Sunday, February 13, 2011

Deuss Ex Machina # 337 - Percées De Lumière

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_337_--_Percées De Lumière

31 Ocak 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Kara Güneş-Gece (Bağımsız Müzik)
>2<-Kara Güneş-Diloy (Bağımsız Müzik)
>3<-Viya-Huzur İsyanda (Clinical Archives / Opzzz! Oppa Tzupa Zound Zystem)
>4<-Viya-Viya (Clinical Archives / Opzzz! Oppa Tzupa Zound Zystem)
>5<-Gevende-Sanki (Baykuş Müzik)
>6<-Gevende-Kadibostan (Baykuş Müzik)
>7<-Cyro Baptista's Banquet Of The Spirits-Tzar Tak (Tzadik)
>8<-Cyro Baptista's Banquet Of The Spirits-Hutriel (Tzadik)
>9<-Dubioza Kollektiv-Domacica (Self Released)
>10<-Dubioza Kollektiv-Vidi, Vidi, Vidi (Feat. Losa) (Self Released)
>11<-Dinar Bandosu-Noy! (Ütopya Müzik)
>12<-Dinar Bandosu-Milena (Ütopya Müzik)
>13<-Kultur Shock-High-Low (Kultur Shock Records)
>14<-Kultur Shock-Don't Shoot Me (Kultur Shock Records)
>15<-Sakin-Ikarus Başarsa (Rakun Müzik)

Percées De Lumière
(337)
Bir resim diğerine ulaşmadan önümüzden akıp gidiyor. Akan görüntüleri saydamlaştıran gözümüzün önüne getiriveren beyaz cam birden bire olağanlığın, sıradanlığın resmi geçişlerinden bir diğerine daha mümtaz ev sahipliğini gerçekleştiriyor. Kutsandıkça görüntüler, söylemler giderek ayarı kaçmış, hiddeti çoğalmış dengesini buluyor. Defaatle yinelenmesine karşın tepkimelerin eskisinden de az bir biçimde karşı tarafta olan izleyiciden geçtiği şen kahkahalar eşliğinde yayın masalarında kutlanıyor. Kanıksanan nedir? Neresinde bunca zamandır çözümsüzlük girdaplarına terki diyar eylenirken ses edilmemiş, yalnızlaştırılma evrelerinde yeni merhalelerin aşılması, gıybet eylenmesi için imece çalışmaların davullu zurnalı gerçekleştirildiği bir ortamda bu kadar uyuşturan, düşünmekten izleyeni alıkoyan nedir? Her daim sözcüklerin yavan kalması için muktedirlerin, muktedir olmaya heveslilerin atıp tutmaktan gayrısına, kadrolu yorumcu olmaktan ötesine, fitilin ateşleyicisi olmaktan uzak olmayan hallerine kolayca sığınır olduk, alıkonulduk. Gösteri bir şekilde devam ettirilirken, hayat akışını bulmayı sürdürürken hangi heveslerin peşinde koşadurarak bu kadar vasıf aşan verili kontenjana gözü kapalı atlayacak bir şekilde sağır duymaz uydururur, yola hizaya çekilir olduk. Tersinden baksanız, meramları hiç anlamıyor görünseniz bile belirli bir noktasında alıkonuluşun anahtarı hemen her şeyin şaka gibi adledilmesi üzerinden geçtiğini görmek mümkündür. Mümkündür, başkalarının hayatlarını alabora eyleyen şeyler size hiç değmesin. Mümkündür başkalarına zulüm olan şeyler için bahis dahi açılmasın. Mümkündür çomak sokmaya doyulmayınca daha ne yaparız da hizadan bu mendeburları ayırırız böylelikle de hizayı bozanları keşfederizciliğin yılmaz neferi olanların yanında durulduğunun idrak etmek için güneşe dikkatli bakmanın gerekli olduğu gerçeğinin bir an hatırdan çıkartıldığının bilindikliği. Mümkündür yalnızlaştırılıp, izole edilenin sadece o eziyetlere maruz kalmışların değil koskocaman bir toplum olduğunu anlamlandırabilmek için çok sonraları vah vahlandığımızda aklımıza düşen haller bütününde karşımıza çıkanları vakitlice değerlendirmediğimiz. Pek çoklarının geçer bu da geçer, o da geçer bugün ona paşam yarın şuna ağam dediğimizde, köprüyü her geçişimizde malumun ilamı olan dayılara selam durmanın gerekliliğinden alıkoyamadığımız için kendimizi şakalarla cebelleşmek de, geçtiğimiz meramlarımızda değindiğimiz bir avuca kalıyor. Tornistan duygu sağanağından kaynaklanan bir sağaltma, bir tek kendi canına kast edilmiş gibi heveskar olunmaksızın hedef haline dönüştürülenlerin yanında şaka gibi kalan hallerin tümünü okuyabilmek için sadece vicdanı takip etmek bile yeter de artar. Esasa gelmeyen, türlü eşit mavralarla vakit öldürenlerin ağızlarında sakız eylenenler için geçerli bulunabilecek tek hakikattir şaka gibi. Değerlendirmeye allah göstemesin!!! meyil ettiğinde ilk çıkıştan kaçmaya odaklı sözler. Odak haline dönüştürülmeleri kiminde 1, kiminde 4, kiminde 10, kiminde daha da fazla yıllar boyunca adaletsizliğin, adalet tecellisinin mümkünatsızlığından bahsederken takınılan o bilindik tavırlar. Tavır alındığının bir anlık unutuşlarında punduna getirildi mi çoktan atı alanların üsküdarlara yollanması. Ya da yerin altına canlı, yarı canlı ölüme terk edilen hayatlar. İster öyle ister böyle yitirilip gidenlerin de birer can olduğunu ve bügün dahi hesaplarının sorulamadığı bir aralığı işaret eden hayatlar. İstemezükçülüğün ha bire mermerden daha katıcıl olan mozaiklerini sahiplenirken kullandıkları veciz tümceler. Elele dipdibe kırdırılan onurlar, vicdanlar, çoktan kayıtlardan silinen hayatlar. Hep münferit diye algı odağına hitaben dikte ettirilen kimliğinden dolayı sıfatlar yakıştırmalar. Ne birini ne diğerini sahiplenmeden doğru olunamayacağına inanmamız beklenen., beklentisizilikle dopdolu grilikler. Anlamıyoruz, Amed'in diline sökün ettirilenlerle, İstanbul'un güneşinin çalınmasını. Hopa'nın doğasına taaruz edilmesinden, Kıbrıs'ın izole edilmiş halinde, araya sıkış, tıkış bırakılmış besleme sözcüğünün orta yerdeki derin yaranın kanırtılmasına. Bir yanı ilericilik metaforlarında sözümona muasırlaşırken ötesinin buna ulaşmasının yolunu susmak ve itaat etmekten geçtiğinin gelip şaka gibi ilaç kabilinden sunulmasını. Oturduğumuz yerde basit bir basın taramanın neticesinde bir anda ömrünüzden ömür alınmasına karşı ses çıkartılmamasındaki nüktedanlığın kolaylıkla devam ettirilmesini ve bütün her şeyin hengamede gündemin toz bulutunda kaynatılmasını. İleri demokrasiye haddinden hızlıca geçerken önce o sonra bu diye yaftalanıp dara sokulduğu f tipinde bir oraya bir buraya bütün haklarından feragat edilmesinin insanların, insanlık onurunda açtığı acziyetin şaka kabilinden değerlendirilmesi. Ne olacaktı canım o da efendi olsaydı diye kestirilip atılması. Mahkemesinde bi'umuttur değişir belki bazı şeyler dediğinizde yüzünüzde patlayan şamarın okkalı devletümüzün hakkaniyet bilir, hak yemez yargısının alışılmış tokadının acizyetini gösterir kindarlığıdır bizlere kalan. Yıllar yılı süregiden, arapsaçından hallice türlü çeşit oyalamalarla sadede bir türlü getirilmeyen bir sosyoloğun başına gelenlerin, tam beraat ettiğini düşünürken yine yeniden aynı romanın sahnelenmesi için yılmaz neferlerin vakitlice sahneyi kapsamasının tam da işaret etmek istediğimiz dakiklikte ekranlara rücu etmeleridir. Her daim şaka olarak değerlendirilen. Şaka yollu geçiştirilen acziyetlerin yerinde adaleti talep etmenin hala mümkünatsızlığıdır derinlerimizde bir yerlerde bizleri sarsan. Derdest eyleyen. Kendi yağında kavrulan bir derginin meram kısmında, hem kendini yermek, eleştirileri göğüslemek adına kaleme aldığı İstikbal Marşı dizelerinde memleketimizin en asli, en dokunulmaz satırlarının tahrif edildiğini zanneden, münferit vatandaş şikayetini kaale alanların serbest piyasalarında, serbest düşünceyi linç eder halleri midir komiğe kaçan. Komik olarak değerlendirilmesi her durumda beklenen. Adı konulmasına gerek olmayan bir sansürün seslendirilmesi sadece öteden bu yana aşina olduğumuz devletten değil de özel müteşebbis ve bir kültür dağıtıcısından kaynaklanıyor olması mı herkesleri suspus eyleten. Sağırlaştıran. İş bu raddede kimilerince yaşadığımız hemen her şey şaka zaten kısacık sürelerde linçler, yokediş, talan, torba, yafta, ithamlar gırla giderken bizler yanmaya devam eden cehennemimizde cennetin önüne çekilen seti yıkmaya çalışıyoruz? Başarabilecek miyiz? İşin o kısmı şakayı bir kenara bırakıp, başka diyarların sokaklarında seslerini yükselten, ama öyle, fakat böyle diyerekten en başta kendini zehirlemeden, durdurmadan oyun bozanların çoğalması ile söz konusu olabilecektir. Anlayana, anlamak isteyene....

>>>>>Bildirgeç
Büyüyünce Ne Olacaksın? - Karin KARAKAŞLI*

Oldum olası şu natürmort denen tablolar ürpertmiştir beni. Hani şu oturma odalarının yemek masası karşısına denk gelirler ya... Ya da işyerlerinde sıkıcı gri duvarlara rastgele asılmış dururlar. Türkçe karşılığı, içimdeki sıkıntıya denk geliyor: Ölüdoğa.

Hiç hareket yok. Zorlama, yapay bir kompozisyon içinde sepetinde armut, elma, nar, özenle kırıştırılmış masa örtüsü ve saydam yüzey dokusu verme becerisini kanıtlasın diye illa bir cam şişe ve bardaklar... Bir sonraki karede belki bir darbeyle parçalanacak hepsi. Zaten böyle bir nizam içinde donuk halleriyle duruşlarında tekinsiz bir şeyler var. Hayat böyle bir hizalandırma eşliğinde yaşanmaz ki... Meyve, tabak çanak için bile olsa. Ama işte yakalanmışlar bir kez. Kurtuluş yok, tutsaklar o sabit ana.

Buğday Tarlası ve Kargalar

Ölüdoğa zaten bana sıkışmışlığı, tutsaklığı anlatır en çok. O nedenle daraltır, bunaltır. Ona gözünü dikmiş ve bir yemek sofrasında oturmuş aile bireylerinin bitmemiş hesaplaşmalarını dil içi şifreler halinde birbirilerine karşılıklı tıslayışlarını işitirim. Ya da işinde bunalan gencecik bir adamın bir an için başını kaldırıp o mükemmel meyveleri seyredişini görürüm. Ölü balık gözleriyle bakar tabloya.

Bir hayat tercihi belirler tablolar. Onları aksesuar ya da duvar süsü mü görürsünüz, yoksa ruhunuzu mü ürpertir bir resmin derinliği? Buna göre de yaşanır biraz hayat. Misal, Van Gogh sevecekseniz, fırtınayı göze alacaksınız demektir. ‘Buğday Tarlası ve Kargalar’ tablosunu hatırlayın bir an. Nasıl da büyük bir yalnızlık duygusuyla doldurur insanı o bomboş, göz alabildiğine uzanan buğday tarlaları. Ya gökyüzü? Fırçaların haşin darbesinde kıvamlaşmış da her an başınıza çökecek gibidir. Alçaktan uçan kargalar, fırtınanın yakın olduğunu müjdeler sanki. Doğanın dönüşüm anıdır bu. Bir eşikte durur ve ürperir insan tablonun karşısında.

‘Buğday Tarlası ve Kargalar’da yollar ayrı yönlere uzanır. Tıpkı geçmişimiz, bugünümüz ve geleceğimizin birbirine kimi zaman tezat şekilde uzayıp gidişleri gibi. Yollar da hayat kadar belirsizdir, bir tercih, bir seçim dayatır durmadan: Bu hayatı nasıl yaşayacaksın?

Hayatın arka sokaklarında

Oysa bize öyle sorulmaz. “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulur, babamızın, annemizin, eşin dostun mesleklerini yinelememiz beklenir. “Aferin” alırız arzu edilen yanıtı verdiğimizde. “Büyüyünce sosyolog olacağım” demesi beklenmez pek kimseden. Ama işte bazılarımız beklenmeyeni yapar. Sosyolog olur, hem de sosyolojinin tarifini hayatı pahasına yaparak olur bunu. “Özgür, ahlaklı, mutlu bir yaşam nasıl mümkün olabilir sorusu, çocukluğumdan beri beni meşgul ediyordu. Bu sorulara yanıt bulmak, toplumu, kendimi anlamak ve özgürlük alanımı genişletmek için sosyoloji okudum. Bu arayışla, okul yılları boyunca, bilgi-iktidar ilişkisini, bilimin kurumsallaşma biçimini, dokunulmayan kutsallıkları, dil ve davranış kalıplarını sorgulayarak kendimce bir patika çizmeye çalıştım” der.

Pınar Selek böyle dedi. Ve ölüdoğa resimlerine bakmayı değil, arka sokaklara dalmayı seçti. Andıçların kol gezdiği en zorlu siyasi dönemde en tabu, en cısss konuya elini uzattı. Kürt sorununu muhataplarından dinledi, muhtemelen de anlaşılır kılacaktı ki gözaltına alındı. Görüştüğü kişilerin isimlerini vermesini istediler, vermeyince işkenceye uğradı. Ama esas işkenceye daha biraz zaman vardı.

Kendisine sorguda tek bir soru yöneltmedikleri Mısır Çarşısı patlamasının bombacısı alarak dünyaya ilan edildiğini, cezaevinde televizyon ekranından öğrendi.

İsmimizi veriyorlar da sonra onun içini biz dolduruyoruz ya, işte o doldurma işlemine hayat diyorlar. Şiddetin her türlüsüne karşı mücadeleye ve barış diline adanmış bir insanı katliam sanığı niyetine hedef tahtasına koyduklarında aslında o hayata kastettiler.

Oyunun kuralları

Ettiler de ne oldu? Pınar, hayatın ta kendisi oldu. Bilirkişi raporları patlamanın bombadan değil tüpgazdan olduğunu kerelerce kanıtlarken, karartılan deliller, sahte tutanaklar, yalan ifadeler sapır sapır dökülürken o yaşamaya da, yaratmaya da devam etti. Ama yeni bir ders öğrenmişti. Yapılanın nedenini de yine en iyi o anlattı. Savunma niyetine oyunu ifşa etti: “Oyunun kuralıymış, öğrendim. Eğer şifreyi yüksek sesle söylemeye çalışırsan, suçlu ilan edilirsin. Üstelik suçun şifreyi yüksek sesle söylemeye çalışmak olmaz. Tam da senin karşı durduğun, mücadele ettiğin bir tutum sana mal edilir. Örneğin bir rahibeysen, fahişelik yapmakla suçlanırsın. Hayatını İslami değerlerin canlı tutulmasına adamış bir insansan, boynuna içki ya da uyuşturucu tüccarı yaftası asılır. Ya da bir antimilitarist olarak bombacılıkla suçlanırsın. Ve bu öyle kriminal bir tarzda yapılır ki sen savunmaya itilirsin. Yani bir odağın üzerine yürürken, kendinle uğraşmaya başlarsın. Suçlamalar sürekli tekrarlanır, tekrarlanır... Bunlar iddia biçiminde de verilse, çamur izini bırakır ve herkes sana baktığında bu suçlamaları hatırlar. Artık sen asla eski kimliğini sürdüremezsin. Bir düşünce suçlusu değilsindir. Barış suçlusu da ilan edilmezsin. Savaş örgütü, seni terörize eder ve yeni bir kimlikle milyonların karşısına çıkarır.”

İlla bir tablo varsa Pınar’ınki Van Gogh’un fırtınalı resimlerine yakışır. Bir mektubunda “Gece manzaralarını ve gece ortamının özelliklerini, gecenin gerçek karanlığı içinde ve yerinde tuvale aktarma sorunu beni her taraftan kuşatmakta” diye yazmış Van Gogh. Pınar, hayatın karanlıklarına tıkılmak istenenleri ışıl ışıl parlatmayı seçti. Görmeyene göstermeyi, iktidar mekanizmalarını kamaş kamaş sergilemeyi seçti. Hani şu ‘Yıldızlı Gece’de yıldızlar minik gezegenler misali döner ışıldar ya, Pınar bütün bunları sevgiyle yaptı, kötülüğün elini ayağını dolaştırdı.

“Ben, iyi niyetli en küçük bir çabayla bile iyileşeceğimize inanıyorum. Ama bitiremiyoruz. Ve suyun kirlenmesini, havasız kalışımızı sadece izliyoruz” dedi bir de. O tabii ki izlemekle yetinmedi hayatı. Ben de ona bakmaya doyamadım, sevmelere kıyamadım. Hikâye bundan ibaret.

* Meramda denkleştirmeye çalıştığımız konuların tamamlayıcısı olarak, 9 Şubat Pazartesi günü adalet talep ettiğimiz, takipçisi olduğumuz Pınar Selek'in davasında karşılaştığımızda kesik cümlelerle ancak vicdanımızı aydınlatıyorsunuz diyebildiğimiz sayısı görece azalmış olan vicdanlı fikir yazıcısı Karin KARAKAŞLI'nın Kronik Muhalif sitesinde kaleme aldığı Büyüyünce Ne Olacaksın? başlıklı makalesini siz okurlarımızın beğenisine sunuyoruz. Tüm diğer alıntılarımızda olduğu gibi gibi Kronik Muhalif ve Karin KARAKAŞLI'nın anlayışlarına binaen...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Büyüyünce Ne Olacaksın? - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
İkinci Hrant Dink Davası: Pınar Selek - Alper GÖRMÜŞ - Taraf / Jiyan
Türkiye: Aktivistin Yargılanması Bir Adalet Parodisi - İnsan Hakları İzleme Örgütü - Nor Zartonk
Selek: Bu Kan Davası Sembolik Bir Savaşa Dönüştü - Miraç Zeynep ÖZKARTAL - Milliyet
Sevil Atasoy, Pınar Selek Konusunda Rahat Mı? - Balçiçek İLTER - Habertürk
Selek İçin Kritik Eşik - Dilek KURBAN - Radikal
Üç Mahkeme, Tek Soru: Ey Adalet Neredesin? - Selda TUNCER - Birikim
Gerçek Nerede? - Turgay OLCAYTO - Evrensel
Fosseptikte Yüzenler - Nazım KAYALAR - Atılım
Mutki: Devletin Kanlı Elini Bırakmak - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Toplu Mezar İtirafı - Evrensel
EMEP: 'Toplu Mezarlar Utanç Tablosudur' - ETHA
"Dersim'de Topluca Gömülmüş 230 Kişinin Kemikleri Bulundu" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Bir Bildiği Varmış!.. - Alınteri
Ne Kadar Uzun Sürüyor Böyle! - Umur TALU - Habertürk
Her Yerde Onlar Var: ‘Birileri’ - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Acil Yanıt... Acil Adım... - Filiz KOÇALİ - Günlük
Kışanak: Hükümet Toplu Mezarlar Konusunda Sağır Rolü Oynuyor - Birgün
"Hrant'ın Arkadaşları" Devleti Affetmeyecek - Elvan KISMET - Burcu ÖZKAN - Bianet
Hrant'ı Neden Özlüyoruz? - Tanıl BORA - Birikim
Dink Sorusuna Ek Süre - Radikal
Bir Katilden Bir Çocuk Yaratmak! - Nazım ALPMAN - Birgün
'Besleme' Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Kıbrıs Türklerine Irkçı Tehdit: Ya Sev, Ya S.ktir Git! - Kronik Muhalif
'Türkiye Kıbrıs Türk Halkına Kılıç Çekti' - Ntvmsnbc
Lefkoşa-Ankara Hattında Yüksek Gerilim - BBC Türkçe
Kuzey Kıbrıslılar Neden Sokakta? - Bianet
Ultra-Liberalizmin Beslemeleri - Yalçın YUSUFOĞLU - Köxüz
Metal Yorgunluğu - Sami ÖZBİL - Atılım
Ne Ka Devlet O Ka Birey - Sezai SARIOĞLU - Günlük
Örnek Ülke Türkiye - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Tam Antidemokratik Türkiye - Canan SAKA - Jiyan
Muhteşem Meclis!.. - Veli BAYRAK - Evrensel
Adam Gibi Bir Muhalefet - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
Suzan Zengin'e Özgürlük! - Alınteri
Erkek Medyanın Yan Etkileri - Özge AYIK - BiaMag
Testi ve Kubur! - Gün ZİLELİ - Köxüz
Çelebi: Bu Bir Sömürü Rejimidir - ETHA
KTÜ'de Öğrencilere Polis Saldırısı - Sendika.org
HES’ler İşçileri Öldürüyor, HES’ler Yaşamı Yok Ediyor - Jiyan
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Ölü, Suçlu ve Evli... - Zeynel Abidin KAPLAN - Sendika.org
Sonunuz Tarihin Çöplüğü Olacak! - Evrensel
“Ben Nesli”nin Hayatı Torbada! - Canan ESELER - Başka Haber
CHP’nin İkiyüzlü Siyaseti - Burak ÖZ - Birgün
'Torba' Sineye Çekilmeyecek - Atılım
Torba Yasalaştı - ETHA
Belleksizler Partisi (Mi) - Akın OGUN - Birgün Pazar
Ulusal Güvenlik - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
Irkçı Refleks ve Sol - Yücel Yüksel MERT - BiaMag
Ezbere Dünya - Okay GÖNENSİN - Vatan
Tahrir Meydanı Mucizesi - Slavoj ŽIŽEK - The Guardian / Sol Defter
Bu Bir Devrim Mi - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Tahrir Meydanı’ndan Sakarya Meydanı’na… - Özgür MÜFTÜOĞLU - Evrensel
Ortadoğu'nun Üzerinde Dolaşan Hayalet - Ahmet İNSEL - Birikim
Mısır, Devrim, İnternet - Seviyesiz - Seviyesiz Siyaset
Mısır ve Tunus Halkına Selam - Alınteri
Orta Doğu'da Eylemler - Özel Dosya - BBC Türkçe
Algeria Protesters Push For Change - Al Jazeera


Kara Güneş Resmi Sayfası
Kara Güneş Facebook Sayfası
Kara Güneş Röportajı - Wrzl - Dergi.biz
Viya Resmi Sayfası
Viya - Huzur İsyanda EP via Clinical Archives
Viya Yeni Albümü 'Huzur İsyanda'yı Peyote'de Tanıttı - Milliyet
Gevende Resmi Sayfası
Gevende Myspace Sayfası
Gevende - C.E.T. Baykuş Sessions
Cyro Baptista Official Site
Cyro Baptista's Banquet Of The Spirits At Myspace
Cyro Baptista's Banquet Of The Spirits - Caym: The Book Of Angels Volume 17 Informative via Tzadik
Dubioza Kolektiv Official Site
Dubioza Kolektiv Informative Via Wikipedia
Dubioza Kolektiv - 5 Do 12 Official Download Page
Dinar Bandosu Myspace Sayfası
Dinar Bandosu Vikipedi Sayfası
Dinar Bandosu - Leyla Halid
Kultur Shock Official Site
Kultur Shock At Myspace
Kultur Shock Interview By Judith GENNETT via Roots World
Sakin Myspace Sayfası
Sakin Röportajı - Avaz Avaz
Sakin Dağıldı Mı? - Ayhan ABAYHAN - Hafif Müzik

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[at]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Sometimes It Rains By Horriblecherry
Horriblecherry Flickr Page

>>>>>Poemé
Şair İşçidir - Vladimir MAYAKOVSKI

Bağırırlar şaire:
"Bir de torna tezgâhı başında göreydik seni.
Şiir de ne?
Boş iş.
Çalışmak, harcınız değil demek ki..."
Doğrusu
bizler için de
en yüce değerdir çalışmak.
Ve kendimi
bir fabrika saymaktayım ben de.
Ve eğer
bacam yoksa
İşim daha zor demektir bu.
Bilirim
hoşlanmazsınız boş lâftan
kütük yontarsınız kan ter içinde,
Fakat
bizim işimiz farklı mı sanırsınız bundan:
Kütükten kafaları yontarız biz de.
Ve hiç kuşkusuz
saygıdeğer bir iştir balık avlamak
çekip çıkarmak ağı.
Ve doyum olmaz tadına
balıkla doluysa hele.
Fakat
daha da saygıdeğerdir şairin işi
balık değil, canlı insan yakalamadayız çünkü.
Ve doğrusu
işlerin en zorlusu
yanıp kavrularak demir ocağının ağzında
su vermektir kızgın demire.
Fakat kim
aylak olduğumuzu söyleyerek
sitem edebilir bize;
Beyinleri perdahlıyorsak eğer
dilimizin eğesiyle...
Kim daha üstün, şair mi?
yoksa insanlara
Pratik yarar sağlayan teknisyen mi?
İkisi de.
Yürek de bir motordur çünkü
ve ruh, onun çalıştırıcısı.
Eşitiz bizler
şairler ve teknisyenler.
Vücut ve ruh emekçileriyiz
aynı kavganın içinde
Ve ancak ortak emeğimizle
bezeriz evreni
marşlarımızı gümbürdeterek
Haydi!
laf fırtınalarından
ayıralım kendimizi
bir dalgakıranla.
İş başına!
Canlı ve yepyeni bir çalışmadır bu.
Ve ağzıkalabalık söylevci takımı
değirmene yollansın dosdoğru!
Unculuğa!
Değirmen taşı döndürmeye laf suyuyla!

Türkçesi: Ataol BEHRAMOĞLU
Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: