Sunday, March 13, 2011

Deuss Ex Machina # 341 - La Gent! La Meva Ànima Es Posa Dret Davant Teu!

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_341_--_La Gent! La Meva Ànima Es Posa Dret Davant Teu! / Peu Davant Meu, Oh La Meva Ànima

07 Şubat 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-AGF & Craig Amrstrong-I Opened My Eyes (AGF Producktion)
>2<-AGF & Craig Amrstrong-Konstantinopolis (AGF Producktion)
>3<-Felix Kubin & Ensemble Integralés-Die Besucher (Dekorder)
>4<-Felix Kubin & Ensemble Integralés-Uncanny Valley (Dekorder)
>5<-The Kilimanjaro Darkjazz Ensemble-Les Etoiles Mutantes (Denovali Records)
>6<-The Kilimanjaro Darkjazz Ensemble-All Is One (Denovali Records)
>7<-Kreidler-Gas Giants (Bureau B)
>8<-Kreidler-Saal (Bureau B)
>9<-Weird Ribs-Gallop (Self Released / MP3)
>10<-Weird Ribs-Spacerail (Self Released / MP3)
>11<-Vefa-Atlas (Music For Non-Musicians)
>12<-Vefa-Nasır (Music For Non-Musicians)

La Gent! La Meva Ànima Es Posa Dret Davant Teu! / Peu Davant Meu, Oh La Meva Ànima
(341)
Son sürat hokkabazlık, son sürat hilebazlık. Kılıfına uydurulmaya çalışılan niteliksizlik topeykün bir potada hemhal ettiriliyor. Bütünleştirilerek ambalajlanıyor. Bir de burdan buyurunuz diye yolun taşları döşeniyor. Adilane olması gereken makamlar birer ikişer siyasetin ayak oyunlarının sergilendiği zeminlere dönüşüyor. Siyasetin gerekiğini yapması beklenen makamlar ise tam da mahalle kavgalarındaki gibi birbirlerinin gözlerini oymanın yollarını arıyor. Sümenaltı etmeye gerek bile görmeden ağızlarını bozuyor, kirli defterlerin en olmadık sayfalarına sığınarak en muktedir benimki, en hakikatli sözcükler bende oyunu çevriliyor. İşin aslı mahallenin daimi cazgırlarıysa tüm bu hengamede neler olup, neler bitiyor bir türlü işin içinden çıkamıyor!. Ağırlaştırılan müfredat, hızlandırılan gündem hep bir şeylerin üzerini örtüyor. İtinayla alaşağı ediyor. Suskunluğu içerisinde tozlanacak yeni dosyalar oluşturuluyor. Resim ortalansa da netlik son kertede sağlanamıyor. Vizörün ardında daim olan sansür hissedilir kılınıyor. Netliğe değil muğlaklığın istikrarına prim veriliyor. Gaz verilip yol tutuşu, pardon olmayan düzenin istikrarını bozmayın diye vızıldanıyor. Muktedirliğin eşsiz toz pembesi ise her birimizin daimi kabusunu şekillendiriyor. Çıplak gerçeği tartışmak daim olduğu üzere başka bahara bırakılıyor. Bakar körlüğün talim alanı, görüş menzili dahilinde muktedirin pişkinliğini fark etmek mümkündür. Böylesi birbirilerine zincir zincir bağlantılanabilen bir bakışım yoğunluğu içerisinde. Cozurdamaya başlayan atıflarında, belaltı vuruşlarında, hep biz haklıyız! diretmesine sığınılan yansıtılanların tümünün başatlığında. Yansıtılan ile görünürde yansıtılması için hallice çaba sarf edilenlerin, zarf mazruf ilişkisiyle parallelikler barındırır. Görme, duyma, anlama!. Bir şekilde bütünleştirilen, tabulaştırılan kutsal üçlüye sahip çıkan sistem, bize tam da lazımgelen demokrasiyi ütopik bir erime dönüştürmektedir. Kah davul zurna, kah sessizliğin ortasında yapılandırdıkları, işleme koyduklarıyla. Yansızlığını illa ki biat etmeden, emir erleri haline dönüşmeden, olumlu olumsuz görüşler haline indirgememe, engel koyma çabasının esas engelleyicisi sır haline çevrilen hakikatlerin, bu yolda köşeye kıstırılarak önünün bir şekilde kesilmesi olduğunu bir kere daha hatırlatmalıyız. Sözün kısası derdest edilen gönül, açmazlara terk edilen vicdan, tahakkümlerle idame ettirilen adalet ne meramı rahat bırakıyor. Ne ruhu taze, ne nefesi sıhhatli kılıyor. Boğuntuya getirilenler fay kırıklarının derinliğini daha da acımasız yeni yıkımlara terki diyar ediyor. Anlamak isteyene... Keşmekeş içerisinde varedilmekte olup olağanlaştırılan şeyler ise statükonun aradığını, istediğini kendiliğinden değirmenine bolca suyun taşınmasını simgeleştiriyor. Sembolikleştirilerek, çaresizleştirilerek korku duvarları daha derinlerden temellendiriliyor. Sinsince, kural tanımazlık bir yana haklarımız iyice sakız bellenerek, muhalifliğin üzeri usulca değil birden bire kırmızıyla çizilmesine sebat edilerek. Hiç bir zaman hayatımızdan çıkmamacasına bir dirayetle. Taşınan su belli başlı hakikatleri belleğimizden silmemizi salık veriyor. Nice unutuşa gebe bıraktırılmış olmamız, yetmezmiş gibi daha fazlasının talebi dört bir yandan, ekranlara, yazınsallara yansıtılanlarla ikrar ediliyor. Dikte ettirilen, net bir biçimde hakikatleri aramanın yokuşa göstere göstere sürüleceğini fark ettiriyor. Ne onun, ne bunun vebaline teslim olmadan, bağımlı kalmadan özgür bireyler olarak haklarımızı tesisimiz bu ileri demokrasi dersinde yarınlara bırakılıyor. Umarsızca, değnek benim elimde kime dokunursam onların günüdür bugün, dediğim dediktir çaldığım güdük de olsa düdüktür veczi gerçekliğini bir kere daha kanıtlıyor. Çaresizleştirildikçe muktedir karşısında, köşeye sıkıştırıldığı ilan edilenler, dokunan yanar yakarışıyla kendini ispata gereksinim duymayacak isimler muhalifliğin yankısını terennüm ediyor acı acı. Çın çın beynimizin içinde çınlıyor. Belirsizleştirildikçe muğlaklığa teslim edildikçe sorgulanacak bir şeylerin olmadığına kâni olmamız bekleniyor. Her zaman olduğu üzere kabul buyurursak telkinlerinin yanında! alttan alta gösterilip çekilen aba altından sallanan meşe odunlarının refakatinde. Oldu bittilerin yeni Türkiye'sinde. Yakın mazinin cunta idarecileri gibi 'adalet' zevatının yargılarını aman adımlarınıza yazdıklarınıza dikkat buyurunuz uyarılarıyla şekle şemale sokma gayretkeşliği ortadayken, handiyse resmin tümü daha bir anlaşılır kılan detaylardan olmayı başarmakta dostane! uyarıları. Çoğunluğa bir şekilde geçmiş olanın nasıl da görünürde az olana karşı kalkanlarını hemen devreye soktuğu tekmili birden vurgulanıyor. Şimdi, kendi halimiz ve ahvalimizin içerisinde gözlerimiz açılıyor. Onlar göstermekten kaçınıyor olsa da mazlumluğun da el değiştirebildiği anlaşılıyor. Oluşturulan kör karanlıklar, yaftalamalara, boğuntuya getirmelere karşı vicdanlarımızı çekincesiz bir biçimde ortaya koymanın gerekliliği ortaya çıkartıyor. Hesaba kitaba dayanmadan kimlerin yanında durulması gerektiğini tekrar ettiriyor. İkrar ettiğimiz yanlızlaştırıldıkça, izole edildikçe daha fazla insancıl olana kucak açmamızı tez veriyor. Makam, mevkii, büst veya isimlerin göz korkutuculuğuna teslim olarak değil salt insanı anlayabilmek adına önyargıları kırabilmenin ancak ve ancak inat ederek ve dört elle hayata sarılmamızın, rotamızı şekillendirebileceği bir eşiğe ulaştırıyor. Nasıl bir ülke dahilinde yaşamak istiyoruz sorusuna çözümlemeler için zihni berraklaştırıyor. Hiç bir zaman oldurulmadığı kadar kuvvetli bir biçimde. Taa ki boğulmadan, ilmiğin urganını boynumuza geçirtmeden, bir kişinin daha alelacele kumpaslara teslimiyetinin gösterilmeyecek olduğunu işittirecek kadar bütünleşik, anlayışlı, birbirlerinin yansısını ezip geçmeyecek, empati kuran, anlamazdan gelmeyen bireyler olabilmenin büyük sınavı önümüzde duruyor. Gün içinde Galatasaray'dan-Taksim'e uzanan yürüyüş boyunca birbirilerini tanıyan, tanımayan, aynı görüşü paylaşan, paylaşmayacak olan, nadiren de olsa birbirlerine karşı ses yükselten kişi, kurum veya kanaatlerin birbirleriyle ortak bir zeminde buluşabildiğinin idrakına varabildikten hemen sonrasında iş bu sınavın tüm geleceğimiz boyunca yaşayacaklarımız arasında önemini, değerlendirmesini siz değerli okurlarımızın anlayışlarına bırakıyoruz. Meram: Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz!

>>>>>Bildirgeç

Gözümün İçine Bak ve 'Yargıya Güven' De / Yonca ŞIK Röportajı / Ezgi BAŞARAN*

Tutuklanan gazeteci Ahmet Şık'ın eşi Yonca Şık 'Sabırlı olalım' diyenlere soruyor: "Dink davası ortdayken, tutukluluk süreleri bu kadar uzunken bana 'Yargıya güven' diyebilir misiniz?"

Gazeteci Ahmet Şık 6 Mart’ta tutuklandı. Emniyet’teki cemaatçi yapıyı anlatan İmamın Ordusu adlı bir kitap yazıyordu. Kitabın kopyası ve ismi geçen bir word belgesi bir hafta önce aranan OdaTV’deki bilgisayardan çıkmıştı. Tutuklanması hakkında başka somut bilgiye sahip değiliz. Hikâyeyi karısı Yonca Şık’tan dinleyelim.

Nasıl bir gazetecidir Ahmet Şık?
Ahmet cezaevinden gönderdiği mektupta gazeteciliğini her zaman mağdurun ve ezilenin yanında olmak üzerinden tarif ediyor. Bu mağdurdan yana olma hali de çoğu zaman onun da mağdur olmasına yol açtı. Şimdi olduğu gibi.

Kaç yıldır birliktesiniz?
Epey oldu. 1996’dan beri beraberiz.

96 yılı Metin Göktepe’nin de öldürüldüğü yıldı. Ahmet, Metin Göktepe ile ilgili yaptığı haberleriyle de hatırlanıyor. Neler yaşamıştı?
Yeni Yüzyıl’da çalışıyordu. Zor bir dönemdi çünkü Metin aynı zamanda onun arkadaşıydı. Ailesinin o dönemde Ahmet’in de başına bir şey gelir diye korkuları olduğunu biliyorum. Ahmet ve gazeteci arkadaşları Metin’in davasını ısrarla takip etmişti. Metin’den önce olduğu gibi sonrasında da bu tip hak ihlallerinin olduğu davaları sıkı bir şekilde takip etti ve haberlerini yaptı.

Derin devlet yapılanmasına çomak sokan haberleri Susurluk’la mı başlar?
Öncesi de var ama hatırladığım kadarıyla 1997’de Radikal’de çalışmaya başladığında ısrarla izlediği davalardan biri de işkence gören Manisalı liseliler olayıydı. Gözaltında kayıplar için oturma eylemi yapan ‘Cumartesi Anneleri’ni başlangıcından itibaren çok yakından takip etti. Aynı dönemde zaten Susurluk çıktı ve Susurluk’la ilgili haberler de yapıyordu ki şu anda o dönemde haberini yaptığı kişilerle maalesef aynı davadan yargılanıyor. Bence Ahmet çok haklı olarak en çok buna takıyordur kafayı.

Radikal’deki eski arkadaşlarından Ahmet’in haber yapmak için gittiği her eylemde hırpalandığını duydum. Doğru mu?
Hırpalanmak biraz hafif kalıyor sanırım. Evet epeyce çok dayak yedi. İşin ilginç yanı bunların bazılarında dayak attı diye 50 tane robokop polisi şikâyetçi bile oldu. Yıllar önce Celal Başlangıç’la yine bir ’gözaltında ölüm’ haberine gitmişti Aydın’a. Çevik Kuvvet’in oluşturduğu bir koridordan dayak yiye yiye dışarı çıktıktan sonra bir polis koşarak telsizle Ahmet’in kafasına vurmuş. O anda düşüp bayılmış. Ben de evde televizyondan izlemiştim bunları. Ahmet’in kafasında 13 ayrı yara izi var. Aslında 14 ama bir tanesi gecekondu yıkımı sırasında tesadüfen kafasına isabet etmiş bir taş...Onu saymıyoruz!

“Bu kadar kendini atmasan bu işlerin içine” demediniz mi hiç?
Hayır tabii ki, niye diyeyim. Yani olur mu öyle şey! Hayat böyle bir şey değil ki bizim için. Endişeleniyorsun tabii ama herkesin kendine ait bir yolu var. O yaptığı işi inanarak yapıyor ve öyle mutlu. Ahmet’i Ahmet yapan da bunlar esasen. Ayrıca böyle olduğu için de Ahmet’i çok seviyorum.

Nokta dergisinde ne zaman çalışmaya başladı?
2007’de, derginin kurulması aşamasından itibaren kapanana kadar orada çalıştı.

TSK’nın Medya Andıcı haberini Nokta’da yapan Ahmet’ti değil mi?
Evet. 8 Mart sayısının kapağı Ahmet’in Medya Andıcı haberidir.

Nokta Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş hafta içi köşesinde Ahmet’in darbe günlükleri haberiyle hiç alakası olmadığını söylüyordu. Bir bilginiz var mı?
Bir gazete ya da dergide haberin yapımı aşaması nasıldır, kimler dahil edilir, kimler edilmez bunları bilmiyorum. Ama Alper Görmüş’ün, Ahmet’in nasıl bir gazeteci olduğunu iyi bilen biri olduğunu biliyorum.

Bir önemi var mı, Darbe Günlükleri haberini Ahmet yazdı ya da yazmadı?
Hiç yok. Hatta farz edelim ki Nokta dergisinde hiç çalışmadı. Ergenekon’la ilişkisi olup olmayacağını sadece Darbe Günlükleri haberi mi belirler? Alper Görmüş’ün o yazısından sonra ”Bak zaten Darbe Günlükleri haberini o yapmamış, demek ki Ergenekon üyesi olabilir” gibi akla ve mantığa sığmayan yorumlar oldu. Nasıl bir analitik zekâ ama? Maşallah! Halbuki 20 yıllık bir gazetecilik pratiği var bu adamın. Demin de söylemiştim; Ahmet şu an Ergenekon davasının esasını oluşturan olayları yıllarca izledi ve haberler yaptı .

Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun Ergenekon sürecini didik didik eden 40 katır 40 satır kitabı da Nokta döneminden sonra değil mi?
Evet. 2009’un sonunda başladılar ve çok uzun sürdü. Bildiğim kadarıyla çıkış noktaları şuydu: Ergenekon süreci yeterince derinleşmiyordu. Savunmasında da söylüyor zaten; gerçek kişiler gerçek suçlardan yargılansın! Ertuğrul Abi ve Ahmet, davaya bu açıdan bakan bir kitap yazmaya çalıştılar ama çalışma süreci ben ve kızım için kâbus gibiydi. Hatta kızım “Asıl Ergenekon mağduru benim” diyordu.

Niye?
Ahmet 9-10 ay aralıksız deli gibi çalıştı. Biz de rahat çalışsın diye elimizden geleni yapmaya çalıştık. Aslında Ahmet evdeki her işi ayrım yapmadan yüklenen biridir. Bu dönemde bazı kaytarmalar oldu haliyle.

Yazmakta olduğu kitabı İmamın Ordusu’nu okudunuz mu?
Hayır okumadım.

Kitabın kopyasının Soner Yalçın’a ait bilgisayarlardan nasıl çıktığı konusunda bir fikriniz var mı?
Hiçbir fikrim yok. Ahmet de buna çok şaşırdı. İkimiz de kitabın orada çıkmasıyla ilgili bir açıklama geliştiremedik ama tabii ki çok tedirgin olduk. Düşünsenize; size ait bir şey bir anda hiç alakanızın olmadığı ve asla olamayacağı birinin bilgisayarında çıkıyor. Bence korku filmi gibi. Bunun ortaya çıkartılması gerekiyor.

İşin gözaltı ve tutuklamaya varacağını tahmin etmiş miydiniz?
Ergenekon’un bir sistematiği var: Önce çeşitli isimlerle ilgili bir tür itibarsızlaştırma süreci başlıyor. Yani bazı isimler basına sızdırılıyor ve tepkiye göre kısa süre sonra hop o insanların evi aranıyor, gözaltına alınıyorlar. Ahmet’in adı geçince aklımıza geldi elbette ama bu o kadar saçma olurdu ki hep ”ne alaka”, ”yok artık” diyordum ama o saçmalık oldu işte.

Geçen gün açık görüşte buluştuğunuzda nasıl görünüyordu?
İyi, moralli ve çok öfkeli. İyi ve moralli çünkü bu süreçte insanların ona inandığını biliyor. Yapılan haberleri takip ediyor. Bir taraftan da çok öfkeli çünkü bugüne kadar bütün gazetecilik pratiğini ve inandığı değerleri tamamen yok sayan bir suçlamayla karşı karşıya. Dediği gibi deli saçması bir durum işte. Bir de telefon konuşmalarının belli kısımlarının alınmasına kızmış. “Madem öyle dinlenen süre içindeki bütün konuşmalarımı açıklasınlar” diyor.

Savcının çok gizli dediği somut delillerle ilgili ona soru sorulmuş mu?
Hayır. Kitap dışında hiç bir soru yokmuş. Nedir o açıklanmayan deliller açıklasınlar istiyoruz. Ne avukatların fikri var ne de Ahmet’in. Ortada kitap taslağından başka hiçbirşey yok! Ahmet gazetecilik yaptığı için içeride. Başkaları gibi gazetecilik yapmadığı için değil. Bu çok net. Şimdi, tutuklama kararına itiraz edildi. Bu itirazı inceleyecek hâkimlerin ‘Ergenekonu Anlama Kılavuzu’ kitabını okumak için yeterince zamanları var. Umuyorum ki okurlar ve Ahmet’in bu davanın sanığı olmasının ne kadar saçma olduğunu görürler.

Sizi nasıl günler bekliyor?
Bazı insanlar “Davanın sonucunu görelim” diyor. Sabırlı olalım yani. Tamam tabii ki sabırlı olalım, hukuka güvenelim. Ama Hrant Dink davası ortada. Hâlâ bir sonuca ulaşmadı. Bir kere tutuklanan çok kolay çıkamıyor. Tutukluluk süreleri çok uzun ve herkes bunlardan çok şikâyetçi. İddianamenin hazırlanıp kabul edilmesi ve yargılamanın başlaması kim bilir ne kadar sürecek. Yani var olan sistemde bir çok haksızlık yapılıyor ve herkes bunu kabul ediyor. Böyle bir durumda yargının sonucunu bekleyelim demek bence insanlarla alay etmektir. Bunu ısrarla söylemek isteyenlere, benim gözümün içine bakın diyorum. Gözümüzün içine bakıp bize yargıya güven, sabırlı ol diyebilecek misiniz?
Bence bu ciddi anlamda bir polis operasyonu. Ahmet’in tutuklanma kararını veren hâkimin de isteyerek ve ikna olarak o kararı verdiğini hiç sanmıyorum. Anladığım kadarıyla yargı sadece belge imzalayan bir kurum gibi çalışıyor.

Kitabı basacak mısınız?
Evet. Ahmet böyle bir nedenden dolayı bundan vazgeçmez ki!

Şu andaki ruh haliniz?
Şaşkın değilim. Bu mevzuyu başıma kötü bir şey geldi duygusuyla yaşamıyorum çünkü bu haksızlık ve hukusuzluk büyük bir tepkiye yol açtı. destek ve dayanışmayla bunun üstesinden tek başıma gelmek zorunda kalmıyorum. Ahmet de böyle hissediyordur. Zaten muhalif bir yerde duruyorsan faturası vardır bu ülkede. Bizden daha kötü şeyler yaşamış arkadaşlarımız var. Hayatımız da hep biraz zor oldu. Geçecek biliyorum.

* Meram kısmında denkeştirmeye çalıştığımız sözcüklerimizin devamından okunması elzem bir yazınsal olarak Ezgi BAŞARAN'ın Yonca ŞIK ile gerçekleştirdiği "Gözümün İçine Bak ve 'Yargıya Güven' De" başlıklı röportajını, yazarın ve Radikal gazetesinin anlayışlarına binaen sizlerle paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #340 (21.02.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Bloguma Dokunma!
Gözümün İçine Bak ve 'Yargıya Güven' De - Yonca ŞIK - Ezgi BAŞARAN - Radikal Pazar
Arat Dink'ten Ahmet'e Mektup - Arat DİNK - Bianet
Ahmet Şık’a Mektup - Sennur SEZER - Evrensel Pazar
“Dokunmayanın İçi Buz Tutar” - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
"Dokunan Yansa Da Dokunacağız" - Sevgim DENİZALTI - Serbay MANSUROĞLU - Birgün
"Tutuklu Gazeteciler İçin Tek Ses Olduk" - Nilay VARDAR - Ekin KARACA - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Gazetecilere Özgürlük Yürüyüşü - ETHA
Sakıncalıdır! - Umur TALU - Habertürk
Ahmet Şık’sız Cumartesi - Aren Arda KAYA - Habervesaire
Adil Yargılama Hakkı Kâğıt Üstünde Kalıyor - Erdal GÜVEN - Radikal Pazar
Basın Özgürlüğüne ve CHP'ye Karşı 'Rötarlı Taciz' - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
Gazetecilikten Nasıl Tahliye Olunur? - Ümit ALAN - Birgün
Biz De Bildiğimizi Yazarız - Can DÜNDAR - Milliyet
Kim Demiş Ahmet Şık "Gazeteci Değil" Diye? - Esra ARSAN - Bianet
Sap Döner, Hesap Döner - İnci HEKİMOĞLU - Günlük
Ergenekon’u Sulandıran Kim? - Oya BAYDAR - T24
Ergenekon Davası Yön Mü Değiştirdi? - Ahmet İNSEL - Radikal
Mahçupyan'ın Algısı - Shelbyl - Komünal İşkembe
Nadire Mater: “Görmüş’ün ‘Zor Yazısı’ Eksik Olunca!” - Bianet - Sol Defter
Agos: Biz İkna Olmadık - Yeşil Gazete
Hukuksal İşlemler - Rıza TÜRMEN - Milliyet
Çöküntünün Resmidir - Okay GÖNENSİN - Vatan
Parçalı Bulutlu - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Belden Aşağı, Olmadı Savcılık Seviyesi Gazetecilik - Özcan ÖZEN - Sendika.org
Çoğunluğun Tiranlığı - Armağan ÖZTÜRK - Jiyan
Demokrasinin Acentası Kepenkleri İndirdi - Süreyyya EVREN - Birgün Pazar
Sahibinin Sesi Eko Yaptı - Sarphan UZUNOĞLU - Evrensel
FT: Erdoğan Atatürk Mirasına İtinasız Davrandı - Philip STEPHENS - BBC Türkçe
Vesayet - Ferda KOÇ - Sendika.org
Bildiğini Okuma Alışkanlığı ve Yeni Dengeler - Ayhan BİLGEN - Köxüz
İfade Özgürlüğünün Sınırları OdaTV Mi? - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Duygunun Günlüğü - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Çayır Çimende İleri Demokrasi - Üstün YILDIRIM - Evrensel Pazar
Sosyalistler ve Seçimlere Dair Bazı Hatırlatmalar - Foti BENLİSOY - Sol Defter
Ali Topu Hâlâ Agop’a Atmıyor - Mehmet ÖZEN - Habervesaire
Mahremin ve Modernin Tomografisi - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal Hayat
Blogumadokunma! - Orhan ULUCA - Birgün
Yeni Bir Kitap: Blogdan Al Haberi… - Yeni Medya
Kardeşlik Üzerine - Cüneyt UZUNLAR - Muhavere
Kîne Em… - Alınteri.net
Halk Newroz'da İradesini Ortaya Koyacak - ANF
Efsane, Siyaset ve Newroz… - Mustafa ÖZER - Jiyan
Süreci Germek Mi, Sorumlu Davranmak Mı? - Delil KARAKOÇAN - Günlük
"Öldürmeyin" Demek Suç Mu? - Halil SAVDA - Köxüz
Dağın Ardına Bakmak, Dağa Çıkan Çocukları Anlamak... - Hasan CEMAL - Milliyet
Gerçeğin Peşindeki Gazetecilerin Öyküsü - ETHA
Bizim Milletimizin Dili Çoktur - Alp ALTINÖRS - Atılım
Parlamentoda Nitelikli Kürt Temsiliyeti İçin - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
'İleri Demokrasinin Utanç Tablosu' - Evrensel
Tutsak Kadınlar İçin Eylem - Atılım
Yargı Katı, Millet Katı, Kadın Katı - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
'Bayan yanı' ve Türkiye'de Kadın Sorunları - Kürşat AKYOL - BBC Türkçe
Filmmor Dokuz Yaşında: Peki Yaşarken Eşit Miyiz? - Melek ÖZMAN - BiaMag
Bütün Türkiyeli Ezilen Kadınlara - Yılmaz ODABAŞI - Eleştirel Medya Günlüğü
Kadınlar Silahlanmak Zorunda! - Mutlu TÖNBEKİCİ - Vatan
Aköz ve Ardıç Kadınlardan Korksun - Serpil BAKIR - Atılım
Gazeteci Mavioğlu’na “Hassas Vatandaş” Şikayetiyle Yeni Dava - Emir ÇELİK - Bianet
Vicdani Reddimin Beyanıdır! - Burcu Çiçek EKEN - Kronik Muhalif
Chomsky: ABD ve Batı Asıl Terörist - Birgün
Naomi Klein: Bu Demokrasiye Karşı Açık Bir Saldırıdır - Evrensel
On İki Yıllık Bir Bölüşüm Bilançosu - Korkut BORATAV - Sol.org.tr
İşsizlik - Micheal DWNNING - Maaşsız Hayat - Express
İşsizlik Düştü Mü?.. - Alınteri.net
İşsize 3, GAP'a 9 Milyar Aktarıldı - ETHA
Halkın Yarısı Geçinemiyor - ANF
İşsiz ve Güvencesizler Nasıl Örgütlenir - Murat IŞIK - Günlük
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
AKP Kuşatması! - Tufan SERTLEK - Sendika.org
15 Bin Metal İşçisi Greve Çıkıyor - Birgün
Binlerce Sağlık Çalışanından Grev Uyarısı - ANF
Hükümetin Tedavisi İçin 'Beyaz Grev' - ETHA
Ben Bir Doktor Babasıyım - Açık Radyo
Beyoğlu'nda HES Protestosu - CNN Türk
Sosyalizmin Siyaseti - Ömer LAÇİNER - Birikim
İliştirilmiş Gazetecilik Bitsin Artık!.. - Ragıp DURAN - Köxüz
Wikileaks İtirafları - Nihat HALICI - BiaMag


AGF Official
Craig Amrstrong Official
AGF & Craig Amrstrong - Orlando Album Informative via AGF Producktion
AGF & Craig Amrstrong - Jay - Caffeine-Headache
Felix Kubin Official
Ensemble Integralés Official
Felix Kubin & Ensemble Integralés - Echohaus Album Trailer via Youtube
Felix Kubin & Ensemble Integralés - Echohaus Album Review - Oliver LAING - Cyclic Defrost
The Kilimanjaro Darkjazz Ensemble Official
The Kilimanjaro Darkjazz Ensemble - From The Stairwell Album Informative via Denovali Records
The Kilimanjaro Darkjazz Ensemble - From The Stairwell Album Review - Jack CHUTER - ATTN:Magazine
Kreidler Official
Kreidler Informative via Bureau B
Kreidler - Tank Album Review - Jus FORREST - Igloo Magazine
Weird Ribs At Myspace
Weird Ribs At Bandcamp
Weird Ribs - Günün Tavsiyesi - Urufixx - Son Yudum
Vefa Facebook Sayfası
Vefa Bandcamp Sayfası
Vefa-Yetimhane - Gönenç GÖÇMENGİL - Amme Hizmeti

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo - Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm - Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Cherub By Roey AHRAM
Roey AHRAM' Flickr Page

>>>>>Poemé
Halkın Ekmeği - Bertolt BRECHT

Bilin: Halkın ekmeğidir adalet.
bakarsınız bol olur bu ekmek,
bakarsınız kıt,
bakarsınız doyum olmaz tadına,
bakarsınız berbat.
Azaldı mı ekmek,başlar açlık,
bozuldumu tadı,başlar hoşnutsuzluk boy atmaya.

Bozuk adalet yeter artık!
Acemi ellerle yuğurulan,iyi pişirilmemiş adalet yeter!
Yeter katıksız,kara kabuklu adalet!
Dura dura bayatlayan adalet yeter!

Bolsa insanın önünde ekmek,lezzetliyse,
gözler öbür yiyeceklere yumulsada olur.
Ama her şey bollaşmaz ki birdenbire…
Bilirsiniz,nasıl bolluk doğurur ekmek:
Adaletin ekmeğiyle beslene beslene.

Ekmek her gün nasıl gerekliyse nasıl,
adalet de gerekli her gün,
hem o, günde bir çok kez gerekli.

Sabahtan akşama dek,iş yerinde,eğlencede,
hele çalışırken canla başla,
kederliyken, sevinçliyken,
halkın ihtiyacı var pişkin, bol ekmeğe,
günlük, has ekmeğine adaletin.

madem adaletin ekmeği bu kadar önemli,
onu kim pişirmeli, dostlar, söyleyin?

Öteki ekmeği kim pişiren?

Adaletin ekmeğini de
kendisi pişirmeli halkın,
gündelik ekmek gibi.

Bol, pişkin, verimli.

Çeviri: A. KADİR, Asım BEZİRCİ
Kaynakça: İnsanokur.org

No comments: