Sunday, October 24, 2010

Deuss Ex Machina # 321 - Tämä Hiljaisuus Koskaan Jättänyt Meitä ...

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_321_--_Tämä Hiljaisuus Koskaan Jättänyt Meitä ...

18 Ekim 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-The Black Heart Procession-Drugs (Remix By Eluvium) (Temporary Residence Limited)
>2<-P Jørgensen-July/Julee (Remix By Pawn) (Under The Spire)
>3<-P Jørgensen-For Hanne and Ruth (Remix By Rameses III) (Under The Spire)
>4<-Sproatly Smith-Flowers Made of Winter (Reverb Worship)
>5<-Sproatly Smith-The Ballad of Tam Lin (Reverb Worship)
>6<-Yes Alexander-These Arms Of Mine (Self Released)
>7<-Yes Alexander-Atlas (Self Released)
>8<-The Echelon Effect-In The Continuum Of Time (Glidescope)
>9<- The Echelon Effect-Nobility Of Loneliness (Glidescope)
>10<-The Best Pessimist-Two Against All (Self Released)
>11<-The Best Pessimist-This Silence Will Never Left Us... Goodbye, My Reliance (Self Released)

Tämä Hiljaisuus Koskaan Jättänyt Meitä ... (321) – Siz ve Biz. İkilemlerin yoğunlukla yaşanmasına neden olan ve sorun ne olursa olsun muallakta kalan kısımlar için aşılamaz bir yıkım noktası olarak ayrışmaları sağlamlaştıran bir görüngü tamamlayıcısı. Sizin görüşleriniz, bizim beklentilerimiz. Sizin karaşınlığınız, bizim düzensizliğimiz. Sizin yoksunluğunuz, bizim endişelerimiz. Birbirileriyle sırt sırta veren, aynı düzlem içerisinde karşılaşılan herhangi bir değişkenlik unsuru taşımıyor olsa da temelde aynı sorunların çoğaltımındaki izansızlığa zihin yoranların taraflaşması, taraftarlaşmasıdır bu kıssada değinmeye uğraştığımız. Gırtlağımıza kadar, çakılı kaldığımız bataklığın derinlerine doğru tüm çıkış yollarını tüketmiş gibi koşaradım ilerlememizin başka bir izahını dimağ almamaktadır. Takındığımız tavırların birbirimizi yermek maksadıyla, dip köşeye sıkıştırabilmek ana ekseniyle, vur denilince çıngarın, ipin ucunu iyice kaçıran sataşmalara denk düştüğünü görmektir bu aralıkta can yakıcı olan. Benzeşsiz bir tasvirler yığınına ihtiyacımız da yoktur üstelik. Elbirliğiyle kaybedenler kulübünü yeniden tesis ediyoruz. Kay(ıp)bedenlerimizle, yılgınlıkla terbiye edilmiş, yorgunluk nedir bilmeden girişilmiş tüm muhabbetlerin köküne kibrit suyu dökmeye hazır ve nazırız, çıkar peşinde cümlecikler kurmaktan gayrısına tenenezzül dahil etmediğimiz. Başka yerlerde olsa insanım diyeni ortalığa dökecek kadar gündem maddesi varken, bu kadar kolaycıl bir biçimde işleri göklere havale edip aradan sıyrılmak lüksünü kim biz/size tahsis etti? Hiçbir korunaklılık bu kıyamet düzeninde daha farklı bir sonuca bizi götürmeyecekken, dertlerimizi, tasalarımızı, tasarımlarımızı olduğu gibi biz/sizlerle beraber heder edilmesini mi seyreyleyeceğiz? Kayıtsız kaldığımız her an heder oluşumuzun hiddetine daha da yaklaşıyoruz. En küçük izana bile uzak düşmelerimizin yegane müsebbibi bu ayrışımın derinleştirilmesindeki paylarımızı gözden geçirmenin zamanı henüz değil midir? Çark içerisinde böylesine seri bir biçimde akış sürerken, yıkım şekillendirilirken kenardaki oyuncular olmayı daha ne kadar sürdürmeyi planlıyor/uz/sunuz? Derdimiz birkaç cümlelik notun dahilinde çözülemeyecek kadar sabırla ilerlenmesi gereken bir mücadele alanını karşımıza çıkartıyor. Sadece onu, sadece bunu, sadece şunu tartışmaktan kendimizi alıkoyabildiğimiz vakit kıskaç içerisinden kurtuluşu da temellendirmeyi başarabileceğiz.Öteki ihtimali aklımıza getirenlerin, saman altından suları yürütmeye devam edenler olduklarını da hatrımızdan çıkartmadan. Bir an olsun koyvermişliğimiz gözden uzakta tutmaya çalışmalarımız, işitmez kaldığımız, çekimserliğimizi ilan ettiğimiz şeyleri düşününce bu yorumu daha fazla çeşitlendirebilir, kendi doğruları/m-n/ız için uygulamaya koyulabilirsiniz, kim bilir? Bellek unutmaya programlanmış olsa da aslında dipte bucakta kalmış olan hafıza zerreciklerinin asıl maksadı bu kadar griftleşen, tortusunu almayı unuttuğumuz bilginin özüne ulaşabilmemizi mümkün kılan birer anahtar olduğunu yeniden hatırlatmalıyız. O zerrecikler arasında saklı duran Tekel işçilerinin önce 4-C boyunduruğu altına alınması, haklarından mahrum bıraktırılması sonra da bağlı bulundukları Tek-Gıda İş sendikası tarafından dımdızlak ortada konumlandırılmaları fark edilebilir. Durmaksızın aynı teksir makinesinde yazılmış gibi görünen manifesto kıvamlı söylemcelerin, gerektiğinde eylem yaparız hissiyatsızlığının, emeğin hakkını aramaktan kaçınılmasındaki bit yeniklerini görebileceğiniz bir aralıktır, 4-C davası ve beraberinde normal olarak adlandırmaya çoktan hazır bulunduğumuz durumların toplamı. İçeriğinin muamma olması bir yana yıllarca bu ülkede kimlikleri doğru düzgün tanımlandırılmayan kim varsa onun başına reva getirilenlerin tekrarlanmasına zemin sağlayan KCK davasının tutarsızlıkları da o kesişim içerisinde zihni doldurmaktadır. Düzeni sağlamak adına yaptırımların gelenine paşa gidenine ağa denilerek konumlandırılmış olan her ne varsa tıpkı yitirdiğimiz tüm renklerimiz gibi mozaiğimizi istenen kıvamda kaskatı mermeri çağrıştırdığını eklemeliyiz. Hakların mücadelesini siyaset zemininde, halkla beraber arşınlamak sözkonusu iken yalnızlaştırma politikasının, haklarını dağlarda arasınlar hiddetinin, şahinler olarak tanımlandırılan tüm kesimlerin ekmeklerine yağ sürülmesinden başkası olmadığını ise Wikileaks'in açıklamasına gerek yoktur sanırız!! Verilmeyen kıymetler, edinilmeyen dersler, değiştirilemez doğrular arasında siyasi bir simge olmaktan uzakta kendi halinin belirginleştiricisi olarak değerlendiren örtünme biçimi için bile kopartılan kıyam meramlarını bile dikkat ettiğinizde fark edebilir/sin/iz. Eğitim alabilmek için şartlanmışlıkları aşmanın yolu güçbela tesis edilirken bunca kakafoni pek manidar değil midir? Yarınlarımız öte taraflarda, gizli saklı çoktan neoliberal düzlem dahilinde şekillendirilirken, öğütülmeye ant içilirken durmaksızın aynı konular etrafında dolaşmaki sorunun çözümündense daha fazla ne kopartabiliriz eyyamcılığına yakın durmak zul değil midir? İlköğretim çağı ve öncesinde küçük insanların bir örnekleştirilme çabasını, örtünme biçiminin vakit kaybedilmeden daha dimağlarını yapılandırma yolunda ilerleyenlerin karşısına çıkartılmasının garabetliği ise bambaşka bir muammadır. Keza parasız eğitim hakkından tutun da, uygulanabilir bir hak olarak tanımlandırılmış olan anadilde eğitim taleplerine kulak tıkamayacak, devekuşu rolüne bürünmeyecek ücretisiz tahsis edilen ders kitaplarında yer alan vahim hatalara, Şerzan Kurt'un bile isteye karanlığa teslim edilmesine neden olan aymazlıklara vd. kadar esas sorunlar dururken neden bu mıntıkanın dışını arşınlayamıyoruz. Ya bir solukta okuduğunuzda kendi/n/m/izi insanlığımızı sorgularken bulduğumuz değme ortaoyuncularını ortadan çatlatırcasına resmen karaşın bir muammalar komedisine dönüştürülmeye çabalanan, katilin bulunmasını değil ortalıklarda ne kalmışsa onun da üzerine ölü toprağı serpmeyi uygun bulunduğu Hrant Dink davasının piyonu olan tetikçi için talep edilenler, hatıra zerrecikleri arasında can yakıcı kısımları oluşturmaktadır. Bir caniden, çocuk yaratma uğraşının, sebepsiz yere insan canını almanın günah sayıldığı bir coğrafya dahilinde görmezden gelmelerin, tevazu göstermelerin, yüceltmelerin bir sonunu görebilecek miyiz? Veyahutta "Hrant'ın Arkadaşları'nın" çağrılarında değindikleri gibi "Her keresinde adalet umudumuz biraz daha incinse de, her keresinde acımız, mücadele isteğimiz ve öfkemiz biraz daha artıyor. Savsaklanmış, ciddiyetsiz ve değersizleştirici her tavra bir yenisi eklendiğinde, biz; mağduru, takipçisi ve tanığı olduğumuz bu utanç davasını, bu vicdan kavgasını daha da bilenerek sürdürme azmiyle doluyoruz." cümle dizininden kendi payımıza bir şeyler çıkartabiliyor muyuz/musunuz? Fark edebiliyor muyuz? tersine doğru evrimimizi sürdürdüğümüzü. Bu satırlar elbet solgunlaşacaktır, okunup unutulacaktır ama bir şekilde hatırlatmalarımızın, tüm paylaştığımız sorunlarımızın resmi geçidi dahilinde elimizdeki mücadele kartını daha ne kadar süre göz ardı etmeyi onaylayacağız/caksınız?
Hala mı Siz ve hala mı Biz????

>>>>>Bildirgeç
Gündelik Yaşam Ve Selamet - Emmanuel LEVINAS*

Tüm çağdaş felsefeyi oyuna sokan bir çelişki bu şekilde çözülemez mi? Her ikisi de apaçıklık iddiasındaki deneyimlere dayanan daha iyi bir toplum umudu ile yalnızlığın umutsuzluğu aşılamaz bir antagonizm içinde ortaya çıkarlar. Yalnızlık deneyimiyle toplumsal deneyim arasında yalnızca karşıtlık değil, çatışkı da vardır. Bunlarda her biri evrensel bir deneyim mertebesinde olduğunu ve diğerini açıklayabileceğini, onun özgün bir deneyimin yozlaşmış bir hali olduğunu gösterebileceğini iddia eder.

Yalnızlık duygusu sosyolojinin ve sosyalizmin iyimser inşacılığının tam da bağrında tutunmakta ve tehdit etmektedir. Bu duygu iletişimin getirdiği sevinçleri, kollektif eserleri ve dünyayı barınılır kılan ne varsa her şeyi, Pascal'ın sözünü ettiği oyalanma, yalnızlığın basitçe unutulması olarak geçersiz kılmaya imkân tanır. Dünyada yerleşmiş bulunma, şeylerle meşgul olma, onlara bağlanma olgusu ve hatta şeylere hâkim olma özlemi yalnızlık deneyiminde değersizleştirilmekle kalmaz, dahası bir yalnızlık feslefesi tarafından açıklanır da. Bu açıklama uyarınca, şeylere ve ihtiyaçlara ilişkin kaygı bir düşüş, bu ihtiyaçların kendilerinin ima ettikleri nihai sondan bir kaçış olmaktadır. Bu kaygı sonuçsuzdur; elbette kaçınılmazdır, ama aynı zamanda da aşağı düzeyde ve kınanası olanın damgasını taşıyan bir hakikat olmamalıdır.

Fakat tersi de eşit derecede doğrudur. Pascalvari, Kierkegaardvari, Nietzschevari, Heideggervari endişelerin ortasında korkunç burjuvalar gibi davranıyoruz. Veyahut da deliyiz. Kimse bir selamet yolu olarak deliliği önermeyecektir. Shakespeare'in trajedisindeki soytarı, deli, dünyanın tutarsızlığını ve ahvalin saçmalığını açıkça hisseden ve dile getiren kimsedir. Trajedinin baş kişisi değildir, onun aşacağı hiçbir şey yoktur. O, kralların, prenslerin ve kahramanların dünyasında bir açıklıktır ki, bu açıklık sayesinde deliliğin esintisi o dünyayı boydan boya kat eder - ışıkları söndüren ve perdeleri yırtıp atan fırtına değildir. Uzun günlerimizi dolduran ve bizi benzerlerimizle ilişkilere atmak üzere yalnızlığımızdan söküp alan uğraşılar bütünü boş yere düşüş, gündelik yaşam, hayvanilik, alçalma ve müptezel maddecilik olarak nitelendirilmektedir. Hiç de önemsiz değildir bu uğraşılar. İlksel zamanın kökeni itibariyle bir ekstaz (dışarıda durmak) olduğu düşünülebilir, sonra tutar kendimize bir saat satın alırız; varoluş çıplaktır çıplak olmasına ya, yine de mümkün mertebe usulünce giyinmek icap eder. Ve endişe hakkında bir kitap yazınca bu kitap birileri için yazılmıştır, kaleme alınışından yayımlanışına dek tüm aşamalar katedilir ve bu arada bazen de bir endişe tüccarı gibi davranılır.

İdam mahkumu son yolculuğu esnasında kılığına kıyafetine çeki düzen verir, son bir sigarayı kabul eder ve kurşunlanmadan önce bir iki anlamlı laf eder.

Bunlar, bazı realistlerin idealistlere yönelttikleri itirazları hatırlatan kolay itirazlardır. Onlar yalan bir dünyada yiyip içtikleri, nefes alıp verdikleri için idealistleri kınarlar. Görünüşte, daha az göz ardı edilebilecek itirazlardır bunlar; bir davranışı bir metafiziğin karşısına koymazlar, bir ahlakın karşısına dikerler. Birbiriyle çatışan bu deneyimlerden her biri bir ahlaktır. Onlar birbirlerini hatayla değil, sahici olmamakla itham ederler. Endişeden çok ekmek bulma uğraşında oluşlarıyla seçkinlerin karşısında yer alan kitlelerin bu reddiyelerinde safdillikten başka bir şey vardır. Ekonomik problemden yola çıkan bir hümanizmi harekete geçiren büyüklük vurgusu, işçi sınıfının hak arayışlarını hümanizm payesine yükselten gücün kendisi işte burada kaynaklanır. Basitçe, sahici olmayana bir düşüş, hatta bir oyalanış veya hayvaniliğimizin meşru bir gereği olan bir davranışla izah edilemeyecek olan budur.

İyimser ve inşacı bir sosyalizm için yalnızlık ve endişeleri, dayanışmayı ve zihin açıklığını çağıran bir dünyada devekuşu misali başını kuma gömmektir, toplumsal bir dönüşüm döneminin gölge-fenomenidir, lüks ya da atık bir fenomendir; yörüngesini yitirmiş bir bireyin tuhaf rüyası, kollektif bünyedeki bir çıkıktır. Ve hümanist sosyalizm, yalnızlık felsefesinin kullandığı hakkı eşitçe kullanarak ölüm ve yalnızlık endişesini, yalan dolan ve gevezelik ve hatta mistifikasyon ve aldatıcı belagat, esas meseleden kaçış ve yozlaşma olarak niteleyebilir.

***

Sartre'ın felsefesinde meleklere yaraşacak türden bir şimdi vardır. Varoluşun tüm ağırlığı geçmişin üzerine atıldığından, şimdinin özgürlüğü maddenin üstünlüğü yer alır zaten. Bense, maddenin tüm ağırlığını şimdinin kendisinde ve onun ortaya çıkma özgürlüğünde tanıyarak, hem maddi yaşamı ve onun varolmanın anonimliği üzerindeki zaferini hem de onun bizzat özgürlüğü yoluyla bağlandığı trajik kesinliği tanımak istiyorum.

Yalnızlığı -öznenin kendine zincirlenişi olan- maddeselliğe bağlamak suretiyle, dünyanın ve dünyadaki varoluşumuzun, öznenin kendisine verdiği ağırlığın üstesinden gelmesinde, maddeselliğinin üstesinden gelmesinde -yani kendi ile ben arasındaki bağı çözmesinde- hangi anlamda temel bir yola çıkış noktası oluşturduğunu anlayabiliriz.

* Emmanuel LEVINAS'ın Zaman Ve Başka adıyla yayınlanmış konferans dizisi metinlerinin derlemesinden; II. bölüm Gündelik Yaşam Ve Selamet başlıklı bölümünden (Sayfalar 82:86) Metis Yayınlarının anlayışlarına sığınırak sizlerin okumasına sunulmuştur. (Zaman Ve Başka / Sunuş ve Yayına Hazırlayan: Zeynep DİREK / Türkçesi: Özkan GÖZEL / Metis - Tarih Toplum Felsefe: Ekim 2005)

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Alamet-i Kıyamet - Dream Endless - Limbo Pillow
İkinci Tekel Direnişi - Sendika.org
“Tek bir TEKEL işçisi de kalsa 4 C’ye karşı mücadele etmezsem şerefsizim” Diyen Türkel Nerede? - Sahil İNCEAĞAÇ
Tekel İşçileri Şişli AKP'ye Yürüdü - İkinci Tekel Direnişi
Diyarbakır Kelepçesi - Nazım ALPMAN - Birgün
Kibar Bir 12 Eylül Üslubuyla Basıldılar - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Ez Li Vir İm - Kaçakkova - Mutlak Töz
Etnik Metnik, Kart Kurt, Unsur Munsur - Suzan SAMANCI - Taraf
Kürtler Yargılanırken - Şeyhmus DİKEN - Köxüz / Birgün Pazar
"KCK Davası Bir Skandal, Hepsinin Tahliyesi Şart" - Ece YILDIZ - Erhan ÜSTÜNDAĞ - Bianet
KCK Davası Ve Dreyfus Olayı - Mithat SANCAR - Taraf
Baskın Oran: Ana Dilde Savunma Lozan’dan Beri Haktır! - Jiyan
Başörtüsüne De Anadilde Eğitime De Cemevlerine De Evet! - Cengiz ÇANDAR - Radikal
“Asıl Azınlık Bizleriz” - Sol.org.tr
'Dil Yarası' Sorununu Çözmek Devletin Görevi! - Kronik Muhalif
Özgürlük İçin... - Yeniden Devrim
Halkevleri Eğitim Hakkı İçin Eylemde - Sendika.org
Sanki Bir Elden Çıkmışlar Gibi... - Kemal ULUSALER - Birgün
Günün Modasından Konuşmak - Mesut ODMAN - Sol.org.tr
Bu Toprak Benim, Senin Değil! - Umur TALU - Habertürk
İlk Öğrendikleri Kelime 'Sus' Olan Çocuklar - Dilek KURBAN - Radikal
1984'ten 2002'ye - Günay ASLAN - Birgün
Mesai Saatinde Ölmek Yasak! - Sırrı Süreyya ÖNDER - Radikal
Ya Cevap Verin, Ya Hesap! - Hrant İçin Adalet İçin
'Ogün Samast Oley' Diyen Gençler İçin, Yeniden: Sol - Onur CAYMAZ - Birgün Pazar
Yargı Dink Davasında 3 Yıl 9 Aydır Tanık Arıyor! - Bianet
Alper Taş: “Trabzonspor Samast’ların değil, Koyuncu’ların takımıdır” - Jiyan
Protokollerin Ardından Bir Yılda Neler Oldu? - Aris NALCI - Agos / Nor Zartonk
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Medyada Ezilenin Sesi: Medyasözlük! - Bawer ÇAKIR - BiaMag
'Şerefsiz'in Kılıfı Hazır! - Kronik Muhalif
'Buradaki Bütün Çocuklar Senin Kardeşin'- Güney ÖZDEMİR - Sendika.org
Iraq War Logs: Live Reaction And WikiLeaks Address - David BATTY - The Guardian
Fidel Castro: Nükleer Kıyamet Kapıda - Global Research / Gerçeğin Günlüğü
Maske Suratlar - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu

The Black Heart Procession Official
The Black Heart Procession At Myspace
The Black Heart Procession - Blood Bunny / Black Rabbit İncelemesi - Dream Endless - Limbo Pillow
Eluvium Official
P Jørgensen Official
P Jørgensen At Myspace
P Jørgensen Soundtrack_Remix Page On Soundcloud
Pawn At Myspace
Rameses III Official
Sproatly Smith At Myspace
Sproatly Smith / Reverb Worship
Sproatly Smith On Last FM
Yes Alexander Official
Yes Alexander At Myspace
Yes Alexander Interview At The Sky Report
The Echelon Effect Official
The Echelon Effect At Myspace
The Echelon Effect - Mosaic On Post Rock Community
The Best Pessimist At Myspace
The Best Pessimist On Last FM
The Best Pessimist Discography via The Sirens Sound

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Hong Kong Street Art - Stencil Revolutionaries - Rig
Rig' Flickr Page

>>>>>Poemé
Kara Yılan - Sezai KARAKOÇ

Güneşin yeni doğduğunu sana haber veriyorum
Yağmurun hafifliğini toprağın ağırlığını
Ve bütün varlığımla kara yılan seni çağırıyorum
Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt içmeye
Pamuğun ağırlığını yapan dağın hafifliğini
Sana haber veriyorum yeni doğduğunu güneşin

Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Günahlarım kadar ömrüm vardır
Ağarmayan saçımı güneşe tutuyorum
Saçlarımı acının elinde unutuyorum
Parmaklarımdan süt içemeye çağırıyorum seni
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk

Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

Seni süt içmeye çağırıyorum parmaklarımdan
Kara yılan kara yılan kara yılan kara yılan

Kaynakça: Epigraf

No comments: