Sunday, October 16, 2011

Deuss Ex Machina # 370 - Fragile Hopes

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_370_--_Fragile Hopes

10 Ekim 2011 Pazartesi gecesi ''canlı'' yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Cokiyu-Little Waves (Flau)
>2<-Cokiyu-Textured Clouds (Flau)
>3<-Walls-Vacant (Kompakt)
>4<-Walls-Drunken Galleon (Kompakt)
>5<-Emuul-Expectations (Digitalis Recordings)
>6<-Emuul-Love Theme (Digitalis Recordings)
>7<-Two Bicycles-Visions (Crash Symbols)
>8<-Two Bicycles-Alone At Sea (Crash Symbols)
>9<-Arms And Sleepers-Kigali Jazz (Self Released)
>10<-Arms And Sleepers-Aux (Self Released) 
>11<-Holy Other-Know Where (Tri Angle)
>12<-Holy Other-Touch (Tri Angle)
>13<-Chllngr-Out Of Your Hands (Green Owl Records)
>14<-Chllngr-Ask For (Green Owl Records)

Fragile Hopes
(370)

Albenisiyle, akıl çelmesiyle, zihin açmasıyla, meramı keşfettirmesiyle, sesiyle soluğuyla bütün bu döngüyü mütemadiyen tamamlamasıyla sokak hayattır. Aslolanlar sokaktadır. Yansımakta olanın, yanılsamasızlığı tescilli bulunanın kıyının hep bu tarafında duranların imdisinde canlandırdıkları, tahayyül ettiklerini dimağa ulaştıran bir aracıdır sokak. Görebilmek için lügat parçalamaya gereksinim olmaksızın herşeyin uluortalık yerde açık seçik bulunduğu bir çatının kendisidir sokak. Müştemilatlar parçalanmışsa da, her sokak modernleştirilmişse de kendi kimliğini yansıtan, o kimliği temellendiren pek çok detaya vakıf olunabilecek bir kaçış sahasıdır sokak. Bunun içindir ki zamane teranelerinin, gündelik tahakkümlerinin, patavatsızlıklarının yanında orada işittiklerimiz daha değerlidir.

Orada gördüklerimiz, aşina olduklarımız her durumda çoğu şeyden daha elzem bir öncelik arz etmektedir. Anlayabilmek için. Anlamlandırıp da dımdızlak konulup terk edildiğimiz bu avanelik dünyasında makamlarından sallayaduranların, sopa, değnek ne bulursa ellerine geçirip hizaya sokmaktan başkasını bilmeyenlerin, herkesi koyun bir kendisini çoban belleyenlerin gerçek yüzlerini fark edebilmek olasılıklar arasında dahil olabilsindir. Bir ihtimalden çok daha gerçek kılınabilsin artık mümkün olabilsin diye sokağın varlığını düşünmek gerekmektedir. Sokağın sunageldiklerinin, en janjanlı paketlerde önümüze boca edilen içeriği kof boşluklardan daha anlamlı olduğu simgeleştirilebilsin. Bir yerleşik algıdan diğerine geçiş yaparken varlığı kutsanmış 'kırmızı çizgilerden' ibaret birer hayat yaşamadığımız, daha zorunlu yüzleşmelere, cebelleşmelere, adımlamalara giriştiğimiz bir saha olduğunun altı çizilsin diye.

Yankısını bulan her deneyimleme çabası makus kaderimiz olarak muktedirlikçe belletilenlerin yanında nelere eyvallah çektirildiğimizi, çektirilmek için 'kırk dereden' su getirildiğini de ortaya sermektedir. Belirli kural ve kaidelerle hangi şartlanmışlıkların nasıl algıların sokağın sesini kısmaya gayretkeş olduğunun farkındalılığı da ilavesidir. Sokak kendi yorumunu canlandırır ama muktedirlik o korunaklı sahasının dışındaki her hareketten şüpheye düşer. Varsa yoksa kendi doğrularının mutlak kabulünü bekler. Bekleye durur. Varsa yoksa söz dizimlerinde ilettiklerinin nasıl da kendisini haklı çıkarttığının duyumsatılmasından, yankısı vesair anlamlarıyla geri dönüşümlerini işitmek ister. Onaylanmayı bekler.

Oysa sokakta bulunanlar ne o anlamlandırılmaya çalışılan bu kadar ağır tahakkümleri bir seferde hazmedecektir. Ne de yükseltilip, dozu arttırıldıkça giderek şirazesinden çıkmakta olan bir hükümranlığın boyunduruğunun her şeyden daha önemli olduğu yanılgısına kendilerini teslim edecektir. Kazın ayağı hiç öyle olmamıştır olmayacaktır da. Durun hele soluklanın demeye fırsat bırakmaksızın birbiri ardına sunageldiklerinin, söyleyip dillendirdikleri hemen pek çok şeyin nasıl da dar kalıplara bağımlı kalmış, bir örnekleşmiş klişelerden ibaret olduğunun idrakı ile mücadele etmeye gayretkeş olunan salt bugünün muktediri, üstünü değil tüm zamanların birikintisidir. Birikimidir. Üst üste eklendikçe, azdan çoğa varedildikçe nasıl olsa bu da gelir bu da geçer hafızalarında ona da yer mi kalacak ki anlayışına yakın duruldukça, kısacası unutuşlara gebe bıraktırıldıkça zihinler bu yönelişim sürdürülecektir.

Her yaptıklarında bir meymenetsizlik, her eylediklerinde bir hinlik, her sözcüklerinden bir kifayetsizliğin kokusu yayılmaya devam ettiği müddetçe sokağın yansıtmakta olduklarının irdelemek, onlardansa buralarda kalabilmek daha önemlidir. Sığlığın bini bir paraya tekabül ettirilirken, demeçlerden demeçlere koşulurken ön koşullu ön yargılı davranışlara devamlılık sürdürüldükçe bizlere bırakılan tek sahanın sokak olduğu gerçekliği afakidir. Aleni olan duyumsamakta zorlananların, işlerine gelince ses verip işlerine gelmeyince sıralarını, istiflerini bozmayanların rahatlarını bozmaktan zerre gocunmayanların yanında huzursuzluğu göndere çekmeye gayretkeş olanların bilmeleri gereken şey sokağın sahipsiz olmadığıdır.

Sokağın kendi dili ve örgüsü içerisinde bir şekilde dolduruşa getirip kakalamaya gayret ettiklerinin hiçbir alıcısının bulunmadığının altı çizilesidir. Yankılanasıdır. Zamane şartları gereği elimizde kalanın en iyisi budur o da bu kadarcık çatal dillidir, çıkarcıdır, ayrıştırıcılığın türlüsünde öncüdür, yeri geldi mi sokağın sahiplerinin karşısında devletlunun hazımsızlığını gösteregelen hareketlerden, hamlelerden kaçınmayandır. Bangır bangır gelenin, teğet geçiyor olduğu yanılgısına teslimcil davranmak, koşulsuz şartsız itaat etmekte olan muktedirlik ve avanesinin anlamaktan kaçındığı, gözlerden kaçırdığı şeylerin en can alıcı yansımaları sokakta vuku bulmaktadır. Sokağa zerk edilmeye çalışılmakta her durumun en olumsuzunun müsebbibi olarak muhalif olanlar hedef gösterilmektedir. Hedeflenilmektedir.

Gelecek algısını törpüledikçe, yarınlardan ümitsiz koydukça emeği değil de sadece cebini düşünenlerin hakları peşinde koşuldukça, patronlar kayırıldıkça, istisnasız öteki yaratmak için kulplar aranmaya devam edildiği müddetçe bu çıkarsama boşa çıkmayacaktır. Boşluğa çıkartılmayacaktır. Değme tahakkümleri her yere nazire edercesine yapıp, edip, uygulamaya geçirip ondan sonra bu sınırın ötesine akıl fikir vermenin ikircikliğinin, manasızlığının takdirini ise sizlere bırakıyoruz. Kendi sokağının derdine yabancı kalarak, ses çıkartmayarak her bulduğu fırsatta yaratmış olduğu korku cephesini geliştirmeye gayretkeş olarak bu algının ötesine geçmeleri mümkün olmayanların verebilecekleri akıldan ziyade, bolcana izahatla birbirinin ardına sunageldikleri sıkıntıların, açtıkları belaların nedenlerini sorgulamak boyunlarımızın borcudur. İş bu sokağın sakinleri olarak.

Kıyıda köşede, dipte bucakta kalmış her izleyiş, belleğin önüne kurulan bu tarz setleri mütedeyyin çağrışımların niteliğini galiba en önemlisi haticeyi değil de neticeyi dökümleyen bir bağlaçtır. Şimdi. Kocaman bir sayfanın orta yerinde beliren boşluklar gibi aniden beliriveren, bazen hin ellerce kayıplara karıştırılan, zaman akışından handiyse elbirliğiyle çekip çıkartılan meçhullere teslim edilen, alıkonulan bir çabalanım toplamı hayatımızı kapsamaktadır. Hayat akışına sahip çıkmaya gayretkeş olduğumuz sokağın sınırlarını zorlamaktadır. Kapsadıkça birinin vehameti, acısı, açtığı vicdan yaralarına merhem bulamadan bir diğeri hayatımıza dahil olmaktadır. Oldurulmaktadır.

Yalansız dolansız mütedeyyin algının sahip çıktığı şirazesinden çıkmışlığa meyil etmeden, ne bir hamle gerçekleştirilmekte, ne de gölge etmeyin başka da ihsan istemez diyenlere kendi rotasını ve doğrusunu oluşturmak isteyenlere işte bu hayat, bu devinim rahat bırakılmaktadır. Alan daraltıldıkça resmin yazının sanki birer yazgıymışçasına muktedirin doğrularından öteye müsammaha göstermediği, öncüllerinden arta kalmaz engellemelerine olağandan daha da hızlı olarak devam edeceğini muştulamakta olunan bir secereyi dökümlemektedir. İzan yerini çoktandır vurdumduymazlık terbiyesiyle donatılmış olan bodoslama tecrit algısının yerleştirildiği bir karaşınlığı tavrı tanımlamakta.

Hallice zamandır doğruların peşinde koşa duranların paylarına düşürülenler önce ikaz sonra yukarıda kısaca bahsini etmeye gayret ettiğimiz tecrit politikalarının devamlılığı olarak betimlenebilecek mahpusluk olarak şekillendirilmektedir. Algı böylesine siviriltildikçe, mağdurun sesi kesilmekte, sözü engellenmekte olası tüm diğer muktedirce bellenmiş diğer hatalarını belirginleştirmek adına yapacaklarının önüne set kurulması, ket vurulması sözkonusu olmaktadır. Berhava edildikçe aklın sunageldikleri varsa yoksa papağan gibi aynı muktedirinin sözünü şakıyanlara gün doğmakta iş bu girizgahta. Aciliyeti olan sorunlara kulak vermektense, bu koral yapının bir yamacında tutunarak  kakafoni içinde hiçbir şey duymamaya devam edilmektedir. Duyurulmamasına çabalanılmaktadır.

Şartların olağandışılığı bu kadar net bir biçimdeyken inatla "hep bana rabbena" demekten gayrısına tenezzül etmeyenlerin çoğulculuğunda dil neylesin, kalem neylesin 'eylem' sözkonusu olmadıkça. Demokrasinin gereği olan eşit haklar ve tavırlar bir ikişer önce ucundan sonra bariz dibine kadar tırpanlandıktan sonra tam şu anda. Tırpan indirilen düşünselliğin tehlikeli olduğu çıkarsaması üzerinden hareket edildikçe muktedir ve saf tutanlarınca öteki adledilen yapı bir teferruat algısı içerisinde değerlendirilmeye devam edilecek mütemadiyen. Neylersen korkarak, adımlamayarak daha çok susarak, suskun kalarak yapabilirsin o da bizim izin verdiğimiz şartlarda olanı cinsinden bir tahakküm ortaya çıkartılır.

Dengesi sürekli olarak bir o yana bir bu yana sözümona dengelenip durulan. Ancak bu gözeti içerisinde fark edilesi bir biçimde delip geçerek, yakıp yıkarak, müesses nizamın yeni korunaklı alanları oluşturulmaktadır. Hata olasılığına zerre düşülmeksizin, gözyaşına bakılmaksızın biteviye bir döngüde körlemesine. Hopa davasının, Metin Lokumcu'nun kolluk kuvvetlerince katlinin ardından yapılan gösterilerin terör eylemi olarak algılanmasını hemen müteakiben dava açılmasından tutun da susurluk sürecinin belki de ilk defa bu kadar aleni bir biçimde dökümlenilmesine çarkan beylerden ağar abilere kadar işin karanlığında yer alan herkesin ortaya çıkmasına karşın zerre yaprağın kımıldamadığı, adalet tecellisinin sağlanmadığı, sağlanamadığı bir eşitsizlik karşımızda yükseltilmektedir.

Birisinde sokağın sesini, sokağın tepkisine gösterilmeyen müsade ötekisinde hinliğin müsebbiplerine reva görülmekte daha açıkçası korunup kollanılmaktadır. İkincisinin topluma ettiklerinin ne menem şeyler olduğu hali hazırda bu kadar belliyken ilki için olan hınç dolu hücüm ve yükleniş manidar değil midir? Dediğim dedik çaldığım düdüğün günümüz dilindeki karşılığını oluşturan khk'lar ile oluşturulan, semirtilen aşılmazlıklar sonu gelmez düzenlemeler ile bizhati bu ülkeyi kilitleme yolunda önemli hamleler gerçekleştirilir. Yedi ayı aşkın süredir ergenekon'un medya kolu!!! olmakla "itham edilerek" önce gözaltına alınıp, ardından mahpsulukla buluşturulan araştırmacı / belgeleyici gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener'in iddianamesiz neredeyse çalakalem ithamlarla mahpusluklarının güncelliğinden neredeyse unutulmaya ramak kalan, Füsun Erdoğan, Sedat Şenoğlu ve Bayram Namaz'ın delilsiz 5 yıllık mahpusluklarına kadar çeşitlendirilebilecek zoraki alıkoyuşlar imgelemeye çalıştığımız sürümcemeli çabalanımların, arz eylenen istırapların katarında önemli bir eşği tanımlandırmaktadır.

Öyle veya böyle dile dolaştırılan, aşina olunan gözle tanıklık edilen bunca soruna rağmen sorunların irili ufaklığı bir yana ağırlığı artarken daha nereye kadar bu âmalık mekanizması, kifayetsiz muhterislikler silsilesi hayatımızı kapsayacaktır muktedirlikçe. Utanç vesikaları yükseltilmeye, zorlama karar ve emirlerle hayatlar sonlandırılmaya karanlıkta sabit tutulmaya devam edilecektir. Gerçek yerini almaktayken "demokrasi" sınavında daha kaybedeceğimiz kaç etap vardır? Dip noktası henüz bulunmamış, o sonun limitine erişmemiş miyizdir? İzahat, anlayış yerini bu totaliterlik içerisindeki eziyeti bol hareketlerce kapsandıkça bu çok çetrefillik, aleni bir biçimde yamuk yumuk algılarla tıka basa donanmış tahakkümler sonumuz dediğimizi daha yakına taşımaktadır. Laf olsun diye değil gerçek son....  

>>>>>Bildirgeç
Devlet Dostça Uyarıyor - Yıldırım TÜRKER*

Devlet deyince aklıma, Diyarbakır’da “Ben devletim” diye Bingöl milletvekilinin karşısına dikilen polis memuru geliyor. Ne olursan ol; ister seni yüz binler oylarıyla temsilci seçmiş olsun, ister kitapları birçok dile çevrilmiş bir dünya yazarı ol, karşında o elinin tersiyle milletvekilini iteleyip horozlanan polis memurunu bulacaksın.Neoliberalizmin cilalı ‘demokrasi’ ülküsünün sınırbekçisi işte o polis memuru. Sen de ezeli ebedi kalebentsin. Bir gazete yazarı olarak o horozlanan polisin çeşitli suretleriyle mesaim oldu. Kâh bir müsteşar, kâh bir bakan, kâh bir polis komiseri, yücegönüllü uyarılarıyla bana hakikatin yolunu gösterdi.

Polis zulmüne uğrayanların şikayetini mi dile getirdim; çat baş komiserden bir telefon.”Yıldırım Bey, önce bize bir sorsaydınız, gelin buyrun bir çayımı için:” ve benzeri uygar cilveleşmeler. Şikayetçi olanların hepsi yalancı. Gördüğün yaraları kendilerini açtılar. Bunların abileri-ablaları da zaten bir metrekarelik hücrelerde kendilerini asmayı beceren tuhaf yaratıklardı. Kaldı ki biz araştırmamızı yapar, bir yanlış olmuşsa hemen gereğini yaparız.
Arayan bakansa, mutlaka bir tanışıp yüz yüze gelmek gerek. Size lütfedip birbir kendi ağzıyla anlatacak. Siz koskoca bakana mı yoksa şaibeli eşhasa mı inanacaksınız?
“Sizinle görüşmek istemiyorum. Gazeteciliğe hevesim yok. Ben sizin yaptıklarınızı uzaktan takip etmeyi tercih ediyorum” dediğinizde şaşkınlıkla yüklü bir asabiyet. Seste bir “sen benim kim olduğumu biliyor musun” tınısı.

Hapisaneciler
Tutuklu ve hükümlülerin yaşadıklarını, cezaevlerinin durumunu aktardığım zaman mutlaka konuyla ilgili bir bürokrattan mektup alırım. Adalet Bakanlığı’ndan.
Demokratik ve bilumum açılım programında ustalık mertebesine geldiğini savlayan hükümetimiz, ilk dönemindekinden farklı bir dil benimsiyor artık. Bu dilin farkını birlikte görüp, farkın ciddiyetini tartalım.
2004 yılında F tipi cezaevleri hakkında yazdığım yazılardan birine ‘Kenan İpek, Hâkim. Bakan a. Genel Müdür.’ imzalı mektuptan bir bölüm okuyalım:
“F tipi cezaevlerine ilişkin yazılarınıza defalarca cevap verilmiştir. Bu cezaevlerinin Birleşmiş Milletler ve Avrupa Standartlarına uygun olduğu, iddia edildiği gibi hücrelerin bulunmadığı ve tecrit uygulanmadığı kamuoyuna ve gazetenize defalarca açıklanmıştır. Buna rağmen ısrarla aynı iddiaların dile getirilmesinin nedeni anlaşılamamaktadır.”

Terör örgütleri ve yandaşları bu cezaevlerine, geçmişte olduğu gibi şiddete dayalı örgütsel yapılarını sürdüremedikleri için karşı çıkmaktadır. Hâl böyle iken iyi niyetinden şüphe etmediğimiz bazı basın mensuplarının terör örgütlerinin tezlerini gündemde tutma çabalarına alet olmalarını kavramakta güçlük çekiyoruz.
19 Aralık 2000 tarihinde cezaevlerinde yapılan ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ yargıya intikal etmiş ve henüz açılan davalar sonuçlanmamış olduğundan bu konuda görüş beyan edilmesinin doğru olmadığı kanısındayız.”
Çiçek beyefendinin adına yazan Hâkimin bize, yani kamuoyuna ve gazetemize defalarca ‘açıklanmış’ olduğunu belirtirken asabiyetten titreyen sesini duyar gibi olmuyor musunuz?

Ben de kendisine, “Aman, öfkenize hâkim olun.” Benim bu kalın kafamla anlamakta zorlandığım, anlamayacağım, haydi bir adım ileri gideyim, anlamayı reddettiğim şeyi arz etmek isterim. Ben, içinde yaşadığım toplumun demokratik, açık bir toplum olması gerektiğine inandığım, üstüne üstlük inançlı bir devlet memuru olmadığım için bakanlık açıklamalarıyla yetinmiyorum. Yetinmeyeceğim. Gerçekliğin ille sizin kaleminiz, sizin mikrofonunuza kilitli olduğunu bana kabul ettiremezsiniz. Bu, çocuklarının şımarıklığından usanmış baba diliyle, gerek kamuoyuna gerek gazetemize yaptığınız malumat mı talimat mı olduğu belirsiz ‘açıklamalar’ beni tatmin etmiyor. F tipi mahkumlarından sizin açıklamalarınızın kaç katı mektup aldığımı, kaç mahkûm ailesi ile görüştüğümü, o mektupların ve anaların içtenliğini iyi kötü değerlendirebilecek idrake sahip olduğumu hatırlatmama bilmem gerek var mı?

Şurada yıllardır yazdığım köşe ve okurlarıyla aramdaki özel ilişki adına sizin iddialarınızla uyuşmayan yazılarımı sürdürme hakkına sahip olduğuma inanıyorum. Ya siz? Ses tonunuzdan tahammülünüzün sonuna geldiğiniz hissine kapılıyorum.” yazmıştım.
Aba altından gösterilen sopaya cevabım da şuydu: “İyi niyetimden şüphe etmiyorsunuz ama alet olduğumdan eminsiniz. Ben ve benim gibi kalın kafalı dertlilerin misyonu, alet olmaktır. Ama şu ya da bu örgütün tezlerini gündemde tutma çabalarına değil. Nerede bir zulüm, haksızlık varsa orada mağdurların sesini duyurma çabasına alet olmak. Nerede örtbas edilen, iktidarın ceberut diline tercüme edilen bir hakikat varsa, o hakikatin çıplak haline alet olmak. Siz, basının asal görevinin ne olduğunu zannediyordunuz? Resmi Gazete’yle yetinemiyor musunuz?”

Geçen gün aldığım mektubun diliyse daha dikkatli ve usturuplu. Ama yine inkâr üstüne kurulu, hainlerden müşteki bir dil. Fakat 2004’teki gibi, köşemde basılmasını talep etmiyor. Şahsıma yazılmış. Tacettin Ural. Adalet Bakanlığı Bakan Danışmanı imzasıyla.
Hapishanede ağır bir hastalıkla boğuşan Fatma Tokmak üstüne.
Meğer Tokmak’ın tedavisi mükemmelen sürdürülüyormuş, hapishane koşullarında: “Özetlemek gerekirse Fatma Tokmak’ın rutin kontrol ve tedavileri Kardiyoloji Polikliniği’nde yapılmakta, diğer tedavileri de kurum revirinde gerçekleştirilmekte, sağlığıyla ilgili olarak yapılması gereken her türlü müdahalede bulunulmaktadır.”

İnsan olma serüveni
Pek güzel. Meğer mektup yasağı da yokmuş. Herkes istediği yere ve kuruma belirli noktalara uymak koşuluyla mektup yazabiliyormuş. Fakat bir yerde Tacettin Bey’in aklı karışmış: “Yazınıza ‘mektup yasağı’ ifadesiyle konu olan mektuba ise içeriğinde, ‘henüz yargı aşamasındaki karar ve bilgileri kullanarak kuruma ve kurum çalışanlarına karşı kamuoyu oluşturmaya yönelik ibareler bulunduğu’ gerekçesiyle izin verilmemiştir. Belli terör örgütü gruplarının zaman zaman ‘haberleşme hürriyeti’ hakkını suiistimal etme girişimlerinde bulunarak, basın mensuplarını yönlendirme gayretleri görülebilmektedir. Özetle idare açısından, mektubun gönderildiği kişi ya da kurum değil, mektubun içeriğinde suç unsuru olup olmadığı önem arzetmektedir.”

Fatma Tokmak’ın mektubu, beni farklı yollardan buldu. Dolayısıyla sansüre takılmış değil.
Ama bu mektuptan da Tokmak’ın terörist olduğuna, hakkını suiistimal ederek beni yönlendirme gayreti içinde olduğuna hükmedilmiş olduğu anlaşılıyor.
İki mektup, iki uyarı arasındaki fark işte bu kadar. İkisi de doğru olan ancak devletin sözüdür anlayışı üstüne kurulu. İkna etmeyi değil, ikaz etmeyi amaçlıyor.
Her iki mektup da bana yönlendirilmeye açık dangalak muamelesini reva görüyor. Her ikisi de benim sözlerine aracı olduğum insanları değersiz teröristler olarak tartıyor. Onlara inanma gayretimi de tuhaf karşılıyorlar. Cezaevlerinin yıllardır dile getirdiğimiz sorunlarından hiçbiri çözülmüş değil. Devletin kindar ve düşmanlık dolu yaklaşımı üstüne bir taş konulabilmiş değil. Devletin inkârcı ve inkâra davet eden tutumu ve dili aynı.

Bizim de bu beylere diyeceğimiz farklı olmayacak:
Sizin sözünüzün binlerce işkence mağdurunun, gözü yaşlı analarının, acıdan kendini paralayan babalarının sözünden, onlar çulsuz, iktidarsız, makamsız diye daha muteber olduğuna inanmak zorunda mıyım? İnsanlar intihara sürüklenir, hastalıktan kırılır, onlarcası hayata dönüş adı altında öldürülürken ve bütün bunlar ısrarla yok sayılırken. Dolayısıyla siz de benim ısrarımı anlamak zorundasınız. Kaldı ki, benim için berbat koşullarda işkence altında yaşatılan insanların terörist olup olmadığı da en ufak bir önem taşımamaktadır. Nasıl Müslüman, Kürt, Türk, katil, hırsız, kadın, erkek oldukları taşımıyorsa. Onların gerçek niyetleri sizin işaret ettiğiniz yönde de olabilir. Sahtekâr, kurnaz, bölücü de olabilirler. Beni ilgilendiren, gördükleri muamelenin insanlık dışı olduğu, böyle bir muamelenin insanlık düşmanlarına dahi reva görülemeyeceğidir. Ben insan olmanın o tuhaf, anlaşılması güç, savaş mantığına gelmeyen serüveninden söz ediyorum.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor / edecek. Haftalık meramımızın tamamlayıcısı olarak Yıldırım Türker'in Radikal Gazetesi'nde kaleme aldığı Devlet Dostça Uyarıyor başlıklı makalesi önemli bir okumayı, tamamlayıcı bir sunumu beraberinde iliştiyor. Bu haftaki söz edebildiğimiz sahaların az ötesini tamamlıyor, kapsıyor. Yazarın ve kurumun anlayışlarına binaen bu makaleyi sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #366 (05.09.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #367 (12.09.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #368 (26.09.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #369 (03.10.2011)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
#MemleketTahlili - Kolaj Çalışma - 13Melek - Tumblr
Geç Tezkere - Afiş - İç Mihrak
Devlet Dostça Uyarıyor - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Suçu: "Güler Zere Örgütüne Üyelik" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Ucube Demokrasiden Ucube İddianame - Serhat BOZTAŞ - Sol Defter
Özel Harekatçılar Yeniden Devrede - Halil SAVDA - Jiyan / Köxüz
Selçuk KOZAĞAÇLI: Ağar Konuşursa Herkes Bildiğini Unutur - Etkin Haber Ajansı
Liste Cinayetleri - Özgür Mumcu - Radikal
Canlılar Çeşit Çeşit - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Yeni Anayasanın Can Damarı Kürt Sorunu - Özgür Gündem
Türk Basını Şırnak Darbesini De Görmedi - Mehdi ATAY - ANF
Şırnak Cumhuriyeti’nde Darbe! - Evrensel
Zana, Aydoğan ve Tuğluk’a 150 Yıl Hapis İstemi - Jiyan / Köxüz
Esas Muhalefet Geliyor - Zana KAYA - Özgür Gündem
‘Görevimiz Tehlike’ - Nuray MERT - Milliyet
Bıçak Kemikte... - Zeynel Abidin KAPLAN - Sendika.org
Barış İçin Savaşmak - Başyazı - Atılım
BDP’nin Güç Seçimi - Oya BAYDAR - T24
Doksanlara Dönmek! - Ahmet SAYMADİ - Jiyan / Köxüz
"17 Yıldır Soruyoruz: Nazım Gülmez Nerede?" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Egemenlik Kayıtsız Şartsız Cezaevinde - Birgün
Ara SARAFIAN: Türkler Kürt Gerçeğiyle Yüzleşmeli - İhsan KAÇAR - ANF
Ani BALIKÇI: 'Emanetimi Koruyamadılar' - Radikal
"Disko"da İşkence Gören Uğur Kantar Hayatını Kaybetti - Ekin KARACA - Bianet
Uğur’un Babası: ‘Naziler Bile Böyle İşkence Yapmaz’ - Sol Defter
İşkenceyle Öldürülen Er Katar'ın Ailesine Saldırı - Etkin Haber Ajansı
Kanlı Mutabakat! - Umur TALU - Habertürk
Şoför, Ermeni Olduğu İçin Kadını Dövdü - Ekin KARACA - Bianet
İnsanlığımızdır Sırtından Bıçaklanan - Evren HASPOLAT - Sendika.org
Vatandaşlık Meselesi (3) - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Zira Çoğu Kötülük Kurumsaldır - Berrin KARAKAŞ - Radikal Hayat
Serbest Bırakılan 5 Öğretmen Açığa Alındı - Atılım
Hadig Hemşince İçin Çalışacak - Ruken ADALI - ANF
Armani Tişörtü Ermeni Propagandası - Roni MARGULIES - Taraf / T24
Kıvılcım Anı ve ‘Bağlantı Kurucular’ - Murat BİRDAL - Evrensel
Masalar ve Meydanlar - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Söyle Berlin, Söyle İçindeki Duvarı Söyle! - Perwer YAŞ - ANF
[Kişisel İzlenim] #Oct15'de İstanbul'da Ne Oldu? Ya Da #occupyistanbul Mümkün Mü? - Ahmet A. SABANCI via Google Plus
Wall Street İşgali, Barack Obama’ya Ne Yapabilir? – Amy GOODMAN - Sol Defter
“Biz % 99, Onlar % 1” - Meryem KORAY - Birgün
Çalışmak Değil, Konuşmak Özgürleştirir - Mustafa KARA - Evrensel
Cumartesimizi Vermeyiz! - Can DÜNDAR - Milliyet
Kırıntı Adaleti - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Sol’un Aşması Temel Bir Açmazı - Celalettin CAN - Özgür Gündem
Karadeniz Örneğinde Bir Tartışma: Sol, Yerellik ve "Demokratik Özerklik" - Özcan ALPER - Cemil AKSU - Başka Haber
Kürecik-Malatya Ortak Hareket Edecek - Etkin Haber Ajansı
Gıda Fiyatları Da El Yakıyor... - Engin DURAN - Sendika.org
AKP'nin 'Tadilat Devrimi' - Özgür ŞEN - Atılım
Laisizm Tükendi, Sekülerizm Verelim! - Tayfun ATAY - T24
Yiğitliğin Dili Dini Irkı Olmaz - Efkan BOLAÇ - Jiyan_Ertesi


Cokiyu Official
Cokiyu - Artist Page via Flau
Cokiyu - Your Thorn Official Video Directed By Ohashi Takashi via Fluid Radio
Walls - Artist Page via Facebook
Walls - Artist Page via Kompakt.FM
Walls - Coracle Albüm Eleştirisi - Zülal KALKANDELEN - Cumhuriyet / Müzik Yazıları
Emuul At Myspace
Emuul Artist Page via Bandcamp
Emuul - The Drawing Of The Line's Official Informative via Digitalis Recordings
Two Bicycles At Myspace
Two Bicycles Artist Page via Bandcamp
Two Bicycles via The Sirens Sound
Arms And Sleepers Official 
Arms And Sleepers At Myspace
Arms And Sleepers - Digital EP Official Download Page
Holy Other At Soundcloud
Holy Other At Twitter
Zoned In: Holy Other - With U By Luke CARRELL via Altered Zones
Chllngr Artist Page via Facebook
Chllngr Official via Tumblr
Chllngr - Haven Album Review By Zach KELLY via Pitchfork

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
umbrella By toshi*
toshi*'s Flickr Page

>>>>>Poemé
Tarih Kötüdür - Barış PİRHASAN

İşte gençliğimin şiirleri
İlk gençliğimin
Güzel şeyler
Deli saçmaları
Beceriksizlikler
Şehvetle titreyen parmaklarla yazmışım onları.

Bir çocuk için
En güzeli
Belki bütün yazdıklarımın en güzeli
Gövdemi ılık
Kirli
Pırıl pırıl bir havuzda düşlerdim
Göğsümde nilüferler
Su çiçekleri

Garip bir çocuk dediler bana
İçine kapalı
Güçlü
Onun koluna girerdim
Zayıflığı çekerdi beni
Acımasız pırıltısı
Geceleyin kendini sevmesi
Organları

Çocukluğumun şiirleri
Hepsinde umarsız bir çığlık
Zavallı
Traji-komik
Şanlı tarihim:
Ne zorbalar geçmiş beynimden
Ne haksız kıyımlar olmuş gövdemde
Kimler can vermiş hapishanelerde
Hangi sınıf egemen?

İlk şiirlerim
Alaycı bir göz
Kirpiklerinde tohum
Düzensiz patlamalar
Yaralı omuzlarım
Biri kavga türküsü
Acemi
Çığlık çığlığa
Yarım

Bütün bunlar şimdi geçmişte kaldı
Çocukken yazdıklarım beni yüreklendiriyor
Bir budala gibi
Yoksul bütün halklar gibi
Şaşkın bir el yazısıyla
Ayaklanmalar tasarlıyorum.

Kaynakça: Şiir

No comments: