Sunday, October 23, 2011

Deuss Ex Machina #371 - Sözcüklerindir Vicdanının Aynası, Işığı, Umudu...

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_371_--_Sözcüklerindir Vicdanının Aynası, Işığı, Umudu...

17 Ekim 2011 Pazartesi gecesi ''canlı'' yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Scanner + David Rothenberg-Where Do You Run To (Monotype Records)
>2<-Scanner + David Rothenberg-Ready Ready (Monotype Records)
>3<-ICR-Je Vous Souhaite Des Silences (Headshotboyz Remix) (Fokuz Recordings)
>4<-ICR-I'm In Love With A Sentence But Forgot What It Means (Fokuz Recordings)
>5<-eLan-Saccharin On Top (Anstam Remix) (Monkeytown Records)
>6<-eLan-Bleep Bloop Brrrrmmp (Modeselektor Remix) (Monkeytown Records)
>7<-Alias-Talk in Technicolor (Anticon)
>8<-Alias-Lady Lambin' (Anticon)
>9<-Crewdson-Starting Out On The Wrong Foot (Slowfoot)
>10<-Crewdson-Dust Crawlers (Slowfoot)
>11<-Bambounou-Alpha (Teeth Remix) (YounGunZ Entertainment)
>12<-Bambounou-Divided By Zero (Ikonika Remix) (YounGunZ Entertainment)

Sözcüklerindir Vicdanının Aynası, Işığı, Umudu…
(371)

Varsıllığımız yoksun bıraktırıldıklarımızın çoğaltılmasıyla, ivedilikle arttırılmasıyla, şu veya bu hengamenin sopasının denkleştirilmesiyle beraber azaldıkça azalmaktadır, avaz avaz bir “çağlayan” misali gürül gürül eksilmektedir. Denk düştüğümüz, dengelendiğimiz anların hemen topundan topluca bir hınç mı alınmaktadır o eşikte, yoksa böyle gelmiş bundan sonra da böyle gidecektir anlayışının serpilmesinin aynalamasının tam karşılığı mıdır bilinmez ama biteviye karanlık dört bir yanımızı sarmalamaktadır. Sarmalandıkça nefessiz kaldığımız, nefessiz kaldıkça el aman dediğimiz fasılalarda kendimizden başkasının sesini, izini nefesini bulamadığımız. Kalakaldığımız. Kalıp da işittirmek zorunda olduklarımızı değil olmaması gerekenin sahneyi kapsamasına şahitlik etmeye zorlandığımız, zorunlu kılındığımız.

Eksiliyoruz azar azar, bir skor tabelası, bir istatistik haline dönüştürmekten kaçınmayanların rakkamlarından başkacasına evrilemeden yitip gidiyoruz. Renklerimiz solarken, betimiz benzimiz atarken gırtlak gırtlağa düşmenin zemini temellendirilirken ne bu halin hal, ne gidişatın gidişat olduğundan dem vurabilmek mümkün oluyor. Her teşebbüs bir ayrıştırmayı beraberinde getiriyor. Tarafını belli et sualinin çoktan hainliğini ilan et kısmına dönüştürüldüğü ahir anın gerçekliğinde neyin nasıl olması gerektiğine kafa patlatmak insanı daha fazla zorlaması gerekirken nedir bu telaşeli ayrışım, nedir bunca yılın biriktirmelerinin hesabını sormak bir yana keskinleştirmelerin en kesin ve net bir biçimde çalakalem ortaya dökümlendirilmesi çabası. Bunca beraberliğin esamesini bir anda silebilmek için yırtınmak. Nicedir hal, nereyedir ahval.

Gidişat beterin en beterine doğru zemini yoklamakta, ortamı kolaçan etmekteyken akil olanın peşine düşmek için daha kaç canın yanması gerekmektedir? İş bu satırların esamesi varsa bir yoksa beş günlüktür. Unutulup gidecek beğenenlerce doğru söylemiş, öteki algı içerisinde bulunanlarca sinkaflardan zincirleme bir tekerleme icra eylenip rahatlanacak bir aynalamaya dönüşecektir. Ee peki güzel kardeşim sorunlarımız ortadayken, sorunların yükü mütemadiyen artarken, neresinden tutarsanız orası elinizde, elimizde kalmaya devam ederken bu cinnet halinin cehennemden farklılığı bulunmayan bir coğrafyayı kıyımıza taşıdığını, yaşattığını idrak edebilmeye sıra ne zaman gelecektir? Sıra savarak, üzerinden atlayarak, önemsemeyerek, sinkaflarla günü geçirerek nereye gidebileceğiz?

En nihayetinde yüzleşme olmaksızın, muktedirin ipliğinin kolayca sicim haline dönüştürüldüğünü görürken hiç istisnaya yolunu saptırmadan hemen herkesi ötekileştiren birbiriyle kıyasıyla dövüştüren bu cenabet sistemin getirdiklerinin az götürdüklerinin dünyalar olduğunu idrak edebileceğiz? Ettirebileceğiz hep beraberce hep birlikte. Algımız, algılayışlarımız farklılıklar ihtiva ediyor. Önümüze servis edilenler, sunulanların nasıl birer filtreden geçirildikten sonra sunulduğu, gerçekliğin değil sadece süzülmüş kırıntılardan, birbirlerinden kopuk halde duran bilgi artıklarından bir resim oluşturmak zorunda olduğumuz bir zamanda yaşamaya çalışıyoruz. Yaşadığımızı varsayıyoruz. Görülmesi, anlamlandırılması önemli olanların değil, nifağı, kindarlığı serpiltip büyütecek olanlara kapının sonuna kadar açık tutulduğu bir yönlendirilmiş bilgilendirme çağında ilerliyoruz.

Geroge Orwell’in yazınını kıskandırıcasına her sekansınaa yeni bir şeylerin eklendiği, komşunu ihbar etten tut başına gelen felaketlerin bolluğu yetmezmiş gibi deprem gibi doğal afetlerde bile oh olsun! ettiklerini buldular benzeri çıkarsamaların fitilini ateşleyen sözümona yorumların arkasındaki kirli ellere kadar danışık ile bina edilmiş etaplarıyla bu açmazlar yumağı bildiğiniz kördüğümün, çözümsüzlüğün nasıl hangi uzak, alakasız yerlerden birbirleriyle ilintilendiğini ortaya çıkartmaktadır. Birbiriyle örtüştürebileceğimiz belki de yegane şey insanlığımızı da yitiriyor oluşumuzdur. Sıhhatli düşünemeyip allah ne verdiyse birbirimize sanal sanal giriştikten sonra savaş sofrasında akıtılacak nice kanın vebaline ortak olabiliriz artık.

En pejmürde en kestirme halimizle bir elimizde kumanda ile ötekilerden aldığımız hıncın, akıtılan gözyaşlarının rengini sorgularken, kimin daha kudretli olduğundan dem vururken bulabiliriz. Yaşadığımız toprağı ayrılıp, kırpılıp bölünemez diye böbürlenirken hep o taraflara denk düşmüş acılarda oh olsunlara çıkacak, aforizmalara girişebiliriz. Ne de olsa medenileşiyoruz artık en sıhhatlisinden!. Yargılar, değerlendirmeler ve sunulanların faydasını sorgulamak bir yana tehlikeyi beraberinde getirdiği ortadayken insani olanı düşünecek zaman değildir değil mi? Herkes kendi gördüğüne doğru der diye bahis açar zamandan bağımsız şarkı, görülmesi için çabalanmadıkça, sapla samanı mütemadiyen karıştırdıkça, denk tutulan her cümlenin karşısında adabı unutmaya devam ettikçe, makine algısında tepkimelerin çokluğunda katmerlenerek çöküşümüzün hızını arttırdığımız artık çok daha rahatça gözlemlenebiliyor. Görülüyor.

Sözcükler deneyimlenmesine çabalanılanlar için epey hayli zamandır; bir yol gösterici vazifesini üstlenmekte, tarumar edilmiş, yekpareleştirilmiş algının daraltılan sahanlığında işitilmeyenler için referans teşkil etmektedir. Durduk yere gökten inme bir oldu bittiden diğerine hızla ilerlerken düşünselliğin ayakta kalabilmesinin sac ayaklarındandır orada yayılıp, sözcüklerle birleştirilenler. Kurmaca kurmaca diye olanı biteni yermek konusunda atik davrananların karşısında hemen hiçbir şeyin tahayyül ettikleri düzlemde ilerlemediğini ortaya sermektedir sözcükler. Kimi az kimi çok düşlenenin, imgelenenin hep olmadığı biçimlerde yeniden tanımlandırılmaya çalışıldığı iş bu coğrafyada konuşulmasına sıra gelmesini beklediklerimizi işittirendir.

Layığımız olmayan nice tahakkümün, birbiri peşisıra gündeme dahil edildiği, dayatıldığı, en olmadı bir şekilde güncellendiği sahanlıkta elimizde kalabilen, tek özgün alandır belki de. Bunun içindir onca ağır baskı, bunca direti, böylesi ezanın yanında muktedirin aklının almadığı bir çoğaltıma zemin sağlamaktadır hala. Görüp geçirdiğimiz şeyleri nasıl olsa unutulur disturuyla bağdaşık tutanların canlandıramayacakları, yaşatıldıklarımızın bedelinin de er ya da geç sorulacağı gerçekliğinin geçerliliğidir. Her fırsatta dillerine dolamış oldukları ideolojik tasvirlere teslim olmuş bir avuç muhaliften daha fazlası olunduğunu canlandırmaktadır. Tüm duyuları komple kepenk indirmiş şimdinin anaakımlarla haşır neşir serpilip gelişen, giderek malzemesi eksik de olsa betonlaşmada hız kesmeyen, çığrından çıkarcasına mütemadiyen; dayatımı normal refleks haline indirgeyiveren tektipleşenlerin zihinsel ve yaşamsal dünyasının yanında.

Bugünün dünyasının şiddet, hiddet ve cinnet üçlüsü üzerinden kurduğu otoritenin, ayakları pek de sağlam yere basmayan dahası çığlıkları işitmeyen, veryansın edenlerini anlamazdan gelip derdini tasasını çözümlemekten uzaklığın bir aynalaması olduğu ifade edilebilir. Kusurun üstünü daha fazla kusurla örtmekten çekinilmeyen, dillendirilenlerde ısrarla bit yeniği aramaktan çekince taşımayan bu sığlığın yanında kendi sözcüklerine sahip çıkanlardır yanında durulması gereken cephe. Sözcüklerini belirli yönlendirmelere, anlık değişimlerle tersyüz etmeye hazır ve nazır olanların çoğulculuğunda az ama öz olanı ihtiva eden cephe. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olmayı bile kazanım sayanların, akıllarını fikirlerini yeni sabitlikler üzerine bina edecekleri ahkamlara bel bağlayanların, daraltımı dar sahayı oluşturanlara karşı gık çıkartmayanların perspektiflerinde görmek istemedikleri, duyumsatmamamak adına uğraş verdikleri “gerçekliği” yansıtmaya gayretkeş olanların yanıdır bu cephe.

Saflar ayrışımı fitilleyebilmek için deyim uygunsa hazır kıta bekleşenlerin karşılaştıkları her uyaran karşısında hiddetli tepki, etkili savunma, biçimi çoktan bir kenara ittikleri belaltı vuruşlara teslim oldukları, belirginleştirdikleri bi resim ortaya çıkartıyor. Kuşku götürmez bir biçimde nefreti olağanlaştıran, hiddeti makulleştiren, ayrımcılığı körükleyen ama dönüp dolaşıp sözün bittiği yerdeyiz n’apalım replikasını öne sürüp duran bu kapsam dahilinde denilegeleceklerin tümünü yekten reddeden, bir örnek lafazanlıkların tanımlandırıldığı bir portre karşımızda duruyor. Aleni bir biçimde ayan beyan sergileniyor. Sözcükler tam tersine imkan sağlasa da, iş bu rahlede olaylar ve yaşananlar çarpıtılıp, eğilip bükülüp en olmadı önemsenmeyip üzerinin çizileceği, unutulması için çaba sarf edilecek birer olguya hapsediliyor.

Kirlenmişlik dizboyu iken hala en temizin, en pir-u pakın, en lekesizin sözcükleriymişçesine bu canhıraş savunuyu içselleştirmemiz bekleniyor. Neredeyse bahsi açılırken korkulması gereken bir olgu haline dönüştürülen barışın içeriği üzerinden genelleştirilen çarpıtıldıkça muktedirce ötekileştirilenin savunusunda yoldaşlık edildiği yanılsamasını ihtiva eden, bir olumsuzlamaya evriliyor yalnız ve güzel memleketimizde!!. Söz uçuyor devreye aklı kilitleyiveren tahakkümlere kör bir şiddet sarmalına teslimiyete vesile olan devreye sokuluyor. Sözü savunmak için girişilen her çabalanım anında mimleniyor. Tıpkı zamanın diğer korku nesneleri arasına çoktan dahil edilmiş olan emek, ekmek, adalet, özgürlük, eşitlik gibi bu çoraklaştırma, suskunlaştırma evresinin en canyakıcı günleri yaşanıyor.

Gittiğimiz yol, katıldığımız kervan her yeni gün daha büyük fecaatleri başımıza getirirken sürüden ayrılarak hepimizin ütopyası olanı temellendirmeyi daha ne kadar erteleyebileceğiz? Böyle bir şeye hakkımız kalmış mıdır? İnsanı ayrıştıran, sıra sizlerde, şu ve bunlarda diye tahakküm kurmakta olan algının karşısında birliktelikten başkaca bir yolumuzun, akillikten başkasına da vereceğimiz kredinin olmadığını işittirmeliyiz…Tarihten gelenin duyumsattığı gibi olmak veya olmamaktır bu karanlık sarmal içerisinde bütün dertlendiğimiz… bütün bütün…

>>>>>Bildirgeç
Gerçekten Kardeş Miyiz? - Ahmet SAYMADİ*

Beylik bir laf ile başlayayım: “Kritik bir süreçten geçiyoruz”. İçinden geçtiğimiz günler, pek sevmediğim bu cümleyi ziyadesiyle kullanmamızı gerektiriyor. Ne zaman topluca asker cenazesi gelse herkes tepkisini yüksek sesle dile getiriyor. Toplumun belirli kesimlerinin milliyetçi damarları kabarıyor, kimi yerlerde neredeyse sokağa çıkılamayacak kadar faşizan bir hava hâkim oluyor. Bunun tam tersi bir hava Kürdistan illerinde ve Avrupa’da yaşayan Kürtlere de hâkim. Savaşın ve kanın ağırlığı her yere sirayet ediyor.

Durum daha homojen bir çevrede yaşayan insanlar açısından sorun olmasa da, farklı etnik kökenden insanların bir arada yaşadığı, Kürtlerin zorunlu göçlerle geldiği büyük kentlerde ciddi tehlike arz eden olaylar meydana geliyor. Son olarak Bursa’da yaşananları verebiliriz, Kürtlere ait işyerleri tahrip edildi, yaşadıkları evlere saldırıldı. Birçok yerde BDP il ve ilçe örgütlerine saldırıldı, kimi yerlerde yakıldı. Bunun bir süreklilik arz etmesi ise daha büyük bir çatışmayı, boğazlaşmayı da uzun erimde ortaya çıkaracak gibi! Umarız böyle bir şey yaşanmaz.

Bir iki giriş cümlesinden sonra esas meramıza gelebiliriz. Bizler uzun zamandır farklı etnik kökenlerden ve dinlerden insanlar bir arada yaşıyoruz ve kimi zaman birçok olaya verdiğimiz tepki de aynı olabiliyor. Ancak mesele onların tabiriyle “şehit cenazeleri” olunca durum birden değişiyor. Çevremizdeki insanların birçoğu asker cenazeleri ile ortaya çıkan hassasiyete aynı şekilde ortak olmamızı, empati yapmamızı istiyor. Bugüne kadar olan onlarca mesele de farklılıklarımızı koruyarak devam ettirdiğimiz uzun süreli ilişkilerimiz bile, bu hassasiyete ortak olmamamız sebebiyle çatırdıyor, sona eriyor. Birden hepimiz doksanlı yıllardan kalan kimliklerimize zorunlu dönüş yapıyoruz; bordo bereliler güney Kürdistan’a girerken, bordo klavyeliler vatansever oluyor, bizler vatan haini! Her meselede belleksiz bu toplumun unutmadığı tek şey hainliğimiz!

Kimseden böyle şeyler beklenilmemesi gerekiyor, çünkü herkesin meseleye bakışı ve hassasiyetleri farklı, ben aklıma gelenleri gerekçeleri ile bunları yazacağım. Geçmişteki köy boşaltmaların bittiği, anadilin serbest olduğu, Kürtlerin rahatça her şeyi yapabildiği söyleniyor. Kocaman bir yalan!

Her şeyden önce; Kürtlerin bir toplum olarak kendi varlıklarını ve kültürlerini devam ettirebilmelerini sağlayacak kolektif hakların anayasal güvenceyle sağlanması gerekiyor. Yoksa 20 milyonluk bir halk asimilasyon politikaları ile yok olacak. Bunun da birinci yolu, yerel yönetimlere özerklikler tanımak. Yerinden yönetim ilkesi ile halkın birçok ihtiyacını yerel yönetimlerle sağlamasını sağlamak. Buna basit bir örnek vermek gerekirse, Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, belediye hizmetlerini halkın ihtiyaçları doğrultusunda birçok dilde vermeye kalkıştı. Ne mi oldu; hapis yattı. Şimdilerde ağır hastalığına rağmen yurtdışına tedavi için çıkmak istiyor izin verildi mi? Hayır

Anadilde eğitimin devlet tarafından güvence altına alınması şart. Devlet okullarında isteyen herkese Kürtçe eğitim verilmeli. Seçmeli ders altında, eğitmenin bile olmadığı “boş ders” mantığı ile verilen göstermelik dersleri kimseye yutturamazlar. TRT6 adı verilen AKP’nin Kürtçe yayın organını keşke anlasanız, para verseler izlemezsiniz. Yurttaşların özgürce kuracağı Kürtçe yazılı ve görsel medya organlarına yayın izin verilmeli. Verildi mi? Hayır. Bakınız, Azadiye Welat gazetesi, genel yayın yönetmeni 124 yılla yargılanıyor.

Anayasadaki yurttaşlık tanımı yeniden yapılmalı. Türk kimliğine vurgu yapan, diğer etnik kökenleri yok sayan maddeler yerine tüm etnik kimlikleri kapsayan, insana vurgu yapan evrensel kavramlarla yeni bir anayasa yazılmalı. Buna bağlı tüm kanunlar değiştirilmeli, kamu alanındaki sadece bir kimliğe vurgu yapan her şey değiştirilmeli.

Köyler boşaltılmıyor artık (son olaylarla boşaltılan 10’a yakın köyü saymazsak), peki o köylere dönülebiliyor mu? Hayır. Yerinden yurdundan edilen insanların, mülkleri gasp edilmiş durumda, geri dönmeleri ile ilgili mülkiyet hakları verilmiyor. Devletin bu insanların uğradığı haksızlıkları ve kayıpları ise tazmin etmesi gerekiyor. Mülkiyet haklarında ve tazminat ödemelerinde bir ilerleme var mı? Hayır. Köylülerin bıraktığı mülkleri kimin eline geçti, biraz araştırın, deniz feneri ekibinin doğu versiyonu dağ feneri ekipleri ile karşılaşacaksınız!

Binlerce insan faili meçhul cinayetlere kurban gitti, işkencede insanlar kaybedildi, tüm dünyanın şahit olduğu hak ihlalleri yaşandı. Bu suçları işleyen insanlar ile ilgili işlem yapıldı mı? Hayır. Hakikatleri araştırma komisyonları kurularak bu suçları işleyen tüm devlet görevlileri ve sivillerle ilgili incelemelerin yapılması, suçluların cezalandırılması, mağdurların zararların tazmininin sağlanası gerekiyor. Bunlar yapıldı mı? Hayır. Tüm devlet sırları sır olmaya devam ediyor, artık mobese kayıtları da devlet sırrı, bakınız, Batman…

İnsan Hakları Derneği’nin öncülük ettiği, içinde çeşitli Demokratik Kitle Örgütlerinin de bulunduğu heyetin ortaya çıkardığı “Toplu Mezarlar” var. Genelde kitlesel savaşların yaşandığı, toplu ölümlerin olduğu yerlerde karşılaşılan toplu mezarlar var Kürdistan’da. Bu toplu mezarların hepsinin insani yöntemlerle açılması, kimlik tespitlerinin yapılması, naaşların ailelerine teslim edilmesi ve veda hakkının tanınması gerekiyor. Yapıldı mı? Hayır. Çemişgezek’te bulunan toplu mezar kepçelerle açıldı! Gerisini anlatmayacağım.

Bakmayın kaldırdık dediklerine; askeri cuntadan kalma yasalar ve mahkemeler her iktidar tarafından yeni ihtiyaçlara göre yeniden düzenleniyor. Artık Devlet Güvenlik Mahkemeleri yok, Özel Yetkili Mahkemeler var, bir de Terörle Mücadele Kanunu. Bu yeni TMK’ya göre ne yapsak suç ve bu yasalar sebebiyle binlerce insan anlamsız sebeplerden cezaevlerinde. Siyasi suçlulara acilen bir genel affın çıkarılması, TMK ve ÖYM’lerin kaldırılması gerekiyor. Abartmıyorum, bu yazdıklarımız bile halkı askerlikten soğutmak, suçu ve suçluyu övmek gibi suç unsurları taşıyor. Anlayacağınız sussak ölüm, konuşsak intihar!

Bir de, dilinizi değiştirmeniz gerekiyor; terörist başı, terörist, bebek katili, vatan haini gibi kelimeleri yok etmeniz gerekiyor. Onların yerine daha politik; örgüt lideri, militan, farklı düşünen insanlar gibi kavramlar kullanılabilir. Beş milyon insanın irade beyanında bulunduğu bir partiye saldırmaktan vazgeçin, vazgeçmeyecekseniz eğer, “72 milyon tek yürek” demeyin lütfen, bizi yok yazın 67 milyondan devam edin…

Son olarak, işkence edilen gerilla görüntüleri sizi hiç mi rahatsız etmiyor. Öldükten sonra, işkence edilen, kulağı kesilen, tekmelenen, yerlerde sürüklenen gerilla görüntülerine insan bakamıyor. Onlar birçok Kürdün tanıdığı veya akrabası veya arkadaşı olabilir. Bu insanlık dışı uygulamalara Kürtlerden önce Türklerin karşı çıktığı gün barışa bir adam daha yaklaşacağımızı düşünüyorum.

Bunlar olmayacaksa eğer, kardeşlik anlayışınız Kabil’in Habil’e duyduğu kardeşlikten farklı bir şey olmaz. Biz nasıl ki ölen her asker cenazesine üzülüyorsak, her can gittiğinde Kürt Türk ayırt etmeden içimiz yanıyorsa, aynı şeyi sizden de bekliyoruz. Ölen gerilla’da bu toprakların evladı, gömülecek yeri olmasa da…

Tüm bu söylediklerimizde bir çakıl taşını alıp şuradan şuraya götürmekten, vatan denilen toprak parçasını bölmekten bahsetmedik. Tüm bunlar demokrasi sınırları içerisinde yapılabilecek makul ve insani şeyler. Empati kolaysa buyurun siz de gelin beraber yapalım. Meramımız budur a dostlar. Kırdıysak affola.
Biz kardeş olmaya dünden hazırız, Barışı herkesten çok biz istiyoruz.
Son söz, Birbirimizi öldürmekle bitirseydik eğer, çoktan biterdik emin olun…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor / edecek. İliştirmeye gayret ettiklerimizin tamamlayıcısı, önemli  bir okuma parçası olarak Ahmet SAYMADİ'nin Jiyan_Köxüz sitesinde kaleme aldığı Gerçekten Kardeş Miyiz? başlıklı makalesini yazarın ve sitenin anlayışlarına binaen sayfalarımıza alıntılıyoruz. Daha fazla düşünebilmek adına... daha fazla söz adına...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #366 (05.09.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #367 (12.09.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #368 (26.09.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #369 (03.10.2011)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
#MemleketTahlili - Kolaj Çalışma - 13Melek - Tumblr
Gerçekten Kardeş Miyiz? - Ahmet SAYMADİ - Jiyan_Köxüz
Barış Mı Diyorduk? - Bela Presente - Bela Presente Blog
Kutsal Olan Bizim Dilimizdeki Barıştır - Burçin GÖNÜL - Birgün
Daha Değerli Neyiniz Var? - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Ve Böyle Buyurdu Zerdüşt - Bekir AVCI - Bianet
Dini Zerdüştlük Olan... - Oya BAYDAR - T24
Beyoğlu'nda Kürtlere Saldırı - Etkin Haber Ajansı
Başbakanın Çağrısının Anlamı - İhsan ÇARALAN - Evrensel
‘Kolay’a Kaçmamak - Nuray MERT - Milliyet
Hepimizi Çok Kötü Günler Bekliyor - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Erciş'e Kurtarma Ekipleri Hala Ulaşmadı - Evrensel
Özdal ÜÇER: Halk Enkazdan Kendi Olanaklarıyla Kurtulmaya Çalışıyor - ANF
Deprem Bile Irkçılık İçin Kullanılıyor! - Kızılyıldız
Aysel TUĞLUK: Gücümüz Yettiği Kadar Direneceğiz - Etkin Haber Ajansı
Kürtler Olmasa Demokrasi Olacak! - Seyfi ÖNGİDER - Radikal 2
''Gazeteler ve Irak'' 90'lardaki Gibi.. - Ekin KARACA - Bianet
Komutan Dedi Ki: Olur Böyle Şeyler - Berrin KARAKAŞ - Radikal
Öğrenciye ‘Önce Vatanını Seveceksin’ İşkencesi - Jiyan_Köxüz
Kısa Bir Yazı - Aydın ENGİN - T24
“Öcüleştirilen İtaatsizlik” - Pınar ÖĞÜNÇ - Futuristika
Neden Gittiler Ki! - Şeyhmus DİKEN - Bianet
Neden Hepimiz Süryani Olmayalım? - Sıtkı GÜNGÖR - Atılım
Vatandaşlık Meselesi (4) - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Meçhul Vatandaş - Meltem GÜRLE - Birgün
Nefret İkizleri: Suç ve Söylem - Baskın ORAN - Radikal 2
Metrobüste Polis Şiddeti - Yüce YÖNEY - Bianet
Mavi Tilkiler Dolaşıyor Sokaklarda - Bülent USTA - Birgün
İnsanlık Denen O Şey - Okuyan Kedi - Okuyan Kedi Blog
“Gıda Krizi” ve Türkiye - Korkut BORATAV - soL
bir ömürlük misafir - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
Silikozis / Gardırobumdaki Ceset – Seda BOYACILAR - Jiyan_Ertesi

Scanner Official
David Rothenberg Official
ICR Official
eLan Official Artist Page via Facebook
Alias Official
Crewdson Official Artist Page via Facebook
Bambounou Artist Page via Myspace

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Untitled By n i c o*
n i c o*'s Flickr Page

>>>>>Poemé
Koca Bir Troya Dünya - Mehmet BAŞARAN

Kaç kez kuşatıldı Troya
Soldu ılgınlar acılaştı zeytin
Karıştı toprağa hünerli eller
Ne Helena ne Paris ne Aşil
Karanlık çukurlarda ak kemikler
Yere basarken ürperiyor insan
Kırmızı açıyor hâlâ
Suskun örende gelincikler

        Güzlerin hüznü o yıkımdan

Çağ değişmiş silahlar da
Sürüp gidiyor hâlâ kuşatma
Bu kez daha çılgın saldırgan
Hey dağlar yaralı Rumeli dağları
Bosna direniyor düştü Srebrenika
Bebesini emzirirken vurulmuş gelin
Yollara dökülen göçmenlerin
Gözleri yanmış yıkılmış kentler

        Daha ne kadar sürecek talan

Kazılırken böğründe toplu gömütler
Senin ellerin mi bunlar Avrupa
Çırpınırken her çalıda bir yürek
Senin gözlerin mi bunlar
Nasıl bakacaksın yüzüne tarihin
Ah dünya koca bir Troya
Yaşamı savunan Hektor'u sürüklüyor
Her yanda kanlı araba

        Ne zaman insan olacak insan
Kaynakça: Şiir

No comments: