Sunday, July 17, 2011

Deuss Ex Machina # 358 - Szimmetria Lazításra

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_358_--_Szimmetria Lazításra

11 Temmuz 2011 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Biosphere-Shika-1 (Touch)
>2<-Biosphere-Fujiko (Touch)
>3<-Eleven Tigers-Light (Self Released / MP3)
>4<-Eleven Tigers-Love (Self Released / MP3)
>5<-Radiohead-Lotus Flower (Jacques Greene Remix) (Ticker Tape Ltd.)
>6<-Radiohead-Little By Little (Caribou Remix) (Ticker Tape Ltd.)
>7<-Four Tet-Cutup Piano And Xylophone (With Fridge) (Mokhov Remix) (Self Released / MP3)
>8<-Four Tet-Spirit Fingers (Mokhov Remix) (Self Released / MP3)
>9<-Serph-Heartstrings (Noble)
>10<-Serph-Cityscape (Noble)
>11<-Kodomo-S Equals Zero (Kodomo)
>12<-Kodomo-Frozen In Motion (Kodomo)

Szimmetria Lazításra
(358)

Hazımsızlık soslu tiradların yankılanmasına öylesine alışkın bir haldeyiz ki durmadan servis edilmeye gayret edilen her halükarda ısıtılıp ısıtılıp önümüze buyrun buradan yakın kolaylamasına kendiliğinden yükseltilen mühebbet muhabbetlerin, bitmeyecekmişçesine kindarlıklarını yemiyoruz. Yemeyeceğiz. Süreçleri yerle yeksan eden, algıları çoğunluğun beklentisi bu horgörüsüyle birleştirmekten zerre gocunmayıp, ne kadar diretirsek kardır, ne kadar şiddete sahip çıkarsak o kadar evladır bakışımının bizleri taşıyıp duracağı odak, korkmaktan çekinmediğimiz ama ucuna kadar götürülüp de cevvalliğimizin sınanması talebin işitilmesinin hemen ardından yok o kadar da değil diyerek kendimizi bir an evvel sağlam topraklara atmak isteyenlerimizin zihinlerinde taşıdıkları ikilemlerin paralelindeki çerçevedir. Manidar bir biçimde sıklıkla kullanmaya başladığımız dış kapının mandallığında o hep inatla yükseltilmeye gayret edilen ayrımcılığın, heder ettirici kötü söz söyleme yetisinin, gücü gücü yetene taktiğinin işlevselliğinin de artık bir dur noktası, bir son haznesinin belirginleştirilmesi çabasıdır bizlere lazım olan. Hepimiz için en başından bu yana evla mertbesini taşımakta olan. Tiradların köklü ayrıştırmaları, değime nazarlardan da beter kem gözleri, puslu irin dolu sözümona hakikat diye yutturmaya gayret ettiklerini düşündüğümüzde bu evrenin sınırları içerisinde bir türlü sonu gelmeyecek bir savaşımın ortasında kalakaldığımızı öngörmek pekala mümkündür. Mal bulmuş mağribi gibi, insanların acılarını kanırtmanın, savaşları yüceltmenin, değer vermemelerin, adam yerine koyup da iki satır sabır göstermemelerin müsebbipleri olan aşina olduğumuz eli kanlıların yeniden bir şekilde sahneyi ele geçirdikleri güncelliğimizde hepimize düşen daha fazla anlayışlı olmak değil midir? Sevmesek, uzlaşmak konusunda zerre çaba içerisinde bulunmayacak olanlarımız sözkonusu olsa bile aslında gerekli olanın insanlığı korumak olduğunu, karşımızdaki, karşıtımızdakinin sözcüklerinin de belirli bir değerinin olduğunun / olabileceğinin farkındalılığına ne zaman ayacağız? Yoksa hep bir yanımız eksikli, yarım yamalak, patlak ve çatlak mı kalacağız? Hep bir yanımızda öteki yetiştirmeye devamlı çaba içerisinde bulunan sığlıkların girdabında kendimizi de mi kaybedeceğiz? Ne menemdir ki korkutucu olan söylemlerin, korkunç görünen eylemlerin, korku dolu cümlelerle nakledilenlerin bile belirli süreler sonunda yeniden bir hakikat olarak tasavvurunun mümkün kılındığı zamanımızın ülkesinde hangisi eğriyi diğerinden öncelikle ele alıp düzelteceğiz? Yoksa o yamuk bu daha da yamuk şu zaten hepten, en başından yamuk idi kaybetmişliğine itaat mi göstereceğiz? Tıpkı istenip, arzu edilenin, hedeflenip sonucuna ulaşılması için dört yanın dört cephenin her yüzünde nakledilmeye çalışılan, aksettirilmeye gayret edilen sistem budur, ya deve güdülür ya diyardan gidilir abesliğinin üzerine su mu içeceğiz? Olanbitenleri yıllar içerisinde gözlemleyebilme, tekrarda hafzalanın depolarından en önlere taşıdığımızda fark edebileceğimiz üzere linç olgusunun yeşertilebilmesinin, tarlaya ekilenden daha kolay olduğunun farkına varanlarımız nispeten çokken üstelik. Nedir, nicedir halimiz? Hallerimiz. Resmiyete dökülemeyip adı sanı bir türlü konulmayan, neye hizmet ettiği daimi bir biçimde muallakta konulan, uğrunda denenmiş her ne varsa yılmaksızın tekrardan olağan akışa dahil ettirilmeye gayret edilen bir yıkımın ta kendisidir linç olgusu. Tertibat, tahrifat ve tahakkümler ile donatıldıkça, çoğu zaman aşina olduğumuz haliyle olup biten münferit sayıldıkça kimi çevrelerce biçimlendirmeler giderek bir giyotinin keskinliğine ulaştırır linci. Atfedilen kolay lokmaların nasıl boğazı tıkadığına çeşitli örnekleri çağımızın google hazretlerinin arşivlerine danışarak bulabileceğiniz örneklerini tekrardan anmayı en başında okurlarımıza bir zûl olarak adlederiz. Hemen herşey apaçık ortadayken, görmesini bilenler için tıklamanın sağlayacağı fayda daha önemsiz kalır. Bilmek ve öğrenmenin sorumluluğu o her daim kolaycılığı bir şekilde sağlama almaya gayret edenlerin karşısında mutlaklığın değil hakikatlerin seslendirilmesi için tahakkümlere dur diyebilen bir bellek bile tek başına yeter de artar. Küçücük tefecik sözlerin, bir anda çığ haline dönüştürülebilirliği, vurdumduymazlığın, ucu bana dokunmuyor nasıl olsa kolaylamasının ne o tereyağından çekilen kıl, ne de ballı kaymak lokması halini barındırdığı bu kadar açık iken lincin tamamlayıcısı bir diğer öğe olan organize suçlar tanımı devreye sokulmakta. Usulca ama patavatsızlığın da tavan yaptığı bir bakışımla hemhal ettirilerek. Heder edici olan her muhalif dili, her muhalif tecrübeyi ve düşünceyi bir kerede topyekün lağvetmenin, bükemediği, bükemeyeceği bileği alt edebilmenin bir yolu olarak el altında tutuluyor olmasıdır. Konuların resmen paralize edilmesi, bağlamından kopartılması için gereken ne varsa kullanmaktan çekinmeyen muktedir için mübah olan tekil engellemelerin yerini organize suç başlığı altında topluca mimleyecek, köşeye kıstıracak bir dayatım ve önyargı çemberine dahil etmekten geçmekte hali hazırda, asri zamanımızda. Olabildiğince yalın bir biçimde, koşulları ve beraberinde getirdikleri şeyleri bir anlığına, bir kenara bırakmış olsanız dahi bir yerinden o organize şematiğin olur olmadık, basılmadık bir yerinde kendinizi bulabilmenizin mümkünatlar dahiline sokulmasıdır düşündüren. Alakası ve bağlantısı bulunmayan şeylerle organik bağlar keşfedilmesinin bir sayfalık çıktıdan, bir dijital veriden, bir anlık telefon konuşmasından, bir keresinde dile getirilenlerden veyahutta ismi cismi bir türlü muallakta konulmaya doyulmayan, bilinmeyen bir dilde söylenen şarkıların arasında belki belirtilmiştir biz baştan tedbirimizi ve tavır almamızı gerçekleştirelim sonrasında sıçtığımızı sıvayabilmek daha kolay olsun daraltımı gibi çoğaltılabilecek nice örnekle derinleştirebilmek mümkündür. Tümünde benzerlik ve ayrılıklar birbirlerine görece çok, mesafeler ve erimler, erk ve ideler farklılıklar baındırsa da netice linç kültürünün, organizeliğini ortaya serebilmek için fırsatlar kaçırılmaz. Kaçırılmamalıdır, muktedir ve takipçisi olan faşist tosuncuklara göre. Ne zaman bir söz söyleme gayreti içerisinde bulunursanız, muktedir tarafından itinayla, hince aralara yerleştirilen tuzakların, alarmların devreye sokulduğu bir mayın tarlasında bulursunuz kendinizi. İnatla, hoyartlıkla, bön bön sabitliklerin, oldurulmazcılığın, istemezükçülüğün dolaylarında mutlak olan tek şey söz söyletmeme, söylenecek söz bile varsa onu da muktedirimizin söyleyebileceği gerçekliğine alışmamız, aba altından sallanan değneklerle pardon imalı kelime dizilimleriyle salık verilir. Gösterilir. Bilinç bu kadar yalan ve yanlış da fazla dese de, diken üstünde yaşamanın zorluğundan dem vursa da, her daim şüpheci yaklaşımlara kapının aralık tutulmasına karşılık verilebilecek tek yanıt lincin, organize suçlar şematiğine zorla dahil ettirilenlerin de bir demokrası tamamlayıcısı olduğundan bahis açılmasının gerekli olduğudur. İma ya da öneri değil teori ve pratikte lazımgelen budur. Masumiyet karinesinin hınç alma olgusunun fişekleyiciliğiyle, çiğnenip durduğu, yaftalamaların gırla gittiği, boyalı basın manşetlerinde hezeyana gelmesine ramak kalanlara ver gazı evladımcılığın hoyartça sürdürüldüğü asri zamanın gerçekliğinde en azından suç kanıtlanana kadar, atfedilenlerin doğruluğu ispatlanana kadar bu sav diri tutulabilir. Tutulabilmelidir. Her istendiğinde öteki adledilenleri susturabilmenin yolunun bütün bu kaotik yönelişim ve dayatmalarla sağlanmayacağı gerçekliğinin işittirilmesidir. Gerçekten ihtiyacımız. Siyasetin solundan, endüstriyelleşen futbola vd. kadar pek çok alanda bu birbirlerinden ayrışık durup da belirli bir silsile içerisinde, gündemi altına üstüne getirip, eskileri unutturmaya gayret ederek gerçekleştirilen yıldırmalar / sindirmeler / kıstırmalar / hain bellemeler / kin ve nefret tohumlamasının zamansız sahnelenmesi, ısrarcıl düzeneğinde linç edilmesine karar verilenlerin hemen tümünün masumiyet karineleri göz önünde bulundurulduğunda ulu ortalığın hiç de öyle güllük gülistanlık olmadığı anlaşılacaktır. Bütünleşik halde karaşınlık özneli, griliğin her tonuna yer açan, nefessiz koyan bu kopkoyu tablo hakkında sosyal medya netdaşlarının çığlık olarak naklettiğinin, alternatif medyanın bütün zorlu koşul ve tehditlere karşı ortaya çıkartmaya gayret ettiği duyulması için çabalandığı kıstırılmış avazların, kısıtlanmış sözcüklerin hakikatini büyük basınımızın ana akım yollarında maalesef esamesinin bir türlü okunmadığı hallerini, ne çığlık ne de resmi var hayasızlığının destek bulan muktedirliği karşısında sığınabileceğimiz yegane şey hakikatleri savunabilmekten geçmektedir. Taşın altına elini koyup çekincelerin tümü dikenli olan bu sarp yollardan kurtulabilmek için başkaca bir ihtimalimiz yoktur. Belki de bir daha da olmayacaktır. Tatlı uykularından uyanmamak adına çalar saatlerini sürekli erteleyenlere, kulaklarının dibinde kopmaya devam ettirilen tüm cehennem tasvirlerine duyarsız kalmaktan çekinmeyenlere ithaf olunur....


>>>>>Bildirgeç
Anlam Örümcekleri - Rahmi ÖĞDÜL*

Tıpkı bir örümcek gibi bedenimizden dalgalar halinde geçen ve bizi yerimizden sıçratarak avın üzerine atlatacak titreşimleri bekliyoruz ağın bir köşesinde. Kendi anlam ağlarımıza takılan şeylerle anlam dünyamızı, dolayısıyla kültürümüzü oluşturuyoruz

Hepimiz anlam örümcekleriyiz. Antropolog Geertz söylüyor bunu: “İnsan kendi ördüğü anlam ağlarında asılı kalmış bir hayvandır.” Yeryüzünü anlamlandırdığımız ölçüde kavradığımıza göre anlam ağlarından ördüğümüz kültürler içinde yaşıyoruz. Tıpkı bir örümcek gibi bedenimizden dalgalar halinde geçen ve bizi yerimizden sıçratarak avın üzerine atlatacak titreşimleri bekliyoruz ağın bir köşesinde. Kendi anlam ağlarımıza takılan şeylerle anlam dünyamızı, dolayısıyla kültürümüzü oluşturuyoruz.

Toplulukları birbirinden bu anlam ağları ayırıyor. Farklı anlam ağlarının birbirine teyellenmesiyle devasa bir yamalı bohça anlamlar ağı gibi seriliyor yeryüzü önümüzde. Her topluluk simgeler etrafında örgütlenirken, toplulukların içerisindeki her birey, yorumlanmaya yatkın bu simgelerle kendi anlam ağlarını örüyor. Anlam ağları sınır bölgelerdekimi zamaneriyerek iç içe geçerken, çoğu kez geçirgen olmayan kaskatı sınırlaşmalarla karşılaşabiliyoruz. Bir anlam dünyasından başka bir anlam dünyasına geçiş çoğu kez, kozmogonik mitolojilerde olduğu gibi eşik ritüellerini gerektirebiliyor. Havaalanlarında bekleme salonları, kapılar bu tür eşikleri andırıyor adeta. Kendi anlam dünyamızdan bambaşka bir anlam dünyasına geçerken sanki tinsel ve fiziksel bir hazırlamaya ihtiyacımız var gibi.

Dış Dünyanın İzlerini Taşıyan Bedenler
Titiz ev kadınlarının, kendi anlam ağlarıyla kurduklarını ev içi dünyalarından dış dünyaya geçerken ya da dışardan içeri girerken bu tür ritüelleri yaşadıklarını biliyoruz. İç dünya dış dünyanın tam karşıtı olarak kurulmuştur burada. İç dünyada her şey yerli yerinde olmalı, kir olarak adlandırılan kaotik güçlerin içeri sızma hareketleri bertaraf edilmelidir. Kapının hemen dışında, içeriyi karıştıracak, düzeni bozacak kaotik kuvvetler beklemektedir. İç ve dış dünya arasında hareket ederken eşikte giysiler değiştirilir. Dışarının pisliğine bulaşmış, dış dünyanın izlerini taşıyan bedenler içeri giremez. Dış dünyanın kaotik kuvvetlerini, içerisinin kozmosundan eşik ayırmaktadır. Bir Babilonya inşa ediyoruz her seferinde. Mircea Eliade’nin anlattığınagöre Babilonya,“babapsi”,yani Apsu’nun Kapısı” üzerinde kurulmuştur. Apsu yaratılıştan önceki kaos sularının adıdır. Kapı açıldığında korkunç cehennem tanrılarının kapıları açılmış olur.

İç ve dış arasındaki ayrım kozmos ve kaos arasındaki ayrıma tekabül ediyor zihinlerimizde. Bir topluluğun ya da bireyin anlam ağı başka bir topluluk ya da birey için buna benzer etkiler yaratabiliyor. Kaosun sularına kapılmış hissine kapılıyoruz dışardayken; kendimizi bir an önce içeriye atmaya ya da kendimize bir iç, bir babilonya yaratmaya çabalıyoruz. Kendi ördüğümüz anlam ağlarında asılı kalıyoruz.

Habersiz Kiç Nesnelere Dönüşüyoruz
Toplumsal hayatın simgeleri etrafında ördüğümüz anlam ağlarında asılı kalmamız yetmiyormuş gibi, bir de sanatçıların galeri mekânlarında kurdukları anlam ağlarına takılma riskini taşıyoruz kentlerde. Arter’de sanatçı Deniz Gül oldukça karmaşık bir anlam tuzağı kurmuş; önce çeşitli ev içi mobilyalarına kişilik kazandırdığı “5 Kişilik Bufet” adlı üç perdelik piyesi kaleme almış, çok geçmeden bu şiirsel metni Arter’de mekânsal bir düzenlemeye dönüştürmüş. Beş kişiye denk düşen beş mobilya (vitrin, gardırop, odalaştırılmış bir kapı, kasa ve tabut) ve sanatçının yazdığı metin, iç ve dış arasında yarattığımız dilsel, mekânsal katı sınırları muğlaklaştırırken, yeryüzündeki konumumuzu sorgulamaya zorluyor bizi. Serginin yer aldığı katın İstiklal Caddesi’ne bakan pencerelerine, evlerimizin vaz geçilmez mobilyaları olan vitrinli dolapların kesme camları takılmış; ister istemez, bu vitrinlerde sergilenen ve kullanım değeri olmayan kiç nesnelere, biblolara dönüştürüldüğümüzü hissediyoruz sergiyi gezerken.

Kendi kurduğumuz anlam ağlarına takılı kalmaktan kurtulmanın yolu, başkalarının kurduğu anlam ağlarına kasten yakalanmaktan geçiyor belki de. Dünyanın başka türlü de yorumlanabileceğini, kendi babilonyamıza göre kurduğumuz dışarısının, aslında başkasının içerisi olduğunu bilmekten geçiyor. Başka türlü söylersek, bizim kaosumuz, başkasının kozmosudur ya da tam tersi.

Not: Deniz Gül’ün ‘5 Kişilik Bufet’ sergisi İstiklal Caddesi’ndeki Arter’de 21 Ağustos’a kadar izlenebilir.

Açık ve seçik anlatınca olmuyor. Kapalı devre gidince belirsizliğini koruyup esasa bir türlü girilmiyor. Meram kısa yoldan kestirmeleri akla düşürebilmek için bazen politik olanın dışından da sözcüklere ihtiyaç, gereksinim duyuyor. Rahmi ÖĞDÜL'ün Birgün Gazetesi'nde kaleme aldığı Anlam Örümcekleri başlıklı makalesi de bu minvalde bir okumayı sağlıyor. Düşündürüyor. Bir ihtimal açmaya gayretkeş olduklarımızı farklı bir persepektifle, farklı sözcüklerle okumak isterseniz diyerek, kurum ve yazarın anlayışlarına sığınarak makaleyi sayfalarımıza alıntılıyoruz...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #356 (20.06.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #357 (04.07.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Anlam Örümcekleri - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
"Bizim Çocuklarımız" - Şanar YURDATAPAN - Bianet
Akan Kandan Beslenen Kim? - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Ölüyorlar Hala... - Alınteri.net
Kahretsin! - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
Hiç Pabuç Bırakmadan... - Aydın ENGİN - T24
İnadına Barış! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Silvan Raporu: Olay Ciddi Bir Şekilde Araştırılmalı - ANF
Kalem Yazsa Ne Olur… - Lütfi Doğan TILIÇ - Birgün
‘Çocuklar Öldürülmesin’ ya da Yaşama Emri Vermek Bu Kadar Mı Zor? - Mustafa YALÇINER - Özgür Gündem
Çokça, Bir Derviş Gibi - Umur TALU - Habertürk
Sokağa Salınan Türk Irkçılığı, Doğan, Clinton - Erdem CAN - ANF
'Kürt İşçilere Saldırıyı Jandarma Körükledi' - Evrensel
Şehit Askerin Kuzenine Linç Girişimi - Vatan
Bu Kanlı Tablo AKP’nin Eseri - Ender İMREK - Evrensel
20 Askerin Ardından - Ayhan BİLGEN - Özgür Gündem
Cumartesi Anneleri’nden Sessiz Çığlık - Ceylan TÜRTÜK - Birgün
'Azadi' Sloganıyla Büyüdüm - Diha / Alınteri.net
Kürtler Ne İstiyor - Remzi GÜÇLÜ - Atılım
Ninemin Dolaşmış Yumağı - Oya BAYDAR - T24
Başka Çıkış Yok - Nuray MERT - Milliyet
Demokratik Özerklik İlanı ve Provokasyon - Mehmet Şafi Ekinci - Jiyan
Hangi Dili Konuşacağız… - Nuray SANCAR - Evrensel
Tahsilli Cehaletin Cinneti - Tanıl BORA - Birikim
Yok Mu İstiklal Marşı Söyleyecek Bir Yurtsever? - Bülent SOMAY - Radikal
Yok Öyle Yağma! - Balçiçek İLTER - Habertürk
İçimizdeki Faşizm - Mahmut BOYNUDELİK - Yeşil Gazete
Aynur’a Şarkı Okutmayanlara! - Mutlu TÖNBEKİCİ - Vatan
Aynur... - Kafa Radyo - Diğer Medya'nın Güncesi
Aynur, Tek Dil, Tek Nefret - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
Müziğin Dili Evrensel Değil Miydi? - Doğan HIZLAN - Hürriyet
'Kürtçe Bir Aşk Şarkısına Tahammül Yok Mu?' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal Hayat
Serebrenitsa Tamam, Ya Halepçe! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Der Zor: İnsanlık Dramının Tanığı Olan Topraklar - Sait ÇETİNOĞLU - Nor Zartonk
Festus Okey Kim? - Özgür MUMCU - Radikal
Halkevleri, "Kamu Yararına Dernek" Değilmiş - Ekin KARACA - Bianet
Sıra Kimde Değil, Sıra Herkeste! - Aktüel Gündem - Sendika.org
DİSK: AKP “Yeni Yolculuğuna” Kıdem Tazminatına Saldırarak Başladı! - N.Cemal - Sol Defter
Kıdem Tazminatının Gaspına Tepki - Etha
Hukuki Yazı, Külhani Yazı - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
efendi köle diyalektiğine katkı - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
Demokrasi = Parlamento+Oy Hakkı+Sivillik? - Mahmut ÜSTÜN - Sendika.org
Bizim Bir Yıldır Hayat Gibi Bir Derdimiz Var - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Jake LYNCH: "Barış Gazeteciliği 'Gerçeği' Merkeze Alır'' - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Demek Baskın Oran'a Gelince Böyle... - Ezgi BAŞARAN - Radikal


Biosphere Official
Biosphere Artist Page On Facebook
Biosphere - N-Plants Album Review By Boz Mugabe via Wretch Falafel
Eleven Tigers Official
Eleven Tigers via Twitter
Eleven Tigers - 111 Album Review By Deviant via Sputnikmusic
Radiohead Official
Radiohead - The King Of Limbs From The Basement At Canal+
Radiohead - "Little by Little" (Caribou Remix), "Lotus Flower" (Jacques Greene Remix) Informative via Pitchfork
Four Tet Official
Mokhov Official
Mokhov Artist Page via Bandcamp
Serph At Myspace
Serph At Noble
Serph - Heartstrings Album Review By Host via The Silent Ballet
Kodomo Official
Kodomo Artist Page via Soundcloud
Kodomo - Frozen In Motion Review via Abba To Zappa

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Özgürlük - Düş Peşindeyim
Düş Peşindeyim Sitesi

>>>>>Poemé
Firdevs - Metin FINDIKÇI

Kabuk bağlamış yarayı kanatırız ara sıra
İki tepenin arasından geçen patikayı düşleriz
Hiçbir şeyi hesaba katmadan yaşadığımız aşkı
Issız bir yamaçta tükenen soluğumuzla.
Dostumuz: gecenin ininde bulduğumuz yalnızlık olur.

Kaç çitin telini sürükledik ayağımıza takılan
Gece, hangi tenimizde dağıldı ay büyümeden
Kahraman aradık dolaştık bütün masalları
Arka bahçelere gömdük biten düşleri
Karşı çıktığımız her şeyin siyahı bulaştı
yalnızlık bize kaldı.

İçimizin sessizliğiyle katlettiğimiz günlere
Geldik, hesapsız dolaşıyoruz sokakları
Gözlerimizde eski meydanların uğultusu
Akar, aynaların bize bakan dehşetini
Buluruz, bize tutunan yalnızlığını.

Görüntüsü yanan kırmızı gül nerede?
Durmuşuz donuk bir gölün mavisinde
Unuttuk gülün dalında akan suyu aramayı?
Pıhtılaşmış uykuda dolaştırıyoruz gözlerimizi
Nasıl gelindiyse işte buradayız.

Kaynakça:Şiir Penceresi

No comments: