Sunday, November 07, 2010

Deuss Ex Machina # 323 - Elegy For A World Without Hurt

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_323_--_Elegy For A World Without Hurt

01 Kasım 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Rothko-REM Sleep (Trace Recordings)
>2<-Asfandyar Khan-Gregor Samsa Is Dead, Long Live Gregor Samsa (Self Released)
>3<-Asfandyar Khan - I Must Bury My Muse (Self Released)
>4<-Nest-Kyoto (Serein)
>5<-Nest-Lodge (Serein)
>6<-Houses-Medicine (Lefse Records)
>7<-Houses-Sleeping (Lefse Records)
>8<-Amiina-Púsl (Amínamúsík Ehf.)
>9<-Amiina-In The Sun (Amínamúsík Ehf.)
>10<-Nada-Alis (Bağımsız Yayın / MP3)
>11<-Nada-Ha (Bağımsız Yayın / MP3)
>12<-Sakareller-YK2 (Peyote Müzik)
>13<-Sakareller-Yörünge (Peyote Müzik)
>14<-Özdemir Erdoğan Orkestrası-Uzun İnce Bir Yoldayım (Yonca Plak)

Elegy For A World Without Hurt (323)
Kalı(n)t(ı)lar bırakıyoruz. Ardımızda dağlar haline dönüşmeye yüz tutmuş sorunlarımızı sarıp sarmaladığımız, unutmak için nedensiz de olsa kaçmaya çabaladıklarımızı dürüp dürüp sımsıkı birbirine geçirdiğimiz modern çöplükler inşaa ediyoruz. Şehrin mabetlerinde biteviye bir harala gürele içerisinde duyumsanan kesif kokunun nedeni olan çöp yığınları. Görmekten epey zaman önce vazlar geçtik, vaaz vermekten bir kerecik harekete geçemedik demekten utananlar için can yakıcı kareler beliriyor. Bu resmin tamamlayıcısı çöp toplayıcılarımız var. Sabah şafak sökün eylerken, gecenin korku dolu kasveti üzerimize düşerken bir köşede işlerini halletmeye çalışan zorunlular. Zorunlu hizmetliler. Dürdüğümüz nice karalamanın, karalanmış belleksizlik hallerinin ve unutuluşun dehlizlerine yolladığımızı sandığımız şeylerin canlılıkları, hakikatliklerini ortaya çıkartan belgeleyiciler aslında tüm hakir, yoldan çekilir misiniz? bakışlarına muhatap olanlar. Muktedirin tek bildiği boyunduruğu altına aldığı, köşeye sıkıştırdığı kitleleri nefessiz koymaksa, onlar gibi muhalif olanlar o nefessiz alanları biraz olsun yaşanılır kılmak için çare üretenleri çağrıştırıyor, imdimizde, şimdinin gergin atmosferinde. Konuşmaları tartıp biçerken, dostu düşmanı bellerken gösteriyor göründüğümüz özenin yüzdeleri son derece düşük oranlarını paylaştığımız kirlilikleri, suçlulukları, veryansın etmekten gayrısının eki eki demekten daha da fazlası olduğunu ikrar edebildiğimiz vakitlerde bu çöplüğün, çöp dünyasının, tüketimi önümüze sunan gerisini koyverin gitsin diye ufak at da civcivler yesin kıssasını haklı çıkartan yönelişimleri yıkmayı başlatacak adımlar o belgeleyiciler ile yaşıyor. Yaşatılıyor. Makus bir talih, ne edersin kader, budur hepimizin alınyazısı kolaycılığına sığınaduralım her daim umudu yaşatmanın gerekliliğini çöp toplayıcılarının kendilerine yükledikleri vazifeleri arasında görmek mümkündür. Mümkünatsızlığa demir attırılmış, topu çoktan dikmiş izlenimi uyandıran modern yaşayışımızın derdest edici sahiciliğinin farkına varmakla pekala olanları çözümleyebilmeyi kolaylaştıracaktır. Yokuş giderek dikleşse de hala elimizde barış kartının bulunduğunu, birilerinin durmaksızın savaşı körüklemek dışında başka vazifeler edinmeleri gerekliliğini hatırlatmamız gerekli olsa da sonuna kadar konuşabilmenin, düne terk ettiğimiz hallerimizle yüzleşmemizin artık vakti geldiğinin, kapımızın çalınıyor olduğunu idrak etmemiz lazım gelmektedir. Kaybetmekten korka korka, sesimizi kısa kısa anlamından koparttığımız, uzak kıldığımız barışı bu gündem çöplüğünde arşınlayabilmek, yaşanılır kılabilmek o taşın altına ellerimizi koyarak sağlanabilecektir. Ötekileştirmekten, ötekisinden tiksinmekten, tiksindiğimizin de bir insan, bir candan daha fazlası olabileceğini görebildiğimiz vakit bu yekpare kasvet yığınının üstesinden gelebileceğiz. Gereksizz taramaların koyu birikintileri şehrin surlarını, yaşadığımız dünyayı daha tahammülsüz kılıyorsa bütüne vurduğumuzda yaşanan kesintilerin, ölen canların nelere mal olduğunu eminiz çok daha rahat anlayabileceğiz. Hayat hiç de adilane değilken böylesi çablanımlar, kazanımları dağların ardındaki ütopyalara benzeş kılanların da yüzündeki maskeleri indirebilmemizi sağlayacaktır. Görünmezlikten nihayet görünürlüğe geçmiş bulunulan e(k)mek mücadelelerinin arasında belki bir kişi bile olsa hayatını zindana çeviren açmazları, kendini ifade edememeleri aşmış insanların şefaatleri de o belgeleyicilerin yükleri arasında duran tomarların arasından yansımaktadır. Bir diğerimiz için her an sözkonusu olabilecek, hukukun dediğil guguğun üst, üstün tutulduğunu örnekleyen kulağına küpe takan öğretmenden, gösterilmeyen çıkış yolunu dişiyle tırnağıyla aşmak için elindeki imkanları sonuna kadar kullanan emekçi ablamıza uzanan bir secere gözlerimizin önüne seriliyor. Serili duran yarım yamalaklığın kıt kanaat geçimlerin, yarını çoktan ipotek altına alınmış prangaların hüznü büsbütün dağıtılabilsin diyerek üye oldukları sendikaların bile gün gelip kendilerine uzak durduklarını aydınlatıyor. Dünya kavrulup dururken bizlere de teğet geçenin göçüğü altından kalkmak için çabalamak düşüyor. Vurgulamalar sesin giderek tektipleştirildiği, aymazlığın dozunun daha da çoğaltılıp neredeyse kakafonik bir sunumlandırmaya dönüştürüldüğü, koltuk mücadelesi uğruna yıllardır kendilerini çivileyenlerin giderken bile ayaklarını sürtmelerinin korkunçluğu belleğe kazınıyor. Yüksek sesli muhalif kimliği çoktandır terk etmiş, dediğim dedik çaldığım düdükçülerin yerine geçebilecek, ümitvar olmamızı sağlayacak (en azından bunu yapacak) siyaset odaklarının bile cehennemde yanan kazanlara benzerliğini hatırlatırsak sanırız daha aşikar bir biçimde çöplüğün, çöpten yığınlarımızın keskin kokusu sizlere de ulaşacaktır. Hesap sorulabilir, haklar kazanılabilir, yeterince adil olunabilir her şeyin başı çöp toplayıcılarının yaptıkları gibi ulaşılmaz zannettiğimiz yanıbaşımızda yükselen buhranların, pejmürdeliğin de bir dönüşüme tabii olabilirliğini sıklıkla tekrarlamaktır. İspat edebilmektir.
[Geçişlerine taşlar döşenmiş demokrasisinin toptan yağmalandığı memleket sathına dair ucu açık terennümler - Kendi/me/mize/not/lar Fotokopi a3]


>>>>>Bildirgeç
"Savaşmak" İstemeyenlere Öğütler - Şeyhmus DİKEN*

"Sana dil verdim ise,

Yık da harab et mi dedim

Nar-ı hicrinle cigerim

Yak da kebab et mi dedim"

Dîyarbekir'den bir ezgi

1960'lı yılların hippi gençliğinin unutulmaz sloganıydı "savaşma seviş".

68 kuşağının direngen ve muhalif sol gençliğinin önce Avrupa'yı, sonra da dünyayı sallayan kararlılığına rağmen, epeyce genci sarmış sarmalamış ve peşine takmış bir slogandı "savaşma seviş".

Hatta slogandan öte yanına bilumum "kafayı hoş edici" müptelalıkları da katarak yaşam biçimi haline dönüşmüştü "savaşma seviş"'le özdeşleşen hippi felsefesi.

Kırk küsur sene geçti aradan ve şimdi radikal gazetesi "savaşma konuş" başlığı altında bir "kampanya" başlattı.

Kampanyanın duyurusunu okuyunca kısa süreliğine düşündüm. Doğrusu iki sahici kelimecik; savaşma ve konuş masum gibi gözükerek beni ziyadesiyle sardı. Ve kendi kendime dedim ki; Ya hu Allah aşkına! Savaşmayalım konuşalım da! Konuşacak takat mi kaldı toplumda. Çocukluktan başlayarak "Söz gümüşse, sükût altındır" sözünü slogan yapmadık mı?

Konuşanı, hele hele alenen konuşanı, üstüne üstlük politik kelamlar edeni en hafifinden aile ve arkadaş çevremizden başlayarak uyarmadık mı? "Aman sus, konuşma. Durduk yerde başına dert açarsın!" demedik mi? Daha ilkokuldan başlayarak çocuklarımıza; "olur olmaz yer ve durumlarda konuşma, tartışma, kabullen" demedik mi?

Yetmedi, kesmediyse, devlet ricali marifetiyle; konuşanları, yazanları savcı, hâkim karşısına çıkarmadık mı? Hâla konuştu ve yazdı diye, gazete dergi çıkardı diye, yayıncılık yaptı, kitap yazdı diye ülkenin mahpus damlarını dolduran yüzlerce "düşünce suçlusu" yok mu bu tuhaf ülkede.

Konuşmanın önünde hâla anlı şanlı ceza yasaları yok mu?

Şimdi sormazlar mı insan tekine; Hrant'ın günahı neydi? Konuşmaktan ve yazmaktan maada...

Konuşanlara ve yazanlara karşı, bebekten (seri) katiller üretip, sonra da ürettiğimiz katilleri çocuklaştırarak yanlarında poz poz fotoğraflar çektirip münasip yerlerimize kandan kına yakmadık mı?

Öğrenci gençliğin kanlarıyla süsledikleri bayrak resmini "baş tacı" etmedi mi anlı şanlı generaller?

İşte gelinen nokta...

"Savaşma konuş" kelamını gerçekten anlamlı buluyorum. Hele hele konuşmaktan ve yazmaktan başka silahı olmayan cenahtan biri olarak...

Ama savaşanlara, hele hele eline silah alıp dağa çıkıp savaşanlara karşı; konuşma, hakkını arama, sonra da hakkını teslim etme fırsatını vermeyen muktedirlere karşı önce bir miktar ses yükseltmek gerektiği kanısındayım.

Savaşanlar durduk yerde "savaşçı" olmadılar.

Önce konuşma, talep etme hakları ellerinden alınanlardan okkalı bir resmi özür dilemek gerek kanaatindeyim.

Sonra da hak teslimiyeti...

Ve tabii ki en sonra da konuşabilecekleri, konuştuklarından, yüksek sesle talep etiklerinden dolayı zulme, baskıya, sorgulanmaya, yargılanmaya uğramayacakları bir meşruiyete ortam hazırlayacak bir hal durumuna ihtiyaç var.

Yani ez cümle savaşmayıp konuşabilecek bir ortama ihtiyaç var.

Konuşma Hakkı'nın bir evrensel hak olduğu gerçeğine ihtiyaç var.

Ve bir de savaşarak hak elde etmektense konuşarak hak elde etmenin mümkünatına, olabilirliğine sokağı inandırmak gerek.

Eğer bu mümkün değilse, "savaşma konuş" kabilinden özenli sözler fantezi olmaktan öteye gitmiyor / gidemiyor.

Keşke savaşmayıp konuşabilse insanlar...

Keşke konuşurken susup, karşısındakini dinlemeyi bilse insanlar...

Keşke haklarını konuşarak ve yazarak elde edebilecekleri düzeninin uygulamada olduğu bir ülke gerçekliği inancı bu tuhaf ülkede bir gün tezahür etse...


* Dikkatle okunası metinler kabilinden, irdeleyebilmek için aslında neler oluyor ve sonrası için ümidimiz nedir kıssası olarak; Bianet.org sitesinde 06 Kasım 2010 tarihinde Şeyhmus DİKEN tarafından kaleme alınmış "Savaşmak" İstemeyenlere Öğütler! başlıklı makaleyi yazarın ve kurumun anlayışlarına sığınarak sayfamıza alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
"Savaşmak" İstemeyenlere Öğütler! - Şeyhmus DİKEN - Bianet
Kürt Sorununda Nereye? - Mustafa PEKÖZ - Sendika.org
İnsan Var Geceyi Ağartır, İnsan Var Gündüzü Karartır - Suzan SAMANCI - Taraf
Diyarbakır'da Üç Genç Gerekçe Açıklanmadan Gözaltına Alındı - Semra PELEK - Bianet
Ceylan Ve Edanur Kaderleri Aynı, Bir Farkla… - Jiyan.us
Bizi Ayıran Duvar - Mehveş EVİN - Milliyet
Barışı Engellemek İçin - Ömer Faruk ALTUNTAŞ - Turnusol.biz
Barış Yaklaştıkça, Statüko Sancı Çekiyor - Leyla İPEKÇİ - Taraf
Özgürlük İstemek, 4 Yaşında Ölmek Ve Muhalefetin Açmazları - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan.us
Kürdistan'a Övgü - İlyas BAŞSOY - Birgün
Sanık Dışında Herkese Ceza! - Kronik Muhalif
Gerçeğin Ne Kadarına Dayanabilirsiniz? - Ayça SÖYLEMEZ - Başka Haber
Nefret Etmemeyi Önce Okul Ve Medya Öğretebilmeli - Bianet
Kahraman - Umur TALU - Habertürk
'Gavura Gavur Demek Yasaktır!' - Sırrı Süreyya ÖNDER - Radikal
Tuncel KURTİZ: Hep Muhalif Kalacağım! - Gülşen İŞERİ - Birgün Pazar
Boğaziçi'nde Başbakan Protestosuna Gazlı Saldırı - Kronik Muhalif
YÖK: Bir Garip Eğitim Kurumu - Berivan TAPAN - BiaMag
Sermayeye Köle Olmayacağız! - Alınteri.net
Cuma'nın Küpesi Bizim Özgürlüğümüzün Teminatı - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Hayatta En Hakiki Mürşit Ranttır - Metin MÜNİR - Milliyet
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
"Emeğim Onurumdur": Türkan Albayrak - Nedim SABAN - Sol.org.tr
Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar! - Alınteri.net
Enflasyon Rakamlarının Gösterdiği! - İ. Sabri DURMAZ - Evrensel
Referandum Sonrası - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Radikal 2
Solda Kırılma Mı, Arınma Mı? - Özay GÖZTEPE - Sendika.org
Çöken Liberalizm - Burak GÜRBÜZ - Sol.org.tr
Antikapitalizm Ve Akp - Adnan BOSTANCIOĞLU - Birgün
Kahvehane - Seviyesiz - Seviyesiz Siyaset
Okey Suratı Takınmış Adamlar - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu


Rothko Official / Trace Recordings
Rothko Music
Rothko An Interview With Mark Beazley - Simon BERKOVITCH - Comes With A Smile
Asfandyar Khan Official / Tumblr Blog
Asfandyar Khan At Bandcamp
Asfandyar Khan - Snow Makes Things Perfect Review - The Sirens Sound
Nest / Serein
Nest Informative On Last.FM
Nest - Retold Informative - Mapsadaisical
Houses Official
Houses At Myspace
Houses Informative On Lefse Records
Amiina Official
Amiina At Myspace
Amiina - Puzzle Album Review - Andy GILL - The Independent
Nada Resmi / Myspace Sayfası
Nada - Alis "Canlı" Vimeo
Nada Facebook Sayfası
Sakareller Resmi Sayfası
Sakareller Myspace Sayfası
Sakareller Röportajı Time Out İstanbul
Özdemir Erdoğan (Orkestrası) Vikipedi Sayfası

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Curb Your Dogma - By Roberta Thorn
Roberta Thorn's Flickr Page

>>>>>Poemé
Oyun Oynayanlar - Edip CANSEVER

MENZİL CAMBAZI

I

Tam orada, kuru ağacın altında
Ey gök, gülümseme, kayboluyorum.


MENZİL CAMBAZI
(Ağacın kurdu içinden olmazsa ağaca zevk yoktur)

II

Vardı ki bir menzil cambazı pembe iskeletini
Sığdırıp kan kırmızı ölüsünün içine
Doğrulur, evet, oyun özgürlüktür, der
Asar kendini sonsuz deve kemiğinden çengeline

Onurudur anlaşılmamak elbet
San saçları sarı kalbini örten onun
Ki bütün gün bir damla gözyaşının içinde

Bir gül bas oraya, tekrarla kalbini.


MENZİL CAMBAZI
(Çerçi ne satar? Kalbindekini satar)

III

Odur kasabaya her gün bağıran bir çocuk
Taş kesilen bir oyuncuyu anımsamaktan
Yankılanır: paşmağı ince nohudî
Bir boynu ki gök doyuran soyundan

Bir tek evi bile olmaya olmaya olmuş bir kentten geldi
Ufuksuz günlerinde bir han soluyan buraya
Bunaltısını sümbülî bir kuzgunun çektiği
Ve götürdüğü yaz saydamı bir menzil cambazına

Ve odur
Uyanınca her zamanki uykusuzluğundan
Sevilmemek umududur diye gösterdiği her şiirin
Ve taşlaşmış kasabasında yalnız
Çocuk çocuk içindir bir daha.


MENZİL CAMBAZI
(Ses gelir oynar, söz gelir ağlar)

IV

Aynı zamanda bir çağrışımlar atlasıdır
Dizer şeylerini dünyasına bir bir ve harcar
Yaşayanlar iyi bilir, yaşamak
Bir altılı fesleğeni kanatmaktır biraz
Ruhlarında büyüyen

Ve o fesleğenin simgesidir yaşlandıkça
Yüzlerce çocuğa bölünmüştür ve yanıtı yoktur
Akşamları ruhtan ve gülümsemekten gelen
Gölgesi beyaz bir kederin yok olmuş biçimidir

Odur değil mi
Kokusundan gelir kokusuna koşarken
Harcar ölümsüzlüğünü
Fesleğenin bir yaz akşamı dalgınlığında.


MENZİL CAMBAZI
(Gün çarığı, çarık ayağı akar)

V

O gider oyun kalır yanmış bir kâğıt gibi
Çiçekli bir mintanın yalnız çiçeği kalır
Gene mi yaşlandın yüzün ağır ağır gitmekte

Ey sürahisinden hiç çıkmayan çocuk
Dürter yumuşak bıçağıyla gözlerini
Gözleri dışardaki kuşların kalbinde

O gider oyun kalır bir dağılmışın üstünde
Bir bayram öncesi suskunluğuyla kalır

Ve şudur
Ben ben deyince dudak dudağa düşer.


MENZİL CAMBAZI
(Ot parmakta durduğu kadar durmaz)

VI

Demek ister ki en çok: doğadır sözüm
Ateşler papatyasını göz çukurlarından
Sesi işlemeyen saatidir bir saatçinin
Böceklerin tırnaksızlığından duyulan

Sunar elleriyle saygısını
Süslü bir Bizans haçı gibi kızaran şafağa
Haç mı değil mi
Parmaklarının ucunda bozulur
Parmaklarının ucuyla duyduğu

Oynar sessizliğe ve şafağa
Doğadan büyük oyun var.


MENZİL CAMBAZI
(Bazı kuşların yuvaları kanatlarıdır)

VII

orhan peker'e

İki limon düşürür ellerinden dua gibi
Gökten soluğuna bir işaret beklerken
Kısar gözlerini, o gözlerini kısınca
Gündüzün kabuğundaki deprem
Dörde böler ona ışıktan bir güvercini
Kanatları dört gözlü bir akşamı ateşlemekten gelen

Sürer efsanesi yıllar yılı üstünde tuzlu menekşelerinin
Mor bir gözyaşı fosiline benzeyen
Ey bozkır! ey saçmalara, karabina kurşunlarına takılı
Acı kuş
Acılığı bozkıra bir belge gibi iliştirip giden
Niye bir menzil cambazının ölümsüz yüreğidir

Ve yolcu, sanrı değildir senin gördüğün
Gelir o yüreğin pınarına bir kurt bile çömelir.


MENZİL CAMBAZI
(Kekliğin alası içinde olur)

VIII

Sarı bir dakikanın mor bir dakikaya sorduğudur
Dudakları bakır çalığı bir menzil cambazı
Evlenmemiştir ve çocuğu yoktur o çocuklarından başka
Gece gündüz kara bir mendille oyununu savurur
Ansızın ve çocuklarsız bir han avlusunda

Ve gider bir gün bir kenti bir kente bırakmak için
Ki bunun düşünden önce kendisi varır kente
Sarı bir dakikanın öldüğüdür ki, sıvar ipince gövdesiyle düşünü
Silerekten elini bozkırın ince bezine

Ne demiştik, konuk bir aşk gibidir
Her an kendi titreyişinin selinde.


MENZİL CAMBAZI
(Kan ısbatsız kaynar)

IX

O beyaz bir kısrağın taranmış yelesidir
Boyasıyla ve bakır çalığı dudaklarıyla
Çocuklarından gelmiştir bu zamana, çocukları onun
Uçsuz bucaksız bir tiyatronun soluklanışıdır

Çok değişken armalardır açık gözkapakları
Ah bin yaşlarında değişken armalılar
Sorar ki menzil cambazı: ben şimdi nerelerdeyim

Anadolu kuyularında ve kar yağışlarında
Cevap: o hangi hancıdır ki yurdunu tanır

Ve zamanlar armasıdır bozkırların
Yorgun bir menzil cambazını içererekten.


MENZİL CAMBAZI
(Görgülü kuş gördüğünü işler)

X

Sahici bir kavaksa tek başına kalır
Gül eğiren bir kadının pembe teninde
Gülü mü eğirir yoksa kendini mi
Bir otelde yazman mısın ki, soruyorsun
Kaç yıllıktır diye bir menzil cambazının kalbi

Kendi kurar kendi yıkar meyhanesini
Yalnız iyi insanlara yazılmış bir şiirde
Geçe kalmış biri misin ki o meyhanede, soruyorsun
Bir menzil cambazı yüzünü nasıl işler diye

Söyle
Kim kopardı bu armayı ölümsüzlüğünden.

Kaynakça: Epigraf-delf

No comments: