Sunday, January 23, 2011

Deuss Ex Machina # 334 - The Motto Should Not Be: Forgive One Another; Rather Understand One Another

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_334_--_The Motto Should Not Be: Forgive One Another; Rather Understand One Another

17 Ocak 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Konuklar: Yiğit A. - 13Melek ve Gönenç G. - Amme Hizmeti
>1<-Mîkail Aslan & Ilda Simonian-Sbidak Badankov Ağavnin (Kalan Müzik)
>2<-Aynur Doğan-Eman Eman / Eman Dilo (Arista / Sony Music Entertainment Türkiye)
>3<-Tülay German-Doğrul Koçum Doğrul (Kalan Müzik)
>4<-Karmate-Nayino (Kalan Müzik)
>5<-Marsis-Bu Dünya Bir Pencere (Kalan Müzik)
>6<-Ali Ekber Çiçek-Derdim Bir Değil (EMI Müzik Türkiye)
>7<-Arto Tunçboyacıyan-Herkes Kendi Gördüğüne Doğru Der (Svota Music / İmaj)
>8<-Bandista-Hiçbir Şeyin Şarkısı (Opzzz!)

"The Motto Should Not Be: Forgive One Another; Rather Understand One Another."
Emma GOLDMAN
(334)
Tâ derinlere işlenmiş ortak utançların adının sanının layığıyla bir türlü konulamadığı her şeyin görünüp hallice idrak edilmesi karşısında mevzuya uyananların yanında, bir o kadar da kafasını kuma gömülü tutmaya ısrarlı olanların bulundukları mevzilerden çelimsizce atıştıkları (öyle varsaydıkları), (hazımsız) yargılarını, (kötülük dolu) sövgülerini inat ekseninde yeniden düzenledikleri griliğin yankısı, kanırtılan yaradan sızdırılan kanın dehşetengizliğini duyumsatmakta. Hissedilmekte. Belleğe atfedilmiş olan unutuşlarımızın, her daim zikredilen "balık hafızalılığımızdan" dem vurulsa da esasında kazın ayağının hiç de öyle olmadığını idrak edebildiğimiz, yorgun düşmekten değil de meramı ortaya çıkartırken aynı kalıplardan, tek-tipleştirilmiş tornalarda kesilip biçilen, 'idolocik' yaklaşımlar sergilemeye devamda bileylenmişler olarak atanmanın vermiş olduğu yaralayıcılık, iş bu satıhda söz konusu ettiğimiz. Çıplak gerçeğin sadece gerçeklerin inatla talep edilmesi için didinedururken karşılaşmak zorunda kaldığımız izansız haysiyetsizlikler, üzerini örtelim unutulur nasıl olsa diyebilenlerin, derdin kendisinden, ötesinde berisinde saklı tutulanlar ile topu çalmak, zaman kazanmak için akla hayale gelmeyecek şeylerle vakit öldürenlerin ürkünçlüğünü bir kere daha yâd etme imkanına nail olduk. Elemiyla uğuldayan güruhtan "Unutmayacağız, Affetmeyeceğiz" sözcükleri birbirleri arasında geçişler gösterirken; isimlerle tekrar edilip duruyordu. Biteviye bir köşeye kıstırmışlığa, dar alanda kısa paslaşmaların zorunlu kılındığı, adeletin terazisinin kefesinin bile çalınmaya çalışıldığı bir zamanda yeterince açık bir biçimde devletlûmuzun, muktedirimizin savsakladığını, yekpare düzlemde kendince oturtmuş olduğu birlik mitinin aslında hiç de öyle olmadığını, işine gelene öncelik, tanıdığa hamili yakınlık, tanımadığını ise bir o kapıya, bir bu kapıya süründürmek, talepleri bir kulaktan girip diğerinden mümkün mertebe teğet geçerek çıkmasını sağlamak olduğu konusunu ciddi ciddi ortalığa saçan çözümlemeleri hafsalamızın ücra noktalarında yankısını bulmasını sağladı. Nedendir bilinmez, niyedir anlaşılmaz bir biçimde hepimizin başına gelebileceklere dair endişeleri dillendirirken bile, iki kere düşünmemiz gerekliliğini hatırlatmakta bir beis görmeyenlerin maskelerinin altında sakladıkları; sessizliğe gömülü kalalım, neylerse güzel eyler muktedirim yaklaşımının daimiliği üzerine türlü çeşit ahkam yankılandı. Yankılanıyor. Bir yerlerde bu dizine dahil edilebilecek, yılmaksızın tekrar edilen cümlelerle ahkam kesilmeye de devam ediliyor. Oysa bilinmesinin belki de işitilmesinin herkes denilen ana çatıyı, bu topraklarda yaşamakta olanların tümünü ilgilendirdiği konulardaki ayrış(tır)ım(a)ların neden bahsediyorsunuz kuzum ne adaleti cicim hissiyatsızlığının taşıyıp derdest edeceği, helak olacağımız tek yer görmeye imtina edenlerin çoğunlukta olduğu dipsiz bir yârdır. Dibine nice isimsizin, isimlinin, mevki sahibinin ya da hiç bir şeyi olmayanın aynı koşullar dahilinden terk edildiği karanlığın ta kendisini oluşturulanlarca biçimlendirilen dipsiz, korkunç yâr. Önce bilmekten imtina ettik, sonra işittiğimize kayıtsız kaldık. Sonra işittiğimizin içerisinde bit yeniği arar olduk. Bit yeniğini ararken mantıklı olanları bir kenarımıza ayırmayı unuttuk. Belleğe atfettiklerimiz, yakıştırılanlar tamamdır da bu kadar mı cevapsız soruların yığıntılanmasına engel olamadık. Nasıl bir kötücül keşmekeşliğin, nasıl öncesinden planlanmış hin kurguların elele öncesi, sonrası ayrıştırılmadan insanlarımızı yaşamaktan alıkoyduğuna zihinlerimizi yoramadık diye; ahlanıp vahlanmanın vaktinin geçtiğini idrak edemeyişimiz bu hallerin uzağında duruyoruz yanılsamasından mıdır? O kendimizi hala korunaklı zannettiğimiz oysa muktedirin (ismi siz koyun) çevrelediği kameralarca anlık olarak takip edildiğimiz, her attığımız adımın nereden bakılırsa bakılsın önceden kestirildiği bir yaşayışta, gönüllü büyük birader gözetim evinde karanlıkta kalanlara daha ne kadar kayıtsız kalacağımızdır şu anda sorulması gerekli olan? Birisinin aidiyeti, ötekisinin meramların düz sathını aşındırıp duran söylemleri, diğerinin her türlü ayrımcılığa karşı çıkışı, berikinin vakti zamanında bütün bunları anlatmış olmasının da mı bu derin uykudan, bu kelimelerin kifayetsiz kalacağı hissizlikler ile kolkola unutuş ahdinden uzaklaşmamız için yeterli gelmeyecektir? Yoksa insanlığımızı da o yitirilenlerin terk edildiği karanlık vakitlere mi terk ettik. Vicdanımızı birisi için çokça atarken diğeri için reva görmeyip, esirgemek midir bizi o hazin yârın ucundan aşağıya yuvarlanmayı engelleyecek. Ocak ayı malumunuz olduğu üzere dertlerin üst üste yığıldığı ay. Hangi gününü açarsanız o günde ötekileştirilenlerin birilerince tam, kökten tükenişlerin resmedilmesi için kurban seçilenlerin, hedef haline dönüştürülenlerin ayı. Yoksunlaşmamızın, yoksullaşmamızın sadece madden değil fikriyat uzamından manen de sağlandığı bir ay. Kocaman sözlerin, derin anlamlı tahlillerin atılıp tutulduğu, yasın kederin ancak bir avuç insanın yüklenmeye devam ettiği bir ay. Konuşmak yerine yargılamaların, linç tertiplerinin, yok edişlerin, algıda bölük pörçük özenle terk edilmiş yaftalamaların yaldızlanıp parlatıldığı Michael Cashman'ın da dediği gibi eşitliğin ötekinin hakkını savunmaktan geçmesine karşın duyumsamaktan uzakta olanların dört köşeyi zapturapt altına aldıkları bir ay. Derdin şifâ bulmasının tek yolu konuşmaktan geçmektedir. Konuştuklarında batmadan, baltalamadan kırıp döküp saçmadan, hizaya çekebilmek için değil hakikatin vuslatına varabilmek için olabildiğince çablanmayı gerektirendir. Gün dönüşmeye, günler ayları, aylar yılları kovalamaya devam ederken varsıllığımızdan çok yoksunluğumuzu idrak etmemize vesile teşkil eden yüzsüzlüklerden, adaletsizliklerden yeni rotalar çıkartabilmek için elimizde kalan tek şey konuşmaktır. İnsafına terk edilmiş tek şey boğucu yaftalamaları, derin kaygıları, hüzünlü birliktelikleri, vicdanın katlini önleyebilecek tek şey daha fazla konuşmak ve konuşmaktır. Konuşmaktır yüksek perdeden göstere göstere Metin Göktepe, Uğur Mumcu, Onat Kutlar, Yasemin Cebenoyan, Hrant Dink, Musa Anter, Abdi İpekçi, Hasan Ocak, Muhlis Akarsu, Metin Altınok, Asım Bezirci, Hasret Gültekin, Abdullah Şimşek, Cemil Sönmez, Murat Kurt, Şerzan Kurt, Festus Okey, Aydın Erdem, Sibel Eser, Rozerin Aksu, Mizgin Özbek, Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol, Aziz Tan adlarını bu satırlara dahil edemediğimiz karanlığa teslim edilen nice cana borcumuzdur. Adaletin birgün bu topraklarda da layığını bulabilmesi, silah tutan maşaların yanında gerçek faillerin yüzlerini cisimlerini düzayak haber sitelerinin okur yorumlarının arasında yer alarak gizliden gizliye saklı duran kindar, tehditkar yorumlarla ayrımcılığı fitilleyerek, alkış tutanların esas müsebbiplerini görebilmek adına çok daha fazla konuşacağız. Konuşmalıyız, tek seçeneğimiz, tek şansımız budur!

>>>>>Bildirgeç
19 Ocak 2011 Basın Açıklaması*

Hrant’ın açtığı yolda ilerleyen, onun derdini, fikirlerini ve mücadelesini sırtlayan dostlar. . . Hepiniz hoşgeldiniz!

Bugün Hrant Dink’in katledildiği 19 Ocak 2007’nin 4. Yılını yaşıyoruz. Bu 4 yıldır süren adalet talebimize devletten aldığımız yanıt: “Bu sayılmaz, bunu unutalım” oldu. Ama şu iyi bilinsin ki biz Hrant’ın katledilişini toplumsal bellek yitiminin kurbanı etmeyeceğiz. Bu siyasi cinayetin şahidi nesiller olarak bu olayın gerçek faillerini yargılayacak ve onlardan bunun hesabını mutlaka soracağız.

Katil kim?

Uğur Kaymaz’ı yaşından fazla kurşunla, Ceylan Önkol’u sahibinin bir türlü bulunamadığı havan topuyla, Metin Göktepe, Engin Çeber, Alaattin Karadağ, Aydın Erdem, Şerzan Kurt ve daha nicesini polis şiddeti ve işkenceyle katleden, binlercesini gözaltında kaybeden devlet ve devletin paramiliter güçleriydi.

Katil kim?

5 yıl öncesine, Hrant’ın katledilişi öncesine dönelim. Dönemin AKP’li İçişleri Bakanı Cemil Çiçek, Ermeni Soykırımı ile ilgili konferansı düzenleyenler hakkında meclis kürsüsünden adeta “ölüm fetvası” veriyordu. Bir taraftan Hrant hakkında 301. Maddeden “türklüğü aşağılamak” suçundan dava açılıyor diğer taraftan tetikçi gazeteler ve gazeteciler “Susturun şu Ermeniyi!”, “Kim bu Ermeni?!” diye çığırıtkanlık yapıyor, ırkçılık kusuyor, katliam için gereken ortam hazırlıyordu.

Katil kim?

Egemen sınıfların tarih kadar eski karanlık senaryosu valilik binasında bir kez daha yazılmaya devam ediyordu. Dönemin kontrgerilla örgütü JITEM’in kurucusu Veli Küçük Hrant’ın mahkemesini izlerken, İstanbul Vali yardımcısının odasında iki MİT görevlisi Hrant Dink’e, dışarıda, kendilerinin de mani olamayacakları bazı kötü niyetli insanların olduğunu, “istenmeyen bir tatsızlığın” yaşanmaması adına çalışmalarını biraz” ehlileştirmesinin” “kendisi için iyi olacağına” dair nasihatlerini dillendiriyor, yani Hrant’a aba altından sopa gösteriyordu. Fakat Hrant tüm bunları bizlere aktararak “ehlileştirilemeyeceğini”, baskılara boyun eğmeyeceğini gösterdi.

Katil kim?

“Bir gece ansızın gelebiliriz” ve“Hrant Dink bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir” diye Agos Gazetesi önüne gelen, gözlerini kan, nefret ve intikam bürümüş güruh bizlere hiç yabancı değildi. Biz onları Sivas’tan, Maraş’tan, Beyazıt Meydan’ından tanıyorduk ve işte yine orada, Agos’un önündeydiler.

Katil kim?

Tarih 19 Ocak 2007’yi gösterdiğinde senaryoya TC devletinin tornasından çıkmış olan “17” yaşındaki o tetikçi girdi ve Türkiye sol tarihinde yapılan bütün katliamlarda olduğu gibi Hrant’ı korkakça arkasından vurdu. Ardından dönemin emniyet müdürü Celalettin Cerrah olayın siyasi ve örgütlü bir boyutunun olmadığını “basit milliyetçi duygularla işlenmiş bir cinayet” olduğunu söylüyordu.

Doğru basittir, tarihleri kan ve tarihleri katilam ve soykırım olanlar için bu cinayet basittir.

Burada Hrant Dink’e yapılan saldırı sadece ona değil; Hrant Dink nezninde bu topraklarda yaşayan tüm halklara yapılmış bir saldırıdır.

Takip eden bu 4 yıllık süreçte yapılması son derece zaruri olan soruşturmalar devlet ve onun yürütme organı AKP tarafından engellendi. Bugün devletin her zaman kullanmaktan çekinmediği şiddetini hükümet kendine has bir üslupla yönetmeye ve öğrencilere, emekçilere, devrimcilere, kadınlara saldırmaya devam ediyor.

Aynı katil Bursa’da 19 maden işçisini, Tuzla tersanelerindeki 131 işçiyi “iş kazası” diyerek katletti. Direnişteki tekel, UPS ve itfaiye işçilerine saldırdı. Üniversitelerde, liselerde hakkını arayanların karşısına çıktı. Kimi zaman cop, kimi zaman tekme, kimi zaman kurşun oldu. Mecliste, fabrikada, sokakta, okulda her yerde kendini farklı yüzlerle gösterdi.

Bu katliamların gerçek failleri, sözümüz size: bu ırkçı, katliamcı düzeniniz bizi ezip geçemedi; bizi aynılaştıramadı. Biz farklılıklarımızla, biz anadillerimizle, biz kültürlerimizle varız ve buradayız. Derdimiz kendi tornanızdan çıkardığınız o tetikçi değil, sizsiniz! Sizin o zorbalıklar üreten düzeninizi yıkıp o potansiyel tetikçilerden birer insan yaratmaya kararlıyız!

Bu topraklarda yaşayan halklar olarak her türlü sömürü ve tahakküm biçimlerini ortadan kaldırmış bir Dünya tahayyülümüz olduğunu bir kez daha duyuruyoruz. Katlettiğiniz her emekçinin, her kadının, her öğrencinin, her devrimcinin, her masumun hesabını soracağız! Hrant’ın hesabını soracağız!

Şimdi Hrant kadar cesur olma zamanıdır!
Şimdi canımız pahasına olsa da halkların kardeşliğini haykırma zamanıdır!
Hepimiz Hrantız Hepimiz Ermeniyiz!
Yaşasın Halkların Kardeşliği!

AKA-DER, Alınteri, BDP, BDSP, Devrimci Öğrenci Birliği, EHP, Ekim Gençliği, Emek Gençliği, EMEP, Emek ve Özgürlük Cephesi, ESP, Gençlik Muhalefeti, Kaldıraç, Nor Zartonk, Öğrenci Muhalefeti, Partizan, Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol, Sosyalist Parti, Sosyalist Umut, Yeni Demokrat Gençlik

* Kısa öndeyişimizin vurgulamlarıyla, öne taşıdığı meram bütünlüğüyle önemli bir tamamlayıcısı olarak 19 Ocak 2011 tarihinde İstiklal Caddesinde gerçekleştirilmiş meşaleli yürüyüş sonunda halka duyurulmuş olan bildirgeyi siz okurlarımızın dikkatine sunuyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
19 Ocak 2011 Basın Açıklaması - Kollektif / Nor Zartonk
Bilmek, Görmek İstiyoruz. Neredesiniz? - Hrant'ın Arkadaşları Adına Nükhet İPEKÇİ - Hrant İçin Adalet İçin!
Michael CASHMAN: Eşitlik, Ötekinin Hakkını Savunmaktan Geçer - Emir ÇELİK - Bianet
Siyasetler Üstü Suç Birliği - Rober KOPTAŞ - Agos / Hayat, Olduğu Gibi
Hangisi Bizimdir? - Serdar M. DEĞİRMENCİOĞLU - Evrensel
Bir Hayalimiz Var Bizi İnsan Kılan! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Hrant Dink - Yiğit A. - 13Melek
Hrant Dink Ne? - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Lütfen Biraz Utanç! - Ümit KURT - Bianet
Hrant Ve Hayat - Onur CAYMAZ - Birgün
Hrant'ı Kaldırmak - Yenal BİLGİCİ - Eski Usul / Başka Haber
Irkçılığa Ve Milliyetçiliğe 'Biiip' De! - Devrim BÜYÜKACAROĞLU - Evrensel / Kronik Muhalif
Hrant'ın Yolunda: Samimiyet, Çocuklar Ve Başka Şeyler... - Şükrü HATUN - Birikim
Adalet Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Utancın Dördüncü Yılı - Okay GÖNENSİN - Vatan
Hrant’ın Dili - Oya BAYDAR - T24
Her Kuşağın Bir Cinayeti Var - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Hrant Dink'i Anarken - Amberin ZAMAN - Habertürk
Reşat Altay "Dink Cinayeti" İçin İfade Verecek - Burçin BELGE - Bianet
Hrant’ı Vuran Çocuklar - İlker Cihan BİNER - Jiyan
Turgut UYAR'ın Gazetesinde 19 Ocak - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Serbest Cinayet Ülkesi - Nazım ALPMAN - Birgün
Ceyhan MUMCU: "Suikast Kararı Nisan 1992'de Verildi" - Birgün
Yarın 24 Ocak... - Mustafa KARA - Evrensel
Ben Uğur Mumcu'yum - UM:AG
Hatırla Ey Peri! - Umur TALU - Habertürk
Aydınlatılamayan Dava Dosyaları İncelenecek - Kronik Muhalif
Adaleti Aramak ve Gerçekle Yüzleşmek İçin - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Festus Okey Davasına ''Müdahil'' Olmaya Çağırıyoruz! - Göçmen Dayanışma Ağı - Savaş Karşıtları
Çocukları Kim Öldürdü? - Özgür MUMCU - Radikal
Ceylanke Parçe Parçe! - Sevda KARACA - Evrensel
Diyarbakır'la Yüzleşmek! - Alınteri.net
Duvarların Dili Çözüldü - Nazan ÖZCAN - Radikal 2
'Bölücü Liberaller Ve Destekleri: İsrail, Ermenistan, Yunanistan!..' - Veysi SARISÖZEN - Köxüz
Korucu Köyünde Toplu Mezar Var - Nazan SALA - Günlük
Mutki'deki Toplu Mezarların Mimarı General Korkmaz Tağma - ANF
Barikat Açılsın!.. - Alınteri.net
Orantısız Islık - Yücel SARPDERE - Evrensel
GS Terör Örgütü - Suat BOZKUŞ - Günlük
“Ma Pero Asimilasyone Re Vami Ne !” - Onur ÖNCÜ - Jiyan
İkidillilik - Necmiye ALPAY - Radikal 2
İleri Demokrasi Pilot Uygulaması - Bilgen SEÇKİN ÇETİNKAYA - Birgün
Neo Liberalizmin Demokrat AKP'si - Nusret CÜLAM - Turnusol.biz
Ucubenin Şahbazları - Meram - Post Express
Her İşte Bir Hayır Var Mı? - Sultan Seçik KUBİLAY - Bianet
Tutuklu TÖP ve SDP'lilerle Dayanışma - Turnusol.biz
Çabucak Kandırılanlar - M. DEMİRCİOĞLU - Atılım
Ölümün 47. Adı İsmail Şahin... - Yeşim YASİN - BiaMag
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Saldırıya Uğrayan Konveyör İşçilerinden Dayanışma Çağrısı - Jiyan
Taksim’de Genel Direniş Çağrısı - Evrensel
Kör nokta… - Zeynel Abidin KAPLAN - Sendika.org
Umutsuz İşsizde Artış, İşsizliği Kamufle Ediyor - Mustafa SÖNMEZ - Blog
DİSK-AR: Gerçek İşsizlik Yüzde 17.3 - Atılım
Üst Üste Koyarak... - Alınteri.net
Oyun Bitti - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Ortadoğu Üzerine - Tayfun İŞÇİ - Demokratik Dönüşüm / Köxüz


Mîkail Aslan Resmi Sitesi
Mîkail Aslan: Kainatta Yankılanmış Hiçbir Ses Kaybolmaz - AKNews
Mîkail Aslan Zernkut Albüm Tanıtım Sayfası - Kalan Müzik
Ilda Simonian Official
Ilda Simonian At Myspace
Ilda Simonian Official Videos Via Youtube
Aynur Doğan Resmi Sitesi
Aynur Doğan Vikipedi Maddesi
Kırdaşki (Kurmanci) Müzisyen Aynur Doğan’la Röportaj - Aysel YAŞA - Jarudiyar
Tülay German Vikipedi Maddesi
Tülay German Makalesi - 45Devir
Tülay German Years Of Fire And Cinders Belgeseli Resmi Site
Karmate Resmi Sitesi
Karmate Facebook Sayfası
Karmate Karadeniz Müziğini Öğütüyor - Gazete Yol
Marsis Resmi Sitesi
Marsis: Dünyadan Pahalı Bir Şey Olamaz - Esra AÇIKGÖZ - Cumhuriyet Dergi
Marsis Marsis Albüm Tanıtım Sayfası - Kalan Müzik
Ali Ekber Çiçek Resmi Sitesi
Ali Ekber Çiçek Biyografi.net
Ali Ekber Çiçek Derdim Bir Değil Albümü - Seyhan Müzik
Arto Tunçboyacıyan Official
Arto Tunçboyacıyan At Myspace
Arto Tunçboyacıyan Via World Music Central.org
Bandista Resmi Sitesi
Bandista Myspace Sayfası
Bandista De Te Fabula Narratur İndirme Bağlantısı

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos misak[at]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Unutmayacağz! - Affetmeyeceğiz! - Stensil - İstiklal Caddesi - dRWarp

>>>>>Poemé
Altı Kurşun - Yusuf HAYALOĞLU

İlk kurşun, uçuşan saçlarından
Yolarak ağarmış bir tutamı
Duvardan sekip yere düştü.

İkinci kurşun, omuz başından
Yırtarak adalesini neşter gibi
Canhıraş bir ses çıkardı.

Üçüncü kurşun saplanınca bileğine
Yüzünü dönerek haine
Dördüncü kurşunu
Buyur etti göğsüne.

Beşinci kurşun dağıtınca alnını
Kanlanan gözleri göremedi artık
Altıncı kurşunun
Yüreğine yol aldığını.

Dadandılar üstüne
Çığlıklar atarak, lakin
Ne olur, ne olmaz diyerek
İhtiyatı elden bırakmadan.

Ve gördüler ki
Duvara yapışmış kanlı saçın ucunda
Kırmızı bir gül uç vermiş, açıyordu
Yırtılmış adaleler ise
Kök salmıştı betona.

Ve gördüler ki
Çürütmek için, bileğindeki
Firari demir kelepçeyi
Gözpınarlarından boşanan
Umut mavisi dalgalar
Tuzlu bir deniz oluşturmakta.

Ve gördüler ki
Darmadağın alnından
Hışımla fışkıran yıldızlar
Çalarak ışıltısını, akan kanın
Yüreğinden havalanan güvercine
Güneşin doğduğu yeri göstermekte..

Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
Kaynakça: Şiir Defteri

No comments: