Sunday, October 09, 2011

Deuss Ex Machina # 369 - no podíamos ser humano sin palabras

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_369_--_No Podíamos Ser Humano Sin Palabras

03 Ekim 2011 Pazartesi gecesi ''canlı'' yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Hauschka & Hildur Guðnadóttir-#320 (Sonic Pieces)
>2<-Hauschka & Hildur Guðnadóttir-#304 (Sonic Pieces)
>3<-Anthony Rother-Materie (Fax +49-69-450464)
>4<-Anthony Rother-Ursuppe (Fax +49-69-450464)
>5<-Aerosol-Untie (n5MD)
>6<-Aerosol-Excess (n5MD)
>7<-Natalie Beridze / TBA-Best Burden (Monika Enterprise)
>8<-Natalie Beridze / TBA-Whatever Falls Is Sumptuous (Monika Enterprise)
>9<-Apparat-Escape (Mute Records Ltd.)
>10<-Apparat-A Bang In The Void (Mute Records Ltd.)

No Podíamos Ser Humano Sin Palabras
(369)

Gün devinip geceye kavuşuyor. Gün koşaradım takvim yapraklarından birer demeti daha savuruyor. Gün hiç ummadığımız anlarda vuku bulanların, hepimizi istisnasız hazırlayadurduğu yeni eşiklerin haberciliğini gerçekleştiriyor. Gün içeriğinde anlam çekişmelerini, vurgulamaları yirmidört saatlik bir dilimde hatim etmemizi salık veriyor. Gün unutmaların unutuşların üzerine biriktirdiklerimizin hakkaniyetliliğini daha fazlasını simgeleştiren bir dönemeci belirginleştiriyor. Kelimeler diziliyor dizilmesine de vaktinin sonuna geldiğine ancak ayan müsabıkın telaşesindeki gibi bir acelecilik birdenbire devreye giriyor. Peydâ oluyor.

Gün ışığın karanlığa teslimiyetinin şeklen olasılık dahilinde olduğunu unutmamamızı salık veriyor. Günler devriliyor ortada duran ortalık yerde yükselen sorun yumaklarında ise zerrece eksilme ve azalma olmuyor. Gün uzun geliyor kimi zaman bütün bunların hangisi için öncelik atanması gerektiğine kararsızlığımızdan. Gün uzun kalıyor mecalin, takatin tükendiğini vücudun sinyalleriyle belirginleştirmesinin hemen ardından. Gün kısalık merhalesine ulaşıyor çoğu zaman bu maratonun uzunluğunu göz önünde bulundurduğumuzda. Gün kısa kalıyor ne dersek diyelim ne yaparsak yapalım birilerinin vicdanı kanırtacak, kündeye düşürtecek ne yapıp ne edip kendi olurunu dayatmasına yol açacak bir delik bulabilmesinin sıklığından.

Gün bu darlığın sıkışmışlığın, vesair anlamlarıyla köşeye kıstırılmışlığın görünürlüğünü sabitliyor. Sabitlendiriyor; ama usülen ama bizahati yaşatarak belletiyor. Konumlandırmalar, bakışımlar gelişim gösterecektir elbette diye avunup duranın içselliğinde gerçekleştirdiği bu olumlamanın bir 'polyannacılıktan' başkacası olmadığının altını kalınca belirginleştiriyor. Mütemadiyen bir nehir gibi çağıldıyor gün. Gürül gürül zembereğinden boşalırcasına saatler, dakikalar ve saniyeler geçerek iş bu ömrümüzden, ömür sayacımızdan bir şeyler daha eksiliyor.

Her şey eksilirken bizlere neler oluyor? sorusuna bir türlü sıra gelmemesinin, muktedirliğin manidar dil oyunlarında, mütemadiyen çirkefleşen gündelik kovalamacalarının sathında yinelenen zaruriyet ile tanımlandırılan vazcaymalarını, engellemelerini de belleğe arz ediyor. İkisi bir arada kıvamına sokuyor. İki araya bir dereye sokuşturulanlar, sıkıştırılanların toplucasının, belirli bir düzeyde önem arz etse de aslolanın muktedirlik makamının önceliklerinde nerelerde, hangi sıralara kaydedildiğinize bağlı olarak değişkenlik arz ettiği bir bilmeceye dönüştürülüyor. Bütün hengame, ortalık yerde kopan fırtınaları makulleştirmek, yok saymakla işe başlayan bu sistemin üzerine konumlandırıldığı eğri büğrülüğü gözler önüne seriyor.

Bir yerler çoktan çökmekteyken bir şeyler yokmuşçasına alışılmış rutinin devamlılığı hedefleniyor. Gün deviniyor, günlüğün sayfaları tıkabasa dolmaya devam ediyor. Kısa cümlelerin arasına uzun soluklu olanları yerleşiyor. İçimize çöreklenen huzursuzluğun, ümitsizliğin, bitap düşmelerin bir başkaca karşılaşmasında nereden başlamak lazım sorusunu sorarken buluyor bünye kendisini. Hep mi karamsarlığın pik noktası hep mi kasvetin bir başka evresi payımıza düşen. Düşürülüdüğü payın küçüklüğü bir yana sekmez bir isabet oranıyla her daim mi acılar, her daim mi hüzünbazlıkların kocamanlığı.

Evlerden ırak kalmasını temenni ettiklerimizin birer ikişer kapılarımızı yoklar hale dönüştürüldüğünü simgeleştirebilmek için günün sınırlarında cereyan edenleri sırasıyla, göz ucuyla bakmaya çalıştığımızda bile ne demek istediğimiz anlaşılır kılınacaktır. Gün deviniyor ama bir yerlerden emir erliğini yerine getirmek için bu hayatta yer alanlar şafak sökün etmeden o yeniliği o günün değerlerini hiçleştirmek için çoktan yeni bir oyunu sahnelemeye başlamışlardır. Gün deviniyor ama bir noktasında rayından çıkartılmış olan sabitliklerin düzeltilebilirliği konusu hep yalan oluyor. Her daim yalana kavuşturuluyor, kaf dağının ardına öteleniyor.

Gün deviniyor mütemadiyen umut kırıntılarının zerresini görünmez kılmak adına her ne gelirse elden o eksik edilmiyor. Aynı tornadan çıkartılmış, kindarlıklar  ile terbiyelenip, öfke patlamalarıyla şekillendirilip son raddesine ulaştırılan anlaşılmazlıklar dizininde bir pencere daha açılıyor. Pardon bir açılım projesinden diğerine geçişkenlik gösterilirken arada yapılmış olsa bile ne kadar olumlandırma varsa bunların üzerinden dozer geçiriliyor. Dümdüz ediliyor. Şevklendirici olanın konuşmak daha fazla sese, söze karışmak olduğu konusu yinelense de sistemin sıfatlarını saklamaları dışında ne yaptıklarını artık ezbere bildiğimiz gizli ellerinin altından çıkanların okunabilirliğini daha yüksek seviyeden sağladığı bir hamleler düzeneği muhalifliğin karşısında şekillendirilip duruyor.

Gün deviniyor bir noktadan diğerine uzanabilmek, konular arasında derdest olmadan hakikati işittirebilmek için önce izana sahip çıkmak gerekiyor. Her durumda v her şartta her engellemede yinelenmesi gereken cinsinden. Anlık vesika basitliğin terminolojisinde gözümüzün önünde duranları, gözümüzün önünde icra-i sanat eylenenleri sunumlandıran bir pratiktir. Çıkarsama salt gereksinim duyulduğu anlarda değil, hayatın herhangi bir boş anında, boşluğunda karşılaşılan olayların tümü için geçerliliğini koruyan nirengi veya daha basitçe temellendiricidir. Sanallaştırıldıkça; gerçekliğin kendisinden soyutlandığını düşünüp, nasıl olsa ucu bana dokunup, değmiyor hüsnüzanına yakınduran bireyin alışkanlıklarının, alıştığı şeylerin tek bir doğrudan mürekkep olmadığı ortaya çıkacaktır. Ortaya çıkartacaktır.

Her bir hamlede, karşılaşılan her bir olumsuzluk dizisinden edinilmiş olan deneyimlerin türlüsünden zihnimize kazınan yegane şey doğruluğun göreceliliğidir. Şartlar ve zaman mevhumu ya da gün sınırlarının ötesinde nelerin bu dönüşüm içerisinde manidar engelleyicliklerini sürdürdüklerini anlaşılır kılandır. Böylesi bir temellendirici üzerinden düşünüldüğünde bazı şeyler beklemeye tahammülü olmayan bu sanal cenahın bile usunda aydınlanacaktır. En kıssasından, en tezinden. Ortası mütemadiyen karaştırıldıkça zapt edilmiş alanda, ortalığı vavelyaya keserek sonu gelmez nutuklarından bir demet daha sunmaya gayretkeş muktedirin ikiliğini canlandıracaktır bu temellendirici.

Ne menem, fena şeylerin dillendirilerek, hangi kurban etme / hangi etkisizleştirme / hangi yoksunlaştırma / hangi izole etme evrelerinin berrakça dökümlenmesini ihtiva eder bu temellendirici. Yorum çeşitlidir, ancak muktedirliğin sınırlarında her şey tektir. Doğrular vardır sadece üzerinde itinayla yeterince oynanmış manipüle edilmiş. Bir ucu çok canlar yaksa da, bir yerlere ateş düşürse de, ocaklar söndürse de, derman aratır kıldırsa da, tahayyül edilip, tasvirine girişilen toz pembeliktir. En cart renginden, malzemesi mütemadiyen küflenerekten kıyıda köşede kalmış plastik klişelerden ibaret.

Düz olmanın, dümdüz yaşamanın ve sadece biat edip, devletlu istediğinde emir erliğinin gereği olarak, hasbelkader edinilmiş haklardan birisi olan oy verme eylemi dışında başka bir demokratik pratiği düşlemeyen, düşündürmeyen bir iklimin sunacağı yegane şey de bu plastiklik olacaktır hiç kuşkusuz. Sessiz, ıssız, izole, âma, bihaber, müesses nizamda önce üniformalı şimdi de sivil vesayette talep edilen yegane şey budur. Bu daraltılmış "demokrasi oyunu"nda figüranlıktır. Bu kadarcıktır. Sığlığın içerisinde çaktırmadan, çaktırmaksızın saman altından su yürütülmesinin gerçekçilliği karşımıza çıkar. Nihai bir dönüşümü değil varolan sabitliğin muhafazasını öngören bir parantez ortaya çıkar.

İçi silme nefrete teslim edilmiş.Eti sizin kemiği bizim buyurulmuş. Medyasıyla, hukuğuyla, sivil toplum örgütleriyle, bürokrasisiyle, kısacası modern zamanların agorasının salt vitrininde canlandırılan tevatür silsilesinin müsebbiplerince, gereksiz düşünmenin önünü alıp mutlak teslimiyetin önünü açan bir yolun tahsisinden oluşmaktadır. El birliğiyle. Nasıl gereksizdir niye önemsizdir sorgusunu pas geçerek bugünün tüm kasvetini sağaltan, şartların gerekliliğinden, olgunluğundan dem vurulması az biraz bu köklenmeye hazır ve nazır olan muktedirliğin özündeki sabitlikleri canlandırır. Kökün, kökenin meynetsizce sıklıkla dile ekle çıkar yöntemiyle somut bir yaftalamanın sunulagelmesini, alenen duyurulan sinizmi ve tehditi canlandırır.

Kolboyu hizasındaki namütenahi hareketler v canlandırmalar bütünde imgelemeye gayret ettiğimiz. Bu toz pembelik romansının (tüm sıvası dökülen) aslında kabusu tanımlandırdığını da ortaya çıkartacaktır. Gerisin geriye koşaradım marşlıyoruz. Sayacın çarkları mütemadiyen ileri dönerken bizim muktedirliğimiz günü v geceyi geçmişe demir attırmaya, bu doğrultuda kararlı hamlelerini sürümcemede kalmaksızın sergiliyor. Olduğumuz noktayı ifadelendirme gayretine giriştiğimizde bir çoklarımız için korkutucu olan 90'lardan ta 50'lilere uzanan bir dönemselliğin en tahripkar, en yıpratıcı günlerine evrildiğimizi söyleyebilmek söz konusudur. Tehdit olarak algılatılarak, ötekileştirilen, durmaksızın "en kirli" kumpaslarla rayından çıkartılmaya gayretlenilen aslen sözdür, eylemdir.

Korku dağlarını yükseltirken hak arayışını nadasa bırakmanın biçemleri üzerine yeni tahakkümler arzı endam eylenir. Hala bir fiil. Vicdanı delip geçen, aklın izanın kapsaması altına alamayacağı şeyleri gündelik tehdit! olarak algılatmaya devamlılık bizleri bu kadar eskinin diplerine itekleyendir. Nato kafa nato mermer sabitlikleri aşabilmek için ortaya atılan her bir öneri berhava edilesi, etkisizleştirilesidir o algının içerisinde. Yerkir Europe Derneği üyelerinden Dikran Yegavian'ın katıldığı bir etkinlik için bulunduğu Amed sokaklarında başına gelenler buna bir örnektir. Aşayiş sağlayıcılığı görevi ile tanımlandırılmış olan polisin rutin! kontrolünün ardından şimdinin yeni hürriyetleri olmaya aday adayı yayınlarında çarşaf çarşaf ismi zikredilerek terörist damgası yapıştırılmaya, doğal düşmanın aslında kimler olduğunun, kimlerden olduğunun altı çizilmesi için bir başka ibret vesikasının tahsisine (ermeniler!) ve doğal olarak infazına çalışılması düşündürücüdür.

Sene 2011 olduğu gözönüne alındığında hala belletilmişliği maariften edinilmiş kıt bilgilerden ibaret olarak sınırlandırılmış bir kitle için değme bulunmaz hint kumaşı vazifesi gösteren bir turnusoldur. Ha orada ermenidir, ha şurada süryanidir ya da yahudidir. Mühim olanın taa kendisi tehditin devamlı müddetçe yanımızda, kapımızda olduğunun bildirilmesi gayretkeşliğinin kepazeliğidir. Devamlılığıdır. Bu ilkelliğin paralelinde bir başka vukuat olaraktan durum her ne olursa olsun bir ermeni öldü 'hepiniz ermeni' oldunuz algısını sormaktan gocunmayanların, kendisiyle aynı haklara sahip vatandaşı olan bir ismin davasında resmiyetin dökülmesini, ellerinin kollarının birbirine dolanmasını da ilave edebiliriz.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın (TİB) her fırsatta yineleye durduğu "özel hayat" sınırlarının öne sürülerek esasın, hakikati bulabilmek için gerçekliğe ulaşmanın ya da düz tabirle bilgi ediniminin kimler için hala geçersiz olduğunu ortaya çıkartan, telefon kayıtlarının edinilmesi ile davanın seyrinin tümden değişimini sağlayabilecek bir durumun bile göstere göstere berhava edilmeye çalışılması, adaletin engellerinden temizlenmediği müddetçe sağlanamayacağını bir kere daha göstermektedir. Eşitliksiz, adil olmayan bir ülkenin sığlığını dökümleyen parasız eğitim taleplerini dile getiren Ferhat ile Berna'nın açtıkları pankart yüzünden ondokuz koca ayları çalınmasını da ilave edebiliriz.

En ileri demokrasinin yaşatılır kılındığından dem vurulan bu memleketin garabetliklerine bir diğer örneklem olarak. Eğitim eşit olsundur ama talep etmek yasak. Herkese elektronik kitap ama gık diyenin kafasına cop, ses çıkartanın dimağının alamayacağı işkence şekillerine de aynı hızlılıkla, durmaksızın devam. Oraya buraya özgürlüğün, özgür bireyin, demokrasinin elzemliliğinden dem vurup buralarda istisnasız, müdanasız tüm muhalif kesimlere reva görülenlerin bitmek tükenmek bilmeyen sonsuzluğu. Acıyı olağanlaştırma, şiddeti normalleştirme, ötekisini sindirme, suskunlaştırma, emeğinden, işinden gücünden etme adına daha fazla taviz isteme, durmadan yeni bir 'khk' mezalimi, 'kck' trajedisi "siyasi soykırım", sözü engellemek için kapı komşunu şikayet, ihbar et hatlarının temellendirilme çabası, hidro elektrik santralleriyle doğa tahribatının önünün açılması ve daha nicesi, daha binlercesi... İş midir gidişat gidişat mıdır? Gün devinip geceye kavuşurken bir kez daha takdirlerinize...

>>>>>Bildirgeç
Gollum'un Cehennemi - Bülent USTA*

Sonbahar yavaş yavaş soğurken, tuhaf kirli bir bulut, o çok sevdiğim yağmur bulutlarının üzerinden tüm gökyüzünü kaplıyor. Operasyonlar başladı yine. Neyin öldürdüğünü bilemiyorum bazen, bombalar mı, demeçler mi, tercihler mi?

Tercih deyip geçmeyin. Bayan B.’nin değil de Bayan A.’nın peşinden gitseydi Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ı, aradığı gerçek aşkı bulabilirdi belki. Ama o aramayı seviyor diyebilirsiniz. Bayan B.’nin peşinden gitseydi, belki Bayan C.’nin, Bayan D.’nin, Bayan E.’nin peşinden gitmediği için gerçek aşka ulaşamadığını düşünecekti. Aylak Adam’ın ne istediğini bilmediğini düşünebilirsiniz. Ama o, ne istediğini gayet iyi biliyordu: “Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!”

Zor bir şey mi gerçek sevgiyi bulmak? Aşk romanlarına ve şarkılarına bakınca, oldukça zormuş gibi gözüküyor. Zorlaştıran en büyük etkense, farkında olalım ya da olmayalım yaptığımız tercihler. Siyasetçisinden reklamcısına herkes tercihlerimizi yönetmeye kalkışsa da, son kertede herkes kendisine dayatılsın ya da dayatılmasın kendi  tercihlerinin sonuçlarını yaşıyor. Mesela Başbakan, Kürt sorununun silahla çözülmeyeceğine dair bir tercihte bulunmuştu önceden. Ama o tercihin masaya konuluş şekli, sorunu daha da karmaşıklaştırmıştı. Sonra da eski tercihe, silaha yeniden dönüldü ve işler daha da karıştı, karardı ortalık. Başbakan, Aylak Adam gibi, ne aradığını bilen birisi değil maalesef. Tüm iktidar sahipleri gibi ele geçirdiği gücün kontrolüne girmiş gibi davranıyor. “Yüzüklerin Efendisi”ndeki o “iktidar” yüzüğünün Gollum’un iradesine nasıl boyun eğdirdiğini ve onu nasıl çirkin bir yaratığa dönüştürdüğünü anımsayın. Üstelik, Başbakan’ın tercileri, Aylak Adam’ınki gibi, küçük bir alanı da etkilemiyor.

Bir düşünsenize, zamanın Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren, diğer kuvvet komutanlarıyla yaptığı toplantıda darbe beklentisi içinde olanları hayal kırıklığına uğratıp darbeye karşı çıksaydı, neler olurdu kim bilir? En azından genç yaşta kaybettiğim Teyzem hayatta olurdu. Ya da Erdal Eren idam edilmez, cezaevinden çıkıp üniversiteye gider, devrimci bir doktor olup, yüzlerce yoksul hastanın hayatını kurtarırdı. Belki darbe olmasaydı, örgütlü bir halkın yaratacağı sistem, Kürt sorunu dahil bugün yaşadığımız bütün sorunları kökünden çözer, 30-40 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan bu savaş hiç yaşanmazdı. Kitaplar, filmler yakılmaz, yazarlar, sanatçılar en verimli olacakları zamanları cezaevlerinde geçirmez, kültür ve sanat hayatımız başka bir boyuta geçmiş olurdu. Üniversitelerin bin bir zahmetle yetiştirdiği akademik kadrolar harcanıp zırcahil 12 Eylül profesörlerine teslim edilmezdi eğitim sistemimiz. Yaratılan o baskı atmosferi içinde milyonlarca insanın gördüğü işkenceler ve o işkencelerin travmaları yaşanmaz, tarikatların ya da şirketlerin egemenliğine girmeden, özgüveni yüksek bir halk olarak bambaşka bir hayat yaşayabilirdik belki.

Şimdi ülkenin idaresini elinde tutan politikacılar ve bürokratlar, yaptıkları tercihlerle nasıl yaşayacağımızı belirlemeye devam ediyorlar. Kenan Evren’in ruh halinden farksız değil ruh halleri. Yaptıkları tercihler, insanların ölmesini, hatta daha çok ölmesini, düşünce özgürlüğünün göstermelik bir oyuna dönüşmesini, doğanın ve insani değerlerin tahribatının artmasını sağlıyor sadece. Bedelini, sadece çalışanların ve yoksulların ödediği “kalkınma”nın ne kadar “kalkınma” olacağı ortadayken, Yeni Osmanlı hayalleri uğruna yapılan tercihlerin neden olacağı yıkımlardan sadece bizler değil, gelecekte bu topraklarda yaşayan insanlar da derinden etkilenecek...

Hukuk devleti dediğimiz şey, “kimsenin kendisinden  güçlü bir başkasının rıza ve şiddetine maruz kalmadığı, herkese aynı hakların sağlandığı, toplumsal çatışmaların şiddet kullanılmadan çözülmesini teminat alan bir düzen”se eğer, -hukuk devletinin kendi çelişkilerini bir kenara bırakarak-, bir hukuk devleti içinde bile yaşadığımızı söylememiz mümkün mü? Max Frisch’in YKY’den çıkan “Günlükler”indeki “hukuk devleti” tanımı böyle. Aynı kitapta polis şiddetine dair de bir tespit var. Polis şiddetini savunan birisinin ağzından şöyle yazmış Frisch: “Polis herkesi şiddetten korur. Yanlış izlenim oluşmasının nedeni, egemen sınıfların şiddet kullanmamaları. Egemenliklerini teminat altına alan haklar onlar için yeterlidir, şiddete gereksinimleri yoktur.” Yani, egemen sınıfları sanki polis değil de o teminatların koruduğuna dair güçlü bir kanı oluşturulur. Bir işadamı, eline kırbaç alıp dolaşmaz işçilerin arasında, ama elinde bir kırbaçtan daha beter yasalar ve yönetmelikler vardır. Polis, o yasalar ve yönetmeliklerin koruyucusudur sadece. Ama bazı görünmeyen yasalar da vardır. İşte o görünmeyen yasaların izini sürdükleri için Ahmet Şık gibi gazetecilerin başları beladan kurtulmaz kolay kolay.

Aslında “hukuk devleti” ve polis şiddeti”yle ilgili bu iki alıntı, her şeyi özetliyor. Ülkeyi idare edenler, tertemiz odalarındaki rahat koltuklarında bizler adına tercihlerde bulunurken, insanların ölümlerinden, işten çıkarılmalarından, intiharlardan ve daha pek çok irili ufaklı felaketten bizatihi kendilerinin sorumlu olduğunu unuttukları gibi, unutturuyorlar da... Bizi işten atanın insan kaynakları müdürü olduğunu, işkence yapanın polis olduğunu zannediyoruz. Başımıza gelen her felaketin ardında birilerinin bizim adımıza yaptığı tercihler olduğunu ve siyaset dediğimiz şeyin gücü elinde bulunduranın tercihleri ve sonuçları olduğunu göremiyoruz çoğunlukla. Tıpkı, yavaş yavaş soğuyan sonbaharın getirdiği yağmur bulutlarının üzerini kaplayan o kirli bulutları göremeyişimiz gibi.  İçinde acıların ve ölümlerin gizli olduğu o kirli bulutlar, sonbahara özgü o tatlı hüznü değil, bir cinneti taşıyorlar bize.

17’sinde 12 Eylül mahkemeleri tarafından idam edilen Erdal Eren yaşasaydı doktor olur, 12 yaşındayken polis kurşunuyla ölen Ceylan Önkol’un hayatını kurtarırdı belki. Birbirinden uzak ya da kopukmuş gibi gözüken hayatlar, aslında tahmin ettiğimizden de çok birbirine bağlı ve yaptığımız ya da uymak zorunda kaldığımız tercihler yüzünden, Ceylan’ların yaşaması da mümkün, ölmesi de...  Tercihlerimizi biz değil de Gollum’lar yönettiği sürece, dünya, Gollum’un cehennemi olmaya devam edecek…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam edecek. Bülent USTA'nın kaleminden Birgün Gazetesi'nde yayınlanmış olan "Gollum'un Cehennemi"  iş bu dizin içerisinde iliştirdiklerimizin tamamlayıcısı olarak okunabilecek derinlikli bir analiz olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. Yazarın ve kurumun anlayışlarına binaen...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #366 (05.09.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #367 (12.09.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #368 (26.09.2011)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
#MemleketTahlili - Kolaj Çalışma - 13Melek - Tumblr
Gollum’un Cehennemi - Bülent USTA - Birgün
"Sayın Muhbir Vatandaş" - Bianet
Operasyonlar, Yasaklar ve Tecrit… KHK, Fon ve İşsizlik… Birleşik Mücadeleyle Önlenebilir! - Seyfi ADALI - Sol Defter
Gerekenler Yapılacaktır! - Aysel TUĞLUK - Radikal 2
PKK'lı Fransızlar Suçüstü Yakalandı - Önder DELİGÖZ - Yeni Şafak
Ermeni Asıllı Fransız Gazeteciden Gözaltı Açıklaması - Yeni Şafak
TİB Engeli Sürüyor: Dakikasını Söyleyin Kayıtları Gönderelim - ANF
1915-2011 - Fatih YÜCEDİL - Jiyan / Köxüz
Bu Devlet, Medya, Hukuk Bizimle Dalga Mı Geçiyor? - Çiğdem MATER - Bianet
Ertuğrul KÜRKÇÜ: Her Gün 1 Mayıs - Berrin KARAKAŞ - Radikal
Kürtçe Tahrik Eder Mi? - Onur CAYMAZ - Birgün
“Demokrasimizden” Bir Kare - Alınteri
Rezalette Son Perde! - Nuri FIRAT - Özgür Gündem
Haklarımıza Dokunma, Savaştan Vazgeç - Cem GURBETOĞLU - Abidin ÇINAR - Evrensel
Karayılan'dan Ahmet Altan'a Mektup - ANF
Taraf Gazetesi ve Diğerleri - Nuray MERT - Milliyet
Barış İçin Savaşmak - Başyazı - Atılım
Kan ve Kelimeler - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Diyarbakır, Ankara, İstanbul! - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Barış, Sahi Kimin Emaneti! - Şeyhmus DİKEN - Birgün Pazar
Vedat YILDIRIM: “Barış Dili Ancak Kültürel Hiyerarşinin Olmadığı Bir Yerde Kurulabilir” - Melisa KESMEZ - Jiyan / Köxüz
Yeni Anayasaya Giden Yol - Mithat SANCAR - Açık Radyo
YSK Kararından Sonra: Kim Kazandı? - Serap GÜNEŞ - Sosyalist Demokrasi
Osman BAYDEMİR: Teslim Olmayacağım - ANF
Ara Yazı ya da Susma Yazısı - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
KCK Operasyonu: 137 Gözaltı - Bianet
Siyasete Kelepçe Vurarak Sorun Çözülmez! - Hasan CEMAL - Milliyet
Berna ve Ferhat - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Cezaevleri Cehennem - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Raci BİLİCİ: Annelerin Çocuklarını Bulun - Atılım
Vatandaşlık Meselesi (2) - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Anne-Baba Tutuklu, 4 Çocuğun Başı Dik! - Umut AKPINAR - ANF
İkiyüzlülük Abidesi - Sıtkı GÜNGÖR - Atılım
İktidar Alıklaştırır! - Barışta ERDOST - Sosyalist Demokrasi
Jullian ASSANGE: Hapisteki Kürt Gazeteciler İçin Utanabilirsiniz - Evrensel
Sıfır Sorun Siyasetinin Sonu ya da Bindiği Dalı Kesmek - Garbis ALTINOĞLU - Jiyan / Köxüz
"Kamusal Alanı İşgal Edin" - Wall Street İşgal Manifestosu - BiaMag
Evet, İsyan! - Ömer MADRA - Açık Radyo
Wall Street İşgali: Şu An Dünyadaki En Önemli Şey - Naomi KLEIN - The Nation / Sol Defter
Kim, Kimi Nasıl Dinliyor? - İsmail KUN - Ertesi
“kalbim yok benim” - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
Ceviz Likörü ve Badem - Bettydir - Yasemin Çayı


Hauschka Official
Hildur Guðnadóttir Official
Hauschka & Hildur Guðnadóttir - Pan Tone Album Review By The Milkman - The Milk Factory
Hauschka & Hildur Guðnadóttir - Yiğit A. - 13Melek
Anthony Rother Official
Anthony Rother - Vom Urknall Zur Maschine Discussions via Discogs
Anthony Rother - Vom Urknall Zur Maschine Informative via Namlook.de
Aerosol At Myspace
Aerosol Artist Page via n5MD
Aerosol - Airbone Album Review by Alexander WALSH - Alexander Walsh Blog
Natalie Beridze / TBA At Myspace
Natalie Beridze / TBA At Soundcloud
Natalie Beridze / TBA - What About Things Like Bullets Official Video via Monikavision
Apparat Official
Apparat via Mute Records Ltd.
Apparat - Devil's Walk Album Review By Summer DUNSMORE via Consequence Of Sound

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
not an artist_0194 By Sting CHEN
Sting CHEN's Flickr Page

>>>>>Poemé
Bazı Yaralılara - Süreyya BERFE

Nereye bakıyorsun
İşte yaralı insanların fotoğrafları
İşte yangından çıkarılan çocuk cesetleri
Bu, savaşmış bir atlının sakat kalan ayağı
Bu kesik kol, önemsiz bir iş kazası

Kime bakıyorsun
İşte bacağından alınan üç parça kemik
İşte bombardımandan sonraki yaralılar
Bu, sınırı geçemeyenin aldığı yara
Bu yarım adam, küçük bir işkence hatası

Neye bakıyorsun
Sayamazsın o ciğerdeki yaraları
Kime bakıyorsun
Bilemezsin geçmişindeki yaraları
Nereye bebeyken nazar boncuğu
Kime büyüyünce kurşun yarası

Ama sen
Yine de verirsin çiçeğini yaralı ağaç
Uçarsın yaralı keklik
Kan diner yol açılır
Gün döner gece kısalır

İsteyen denize isteyen kendine baksın

Kaynakça: Antoloji

No comments: