Sunday, November 01, 2009

Deuss Ex Machina # 272 - J'irai Cracher Sur Vos Tombes

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_272_--_J'irai Cracher Sur Vos Tombes

26 Ekim 2009 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Fuck Buttons-Tarot Sport (ATP Recordings)
>1<-Squarepusher-My Red Hot Car (Warp Records)
>2<-Jimmy Edgar-I Wanna Be Your STD (Warp Records)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>3<-Starkey-Gutter Music VIP (Keysound Recordings)
>4<-Dub & Run-One Last Time (Dub & Run)
>5<-2562-Flashback (Tectonic)
>6<-Skream-Swarm (Southside Dubstars)
>7<-Moderat-Seamonkey (Surgeon Remix) (BPitch Control)
>8<-Fuck Buttons-Rough Steez (ATP Recordings)
>9<-Fuck Buttons-Space Mountain (ATP Recordings)

J'irai Cracher Sur Vos Tombes (272) – Hamaset Hiç Olmadığı Kadar Harareti Arttırılan Bir Eşiği Ortaya Çıkartıyor. Söylem Giderek Nefreti Hatmedilir Kılmaya, Hazmedilir Adletmeye Çaba Sarf Ediyor. Vian Yıllar Öncesinden Demiş Bize De Susmak Kalıyor!

>>>>>Bildirgeç
Yanılsamalarla anlamlandırılması gerekli olan, öncelik taşıyan konularda nasıl da birer birer ayrıştırılıp dar ve kapsamsızlığın hudutlarına terk edildiğimiz bir kere daha hatırlatılmakta. Çözüm getirerek nihai bir yol bulmaktan uzaklaştıkça, derinleşilen bir yol ayrımında yeniden acabalara gebe kalarak nereye kadar ve nasıl bu açmazlardan kurtulabileceğiz? Yoksun bıraktırıldığımız sorguların, hataların birbiri ardında çıkagelen kemikleşmeye yüz tutmuş önyargıların kolay bir şekilde içselleştirilmesi bu hudut ve ayrılıkların daha görünür kılınmasını sağlamakta. Elimizin altında duran bilgi bir şekilde ucu hepimize dokunan bir yaralayıcı haline dönüşmekte. Giderek keskinleştirilerek, ucu daha da fazla sivriltilip yara açması mümkün kılınarak. Sözcüklerin sağlayabileceklerinin bir kalemde silinip atılmasından bu yana neredeyse istisnasız bir biçimde uygulamaya geçilen bir süreç halini almakta yaraların görünür kılınıp, üzerine yeni hamlelerin yapılandırılması. Rotası şaşmış bir biçimde kendi çözümlerini üretmek yerine, getirilen çözümlemeleri hakir görmekten başlayarak genişletilen bir düzenek. Parçaların nasıl da bambaşka yerlerde karşımıza çıktığını uzunca gözlemlerde keşfedebiliriz. Sözcüklerin çarpıtılıp değiştirilerek asıl odağından nasıl uzaklaştırıldığından tutunuz da, kimseciklere bir nebze faydası dahi olmayacak lafazanlıkların bir şekilde olur adledilmesi hep bu düzensizliğin sağladıkları arasında da rahatlıkla gösterilebilir. Feyz alınması gerekli olan sağduyunun yerini sesi çok baskın çıkartanın, yönü ve izi kendince kabul gördüğü sahalara sıkıştırmasını da bu duruma ekleyebiliriz. Yaşam sürdüğümüz yerkürenin ne bu kadar kasti faüllere ne de bu kadar irrite edici derecedeki yaftalamalara ihtiyaç duymadığı aşikar iken üstelik. Kendiliğinden tepkime olarak atfedilen, tanımlandırılan nicesinde de bu ve bu durumlarla benzeştirilebilecek kapsamın daraltılıp iyice etkisiz hala getirilme çabasından da dem vurulabilir. İstikametinden geriye çekildikçe, başka yöne taşındıkça fikriyatın belirsiz bir muğlaklığın tam merkezine taşındığından da ha keza. Yitirdiğimiz günlerimiz değil sadece giderek insancıllığımız ve hallerinin toplamı olan toplumsal birlikteliğimiz. Herşeylerin altında bir öç alma, bir tenkit etme ya da bir menfaat barındırdığının beklentisiyle temkinli davranmanın yerini nefret söyleminin, yoksayma, hakir görmenin makbul kılındığı bir iklime evriliyoruz. Bilmeden de değil üstelik kimi zaman elimizi hiç de korkak alıştırmadan sözcüklerimizle bizahati katılım göstererek, katkıda bulunarak. Girdap makul olmanın ne demek olduğunu unutturacak kadar safların belirginleştirilmesini gerekli görenlerin çoğunluğuna doğru istikamet verilmişçesine kuvvetini, etkisini arttırarak şeklini bulmakta. Değişkenin, farklılıkların vesair düzenekte türetilmiş söze söz katmaların karşısında oldurulamazcılığın dirayeti ile karşı karşıya bıraktırılmakta.

Bilgi, birikim ve söylemlerin çeşitliliğini sınıflandırabileceğimiz, kendimizce düzenleyebileceğimiz bir tanımlandırma olarak kullanabileceğimiz yapbozun parçalarını sürekli kaybediyoruz. Hasır altı edileni bir türlü eksik parçalarımız içerisinde bulamıyoruz. Dört dolanıyoruz, işitmeye çaba sarf etmeden, tek taraflı olarak yargılama yolunu tercih ediyoruz. Aslında önümüzde duran parçaları bile birbirlerine ekleyip resme bakmaya bir türlü teşebbüs etmiyoruz. Sorunlarımızdan ne kadar kaçarsak o kadar evla, o kadar ferahfeza yaşayacakmışız gibi. Tenkitler yerini giderek daha fazla önlemenemez sonu işaret eden, ya bizdensiniz ya onlardansınız fikriyatı eksenine çekilmesi de biraz da bu kolaycıl yol olarak sunulmuş bakışımdan kaynaklanmakta. İçtenlik yerini hesap kitabın, muhattap almanın söze söz ekleyebilmenin gereksiz bir icraat olduğu konusunda ısrarcılık bir şekilde bu hudutlardaki yapbozun eksikliğini tanımlandırmakta. Kaybettiğimiz parçalara odaklanmak yerine birbirlerimize olan hıncımızı laf yetiştirme hızlılığımızı arttırmanın gayretkeşliği içerisindeyiz. Dediklerimizi anlaşılır kılmaktan, makul olanı belirginleştirmekten kaçınmaya devam ettiğimiz müddetçe de üç maymunu oynamaya hep beraber devam edeceğiz. Soru ve sorunların açıklarında makulu aramadan, hemen her seferinde bir öncekinden de ağırlaştırılmış, kinlenmiş olarak daha da fazla yargılara ulaşmanın yapbozu ne tamama vardıracağını ne de görmek istediğimiz dirliğimizi sağlayabileceği aşikar. Ötelendikçe birbirlerine çok daha fazla uzaklaştırılmış görüşlerin nihayetinde ortak bir noktayı tesis edebileceği de ha keza. Korku yaygınlaştıkça, edilgen tavırlar ve görmezden gelmeler hak olarak bu hudutların içerisindeki herkese bahşedilmiş olandan bile tasarruf edilmesinin gerekli görülmesine kadar uç fikirler birbirleri ardına güne yazılmakta. Gereksinim duyulanın aslında sağduyu olmasının bu kadar aleni bir biçimde ortaya çıktığı bir zamanda nereye kadar körleşmenin kirli propagandalarına maruz kalacağız? Ötekisi olarak sınıflandırılmaktan, birilerine maşa ötekilerine öcü, diğerlerine vatansatar olarak bakmaktan ne zaman vazgeçeceğiz? Kendi içimizdeki vicdanlarımıza uygun bulmadıklarımızı başkalarına yakıştırmaya ne kadar daha devamlılık göstereceğiz? Taslak, proje, açılım, demokrasi kelimelerinin geçtiği her yerde bir sorunun ortaya çıkacağı endişesi ne bizi olduğumuzdan daha iyi bir konuma taşıyacak ne de bugün önem arz edip üzerine düşünmediğimiz konularda kendiliğinden ileriyi öngören gelişimi sağlayacaktır. Düşünce kendi içerisinde yaygın olana nüfuz ettikçe, söz derinleştirildikçe eklenen çabalarla beraber çerçevelenmiş, sınırlara bağlı bıraktırılmış olan görünümlerin de ilerisini görebilmemize vesile teşkil edecektir. Makul olmak, karşısına çıkan her fırsatta ötekini yerini dibine sokmak için çabalanmanın, hain aramanın, linç etmenin, sözünü bilindik yerlere göndermenin karşılığı değildir. Olmaması bizlerin insanlığımızın seviyesini belirginleştirecektir.

İstemsiz değil ortak iradenin varlığının peşinde yol kat ederek bu sorunların çözüme kavuşmasına daha fazla çaba gösterebiliriz. Sıklıkla kullanılagelen empati sözcüğünün içeriğini boşaltmadan, nefreti bir aşinalık haline dönüştürmeden, şiddeti kutsamadan, yitirilenlerin birer istatistik olduğunu değil birer can, insan olduklarının bilincini kaybetmeden. Şartlar ve şartlandırılmışlıkların giderek daha kör gözüm parmağına bir hedefsizliğe çıkartacağının idrakını paylaşarak. Ülkeler arasındaki polemiklerin halkların kendi kendilerinin dillerini birbirlerine yaklaştırdıkça, birbirlerini anlamak için gösterdikleri teşebbüsler ile aşılabileceğini hatırlardan çıkartmadan. Kollektif bilincin sağladıklarının çoğu zaman tetkik dahi edilmeden önyargılarla kabul gördüğü bir zaman diliminde hiç değilse bu aşamaları ve süreçlerin doğrusuna ulaşmak için çaba sarf etmemiz gerekmektedir. Samimiyetle, her hecesine kendimizden bir şeyler katacağımız bir barışın tesisi böyle gerçekleşecektir. Körletici bağnazlıkların terk edilmesiyle, inkar ettiğimiz, yüzleşmekten ısrarla kaçındığımız her sorunun bedelini yaşayanlar olarak hepimizin ödeyeceği kısmını bir an olsun unutmadan. Sınırlı alternatiflerin heba edilmesi ne bugünden daha mesut ne de bugünden daha hüzünlü bir günceyi tesis edecektir. Önümüzde duran yapbozun parça ve eksiklerini duyarlılıkla birbirlerine ilintileyebildiğimiz, sorun çıkartmak için değil anlamak için, kin kusmak için değil acılara ortak olmak için gösterebildiğimiz vakit resmin içeriği güzelleşecektir. Daha yaşanır kılınacaktır. Harap ettiğimizi yeniden bina edebildiğimizde, insanın hangi önceliklerle yaşadığını da daha rahat görebileceğiz. Acıya ve gözyaşıyla mı yoksa birbirlerine makul olanın sınırlarında tevazu ve anlayışla bütünleştirilebilecek kadar yaklaşabilmiş birbirlerini anlayabilmiş insancıllığın sevinçlerinin filizlendiği bir memleket olarak mı? Laf-ı güzafa girişmeden bu sorulara yanıt bulmamız hepimizin ortak kazanımı olacaktır. Ötekileştiridiğimizin gün gelip de kendimiz olabileceğimizin yadsınamayacak olan suretini bilinçten uzaklaştırmadan. Enver Aysever’in Birgün gazetesinde yayınlanmış olan “Bir Vicdan Yazısı...” başlıklı makalesini son söz kabilinden sizlerle paylaşalım:

“Bazı fikirleri savunmak müthiş keyiflidir. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi… Bunu arzulamayan birine rastlamak güçtür. Eğer bunu istemeyen varsa, o kişinin insanlığından kuşku duymak gerekir. Buraya kadar sorun da yoktur…
Dile gelen bu kavramların üzerinde mutabık mıyız, aynı sözden, aynı anlamı çıkarıyor muyuz, esas açmaz buradır. Başka türlü söylersek, dile gelmesi kolay, yaşama geçirilmesi güç bu kavramlar, esasen insanlık tarihinin çağlar boyu verdiği kavganın sebebidir.
İnancım ve iddiam odur ki, Türkiye coğrafyasında yaşayan insanların kafasındaki özgürlük, eşitlik, barış kavramları aynı değildir. Tüm etnik topluluklar, dini cemaatler kendileri için istemektedir bunları… Anlayacağınız, tartıştığımız Kürt için Kürt özgürlüğü, türbanlı İçin türban takma özgürlüğü, Alevi için Alevi özgürlüğüdür. Oysa biliyoruz ki hepimiz için özgürlük istemezsek, hiçbirimiz özgür olamayız!

Peki Özgürlük Nedir?
Uzun düşünülmesi gereken bir soru bu. Salt güncel rahatlamalarla, geçici ferahlık sağlayan kimi adımlarla koskoca bir sorunsalı anlamak, anlatmak olası mı? Hadi kolaycılık yapalım, birinin gözyaşı akarken, diğerinin gülmesi özgürlüğe en büyük kurşun değil midir?
12 Eylül’ün Diyarbakır Cezaevi’nden taşan işkence çığlıkları öylesine acılı ve şiddetliymiş ki tüm kent, tüm Anadolu, tüm insanlık işitmiş o sesleri! Bugün bunu içinde hissetmek için o günleri yaşamak gerekmez! Bugün o acıyı kavramak için o süreci bilmek yeter!
Kanlı gözyaşlarıyla sulanmış bir toprağın insanları, birbirlerinin acıları üstünden sevinç duymaz, kederi yarıştırmaz, öfkeyi kine ve intikama taşımaz. Öyle günlerdeyiz ki dostlar, farkında olmadan birbirlerinin ölülerini çiğniyor, diğerinin yüzüne kan tükürüyoruz. Böyle barış, böyle kardeşlik olmaz.
Güldal Mumcu’ya sormuştum; “Rakel Dink’i tanıyor musunuz?” diye… “Tanışmadık ama ben onu tanıyorum” demişti. Kocasını terörün aşağılık kurşununa vermiş kadınların, birbirlerinin acısını kavraması için yüz yüze gelmesi gerekmez. Bazen o en derin irinli sızı buluşturur insanları…

Yıllarca dağlarda yaşamış kimilerinin sahici bir barış çağrısıyla yeni bir dil, yeni bir irade, yeni bir inanç için aramıza katılmasını isterdim doğrusu. Ama ortaya çıkan tablo kötü bir senaryonun, bayağı bir kurgunun, ucuz oyuncularla yansımasıydı. Üstelik kötü olan, yıllar yılı Kürt sorunundan ortaklaştığımız insanların bencilleştiğini görmekti!
İletişim, marketing, halkla ilişkiler çağının insanın ruhuna değmeyen, gerçekten kopuk, çok kötü bir biçimini izledik. Kandırıldığımı hissettim. O boynu bükük dört çocuğun ucuz siyasi sürece malzeme olması yüreğimi dağladı. Sonra birilerinin onlar için otuz dördün, dört pkk’lısı diye yazması… Çocukların ne Türk’ü olur ne Kürt’ü, milliyetsizdir… Ne pkk’lısı olur, ne de komandosu…
Çocuğa çocuk gibi bakamayan insanların yaşadığı bu topraklar için ne demeli bilmem ki…
Dostlar geldiğiniz noktada artık mazlum değilsiniz, farkında mısınız? Kibir, bencillik ve milliyetçi savrulmalar, zaferin şehveti başınızı döndürmüş. Nerede bilgelik, acıların ortaklaştırdığı o dil?
Zalim olmayın. Kurbanlar cellata dönüşürse orada haktan, hukuktan söz edilemez. Diyarbakır Cezaevi’nde olanlar ne denli insanlık suçuysa, çocuğunu teröre kurban vermiş bir annenin gözlerinin içine bakarak sevinç çığlığı atmakta o kertede büyük bir suçtur! İşkencedir!
Yaşamının en güzel günlerinde iki bacağını dağda bırakmış bir genç adamın sancısını anlayın. Çığlığını duyun. Göğsündeki madalya onun yaşam sevinciyse, direnme noktası, nefes alma nedeniyse anlayın!
Solcu, en güçsüz dayak yerken, saldırıya uğrarken onun yanında durandır madem, o zaman aklınızı başınıza alın! Yüreği yanan anneyi, yaşam sevincini yitiren genci rencide etmeyin…
Zalim olmayın ki, bu halk sizi bağrına bassın!” (29.10.2009)Söylemler zaman içerisinde değişim gösterse de aslolan varılmak istenen noktaya, esas olarak ufka ne kadar fazla yaklaşabildiğimizdir hep birlikte. Unutulmaya yüz tutturulana karşı kendi ayakları üzerinde durabilen sözcüklerimizi hayata ilintileyebilmektir. Bu kimi zaman bir yapıtın satır aralarında kimi zaman bir seyirliğin beklenmedik anında yüzyüze kaldığımız cümleleri toparlayabilmeyi, fikirleri dönüştürebilmeyi sağlatan ayrıntılarla mümkün olur. Mümkündür çehresine dahil olmadığımız, kendimize yakıştıramadığımızı da buluruz bir şekilde. O karşılaşmalarda, görünenlerin dahilinde. Düşündükçe, derinleştirdikçe aslında ayrıştırmaların salt bir gölgeleme olduğu gerçeğini buluruz pekala. Hızlandırılmış metropol yaşantılarının keskin virajlarında geriye dönüşler asla uygun bulunmasa da bir şekilde soluklanmak için de gereklidir bu buluşmalar. Yoksun bırakıldığımız sadece gelecek beklentisi değil aynı zamanda kaybedilen gündür çoğu zaman. Söylemlerin duvarlara çarptırıldığı, boş bir heves olarak algılandığı her an. Söylemlerin varlığını ve devamlılığını ancak ve ancak duyarlı olmanın getirdiklerini önemseyerek sağlayabiliriz. Üzerinde fikir yürüttüğümüz her an varedilmiş olan sabitliklerin sınırlarına bir nebze daha yaklaşmış oluruz. Değiştirebilmek için. Katıcıl kendi dinler kendi anlar sözcüklerin ötesindekilerinin neleri kapsadığını ancak bu şekilde idrak edilebilir kılarız. Yol ayrımlarıyla, didişmelerle, kulak kapatmalarla, görmezden gelmelerle, söze bin katıp aslen ne konuştuğumuzdan bile farkına varmadan, uzaklaşarak ufku yakalayamayacağımız kesin. Fikir kendi ekseni etrafında geliştirilirken ne kadar çok katkıyı verebilirsek o kadar gerçekçiliğin acımasızlığını aşabilecektir. Yol ve yordam anlamayı gerektirir. Her ne şart altında olursa olsun, tartışmalara değer verilmesini, söylemlere kulak kabartılmasını, varsa yanlışların dile getirilmesini de aynı şekilde. Mutat yanlışların çözümlenebilirliği, prangalara takılı bıraktırılmış çözülemezlerin üzerine gidebilmek için de gereksinim duyduğumuz yegane şey hayata tutunmak için kendimize biçtiğimiz dipnotlardır. İnceden inceye iliştirdiklerimiz, derleye derleye toparlayıp kendi ufuklarımıza doğru hareketlenebildiğimiz ayrıntılardır. Makbul olanı yaratabilmek için konuşmaların gerekliliğinin de bir an olsun yadsımadan. Söylemekten gerçekten çekinmediğimiz zaman. Nicesinde düşülmeyecek olan bariz aymazlıklara karşı bir duruş sergilemeye çabalanarak, eme sarf ederek. Hayatı bir istisnalar bileşkesi olarak sığ bir kalıba dökmeye çalışanların yürekleri taş kestiren cümlelerine biat etmeden ve gereksinim duyulanın sesinin daha fazla duyurulabilmesi için çabaları eksiltmeden. Yaklaşık altı aylık aranın ardından geçtiğimiz Pazartesi akşamı Dinamo FM'de sizlerle 'hey'canlı olarak paylaştığımız Deuss Ex Machina'nın 272. bölümü dahilinde de müziğin salt bir fon olgusunun dışında bu sözcüklere de kapıyı aralatmasına çaba sarf eden bir kurgulama gerçekleştirdik. Dönüp dolaşıp yine başladığımız sahanın dahilinde dört dönmektense genişletilebilecek bir müzikal seyyahlığı sunmaya gayret ettik. Bir gürültü ekseninin eksik olmadığı aralarda muhteviyata dahil olan ara seslerin bu çıkarsamaları anlaşılır kılabilecek örneklemlerine yol hazırlayabilme gayretkeşliğiyle beraber. Andrew Hung ve Benjamin John Power ikilisi tarafından 2004 yılında Bristol Art School'da temellendirmiş oldukları Fuck Buttons projesini ve ikinci uzunçalarları olan Tarot Sport'a dair notlarımızı sizlerle paylaşıyoruz.Noise veyahutta gürültü olarak sınıflandırabileceğimiz müzik formu alışılageldik kalıpları yıkmaya gayret sarf edilen bir bileşenler bütününü kapsar. Yaşadığımız güncede duyumsadıklarımız ya da maruz kaldıklarımızdan farklı olarak belirli yönlerden öznel bir canlandırmayı ve bilinci ortaya çıkartmaya gayret sarf eder. Tümleşik yapısı dahilinde ilintilenmiş her bir ayraç ve ses kümesiyle ortaya çıkartılabilen bir müzikal faunanın temsilcisidir gürültü. Kolaylıkla hatmedilememesine karşın dinleyici alıştıkça kendine farklı çıkarsamalar içerisinde bulabileceği bir deneyselliğin müsebbibidir. Düşündürücüdür bu bağlamda, ses kendi düzeneği içerisinde deforme edildikçe, artan dozlarda yeniden tasvir edildikçe, yapılandırıldıkça sorular ve görüntüleri belirginleştirmeyi başarır. Zihinin en sırlı noktalarında tezahür etmekte olan çarpışmaların, buluşmaların ve ayrışımların yankılanması olarak da sıfat kazandırabileceğimiz bir muhteviyattır, gürültü müziği. İçselleştirilebilmesi biraz da bu sorular ile yüzleşmeyi gerektirir. Elektronik sinyaller ile muğlaklığın duvarlarını dövdükçe, akustik pedallarla ortaya çıkartılan türetmeler yayıldıkça, saha kayıtlarında derlenmiş olan normal akışın içeriğine eklentiler gerçekleştirildikçe gürültü deneyimlenmesi gerekli bir kainatı oluşturur. Artan ve azalan her tını kümelenmesi aynı zamanda gerçekten kulak kabartıldığında bir çağrıyı beraberinde getirir. Formüllere bağlı bıraktırılmış olan müzikal kayıtlardan ayrışarak daha sanatsal olmanın tercih edildiği, belirginleştirildiği bir güzellemedir. Tüketilip unutulması için değil, açtığı gedikler ile beraber damıtılıp, ağır ağır hatim edilmesi gerekli olanı çağrıştırır. Andrew Hung ve Benjamin John Power ikilisinin Fuck Buttons projesini bu istikamette sesleri çoğaltmaya sarf eden müzikal bir şenliğin takdimciliği olarak tanıtabiliriz. Ayrıntılarda kendisini belli eden bir kolajlama tekniği müziklerini en başından bu yana gerek gürültü kavisleriyle gerekse de punk müziğin kural yıkıcılığıyla hemhal olmuş örneklerden yola çıkarak şekillendirildiğinin de altını çizerek. Kayıtlarda ortaya çıkartılan niş müzik ile zanaatın kesiştiği alanları rahatça gözlemlemeyi sağlayabilecek kadar kendi içerisinde tutarlı bir bütünlüğü sağlamakta. Sağlama alınmış müzikal rotalar dahilinde kimi zaman kasveti kimi zaman da neşeyi duyumsamak, tersyüz edilmiş her notanın ve eklentinin katılımlarıyla beraber dinlencelikte üst noktaların dinleyene aksettirilmesi sağlanır. En başından bu yana gürültü çerçevesinde değerlendirilen projenin bizlere Portishead, Tricky ve Massive Attack gibi trip-hop, Roni Size ve DJ Krush gibi drum and bass müziğinin Bristol’lü başat ekipleri ve sanatçılarının kayıtlarında olduğu gibi geleceğin müziğinin şeklini bulmasında katkılarının olabileceğini söylemek iş bu noktada abes olmayacaktır. Cilalanıp parlatılmaktan tek yönden hemen hemen aynı noktalardan ses vermiş olan alternatif müziğin kapsamsız örneklerinin yanında Fuck Buttons pek çok değişkenden destek alarak ilerletilmeye ve iletilmeye çabalanan bir müziği temsil edecektir. Henüz ilk dinleyişinizde.Autechre’den, Aphex Twin’e, Prefuse 73’den, Godspeed You! Black Emperor’a, Mogwai’den Sonic Youth’a, Public Enemy’e ve Shellac’a kadar uzayıp giden önyargısız müzik dinleyicileri için önem arz eden birer odak haline dönüşmüş üreticilerin sahne aldıkları, İngiltere ve Amerika’da birbirlerini takip eden tarihlerde gerçekleştirilen All Tomorrow Parties /bundan sonra ATP/ serisinin uzantısı olarak hayata geçirilmiş olan ATP Recordings çatısı altında Fuck Buttons namı ile yayınlanmış kayıtlarda yukarıda kısaca değinmeye çalıştığımız özgünlüğü barındıran, müzikal eşiklerin izleri üzerinde yeni şekillendirmelere girişildiği kayıtlar sizlere bu satırlar aracılığıyla sunabilmeye gayret ettiklerimizden daha fazlasını verecektir. Sahne aldıkları bir etkinlikte arakadaşlarının kendi isimlerini ATP Recordings’in kurucuları arasında yer alan organizatör Barry Hogan’a önermesinin ardından, kendi deyimleriyle olağanüstü tesadüflerin birbirini takip edeceği bir sürecin başlangıcı verilecektir. 2007’de yayınlanan Bright Tomorrow kırkbeşliği Fuck Buttons neşriyatı içerisinden ulaşılabilir ilk kayıt olarak dinleyicilere sunulur. Ritmik bateri sesinin dört bir yanından mellotron ile donatılarak kurgulandığı, melankolik yansının yedi dakikalık süre dahilinde giderek bir post rock ağıdına dönüşümünü mümkün kılan Bright Tomorrow çalışmanın da isim parçası olarak a yüzünü tanımlar. Kulak zarları için ferah fezalığı ortaya çıkartmayı başarmış olan indie-rock şöhretler karması Shellac grubunun üyesi Robert Spurr Weston IV’ın elinin değdiği çalışma olarak kaydın b yüzünde yer alan Little Bloody Shoulder ağırlaştırılmış mekanik seslerin enerjik gürültü patlamalarına vesile teşkil ettiği bir kurguyu belirginleştirir. İçten içe elektronik aksamlarla türetilmiş bir rock nümayişi hasıl olur. Sert seslerin aynen rock müziğinde olduğu gibi elektronik tınılarla da şekillendirilebileceğine dair değer arz eden önermelerden birisi olarak. Bu ağza çalınmış bir parmak balın ardından ise nihayetinde uzunca süre üzerine not düşülecek olan Street Horssing albümü 2008 yılında ATP Recordings’den yayınlanır. Kısa bağlaçlarla müzikal göndermelerin daha görünür, deneysellik potansının enikonu sonuna kadar açık tutulduğu bütünleştirme 6 şarkılık albüm boyunca derinleştirilir. “Lanet olasıca vurdumduymazlığın, neredeyse gerçek amâlardan daha görmez insanların kalp yaralarındaki kabuk bağlanmışlıklarının eziciliğine karşı, direniş sözü geçtiğinde o ne ola ki zırvalamasının diyarlarında “Mogwai” çişeltileriyle, duru bir uyanışı simgeliyor. Teşvik ediyor. Durduk yerde hiçbir değişim olmaz biraz da siz çaba sarf edin demeye getiriyorlar sözü” ile “The Hawk Is Howling” albümünü takdim ettiğimiz ekibin üyelerinden gitarist John Cummings’in prodüktörlüğünde gerçekleştirilen kayıtlar dahilinde doğaçlamanın sınırsızlığından beslenerek gelişim göstermiş kurgumasallar, gerçeklikle bağları bulunan sinematografik unsurlar albümün kuvvetini arttıran unsurlar olarak birer birer birbirlerine lehimlenir. Kaydın açılışında yer alan Sweet Love For Planet Earth bu paralelde şekillendirilmiş gürültünün en makul ve makbul hallerine zemin sağlamış bir girişi tanımlandırır. Neredeyse çişelti kıvamındaki ambient hüzmelerinin üzerinde yavaşça şekillenmeye başlayan elektro-gitar partisyonunun saniyelik geçişlerle beraber post-metal sınırlarına yaklaştırıldığı bir mizansen ortaya çıkartılır. Fuck Buttons bir yerde hayatın tam merkezinde yer edinmiş görünmez olduğu varsayılan çevre sorunlarına karşı okkalı bir yanıtı ililştirir, sanki doğa ananın söze geldiğini ve yaptıklarınız artık yetmedi mi? der gibi hallerinin canlandırıldığı bir süreç vuku bulur. Hemen ardılında yer bulan Ribs Out ismiyle müsemma bir biçimde, vurmalıların can verdiği bir belgesel kurgulamayı ortaya çıkartılır. Akustik dozunun son derece kararında ayarlandığı bir krautrock parçası. Dijital hardcore seslerinin sınıflandırılamaz örnekleri arasında rahatlıkla anılabilecek gürültü kesişimi olan Okay, Let’s Talk About Magic punk müziğinin tavizsiz duruşundan da beslenerek geliştirilmiş bir modellemeyi pekiştirir. Race You To my Bedroom / Spirit Rise bu kaotik sahnelemelerin bir diğer ayağını oluşturur. Post Rock gruplarının sıklıkla eleştirilere maruz kaldığı özgünlük kaybı, kendini tekrara düşüren gitar pasajlarının biteviye tekrarlarının olduğu bir müzik sahnesinde özgün bir adımlamanın, yön belirleyiciliğin ana hatlarını dinleyiciye sunar parça. Bir görünüp bir kaybolan metalik vokallerin, çiğleştirilmiş gürültü sağlayıcısı pedalların ve gitarın olması gerektiği gibi kurgulandığında nasıl uzunca bir serüveni ortaya çıkarttığına dair bir önerme olur Race You To My Bedroom / Spirit Rise. Albümün kapsamı altına aldığı gürültü ekseninin tavan yaptığı çalışma olan Colours Move bütün kaydın da özeti kabilinden bir dinleneceliği tümletir. Gerek vokal denemelerinden gerekse de ana kompozisyona ilave edilen endüstriyel seslerin sağladığı doyuruculuk, bir yerde de yazının başında değindiğimiz Bristol Sound ekolü içerisinde rahatça kendine yer bulabilecek bir kasvet düzeneğini de ihtiva ettiğini iletmeliyiz. Tılsımının uzunca süre bozulmayacağı bir harman ortaya serilir. Müzik disiplinleri arasında basamak basamak ilerletilen, doygun bir çoğaltım olur debut albüm Street Horssing.Albümün bilinmedik gürültü kuşakları arasında yapmış oldukları seyyahlığın karşılığı Fuck Buttons için müziğin bir hobi olmaktan öteye taşınmasına neden olacaktır. Kendi hallerindeki üretimleri artık belirli bir dinleyici kitlesini hitap etmeye, toplamaya başlayan, dinleyiciyi çoğu zaman etkisi altına alan bir kurgulama timsaline evrilir. Benzer olmazsa bile aynı hakkaniyetli müzikal eşiklerin yolcuları olarak tanımlayabileceğimiz Mogwai gibi bir topluluğun açılış grubu olmalarının izahatları arasında bu durumu da ekleyebiliriz. Sadece elektronik aksamlar ve bir kaç gitar melodisi / şiddetli gürültüsünden çok daha fazlasını sağlayabildikleri bu turne sırasında yayınlamış oldukları sınırlı sayıdaki Turne kısa çalarında dinlenebilir. Deneysellik vurgusundan imtina etmeden, özenerek çoğu zaman korudukları müzik türetimlerinin şimdilik son durağı 20 Ekim tarihinde ATP Recordings etiketiyle yayınlanmış olan Tarot Sport albümü olur. Prodüktör koltuğunda, Happy Mondays’den New Order’a, My Bloody Valentine’dan, James’e kadar alternatif müziğin çalışmalarıyla beraber mihenk taşı olan ekiplerine remiks çalışmaları gerçekleştirmiş The Sabres Of Paradise gibi güzide elektronik müzik tertibatlarının arkasındaki isim olan Andrew Weatherall yer almakta. 90’lı yılların Acid House müziğinde dj olarak adını duyurmasından bu yana elektronik müziğin kirli, kural yıkıcı, kudretli seslerini birbirlerine kavuşturmuş, eklektik yapıların ağır bastığı seçkilerin, Primal Scream’in Screamdelica’sı gibi modern zamanların öncül kayıtlarından birisini yaratan ekibin üyelerinden Weatherall. Çalışmanın elektronik dans müziğinden yansımalara kavuşmasıyla da Fuck Buttons’da deneyselliğin bir diğer önemli açılımı ortaya çıkartılır. Zor dinlencelik olarak yaftalanmış noize / gürültü müziği kulağa artık daha aşina hale dönüştürülmüştür ikili tarafından. Surf Solar bu bağlamda ilk önemli örneği albümün hemen girişinde sunar. Krautrock’da sıklıkla kulaklarımıza çalınmış olan elektronik döngülerin üzerine bina edilmiş olan elektro techno vuruşları ilerleyen sekanslarda raksı şahhaneye dönüştürülür. Derinlikli ses katmanları arasında dans ettirir öğeler içerir. Drone vuruşlarının ardına peydahlanan T.Raumschmiere, Modeselektor arasıda bir elektro-techno-herşey harmanı Rough Steez dinlencelikte geleceğimiz yeni eşikleri öngörmesi açısından da, sıklıkla kulak kabartılabilecek bir odağı tanımlar. Topyekün feragat etmekten neredeyse bir sonraki hamlesi için iyice karasızlaşan bünyelerin imdadına yetişeduran dokuz dakika dahilinde sinematografik unsurlarla şeklini bulmuş eskilerin ambient parçalarını hatırlatan The Lisbon Manu gibi detaylarıyla tanımlandırılmış, çerçevesi oturtulmuş eşikler de Tarot Sport’da kulaklarımıza çalınmakta. Fuck Buttons’ın çeşitlendirmelerinde en muktedir oldukları hallerin bir arada sunulduğu, eleştirel yaklaşımlarını pekiştiren bir kayıt olan Olympians, son dönemlerin dinletisi içerisinde hakkaniyetli bir yer edinmiş olan dubstepin, endüstriyel döngülerin karaşınlığındaki yansısı olan Phantom Limb gibi örneklemeler bir yanıyla elektronik müziği öte tarafıyla da deneysel çatı altında yer edinmiş tüm müziklerin birbirlerine uyumluluğu konusunda cevval önermeler getirmeyi başarır. Deuss Ex Machina içerisinde de paylaştığımız albümün uzun süreli çalışmalarından bir diğeri olan Space Mountain elektroniklere sırtını dayamış bir post-rock rüyasını simgeler. Katmanlar çoğalıp, sesler dönüştürüldükçe gürültü bir noktadan sonra vazgeçilmez kılınabileceğinin yetkin bir önermesini sağlayacaktır. Albümün kapanışında ise yine yeniden bir geleneği bozmadan sürdürülmüş olan Tarot Sport içeriğinde ara ara görünmüş olan seslerin kolajlarından hareketle türetilmiş ama Weatherall başta olmak üzere elektronik müzik cenahının en yetkin oldukları 90’lı yılların rave kültürüne de bir saygı ifadesi olarak kısaca değerlendirebileceğimiz Flight Of The Feathered Serpent ile çalışma sonlanır. Fuck Buttons ikilisi alternatif seslerden kendilerine özgün yeni bir dili oluşturmayı başarırlar. Üstelik her defasında dinleyenler için yeni sürprizler sunmaktan kaçınmadan. Müziğin uç noktalarından derlemelerine karşın alabildiğince düşüncelere daldıran örneklerden, dans ettirir kurgulara kadar pek çok kaydın altına ustalıkla imzalarını atarak. Keşfedin, pişman olmayacaksınız!

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Bir Vicdan Yazısı... – Enver AYSEVER – Birgün
Atatürk’ün Hiç Görülmemiş Fotoğrafları – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Çok Mu Zor?... Kolay Değil Tabii – Umur TALU – Habertürk
Cumhuriyetçi Olmak – Okay GÖNENSİN – Vatan
Misak-ı Milli’ye Veda – İlyas BAŞSOY – Birgün
Kertenkele Abdullah – Yıldırım TÜRKER – Radikal
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Hem Anarşist Hem Alçakgönüllü – Eray AYTİMUR – Radikal
Roll Over Roll – Özgür UÇKAN – Özgür UÇKAN/Göçebe Bilgi
Internetin Ördüğü Çorap – Semih GÜMÜŞ – Radikal Kitap
Minimalizm: Veni Vidi Yallah – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Turkish Jazz Mix By Onur ENGİN – Mersenne – Undomondo
Dikkat Yahudi! – Amentian – 110 Desibel
Alt Sokak – Episode 30-10-2009 – Alt Sokak

Fuck Buttons Official
Fuck Buttons At Myspace
Fuck Buttons Official Blog
Fuck Buttons At ATP Recordings
Fuck Buttons Interview - Dom Alessio – Cyclic Defrost
Fuck Buttons Tarot Sport Album Review – Joe COLLY – Pitchfork
Fuck Buttons Tarot Sport Albüm Eleştirisi – Merve EVİRGEN – Reset Magazine
ATP Festival / Recordings Official
Squarepusher Official
Squarepusher At Myspace
Squarepusher’s Solo Electric Bass 1 Informative At Warp Records
Squarepsuher Solo Electric Bass 1 Albüm Eleştirisi – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Jimmy Edgar Official
Jimmy Edgar At Myspace
Michael Jackson – Billie Jean (Jimmy Edgar Remix) Official Download
Warp 20 Official
Starkey Official
Starkey At Myspace
Starkey At Fact Magazine / Fact Mix #91
Dub & Run At Myspace
Dub & Run At Boomkat
2562 / A Made Up Sound At Myspace
2562 / A Made Up Sound Interview For RBMA Radio At Beatportal
2562 Unbalance Album Review At Resident Advisor
Skream At Myspace
Skream Genius Or Overrated – Dubstepforum
Skream At Noiseporn
Moderat Official
Moderat At Myspace
Radiohead + Moderat / Prague Vol. 2 Konser Kritiği – Divina – Imagine Room

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel After Love - Et Lille Oejeblik Et Lille Oejeblik’s Flickr Page
Freedom – -Icy- -Icy-‘s Flickr Page
Fuck Buttons Photos Courtesy From Below Listed Web Sites:
F- B- S-

>>>>>Poemé
Biz İkimiz İki Kardeş – Muzaffer İlhan ERDOST

(Bir Fotoğraf Altı İçin)

Ve biz geleceğiz bir gün, biz ikimiz
İki kardeş
Duracağız
Fotoğrafımızda durduğumuz gibi
Benim ellerimde kelepçe
Yüzümde yapay bir gülüş
(Kelepçeyi yadırgamanın gülüşü belki
İlk kez olduğu için
Sonra alıştım
Ve unuttum sonra kelepçeyi bileklerimde)

Senin yüzün
İçerde olmanın ve umudun arasında
Ve ilk yıllarında delikanlılığın
Gülüşü
Senin elinde sigara
O hiç sönmemiş gibi duran/
hemen her fotoğrafında
Ankara Adliyesinde/İkinci Ağır Ceza Mahkemesinin kapısında

Ve biz
Gene duracağız bir gün
(Böyle istiyorum öldüğüm zaman
Eğer bir cesedim olursa taşınacak)
Tabutumun önünde
Biz ikimiz
İki kardeş
Yanyana ve omuzomuza
Fotoğraflarımızın ardında ben
Sen önde
Yüzümüzden eksilmemiş olan gülüşümüzle

Ve bir gün geleceğiz biz, biz ikimiz
Kuytularında yurdumuzun
Gecelerinde
Yeni düşmüş yıldızlar gibi
Kentin kucağına ya da kıyılarına
Emeğin faizden ucuz olduğu canpazarına
Ya da vardiyasından dönen işçinin
Kuytu sokağına
Geleceğiz bir gün biz ikimiz

Ve biz geleceğiz bir gün, biz ikimiz
İki kardeş
Yanyana ve omuzomuza
Bileklerimizde
Kitaba ve düşünceye vurulu zincir
-le
Taşıdığımız
Kitabı, özgürlüğü ve umudu
Göklerinde
Alanlarında gibi yurdumuzun
Ilık nisan güneşini
İçerken yapraklar
Eriyen karın altından topraktan
İnce dal uçlarından ağaçların
Yürüyen kalabalığın içinden

No comments: