Sunday, February 21, 2010

Deuss Ex Machina # 288 - Who Knows Where The Time Goes

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_288_--_Who Knows Where The Time Goes?

15 Şubat 2010 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Midlake – The Courage Of Others (Bella Union)
>1<-Charlotte Gainsbourg-Heaven Can Wait (Feat. Beck) (Nosaj Thing Remix) (Because Music)
>2<-Keramick & Lobo-Everything You Said Was Lead (Exogenic Records)
>3<-Keramick & Lobo-Brown-Eyed Susan (Exogenic Records)
>4<-Dom Mino'-A Machine For Living (Schole)
>5<-Dom Mino'-Cartaforbicesasso (Schole)
>6<-Midlake-In The Ground (Bella Union)
>7<-Midlake-Rulers, Ruling All Things (Bella Union)
>8<-The Go Find-Running Mates (Morr Music)
>9<-The Go Find-It’s Automatic (Morr Music)
>10<-Fredrik-Ava (The Kora Records)
>11<-Fredrik-Vinterbarn (The Kora Records)
>12<-Salim Nourallah-Love Is All Around (Tapete Records)
>13<-Salim Nourallah-It’s Not Enough (Tapete Records)
--Miller Music Factory 2009’dan Seçtiklerimiz--
>14<-Alternans-Ben Ölmeden Önce (Self Released)

Who Knows Where The Time Goes? (288) – Anlamlandırmaktan Kaçındığımız Kaçırmakta Olduğumuz Hayatlarımız. Bir Şekilde Yoluna Koymaya Çabaladığımız Düzensizliklerimizi Heder Edebilmek İçin Zaman Aşımını Beklemekteyiz. Yanan Ateşin Harı Bütünüyle Bedeni Sarmalarken, Son Nefese Ne Kaldı Ki? Diyenlere Mulahif Olmaya Mütemadiyen Devam Ediyoruz! [Kanıksanmış Hayal Kırıklıkları / Bir Gün Gelecek Verilmemiş Hesabı Soracak]

>>>>>Bildirgeç
Hiçbir haritada yoktur; olması gereken yerler asla olmaz – Moby Dick

Bir düş bahçesinde daha herşeyin yeni filizlendiği, hemen herşeyin başlangıç noktasında olduğu vakte uyanarak yolumuza koyulmak istiyoruz. Anlamlarını aramaktan kaçtığımız, içli dışlı ola ola birer birer hakikat olarak tanımlandırılan korkulardan, tenkitlerden, artık yeter noktasını çoktan geçmiş bulunan ümitsizliklerden arındığımız bir hale denk düşen düş bahçelerinde yeniden hayata karışmak istiyoruz. Sorunlarla tıkabasa yüklü, çözümsüzlük özneli ve devamlı kavgalı hallerin uzağında sulhun hüküm sürdüğü bir diyar burası uyanmayı temenni ederek, dilediğimiz. Bu girdap halini alan herkesin birbirini derinlerine çekebilmek için çaba sarf ettiği gündeliğimizde birinin ne diğerinden daha iyi, diğerinin ne ötekinden daha kötü olduğu yaşamı sürdürebilmek, makus kadersizliğimizi aşabilmek ancak hayallerde mümkün olur dediğinizi işitir gibiyiz. Yıkıntıları üzerinde varlığımızı sürdürebilmeye çalıştığımız bu hayat düzeneği dahilinde teferruatlara vakit ayırdığımız kadar da ne olacak bizim sonumuz sorusunu düşünmeye biraz daha fazla ehemmiyet gösterebilirsek aslında çok da uzakta olmayan bir ihtimaldir? Sınırlarını ve yerini bilmemize gerek dahi olmadan kendimizi içinde yaşar bulacağımız bir coğrafyanın genel tanımıdır işin aslında düş bahçeleri. İşaret ve yönlendiricilere muhtaç kalınmadan kendiliğinden ortaya çıkabilen bir eşiktir. Görmesini bilenler için, yaşadıkları anın sertliğine karşın yılmadan yeniden yola çıkabilmenin gerekliliğini aklından bir an olsun çıkartmayanlar için, kulakların işitmezliğinden dem vurup aynı havalarda dolanmaktan nihayet bıkanlar için muazzam bir orkestrasyonun kapsadığı, yayıldığı bir yerdir düş bahçeleri. Modernleşme adı altında giderek unutmaya başladığımız, neredeyse bahsini bile açmaktan çekindiğimiz sorunlarımızın, yaşamakla yükümlü olduğumuzu sandığımız oysa hemen herşeyin önceden çizgelgelere döküldüğü, planlandığı bir hayatta mekanikleşen, insanlığımızı kaybetmiş olduğumuzu afişe eden bir bağlaçtır düş bahçeleri. Makul olmanın, yıpratmalara karşın söze söz ekleyebilmenin, kimsenin tavuğuna kışt! demeden ama gerektiğinde etliye, sütlüye karışarak, an geldiğinde elini çekinmeden taşın altına koyarak mücadelenin gerekliliğini bir kere daha hatırlamamıza neden olandır düş bahçeleri.

Etraf tarafımızın yanımızda olduğunu zannettiğimiz anların bile istemeye istemeye geçici olduğunu öğrendikten sonra düş bahçeleri, kapsamsız, çıkar ilişkilerine bağlı olarak müspet ya da menfii gidişatları çok daha iyi gözlemleyebilmemize imkan sağlayacaktır. Kaçırmak üzere olduğumuz trenin son vagonuna yetişebilmek için daha fazla çaba sarf etmemiz gerekliliği, içimizde saklı kalanlarla yüzleşmenin önemini, acının ve gözyaşlarının bile kıymetini bilerek en zor durumdan çıkmanın nasıl olabileceğini okuyabilmek düş bahçelerinin imgesinde saklı durmaktadır. Zaman mevhumundan dert yanıp, hemen hiçbir şeyi önemsemeden durmadan şikayet ederek sorunların aşılamayacağı ise muhakkaktır. Yanılgılar ve ön yargılarla kaplı olan bugünkü hallerimize uzaktan baktığımızda bile bunu kelimelere ifadelendirmekten çok daha hakkaniyetli bir idrak anına ulaşacağız. Dertlerin hepsini bir kerede sırtımızdan atamayacağımızı, ulaşmak istediğimiz sulh için daha fazla emeğe ihtiyacımız olduğunu, konuşmaya gereksinim duyduğumuzu, anlamaya özen göstermemiz gerektiğini, yaftalamalarla ve etiketlemelere kulp takmalardansa bir an önce vazgeçmemiz gerekliliği artık dağılmakta olan pustan sonra ortaya çıkan görünürlükte bizlere düşen en büyük ödevdir.

Ulaşabilmek Herman Melville’in Moby Dick hikayesindeki kısa tümcesinde belirttiği işaretlenmemiş yerlere ya da düş bahçelerine, anlıyoruz “endişelerinizi edebiyatına” sığınarak ötekisine karşı demediğimizi bırakmadığımız hallerimizden artık ayrılarak ulaşılabilir kılınacaktır. Haddızatında şirazesinden çıkıp iyice giriftleşmiş kısır döngünün merkezindeki yaşamlarımızdan sıyrılabilmek için, etraflıca sorunlara odaklanarak zihinlerimizi çözümlemelere yormamız gerektiği sonucuna ulaşmaktayız. Sesleri işitemedikten, anlamlandırmalara hakkaniyetle yaklaşmadıktan, cepheleşmeleri derinleştirdikten sonra tüh vah diyerek hiçbir şeyin değişmeyeceği bilinmelidir. İmdi makulün tahsisinin, sudan çıkmış balıklarda olduğu gibi şaşkın, eli ayağı birbirlerine dolanmışlıktan kurtularak, insan olana yakışanın içeriğinin enikonu yeniden yapılandırılarak oluşturulabileceği bilinmelidir. Hayal imgesi olarak sınıflandırılmaya uğraş verilen aslında olması gerekenin asgarisi olduğunu da bilahare hatırlardan çıkartmamalıyız. Ulaşabilmek yadsınmakta olan gerçekliklerle, rakkamlara dönüştürülerek çizelgelere dahil edilen neler yaşadıkları görünmez kılınanlarla, öğütücü çarka kendilerini kaptıranlara sırtımızı çevirerek yolumuzu ilerletemeyeceğimiz, düze çıkamayacağımız gerçeğinden hareketle şekillendirilebilecek önlemlerle, önermelerle sağlanabilecektir.

Başkalaşmaya yüz tutmuş olan hakikatlerin asıllarına dönebilmektir burada kast etmeye çalıştıklarımız. En ucuna gitmemize karşın bir türlü farkına varmak istemediğimiz yolun sonunda, artık hissedilir bir şekilde yamacında bulunduğumuzun bilinmesidir. Bilinenleri şüphelerle sınayarak, durmaksızın heder ederek, boşa çıkartarak ve fakatlarla çok daha zor kılarak çözümlenemeyecek olan gerçekliklerin tezahürüdür yaşamakta olduğumuz. Bir düş olarak kalabilmesi için ısrarla yandaş olunan ama hakikatle buluşturulduğunda keşke daha önceden bu kadar istekli olabilseydik, bu kadar korkmasaydık keşke herşeyden diyebileceğimiz sarmalın başlangıç odağı düş bahçelerinin anlamını daha manidar kılacaktır. Bilincine yaklaşmaya çalıştığımız, ana akım basının göstermediği, hemen pek çoğumuz için de uzak birer ihtimal olarak sınıflandırılan yaşatılanların aslında hemen her an kapımızı yoklayabilir olduğu kıssasına ulaşmaktır. Ötekileştirilip vurdumduymazlıklarla desteklenerek çerçevenin kenarında bir başlarına bıraktırılanlar, ümitlerinin berhava edilmesine çaba sarf edilenler sonrası da ulaşabildiğimiz rezilliğin daniskalarından birisi olarak anılabilecek takaslara! mecbur bırakılanlar bahsini açabilmek istediklerimizdir. Bir kere seyredildiğinde bile vicdan sahibi olanları cidden üzebilecek durumların ekranlarda alkış kıyamet eğlence adıyla yutturulması, herşeyin satın alınabileceğinin, bir bedelinin olabileceğinin yanılgısına kapıtırılmışlık bunun bir seyirlik haline dönüştürülebilirliğidir itiraz etmek istediğimiz, öne sürmeye olabildiğince çalıştığımız engeller arasında yetkin bir örneklemdir. Makullük standartlarını artık ekranlarda gözyaşları içerisinde birilerinden medet ummak mı tanımlandıracaktır? Farkındalılığı kaf dağının ardında saklıymışçasına bizlerden uzakta tutulmaya devam edildiği, ne olur ne olmaz fazla derinine girmemek lazım diyerek daha en başından uyarılarla donatılmış olan güncel açmazlarımızı da bu doğrultuda detaylandırabilmek mümkündür.

Sus pus kalınmaya devam edildikçe birbirlerinin aynısı durumlarda mağdur edilerek düz bir izlenme oranına endekslenip, tüketilecek olan da yine bizler olacağımız ise kesindir. Kentsel dönüşüm projesi adı altında yapılan düzenlemelerle beraber haritadan silinen Sulukule’nin başına gelenlerin bir başka benzeri için uğraş verilen Fener-Balat-Ayvansaray semtleri sakinlerinin yeteri kadar duyurulmayan seslerini de bu başlık altında derinleştirebiliriz. Bir çivi çakmanın bile izinlerle sağlanabildiği bir yaşam alanında şimdilerde avaz avaz yükseltilmeye çalışılan, yaşayanları iyice tedirgin etmeye sevk eden yenileştirme projesinin bir tarihsel alanı daha yok etmeye doğru evrildiğini anlamlandırmak için müneccim olmaya gerek yoktur sanırız. Tarihselliği bir kenara bırakılarak çöküntü bölgesi olarak ilan edilmeye çalışılan, bilindik isimlere peşkeş çekilmeye çalışılan yaşam sahalarının durumu bugünkü hallerinden daha mı iyi olacak yoksa bugünü mumla mı arayacağız ilerleyen günlerde hep beraber göreceğimiz ise muhakkaktır?

Öte yandan ikinci ayı çoktan geçen, içinde bulunduğumuz Şubat ayının sonuna kadar vakitleri olduğunun yetkili makamlarca hatırlatıldığı, Tekel direnişindeki emekçilerin hakları olanın peşini yılmadan onurlu bir biçimde takipçisi olmaya devam ettikleri mücadelelerinin giderek gündemin altlarına doğru öteleme çabasını da iliştirebiliriz. Evet yıllardır bu ülkede olması gereken tepkisel çıkışların, bir yerlere bağlı olmadan, illa ki birilerinin yönlendirmesine gerek duyulmadan, bölünmeden kendi başlarına insiyatifi alarak, yolu sonuna nasıl ulaşabileceğiz diye daha baştan şartlandırılmışlıklara girişmeden hakların aranmasına tanıklık ediyoruz. Ya 4-c ya da işsizlik açmazı arasında “aklın iyimserliğini” sonuna kadar sürdürüyor olmaları bile yeterince karamsarlıklarla terbiye edilerek, hizaya çekilmeye çalışıldığımız zamanın dahilinde yeni bir çizginin varlığını ortaya çıkartır. Düş bahçeleri değildir belki oraları ama en azından statükoya karşı, baskıcı, çıkarlarına çaba sarf eden ötesine karışmayan sendikalara karşı, herşeyi olmazlar ile bağlantılamaya alışkanlık edinenlere karşı, hakikatli dersler barındırması açısından bile önemli bir kırılma anını temsil etmektedir, Tekel işçilerinin mücadeleleri. Muğlakta kalmadan bazı şeylerin değiştirilebilirliği üzerine hakkaniyetle sahip çıkmanın, destek vermenin gerekliliğini bir kere daha hatırlatmaktadır.

Beklentilerimiz bir sihirli değneğin bu kısacık satırlarda paylaştığımız ve daha nicesinden dem vurmak için çaba sarf etmemiz gerekli olan tüm öteki sorunlara karşı nasıl harekete geçilebileceğine dair öncül birikimi oluşturarak sağlanabilecektir. Yargıların boyunduruğuna elimizi kolumuzu kaptırmadan dert söz konusu olduğunda anlayışı elbirliğiyle tesis ederek, sorunların mümkün mertebe çözümünden yana tavır almaya gayret göstererek düş bahçelerinin yapılandırılmasında yol kat edebileceğiz. Ortak belleğimizde sıkıntılardan gayrısının da mümkünatlar dahilinde olduğunun idrakından uzaklaşmadan son şanslarımızı değerlendirebilmek ise şimdilik tek esas seçeneğimiz olarak gözükmektedir. Sabri Kuşkonmaz’ın kaleminden 15 Şubat tarihinde Birgün’de yayınlanmış olan Muhalefete muhalefet etmek başlıklı makaleyi ise tamamlayıcı bir okuma parçası olarak sizlerin takdirlerine sunuyoruz:1. Hukuk ve Hiyerarşi
Hukuk metinleri olan yasalarla ilgili olarak genel bir konu sözkonusu olduğunda veya çok özel ve özgül bir sorun irdelenmek istendiğinde, her iki halde de, hukukun analitik düzleminde ele alınan sorunun yerinin tespiti için hukuksal hiyerarşiye bakılır.
Örneğin tartışılan bir hak ise, bu hakkın önce anayasadaki kaynağı, sonra ilgili yasadaki düzenleme okunur. Haber alma hakkından söz ediliyorsa sözgelimi, anayasadaki özgürlükler bendine bakarız önce. Sonra yine anayasa metninden devam edip, metinde bir alt hiyerarşide bulunan basın özgürlüğüne geliriz. Sonra, bu özgürlükten yararlanacak olan hukukun öznesinin, yani gerçek kişi veya tüzel kişinin hukuksal düzenlemesinin yer aldığı Medeni Kanun’a sıra gelir. Sonra, Medeni Kanun’a göre daha özel olan ve yasalar hiyeraşisinde daha az rütbede olan Basın Kanunu’na yolculuk sürer. Sonra, sonrası iyilik sağlık; şairin dediği gibi.

2. STK ve Hukuk
Görüyoruz ki, hukukta bir hiyerarşik kesinlik vardır. Bu hiyerarşik kesinlik hukuktan daha sert biçimde iktidarın özünde vardır. İktidar zaten bizzat hiyerarşidir. Bu hiyerarşi, iktidarın ta oluşumundan bu yana geçerlidir. Günümüzde biraz yumuşadıysa, biz buna en genel adıyla, ‘demokrasi’ diyoruz. İktidar, kendine muhalefet etmek niyetinde olanların da yine kendi yasaları içinde kalmaları için gerekli düzenlemeler yapar. Yani, muhalefeti yasallaştırır. Hatta İngiltere örneğinde olduğu gibi, 1930’larda başlayarak, muhalefet partisi başkanına maaş bile öder. Çünkü ‘haşmetmehaplarının muhalefeti’ de korunmalı ve yaptığı işte değil hukuksal sıkıntı görmek, mali sıkıntı bile yaşamadan yerine getirmelidir.
STK’lar ile ilgili yasal metinleri de yine alışageldiği üzere hiyerarşiye uygun sıralayalım; Anayasa’da temel hak ve hürriyetleri 12. maddede dile getirilmiştir. Aslında bu cümlenin hukuk söyleminde ‘güvence altına alınmıştır’ biçiminde olması gerekir. Güvence hususu tartışmalı olduğundan, dile getirme demeyi yeğledik. AB muktesebatı çerçevesinde, ülkemizde Medeni Kanun içinde yer alan kişiler hukuku bölümlerinde genişletmeler, esnetmeler yapıldı. Medeni Kanun’da 2001 yılında yapılan değişikliklerle, derneklerin kuruluş, işleyiş ve faaliyetlerinde bir rahatlatmaya gidilmiştir. Özellikle uluslararası ilişki ve üyelik koşullarında ‘şüpheci kamu gözü’ kapatılmaya çalışılmıştır. Bu yasada dernek kurma hürriyeti, 33. maddede, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı da 34. maddede yer almıştır.
Dernekler Kanunu 2. maddesi ile de ‘platform’ tanımına yer verilerek, tüzel kişi ve gerçek kişi dışındaki oluşumları da ‘hak süjesi’ haline getirmiştir. Bir konu ile ilgili biraraya gelen geçici oluşumlara hukuksal nitelik tanımak, STK uygulamasında önemli bir adımdır. Başka bir deyişle, iktidarın, bu iktidarından bir parça koparıp, kamusal alana daha fazla ‘taviz’ vermesidir.
Bilen bilir ama, gerçek kişi, tüzel kişi nedir, belirtmekte yarar var: Hukukta, iş-eylem yapan iki varlık/süje vardır. Bunlara kişi denir. Gerçek kişi, efsane İdare Hukukçusu Sıddık Sami Onar’ın benzetmesiyle, şapkasını vestiyere asan kişidir. Yani; etiyle, canıyla, kanıyla yaşayan kişidir. Tüzel kişi de hukukun tanıdığı, sınırlı sayılı ve belirli olarak hukuksal planda yer alan ve tanımlanan kurumsal kişiliklerdir. Örneğin, şirketler, siyasi partiler gibi.
Merkez Avrupa kültüründe, özellikle 80’ler sonrasının yeşil hareketi başta olmak üzere yerel hareketlerin yoğunluğu, etkinliği hukuku da etkiledi. Bu etkilenme, ikibinli yıllarda uyum yasaları çerçevesinde bizi de etkiledi. İşte, hukuk, tüzel kişiler yanında platformları/insiyatifleri de bir hukuksal obje olarak tanıdı.
Çeşitli adlar altındaki ‘insiyatifler, platformlar’ elbette demokratik bir toplumsal yaşamın olmazsa olmazlarıdır. Bizim hukukumuz da, zaten fiiline varlık gösteren, hukuku çoktan aşan platformları da en sonunda tanıdı. Hukuk bu tanımayı yaparken, kendi iktidar alanından, diğer tarafa yani sivil tarafa nasıl bir iktidar devretti? Ya da, kendi iktidarından ne kadar kayıpla bu hakları sivil olana/alana tanıdı ve taşıdı? Kısaca; hiç kayıpla yaptı! Çünkü hukuk katışıksız bir iktidar halidir. Halidir diyoruz, çünkü ‘aracıdır’, ‘silahıdır’, ‘yöntemidir’ gibi tanımlar az gelir. Hukukla iktidar etle tırnaktan öte bir haldedir. Bu haldir ki; iktidar bir hakkı verirken, o hakkın içine bir görünmez bir gizli el yerleştirir. Bu gizli el, geri alma hakkıdır, geri alma iktidarıdır. Çünkü verme hali, bir iktidar olma hali ve görüngüsüdür.
İktidar, vermiş olduğu bu hakkı kullananları çevrelemek ister. Elbette verilen hakları, iktidara muhalif olanlar da kullanacaktır. Ama iktidar, hakkı kullanmada kendi belirlediği ölçüyü kaçıranlara aman vermez. Hemen hakkın içindeki geri alma mekanizması çalışır; örneğin ‘aşırıya kaçan’ partiyi kapatır.

3. STK ve muhalefet
Burada, öncelikle sivil toplum örgütleri-demokratik kitle örgütü tartışmasını es geçiyorum. Bu başka yer ve zamanın tartışması. STK derken, tüm sivil/demokratik/toplumsal örgütlenmeler, biraraya gelmeler anlaşılsın! Bir tek şunu akılda tutmak gerek; adı ne olursa olsun, hangi en küçük yerel çıkar için biraraya gelmiş olursa olsun, STK’ların çağdaş kamu hukukuna göre en temel özellikleri ve işlevleri ‘baskı grubu’ olmalarıdır. Komşularına, kızdıkları taksi şoförlerine karşı değildir bu baskı meselesi. Örgütlerin baskısının yöneldiği yegane alan, iktidar alanıdır.
Hak, hukuk ve hukukla iktidar bu denli bileşik halde iken, STK oluşumların ana dinamiğinin hukukun veya iktidarın hiyerarşik yapısı içinde olamadığı açıktır. Çünkü ya içindesin zamanın ya da dışında demek gibi, adın sivil ile başlar başlamaz, zihnin ne olursa olsun, istese kirli olsun, iktidar hiyarşisinin en azından dışındasındır. Bu işin doğası, temeli, amentüsü budur. Hukukla ilişkisi de bu sonucu zorunlu kılar.
Sivil girişimler için gereken ‘tertip komitesi’ dar elbisesi, bu sözlerimizin ne anlama geldiğini daha iyi açıklar. Elbette hukuksal metinlerdeki genişleme olumludur. İçindeki geri alınma potansiyeline karşın. Hakkı alanlar hep açık ve yüksek sesle “Hak verilmez, alınır” sloganını atar. Doğrudur, iktidar ise, demokratik ikiyüzlülük gereği, zinhar inkar eder geri alma hususundaki niyetini! Bütün bu laf kalabalığı, sivil ile iktidarın mücadelesine delalet eder.

4. İktidara muhalefete karşı sivil muhalefet
Sayısız kere kullanılan bir kalıbı yine kullanmanın tam sırası; Türkiye’de bu da oldu! ‘Sivil toplum örgütü’ kapsamında yer alan bir grup, TEKEL işçilerinin eylemine karşı eylem yaptı. Yani, açıkça, muhalefete muhalefet eden bir sivil toplum örgütü kültürümüz oldu.
Yakın zamanda, oldukça haklı zeminde ama ‘oldukça sivil görünümlü’ olmasına karşın iktidarı yedekleyen eylemlere tanık olmuştuk. Örneğin, İstanbul Barosu’nun siyaseten yanlış konumuna ve bu konum içinde bir eylemine ‘Darbeci Baro’ tepkisi darbeciliğe karşı kaygıdan öte, iktidar cenahına bir selam çakan içeriğe sahipti. Çünkü bu toptancı söylem, iktidarın mutlak bir demokrasi silahı gibi kuşanıp, sürekli kullandığı bir söylem olmakla, bir çeşit patent ortaklığını aktüel olarak gösteriyordu. Bu eylemlerin hukukçular tarafından gerçekleştirilmesi ise bir başka ilginç ülkemiz deneyimi. Biz, avukatları Pakistan’da daha birkaç yıl önce sokak eylemlerinde iktidara karşı yürürken gördük. Güney Afrika’da Apartheid ırkçılığından, Filistin sorununa, dünyanın her noktasınmdaki iktidar katliam ve kıyımlarının hesaplarını hukukçular soragelmiştir.
Elbette, ta başında belirtiğimiz hukuksal hiyerarşinin en tepesinde yer alan anayasadaki hakları herkes kullanacaktır. Başta iktidar tarafında yapılanlar olmak üzere tüm kıstlamaların karşısında olmamız gerekir ve öyledir. Ama, yaşadığımız bu ‘yeni zaman sivil halleri’ muhalefet kavramı ve anlayışına da bir haller olduğunu gösteriyor. Hem sivil olunup, hem iktidar olunmaz. Burada bir kırılma vardır. Kırılma hukuksal değil, demokratik zeminin kırılmasıdır. Kırıcılar ise, sivillik iddiasındaki iktidar hukukçularıdır.
Aziz Nesin’in sağcıdan aydın olmaz, aydının da sağcısı olmaz sertliğini anımsamak gerekir!
İktidardan koparıp aldığı hakla ‘mücehhez’ olanın, yani donanmış olanın bir ‘görevi’ ya da sorumluluğu vardır: Bu hakkı toplumsal sonuca/ ürüne dönüştürmek? Bu yapılmazsa, alınan hak, iktidarla sivil arasındaki mesafeyi olabildiğince genişletme olarak kullanılmazsa, toplumsal anlamda hak ‘kötüye kullanılmış’ olur. Hakkın kötüye kullanılması, her zaman iktidar tarafından yapılmaz, iktidarın ‘iliştirilmiş’ hukukçuları tarafından da yapılır.
Özgürlük, zorunlu çalışma olan yerde ve zamanda hep tartışmalı ve eksiktir. TEKEL işçisi için hak sorunu olmanın ötesinde çalışmak, bir özgürlük sorunudur. Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi temel olmakla birlikte bir ‘üst düzeyde olan’ özgürlükler değil, yaşama hakkıdır ve özgürlüğüdür çalışmanın kişiye sağladığı sonuç. Yaşamak için zorunlu olan çalışma, zorunlu çalışmanın yok ettiği özgürlük kavramı ile çelişir gözükse de, bu özgürlük için de çalışmanın/yaşamanın zorunluluğu, sarmal bir etkileşimle bizi karşı karşıya bırakmaktadır. Böylesi bir özgürlük mücadelesinin karşısına müsamerelere özgü bir söylemle, bir postkapitalizm ve serbest piyasa propagandası ile karşı çıkmak, oldukça sahte bir sivil haldir! Bu hal, yapısı gereği ve bizatihi tutucu hukuktan daha tutucu olma halidir. Kapitalizmin askerleri sivil olduklarını söylemekte, ancak, savaşın ön cephesinde yer alıp, iktidar üniformalarıyla TEKEL işçisine saldırmakta.
Yaratılmak istenen kamuoyu bir anlamda hormonlu bir kamuoyudur. Tarık Ali’nin dediği gibi, aslolan kamuoyunun resmi siyaseti etkilemesidir. (İmparatorluk, Direniş ve İsyan, Agora kitaplığı).
Tarık Ali’den söz etmişken başka bir saptaması da kayda değer; “L.A TIMES yönetimi, gazetecilerden, Irak direnişine ‘direniş’ diyen haberler yayınlamamasını istemişti. Onun yerine, isyancılar, gerillalar, hatta teröristler terimlerini kullanmayı tercih ediyorlardı.” Dünyanın her yerinde, kavramlarla, sözlerle olayların algılanma biçimini değiştirmek istiyor iktidar kütlesi. Ve de bizdeki gibi eylemle... Tarık Ali Türkiye’de yaşasaydı ne çok kitap yazardı, ne çok!Beklentisizlik ömrü hayatı törpüleyen giderek körleşmemize neden olan, karşılık ve karşıtlıklara denk düşerek daha fazla karmaşıklaşan bir yapıyı uluorta meydana getirir. Çoğul bakışlar, farklı ideleri daha sağlıklı bir biçimde yaşama eklemleyebilmemize imkan sağlarken, körlemesine bakışımın birbirilerinin aynısı tepkimelerin vesair sözcüklerin, olguların bizi taşıyabildiği tek alan beklentisizliğin sınırlarıdır. Makbul olarak sınıflandırılanlar ile hemencecik göz ardı edilmesine çalışılanların nihayetinde bir doğru üzerinde buluşmasını gözlemleyebileceğiniz, seçimlerinizi ona göre yeniden belirleyebileceğiniz, karar anlarının tersi istikametinde bulunan beklentisizlik zamanımızın kıyameti olarak da tanımlandırılabilir. Birbirlerinden fark barındırmayan, birbirlerini işitmekten ve anlamaktan aciz kalmaların, meramı değil kavgayı daha çok körüklemeyi amaç edinenlerin, kendi gemilerini yürüttükleri için hemen herkesin de aynı standartlarda yaşadığını zannedenlerin dünyasında hakikatler bize pek de öyle herşeyin kolaylıkla tesis edilemediğini, yanlışlara yanlış diyebilmenin önemliliğini bir kere daha hatırlatmaktadır. Bu ne felsefi bir yakıştırmadır, ne de güzel sözlerle süslü edebi bir çıkarsama. Olan bitenlerin kıyısında ufak bir detayın okunmasından bile bu çarpıklığı hissedebilmek mümkündür. Hayat ne bir eğlence maratonu ne de bir dramdan drama durmaksızın koşmadır. Anlamlandırma çabası içerisinde olabildiğimiz her an, yine yeniden düşünmemize neden olan hataların farkına varabileceğimiz, bunları düzeltebilmek, hiç değilse fikirlerimizi tanımlandırabilmek için çabalanmamız gereken bir döngüdür.

Dün yaşandı, bugün yaşanıyor, yarın yaşanacak ve elbet birgün sona erecek olan devinimdir hayat. İş ki beklentisizliğin daraltılmış, insanı iyice kasvete sürükleten sınırlarının yakınına demir atmamaktan geçmektedir. Anlayabilmek hataları mümkün olan en az zayii ile yeniden filizlenmeyi beraberinde getirecektir. Almakla yükümlü olunan kararlar, anlayış gösterilmesi gerekli olan zamanlar, üstünün çizilmesi değil daha fazla şevkat sunmanın gerekli olduğu yaşayışlar, yıkmak ve parçalamak değil toparlamak ve yeniden düzenleyebilmek için çok daha fazla özen ile bu filizlenmeyi ilişkilendirebilmek mümkündür. Mahsur kaldığımız sanal alemde yüzlerce kişiye derdimizi tek elden anlatmamızın sadece duvara karşı söylenişlerden, malumun ikrarı ve tefrikalarımızın tekrarından başkası olmadığı malumdur. Kendimiz söyleyip, kendimiz inandığımız doğrularımızın ne kadarının gerçeklikle örtüşebildiği, sanal ağ ile fişi çektiğimizde etrafımızda kalan bir elin beş parmağı kadar can dostumuz ile paylaştıklarımızda saklı kalacaktır. Saklı kalanlar söylencelerimizin yanlış ya da doğrulukları değildir bir şekilde takınmak zorunda olunan maskelerimizden kurtulduğumuzda nihayet yalın bir oh diyebildiğimizi, dert ve kederi aynı ölçülerde karşılıklı olarak ifadelendirebildiğimizi belirginleştiren süreci ortaya çıkartacaktır. Hem de en hakikatlisinden. Yönümüz ve beklentilerimiz farklı olsa da bu hayatı yaşamakla mükellefiz öyle ya da böyle bir şeyler için çablanmak da bunun bir yansısı. Takılı kaldığımız her an beklentisizliklerin sığınağında ve içinde bulunduğumuz kasvetli havadan da kurtulamayacağımız muhakkaktır. Yargıların ve büyük lafların etkisinden kurtulup küçük sözcüklere sığınarak, kendi cümlelerimizi kurmaya bir heves başladığımız andan itibaren doğrularımızı daha makul bir biçimde tanımlayabileceğimizi açık, seçik bir biçimde tanımlandırabiliriz.

Çünkü bu çizgilerin bir yükselip bir alçaldığı, herkesin hemen her durumda birbirlerinin iddialarını çürütebilmek için sesini yükselttiği zamanımızda aslolan sağduyu ile paha biçilemeyecek gerçek dostların varlıklarıdır. Sözcüklerinde saklı olan öğütleridir. Deuss Ex Machina’nın Dinamo FM’de Pazartesi akşamı canlı olarak sunduğumuz 288. bölümü içerisinde hafta boyunca konuşmak için heves ettiğimiz gerçeklikle bağlantılar kurabilmeye özendiğimiz bir kurguyu sizlerle paylaştık. Seslerin arasında bu kısacık satırlar dahilinde anlamlandırmaya çalıştıklarımız için örnekleri pekiştirebilmeye, müziğin yapısı dahilinde karşılaştıklarımızın yeri geldiğinde en manidar cümlelerden bile daha değerli çıkarsamalara vesile teşkil etmesine, gitarın merkeze alındığı bir nev-i makina’nın indie seçkisi olsa nasıl olurdu sorusunun yanıtıyla beraber irdelemeye çalıştık. Bağsızlığını korumaya çabalayan, kendi imkanlarıyla paylaşımlar gerçekleştiren bağımsız sesçilerin açtıkları engin yoldan alıntılar varedilmiş olan karaşınlık yüklemli, herşeyin tüketilebilir ve bir pahasının bulunduğu ısrarcılığına alternatif olarak ne gibi çözümlemelere girişilebileceğine dair yetkin önermeleri oluşturdu. Kanaatimiz odur ki, dinlenen müzikler beklentisizliğin dehlizlerinde kaybolmaktan önceki son çıkışın yerini iyi kulak kabarttığımızda bizlere sunabileceğidir. Üstad, Herbie Hancock’un müziğinden ilham alınarak 1999’da Texas’da okudukları Üniversite’de temellendirilen funk/caz topluluğu The Cornbread All-Stars’ın zamanla müzikal yapısında yapılan değişimlerin neticesinde evrildiği hali olan Midlake grubunu, Bella Union Records etiketinden yayınlanan üçüncü uzunçalar The Courage Of Others’ın başatlığında sizlere haftanın albüm önerisi olarak paylaşıyoruz.Bağımsız sesler, türetilmiş olan müzikal muhteviyatın ana akım yollarından farklı olarak değişkenlikler barındıran, cesur adımlamalara ev sahipliği yapmaya devam edilen bir katmanlar bileşkesidir. Tınıların rutin bir döngüde birbirilerini takip ededuran aynı notalarla sunulmasından ayrışarak, hemen her parça dahilinde yeniyi kotarmak adına çabaların karşımıza çıkartıldığı deneysellikle yoğrulmuş bir müzik türetiminin adıdır. Yıllardır alışkın olunan müzikal yapıların ötesine geçebilmek için mütemadiyen çalışmanın gerekliliği üzerinden derinleştirilebilecek bir muhteviyat bağımsız sesleri tanımlandırmaya yardımcı olacaktır. Ortaya çıkartılan her kayıt hayatın getirmiş olduğu sorunların karşısında bir söz söyleme biçiminin oluşturulmasına yardımcı olmaktadır. Müziğin belirli kalıplarla tanımlandırılmasını aşabilmek için gereksinim duyulan yazınsal ve görsel seçeneklerin tamamlayıcısı bir formdur. Hayatın belirsiz bir noktaya savurup durduğu yaşantılarda belki hüzünlenmek, belki nefes almak, belki de sevinmek için bir vesile teşkil eden bağımsız sesler ana akım dahilinde işitmeyeceğimiz muhalifliği son kertede makulleştirilip, tektipleştirilen durumlar karşısında alternatif bir söz söyleme eylemini de layığıyla yerine getiren bir yapıdır. Modellemelerin, önceden tasarlanıp birleştirilen seslerin aksine bir ucundan girilip diğer ucundan çıkıldığında çoğu zaman farkındalılığı arttıran, müziğin müzik olarak ele alındığı önemli örnekler karşımıza çıkartılır. Tüketim nesnesi değildir, dinlenildikçe değeri artabilecek, hemen herşeyin dinleyici olan bizlerin bakışına bağlı olan türetimdir. Salt bir ses kompozisyonundan, ya da alışkın olunan düzeneklerde birleştirilmiş sözcüklerle tıka basa doldurulmasından ayrı olarak bağımsız sesler aleminde kimi isimler, gruplar yıllardır aramakta olduğumuz yanıtları eninde sonunda bulabilmenize yardımcılık yapan birer hayat kılavuzuna dönüşür. Belki bu gibi faktörlerin kullanımı, belki aşina olunan seslere de yeteri kadar mesafeli durarak, ilintilenen her yeni ses dağarcığında farklılıkları belirginleştirmek adına eğrelti çözümlemelere girişilmeden de iyi müziğin ortaya çıkartılabileceğini savlayan bir odak bağımsız sesler adı altında paylaşıma açılanları daha kısadan tanımlandıracaktır. Beklentiler dahilinde kendi sözcüklerimizi ve düşüncelerimizi sağlama alabilmek için, çıktığımız yollarda ne gibi seçimlere maruz kalabildiğimiz, seçmek zorunda kaldığımız yolların ardından nelerin bizleri beklediğine vd. dair yetkin önermeler kulaklarımıza ulaşır. Texas’lı Midlake beşlisinin ortaya çıkartmış olduğu müzikal yapılandırma, bağımsız seslerin sınırları göz önünde bulundurulduğunda yetkin bir ses iklimini karşımıza çıkartır. İyinin ve kötünün varlığını sürdürmeye devam ettiği hayat sahnesinde aklımızın derinlerine nüfuz eden doğru tabiriyle kazınan düşünceleri derleyip toparlayabileceğimiz, yaşadığımız acılarla parallelikler bulabileceğimiz bir duygusallığın da müziklerinde yer ettiğinden dem vurabiliriz. Çözümlemeler nahif bir hat üzerinden ilerlerken müzik de 70’li yılların bereketli rock nağmelerinden, şimdilerde adı sıklıkla anılmakta olan Americana’ya kadar uzanan bir secerede birbirlerine lehimlenir. İşitmeye başladıklarımız bir süre sonra hayat hikayelerinin müzikal birer yansısı olarak atfedilmesinin nedenlerini belirginleştiren, derinden gelişerek izahata gerek bıraktırmadan özle yüzleşmeyi mümkün kılan birer çözülesi bulmacayı çağrıştırır. Kulağa ulaşan seslerin ipuçlarıyla giriftleşmiş modern zamanımızı anlamlandırabilmek, yol kat edebilmek, söze değer verebilmek, derledikleri zamansız müziğin çerçevesinde mümkün olacaktır. Korku ve kasvet yan yana geldiğinde ortaya çıkan huzursuzluğu aşabilmek, Midlake gibi nevi şahsına münhasır örneklemlerle ses işçiliklerine zihin yoran, illa ki benzerlikler bulundurmasına karşın diğerlerinden ayrı bir tınıyı kendi sahalarında yeniden canlandırma yolunu tercih eden, cesur tasvirciler ile sağlanabildiğini bir kere daha hatırlatmakta da fayda vardır. University Of North Texas Music College’de eğitimlerini sürdürürken oluşturdukları The Cornbread All-Stars grubu altında biraraya gelmiş Tim Smith (vokal, gitar ve keyboard), McKenzie Smith (davul), Paul Alexander (bas gitar), Eric Nichelson (gitar) ve Evan Jacobs (keyboard)’un bir Denton klasiği olduğunu sonradan çeşitli incelemelerde karşımıza çıkan 30 dakikalık deneysel performanslarla bezeli, seyrüseferlerinin ilk evresini oluşturan caz grubuyla kariyerlerinin başlangıcına ulaşırız. McKenzie Smith’in Tim Smith’e dinletmiş olduğu Björk, Led Zeppelin, Radiohead vd. kayıtlarının ardından gitmek istedikleri müzikal kanalın, Denton’da hemen herkesin bir şekilde üzerine yoğunlaşıp, kayıt altına aldıkları caz müziği mi yoksa daha deneysel işlerle akranlıklar barındıran muhteviyatı oluşturan ses alaşımlarında doğaçlamaların derinden hissedilebileceği bir yol mu olması gerektiğinin üzerindeki düşüncelerle, daha sonraları aldıkları kararlarını haklı çıkartırcasına meşakkatli ses serüvenleri ve hikayeler sunacakları Midlake’e doğru rotalarını çevirirler.Eric Pulido’nun (gitar) Evan Jacobs’dan bayrağı devralması ile bugünkü nihai kadro oluşturulur. 2001 yılında Cocteau Twins eskisi, basçı Simon Raymonde’nin Bella Union etiketinden yayınlanan debut albüm Bamnan And Slivercock kurgusal çeşitliliği yeterince verimli bir biçimde anlamlandırabilmeyi mümkün kılmaya muktedir örneklerle bezeli şarkılar ile beraber dinleyicilere sunulur. Ağırdan alınmış saykodelik rock döngüsü üzerine Neil Young, The Yardbirds, Fleetwood Mac, Jethro Tull gibi 70’li yılların rock müzisyenleri, ekiplerinin tasvirleriyle Grandaddy, The Flaming Lips, Fleet Foxes gibi ucubik folk veya Americana olarak adlandırılan türlerde nev-i şahısına münhasır derleyici ekiplerin tını hüzmeleriyle bağdaşıklıklar barındıran bir müzik kulağa ulaşır. İlk dinleyişi müteakiben tekrar başlat tuşuna yönlendirecek kadar dinleyeni kendi içerisinde derli toplu bir müzikal akış, ses yüzeylerinde tutarlı yansılar barındırdığını Bamnan And Slivercock’un ilk elden iletebiliriz. Albümün açılışını yapan They Cannot Let Expand sismik elektronik titreşimlerin minimalist dönüşlerinde, Tim Smith’in akustik gitarlarla meramını anlamlandırır kıldığı tonal pop ezgisi ile dinleyeni bu dünyaya davet eder. Kasveti kısa süreliğine de olsa alt edebilmeyi kolaylaştıran, melodikasını Bülent Ortaçgil’in müziğiyle tanıma kavuşturabileceğimiz Balloon Maker gibi nitelikli hikayelendirmeler bu çatı altında derinlemesine ses keşifleri için yeterince seçeneğimiz bulunduğunu kanıtlayan bir diğer önermeyi oluşturur. Aynı hatta ilerlemekte olan Kingfish Pies, glockenspiel enstrümanının kurguya dahil edilmesiyle masalsı seslenişi deneysel avantür havasında farklı bir sonuca ulaştırır. Albümün can alıcı parçalarından birisi olarak I Guess I’ll Take Care’i örnek gösterebiliriz. İlişkinin nihayete ermesinin hemen ardından düzene geri dönmenin pek de kolay olmamasına karşı hayata karşı mecburiyetlerimiz bulunduğunu irdeleyen, kolaj olarak saykodelik pop ezgisine yapı ilerledikçe evrilen kurgu Midlake kayıtlarının bundan sonrasında karşılaşacağımız önermeler için de bir yolun yavaş yavaş tesis edildiğini gösterecektir. Acının tadını da tıpkı diğer olgularda olduğu gibi zamanı gelince yaşadıklarımızla beraber zihnimize kaydedeceğimizi belgeleyen bir ikrar I Guess I’ll Take Care’in özetini oluşturur. Yansıtılan içsel hesaplaşmaların bir sonraki evresinde The Jungler gibi bir örneğe de ancak böylesi bir kayıtta denk düşülecektir. Sıklıkla karşılaştırılmalarına neden olacak Radiohead benzerliğinin sadece uzaktan bir hissiyat paylaşımından ibaret olduğunu fark ettirecek kurgulardan No One Knew Where We Were gibi synthesizer destekli güzelleme albümün ikinci büyük duyusal / duygusal doruğu olan Anabel parçasına ulaştırır. Detaylarla beraber hikayemizi betimleyen sözcüklerin sıralandığı, Tim Smith’in vokaline sinmiş geçmişin izlerini yeniden yâd edebilmemizi sağlayan vurgulamalar, ekibin ortaya çıkartmış olduğu müziğin bir noktada hatıraların yazıldığı sayfalarından özenle seçilmiş yaşanmışlıklar olduğunu hatırlatan dönüştürmeler ile bütünlendiğini son kertede iletmeliyiz. Hayat oyununda maalesef yaşanmadan anlamını bulamayan o kadar çok sorunun varlığı karşısında düştüğümüz halleri irdeleyen I’m Amateur ile çalışma sona erer. Midlake külliyatında geçmişin izlerini günümüzün şartlarında yıkmaya devam etmemizi, hatıraları ve yaşanmışlıkları fark edebilmemiz için yılmadan dönüştürerek, hikayelere dökerek uçları açık birer ses seçkisi ortaya çıkartır Bamnan And Slivercock debut albümünde.Geliştirilip mercek altına alınmış sesler ile geçmişin kuru kuruya nostaljisini yapmaktan özenle uzak durmaya çaba sarf edilen Midlake’in müziğinde, dinleyeni kendi dünyasından kopartıp sunulmuş olana tutku ile bağlanılmasının nedenlerini uzun uzun detaylandırabiliriz. Belki de samimi gelen müziği bir bağrış çağrış haline dönüştürmeden, olması gerektiğinden çok daha fazla süslemeden sunabildikleri için, formüllere sadık kalıp aynı kalıpları cilalayarak insanlara sunmadıkları için Midlake ilgiyi üzerine toplamayı başarmaktadır. Şurası kesindir ki, 70’li yılların külliyatına nitelikli bir giriş için elimizin altında, bugünden önermelerle, sözcüklerle yaratılmış olan yetkin bir giriş seviyesini tanımlandıran bir müzik grubu olduğu gerçeğidir. Bir disipline bağlı kalınmadan yeterince geniş bir perspektif ile ortaya çıkartılan müzikal sentez aslında nitelikli popüler müziğin olması gerektiği seviyeyi göstermektedir. Tüketim formu olarak sürekli önümüze sunulmaya çalışılan bayat müziklerin yanında sadece bu sebep bile Midlake tarzı grupları daha fazla önemsememiz gerektiği sonucuna ulaştırmaktadır. Hayatlarımız zaten yeterince karmaşıklaşmışken hiç değilse müziklerde eksikliklerini hissettiklerimizi bulabilmemiz bu gibi türetimlere ihtimamla yaklaşılan projelerle mümkün olacağını bir kere daha belirtmeliyiz. The Trials Of Van Occupanther albümü bu bağlamda 26 Temmuz 2006 tarihinde Bella Union etiketinden sunulan ikinci uzunçalar olarak bu çıkarsamalarımızı destekler nitelikte yetkin bir sesler kolajı olarak dinleyicilerle buluşur. Düşünmekten imtina ettiğimiz, gizli kalmasından yana olduğumuz sorunlarımızı an gelip de ekranlardaki gerçeklik gösterilerinde seyretmek zorunda kaldığımız zamanımızda az biraz soluk alabilmemizi kolaylaştıran bir bütünsellik karşımıza çıkartır The Trials Of Van Occupanther. Bir konsept albüm tanımının pek çok eleştiride karşımıza çıkmasına karşın birbirlerinden bağımsız sözlerle bağlantısız birer ses seceresi ortaya konulduğu, tedirgin seslenişler kulaklara ulaşır. Hiçbir şey kolay olmadığı gibi, hemen pek çok şeyin çözümünün de aslında sanıldığı kadar da zor olmadığının idrakına ulaşabilmek de söz konsudur adı geçen albüm dahilinde. Karaltılı imgeler geçidine ev sahipliği yapan, detaylandırıldıkça derinlerine gizlenmiş olan şifrelerin zihinde farklı yansılara ve çözümlemelere geçit verdiği, yıllar öncesinden Fleetwood Mac grubunun şimdiki zamanda ses vermesi gibi hakikatli müzik önermesi ve albümde öne çıkmayı başarmış kayıtlardan birisi olan Rescoe ile dinlencelik başlar. Her dinleyişte meşakkatli bir ses işçiliğini belirginleştiren rock’n roll güzellemesi Bandits, tahayyül edilene ne kadar yaklaşmış olduğumuzu ifşa eden belgesel bir kurguyu ihtiva eder. Gündelikliğimizin içinde nasıl yanılgılarla karşı karşıya kaldığımızı, en ihtiyaç duyduğumuz anda etrafımızda kimseciklerin olmamasını ironik bir dille eleştiren Head Home, etkisinden uzunca bir süre çıkılamayacak kadar derdini sağlam bir biçimde irdeleyen albümün üst noktalarından bir diğeri; Van Occupanther gibi en başından bu yana değinmeye çalıştığımız özgünlüğü yansıtan, bir türlü söylemeye cesaret etmediğimiz şeyleri vakti geçmeden seslendirmemizi salık veren bir kıssaya kulak veririz. Melankolik tümceleriyle ayrılığı şüphe götürmez bir şekilde, eğip bükmeden ağıt haline dönüştürmeyi başaran Branches parçası gibi etkileyici ara pasajlar da keşfedilebilir. Jethro Tull’ın rock müzik külliyatı için benzeşsiz tasvirleri ile parallelikler barındıran In This Camp, neşeli partisyonlarına karşın ağır başlılığı elden bırakmayan It Covers The Hillside parçasıyla The Trials Of Van Occupanther’ın finaline ulaşırız. Kararlıklı tasviri, karaltılı düşüşler, yitirilip giden heba edilmiş zamanı birkaç damla gözyaşıyla beraber takdis ettiren You Never Arrived, Midlake’in sunmaya çalıştığının bir parodi, bir mizansen olmadığını aksine canlı örneklemler getirilebilecek, hakikat anlatıcılığı olduğunu anlamamıza aracılık eden müzikler olduğunu idrak ettiren bir sonuca taşır.Duygular nasıl ifadelendirilebilir, keskinlikler taşımadan, birilerine taş atmadan, çatmadan? Özgün bir yanıt bulabilmek için daha ne kadar acı tecrübeye ihtiyaç duymamız lazım gelir? Nedir bu kasvetten yana çekmeye devam ettiğimiz, çarkın içerisinden bir türlü çıkışı bulamadığımız? Hangisi makbul yön bulabilmek için herşeyi silip atmak mı, yoksa zihnin derinlerinde daima anılacak birkaç kelimelik özetler barındırmak mı? Bir türlü farkına varamadığımız artık yaşımızı almaya başladığımızdır? Pek öyle hallere girmiyoruz diyerek boşuna kendinizi kandırmayınız değerli okur. Yanıldığımızı anlamak için ancak, karşımıza Midlake gibi grupların çıkarttığı özgün deyişler mi, hangi sıfatla anılsa yarım kalacak müzikler mi lazım gelmektedir? Bilemediğimiz daha ne kadar gönül gözümüzü kapatmayı sürdüreceğimiz? Tarafsız kalarak sorunların tümüne hakkaniyetle yaklaşma cesaretini gösterebilecek miyiz? Yoksa avunmak için hala kendimize göre inanacağımız nedenlerimiz mi vardır? Bir türlü adım atmaya teşebbüs edemememizi sağlayan, bizi prangalara mahkum ettiren. İçinde bulunduğumuz Şubat ayı içerisinde Bella Union’dan yayınlanan The Courage Of Others albümünü daha ilk dinleyişte hem yukarıda iliştirmeye çalıştığımız soruları düşündüren yansılara kulak kabartma imkanına nail olduk. Hem de birbirilerinin tekrarlarını sunmakta ısrarcı olan indie etiketinin aslında ne kadar derin yüzeyler ve seslerle halen varedilebildiğine tanıklık etme şerefine nail olduk. Tim Smith’in Pitchfork sitesine verdiği röportajda değindiği gibi The Courage Of Others’ın temelleri Fairport Convention, Steeleye Span, Pentangle, Strawbs ve Amazing Blondel gibi İngiliz Progressive-Folk Rock gruplarının müzikal çizgileri üzerinden değerlendirilebilecek bir deneyimlemeyi kulaklarımıza ulaştırır. Üç uzunçalarda birbirlerinden farklı rotalarda ilerleyen müzikal yapılandırmaların değişmez öğesi ise sözlerin giderek daha çok kişiselleştirilebilir olduğu gerçeğidir. Deyim uygunsa bir yakarmanın canlandırıldığı, giderek daha akustik seslere ulaşıldığının habercisi olan Acts Of Man parçasıyla albüme netameli bir giriş gerçekleştirilir. Kimi şarkılar vardır bir söz bütününden, bir melodik kesişimden çok daha fazlasını canlandırır. Sözlere ihtiyaç duyarsınız gecenin bir yarısı, mümkün olsa da daha iyi anlatılabilse, örneklendirilebilse diyerek. Winter Dies iş bu ahvalin içerisinde simge olarak sunulan kış üzerinden, anlatmaya çalıştığı hikayesiyle Midlake’in özgünlüğünü korumakta ısrarcıl tutumunu yansıtmayı başarır. Katmanları arasında saklı duran Jethro Tull grubunun sihirbazı Ian Anderson’ı hatırlatan enstrümantal seslenişin de katkısıyla beraber. Sinematografik kurgusunda Tim Smith’in bir “crooner” olarak kulaklarımıza sevk ettiği hüzünbaz hikayeye ev sahipliği yapan Small Mountain, gerçeklerin çarpıcılığına dair önem atfedebileceğimiz bir başka güzelleme Core Of Nature gibi yüzeysel değil, yürek burkan kurgular The Courage Of Others’da sırasıyla sahne alır. Önümüze çekilmiş setleri, aşılmaz engelleri kural koyucular bütün herşeyi idare ediyor diziliminde manidar bir şekilde irdeleyen, iğneleyen Rulers, Ruling All Things folk müziğinin 2000’li yıllarında dinleyebileceğiniz yetkin örneklerinden birisi olacaktır. Stephanie Dosen ile Tim Smith’in düetinde Lynchvari bir karede, kederden arınmanın canlandırıldığı Bring Down, albümün en kuvvetli parçalarından birisi olduğunu düşündüğümüz The Horn parçasıyla beraber son kısma ulaşırız. Noktürnal ses alaşımıyla korkularımıza nazire yaparcasına daha etkileyici sözcüklerin karşımıza çıktığı In The Ground gibi deneysel enstrümantal pasajlardan mürekkep vedia parçasının refakatinde The Courage Of Others albümü tamamlanır. Midlake son tahlilde, geçmişi yenileştirerek günümüzde yeni anlamlar aramaya koyulanlara, derdine derman bulmak için nasihat almaktan fazlasına ihtiyacı olanlara ilaç gibi gelebilecek, kolaylıkla müzikal yapılarına dahil olunabilecek bir serüven vaad ediyor. Dikkatle dinlediğinizde belki aradığınız yanıtlara bile çıkmanız mümkündür.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Muhalefete Muhalefet Etmek – Sabri KUŞKONMAZ – Birgün
Türkiye'de Solun İktidar Yolu – Mithat Bülent ÖZMEN – Radikal / Tartışı-Yorum
Fener-Balat Yağmasına Tepki Yağıyor – Sol.org.tr
Kafesin Çöplüğü – Deniz Cenk DEMİR – Taraf
Tahakküm Adil Hükmü Bozar! – Umur TALU – Habertürk
Tekvir Suresi, Tütün ve Medine Memi – Sırrı Süreyya ÖNDER – Birgün
Direniş Mahallesinde “İşçileşmek”... – Gülseren ADAKLI – Bianet
Direnişin Verdiği Ödevler - Mesut ODMAN – Sol.org.tr
Akkardan'ı Gebze'nin Tekel'i Yapacağız! - Birgün
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Çocukları Öldürelim! – Ece TEMELKURAN – Habertürk
Bahçede Bir Siyasetçi – Yıldırım TÜRKER – Radikal
Türkiye’nin Azınlık Politikaları -1- – Göksel EREN – Serbest Yazarlar
Naomi Klein: Haiti Borçlu Değil, Alacaklıdır – ZNet / Gerçeğin Günlüğü
Hrant’ın Fransız Direnişçi Ağabeyi : Misak Manouchian (1906 Adıyaman - 1944 Paris) – Ragıp DURAN – Apoletli Medya / Express
Yaşamak Yazmak - Cüneyt UZUNLAR – Açık Koyu
Ajans #3 – íí – 13Melek
Kaldığımız Yerden – Tolga Selçuk – Meçhul Öğrenci Anıtı
Darwin'in Evrim Kuramı Operada – Zülal KALKANDELEN – Müzik Yazıları

Midlake Official
Midlake At Myspace
Midlake At Bella Union
Midlake At Facebook
Midlake Interview By Marcus KAGLER – Under The Radar
Midlake Informative At Live On 35mm – Valerio BERDINI – Live On 35mm
Midlake – The Courage Of Others Album Review – Sam SHEPHERD – MusicOMH
Midlake - The Courage Of Others Albüm Eleştirisi – Cansu DENGEY – Reset! Magazine
Charlotte Gainsbourg Official
Charlotte Gainsbourg At Myspace
Free Nosaj Thing Remix Of Charlotte Gainsbourg's ''Heaven Can Wait'' Feat. Beck - Drew TEWKSBURY – LA Weekly Blogs
Nosaj Thing Official
Keramick & Lobo At Myspace
Keramick & Lobo At Freaky Beats Productions
Keramick & Lobo The Braille Album Review - A'damn – KPSU Radio
Dom Mino' At Myspace
Dom Mino’ At Facebook
Dom Mino' Unknown Coordinates Album Informative – Schole
The Go Find Official
The Go Find At Myspace
The Go Find – Everybody Knows It's Gonna Happen Only Not Tonight Album Review – Zachary HOULE – PopMatters
Frederik Official
Frederik At Myspace
Frederik At The Kora Records
Frederik Interview - P. McEVER – Ink19
Salim Nourallah Official
Salim Nourallah At Myspace
Salim Nourallah At Tapete Records
Alternans Myspace Sayfası
Alternans Facebook Sayfası
Alternans Ben Ölmeden Önce – Video – Dream TV-Ar-Ge
Alternans Röportajı – Zemin – Metal Müzik Web Zine

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Just A Question Of Time...x - Marsup' aka Mars
Marsup' aka Mars Flickr Page

Critique Of Religion – In Touch (Aaron COYLE)
In Touch (Aaron COYLE) Flickr Page

No Right Turn – Shirl.1 (Shirley Harrison)
Shirl.1 (Shirley Harrison) Flickr Page

Midlake Photos Courtesy From Below Listed Web Sites:
Shore Fire Media Midlake’ Press Section
Image-1- By Bil ZELMAN
Image-2- By Jon BECK
Image-3- By Bil ZELMAN

>>>>>Poemé
Güvercin Kayaları – Muzaffer İlhan ERDOST

Cemal Süreya'ya

Şimdi birçok yıldız doğdu
Kekik kokulu okaliptus tepelerinde
Uyanabilirsen uyan bir bak
Silahın parmaklarının biraz yakınında duruyor
Parmaklarının biraz yakınında sen duruyorsun
Uyanabilirsen uyan bir bak
Kirli ayaklarının altında
Yeşeren bu diken biraz Afrikaysa
Sen de biraz Afrikasın

Yavru güvercinler gidiyor dağlarından
Senin kan kokulu ellerine
Bazı kurşunlardan sonra bir parça kan akıyor
Ne olacak bir parça kan işte
İşte bir parça kan
Afrika önünde

Şimdi birçok yıldız doğdu
Uyanabilirsen uyan bir bak
Kopmuş bir dağ gibi ölü yalnızlığına düşüyor
Şehirlerin pis kokusuna
Etinin daha pis kokusuna
Uyan bir bak
Sol yanında yusufçuk kuşları
Umulmadık şiirler söyleniyor
Bir Afrika haritasına yakın
Denizin sabah aydınlığıyla dolduğu yerde
Güvercinlerin gelip gittiği yerde

Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: