Sunday, May 29, 2011

Deuss Ex Machina # 352 - Èske Li Sanble Nou Isit La?

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_352_--_Èske Li Sanble Nou Isit La?

23 Mayıs 2011 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Andy Stott-New Ground (Modern Love)
>2<-Andy Stott-Intermittent (Modern Love)
>3<-Astrobotnia-Time Shifting Window (Aleksi Perälä)
>4<-Astrobotnia-New Earth (Aleksi Perälä)
>5<-Cardopusher-Juice In Blender (Mr. Gasparov Remix) (Tigerbeat6-Shockout)
>6<-Cardopusher-Naked In Front Of A Broken Computer (Tigerbeat6-Shockout)
>7<-Kromestar-Disagree (Dubstep For Deep Heads)
>8<-Kromestar-A Stroll In The Night (Dubstep For Deep Heads)
>9<-Hackman-Multicultural (Shifting Peaks)
>10<-Hackman-Always (Shifting Peaks)
>11<-Braille-Leavin Without You (Rush Hour Recordings)
>12<-Braille-The Year 3000 (Rush Hour Recordings)

Èske Li Sanble Nou Isit La?
(352)

Biteviye aynı sözcükleri sıralayası geliyor insanın klavye denen nesenlliğin önünde sabitlendiği anlarda. Grifitleştirildikçe içinden siz öyle ya da böyle çıkamazsınız arkadaşım kıssasına denk düşürüldükçe , ironik değil komikse hiç değil vakiaların karşısında, gündem denen tortudan payımıza arta kalanları göz önüne getirdiğimizde aynı sığ suların içerisinde kalındığını görmek mümkünatlar dahiline eklemlendiriliyor. Birbirinden beter sığlıklar dahilinde sözümona şekillendirilen yeni bir "Türkiye vizyonu" değil boklarıyla kavga edenlerin, çirkeflik eşiklerini aşabilmek adına ellerine ne fırsat geçmişse bunu değelendirebildiklerini, belirginleştiren kareler ulu ortalığa serilip duruluyor. Vizyon oluyor size hazımsız projelerden mürekkep kocaman vecizler, atılıp atılıp tutulmayan vaatler, oldu canım döneceğiz bir size laubalikleri, kiminin dilinin, kiminin belinin, kiminin zihninin nerelere çalışabildiğini ifşaa eden ortaoyunları bu sergilenenleri ayrıştırmaya kalktığımızda önümüzdeki seçenekleri oluşturuyor. Mütemadiyen anlamsızlaştırılarak, içeriği boğuntuya getirilen sözcük dizilimleri meramın kendisini unutturup anın nümayişinde gırla gidiliverilen, "şıracıyla bozacının" hikayesine benzeş öğeler taşıyan kinlenlemeler için zemin etüdü gerçekleştiriyor. Bu keskinlik verisi doğrultusunda ne layığımız olanların ne olduğuna fikir yorabiliyoruz, ne de bu mudur her şey bu kadar kolaycıl mıdır sorusuna net bir karşılık bulabiliyoruz. Gözümüze tutulan flaşların, ekranlarımızdan evlerimize, barındığımız alanlara duhul ettirilen kamera ışıklarının önünde cereyan eden hırlaşmaların teker teker kusurları, hataları belirginleştirmek yerine nasıl da oldu bittilerle beraber münferitleştirdiğine; tanıklık etmemiz beklentisiyle yüzyüze kalıyoruz. E pek tamam ne oluyor sonuçta derseniz? Muktedirlerin kavgasında olan biten kadrajın içerisine anlık olarak girip çıkan, gerçek tutunamayanların varlıklarının haczedildiği, yıkım ve tasarrufların tamamen tebaası olduğumuz devletlunun eline teslim edildiği bir karaşınlığa ulaşılıyor. Nedenin ve nasılın sorulmasını çoktandır unuttuğumuz, bu güllük gülistanlık coğrafyada sorunlarımızın hepsini uzunca bir süre öncesinden tükete tükete elimizde kalan bu ufak at da civicler yesin fon müzikli, hormonlu konularla yaşamı idame etmemiz, tek asli görevimiz olan oyumuzu verip kenara kaçılmamızı salık veren bir değersizleştirme operasyonunun ortasına tekabül ettiriliyoruz. Buyur edilmek ne kelime 13 Haziran sabahına kadar eller üstünde tutuluyor, birinin yanlışlarının ötekisinin doğrularını ne kadar mühimleştirdiğini, hepsinin aynı kapta birbirlerinin ekmeğinden birer parça daha kopartabilmek için nasıl da canla başla didişip durduklarını; pardon pardon - o kıymetli vekillik koltuğuna seçilebilmek adına ne hınzırca tasarlanmış muzırlıklar sergileyebildiklerini fark ediyoruz. Farkına artık varabiliyoruz. Eğrilerin daha eğrileştirilip, yamuk bir fasitdaireyle bağdaşık vaziyette vazifemizi ika edeceğimiz günün vuslatını bekliyoruz. Muktedirliğin ne kadar kolay bir biçimde sorunları halledebildiğini, göreceli olarak aşılamayacak hiçbir konu kalmadığından ne etsek ne etsek diye dövünüp duruyoruz. İronik olması için dizmeye gayret ettiğimiz bu satırların, ucu bucağı daha da keskinleşmeden biz anlatmak istediğimize bir köprü oluşturalım. İmgeleştirildikçe komiğe kaçar beklentisine tutuldukça gösterilen bu performansların ötesinde gerçekleştirilenler, hayat geçen şeylerin önemliliği, kayda düşülmeyen nice sorunun varlığı şimdi daha derli toplu bir biçimde düşünmeyi gerekli kılıyor. Kadrajın olağan sınırları içerisine sığdığı kadarıyla, vizörün ardında duranların beklentisi ve tahayyülü dahilinde şekil bulup netleştirilendir imgelem. Bir derya halini alan akışkanların, geçişken terennümlerin ortalık yerinde anı dondurandur. Geçip gideni kareye nakşedendir. Dondurulan anın çehresinden zamanı okumaya imkan tanıyandır. Pek de alışkın olmadığımız üzere! anın özetleyicisidir mahir ellerde çıkan böylesi bir sunumlandırma çabası. Önkoşullu fikriyatların değme fitneciliği iyice zorlarcasına arsızlığın, tektileştirmenin, yaftalar biçip giydirmelerden bir medet umanların dünyasında bizlere esasında lazım olanı sunandır. Gerçekten, hakkaniyetle bakmasını bilenler için bu imge silsilesi çoğul düşünceleri beraberinde getirmektedir. Çoğunluğun hakir görmesine, görmezden gelmesine hep bir ağızdan avaz avaz ötekileştirmesine karşı çıkacak söylemleri yaratabilen bir odaktır. İmgelerin tahayyül ediliği, hazırlıklı gidilen yolların ötesini berisini de yoklamamızı salık veren bir yanı da vardır. Niceliğin, nitelik ve biriktirmelerden daha üstün tutulduğu bir coğrafyada hor görülenlerin, yakışıksız ithamlarla yüzyüze ömür tüketmeleri istenenlerin, dışlananların, dış kapının mandallığına terfii ettirilenlerin, giydiği kılık kıyafetten ölçülüp biçilenlerin, sınıfsal konumları tanımlandırılanların kısacası ötekileştirilenlerin hemen tümünün enselerinde kaynatılan bozaları şifaen değil bir gerçeklik olarak işleyendir imgeler. An çıplaktır, görünen ne bir detay ister ne şahhane bir lügat parçalama herşey olağan bir biçimde meydanda iken neyin eğri neyin doğru olabileceğine, nasıl da pışıpşlanmak ile kışkışlanmak arasında incecik bir çizgide vatandaşın durdurulduğuna şahitlik edebilmek için aracılık eyleyendir. İşledikçe belgeleştiren, kalıt haline dönüştürendir. Vakiaların önemliliğini kesin ve net olarak tanıma ulaştırmakta, kelimelerin sayfalar boyunca zikrettirebildiğini bazen tek bir kare içerisinde zihne hatim ettirendir. Farkındalılığı sağlatandır. Demokrasi hattından çoktandır kaçırılan seferlerin, diz boyu balçığa gömülmüş olmamıza karşın savaş seslerini asla kesmeyenlerin varlığını ikrar ettirendir. Düzlüğe çıkmaktan bahsedilirken, bütün açılımların ardısıra kapanışlarının vavelyasında olup bitenlerin yeniden kaybedilecek canlar olduğunu anlamlandırandır. Adı konulamamış bir sorun yoktur, öyleyse statükonun devamlılığı herşeydir sonucuna bel bağlanmasının başkaca bir izahati var mıdır ey kâri? Tersi istikametler boyunca koşaradım gidilen o dar yolları anlamak için oluşan, zamanla geliştirilen her bir değişim, dönüşüm çabasına ket vurma eğiliminde bulunan demirbaşların, hakkaniyetsiz yargılarını adalet bu diyerek sineye çekmemizi koşulsuz şartsız dayatanların, bütün bu sinizm neferlerinin, zerk ettiricilerini tanıtmaktadır. Katillerden ekranlara konuk, köşelere yazar, bir yerlere makam mevkii sahibi yapılmasını öğrenmiştik, vaktin bu kadar hunharca ilerlediği yerkürede. Amma velakin ahir zamanın gerçekliğini paramparça eden bir katilden sosyolog yaratma sevdasının nice olabileceğini, dahası öyle ya da böyle bir uyanma haline ulaşılmış olsa da sonuçta karanlığın öte yanında yer alanın nasıl bu kadar gönül rahatlığıyla mahkemeyle kafa bulabildiğini, çocuk muamelesi gördüğünü ve bunun anaakım içerisinde tartışılmadan kapatılmasının olağanmış gibi gösterildiğini hangi kelimelerle açıklayabiliriz? Açıklayabilirsiniz? Mübah olanın ne kadar dar kalıplara sıkış, tıkış tutturulduğunu her şeyin, muasır medeniyetler seviyesi beklerken varolanların da, eğri büğrü standartsızlığın normalleştirilmesi gayreti hayret verici değilse nedir allahınız aşkına!!! Şu son birkaç haftanın tantanasında, minare gölgesi ve davul tozunda kopartılıveren trajedilerinde. Tam karşılığını bulabilmek ancak trajediyle, acınası hallerin içerisinde birbirlerini çekiştirip alaşağı etmeye çalışan muktedirliğin, niteliksel olarak zamanı heba ettiriciliğini, sektirmesiz sürdürdüklerini hissettirir. Yorum olarak paranın birliğini ve birlikteliğinden temellendirilmiş, bir kapital odağının kadın başkanınca söylenen demokrasi çekincelerine karşılık olarak, muktedirliğin bir başka değişmez oyuncusu, yıllanmış şarabın hava kapıp sirkeleşmesi gibi vecizlerinde nasıl bu kadar kolay bir biçimde olguları saçmalar düzeyinde oradan oraya hooop pornoya iliştiren vekil adayımızın mübalağasız bağnazlığından ortaya çıkanlar ileri demokrasinin ne demek, ne diyememek olduğunu pekiştiren bir örnektir. Kıyas kabul etmez bir biçimde sadece olur adledilenlere, müsammaha gösterilenlere tamam verilip geriye kalan ne varsa onu keskin bir dille yaftalayarak, sus işareti ve göstergeleriyle mani olunma çabasının bizi bir yere taşımayacağı aşikardır. İnternetlerin başına bir şey gelmez diyen partidaşının sözcülüğüne karşılık bizahati kendisi tarafından onlar iktidara gelebildiklerinde, istediklerini yapabilirler sahteliği, kronikleşmiş katılığını nasıl okumak lazım gelmektedir? Beğenip beğenmemek durumu bir yana bu kadar mı fikri tartışma ortamından mahalle kavgası düzeyine uzanmak kolay, had bildirmek her devrin adamlarına olasıdır. Ellerinin altında opsiyoneldir. Modernlik kıstasları uygulanır görünürken bir yandan heykeller yıkan, sit alanlarını, doğayı tahrip ederek heslere kapı açmakta sakınca görmeyen, bilgiye erişimi aşağı yukarı bir milyon siteyle engelleyen hatta çoktandır engellemiş bulunan, kutsal liberallik soslu ekonomik yaptırımlarla, torbalarla emeğin ümüğünü sıkma gayretkeşliğiyle, bu düzeni çekilmez kılan, sıkacak kemer bıraktırmayan, az olana karşı çoğulcu dili iyice sivrilten, düşünceyi mahpusluğa teslim edip kıstıran, bağımsızlıktan çok sesliliktense iktidara bağımlı suskunluğu takdis etmekten geri durmayan hallerdir bu imgelem çeşitliliğinden okunabilir diğer yansıyanlar. Aynalanan bütün bu imgeler her birimiz için dönüşümlerin, hizaya geçirmelerin, had bildirmelerin karşısında, zaman geçip gitmeden ne kadar önemli bir biçimde ortak çabayla dur denilebileceğinin yansıtıcısıdır. Birbirimizi korkusuzca, anlayabilmek, küfre, tacize, yaftalara, illa ki kana bulaşmadan, hayatı cehenneme çeviren tüm saydığımız vesair bir biçimde dillendiremediğimiz öteki etmenlere karşı dimdik durabilmek, imgelenerek simgeleştirilip klişeleştirilenlerin dışına bakabilme cesaretinden geçmektedir. Doğru yol, güzergah kararlı adımlarla v günaha ve sevabı sahiplenerek, sırtlanarak, yük edindiğimiz ağır sorumluluklarla yüzleşerek, hesaplaşarak bulunabilecek bir seviyedir!..

>>>>>Bildirgeç

Demokrasi Bloku ve Bir Umut: 'Türkiyelileşme' - Derviş Aydın AKKOÇ

Kürt hareketine yönelik sık dillendirilen eleştirilerden biri, hareketin ağırlıklı olarak ‘bölgesel’ bir mahiyet taşıması olmuştur. Bölgesellik söylemi vasıtasıyla esasında ‘ayrı örgütlenmeden’ duyulan kaygı dile getirilmeye çalışılmıştır. Türkiye sathından yöneltilen bölgesellik eleştirilerinin tarihsel köklerini TİP’te (mesela Behice Boran’ın politik çıkarımlarında) bulmak mümkün. 1960’ların TİP misali yasal partilerden 1970’lerin ve 80’lerin yasadışı ya da silahlı mücadele sürdüren devrimci hareket ve partilerine kadar pek çok sol-sosyalist yapı, ‘bölgesel(ci)lik’ eleştirisini uzunca bir süre dile getirmiş, dile getirmediği lahzalarda da eleştiri katalogunda muhafaza etmiştir. Bölgesel(ci)lik eleştirisi, Kürt hareketinin “milliyetçi” bir oluşum olarak değerlendirilmesinin de ideolojik-politik zeminini tesis etmiştir. ‘Coğrafyayla’ kayıtlı bir direnme pratiğinin kendi sınırlarında takılı kalacağı ve giderek kendi içine kapanıp ‘darlaşacağı’, ‘tıkanacağı’ öne sürülmüş; bu çerçevede sürdürülen bir mücadele biçimininse Türkiye solunun gelişimini şu ya da bu şekilde olumsuz etkileyeceği düşünülmüştür. “Ezilen ulus” kavramsallaştırmasına dayanarak Kürt hareketinin milliyetçiliği anlaşılır -aslında katlanılır- kılınmaya çalışılmış ama mahut milliyetçiliğin Türkiye’de solun gelişimini baltalayabileceği kerhen de olsa zikredilmiştir. Ayrı örgütlenmenin yaratacağı güç kaybı bir yana, bizatihi solun örgütlenme alanlarının da kısıtlanması gibi bir sonuç doğurmaktadır Kürt hareketinin bölgesel bir mıntıkada politika sürdürmesi. Zira Kürt hareketinin güç kazanması memleketin Batı ‘bölgesindeki’ Türk milliyetçiliğinin hararetlenmesine neden olduğu iddia edilmiştir ki, kısmen doğru bir tespittir bu. Türk milliyetçiliğinin tırmanması mevzusunun yanı sıra, mevcut eleştirilerin referans ve meşruiyet noktasını bir bütün olarak “ortak düşman” imgesi tedarik etmiştir. Ortak düşman imgesinden hareketle ayrı örgütlenme ve mücadeleden değil de, “birlikte” mücadeleden yana olunması gerektiği sonucuna varılmıştır. ‘Birlik’ sonucuna ulaşılmasında etkili olan bir başka kanaat daha var tabii: Gerek Kürt meselesinin gerekse Türkiye’deki emekçilerin iktisadi-siyasi sorunlarının çözümü, 1980’lerin sonuna kadar “devrim” anlayışı ve amacı bağlamında anlam kazanmıştır. Türkiye solu (monoblok bir soldan bahsetmiyor, nüansları dışarıda bırakıyorum) ile Kürt hareketi arasındaki çelişkilerin kaynağı da yine bu devrim fikridir. Bugün gelinen aşamada eski çelişkiler tedavülden kalkmamıştır ama, seçim sürecinde de işler vaziyetteler.

Sınıfçı Paradigma ve Ulusallık Gerilimi

Türkiye solunda devrim idealinin kuşatıcılığı ve başatlığından ötürü “demokratik dönüşümü” hedefleyen hareketlere -bir refleks olarak- mesafe alınmış, hiç değilse ‘ihtiyatlı’ davranılmıştır. Bu ihtiyatlılığın son dönem tezahürünü ÖDP Genel Başkan’ı Alper Taş’ın sözlerinde görmek mümkün: “BDP önderliği sol olsa, toplumsal tabanı yoksullardan oluşsa bile, nihayetinde ulusal bir harekettir”. İhtiyatı yani ‘sakınmayı’ ele veren ifade Taş’ın cümlesinde geçen “nihayetinde” sözcüğü. Her ne kadar hareketin tabanı yoksullardan, temsilcileri soldan olsa da, Kürt hareketi önünde sonunda ulusal bir harekettir ve haliyle gidebileceği sınır ve görebileceği ufuk bellidir. Taş, Kürt hareketinin emek ve sınıf odağına meyledip “eşitlik ve özgürlük” mecrasında konumlanmasının “devrimci sosyalist bir hareketin gelişip güçlenmesine bağlı olduğunu” belirtmektedir. (Belki de bu ilişkinin tam tersi geçerlidir?) Bu tespit bir başka tespiti beraberinde getirir: “Bazı sosyalist arkadaşlarımızın BDP adayları olarak meclise girmeleri sosyalist hareketin geliştiği ve gelişeceği anlamına gelmiyor. Çünkü bu arkadaşlarımız kendi toplumsallıklarıyla meclise gelmeyeceklerdir” (Mesele, s. 20). Taş’ın tespitleri ‘eski’ soldan kalan kadim tespitlerdir. Devrimci bir hareket ile ‘nihayetinde’ ulusal olan bir hareket nasıl ve hangi araçları kullanarak ‘bir araya’ gelecektir sorusu ise hala muammadır. Yoksul olmak, dışarıda bırakılmak, haklardan ve özgürlüklerden muaf tutulmak, zulme ve adaletsizliğe maruz kalmak yeterli bir neden teşkil etmiyor anlaşılan. Muamma bir bakıma “sınıfçı paradigmanın” açmazları yani sınıf ‘kimlerden oluşur’ meselesinin müphemliği ile ilişkili. Anlaşılan o ki, ÖDP (aslında TKP, EMEP vb. de) hala Tanıl Bora’nın 1997’de eleştirisini yaptığı düzlemde duruyor: sınıf “etnik bir varlık” gibi anlaşılıyor. Etnik bir varlık olarak sınıf, kapalı bir yapısal özellik arz eder. Hedef ve amaçları sarihtir. Sınıfçı paradigmada demokrasi mücadelesi, burjuva demokrasisi tasavvuru ile maluldür. Bu nedenle hep ikincil ve talidir. Alper Taş’ın “sosyalist arkadaşlar” dediği kişilerin (Sırrı Süreyya ve Ertuğrul Kürkçü) meclise girmelerini sosyalist mücadelenin gelişmesi olarak değerlendirmemesinin nedeni, demokrasi mücadelesini değerler hiyerarşisinde aşağı konumda görmesi ile bağlantılı. Gelgelelim, Tanıl Bora’nın belirttiği üzere, “‘demokrasi mücadelesi’ veya ‘devletin demokratikleştirilmesi’ diye anılan politik hedefler manzumesi ve buradaki ‘yeniden kurma’ talebi geleneksel sınıfçıların kastettiği anlamdaki ‘sınıf belirlenimi’nden daha radikaldir” (Birikim, sayı. 103). Bu radikallik güzergâhında demokrasi mücadelesi araçsal değil, bilakis stratejik bir amaçtır. Kürt meselesi gibi aciliyeti olan toplumsal ve siyasal sorunların çözüme kavuşturulmasında bu amaç hayatidir.

Geleneksel sol söylemlerde sınıf belirlenimi olarak devrim esprisi ile devrim sonrasında telafi edilecek bir ulusal demokratik ‘arız’ olan Kürt meselesi, birbirleri ile iç içe geçtiği kadar birbirlerini dışarıda tutan bir niteliğe sahip olmuştur. Sol, Kürt hareketini devrime ama ondan da önce “sınıfa” çağırmış, ayrı direnişi ve örgütlenmeyi sınıftan uzaklaşma, emek ekseninden kayma addetmiştir. Ezcümle eleştiriler sınıf ve devrim kavramlarında düğümlenmiştir. Kürt hareketi fiili varlığı ile devrimi gerçekleştirecek ve sosyalizmi kuracak olan öznenin, yani ‘proletaryanın’ öznelik konumunu sürekli taciz etmiş, bir başka ifadeyle devrimci öznenin inşasını sıkıntıya hatta kimi zaman açmaza sürüklemiştir. İki farklı zeminde şekillenen kimlikler arasında politik mücadelenin pusulasını şaşırmasına neden olan “temsil krizleri” yaşanmıştır. Demokrasi bloğunun kazanımları belki de bu krizleri çözmeye vesile olacaktır?

Bölgesel ve Kimlikçilik Sarkacından Kürt Hareketi

1990’larda Kürt hareketini adlandırırken milliyetçilik kavramının yanı sıra, “kimlik” kavramı da kullanılmaya başlanmıştır. ‘Yeni toplumsal hareketlerin’ ivme kazandığı bu eşikte Kürt hareketini “kimlik siyaseti” olarak değerlendirmek, ‘zamanın ruhuna’ uygundur aslında. Kaldı ki, 1980 sonrasında devrim fikri onulmaz bir yara da almıştır: Türkiye solu fiilen yenilmiştir. Öte yandan, yükseliş ve geri çekilişler ters orantılı olmuştur: sol, kederli bir ricat evresine girerken, Kürt hareketi görkemli baharını yaşamıştır. Ters istikametlere akan süreçleri belli bir koordinatta sabitlemek, kitlesel ve ideolojik kopuklukları gidermek için olsa gerek solun özne tanımlarının sınırları genişletilmeye, ferahlatılmaya çalışılmıştır. İçine salt proleterleri (kitabî sınıf öznelerini) değil, toplumun ezilen kesimlerini, iktidara maruz kalanlarını alacak biçimde yeni bir sol öznenin kurgulanmasına mesai ayrılmıştır. Eşanlı olarak Kürt meselesi bir devrim meselesi olmaktan ziyade “demokrasi” sorunu olarak yeniden tanımlanmıştır. Buna mukabil “birlik” merkezli politik söylemler yerini, birlikten farklı olarak yine ÖDP örneğinde olduğu gibi “dayanışma” ve “destekleme” söylemlerine bırakmıştır. Bölgesellik ve ayrılık temalı eleştirilerin dışlayıcı tınıları bir bakiye olarak mağlubiyet dönemine intikal etmiştir ama. Bu kez birliğin değil, dayanışmanın önünde engel teşkil etmektir, bölgeselcilik. Hâsılı ister milliyetçi ister kimlik siyaseti olarak tanımlansın, mahut eleştiriler Kürt hareketinin Türkiye soluna olan “uzaklığını”, “mesafesini” işaret etme işlevine sahip olmuştur. Bu eleştirilerde elbette dikkate alınması gereken haklılık-doğruluk payları var. Zira mesafelerin kapanması, söylemlerin ve kitlelerin ortak bir muhalefet mecrasında bir araya gelmesi arzusu gündemdeki yerini koruyor. Bu minvalde Kürt hareketi de ‘Türkiyelileşmek’ ifadesine hususi bir anlam yüklemiştir. Bilindiği üzere 1990’larda “Bağımsız Kürdistan” stratejisi sorunsallaştırılmış, 2000’lere gelindiğindeyse paradigma değişimine gidilmiştir. Bölgeselcilik eleştirilerinin öneminin Kürt hareketi de farkında olmuş ama bağımsız ve sosyalist bir Kürdistan mücadelesi sürdürürken bu eleştirileri yeteri kadar ciddiye almamıştır. Ne var ki, paradigma değişimi sonrasında Türkiyelileşme meselesi yakıcı biçimde kendisini mevcut siyasete dayatmıştır. Devletin demokratikleştirilmesi hedefinin ve bu hedefe ulaşılmasının yaratacağı yeni “kamusal alanın” Kürt meselesinin çözümünde kilit bir role sahip olduğu geç de olsa fark edilmiştir. Bölgeye hapsolmuş siyaset sürdürme tarzının tıkandığının, kimlik merkezli politik mücadelenin darlaştırıcı etki yarattığının bariz şekilde belli olmasıyla Türkiye’nin “demokrasi güçlerinin” de yer aldığı bir blok fikri, seçimler öncesinde zaten üç aşağı beş yukarı gün yüzüne çıkmıştı. Türkiye’nin bölünmesi değil ama yeniden ve daha demokratik bir temelde kurulması açısından demokrasi bloğu elzemdir. Şiddetin kesilmesi ve demokratik siyasetin geçerli olması açısından blok kritik bir role sahiptir. Tam bu nedenle de blok sadece seçim sürecine endeksli bir taktik olmamalı; AKP ve CHP ikiliğine alternatif kalıcı ve giderek derinleşip genişleyen bir sol yapılanmaya evrilmelidir. Ortak düşman imgesinin yerine bu kez “ortak amaçlarda” bir araya gelmek… Umut, politikada bir imkân olarak hep orada durur, umutsuz olmak için hiçbir neden yok.


Meram kıssamızda derlemeye gayret ettiğimiz dağarcığın devamında okunmasını salık vereceğimiz Derviş Aydın AKKOÇ'un Demokrasi Bloku ve Bir Umut: 'Türkiyelileşme' - Birikim Yayınları | Aylık Sosyalist Kültür Dergisi'nde yayınlanmış olan makalesini yazarın ve derginin anlayışlarına sığınarak sizlerle paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #349 (02.05.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #350 (09.05.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #351 (16.05.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Demokrasi Bloku ve Bir Umut: 'Türkiyelileşme' - Derviş Aydın AKKOÇ - Birikim Yayınları - Aylık Sosyalist Kültür Dergisi
Blok', Emekçiler ve Halkların Demokratik İttifakıdır - Murat IŞIK - Özgür Gündem
Sabahat TUNCEL: "AKP'nin Yaptığı Derin Devleti Aklamak Oldu" - Şahin ARTAN - BiaMag
Nedim İle Açık Görüş: 'Ya Cesetsin Ya Tohum' - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Ne Güzel Abimizdin Sen Alper Abi… - Güventürk GÖRGÜLÜ - Habervesaire
"Anayasa Yapma Hakkımı 12 Haziran'da Seçilecek Meclise Vermiyorum!" - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Aşkınızı Devlete Teslim Eder Misiniz? - Çınar OSKAY - Radikal Pazar
Express 2011 Seçim Özel Sayısı - Express - Birdirbir.org
Mehmet Ali EREN: Çözüm Demokratik Barış - Atılım
Güneydoğu 2. Balkon Konuşmasını Bekliyor - Can DÜNDAR - Milliyet
Demokratik Birlik Hayalimiz Ve Nuri Bilge Ceylan - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Zamanın Tozu - Mustafa ÖZCAN - Sendika.org
Ahlak Armut Demektir Fikri Bey! - Onur CAYMAZ - Birgün Pazar
12 Eylül'le Hesaplaşmak: Asıl Mesele Darbe Mi? - Orhan Kemal CENGİZ - Radikal
Ermeni Devrimci Demircioğlu'ndan Diyarbakır Cezaevi - Bir Canavarmışım Gibi Subaylar Beni Görmeye Geliyordu - Agos / Alınteri
Vicdan Yarası Kayıplar - A.Hicri İZGÖREN - Köxüz
Ne Güzel Memleket - Özgür MUMCU - Radikal
Can Borcu - Eren KESKİN - Özgür Gündem
İHD: Ceza İnfaz Kanunu, Tecrit İçinde Tecrit Yaratıyor - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
'Samast' Markası ve Meçhul Öğrenci Anıtı - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Aynı Yerde 18. Defa - Hrant İçin Adalet İçin
Geri Geri Yürürken - Bülent USTA - Birgün
Türkiye'nin Vicdanı Bu Toprakta - Oral ÇALIŞLAR - Radikal
Mülakatlar: Seçime Doğru Kadın Politikası - Kürşat AKYOL - BBC Türkçe
Yüzleşme Mutfağı Açıldı - Seray NEVİZADE - ETHA
Medyanın Siyasetle İmtihanı - Nilgün Tutal CHEVIRON - Bianet
Türkiye, Sadece Türklerin Midir? - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Kasetlerin Şeyi… Kasetlerdeki Şey… Şeyin Kaseti - Yücel SARPDERE - Evrensel Pazar
MHP, Kasetler ve Küresel Operasyon - Dr. Mustafa PEKÖZ - Sendika.org
Bu Ülkede Çok Kaset Savaşı Gördük! - Gürkan HACIR - Akşam
Economist: Türkiye Seks Skandallarında Birinci Ligde - BBC Türkçe
Başbakan Mitinglerde ‘Nefret Suçu’ İşliyor - Birgün
Erdoğan’ın Psikolojisini Bozan Ne? - Delil KARAKOÇAN - Köxüz
Ertuğrul KÜRKÇÜ: Tayyip Erdoğan’ı Yasaklıyoruz - Ertugrulkurkcu.org
Pankart Açmaktan En Az 20 Ay Hapis Yatacaklar - Ekin KARACA - Bianet
Üniversite Kongresinde Üniversiteliler Gözaltında! - Kollektifler.net
Hayaldi Kabus Oldu - Sennur SEZER - Evrensel Pazar
İşte Türkiye'nin Sanayi Üretimi Gerçeği - ETHA
İşçiler Kefaret Ödetmeyecek Mi? - Zafer AYDIN - Sol Defter
85 Gündür Direnen İşçiler: Sesimizi Duymazlarsa Ölüm Haberlerimizi Alacaklar - Jiyan
Burger King'te Eylem - Alınteri
Hem Kürt Hem De Emekçi Olmak - Çalışma Yaşamından - Vedat KUŞSEVER - Özgür Gündem
Vatan Dediğin - Umur TALU - Habertürk
Anadolu Ankara’da Ankara Nerede? - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Anadolu Yürüyüşü - Derya SAZAK - Milliyet
Tunus’tan İspanya’ya Korkunun Sonu - Foti BENLİSOY - Sol Defter
'Devrim Gerekli Bir Virüstür, Onu Yayın' - Atılım
Ümit BOYNER: Bana Değil Tüm Kadınlara Ayıp Oluyor - Radikal
İnternet Tarihinin En Kitlesel Protesto Eylemi Türkiye’ye Nasip Oldu! - Özgür UÇKAN - BTHaber
İnternet ve Özgürlükler Gündemi Nasıl #birandaporno Oldu? - 5Posta.org
Meğer Milenyum Şiiri De Bir İktidarmış! - Süreyyya EVREN - Birgün Pazar

Andy Stott At Myspace
Andy Stott - Passed Me By Album Critic By Phillip SHERBURNE via Pitchfork
Knackered House: Andy Stott’s Modern Love - Rory GIBB via Sonic Router
Astrobotnia Official
Astrobotnia At Myspace
Astrobotnia - Part 00 Album Critic via Brainchops.net
Cardopusher At Twitter
Cardopusher At Soundcloud
Cardopusher Official "Yr Fifteen Minutes Are Up" Album Informative via Tigerbeat6
Kromestar At Last.FM
Kromestar Informative via This Way Up Agency
Kromestar - Colourful Vibrations Informative via Dubstep For Deep Heads
Hackman At Last.FM
Hackman Interview via Black Down Sunday
Various Artists-Nasty Rips & Shifting Peaks Vol. 1 Informative via Boomkat
Braille At Twitter
Braille / Praveen Sharms Tumblr
Braille - The Year 3000 EP Review By Michaelangelo MATOS via Resident Advisor


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Qui? Moi?!? By Robert SAUCIER
Robert SAUCIER's Flickr Page

>>>>>Poemé
Kılıç Artığı Poe-tik-ler // A. Hicri İZGÖREN

I
Masallarımız aynı düşlerimiz bir
Aynı ateşin yaktığı ağıtlardan geliyoruz
Kentin en uzak köşeleri
Hüznün ele verecek seni
Öyle mahzun bakma çocuk
"Devletin ve milletin bekası" zedelenir

Orda aşka yardım ve yataklıktan
Sabıkalıdır şiir

II
Acı ata yadigârıdır
Bin yıllık bir tarihi var
Beni bana kırdırır
Kehribar bir tespih gibi
Çek çek bitmez
Kimi zaman yaşayıp yaşamamak
Birbirine eşittir

Orda zembereksiz bir saat
Kırık bir keman gibidir şiir

III
Hüznü bir bohça gibi vurup sırtına
Söyle hangi acısıydın viran evlerin
Kanlı bir mendil kaldı geride
Serin bir su yavru bir kuş gibiydi
Meçhulümüzdür nasıl bir ölüme gelin gittiği

O mendilin kokusunda
Kanın dördüncü halidir şiir

IV
Maskeler atılmış roller ve replikler
Derin bir uykuya dalmıştır
Bir şarkıda ağlarken
Bir çiçeği sularken
Onlarla konuşur görürsem seni

Demektir
Şiir yeni çığlıklara hazırlıyor kendini

V
Hepsi de yaralı bir cerenin resmidir
Açılırsa bir sayfası unutulmuş defterin
Orda herkes kendi payına düşen
Bir yangınla karşılaşacak
Ve görülecek
Kaç kadın ezilmiş ayak altında
O canavar evlerin

De ki
O defterin dipnotlarıdır düşünde düş görür şiir

VI
Piyasa şartları nedir
İstatistik yasaları ne söyler bilmem ama
Bir avuntu bulunur her zaman
Peşin fiyatına taksitle
Biraz etik estetik
Biraz kolesterol biraz turnusol
Vazife ulufe biraz felsefe
Bunca havar hiç rayting yapmıyor demek
Vatanperver bir münevver olarak
Sizin bu konuda bakışınız kaç amper

Belki de
Turnusolün sudaki rengidir şiir

VII
Daha yirmi dört saat
Hayati tehlikesi var diyor doktor
Durmadan morfin yapıyorlar
Kurtulsa da izi kalırmış
Yüreğini ezmiş aklının paletleri

Bir saatin tik-taklarıdır orda
Beşinci mevsimin adıdır şiir

VIII
Biz mi taşırız aşkları
Aşklar mı bizi
Şimdi hangi kentte
Yağdığını unuttuğum bir yağmur
Ertelenmiş bir aşkın saçlarını yıkıyor

O günden beri
Öznesi yaralıdır şiirin

IX
Orda yıldızlar daha parlaktır
Aynalar daha ayna
Yaşamaya başladığın an
Biraz daha koyulaşır ağaçların yeşili

Orası
Şiirin kendini göndere çektiği yerdir

X
Sensiz paslı bir çivi gibi duruyorum
Bir duvarın yüzünde
Ateşe ve rüzgâra dair bir dize kuşan
Bu geceyi teslim al
Bir selam uçur bana
Hâlâ bir sabah serinliği ise adresim

İnsana dair her çığlık
De ki şiirdir biraz

Kaynakça: Şiirakademisi.com

1 comment:

Purasango said...

harika bi program olmuş Misak, özellikle >11<-Braille-Leavin Without You (Rush Hour Recordings)çok severiz