
Deuss_Ex_Machina_283_--_The Ghost Of Someone Nice (Good Ol’Days)
11 Ocak 2010 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.
>>>>>Musique
Album Of The Week: Zelienople – Give It Up / Gone (Original Soundtrack) (Type Records)
>1<-Nils Frahm-Dauw (Piano Adaptation) (Dekorder)
>2<-Zelienople-More Than That (Type Records)
>3<-Zelienople-Trees And Sparks (Type Records)
>4<-Black Moth Super Rainbow-Ithinkitisbeautifulthatyouare256colors (Rad Cult)
>5<-Black Moth Super Rainbow-Sad Branch (Rad Cult)
>6<-Black To Comm-Musik Für Alle (Type Records)
>7<-Black To Comm-Trapez (Type Records)
>8<-Taiga Blues-Kolibri (Wise Owl Records)
>9<-Taiga Blues-Mutprobe (Wise Owl Records)
>10<-The American Dollar-Where We Are (Not On Label)
>11<-The American Dollar-Schipol (Not On Label)
>12<-I Heart Lung-Interoceans IV (Omid Remix With Gajah & Bizzart) (Asthmatic Kitty Records)
>13<-I Heart Lung-Interoceans I (Self Says Remix With Express Fresh) (Asthmatic Kitty Records)
>14<-Fuat-Kurak Kültür(k) (Feat. A."BitchAss"D.) (Royal Bunker)
>15<-Metin H. Alatli-Mevlana Böyle Dede
The Ghost Of Someone Nice (Good Ol’Days) (283) – Biten Tükenenin Ardından Gemileri Mi Yakmak Gerekir? Yoksa Sulh Olup O Noktaya Seni Taşıyanları Çözümlemek, Tüm Defterleri , Çalakalem Yazılmış Ve Kenarları Yanmış Notları, Arkadaşlıkları, Sözcükleri Gözden Mi Geçirmek Gerekir? Bu Eşikte, Yangın Yerinde Tüm Sayaçlar Sıfırlanıyor. Ortalık Hayallere (İyi-Kötü) Bırakılıyor. [Gelecek Yitik Düşlerinden Ayakta Kalabilecek Filizler Yetiştirenler İçindir-El Kitabından Syf.666]
>>>>>Bildirgeç
“Gerçeklik, siz ona inanmayı bıraktığınızda orada durmaya devam eden şeydir.” Philip K. Dick
Nutku tutulmuş denir eskilerde. Birdenbire değişimine maruz kalınmış olanın yıkıntısı karşısında daha henüz tam anlamıyla tepki verememenin, o enkazın yanıbaşında durulmasına rağmen kayıtsızlığımızın üzerimize asılı kalmasına ithaf edilmiş bir tanımlandırmadır işin özü, sözün kısası nutku tutulmak. Kendiliğinden bir şeylerin düzene giremeyeceğinin afaki bir biçimde anlaşılır kılınmasına karşın hemen pek çok konuda ve onların tüm alt başlıklarında bu tutukluğu çözümleyebilmek mümkün olur. Varsın birileri her birimizin yerine kararlarını uygulamaya geçirsin, varsın öylesi doğru olsun bizler bildiğimizden şaşmayız, varsın öylesi olsun veyahutta böylesi istimlak edilmiş, düzenleme adı altında bambaşka boyuta taşınmış olanın yıkımı hepimizi sınasın, aslolan sadece dipsiz bataklığın süresinin daha uzunca bir süre daha kurutulmamaya çalışılmasıdır. Kurumaya yüz tutmuş olan köşelerinin yeniden canlandırılma çabasıdır. Öylesine bitkin, bitap bir şekilde umarısızca, çekince bıraktırmayacak biçimde hissiyatsız bir biçimde bu dar çerçevenin içerisinde yaşayıp duruyoruz ki, tam manasıyla neler oluyor bitiyor sorusu karşısında nutkumuz tutulu kalmaya son kertede devam etmektedir. Yanıtlarımızı oluşturaraktan bir türlü hal yoluna koyarak söylemek istediklerimize ulaşamıyoruz. Teşebbüs ettiğimiz her denemede ya onlardansınız, ya bizdensiniz ikircikliğine teslim ediliyoruz. Kuralların başkalarınca konulduğu bu oyun alanında ne oraya ne de buraya yaranabiliyoruz. Köhneleşen zihniyetin, değiştirilemezliklerini neredeyse birer tabu haline dönüştürülmüş olan konularının tartışılmasına bile tahammül edilemediği, müsammaha gösterilmediği bir iklimin sınırlandırmalarına topyekün cümbür cemaat maruz kalıyoruz. Mahzur kaldırılıyoruz, yaşadığımız şaşkınlıkların artık öneminin sorgulanır kılınmasından bile çekiniyoruz. Elimizi eteğimizi çekmemiz salık veriliyor. Yaptığımız bu kadar hatanın istikrarlı bir biçimde nasıl peşimizi bırakmadan bugün dahi yaşatılmaya devam ettirildiğini fark ettikçe bu ister istemez daha da fazla çetrefilleştirilmiş döngü veya bataklığın sınırlarını çok daha rahatça anlamlandırabilmemize vesile teşkil eder. Sıkışarak sığıştırıldığımız, çoğu zaman nefessiz bıraktırıldığımız bu girdap hali dahilinde gerçeklik sonradan çok sonradan kurguya dahil edilen bir ara yapıyı çağrıştırmaktadır. Henüz âna vakıf olmadan yaşayıp durulan hengamenin, birilerinin üzerinde dökerek kırarak tekerrür ettirilen tarihin, ithamların yaftalamaların deyim uygunsa gemiyi iyice azıya aldıkları, istim düdüklerini canhıraş bir biçimde öttürdükleri keşmekeşliğin birer birer hakikat olarak yeniden tanımlandırılma çabası düşündürücüdür. Bunlar gerçekliğimiz ise gerimizde bırakmamızın bizler için daha hayırlısı olduğunun aba altında sopa sallanarak iletildiği diğerlerine nasıl bir ad vermemiz lazım gelmektedir? Zaman kaybetmeksizin bataklığımızın girilmez öte diyarlarında unutma ağaçlarına yeni eklentiler mi dahil etmemiz, yeni fidanlar mı dikmemiz gereklidir? Büyütüp büyütüp yeniden unutabilmek için ve varsa yoksa tekdüzeliğin daraltımlarında nutkumuzun tutulması için çabalanmak mıdır, bizlere düşen en hakikatli görev? İstikrarlı bir biçimde sürdürülmeye devam edilen iyi vatandaş tanımlarından bazıları tekin olmayan yollarda mı düzülür? Tertip edilir veya edilmelidir?
Ortalığı kaplayan kesif kokunun nedenlerini düşünmeden, her daim aynı noktalara takılı kalaraktan bir sizden bir bizden kuşatmasına, dayatmasına karşı çıkarak bir üçüncü yolun varlığı ortaya çıkartılabilir? Zamanı göz önünde bulundurduğumuzda, sözü anlayabilmenin, etiketlere ve önyargılara bağımlı kalmadan konuşabilmenin yegâne yolunun tereddütsüz bir biçimde sözü esasa getirmekten geçtiğinin farkına varılası olduğunu düşünüyoruz. Cepheleşmelerin önünün alınamadığında nasıl birbiri peşisıra diğerleri için birer tehdit unsuruna dönüştürüldüğüne tanıklık ediyoruz. Çok mu şey biliyoruz? Belki bildiğimizden yüzlerce katından bihaber yaşamaya devam ettiğimiz süreç dahilinde kestirme yoldan çözümlemelere ulaşabilmenin çok da kolay olmayacağını en azından idrak ediyoruz. Sürümcemede bırakılmaya devam ettikçe, unut telkinlerine heveskar bir biçimde sahip çıkmayı sürdürdükçe ne yol kat edebilecek, ne de yapılabilirliği mümkün tüm açılım hamlelerinin gerçekten işlevselliğine tanıklık edeceğiz. Ne gereksinim duyulanların tam anlamı ile ifadelendirmesini işiteceğiz, ne de bu girdabın merkezinde tedbir alınmazsa bir gün hepimizi içine çekecek olan dipsiz bataklığın sınırlarının ne kadar geniş olduğunu kavrayabileceğiz. Anlam katabilmenin çok uzağında, dillerimizi lâl kıldırmaya inat etmelerimiz, çabalanımların tümünü daha en başından yargılarla değerlendirmelere tabii tutmamız yüzünden belki pek çoklarımızın içten içe söyledikleri; - Daha çok beklersiniz siz argümanına kapıyı aralatmış olacağız. Aralıktan görünenin bir umut ışığının değil sonun başlangıcı olduğunun farkına ise ancak o şer ekseninin tâ dibine kadar gittiğimizde fark etmiş olacağız. Düzenin tanımlandırdıklarından ne bir eksiğine ne de bir fazlasına nail olabileceğiız. Susmaya ve suskun kalmaya devam ederek sadece günümüzü kurtardığımız yanılgısında kendimizi avutmaya devam edeceğiz. Philip K. Dick'in sözünde bahsini açtığı gibi inanmaktan vazgeçerek, uzağına düşerek gerçeklikten sadece kendimizi soyutlamış olacağız. Hakikat kendini yaşamın kıyısında bir yerlerde tutmaya devam edecek. Üstelik at gözlükleri ile eskisinden de çok daha fazla bağnazlaşarak, kendi sözlerinin gayrısını ne duymak ne medet umarak yaşamayı tercih eyleyenlerin çoğunluğunda bu kıstırılmışlık aralığında gücünü ve biçimini korumaya devam ederek. Makul olanın ne olduğu konusunda uzlaşının ne kadar gerekli olduğunun takdirini bile bizlere bırakmış olan salt gerçekliğe sırtımızı çevirmek nereye kadar bizleri soruları sordurmaya mani olacaktır? Vaktilice, birilerinin iteklemesine gerek duymadan, olduğu gibi kendiliğinden geliştirerek. Vurguların peşisıra direktifler doğrultusunda, altında çapanoğlu aramaya gereksinim duymadan kulak vermek bu kadar zor mudur? Yoksa işimize gelenin, gerçek diye sunulanların nasıl bu kadar izansız bir biçimde hayatın merkezinin kazandırıldığına şaşırıp kaldığımız boyunduruğunda teslimiyetçilik midir aslolan? Ötekisi olanın ses ve soluklarına kulağı kabartmadan, onların da en az bu yurtta senin, benim kadar sözsahibi olduğunu gözardı etmeden muasırlığımız da koskocaman bir ütopya olmayacak mıdır? Hayallerin gemisini çoktan yaktığımız için, ümidin yeşertilebilirliğine bu kadar mı kapalı kulaklarımız, gözlerimiz, vicdanlarımız?
Acıların yıkıntılarında nefessiz kalmaktan yorgun düşmüş, dört dönse de yine aynı noktaya, en başına tekrardan dönmek zorunda bıraktırılmış olan insanlığımızın aşması gereken engelleri düşündükçe bu damıtımları çok daha dikkatli bir biçimde hayata geçirmek söz konusu olan önceliğimizdir. Bir yanda büyütülüp serpilmeye çalışılan, kimin hangi köşede yakalanacağını asla tahmin edemediğiniz linçlerin ulusal bir duruş olarak simgeleştirilmeye çalışılması, makul bir tepki olarak adledilmesi için yapılanlar. Ekranda görünenlerin birer kurgu olmasından öte gerçeklik olduğundan ayrışarak bir klişe yapım hali üzerinden hareket etmeye gayret edenler. Manisa, Selendi sınırlarında yaşanan modern tehcir (sene 2010), Edirne'de fırsatını bulabildikleri her an kendileri gibi düşünmeyenler için reva gördüklerini, anlamadan dinlemeden harekete geçen, kimilerince 'vatandaşın güzel tepkisi' olarak zamanında onore edilmiş davranışları sergileyenler. Bir diğer yanda haftalardır hemen hemen her türlü eziyete deyim çok yerinde maruz bıraktırılmış, kamu emekçilerinin haydi adlarını bir kere daha doğrudan zikredelim, Tekel işçilerinin başlarına gelenler veya getirtilmesi için özellikle uygulananlar, yıldırılmalar ve direnişlerinin kırdırılabilmesi için yapılan oyunlar. İstanbul Belediyesi önünde kurdukları çadırda bir zamanlar kolkola çalıştıkları zabıta memurlarınca! sabaha karşı dayak yemekten beter hale düşürülen İtfaiyeciler. Üstelik ne olduğu belirsiz bir geleceğe yürümekten imtina eden arkadaşlarına destek olup yardımcı olacaklarına kendi gemilerinin, (işlerinin) yanmaz olduğuna şüphesiz itaat göstererek yarın veya öteki günlerde kendi başlarına bu dertlerin gelmeyeceğinin ne malum olduğunu bilmeden hareket etmeyi kendilerine hak görebilenler. Henüz 5 yaşındaki bir çocuğu sokakta mendil satmaya korumasız bir biçimde mecbur kılanlar, kendinden büyük olan diğer çocuklarca darp edilmesi ile haberlere konu edilmese bir haber kalamaya devam edeceğimiz acı gerçekleri gün be gün yaşamak zorunda olanlar. Sosyal devletin işlevselliğinin tam olarak nerelerde sınıfta kaldığını ayan beyan gözler önüne serebilen boncuk boncuk gözler. O hallerden vicdanlarının cız ettiğini belirginleştirenler ya da gerçek yüzlerini esirgeme yolunu tercih edebilenler. Bir diğer yanıyla Umur Talu'nun 13 Ocak tarihli makalesinde değindiği gibi;'Yurtta özürlü çocuklara işkencede kahrolmamış hükümet üyesi de; çocukları terörist diye yargılamaya teşne devlet ile hukuk da; minikleri şiddete taş yapan eylem organizatörü de; çocuklara copu, dipçiği çakan güvenlik mensubu da; tekme tokat linçlere koşan sopa da; dereye düşen çocuğu kayıt parası yok diye uzaktaki okula sürgün etmiş milli eğitim cemaati de; Dilara’yı yutan kanalizasyon cemiyeti de; 12’lik kızları kamyondan düşürüp boğan devlet çiftliği ağası da; 12 yaşındaki Uğur’u delik deşik seren polis abi de; ağaç yaşken eğilmeli diye büküp duran, omurgaları küçükten kıran, boyun eğmeyi belletmekte yarışan, etini, kemiğini yağmalayan laik ve dindar hocalar da; Edirne’den Ardahan’a kadar.Yaralı kalbi, yaralı yüzü, yaralı gözüyle Bedrettin, fal taşı gibi şaşırıyor: Manşet manşet, hane hane, mendil mendil bu insanlık, birdenbire metrobüslerden mi boşalmıştır diye!'. Bir başka eşikte 2009 temmuz ayından bu yana bir o yana bir bu yana sürümcemede kala kala, nereye gideceğini bir türlü anlaşılamayan demokratik açılımların hayata yansıtılmasındaki bir dolu sorunlar. Aşabilmek için ortak çabalara ve sağduyuya ihtiyaç duyduğumuz her vakitte ellerini ovuşturmaktan, sahneyi kendilerine terk edileceği intibasına hicap duymadan sahip çıkmaya teşnelikler sergileyenler, mal bulmuş mağribi gibi şahin olanların demeçlerine sonuna kadar arka çıkanlar, yolunu ne mozaiği mermer ulan mermer düzeyinde sabitleştirmeye ant içenler, ötekisinin çektiklerinin yeterli olmayacağına kani olanlar, kendilerini öteki olarak tanımlandırıldıklarının farkına varmayanlar. Sözün kısası neresinden tutarsanız tutun, gerçeklerin gün gelip de kapımızı çalabileceğinden umudu yitirmez, elde avuçta kalan son teşebbüsleri de heba etmeden harekete geçebilirsek hakları, halkları ve yaşamları asgari düzeyde olsa bile belirli bir seviyeye ulaştırmayı başarabileceğimizdir. Şiddetin hemen her alan ve kapsayışta karşılaşmak zorunda bıraktırdığı dar sahadan çok daha evla bir başlangıç noktası değil midir? Bu bağlamda sözümüzü Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyolji Bölümü öğretim görevlisi olan Meyda Yeğenoğlu'nun Radikal 2'nin 10 Ocak 2010 tarihli 691. sayısında yayınlanmış 'Hakları Olma hakkı' başlıklı makalesinin sonsöz kabilinden sizlere sunuyoruz.
Bir süredir Kürt açılımının, liberal çokkültürcülüğün hoşgörü siyasetinin buyruk veya yasa çerçevesiyle sınırlanması riskine düşmesi ve bu süreçte hükümran öznenin işgal edegeldiği konumu idame ettirmesine yardımcı olan mekanizmaların neler olduğu konusuna kafa yoruyorum. Ancak bu hükümran özne konumunu yalnızca bugüne kadar totaliter bir çizgi izlemiş sol siyaset ile sınırlamak yanlış olur. Kaldı ki, sol dediğimiz duruş da yekpare bir duruş ve konum alış olmaktan hayli uzak. Hangi sol, bu hükümran özne konumunu kuruyor? Ancak daha önemlisi, eleştirmeye çalıştığım hükümran konum alış, yalnızca otoriter sol siyasetler içinde değil, liberal siyasalar içinde de oldukça yaygın. Bu nedenle, liberal siyasaların kendini solun hükümran konumundan ayırt etme rahatlığına ve rehavetine kaptırmamasında fayda var.
Bu endişelerimi dillendirdiğim birkaç gazete yazısı da yazdım. Bu sorunun temel boyutlarından birinin ev sahibi ve konuk arasındaki ilişkiyi düşünmekten geçtiğini ve bu nedenle konukseverlik sorununu siyasetin ve etiğin alanı içine almamız gerektiğini öne sürdüm. Kürtlere “hoşgeldin” derken, ulus-devleti ve hukuksal düzenlemeleri mümkün tek model olarak ele alan yaklaşımların sınırlarını aşan ve bu yaklaşımlarla kavranamayacak bir düzeyi tartışmaya açmaya çalışıyorum. Ev sahibi Konukseverlik, bir yasa sorununa indirgendiğinde, bir buyruğa ve yasal düzenlemeye indirgenmiş olur. Oysa buyurgan ve kendi konumunu sorgulamayan liberal ve otoriter sol öznenin hükümranlığının kesintiye uğratılması ancak etik-politik alanın açılımı sayesinde sağlanan koşulsuz bir konukseverlik sayesinde mümkündür. Konukseverlik etiğini ve siyasetini basit bir yasal düzenlemeye indirgemek çok ciddi riskler içerir. Ötekine “hoşgeldin” demek, ona meyletmek ve “evet” demektir, koşulsuz konukseverlik. Sunulan koşulsuz “hoşgeldin” sayesinde hükümran öznenin sınırsız özgürlüğünün tali hale getirilmesi ve sorunlaştırılması mümkün olur. Koşulsuz konukseverlik, ancak ev, kendi sahibine de konuksever olduğu ölçüde, evin efendisi kendi evinde kabul edilen bir misafir haline geldiğinde mümkün olur. Ev, ancak bir mülk olmaktan çıktığında ve kendi sahibini de buyur ettiğinde, konukseverlik sorusu çokkültürcü bir hoşgörüye indirgenmemiş olur. Çünkü bu durumda ötekine gösterilen hoşgörüyü sınırlandırmak, kısıtlamak veya düzenlemek sorusu ortadan kalkar.
Siyasi ve sivil hakların gerçekleşebilmesinin önkoşulu, eşitlik ve özgürlüğün birbirinden bağımsız olarak gerçekleşemeyeceğinin idrak edilmesidir. Hannah Arendth’in “hakları olma hakkı” olarak adlandırdığı bu durum, siyasetin alanına koşulsuzluk anlayışını sokar: Eşitlik ve özgürlük ya vardır ya yoktur, göreli hale getirilemez. İlke veya talep olarak ya tanınır ya tanınmaz, koşullandırılamaz. “Hakları olma hakkı” yasalarla güvence altına alınan şu ya da bu özgül haktan da farklı bir şeydir. Basitçe moral ve ahlaki bir nosyon da değildir. Etienne Balibar, “hakları olma hakkı”nın aynı zamanda “siyaset hakkı” olarak adlandırılabileceğini söyler. Koşulsuz bir güç olarak eşitlik-özgürlük talebi kalıcı bir talebi harekete geçirir. Gücünü buradan alır. Ancak bu gücü evcilleştirmek, soluksuz bırakmak, nötralize etmek, etkisizleştirmek ve dondurmak, “hakları olma hakkı” ilkesinin yasal düzenlemelerin alanına hapsedilmesi ile gerçekleşir. Azınlıkların, yabancıların ve göçmenlerin “hakları olma hakkına” ilişkin verdikleri veya verebilecekleri mücadelelerin kurumsallaşmış çokkültürcü yasal düzenlemelere hapsedilmesi, hükümran öznenin öteki ile ilişkisine koşulluluk koyması sayesinde mümkün olur.
Demokrasi gibi, hakları olma hakkı da yasalarla sınırlandığında, hapsolur ve boğulur. “Hakları olma hakkının” gücünün kaynaklandığı yer, onun bir iktidarda son bulmaması ve çoğulluğunun bir bütünlükte sonuçlanmayı hedeflememesidir. Ucu açık bir çokluk olduğundan, mutlak güce indirgenemez kapasitesinden ve sürekli genişleme eğiliminden dolayı, özgürlük ve eşitlik talebi yeni ufuklar açar ama bunlar dikey ve totaliter biçimlerde son bulmaz. O, basit bir kurumsallaşmanın peşinde koşmak yerine etik bir varlık oluşturmaya çalışır. İşte bu özelliklerinden dolayı hakları olma hakkı ile demokrasi arasındaki yakın bir bağ söz konusudur. Çağımızın önemli filozoflarından Antonio Negri’ye göre, demokrasi, “hakları olma hakkı” olarak betimlediğim gücün aldığı siyasi biçimdir. Negri’nin formülasyonunda demokrasi, liberalizmin bir alt kategorisi veya bir alt türü değildir. Demokrasi, bu gücü özgür bırakmaya yardımcı olacak bir yönetimselliktir. Çünkü demokrasi dediğimiz şey bir süreç, dışşal herhangi bir tanımlamanın izini taşımayan ve ucu kapanmayan bir bütünselliktir. Demokrasinin karşıtı totaliterlik değil, hükümranlık ve yasalarla sınırlandırılmış hoşgörüye dayalı hükümranlıktır.
Çünkü bu sınırlandırılmış ve koşullandırılmış hoşgörü, demokrasinin her daim açık uçlu yapısını kapatır. Devletin bir dizi düzenleyici faaliyeti ve mekanizması tarafından emilip yutulduğunda, bu ucu açık süreç saptırılır, kurutulur ve dondurulur. Belli temsil mekanizmaları içinde geleneksel hükümranlığı yeniden tesis eder ve böylece demokratik yeniliklerin önünü tıkar.
Koşulsuz konukseverlik
Koşulsuz konukseverliğin ne türden bir siyaseti mümkün kıldığını tartışabilmek için etik ve demokratik siyaseti birarada düşünmemiz gerekir. Ancak liberal çokkültürcü “hoşgörüyü” bu demokratik siyasetten ayırt etmeliyiz. Çünkü bu “hakları olma hakkına” ve dolayısıyla “siyaset yapma hakkına” sınırlama getirmek demektir. Demokratik siyasetin veya “hakları olma hakkının” ancak koşulsuz konukseverlikle mümkün olabileceğini ileri sürebiliriz. Çünkü koşulsuz bir konukseverlik sayesinde mümkün hale gelen şey, hükümran öznenin hükümranlığının kesintiye uğratılarak, toplumsal ve siyasal alanın açılmasıdır. Bu nedenle, koşulsuz konukseverlik, liberal çokkültürcülüğün önünü kapattığı demokratik siyasetin karşıtıdır.
Elbette Kürt açılımı konusunda bizi bekleyen tek sorun liberal konukseverliğin, açılımın demokratikleşme potansiyelini törpülemesi ve önünü kapatması değil. Bir diğer hayati öneme sahip risk unsuru ise silahlı mücadeleyi tercih eden eğilimin süregitmesi. Şiddet yöntemini kullanma eğilimi sürdükçe, Kürt hareketinin siyasallaşması ve demokratikleşmesi mümkün olamaz. Silahların susmasını ve silahsızlanmayı tavizsiz bir biçimde eleştirirken en dikkat edilmesi gereken husus, Kürt yurttaşlara karşı buyurgan bir konum almadan konuşabilmektir. Bu bağlamda Mithat Sancar’ın 31 Aralık tarihli Taraf gazetesindeki yazısında “siyasallaşma yoluyla silahsızlandırma” olarak adlandırdığı yöntemin büyük önem arz ettiğini düşünüyorum. Çünkü Sancar’ın da altını çizdiği gibi, Kürt sorununda demokratik açılımın önünü açacak süreç, bu demokratik mekanizmaların pekiştirilmesi ve siyasal alanın özgürleştirilmesidir. Bu da, yine Sancar’dan esinlenerek söylersek, silahlı örgütün siyasallaşarak tasfiye edilmesinin zemininin hazırlanması demektir. Böyle aktif bir demokratik süreç, aynı zamanda Kürt siyasetinin de çoğullaşıp dönüşüme girmesini ve böylece demokratik kanallarla ifade edilebilmesinin önünü açacaktır. Bu siyasallaşma ve dolayısıyla demokratikleşme süreci, şiddetin zeminini zayıflattığı gibi Kürt yurttaşların gözünde de şiddetin kabul edilebilirliğinin sorgulanmasını sağlayacaktır.



-2009.jpg)
...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...
Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Hakları Olma Hakkı – Meyda YEĞENOĞLU – Radikal 2
Kalbim Bir Pusula – Süreyyya EVREN – Birgün
Ses.. Ses Ver – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Linçe Karşı Ders Notları – Erkan GOLOĞLU – Radikal
Aslında Hep Irkçıydık – Ersin TOKGÖZ – Radikal
O Tuğla Hâlâ Orada – Özgür MUMCU – Birgün
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
“Çokkültürlülüğün Bedeli Ağır!” * Hrant Dink – Can ANAR – Serbest Yazarlar
Hrant’dan Özür Diliyoruz – Ege Üniversitesi İletişim Fakültesinden Hrant’a Yasak
Özetlerde Dışlananlar – Necmiye ALPAY – Radikal
Sanat Mı Zanaat Mı? – Ali ŞİMŞEK – Birgün
Saat Tekel’e Beş Var – Belma Nur KARTAL – Sol.org.tr
Arthur Penn / The Chase – Kaçaklar – Abdullah TARIK ÇAKIR (Thelepermessiah) – Keep Talking
Symphony Orchestras Celebrate Boulez's 85th Birthday – The Independent
Noise. – Bad'lik Amiri – Bad’lik Amiri
Greymachine - Disconnected - Hiçliğin Nehrine Akan Yüzlerce Şişe – Urufixx
Zelienople Official
Zelienople At Myspace
Zelienople At Type Records
Zelienople Interview – Brad ROSE – Foxy Digitalis
Zelienople Give It Up Album Review – Arne SOHNS – Foxy Digitalis
Zelienople Ghost Ship/Mary Celeste CDR – Official Download – Mutant Sounds
Zelienople Land Of Smoke – Directed By Donald PROKOP – Youtube
Nils Frahm Official Site
Nils Frahm At Myspace
Nils Frahm – PMT#64 Record Release Concert "The Bells"
Machinefabriek & Nils Frahm – Perform Dauw – Boomkat
Black Moth Super Rainbow Official
Black Moth Super Rainbow At Myspace
Black Moth Super Rainbow At Wikipedia
Black To Comm Official
Black To Comm At Myspace
Black To Comm Alphabet 1968 Album Review - Anthony D'AMICO – Brainwashed
Taiga Blues Official
Taiga Blues At Myspace
Taiga Blues At Wise Owl Records
The American Dollar Official
The American Dollar At Myspace
The American Dollar At Limbo Pillow
I Heart Lung Official
I Heart Lung At Myspace
I Heart Lung At Asthmatic Kitty Records
Fuat Official
Fuat At Myspace
Fuat At Royal Bunker
Metin H. Alatlı At Turkish Progressive Music
Metin H. Alatlı At Gentleoctopus
Psych Funk Vol. 101 At Stones Throw Records
Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.
Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Sydney Street Art – _leisa
_leisa Flickr Page
>>>>>Info Go-R-Sel Sydney Street Art – _leisa
_leisa Flickr Page
Old Woman Stencil Graffiti Street Art – Bramvanlieshout
Bramvanlieshout Flickr Page
Zelienople Photos Courtesy From Below Listed Web Sites
Zelienople Official Web Site
Loose Thread Recordings
>>>>>Poemé
Anlatılır Gibi Değil Yası Çiçeklerin – İlhan BERK
Karanfil
Adın her sabah uyandığımız gökyüzünün yerini aldı.
Hangi su olursa olsun
Yeşil sen bakınca.
Her gün sen baktıktan sonra
Bu kadar güzel
Bu gökyüzü.
Fesleğen
Sen varken karanlık bilmez
Hiçbir su.
Hiçbir su
Kaybolmaz.
Sarı Çiğdem
İlk biz geldik dünyaya
Gelir gelmez
Sevmeyi çalışmayı öğrendik
Bir gün yası öğreneceğimizi
Hiç bilmiyorduk.
Defne
Kimse ölümü övemez
Seni gördükten sonra
Kulluğu
Savaşı
Güzel gösteremez.
Lale
Yalan Ayvaz'ın laleyi sevmediği
Doğru değil sonra
İlk defa çiğdemin gördüğü dünyayı
İlk Ayvaz geldi
Bu manzara
Ona bakarak geldi
Hep ona bakarak geldik.
Köroğlu
Bramvanlieshout Flickr Page
Zelienople Photos Courtesy From Below Listed Web Sites
Zelienople Official Web Site
Loose Thread Recordings
>>>>>Poemé
Anlatılır Gibi Değil Yası Çiçeklerin – İlhan BERK
Karanfil
Adın her sabah uyandığımız gökyüzünün yerini aldı.
Hangi su olursa olsun
Yeşil sen bakınca.
Her gün sen baktıktan sonra
Bu kadar güzel
Bu gökyüzü.
Fesleğen
Sen varken karanlık bilmez
Hiçbir su.
Hiçbir su
Kaybolmaz.
Sarı Çiğdem
İlk biz geldik dünyaya
Gelir gelmez
Sevmeyi çalışmayı öğrendik
Bir gün yası öğreneceğimizi
Hiç bilmiyorduk.
Defne
Kimse ölümü övemez
Seni gördükten sonra
Kulluğu
Savaşı
Güzel gösteremez.
Lale
Yalan Ayvaz'ın laleyi sevmediği
Doğru değil sonra
İlk defa çiğdemin gördüğü dünyayı
İlk Ayvaz geldi
Bu manzara
Ona bakarak geldi
Hep ona bakarak geldik.
Köroğlu
Comments