Sunday, June 05, 2011

Deuss Ex Machina # 353 - re(ph)lex_to_dangerous_thoughs

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_353_--_re(ph)lex_to_dangerous_thoughs

30 Mayıs 2011 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Tokyo Bloodworm-Blind Daughters Of Gaza Remix By Manyfingers (Moteer)
>2<-Tokyo Bloodworm-People Do It To Eachother Remix By Matt Elliot (Moteer)
>3<-Dreissk-Gracefully Decline (n5MD)
>4<-Dreissk-Beholden (n5MD)
>5<-Winterlight-Swept (n5MD)
>6<-Winterlight-Suddenly Something Good (n5MD)
>7<-No Call 'Recently'-Fjellgat (Music For Non-Musicians)
>8<-No Call 'Recently'-Duende (Music For Non-Musicians)
>9<-Fuji Kureta-What If (23 Seconds Netlabel)
>10<-Fuji Kureta-Spectra (23 Seconds Netlabel)
>11<-Lamb-Another Language (Strata)
>12<-Lamb-Strong The Root (Strata)

re(ph)lex_to_dangerous_thoughs
(353)

Sekanslar birbirleri üzerine handiyse kılı kılına örtüşüyor. Bir yerlerden ayarlanmış gibi, bir makina hassasiyetiyle itinayla donatılan karaşın görünümün, tamamlayıcısı haline dönüştürülenler şimdiki zaman içerisinde "yeni" gerçekliğimizi oluşturuyor. Detaylarıyla vakıf olunabilen pek çok şeyin aslında nasıl da birbirilerine ilintili olduğunu belleten sekanslar iş bu hal içerisinde kaçamadığımız daraltımları, hazinliğin hep bir yana denk düşmesini, dayatmaların salt belirli kesimleri etkisi, kapsamı altına aldığını işitilir kılıyor. Neye elinizi atsanız orada bir yarım yamalaklığın, üstününün aleleacele tertibatlarla düzenlendiği yalanlarında avunmanın beklentilendiği bir muammalar zinciri karşımıza çıkartıyor. Günümüzü heba edenlerin yarınlarımızı ipotek altına alabilmek için bugünümüzü de feda etmemizi istediklerini manidar biçimlerde zihinlerimiz üzerine tatbik ediyor, kayıt altına almaya gayret ediyor. Görmek hiçbir zaman bu kadar anlamlı ve hiçbir zaman bu kadar can yakıcı olmamıştı şu satıhda. Ayrıştırıldıkça, çözümsüzlük girdabında üç maymunluğa terfii ettirildikçe, makam mevkii sahibi olduğunu varsayanların çoğunluğunda azınlığın ne demek olduğunu bir kere daha anlaşılır kılıyor bütün bu yaşananlar, yaşatılmakta olanlar. Bir araftan diğerine koşturmakla günlerin geçmeyeceği, sorunların kendiliğinden çözümlenmeyeceği bu kadar afaki iken hala nerelerdeyiz, neyle meşgülüz sorusu belirginleşiyor. Birbirlerine içli dışlı giydirmek, lafını ağzılarına tıkayarak daha fazla kin ve öfkeyi kusarak siyaset yapılacağını rivayet edenlerin muktedirliğinde hasbıhale konu etmeye gayret ettiğimiz, meramımıza dahil etmeye çalıştığımız karanlık daha bir ürkünç hal alıyor. İşitmekten uzaklaşan muktedir dili herkesi sınıflandırmaya, barkodlamaya, kodlamaya hazır ve nazır bir ürün haline dönüştürüyor. Oyunu verene kadar, köprüyü geçene kadar sade vatandaşın tespitlerine tebessüm, dileklerine önem şikayetlerine kulak veriliyormuş intibası uyandırarak geminin dağları aşması kolaycıllaştırılmaya, kapak milletin meclisine atılasıya kadar sürdürülecek bir ya sabır seremonisi sergileniyor. Sergi bilindik bir görseli, işitseli, duyusalı değil bilindik teranelerin en küçük dozlarda serpiştirildiği gecekondusal bir sorun çözme mekaniği, sesiniz havada kalmayacaktır vecizleriyle donatılarak yedirilmeye, evet tam anlamı, sanırız ennn doğrusu budur yutturulmaya gayret ediliyor. Bu birbirlerine panter kesilen; ama halkın kendisini tüketen, köşeye sıkıştıran bu kadarr ehemmiyet gösterilmesi gereken sorunu, yetkili mecralardan kaynaklanmakta olan sorumsuzluğu, üstüne ilaveten kayıtsızlığı, her haltı derdest edip bağlamından uzaklaştırma gayretkeşliği uluortadayken, yaşamımızı griliğiyle beraber kapsarken başkaca yolları arşınlamaya alışkın bünyelerin kifayetsizliği; bir halıdan silkenmesi gerekirken bilakis altına süpürülerek, unutulmaya yüz tutulan kirliliğin varlığını biçimlendiyor. Anlam pekiştirerek dermansızlığın esasen ne demek, ne menem bir olgu olduğunu layığıyla biçimlendirmemize olanak sağlıyor. Dermansızlık yeni deva olarak biçimlendirilmeye olanca hızla devam ettirilirken bir yanımız yine tarumar, tahrip edilmeye, gözucuyla da olsa kindarlık sunumlandırılıp bak nasıl korkuttum kerkenezleri keh keh keh hinliğini manalaştırıyor. Manasını pekiştiriyor. Taş kesilen vicdanların ortasında sözcüklerin önemliliğini, asıl konuşulması lazım olanların neler olduğunu anlaşılmaya hazır ve nazır eyliyor. Paketlenmiş tüketimin bir parçası, vakti geldiğinde ne olduğunun hatırlatıldığı bir personanın değil işlerine gelmeyenleri de yüzlerine söyleyebilecek düşünceleri iştilir kılmaya gayret etmekte olanlarımızın varlığının da bu satıhda olduğunu pekiştiriyor. Gidiyoruz geliyoruz. Yarım yamalak; haşmetmeaplarının sayelerinde döne döne, içerisine bata çıka varabildiğimiz, ulaşabildiğimiz 'nokta' ise histerilerin günyüzü bulduğu karanlık. Seslerin işitilmez kılınıp, derdin kendisine intizamın gösterilmemesiyle beraber dün ona buna yapılan c/eza/nın bugün istisnasız hepimizin kapısını ara sıra yoklar hale dönüştürüldüğü bir karanlık. Yoklayıcının mağduriyeti daha da arttırabilmek adına muhalif kimliğin üzerine hücum etmekte olduğunu resmileştiren görüntüler karanlığı sözcük anlamının yanında gerçeklikte de içinde nefes alınmasını mümkün olmayan bir olgu haline çeviriyor. Birbirinden beter yöntem ve icra-i sanat! ile bu baskıyı çoğaltmaktadır muktedir. Kah kolluk kuvvetine verdiği sınırsız yetkiyle, kah olağan bir gelişmenin hemencecik paralelinde bitiveren yorumcu kisveli paratonerleriyle, kah ideolojik olmasa da tamamen duygusal açıdan yakınlık besleyenlerin tasdikleyicilikleri için sıralarını bozmamasıyla oluşturdukları cephelerden yayılanlar , yaygınlaştırılanlar bu karanlığın şemalini anlaşılır kılacaktır. Hayat direnmeyi gerektirirken aman sürüden ayrılmayın kurt kapar sonra ortaoyununa inanmamız istenmektedir. Defaatle yinelenmekte olan bir şeyler üzerine ahkam kesmenin, ses çıkartmanın, işin kuralına göre sergilendiği, gösterilen hudutların aşılmamasıyla mümkün olacağının zikredilmesidir burada mühim olan. Dayatılanların nasıl da kolayca sineye çekilip, sorgusuz sualsiz bir biçimde içselleştirilebildiğine kanmanın olağanlaştırılması çabasıdır düşündürücü olan. Canı eleme kedere bir yerinden komşu kılan. Beklentilenen, endekslenen sonuçsuzluk dalgasına, mutlak teslimiyet, sorgusuz sualsiz biattir. Nereye kadar, neye kadar teslimiyet? Bardağın taşması misali oluk oluk tepelemesine heba edilen, çarçur edildikçe sorunun kendisini çözmekten uzaklaştıran bu iklim layığımız değildir? Değil midir? Sorgusuzluk, çekinceleri üstünkörü egale etme çabalanımı, biteviye tekrara verilip durulan basmakalıp vecizlerin tam da karşılığında duran "karanlık" bütün bu kapsayışı tanımlandırıp anlam kazandırmıyorsa birilerine, ne sonucu, gerçeği gösterecektir? Bilindik kılacaktır. Hangi müesses nizamdaki onlara göre aykırılıklar, çıban başlıkları, ses çıkartmalar; - evet sizlerin de haklılık payınız varmışa denk düşürecektir muktediri? Muktedirin yağır bağlayan dilini vicdanını, yaftalarını aşabilecektir. Bağlamından kopartılan, çelimsizleştirilen her deneyim ve teşebbüsün karşısında 'oldurmazcılık' ile 'istemezükçülükten' artık gına gelmemiş midir? Böylesine derin analizlere ihtiyaç duyulmadan yerli yersiz karşılaşmak zorunda bırakıldığımız bu karanlık hal dahilinde, düşüncenin tabiatı olan muhaliflikten sıyırılmayı şart koşarken bir kere daha düşünmeliyiz. Düşünmeliyiz oldu bittiler ile tahakküm eylenenlerin tamamının statükonun devamlılığını işaret ettiğini, sürdürdüğünü görmeliyiz. Görmeli ve anlatmalıyız ki o sürünün dışında da bir hayatın varlığının pekala sürdürülebileceğini kanıtlayabilelim. Dar kapsamlı, önyargılara teslim, geçmişiyle hesaplaşmaktan uzak, şimdisinde nerede duracağını kestiremediği için "taraf olmayıp bertaraf olmaya" kilitlenmiş personalardan olmadığımız ortaya çıksın. Çıkabilsin. İddia makamının savunuşlarından farklı olarak doğrunun göreceliliği üzerine paylaşımı arttırabilelim. Barajlar çekilerek hem doğanın tahribatının, hem de halk tasarrufunun helak edildiği aşılmazları aşılabilir kılabilelim. Muktedir miting alanının uzağında bir yerlerdeki, doğasına sahip çıkma arzusuyla ses verenin canının alınmasının bir daha bu satıhda olasılık dahiline bile sokulmamasının gerekliliğini, haklılığını gösterebilelim. Can almanın hiçbir mücadeledeki kazanımın kutsallığını artık arttırmayacağını bilindik kılabilelim. Bugün ona, geçmişte şuna yapılmış korku salınımının, yarın başka bir kesimi kapsayacağının, böyle giderse mümkünatlar dahilinde olacağını belleğimize işleyelim. Yıllar sonra bu can almanın karşısında, yargılama vaadini atıp tuttukları, darbe geçmişinin yaptığı olağanüstü hal dayatımının benzeşiyle ne o nefesi, ne o savunuşu engelleyemeyeceğini tam anlamıyla merama erdirebilelim. Karanlık korkutucudur ama aynı zamanda da çabucak kanıksanandır. Kişi, nasıl olsa müdahalede bulunamıyorum öyleyse sineye çekmeliyim disturundan ayrışarak bu yönün tersine doğru ivmeyi anlatarak, anlam kazandırarak, taşın altına elimizi koyarak kazanabileceğiz. Bir uzlaşıdan çok sopanın, namlunun, gazın, işkencenin, sus işaretciliğinin vesair sindirmelerin bininin beş paraya sunulduğu bu ileri demokrasi ülkesinde bunları yapabilmek histerik sıkışmışlığı, boşlukta yankılanan nice korku dağlarının üzerine daha fazla gidebilmekten geçmektedir. Anlayalım. Korkutulan olarak tescillenip ah vahlanmak, tüh tühlenmek iş işten geçtikten sonra neye yarar? Yasaklı düşünce, mahkum edilen özgürlük, kilitlere terki diyar edilen sözcük, konuşmaya fırsat verilmeyen dil, olmayan hayallerin peşinde koşturulan vaat bolluğuna resmen zincirlenmiş, ipoteklenmiş hayatlarımızı kısacık bi'süreliğine gözümüzün önüne getirdiğimizde aydınlığın hem yakınımızda, hem de uzağımızda bir erk, bir olgu olduğu ortaya çıkacaktır. Çabalanmadığımız müddetçe uzaklaşacağı kesinlik kazanan bir olgu. Yüzümüzü basmış bu allardan kurtulabilmek, vicdanımızı kanırtan sindirmelerden, dayatmalardan, hedef haline dönüştürmelerden, yozdillilikten kurtulabilmek, aslında demokrasinin ne olduğunun idrakını beraberce, imeceyle, daha fazla seslenişe, sözcüğe, dile ve eyleme, kırıldı kırılacak o yumurta eşiğe dayanmadan bir an evvelce sahip çıkarak söz konusu olacaktır. Lafı dolaştırmaya, eğip bükmeye, alt okumalara gerek yoktur. Bugünün görünümünde başkaca bir çaremiz de yoktur! Olmayacaktır!

>>>>>Bildirgeç
Böbürlenme Padişahım, Senden Büyük Eşkıya Var! - Mustafa KARA*

Devr-i Erdoğan’da “çılgın” işler birbirini izliyor. Hangi birini sayalım. Taksim’de 1940’ta Lütfi Kırdar tarafından anlamsız biçimde yıkılan Topçu Kışlası yeniden yapılacakmış mesela.

Böylesi tarihi bir değerin; önemli bir yapının yakılması ne kadar saçma ise, yıl 2011’de yeniden yapılması bir o kadar saçma. Üstelik, projenin esin kaynağı bu tarz yıkımlara olduğu kadar, “yeniden yapma” saçmalığına da karşı olan bir sergi projesi.

Mimar Cem Kozar ve Pattu Mimarlık ekibi “Hayal-et Yapılar” projesiyle İstanbul’un yıkılan 12 yapısını bu projeye dahil etmişti. Radikal’in haberine göre, aralarında şakalaşıp gülerlermiş; “Ya ciddiye alıp, yeniden yaparlarsa” diye... Türkiye “şaka” yapmanın bile riskli olduğu bir ülke olma yolunda hızla ilerliyor.

Domuzdan Yana Olmayın!

Başbakan Erdoğan’ın bu “çılgın” projesini açıkladığı toplantıda, Diyarbakır da unutulmadı. Hedefte Surlar’ın onarımı var. Erdoğan, “5 kilometre uzunluğundaki Diyarbakır’ın tarihi surları iki yerden yıkılmış durumda. İki yerde onarım yapılacak. Eskiden olduğu gibi kapılardan giriş yapılacak. Suriçi’ndeki 500 civarında sivil mimari örneği yapı aslına uygun inşa edilecek” diyor. Dikkat edin; “restore edilecek” değil; “aslına uygun inşa edilecek”.

Surlar ve inşa sözcüklerini yan yana kullanınca, akla hemen İstanbul’da yapılan “ucube” geliyor. “Onarmak” ile “sur yapmak” arasındaki farkı bilmeyen zihniyetlerin tarihi Bizans Surları’nı ne hale getirdiği, Belgradkapı’da rahatlıkla görülebilir. Yepyeni taşlar ve tuğlalardan sur ördüğünüzde onarmış olmuyorsunuz çünkü. Ortada, Surlar’la engelleyebileceğimiz bir tehdit de olmadığına göre; arada bir dizilere dekor olma hali dışında hiçbir işe yaramayan bir ucube ile karşı karşıyayız.

Gerçi, bu onarımda Erdoğan’ın suçu yok. Hatta, Erdoğan bu saçma onarımı işbaşına gelir gelmez durdurmuştu. Yok yok, onarım aslına uygun olmadığından değil; “Domuzdan yana olmamak” için... Refah Partisi yöneticisi Oğuzhan Asiltürk, “Surları savunan Bizanslıdır” deyince, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan da hemen “Surların onarımı sürdürülmeyecek. Batı Trakya’da Türklerin mabedleri yıkılıyor. Bu milletten yana olun ve bu milletin değerlerine sahip çıkın. Domuzdan yana olmayın” deyivermişti.

Ecdadın Tahtına Kurulmak

Erdoğan’ın yeni “çılgın projesi”yle yeniden yapılacak Topçu Kışlası’nda böyle bir risk yok tabii. Ecdad yaptırmış çünkü... Ecdad ecdad dediklerine bakmayın siz; “Bizans domuzu”na yönelik “takdire şayan” yaklaşımın benzeri, Osmanlı’ya da uygulanıyor aslında. Devri Erdoğan’da “ecdad”ın mirasının başına gelmeyen de kalmıyor. 1990’ların başında
Michael Jackson’ın klip çekmek için üzerine oturmasına izin verilmeyen 3. Selim’in tahtının başına gelenler de ayrı bir kara mizah örneği. Topkapı Sarayı’nın yeni “Müdür”ü Yusuf Benli, Müze Başkanı İlber Ortaylı ile tartışmalarının ardından, yeni bir skandala imza attı. Konya’dan transfer Yusuf Benli, eski müze yönetiminin “üzerine kısa süreli oturma izni” bile vermediği tahta, “çekyat” muamelesi yapmaktan çekinmedi. Tahtı lojmanına götürmeye kalktı, üstelik giriş kapılarını yıkma pahasına... AKP zihniyetinin alt düzeydeki bürokratlara yansıması da böyle oluyor demek ki. Adam, padişah tahtına çekyat muamelesi yapıyor, tarihi mozaikler üzerinde kahvaltı yaparak, görgüsüne görgü katıyor! Onların anlayacağı dilden amiyane bir tabirle; ecdad Osmanlı’nın kemiklerini sızlatıyorlar.

Kaşarlı, Ballı Sanat Seviciliği

Mimari, sanat, tarih, kültür derken Kars’ı unutmayalım. “Ucube” sözcüğünü sanat tarihimize kazandıran gelişmelerin ardından Kars iki yeni heykele kavuşmak üzere... Heykel karşıtı olmadığını kanıtlamaya çalışan Kars Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş, “kaşar” ve “bal” heykelleri yaptıracağını açıkladı. Klasik bir replikle; “Kars’ın tanıtımına katkıda bulunmak” üzere... Aslında yeni heykele hiç gerek yok, “Kars’ın yıkılan İnsanlık Anıtı’nın yerini görmek üzere” turlar düzenleseler, heykel ile ilgili bilgi ve görüntülerin yer aldığı bir de Yıkım Müzesi yapsalar; Kars’ı bütün dünya tanır! Yıkımlarıyla dünyaya nam salmış bir ecdadın torunları değil miyiz; yıkımlara bir katkı da Kars’tan olsun... Hem kimbilir, belki 30 - 40 yıl sonra da, İnsanlık Anıtı’nı yeniden yaparız. Yıkar yıkar yeniden yaparız. Maksat piyasa şenlensin!

Tasarım Belediye Başkanından

Şakası bir yana; heykellerin yapılış hikayesine de tam bir piyasacılık hakim. Kars Belediyesi heykeltraşı belirlemeden önce, biçimi, ölçüleri ve malzemeyi çoktan belirlemiş. Bir tek, “Beton kaide üzerinde bir buçuk metre yükseklikte iki metre 10 santimetre genişlikte polyester dökümden kaşar heykeli yapılması için” ihale ilanı vermediği kalmış. Bal heykeli daha da büyük, üç metre otuz santim yükseklikte...

Belediye Başkanı, her şeyi kafasında yapmış, hayata geçirecek “amele” arıyor. Bunun için de güzel sanatlar fakültelerine başvurmuş. Zaten kendisi de söylüyor: “Heykellerin nasıl olacağını iyi kötü tasarladık, çok güzel olacak. Kaşar ve bal heykellerini kentin girişinde yolun iki yanına koyacağız. Görenler ‘Demek buranın kaşarı meşhurmuş’ diyecek” dedi.
Eee, “Ben belediye başkanlığı yaptım, heykelden anlarım” diyen Başbakan Erdoğan değil miydi? Devr-i Erdoğan’da sanat işlerinin adresi de belli oldu. Kim demiş, “Sağcılar sanattan anlamaz” diye... Yıkılan İnsanlık Anıtı’nın heykeltraşı Mehmet Aksoy’sa, kısa, ama net bir yanıt vermiş: “Bu bir kaşar düşünce. Heykeli yıkan kafanın zihniyetini gösteriyor. Heykeli yenilir içilir bir şey gibi düşünüyorlar”.


İkincisinde Komedi

AKP zihniyeti pek bilmez, okumaz ama “bizim ecdad”dan bir ak sakallı büyüğümüz vardır, Karl Marx. Şöyle demiş; “Tarih iki kere tekerrür eder, ilkinde trajedi ikincisinde komedi olarak...”.

Anadolu halkı için tablo bu, yüzyıllar boyu Osmanlı’nın yarattığı acıların trajedisini yaşayanlar, bugün AKP zihniyetini gülerek izliyor. Şu yukarıdaki birkaç örnek bile, yaşanan komedinin boyutlarının nerelere uzandığını gösteriyor. Bir de “Memlekette politik mizah kalmadı” derler; bundan ala politik mizah mı olur?

70 yıl önce yıkılmış tarihi eseri yeniden yap; kaç bin yıllık surları yeni tuğlalarla inşa ediver; koskoca padişahın tahtına çekyat muamelesi yap, belediye başkanı kaşarlı heykel yapıversin... Say say bitmez. Tüm bunların en başındaki adam da çıksın, “Ben Hopa’ya eşkıyaların indiğini bilmiyordum. Meğerse eşkıya Hopa’ya da inmiş. Eli taşlı eşkıyalar oraya da inmiş” diye halka çıkışsın... Bir kere eşkıya inmez “çıkar”... Dağa çıkar...

Ancak Osmanlı kandırırsa, düze iner ve genelde sonu ölüm olur. İkincisi, bu ülkeyi yönetenler Osmanlı’ya özendikçe, bu halk da eşkıyalarını hatırlar; kimsenin kuşkusu olmasın.

Hepimiz Eşkıyayız

Başbakanın “dağdan indi” imasında bulunduğu adamlardan biriydi Metin Lokumcu. Hopa doğumlu, ömrü orada geçmiş emekli bir öğretmendi. Başbakanın “Talimatı ben verdim” dediği polisler tarafından biber gazıyla öldürüldü. “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” diyen Köroğlu, biber gazını görse ne derdi acaba?

Tarihini unutmuşlara, “eşkıyalık” tarihini de kısaca hatırlatarak bitirelim bu hafta. Çok eşkıya görmüştür Anadolu. Ağa zulmüne karşı çıkarak başladığı “bireysel” isyanı kısa sürede zorbalığı yenen bir halk isyanına dönüşen Atçalı Kel Mehmet... Ardından Çakırcalı Mehmet Efe... Bolu beyine isyanla dağa çıkan Köroğlu... Dadaloğlu... Demirci Mehmet Efe...
Hangi birini sayalım. Eşkıya diyarıdır bu topraklar. Bir de, halk için ayaklananlara, iktidara kafa tutanlara “eşkıya” derler ki, onları saymaya soluğumuz yetmez.

Kulak asmayın siz Osmanlı sultanlarını ecdad sayanlara; Anadolu halkının yüreğinde “eşkıya”nın özel bir yeri vardır. Eşkıya, halkın içinden çıkar çünkü; onun evladıdır. Osmanlı’nın tahtında gözü olanlara, Osmanlı gibi halkın ekmeğine ortak olmaya kalkanlara karşı, gün gelir “Hepimiz Eşkıyayız” demesini de bilir.

Eski eşkıyalardan, bir halk ozanının sözüne kulak verelim: “Köroğlu’yum kayakarı yararım / Halkın kılıcıyım hakkı ararım / Sultan padişahtan hesap sorarım / Uykudan uyanan katılır bana...”
Mesele uykudan uyanmaksa; 12 Haziran neden başlangıç olmasın...

Meram kıssamızda sunmaya çalıştığımız dağarcığın devamında okunmasını salık vereceğimiz Mustafa KARA'nın Evrensel Gazetesi'nin 5 Haziran Pazar nüshasında yayınlanmış olan Böbürlenme Padişahım, Senden Büyük Eşkıya Var! başlıklı makalesini yazarın ve gazetenin anlayışlarına sığınarak sizlerle paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #352 (23.05.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Aydınlardan Hükümet'e "Ölümleri Durdurun" Çağrısı - Bianet
Böbürlenme Padişahım, Senden Büyük Eşkıya Var! - Mustafa KARA - Evrensel Pazar
Hopa'da Neler Oluyor? - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Hopa'nın İsyanı - Uğur BİRYOL - Birikim
Hopa’yı Savunmalıyız! - Foti BENLİSOY - Jiyan
Öldük, Üzerimizde Tepinmeyin - Hakan KARAKOCA - BiaMag
Eşkiya Hopa’ya İndi - Bilge Seçkin ÇETİNKAYA - Birgün
Hopa ve Eşkıyalar - Özgür MUMCU - Radikal
İnkarın Oluru Yok Artık - Durukan DUDU - Yeşil Gazete
Sırrı Süreyya ÖNDER // 12 Eylülün Soruşturulması ve Hopa Olayları via Youtube
Sırrı Süreyya ÖNDER: "Ben De Eşkıyayım" - Serbay MANSUROĞLU - Tuğçe ÇELİK - Birgün Pazar
Hatip, Sırrı, Kürkçü, Tunç ve Diğerleri... - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Vedat Türkali: Selam ve Sevgi Benden Öcalan’a - DİHA / Jiyan
Metin Lokumcu İçin "Her Yer Hopa" - Haluk KALAFAT - Bianet
Blok Kadın Adaylardan Erdoğan'a Dilşat Aktaş Tepkisi - ANF
başbakanın duası -ayşe d. - Sendika.org
Yumruk ve Cop Sağanağı - Alınteri
Yüksek Yoğunluklu Asimetrik Savaş - Bülent SOMAY - Radikal
İktidar İçin ‘Her Şey’ -Ölüm Bile- Mubah Mı..? - Özgür MÜFTÜOĞLU - Evrensel
Ölümcül Kimyasal Silaha Son! - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Polise Kim Dur Diyecek? - Dilek KURBAN - Radikal
Namık Erdoğan'ı Ayhan Çarkın Öldürmüş - ANF
Çarkın Tutuklandı - AA
Tecrit İşkencesine Son - TUYAB - Alınteri
Birlik ve Beraberlik İçinde... - Umur TALU - Habertürk
“Sivil”cilere Kına Niyetine… - Özay GÖZTEPE - Sendika.org
Halklar Konuşuyor Sempozyumu Sonuç Bildirgesi - Nor Zartonk
Anahtar, Halk Direnişi - Sami ÖZBİL - Atılım
The Economist'in Başmakalesi Üzerine - Shelbyl - Komünal İşkembe
Sarımsağın Duvağı - Nuray SANCAR - Evrensel Pazar
“aynı bağın gülüyüz biz” - cüneyt uzunlar - açık koyu
Oy = Kaderini Tayin Etmek - Yusuf ZİYAD - Özgür Gündem
Mert Dayanır... - Can DÜNDAR - Milliyet
Dink ve Mert, Bloğu Destekliyor - ETHA
Dink Mahkemesi Kıpırdadı; Beş Yıl Sonra... - Erol ÖNDEROĞLU - Bianet
İnan SÜVER'den Başbakan'a İkinci Mektup - İnan Süver'e Özgürlük
"Vicdan"ın Sesi Artık Duyulsun - Eda ERDENER - Bianet
AB Yetmez KB, OB, BB... - Aydın ENGİN - T24
Demokrasi Vadetmek İçin Demokrat Olmalı - Atılım
'Yazıktır' ya da Ölümün Hukuku - Bejan MATUR - Zaman
Günahlarını Ne Zaman İtiraf Edecekler?.. - Hasan CEMAL - Milliyet
'Madımak Utanç Müzesi Olacak' - ETHA
Cin Ali'nin Maceraları - Serdar AKİNAN - Akşam
Murat Belge Diye Biri Varmış - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
murat belge’nin yabancılaşmış söylemi - cüneyt uzunlar - açık koyu
Devlet Çöpünü Çeken Aydınlar - Sezai SARIOĞLU - Özgür Gündem
İşçi Atan Sendika Olur Mu? - Alınteri
Çay- Simit Lüks Tüketim Maddesi Oldu - Cumhuriyet
4-C’liler: ‘AKP’nin Diğer Adı Köle Tüccarı’ - Evrensel
KESK: 4/B KHK'sı Seçim Yatırımı - ETHA
Hani Sözleşmeli İle Kadrolunun Farkı Yoktu? - Ömer YILDIZ - Sol Defteri
Burger King Emekçileri Israrlı - Birgün
Kendini Vuran Modernlik - Engin ERKİNER - ANF
Tekelci Medya ve İktidar İlişkileri - Şaban İBA - Özgür Gündem
Medyada Başka Bir Dil İçin... - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
Hayal Tacirleri - Zeynep ÖZLER // Blogdan Al Haberi - Açık Radyo
Kara Dergi
Pornocu... - Onur CAYMAZ - Birgün Pazar
AKP’nin Paslanmış Vicdanı: Bülent Arınç - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Pazar Sohbetleri: Demokrasinin Yollarını Basınçlı Suyla Yıkadım - Kaan SEZYUM - Radikal Hayat


Tokyo Bloodworm At Myspace
Tokyo Bloodworm via Lost Tribe Sound
Tokyo Bloodworm - Palestine Album Critic By Brendan MOORE via Fluid Radio
Dreissk Official
Dreissk Artist Page via n5MD
Dreissk - The Finding Album Critic By Neil LEVENS via Groovemine
Winterlight At Myspace
Winterlight Artist Page via n5MD
Winterlight Interview By Brett SPACEMAN via [sic]magazine
No Call 'Recently' Facebook İletişim Sayfası
No Call 'Recently' - Gri Terminal Albümü Resmi İndirme Sayfası
No Call 'Recently' - Gri Terminal Albümü Üstüne Derinlemesine Analiz - Music For Non-Musicians
Fuji Kureta Resmi İletişim Sayfası
Fuji Kureta - See Through Album Download / Release Page via 23 Seconds Netlabel
Fuji Kureta - See Through Album Critic By David D. ROBBINS JR. via Their Bated Breath
Lamb Official
Lamb Fan Site: Gorecki
Lamb Informative via Strata


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Baba - Serpil ODABAŞI
Serpil ODABAŞI Resmi Sitesi

>>>>>Poemé
Ölüm Dirim Günleri - Barış PİRHASAN

Sözcükler yine
Işıltılı, şişman, ince, gülünç, acıklı
Kimi eski dost
Kimi kadın
Kimi yabancı.

Bunu ben yazmışım
Bunu da
İnanılır şey değil bunu da ben yazmışım.
Kantinde çay içerken konuşuyorum
Gilindre'de dam üstünde sesim dolaşıyor
Söylev yerindeki:
O da benim

Peki hangisi gerçek,
Gür ve binlerce
Binlerce akarsuya ulanacak olan.
İten güç hani?
Bu sözcükler gördüğüm taş yığınlarından
Okuduklarımdan, insan yüzlerinden
Boş ve anlamsız imgeler mi?

Çok az gördüm satırlarımın
Birini etkileyip sarstığını,
Gördüklerimin de çoğu esrimiş
Boşalacak yer arıyorlardı.
Türkülerim, doğrusu en çok beni değiştirdi,
Beni koşturdu peşlerinden
Elimden tutup bir yukarı çıkardı.

Arıyorum titreşimin kaynaklarını
"Güzel" demeden
"Kavga" demeden önce
Hangi demirin hangi candamarı kestiğini
Sesler değişik,
Anlam bağıl ve değişkenmiş
Olsun
Pıt pıt atan yüreğine inmek bir sürecin
Bütün bu çabalara değmez mi?

Ölüm-dirim günleri yaklaşıyor
Gövdemde gerginlik
En küçük halk birimlerinde kıpırdanmalar
Yönetenlerin beceriksizliği...

Türkülerim,
Ağır çamurlu çizmeler geçecek üzerlerinizden
Yarın, pasaklı mürekkep lekeleri diyecekleri size.
Bunlar beni elden ayaktan düşürmüyor.
Duyuyorum dağlardan, köşebaşlarından, koğuşlardan
Duyuyorum odalardan, ciplerden, ırmaktan
Duyuyorum dışımda insan yüreklerinden, dudaklarından
Zorlu ve engin bir çığlık yürüyor dudaklarıma.

Kaynakça: Şiirtutkusu.com

No comments: