Sunday, September 05, 2010

Deuss Ex Machina # 315 - Përputhje Mjetet Asnjëherë Duke Na Vjen Keq Për Të Thënë

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_315_--_Përputhje Mjetet Asnjëherë Duke Na Vjen Keq Për Të Thënë

30 Ağustos 2010 Pazartesi gecesi "canlı" gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Demdike Stare-Bardo Thodol (Modern Love)
>2<-Armonycoma or slt-Kim? (Cem Karaca & Apaşlar - Karacaoğlan) (Music For-Non Musicians)
>3<-Armonycoma or slt-Susuyoruz Hala (Cem Karaca - Suskunluk / Remix) (Music For-Non Musicians)
>4<-No Call 'Recently'-Bobby Sands (Music For-Non Musicians)
>5<-No Call 'Recently'-Georges Perec (Armonycoma or slt Remix) (Music For-Non Musicians)
>6<-ValkyR-Confusion (Pavillion36 Recordings)
>7<-ValkyR-Vents Et Couleurs (Pavillion36 Recordings)
>8<-Cocteau Twins-Seekers Who Are Lovers (Fontana)
>9<-Cocteau Twins-Feet-Like Fins (Fontana)
>10<-Moderat-Rusty Nails (Shackleton Remix) (50 Weapons)
>11<-Modeselektor-A New Error (Headhunter Remix) (50 Weapons)

Përputhje Mjetet Asnjëherë Duke Na Vjen Keq Për Të Thënë (315)
Gidiyoruz tam biçimlendiremediğimiz, kestiremediğimiz bir girdabın merkezine. Tevazuya ne hacet dermansızlık dizboyu; afaki karanlığa teslim olmaya. Makus olarak bellediğimiz ile yanılgılarla ama deneyerek ama tırnakla kazıyarak ulaşmaya çalıştığımız tüm yönergeleri tarumar eden bir düzensizliğe. Meram ortaya çıkan yamukluğa işaret etmek. Ama küçük ama büyük sıkıntılarımızın odağından uzaklaştıkça, laf ebeliğinin gani gani deryasında mahpusluğumuz sürmeye devam edecek. Neye ulaşmaya çalışıyorduk, şimdi neleri tartışa duruyoruz. Nasıl bu kadar çabuk bir biçimde yaftalarımızın esiri olmaya teşne olabiliyoruz? Öfke patlamasının tenzilata dahil olmuş ürünler gibi hızlıca tüketildiği, konuşmaların tonunun hır gür çıkartmaktan gayrısına tebelleş olmadığı ahir zamanın ortamında seçimlerimiz bizleri o karanlıktan uzak tutmaya devam edecek, ya da herşey tükenecek. Algılamak durumunda olduğumuz ötekisi olarak tanımlandırmaya coşarak, koşarak, dizginlenemez bir tahammülsüzlükle koşar adım gittiğimiz yörüngelerin aslında şimdiyi unutmaktan gayrısına, sırayı savmaktan başkasına yol açmayacağı afakidir. Ütopyaların gerçekleştirilebilir olduğunu unuttuğumuz anlardan bu yana giderek daha fazla sinizme teslim olduğumuz bir aralık bu güz. Sinmekten, sindirilmekten, dediğimizi anlamlandırabilir kılmak mecburiyetinde zamanı heba etmekten, kendimize iyilik yapmaktan uzakta kalmaya devam ettiğimiz sürece korku duvarlarımız şekillenmeye, yükselmeye o sınırlarını korumaya çok hevesli olduğumuz bakir alanlarımızı donatmaya devam edecek. Herkes muktedir, herkes tuttuğunu ezip susturmanın yollarını aradığı şimdilerin haşinliğinde hiçbir parlak zeka ürünü çıkarsama o sonsuz boşluğu daha korkunç kılamaz. Kılmayacaktır. Yarıda bırakılan, yarım konulan her teşebbüsün karşısına taraf ol, bizden ol ya da bertaraf ol demek bile en hafif tabirle vurdumduymazlığın tâ kendisidir. Ya bendensin ya kara toprağın ezcümlesiyle. Anlaşılabilir kaygıları paylaşmak, sözcüklerin arasında saklı duran gizli kinlenmeleri aşabilmek, her an istim üzerinden beklemekten ve hep daha sonrasında neler olacak, kara günler kapımızı çalacak, malum olan gerçekleşecek, daha neler neler başımıza gelecek demekten daha yeğdir, evladır. Fahri sünnetçilikten, sıradan faşistlikle beraber sirayet etmiş olan çiçek! hastalığından kurtulabilmemizin gerekliliğini ise sizlerin takdirlerine bırakıyoruz. Fikirlerini paylaşırken üzerine yumurta atılmamasıdır. Taşı ele almak için kendi günahlarımızı tartıp biçtiğimiz, lafımızı sonuna kadar kullanmaktan ayrısını düşünmediğimiz bir zeminin tasvirdir bize lazım olan. Orada burada kim astırırsa astırsın demekten gocunmamız gereken tespit böcüğü hazımsızlıkları, gecekondu afişleri en çok ben bilirimciliği terk etmemiz de ivedilikle gerekmektedir. Hasılı kelam "demokrasi" dediğimizin salt ehil olduklarına inanmamız mecbur kılınanlarca değil halk tarafından da icra edilebileceğini idrak ettiğimiz, başkalarına da idrak ettirip yol katedebildiğimiz bir düzlem o korkulan hüzün dolu girdabın eşiğinden döndürecektir. Hepimizi, her bir bireyi. Bugünün dünyasında görünmek zorunda hissettiğimiz, kendimize yakıştırır bulduğumuz şablonları yıkmaktan imtina edersek, doğruluğundan zerre şüphe duymadığımız hakikatlerin üzerine ölü toprağı serpmekten artık kurtulamazsak klişeler yığıntısı olarak sonsuzluğa ulaşacağız. Kaybolacağız, kaybedeceğiz. Durumun tevazu taşır, kolay kılınır bir yönelişimi, ipucu taşımıyor olduğunu göz önünde bulundurursak şimdi değilse ne zaman hakikatlerimizi yeniden şekillendirmeye başlayacağız? Birbirimizi anlamak için efor sarf edeceğiz ya da gizli öznelerde saklı tutulan çemkirmelerle yitirmeye devam edeceğiz? Giriftleşen resmin figüranları olmaktansa aklımızı başımıza devşirip suskunluğumuzu gidermenin zamanı gelmedi mi? Zincirleme düşünceler için bkz. Cem Karaca'dan halimiz pür mealimiz kıssası; susmuştuk / susamıştık / suya gitmiştik suya / suyu aradık / suyu bulduk / suyu tutmak istedik / suyun başı tutulmuştu / ooy ninem oy / suya gittik / susuz geldik / susuyoruz hala..

>>>>>Bildirgeç
Siyaset Solgunlaşırken - Yaşar ÇABUKLU*

II. Dünya Savaşı'ndan sonraki dönem temsili siyasal sistemin toplumda tahrip edici kutuplaşmalar yaratmayacak biçimde yeniden düzenlenmesine tanık oldu. Devlet, sanayi ve sendikalaşmış emek arasında bir tür uzlaşmaya dayalı korporatist bir rejim kuruldu. Hirst ve Thompson'ın da belirttikleri gibi tam istihdam ve sürekli ekonomik büyümenin vurgulandığı bu dönemde devlet sağlık, eğitim, sosyal güvenlik vb. alanlarda tek tip ulusal hizmetlerin sağlanmasında belirleyici bir rol oynadı. Kol emeğinin ağırlıkta olduğu büyük çaplı üretim işçi sınıfının sendikaları ve partileri aracılığıyla sosyal refah politikalarını etkileyebilmesine imkân sağladı.

1960'lardan itibaren zihinsel emeğin kol emeği aleyhine büyümesiyle birlikte hizmet sektöründe yoğunlaşan ve ifadesini "yeni toplumsal hareketler" içinde bulan yeni bir sosyal muhalefet gelişti. Aynı süreç içinde merkezi, bürokratik yapılara sahip siyasi partiler gitgide temsili işlevlerini yitirmeye başladılar. İktidar, devletten toplumu bir ağ gibi sarmış kurumlara doğru yayılmaya başladı. İktidarın görece yataylaşarak tüm özel alanlara nüfuz etmesi devlet odaklı alışılagelmiş siyaset anlayışının zayıflamasını ve muhalefetin mikro politikalar çerçevesinde yeniden yapılanmasını beraberinde getirdi. Makro ve mikro düzeyde siyasetin güç kaybetmesi ise 1980'lerden itibaren gerçekleşmeye başlayacaktır. Özellikle 1980'lerin sonundan başlayarak, enformasyonun ve iletişimin küreselleşmeye bağlı hızlı gelişimi sonucu siyasal alan tarihte hiç görülmedik ölçüde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.

Küreselleşme ulus-devletin, ulusun, ulusal pazarın ve ideolojilerin, ulusal siyasi birliğin, ulusal egemenliğin, ulusal coğrafyanın büyük ölçüde önemini kaybetmesini beraberinde getirmiştir. Postmodern koşulların ortak ulusal bir tarih bilincini ortadan kaldırmasına paralel olarak ulusal bir uzlaşma üzerine temellenen toplum sözleşmesi de varlık koşullarını yitirmiştir. Guéhenno'nun da belirttiği gibi yurttaşların temsili temelde onay verdikleri yasalarla bağlı kurumlara duydukları inanç silinip gitmiştir. Genel çıkar, kamusal yarar, toplumsal dayanışma, ortak yazgı duygusu ortadan kalkmıştır. Atomize olan, sonsuza dek farklılaşan, anlık durumlara verdiği tepkilerden ibaret hale gelen toplum öte yandan da piyasanın türdeşleştirici gücü tarafından tek tipleştirilmektedir. Bu bağlamda artık eskinin katılımcı, sorumluluk sahibi yurttaşı ortadan kalmıştır.

Ulusal ekonomik ve politik tercihkerin küresel ekonomik / politik güçler tarafından etkisizleştirildiği, küresel sermayenin temsili kurumları devre dışı bırakarak ulusal devletlere kendi kararlarını empoze ettiği bir dönemde güçten düşen ulus-devlet daha önceden ulusuna karşı girdiği sosyal, ekonomik, hukuksal angajmanlardan kurtulmaya çalışmaktadır. Devlet ulusal temelde kültürel ve ideolojik homojenlik sağlama yükümlülüğünden kurtulmuş, bu tür işlevlerini piyasa güçlerine devretmiştir. Küresel deregülasyon politikalarının sosyal reform uygulamalarını dışlaması nedeniyle işçi haklarını öne çıkaran sosyal korumacı politikalar son bulmuştur. Örgütlü emeğin ekonomik ve siyasal gücünün azalmasıyla birlikte sosyal demokrat partiler küresel kaptializmin taleplerine cevap verebilmek amacıyla siyasal merkeze yaklaşmışlardır.

Bu gelişmelere karşın ulus-devletin artık bir işlevinin kalmadığını söylemek doğru olmaz. Sermayenin, paranın, malların ulus-ötesi bir hareketlilik kazanmasına karşın nüfus ve emek gücü görece durağandır. İşte devletin yeni işlevi bu nüfusu, özellikle de göçmenlerden ve işsizlerden oluşan "tekinsiz" nüfusu disiplin ve kontrol altında tutmaktır. Öte yandan seçilmiş, temsili kurumların artık gerçek iktidar merkezini oluşturmamalarına karşın genel toplumsal çıkarın bu alanda ifade bulduğu yalanı sistemce sürdürülmek zorundadır. Baurdillard'ın "gizli teknik işsizlik durumundaki paralel mikro toplum" olarak tanımladığı siyasetçi kesimi geneli temsil etme konumuna sahip yegâne toplumsal grup olarak kolektif algıları profesyonelce örgütler ve idare eder. Siyasetçi bunu yaparken medya kanalından geçmek zorundadır. Böylece siyaset medyatize olur ve sanal bir nitelik kazanır. Televizyonun ritmi siyasetin ritmini belirlemeye başlar. Her hafta değişen gündem silsilesi içinde tartışmalar ilke ve ideolojiler çerçevesinde gelişmek yerine izole edilmiş durumlar içine hapsolur. Sorunlar ayrıntılarından koparılarak birkaç cümlelik özetler halinde, izleyicinin basitçe algılayabileceği biçimde sunulur.

Postmodern toplumda seçmenler / izleyiciler politikaya ve politik kesime olan inançlarını ve saygılarını yitirmelerine karşın olan biteni bir gösteri izliyormuşçasına seyrederler. Bu bağlamda politik sahne keyif kültürünün bir parçası olup çıkar. Yolsuzluklar politik sınıfın içinden birkaç kurban verilerek sistemin aklanmasıyla sonuçlanır. Siyasi kesimin bozulmuşluğu karşısında adli kesimin dürüstlüğü söylencesi yaygınlaştırılarak göstermelik temizlik operasyonları yapılır. Aslında devletin bu iki kesimi hiçbir zaman gerçek anlamda bir çatışmaya girmediği gibi siyasilere ödetilen bedel de tamamen danışıklı dövüşün sonucudur. Yolsuzlukların göstermelik olarak ortaya çıkarılmasının yanı sıra seçmen vicdanını rahatlatan bir diğer olgu da seçimlerdir. Yolsuzluklardan yararlanan da seçimleri finanse eden sermayedir ve sermaye her zaman kara paraya ilişkilidir. Seçimler yolsuzluk yapma hakkını kullanacakların -seçmenin onayıyla- sıraya sokulmasına hizmet eder.

Siyasetle ilgili önemli bir yanılgı da küreselleşmenin demokrasiyi geliştireceği yönündedir. Oysa piyasanın ve mali sermayenin önündeki tüm engellerin kaldırılması anlamına gelen kürselleşme insan hakları, özgürlükler, demokrasi vb değerleri temsil eden evrensellikle çelişir. Küresel iktidarın sahipleri tam bir keyfiyet içinde yorumladıkları evrensel değerler adına dünyanın herhangi bir bölgesine askeri müdahale düzenleme hakkını kendilerinde buluyorlar. Öte yandan çevre ülkelere dayatılan küreselci ekonomik politik işsizliği ve yoksulluğu arttırıp sosyal patlamalara neden olduğu aşikar iken küresel güçlerce bu ülkelere özgürlükleri güvence altına alan bir demokrasinin önerileceğini düşünmek naiflik olur. Kendi demokrasisinde bireysel özgürlükleri ciddi ölçüde kısıtlanmış olan Batı'nın çevre ülkelere önerebileceği demokrasi olsa olsa çoğunluğun çalışma, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik vb haklarının yok edildiği, bireysel özgürlüklerin orta sınıfın düzenli tüketicilerinin kullanımına yönelik olarak düzenlendiği formel bir demokrasidir. Virgül Dergisi - Kasım 2001 - Sayı:45

* Yaşar ÇABUKLU'nun Siyaset Solgunlaşırken makalesi Postmodern Toplumda Kriz ve Siyaset derlemesinden (Kanat Kitap) sayfalar 97-100'den alıntılanmıştır.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
'Yolda Yürürken Aramızda 15, 20 Metre Mesafe Kalsın...' - Ömer FARUK - Radikal
Demokrasinin Olağanlaşmasında Yeni Bir Eşik - Ahmet İNSEL - Birikim
Bir Otuz Yıl Daha Geçse - Okay GÖNENSİN - Vatan
Hayal İle Hayalet - Umur TALU - Habertürk
Anayasa Referendumu??? - Gündüz VASSAF - Radikal
Evet Mi Hayır Mı? - Yücel SAYMAN - Evrensel
Dönüp Pisliğinize Bakın, Yüzünüz Varsa Utanın! - Hafızanın Tarihi - Evrensel / Kronik Muhalif
Ülkenin En Kara Günleri - Nazım ALPMAN - Birgün
Benim Oyum Evet Değil - Onur CAYMAZ - Bianet
Ve İşte Bu Yüzden... Hayır! - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Bir Referandum Kolajı - Mesut ODMAN - Sol.org.tr
Alın Da Başınıza Çalın Elitistliği - Onur CAYMAZ - Birgün
Sebahat Tuncel: İki Kötüyü Seçmek Zorunda Değiliz - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Barışın Dili - Mithat SANCAR - Taraf
Hepsi Diyarbakır Cezaevi’nde Yaşandı Netekim… - Ahmet ŞIK - Habervesaire
Başbakana Diyarbakır Cezaevi Mektubu - Celalettin CAN - Bianet
Türkali: Özgürlükten Yana Tüm Kesimler Boykot Etmeli - Kronik Muhalif
Ali Nesin Neden "Evet" Dediğini Açıkladı - Sol.org.tr
Düşünce Ve Eylem - Murat BELGE - Taraf
Cemil Çicek'in İnsanlığı Tamamen İflas Etti! - Atılım - Kronik Muhalif
Sapla Saman - Aris NALCI - Radikal 2
İktidar Hrant Dink'in Onurundan Daha Mı Kıymetli Be Ali Abi? - Nedim ŞENER - Posta
55 Yıl Sonra 6-7 Eylül Olayları - Nazlı DOĞUOĞLU ESMER - BiaMag
MedyaKronik - Birinci Sayfa III - Kronik Muhalif
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Toplu Görüşmeler Bitti… Şaka Gibi… - Zeynel Abidin KAPLAN - Sendika.org
Dünya UPS'ye Direniyor! - Alınteri.net
Temelkuran ve Mert'den Albayrak'a Destek - Günlük
Gaudium In Veritate (Çıkartma) - İç Mihrak
Refarandum Yazısı - Uçanbalık
'Ya Sev Ya Terk Et' - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Sıralandırmalar Üzerine - Afşin KUM - Afili Filintalar
Zola Jesus - Yiğit A. - 13Melek

Demdike Stare At Myspace
Demdike Stare At Twitter
Demdike Stare At Blogger
Demdike Stare - Liberation Through Hearing Album Review - Todd L. Burns - Resident Advisor
Demdike Stare Live At The Bunker NYC Public Assembly - Youtube
Armonycoma or slt Myspace Sayfası
Armonycoma or slt Bandcamp Sayfası
Armonycoma or slt Twitter Sayfası
No Call 'Recently' Bandcamp Sayfası
No Call 'Recently' - Haymatlos / Çağrışımları Üzerine Deneme - Brandon - Amme Hizmeti
No Call 'Recently' - Haymatlos Yayında - Music For Non-Musicians Myspace Sayfası
ValkyR At Myspace
ValkyR At Youtube
ValkyR - Raping Dolls Mix Via Soundcloud
ValkyR At Pavillion36 Recordings
Cocteau Twins Official
Cocteau Twins At Myspace
Cocteau Twins At 4AD

Cocteau Twins - Otherness EP Informative On Wikipedia
Moderat Official At BPitch Control
Moderat At Myspace
Modeselektor At Myspace
50 Weapons Of Choice # 2-9 Informative On Boomkat
Shackleton At Resident Advisor
Shackleton's Special Live Farewell Mix For Mary Anne Hobbs' Experimental - Dubstepforum
Shackleton Live At Sonar'08 Via Mary Anne Hobbs' Youtube Channel
Headhunter At Myspace
Headhunter At Blogger

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Holocaust Memorial Berlin - Chrisps
Chrisps' Flickr Page

>>>>>Poemé
Yoksulların Ölümü - Charles BAUDELAIRE

Ölüm, avutan da -ne çare ki- yaşatan da;
Hayatın sonu; yine de tek ümit, tek güven;
Bizi bir iksir gibi kavrayan, sarhoş eden;
Karda kışta, boralar, tipiler arasında.

Akşamlara kadar didinmek gücünü veren;
Parıldayan tek ışık, kapkaranlık dünyada;
Dört kitabın yazdığı o koskocaman handa
Mümkün artık doyup, dinlenip uyuyabilmen.

Sihirli parmaklarla, üstüne titreyerek,
Uykuların en güzelini getiren melek;
Yoksulun, çıplağın yatağını yapan eller.

Tılsımlı ambar; tanrıların şerefi, şanı;
Yoksulun dağarcığı ve en eski vatanı;
Bilinmedik göklere açılan tâk-ı zafer.

Çeviri: Orhan Veli KANIK
Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: