
Deuss_Ex_Machina_272_--_J'irai Cracher Sur Vos Tombes
26 Ekim 2009 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.
>>>>>Musique
Album Of The Week: Fuck Buttons-Tarot Sport (ATP Recordings)
>1<-Squarepusher-My Red Hot Car (Warp Records)
>2<-Jimmy Edgar-I Wanna Be Your STD (Warp Records)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>3<-Starkey-Gutter Music VIP (Keysound Recordings)
>4<-Dub & Run-One Last Time (Dub & Run)
>5<-2562-Flashback (Tectonic)
>6<-Skream-Swarm (Southside Dubstars)
>7<-Moderat-Seamonkey (Surgeon Remix) (BPitch Control)
>8<-Fuck Buttons-Rough Steez (ATP Recordings)
>9<-Fuck Buttons-Space Mountain (ATP Recordings)
J'irai Cracher Sur Vos Tombes (272) – Hamaset Hiç Olmadığı Kadar Harareti Arttırılan Bir Eşiği Ortaya Çıkartıyor. Söylem Giderek Nefreti Hatmedilir Kılmaya, Hazmedilir Adletmeye Çaba Sarf Ediyor. Vian Yıllar Öncesinden Demiş Bize De Susmak Kalıyor!
>>>>>Bildirgeç
Yanılsamalarla anlamlandırılması gerekli olan, öncelik taşıyan konularda nasıl da birer birer ayrıştırılıp dar ve kapsamsızlığın hudutlarına terk edildiğimiz bir kere daha hatırlatılmakta. Çözüm getirerek nihai bir yol bulmaktan uzaklaştıkça, derinleşilen bir yol ayrımında yeniden acabalara gebe kalarak nereye kadar ve nasıl bu açmazlardan kurtulabileceğiz? Yoksun bıraktırıldığımız sorguların, hataların birbiri ardında çıkagelen kemikleşmeye yüz tutmuş önyargıların kolay bir şekilde içselleştirilmesi bu hudut ve ayrılıkların daha görünür kılınmasını sağlamakta. Elimizin altında duran bilgi bir şekilde ucu hepimize dokunan bir yaralayıcı haline dönüşmekte. Giderek keskinleştirilerek, ucu daha da fazla sivriltilip yara açması mümkün kılınarak. Sözcüklerin sağlayabileceklerinin bir kalemde silinip atılmasından bu yana neredeyse istisnasız bir biçimde uygulamaya geçilen bir süreç halini almakta yaraların görünür kılınıp, üzerine yeni hamlelerin yapılandırılması. Rotası şaşmış bir biçimde kendi çözümlerini üretmek yerine, getirilen çözümlemeleri hakir görmekten başlayarak genişletilen bir düzenek. Parçaların nasıl da bambaşka yerlerde karşımıza çıktığını uzunca gözlemlerde keşfedebiliriz. Sözcüklerin çarpıtılıp değiştirilerek asıl odağından nasıl uzaklaştırıldığından tutunuz da, kimseciklere bir nebze faydası dahi olmayacak lafazanlıkların bir şekilde olur adledilmesi hep bu düzensizliğin sağladıkları arasında da rahatlıkla gösterilebilir. Feyz alınması gerekli olan sağduyunun yerini sesi çok baskın çıkartanın, yönü ve izi kendince kabul gördüğü sahalara sıkıştırmasını da bu duruma ekleyebiliriz. Yaşam sürdüğümüz yerkürenin ne bu kadar kasti faüllere ne de bu kadar irrite edici derecedeki yaftalamalara ihtiyaç duymadığı aşikar iken üstelik. Kendiliğinden tepkime olarak atfedilen, tanımlandırılan nicesinde de bu ve bu durumlarla benzeştirilebilecek kapsamın daraltılıp iyice etkisiz hala getirilme çabasından da dem vurulabilir. İstikametinden geriye çekildikçe, başka yöne taşındıkça fikriyatın belirsiz bir muğlaklığın tam merkezine taşındığından da ha keza. Yitirdiğimiz günlerimiz değil sadece giderek insancıllığımız ve hallerinin toplamı olan toplumsal birlikteliğimiz. Herşeylerin altında bir öç alma, bir tenkit etme ya da bir menfaat barındırdığının beklentisiyle temkinli davranmanın yerini nefret söyleminin, yoksayma, hakir görmenin makbul kılındığı bir iklime evriliyoruz. Bilmeden de değil üstelik kimi zaman elimizi hiç de korkak alıştırmadan sözcüklerimizle bizahati katılım göstererek, katkıda bulunarak. Girdap makul olmanın ne demek olduğunu unutturacak kadar safların belirginleştirilmesini gerekli görenlerin çoğunluğuna doğru istikamet verilmişçesine kuvvetini, etkisini arttırarak şeklini bulmakta. Değişkenin, farklılıkların vesair düzenekte türetilmiş söze söz katmaların karşısında oldurulamazcılığın dirayeti ile karşı karşıya bıraktırılmakta.
Bilgi, birikim ve söylemlerin çeşitliliğini sınıflandırabileceğimiz, kendimizce düzenleyebileceğimiz bir tanımlandırma olarak kullanabileceğimiz yapbozun parçalarını sürekli kaybediyoruz. Hasır altı edileni bir türlü eksik parçalarımız içerisinde bulamıyoruz. Dört dolanıyoruz, işitmeye çaba sarf etmeden, tek taraflı olarak yargılama yolunu tercih ediyoruz. Aslında önümüzde duran parçaları bile birbirlerine ekleyip resme bakmaya bir türlü teşebbüs etmiyoruz. Sorunlarımızdan ne kadar kaçarsak o kadar evla, o kadar ferahfeza yaşayacakmışız gibi. Tenkitler yerini giderek daha fazla önlemenemez sonu işaret eden, ya bizdensiniz ya onlardansınız fikriyatı eksenine çekilmesi de biraz da bu kolaycıl yol olarak sunulmuş bakışımdan kaynaklanmakta. İçtenlik yerini hesap kitabın, muhattap almanın söze söz ekleyebilmenin gereksiz bir icraat olduğu konusunda ısrarcılık bir şekilde bu hudutlardaki yapbozun eksikliğini tanımlandırmakta. Kaybettiğimiz parçalara odaklanmak yerine birbirlerimize olan hıncımızı laf yetiştirme hızlılığımızı arttırmanın gayretkeşliği içerisindeyiz. Dediklerimizi anlaşılır kılmaktan, makul olanı belirginleştirmekten kaçınmaya devam ettiğimiz müddetçe de üç maymunu oynamaya hep beraber devam edeceğiz. Soru ve sorunların açıklarında makulu aramadan, hemen her seferinde bir öncekinden de ağırlaştırılmış, kinlenmiş olarak daha da fazla yargılara ulaşmanın yapbozu ne tamama vardıracağını ne de görmek istediğimiz dirliğimizi sağlayabileceği aşikar. Ötelendikçe birbirlerine çok daha fazla uzaklaştırılmış görüşlerin nihayetinde ortak bir noktayı tesis edebileceği de ha keza. Korku yaygınlaştıkça, edilgen tavırlar ve görmezden gelmeler hak olarak bu hudutların içerisindeki herkese bahşedilmiş olandan bile tasarruf edilmesinin gerekli görülmesine kadar uç fikirler birbirleri ardına güne yazılmakta. Gereksinim duyulanın aslında sağduyu olmasının bu kadar aleni bir biçimde ortaya çıktığı bir zamanda nereye kadar körleşmenin kirli propagandalarına maruz kalacağız? Ötekisi olarak sınıflandırılmaktan, birilerine maşa ötekilerine öcü, diğerlerine vatansatar olarak bakmaktan ne zaman vazgeçeceğiz? Kendi içimizdeki vicdanlarımıza uygun bulmadıklarımızı başkalarına yakıştırmaya ne kadar daha devamlılık göstereceğiz? Taslak, proje, açılım, demokrasi kelimelerinin geçtiği her yerde bir sorunun ortaya çıkacağı endişesi ne bizi olduğumuzdan daha iyi bir konuma taşıyacak ne de bugün önem arz edip üzerine düşünmediğimiz konularda kendiliğinden ileriyi öngören gelişimi sağlayacaktır. Düşünce kendi içerisinde yaygın olana nüfuz ettikçe, söz derinleştirildikçe eklenen çabalarla beraber çerçevelenmiş, sınırlara bağlı bıraktırılmış olan görünümlerin de ilerisini görebilmemize vesile teşkil edecektir. Makul olmak, karşısına çıkan her fırsatta ötekini yerini dibine sokmak için çabalanmanın, hain aramanın, linç etmenin, sözünü bilindik yerlere göndermenin karşılığı değildir. Olmaması bizlerin insanlığımızın seviyesini belirginleştirecektir.
İstemsiz değil ortak iradenin varlığının peşinde yol kat ederek bu sorunların çözüme kavuşmasına daha fazla çaba gösterebiliriz. Sıklıkla kullanılagelen empati sözcüğünün içeriğini boşaltmadan, nefreti bir aşinalık haline dönüştürmeden, şiddeti kutsamadan, yitirilenlerin birer istatistik olduğunu değil birer can, insan olduklarının bilincini kaybetmeden. Şartlar ve şartlandırılmışlıkların giderek daha kör gözüm parmağına bir hedefsizliğe çıkartacağının idrakını paylaşarak. Ülkeler arasındaki polemiklerin halkların kendi kendilerinin dillerini birbirlerine yaklaştırdıkça, birbirlerini anlamak için gösterdikleri teşebbüsler ile aşılabileceğini hatırlardan çıkartmadan. Kollektif bilincin sağladıklarının çoğu zaman tetkik dahi edilmeden önyargılarla kabul gördüğü bir zaman diliminde hiç değilse bu aşamaları ve süreçlerin doğrusuna ulaşmak için çaba sarf etmemiz gerekmektedir. Samimiyetle, her hecesine kendimizden bir şeyler katacağımız bir barışın tesisi böyle gerçekleşecektir. Körletici bağnazlıkların terk edilmesiyle, inkar ettiğimiz, yüzleşmekten ısrarla kaçındığımız her sorunun bedelini yaşayanlar olarak hepimizin ödeyeceği kısmını bir an olsun unutmadan. Sınırlı alternatiflerin heba edilmesi ne bugünden daha mesut ne de bugünden daha hüzünlü bir günceyi tesis edecektir. Önümüzde duran yapbozun parça ve eksiklerini duyarlılıkla birbirlerine ilintileyebildiğimiz, sorun çıkartmak için değil anlamak için, kin kusmak için değil acılara ortak olmak için gösterebildiğimiz vakit resmin içeriği güzelleşecektir. Daha yaşanır kılınacaktır. Harap ettiğimizi yeniden bina edebildiğimizde, insanın hangi önceliklerle yaşadığını da daha rahat görebileceğiz. Acıya ve gözyaşıyla mı yoksa birbirlerine makul olanın sınırlarında tevazu ve anlayışla bütünleştirilebilecek kadar yaklaşabilmiş birbirlerini anlayabilmiş insancıllığın sevinçlerinin filizlendiği bir memleket olarak mı? Laf-ı güzafa girişmeden bu sorulara yanıt bulmamız hepimizin ortak kazanımı olacaktır. Ötekileştiridiğimizin gün gelip de kendimiz olabileceğimizin yadsınamayacak olan suretini bilinçten uzaklaştırmadan. Enver Aysever’in Birgün gazetesinde yayınlanmış olan “Bir Vicdan Yazısı...” başlıklı makalesini son söz kabilinden sizlerle paylaşalım:
“Bazı fikirleri savunmak müthiş keyiflidir. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi… Bunu arzulamayan birine rastlamak güçtür. Eğer bunu istemeyen varsa, o kişinin insanlığından kuşku duymak gerekir. Buraya kadar sorun da yoktur…
Dile gelen bu kavramların üzerinde mutabık mıyız, aynı sözden, aynı anlamı çıkarıyor muyuz, esas açmaz buradır. Başka türlü söylersek, dile gelmesi kolay, yaşama geçirilmesi güç bu kavramlar, esasen insanlık tarihinin çağlar boyu verdiği kavganın sebebidir.
İnancım ve iddiam odur ki, Türkiye coğrafyasında yaşayan insanların kafasındaki özgürlük, eşitlik, barış kavramları aynı değildir. Tüm etnik topluluklar, dini cemaatler kendileri için istemektedir bunları… Anlayacağınız, tartıştığımız Kürt için Kürt özgürlüğü, türbanlı İçin türban takma özgürlüğü, Alevi için Alevi özgürlüğüdür. Oysa biliyoruz ki hepimiz için özgürlük istemezsek, hiçbirimiz özgür olamayız!
Peki Özgürlük Nedir?
Uzun düşünülmesi gereken bir soru bu. Salt güncel rahatlamalarla, geçici ferahlık sağlayan kimi adımlarla koskoca bir sorunsalı anlamak, anlatmak olası mı? Hadi kolaycılık yapalım, birinin gözyaşı akarken, diğerinin gülmesi özgürlüğe en büyük kurşun değil midir?
12 Eylül’ün Diyarbakır Cezaevi’nden taşan işkence çığlıkları öylesine acılı ve şiddetliymiş ki tüm kent, tüm Anadolu, tüm insanlık işitmiş o sesleri! Bugün bunu içinde hissetmek için o günleri yaşamak gerekmez! Bugün o acıyı kavramak için o süreci bilmek yeter!
Kanlı gözyaşlarıyla sulanmış bir toprağın insanları, birbirlerinin acıları üstünden sevinç duymaz, kederi yarıştırmaz, öfkeyi kine ve intikama taşımaz. Öyle günlerdeyiz ki dostlar, farkında olmadan birbirlerinin ölülerini çiğniyor, diğerinin yüzüne kan tükürüyoruz. Böyle barış, böyle kardeşlik olmaz.
Güldal Mumcu’ya sormuştum; “Rakel Dink’i tanıyor musunuz?” diye… “Tanışmadık ama ben onu tanıyorum” demişti. Kocasını terörün aşağılık kurşununa vermiş kadınların, birbirlerinin acısını kavraması için yüz yüze gelmesi gerekmez. Bazen o en derin irinli sızı buluşturur insanları…
Yıllarca dağlarda yaşamış kimilerinin sahici bir barış çağrısıyla yeni bir dil, yeni bir irade, yeni bir inanç için aramıza katılmasını isterdim doğrusu. Ama ortaya çıkan tablo kötü bir senaryonun, bayağı bir kurgunun, ucuz oyuncularla yansımasıydı. Üstelik kötü olan, yıllar yılı Kürt sorunundan ortaklaştığımız insanların bencilleştiğini görmekti!
İletişim, marketing, halkla ilişkiler çağının insanın ruhuna değmeyen, gerçekten kopuk, çok kötü bir biçimini izledik. Kandırıldığımı hissettim. O boynu bükük dört çocuğun ucuz siyasi sürece malzeme olması yüreğimi dağladı. Sonra birilerinin onlar için otuz dördün, dört pkk’lısı diye yazması… Çocukların ne Türk’ü olur ne Kürt’ü, milliyetsizdir… Ne pkk’lısı olur, ne de komandosu…
Çocuğa çocuk gibi bakamayan insanların yaşadığı bu topraklar için ne demeli bilmem ki…
Dostlar geldiğiniz noktada artık mazlum değilsiniz, farkında mısınız? Kibir, bencillik ve milliyetçi savrulmalar, zaferin şehveti başınızı döndürmüş. Nerede bilgelik, acıların ortaklaştırdığı o dil?
Zalim olmayın. Kurbanlar cellata dönüşürse orada haktan, hukuktan söz edilemez. Diyarbakır Cezaevi’nde olanlar ne denli insanlık suçuysa, çocuğunu teröre kurban vermiş bir annenin gözlerinin içine bakarak sevinç çığlığı atmakta o kertede büyük bir suçtur! İşkencedir!
Yaşamının en güzel günlerinde iki bacağını dağda bırakmış bir genç adamın sancısını anlayın. Çığlığını duyun. Göğsündeki madalya onun yaşam sevinciyse, direnme noktası, nefes alma nedeniyse anlayın!
Solcu, en güçsüz dayak yerken, saldırıya uğrarken onun yanında durandır madem, o zaman aklınızı başınıza alın! Yüreği yanan anneyi, yaşam sevincini yitiren genci rencide etmeyin…
Zalim olmayın ki, bu halk sizi bağrına bassın!” (29.10.2009)




...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...
Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Bir Vicdan Yazısı... – Enver AYSEVER – Birgün
Atatürk’ün Hiç Görülmemiş Fotoğrafları – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Çok Mu Zor?... Kolay Değil Tabii – Umur TALU – Habertürk
Cumhuriyetçi Olmak – Okay GÖNENSİN – Vatan
Misak-ı Milli’ye Veda – İlyas BAŞSOY – Birgün
Kertenkele Abdullah – Yıldırım TÜRKER – Radikal
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Hem Anarşist Hem Alçakgönüllü – Eray AYTİMUR – Radikal
Roll Over Roll – Özgür UÇKAN – Özgür UÇKAN/Göçebe Bilgi
Internetin Ördüğü Çorap – Semih GÜMÜŞ – Radikal Kitap
Minimalizm: Veni Vidi Yallah – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Turkish Jazz Mix By Onur ENGİN – Mersenne – Undomondo
Dikkat Yahudi! – Amentian – 110 Desibel
Alt Sokak – Episode 30-10-2009 – Alt Sokak
Fuck Buttons Official
Fuck Buttons At Myspace
Fuck Buttons Official Blog
Fuck Buttons At ATP Recordings
Fuck Buttons Interview - Dom Alessio – Cyclic Defrost
Fuck Buttons Tarot Sport Album Review – Joe COLLY – Pitchfork
Fuck Buttons Tarot Sport Albüm Eleştirisi – Merve EVİRGEN – Reset Magazine
ATP Festival / Recordings Official
Squarepusher Official
Squarepusher At Myspace
Squarepusher’s Solo Electric Bass 1 Informative At Warp Records
Squarepsuher Solo Electric Bass 1 Albüm Eleştirisi – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Jimmy Edgar Official
Jimmy Edgar At Myspace
Michael Jackson – Billie Jean (Jimmy Edgar Remix) Official Download
Warp 20 Official
Starkey Official
Starkey At Myspace
Starkey At Fact Magazine / Fact Mix #91
Dub & Run At Myspace
Dub & Run At Boomkat
2562 / A Made Up Sound At Myspace
2562 / A Made Up Sound Interview For RBMA Radio At Beatportal
2562 Unbalance Album Review At Resident Advisor
Skream At Myspace
Skream Genius Or Overrated – Dubstepforum
Skream At Noiseporn
Moderat Official
Moderat At Myspace
Radiohead + Moderat / Prague Vol. 2 Konser Kritiği – Divina – Imagine Room
Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.
Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel After Love - Et Lille Oejeblik Et Lille Oejeblik’s Flickr Page
Freedom – -Icy- -Icy-‘s Flickr Page
Fuck Buttons Photos Courtesy From Below Listed Web Sites:
F- B- S-
Freedom – -Icy- -Icy-‘s Flickr Page
Fuck Buttons Photos Courtesy From Below Listed Web Sites:
F- B- S-
>>>>>Poemé
Biz İkimiz İki Kardeş – Muzaffer İlhan ERDOST
(Bir Fotoğraf Altı İçin)
Ve biz geleceğiz bir gün, biz ikimiz
İki kardeş
Duracağız
Fotoğrafımızda durduğumuz gibi
Benim ellerimde kelepçe
Yüzümde yapay bir gülüş
(Kelepçeyi yadırgamanın gülüşü belki
İlk kez olduğu için
Sonra alıştım
Ve unuttum sonra kelepçeyi bileklerimde)
Senin yüzün
İçerde olmanın ve umudun arasında
Ve ilk yıllarında delikanlılığın
Gülüşü
Senin elinde sigara
O hiç sönmemiş gibi duran/
hemen her fotoğrafında
Ankara Adliyesinde/İkinci Ağır Ceza Mahkemesinin kapısında
Ve biz
Gene duracağız bir gün
(Böyle istiyorum öldüğüm zaman
Eğer bir cesedim olursa taşınacak)
Tabutumun önünde
Biz ikimiz
İki kardeş
Yanyana ve omuzomuza
Fotoğraflarımızın ardında ben
Sen önde
Yüzümüzden eksilmemiş olan gülüşümüzle
Ve bir gün geleceğiz biz, biz ikimiz
Kuytularında yurdumuzun
Gecelerinde
Yeni düşmüş yıldızlar gibi
Kentin kucağına ya da kıyılarına
Emeğin faizden ucuz olduğu canpazarına
Ya da vardiyasından dönen işçinin
Kuytu sokağına
Geleceğiz bir gün biz ikimiz
Ve biz geleceğiz bir gün, biz ikimiz
İki kardeş
Yanyana ve omuzomuza
Bileklerimizde
Kitaba ve düşünceye vurulu zincir
-le
Taşıdığımız
Kitabı, özgürlüğü ve umudu
Göklerinde
Alanlarında gibi yurdumuzun
Ilık nisan güneşini
İçerken yapraklar
Eriyen karın altından topraktan
İnce dal uçlarından ağaçların
Yürüyen kalabalığın içinden
Comments