyle buluşabilmek, hiç değilse çabalanabilmek önemlidir. Tasvirleri ve tereddütleri yılgınlığa teslim olmadan, biçareliğin boyunduruğuna ilintilenmeden çözümleyebilecek olanlar halklardır. Yaşadığı dönemde bu yakınlaşmanın ufacık da olsa bir temas noktasının kıvılcımını tutuşturabilmek için çabalayan ürkek güvercinimize olan vefa borcumuz bunu gerektirmektedir. Barışı tesis edebilmek, tüm tarafların birbirleriyle olan diyaloğunu kesintisiz bir biçimde, çıkar gözetmeksizin sürdürebilmesinden geçtiğinin de ayırdına vararak. Tam tersi belirli gün ve haftalarda nizami şenlikler ve konserler boyunca iki saatliğine barış türküleri söylemek, Djivan'ın duduğu ile Yavuz'un nefesini her daim uzaktan seyretmekle avunmaktan daha yeğdir. Kıssa ve yollar aynadaki karşılığımızda bizleri beklemekte. Dilleri, gönülleri lal olmayanlara ithaf olunur. Sözü Markar Esayan'ın Taraf Gazetesi'nde yayınlanmış “Açılım Üzerine Açılım” başlıklı makaleden yaptığımız alıntılarla beraber toparlayalım:

Adını zikrettiğimiz her bir sorun, onlarca, hatta yüzyılı aşkın zamanlarda çözülememişliği oranında kronikleşen, katmanlaşan, damar sertliğinden mustarip bir hal almış vaziyette.

Bu durum, tarafların kendi pozisyonlarını “tabii” ve “değişmez” olarak algılamalarına da yol açıyor, çözümü arzu edenlerde evvelki acı tecrübelerin neticesinde daha temkinli, hatta heyecanlı davranmalarını da getiriyor beraberinde.

Evvelki günkü Aysel Tuğluk’un “Tıkanma halinde ayrılmayı dahi tartışabiliriz” sözü gibi, Türkiye’de pek çoklarının tüylerini diken diken edecek açıklamalar da geliyor art arda.

Lakin bunlara soğukkanlılıkla yaklaşmak, anlayışlı ve itidalli olmak gerekiyor. Dediğim gibi, çok uzun yıllarda yaşanmış çok derin acıların yarattığı güvensizlik söz konusu. Hem zaten konuşmanın, tartışmanın da fikrî bir sınırı olmamalı. Herkes aklındakini söylemeli, yeter ki şiddeti kimse savunmasın, kutsamasın, tartışmayı siyaset zemininden ayırıp, dağları, sokakları işaret ederek tehlikeli mecralara taşımasın.

Her şeyden önce, birbirimize güveni yeniden tesis etmenin yolunu bulmak zorundayız. Birbirinden korkan ve birbirine şüpheyle bakanların ülkesinde nasıl barış konuşulabilir ki!

Pek bunun yolu ne mi?

Konuşmak, konuşmak, konuşmak...

Anlayacağınız, çenemizin acayip düşmesi gerekiyor. “Ağzı olan herkesin” konuşması gerekiyor. “Üzerine vazife olan, olmayan” herkes bu sürece kendi fikrini söyleyerek katılmalı. Tabuları kırmanın, şeytanları kaçırmanın tek yolu daha yüksek sesle konuşmak ve düne kadar dünya başımıza yıkılır diye söylemediğimiz, fısıltılara mahkûm ettiğimiz düşüncelerimizi ifade etmek.
....

Gelelim Ermenistan açılımına...

Aynı şeyleri Türkiye-Ermenistan ilişkileri için de söyleyebiliriz. Birine güvensizlik ve düşmanlık üzerinde denge bulmuş bir ilişkisizlik, yeni hiçbir şey söylememenin, yapmamanın zelil konforuna da hapsedebilir bizi, bu hareketsizliğe isyan edip birbirimize doğru cesurca adımlar atmayı da sağlayabilir.

O adımı attığımızda, kendimize benzer insanlar göreceğiz çünkü. Düne kadar sadece nefret ettiğimiz kelimelerden ibaret olan cansız kavramlar, canlı kanlı insanlara dönüşecek.

Kafamızdaki önyargılardan kurtulmanın çaresi de ne mi?

Dinlemek, dinlemek, dinlemek...

Şimdi Ermenistan’la Türkiye arasında önemli bir adım daha atıldı. Parafe edilen iki protokol, taraflar arasında müzakerelerin bir takvim dahilinde sonuçlanmasını öngörüyor. İki ülke resmen konuşmak ve birbirini dinlemek için irade ortaya koyuyor. Temaslar kültürel, ekonomik, akademik, çevre, enerji ve siyasi mecralarda hız kazanacak. İki ülkenin siyaseti de, insanı da birbirine dokunma, tanıma şansı elde edecek.

Böylelikle hasar görmüş güven duyguları da tamir olacak, yavaş yavaş.

Bu iradenin iki ülke tarafından gösterilmesi heyecan verici. Tabii ki her iki ülkenin siyasetçileri de kendi kamuoyu hassasiyetlerine duyarlı olmak zorunda. Ermenistan Karabağ’ı bir önkoşul olarak protokole sokturmama maharetini gösterirken, Türkiye’de anlaşma maddelerinin Meclis’te onaylanmasıyla işlerlik kazanacağını açıklayarak inisiyatifi elinde tutma becerisini gösteriyor.

Ancak artık sınırların açılması, diplomatik ilişki kurulması, 1915 konusunda komisyonlar kurulması, sınırların tanınması ve karşılıklı büyükelçilik açılması konusunda hükümetler düzeyinde bir mutabakat var. Öngörülen altı haftalık çalışma süreci ise, iki ülkenin birbirleriyle müzakerelerinden ziyade, kendi kamuoyunu –zaten imzalanmış- bu anlaşma maddeleri üzerinde ikna etmekle geçecek.

...

Daha önümüzde uzun bir yol var. Ama gidişat hep daha iyiye olacak. Rüzgâr, güneş, felek hep barıştan yana...
” (03.09.2009)

Yaşam bir şekilde rutinin sunduklarının ötesine vakıf olmak için gerekli olanı, aramasını bilene pek ala sunan bir yapılandırmalar bütünü. Eklemeye başladığımız her değişkenle beraber düşüncelerimizi yeni ve tahayyül edilebilir olanın ileri sınırlarına ulaştırabilmek mümkün. Akışın heyhulası içerisinde kalan , fark edemediğimiz ayrıntıların pek çoğunun o detaylarla eklentilenenlerin içerisinde saklı kaldığından da dem vurabiliriz. Dönüşümler belirli güzergahları takip etse de aslolan kendi içimizden çıkarttığımız, söze kattığımız çabaların neticelerinde oluşanlar bu yazının konusunu oluşturdu. Karşılıklı olarak söze başlamadan, dinlediğimize nedensiz tepkiler gösterip daha ne olduğunu anlamadan karşılık vermekten bir an olsun imtina etsek aslında ortak çıkarımların nasıl da birbirlerine paralel olduğunun farkındalılık sınırlarına ulaşacağız. Kısası söze verilecek kıymetle beraber geldiğimizi sandığımız üst noktalarda nasıl hatalarla cebelleşip durduğumuzun idrakına erebileceğiz. Söylemceler kendi işitip kendi uygulama yolunu tercih etmiş tekdüzeliğin bariz hatalarını gözler önüne seren örneklerle dolu dizgin. Ağız dolusu laf eyleyip tek bir kelama yaklaşmadan, tek bir olumlu adımı atmadan, tek bir empati kuramadan yapılan her bir adımlamanın nasıl sonuçsuzluğu beraberinde sunup taşıdığı ilintilenebilir. Deuss Ex Machina'nın radyo programı, metinsel içerik bağlantılandırmasında bu ve buna benzeşen keskin ayrışımların uzağını kolaçan edebilmek en büyük gailemiz. Ulaşmak istenilen atılımlar dizisinin tepe noktalarının ve beraberindeki açılımların hemen tümünün herkesin ellerini taşın altına koymadan başarılı olunamayacağını belirginleştirebilmek. Mümkün olduğunca farklı izleklerle, değişik kelimelerle ifadelendirmeye çabalandığımız bütün yazınsalların genel tortusunda bu beklentiler ve karşılıklarına dair sözler yer almakta. Mümkün mertebe olumlandırılması için sarf edilen çabaların da tümden göz ardı edilmeden konuşulabilirlik sınırlarının genişletilebilmesinde bir parça katkımız da olabilirse ne ala. Geçtiğimiz Pazartesi akşamı 'banttan' yayınlanan Deuss Ex Machina seçkisi dahilinde bütün bu ifadelendirmelerimizden destek alarak kurguladığımız bir dinlencelik sizlere sunuldu. Sesleri sadece bir 'fon tamamlayıcısı' öğe olarak tanımlandırmaktansa alabildiğince değişkenlikleri ihtiva eden bir bütünlük olarak, an geldiğinde de sorular sorduran bi'cevher olarak ele alma tercihimizi pekiştirdik. 1990 yılında Batı Yorkshire'da Christopher ve Richard Vincent Adams kardeşlerin temellendirip uzun bir dönem boyunca alternatif / indie dinlenceliği olarak icra ettikleri sürekli projeleri Hood grubunun müzikal yansısının devamlılığı olarak da ele alınabilecek (Mogwai'ye remiks yapmışlıkları ve sevip saydığımız Anticon etiketi gibi açık uçlu hip-hop mihmandarlarının konukluğunda kayıtlar gibi önemli projelerle yâd edilebilecek bir odak) Richard Vincent Adams’ın başatlığındaki The Declining Winter projesini yayınlanmış en son çalışmaları olan 'Haunt The Upper Hallways'in öncüllüğünde sizlerin beğenilerine sunuyoruz. İyi Okumalar.Bağımsız müziğin yönelişimleri ve nükteleriyle beraber punk kültürünün katmış olduğu asabiliğin, new wave formunda olduğu gibi seslerin arasında elektronik elementlerin bağlantılandırıldığı güzergahları örnekleyebilmek mümkün. Sesin varedilebilir tüm yönlerinde değişiklikler ve yorumlamalarla beraber özellikle 90’lı yılların başlarında hızlı bir büyüme ivmesi yakalayan bir müzikal yapı bağımsız müzik. Ya da herkese daha aşina gelebilecek tanımıyla ‘indie’. Klişeleri alaşağı edebilmek, formüllerin sağladığı emin üretim alanlarının dışını arşınlayabilme konusunda çabalananların şekillendirdiği bir müzikal kurgu olduğunu ilk elden yeniden detaylandırmalıyız. Şimdilerde dinlediğimiz onlarca farklı tevatürün öncülü kabilinden çıkartılmış çalışmalar bu kuşağın üretimlerinin neticesinde tanımlandırılabilir kılınmıştı. Ha keza Richard Vincent Adams’ın kardeşiyle beraber oluşturduğu Hood grubunun da bu bağlantılarla ilintili ve türetim çeşitliliğine sahip çıkan bir örnek olarak ele almalıyız. Yayınlamış oldukları dokuz albümün bu kısacık satırlar dahilinde irdelenmesi mümkün olmamasına karşın alabildiğince cesurca öğeler barındıran, müziği bir kademe daha üst perdeden ilerletebilmek gailesiyle yola çıkılmış bir proje olarak ilintileyebiliriz. Yapıların birbirlerine geçişlerinin müspet akustik partisyonlar ve/veya enerjik gitar pasajlarıyla şenlendirildiği bir müzikal kulvarın yetkin isimleri arasında anmalıyız. The Declining Winter projesi ise gerek grubun 2005 yılından bu yana girdiği mola döneminden, aradan, gerekse de sesin yeni açılımlarında ne gibi izlekler ortaya konulabilir erkiyle hareket eden bir düzeneğin yansımasıdır. Bu bağlamda The Declining Winter, zamanın beğenilerine uzak durmaktan çekinmeyen kendi özgün form ve müzikal iklimini dinleyene ulaştırmaya çaba sarf eden bir çatı olarak da değerlendirilebilir. Bağımsız müziğin kendi ekseni içerisinde tekrarlara dayalı bir haleti ruhiyeye bürünmesinden ise oldukça farklı yüzeyler ve ses öbekleri barındıran genişledikçe, eklenen her bir melodika ile beraber doğaçlamanın ön planada tutulduğu bir dinlencelik hasıl olur. Velhasıl Misplaced Music etiketiyle yayınlanmış debut 7” lik kara plak “The Future Sound Of Hip-Hop Parts 1 & 2” çalışma bu altı önemle çizilmesi gerekli olan seyrüseferin ilk örneği olarak dinleyicilerle 2007 Kasım ayında buluşturulur. Piano Magic’in akustik yoğunlukla dozu minimuma indirilmiş gitaresk kurgusunun yakın kıyılarında dolaşan ‘Yorkcitythree’ kaydın ön yüzünü tanımlar. Doğaçlama kurgunun kendini gösteregeldiği dinlendikçe atfedilmiş olan çalışmanın ismindeki hip-hop’un sivriltimiş deneysellikte yeniden tasarlanmasına özgün bir yorum olarak da parçanın genel yapısı ve muhteviyatının kapsamı biraz daha açılabilir. Ağırdan alınmış gitar arpejinin Chris Adams’ın kemanıyla birlikte şekillendirildiği ‘We Used To Read Books’ verileriyle beraber oldukça muktedir ama bir o kadar da yalın bir yalnızlık senfonisine dönüşür. Bu ilk kaydı biraz daha nitelikli kılan ise 200 adet el yapımı ambalajla hazırlanan kaydın içerisine eklenmiş olan 3”lik ve Remote Viewer, Part Timer, Epic45 ve Northstation gibi bağımsız müziğin sınırlarında dolaşıma çıkmış ekip ve projelerin yorumlarını ihtiva eden bir devamlılık kaydının bulunması olduğunu da eklemeliyiz.Rusted Rail etiketinden yayınlanan ilk uzunçalar “Goodbye Minnesota” ise yukarıda detaylandırmaya çabalandığımız ses örgüsünün üzerinde daha incelikli işçiliklerin konuşturulduğu bir kapsamı ihtiva eder. Yalnızlıkların somut sonuçlarından tutun da, İngiltere’ye özgü kasvetli ama zihni de düşünmeye sevk eden havasına, keskin hatlarla sabitlenmemiş modern klasik yorumlarına uzanan bir bileşkeler dizini kayıt boyunca dinleyicilere sunulur. İddiasını tamamen kendi içerisinde dinleyenin çözümlemesi ile beraber şekillendirilebilecek bir kapalı kutudur aslında “Goodbye Minnesota”. Kayıt boyunca süregiden melankolinin sınırlarında içe dönük bir yansımanın ve kişisel tümcelerin çıkartılabilmesi de mümkündür bu açıdan. Kaydın açılışında ambient kavislerinde tertip edilmiş, sözcüklerin belirli belirsiz bir görünüp kaybolduğu yanılsama, anımsama halini canlandırıldığı ‘Summer Turns To Hurt’ yer alır. Eski bir yetmişsekizliğin çok ağır tempoda devri giderek düşürülerek çalınması ile benzeşen, grimsi tortuların ve gözyaşlarının resmedildiği, gerçek bir ağıtın süresinin çok da uzun olmasına gereksinim olmadığını kanıtlar dercesine seri bir biçimde ilerleyen ‘I Don't Really Want To Be Alone’, shoegaze’in elektronik yorumlaması olarak tarif edebileceğimiz bileşenle kotarılmış olan ‘To Know Gospel’ gibi birbirlerini tamamlayıcı bir kurgu albüm boyunca süregider. Deneyselliğin daha ön planda çekinilmeden kullanıldığı akıllı dans müziği normunun akustik enstrümanların seslerini deforme ederek elde edildiği kompozisyon Nicola Hodgkinson’ın vokalleriyle de daha uhrevi bir kimlik elde eden ‘Oh God C’mon’, modern klasiği duyumsamak isterseniz tercihleriniz arasına rahatlıkla dahil etmenizi salık vereceğimiz ‘Last Train (To Maple Grove)’ güzellemesi gibi ayrıntıların yavaş yavaş ilerletildiği, kulaklara ulaşan notalarla kendi sinematografik kurgunuzu oluşturabilmenize imkan sağlayan bir derinlik ortaya çıkar. Albüm ile aynı ismi taşıyan ve çalışmanın da kapanışı sağlayan ‘Goodbye Minnesota’ gitar arpejinin enikonu epeyce saydamlaştırıldığı, yaylıların devreye girmesiyle giderek daha etkileyici kıvamın yakalandığı, tereddütleri sürümcemede bıraktırmadan yanıtlamaya girişen melodik bir yankılanmayla kaydın finalini tanımlar. Söz iletilmesine, zaman akmasına karşın yaşanmışlıkların nasıl etkileyici olabileceğine dair önemli bir argümandır, “Goodbye Minnesota” albümü. İnişli çıkışlı ses yüzeyleri arasında mutlak bir hattan ve tekçe bir disiplinden uzakta mümlün mertebe daha rafine seslerle derdini tasasını anlatmaya gayret eden bir kişiselleştirilebilir veri tabanını andırır. Bir yandan sınırlı sayıda basılan kayıtlarla diğer yandan da niteliği asla bu kısıtlılıkla ölçülemeyecek kadar derinleştirilen müzikal seyyahlığın bir sonraki durağını Mobeer’den sunulan Yorkcitythree’nin Aus, El Fog, The Boats ve Bracken (Christopher Adams’ın solo projesi) gibi üreticilerin elinde kendi özgün yorumlamalarını barındıran Remixes kaydı yer alır. Tüm kayıt içerisinde ilk kırkbeşliğin içerisinde yer alan parçanın on farklı yüzeyine tanıklık edilebilir. Özellikle Bracken’ın yapmış olduğu düzenlemenin elektronika ile indie müziğinin nerelerden kesişim kümesinin çıkartılabileceğini ortaya seren önemli bir önerme olarak dikkatlerinize sunmak isteriz.Derinlikli ses belgeleyiciliğinde Richard Vincent Adams’ın şimdilik son durağı Temmuz ayı sonunda Home Assembly Music etiketiyle yayınlanan “Haunt The Upper Hallways” albümü olur. Öncesinde yayınlanmış kayıtların izlerinin üzerinde Post Rock’dan Düşük yoğunluklu kolay dinlenir parçalara uzanan bir ses erimi albüm boyunca farklı belirginleştirici özellikleriyle kaydın dahilinde yer alır. Pek çok şeyden önce “Haunt The Upper Hallways” mekanik seslerin de akustik enstrümanlar ile sağlandığı deneysellik potansından beslenen bir çalışma-yapım. Nispeten diğer albümlerde kendini gösteregelmiş mutluluğun sınırlarını da sorgular cinsinden cidden üzerine emek sarf etmiş pasajlar hemen hemen yarım saatlik albümü süresinden bağımsız bir biçimde içeriğin önemiyle değerlendirmemizi hak ettiriyor. The Declining Winter’a benzeşen onlarca farklı projede karşılaştığımız ham işlenmemişliği, yapılan kaydın tekdüzelikle tutturulup giden tek bir döngüden ibaret bir buhrandan ibaret yanılgısını daha ilk dinleyişte alt üst ederek bir kademe öne çıkmayı başarmakta. Bunda yıllardır süregiden bu üretim seferberliğinin, belki de röportajlarında da sanatçının değindiği üzere mükemmeliyetçilik üzerinde çok takıntılı olmasının da katkısı dolaylı da olsa olduğunu ilintilemeliyiz. Sonuçta giderek daha da genişleyen bir kümeleşim halini almakta, The Declining Winter. Neredeyse tek oturumda kayıtları tamamlanmış bir enstrümantal yoğunluk ve hissiyat vurgusunu ortaya çıkartan albümle aynı adlı parçada kasvetli bir sonbahar senfonisinin aracılığında kayda dahil oluruz. İlerleyen her bir dakika boyunca giderek kuvvetlenen gitar kesidinin nihayetinde Hood günlerine de yakındurulduğu bir bakışımı sunan ‘My Name Is Ruins’, bütün tonların birbirlerine deyim uygunsa çarpıştırıldığı tersine bir akışın paydalandığı ‘Red Brick Houses’ gibi birbirlerini tamamlayıcı önermeler albümün de tutarlılığını daha rahat bir biçimde dinleyiciye yansıtabilmesine vesile olacaktır. Mekanikliğin ağıdını somut bir post rock bezeyişi içerisinde duyumsatmayı layıkıyla yerine getiren ‘Where the Severn Rivers Tread’, shoegaze’i şimdiki zamana ulaştıran ‘Come On Feel The Willingness’ ve tamamen akustik gitar sesinin dönüşümünden mürekkep ‘Goodbye Lights ls28’ parçasıyla finale ulaşırız. Altı dakikayı aşan süresi boyunca tüm kayıtta duyduğumuz seslerin bir özeti kabilinden vurgulamayı ortaya çıkartan “Carta Remix” şarkısı The Declining Winter’in diskografisinde kendine özgün ve ayrı bir yer edinecektir. Seri bir biçimde ilerletilen ses dönüşümleriyle beraber dinleyeni epeyce oyalayacak bir yap-boz ortaya çıkartmakta Richard Vincent Adams. Yansıyana karşı olan hassasiyetlerimizden en derine saklamış olduğumuzu sandığımız eski defterlere kadar pek çok şeyi açtırmaya hazır ve nazır geceye yakışan müziğin son dönemlerdeki yetkin temsilcilerinden birisi. Güz aylarının başlangıcının da bu tarz bir karşılaşmaya zemin sağladığına ise hiç şüphe yok. Kulak kabartın!

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Açılım Üzerine Açılım – Markar ESAYAN – Taraf
Ruhların Açılımı – Karin KARAKAŞLI – Radikal 2
Sokaktan Ekranlara Özgürlük – Bilgehan BAYKAL – Birgün
Üç Maymun Virüsü’nden Kurtulmalıyız – Oya BAYDAR Röportajı Ertuğrul MAVİOĞLU – Radikal Kitap
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Eylül’de Can Kırıkları – Özcan GEÇER – Serbest Yazarlar
Evet, Artık Yeter – Kaçakkova – Mutlak Töz
Felsefe Neye Yarar?: François ZOURABICHVILI – Yazgı R. – Arch Proscenium
Direnistanbul’dan Bienal’e Açık Mektup – Diren-İstanbul Kollektifi
Proudpilot – Mersenne – Undomondo
Clubroot – íí – 13Melek

The Declining Winter Official
The Declining Winter At Myspace
The Declining Winter Interview – Chris JONES – Penny Black Music
The Declining Winter Album Review – Simon GURNEY – The Line Of Best Bit
Balmorhea Official
Balmorhea At Myspace
Balmorhea At Muxtape
Balmorhea Albüm Eleştirileri / Haberleri – Dream Endless – Limbo-Pillow
Peter Broderick At Type Records
Peter Broderick At Myspace
Peter Broderick 4 Track Songs Informative At Type Records
Tor Lundvall Official
Tor Lundvall At Last.FM
Tor Lundvall At Dais Records
Message To Bears At Myspace
Message To Bears At Oxfordbands
Message To Bears – íí – 13Melek
Mountaintops In Cave At Myspace
Mountaintops In Cave At The Sirens Sound
Zukanican At Pickled Egg Records
Zukanican At Myspace
Zukanican Album Review – D.M. Edwards – Pop Matters
Bajar – Yaklaş Albüm Tanıtımı – Kalan Müzik
Bajar Röportajı – Zeynep KURAY – Birgün

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel Borgo Calvenzano By Scatol
© Scatol – Luca Anadone
The Declining Winter Photos Courtesy From Carmel Mcnamara’s Flickr.Page

>>>>>Poemé
Adam Olmak – Rudyard KIPLING

Çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
sen aklı başında kalabilirsen eğer
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem kendine güvenebilirsen eğer
bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana

Düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir
ikisine de vermeyebilirsen değer
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz
koyulabilirsen işe yeniden

Döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı-turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktada
sen dayanabilirsen tek

Herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
dost da düşman da incitemezse seni
ne küçümser ne de büyültürsen çevreni
her saatin her dakkasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyiyle dünya önüne serilir
üstelik oğlum adam oldun demektir

Çeviri: Bülent ECEVİT
Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: