Sunday, November 27, 2011

Deuss Ex Machina # 376 - pleure mon cœur

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_376_--_pleure mon cœur

21 Kasım 2011 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Sonicbrat-Withering (Totokoko Label)
>2<-Sonicbrat-Photosynthesis (Totokoko Label)
>3<-Mint-Darker Than A Beginning (Boltfish Recordings)
>4<-Mint-Ina's Special Day (Boltfish Recordings)
>5<-Plaid-At Last (Warp Records)
>6<-Plaid-Founded (Warp Records)
>7<-Tapage-Unfolded (Tympanik Audio)
>8<-Tapage-Dresscode (Tympanik Audio)
>9<-Fatima Al Qadiri-Vatican Vibes (UNO Records)
>10<-Fatima Al Qadiri-D-Medley (UNO Records)
>11<-808 State-Nephatiti (Salvo-ZTT)
>12<-808 State-Flow Coma (AFX Remix By Aphex Twin) (Salvo-ZTT)

pleure mon cœur  (376)
Cenahın bu yamaçları mütemadiyen gerçekleştirilen hamlelerle beraber giderek kalabalıklaşıyor. Kalabalıklaştıkça coşkun bir kaynaktan yayılırcaymışçasına giderek artan, arttıkça havayı daha da kurşuni, ağır, ağıtlı kılan bir sorun yumağının tepeleme yükselişine şahitlik ediliyor. Yükseliyor bahtsızlığımız, kedersizliğimiz diye belletilenlerin nasıl insan eliyle, kör kör parmağım gözüne hamlelerin birbiri peşinde hamlelerle beraberce kotarıldığını bir kere daha hatırlatıyor, daim olduğu üzere. Ortalığa serilenlerin, bilindikliği sağlanan nice şeyin ancak ucundan kıyısından o da 'resmi' denilenin sınırlarını aşmaksızın, zerre miskal zararlı içerik taşımaksızın tertiplenmiş, önceden ayarlanmış, kesilmiş biçilmiş detaylarına vakıf olabiliyoruz. Vakıf olduğumuzu sanıyoruz.

Oysa zaman akışı değişiyor görünse de bir noktada geçmişte unutturulduğumuzu sandığımız, yaşamaktan yorgun düştüğümüz şeylerin nasıl pundu bulundu mu yeniden, yeniden icra edildiğini faş / açık / aleni ilan eden kesitler, kestirmeden görünümler şimdilerde yeniden karşımıza dikiliveriyor. Dikiliyor, yükseltiliyor. Hesap sorma vaktini zaman eğrisinde başka bir odağa taşımaya teşne olundukça anın içerisinde karşılaşılanların tümünü toptan bir yaklaşımla beraber gündemin alt satırlarına doğru epey hayli hızlı bir şekilde indirilmesine, halının altına süpürülmesine tanıklık ediyoruz. Kasvet gırtlağa kadar gelmişken olur olmadık şeylerin sözcüklerinde kendi geleceğimizi okumaya çalıştırılıyoruz.

Koskocaman bir geçmiş ile yüzleşebilmek için fırsat yaratıldığını düşünürken ortalıkta bambaşka, akla hayale gelmeyecek oyunların çevirildiğini seyreyliyoruz. Nereye yansak, kime dertlensek, hangisinden neyi çıkarsak neleri bir başkasına eklesek de günün, şu anın kasvetine dair gerçekçil bir yorumu anlaşılır kılacaktır ki sorusuna bağlantılanıyoruz. Düşünmek zinhar yasak, konuşabilmek ehveni şeri bile belirtmeden, kıyıdan köşeden bu örüntülenmiş belleksizliğin mabadında şöyle böylelerle geçiştirilesi bir nüve, hamle etmek, ses çıkartmak zaten çoktan modası geçmiş, buna teşne olanların da ideolojik yaklaşımları yüzünden yaptıklarından anlık sekme olmaksızın sakız belleyenlerin dillerine pelesenk hale getirdikleri lakırdılarının aperatifi!, olduğun gibi kalmak çok lüks bir seçenek, dertlendiğini tasvir etmek büyük suçlardan bir diğeri, yürümek, yazmak ve yaşamak bir sonraki evrede sınırlandırılacak gerçek gündelikliğin sınırlarını darlatacak diğer detaylar.

Sokağın sesini kısmayı bir şekilde başardığını zannedenler için filtre görünümlü sansürün işlevselliğini artık bariz bir biçimde sunageldikleri yapının devreye sokulduğu bu cenah piru pak, toz pembe. Kim ne derse desin değil mi (yerseniz?). Sanal agoranın bir sınırının olmadığını mı sanıyordunuz, devlet eliyle sizin zihin kapasitenize hakeret edilir gibi, bu sitelere şu linklere ulaşamazsınız (defaatle yinelenmesine gerek olmayan pedofili'den başlayıp, bomba yapım tekniklerine kadar uzayıp giden bir karanlıklar deryasının önünün alınmasına değildir sözümüz), o siteyi bu linki kullanamazsınız ha kullanmaya çabalarsanız şuç işlersiniz, linkine tıklamaya çalışırsanız o yasadışı olan siteye başınıza mazallah bir dava celbi düşebilir. Her an her şey olabilir yollu tenkitlerin birinin bitmeden bir diğerinin işleme konulduğu, kervana eklendiği bir cenah burası her durumda toz pembeliğini, iyimserliğini koruyup kollayan.

Kollayacak iyimserlik, kovalanacak sıhhatli bir gündeliklik mi kalmıştır onu da üzümü yiyin bağını sormayın diyen muktedirin aba altından gösterdiği sopasında, körlüğe talim ederek, olur her şey olur adlederek, onayarak bu kurşuni rutinin bir parçası olarak deneyimleyebilmek mümkündür. Söz konusudur. Fecaatin eğriliği hemen her durumda problemli bir başka detayı karşımıza çıkartmaktayken olağanlık dediğimiz şey ne kadar olağan kalabilir ki bunu hiç düşündünüz mü acaba diye ileri bir hamlenin tam da vakti deği midir? Avaz avaz, boş çene dökümlenen, sahneyi her bulduğunda kendi haklılığını başka şeylerde, başka olgulardaki davranış biçimlerinden, çoğunluğundan en uygulanamayacak olanı ehvenlikle belleyerek uygulamayı tercih eden muktedirliğe karşı sorgulamaya geçmek hala mı imkansızdır, hala mı zihnin alabileceğinden öte bir şeydir. Nicedir.

Konuşmak, yazmak ve çabalanmak mutlak sığılığın başkaca anlamlarıyla yükseltildiği bu cenah içerisinde belki de en gereksinim duyduğumuzdur, birbirimizi anlayabilmek için. Kolaylıkla alt edebilmek için değil, her gördüğümüz, her yaşadığımızda başımıza daha fenasının gelmesinin mümkün olmayacağını düşünürken; tam tersine daha betinin getirilebilirliğinin hala olasılıklar dahilinde olduğunu sorgulatmaya vesile teşkil etmektir. Şuyu vukundan beter olanların parsel parsel, elden geçirdikleri düşünselliğin bir noktadan, bir odaktan çok daha derinlikli bir ayrışımı temellendirmek adına ister gazete, ister televizyon, isterse kitap, ister izlencelik, ister dinlencelik olarak sunumlandırılabildiği bir cenahta susmak sıranın kendimize geldiği vakitte yalnızlığımızı çoğaltacaktır.

Deneyimlemekle sonu getirilmeyen fecaatlerin zincirleme devamlılığının sağlandığı-sağlanabildiği bir ülkede her birimizin ipliğini pazara çıkartmak bir kuru iftiraya bakmaktayken, bir kumpas dizilimine, bir gözetmenin, Geroge Orwell'in romanındaki koca gözün aynısının insafına terk edilmişken üstelik bu kıssayı derinleştirmek gereklidir. Gerekli olandır. Boşlukta yankılanmakta olan her çığlık bütün bu duvarlarla sarıp sarmalanmış anlaşılır kılınmasındansa muğlakta bırakılması tercih edilmiş şeyler için en azından yılgınlığa düşmeksizin bir şeylere teşebbüs edebilmenin gerekliliğini anlamlandıracaktır. Mağdenlerimizin cevher bulmuşçasına çullandıkları, her nasıl oluyorsa muktedirliğin en bedbin ve en sıradan faşist örneklerini sergileyen akitli, vakitli sitelerinin paralel evrenlerinde paylaştıkları, çiğnemek için sıra bekledikleri onurun, vicdanın gereksiniminin nemalanmak için değil geleceği son derece basit v düzgün bir biçimde şekillendirmek için çabalanımlar toplamı olduğunu duyumsatabilecektir.

İşlerine gelmese de sokağın sesinin tükenmediğini bir kere daha ispatlayacaktır. Yaşadığımız toplum dönüştürülürken bi'yandan da böylesi muktedir tasdikçiliğinin payandaları ile beraberce kotarılmaya gayret edilen şeylerin bildiğiniz sığlık olduğunu bir kere daha kanıtlayacaktır. Apolitize edilmiş, sebatkarlığını nemalanmasına paralel olarak şekillendirebileceği nakledilmiş, emeğinin karşılığını, düşün ve sorunlarının karşılığını sorgulamayan "sebatkarlar" toplumundan uzak kalabilmenin başka bir tahayyülü, seçeneği yoktur. Derdin tasanın iş bu sahneyi kimselere kaptırmadığı, hemen hemen hiç eksik olmadığı, bir gayya kuyusunu çağrıştırırcasına giderek karanlığın hakimiyetinin, tesisinin mümkünatlar dahiline alındığı, biçimlendirildiği, imece usül yaygınlaştırıldığı bir cenah haline dönüşmekte bu sathın beher metrekaresi ve yüzeyi.

Topyekün bir payandalık dürtüsüyle muktedir, muktedir olmazsa yancısı, yancısı olmazsa yareni elbirliğiyle daha neler yapmalıyız ki bu girift hali, kördüğüm olmaktan kurtulmasın, aman çözülmesin daha çok birbirine karışsın diye çabalanımlar zuhur eylenmekte. Bina edilenin tesiri, tahrifatı günden güne artmakta olan, izanı yok saymakta bir beis görmeyen, hakkaniyeti çoktandır unutuşlara terki diyar eden, sezarın hakkını sezara teslim etmekten bile imtina eden, buna çabalayan akla gelmeyeni başa getirmeyi amaç edinen, buna didinen bir toplamı beraberinde getirmektedir. Akıl tutulması diye açıklamaya gayret etseniz tek başına yetmeyen, vicdan körelmesi diye atfetseniz sadece bir yönünü tanımlayan, klişelerden yeni klişeler üreten, birbirlerine lehimleyen, suskunlaştırmayı mübah sayan, ses çıkartanı, çıkartmaya ufak da bir değişiklik talebinde bulunanı, çözümleme için didineni "dokunan yanar" vurgusundaki gibi daha yolun başında saf dışı etmeyi amaçlayan çıkarsamalar, uygulamalar toplu gösterimde.

Dönüşmekte olan bu cenahın sınırlarında hayata geçirilmekte. Dönüp dolaşıp ulaşabildiğimiz nokta düşündürücüdür. Her gıybetin bir sorumlusu her mesnetsizliğin esasen sahibi varken bütün bu tabloyu oluşturanlar için böyle bir şey geçersiz bir önerme olmaktadır. Geçersizliğini korumaktadır. Bizim yerimize karar mercii olan, bizim yerimize en doğrusunun ne olduğunu belirleyen, hangi hareketlerin kusurlu, hangi sözcüklerin yasaklı, hangi düşüncelerin ideolojik, hangi adaletin söz konusu, hangi eylemin olağan, hangi lincin müsbet olduğunu fiştekleyen, önerilerde bulunanların! sadece bir kere doğruları işitmesi, anlamaya çalışması bu kadar zor mu, bu kadar mı engebelidir? Zorlu mudur? Bu kadar mı zordur olup bitenleri anlamlandırabilmek batmakta olan geminin salt ekonomik olarak değil aynı zamanda sosyolojik olarak da çöküşü artık tetiklediğini, harekete geçirdiğini, dibe vurmaya ramak kaldığını kestirebilmek, öngörmek.

Yoksa bunun için de mi ustalık döneminden geçtiğimizi avazı çıktığı kadar çığırmakta olanın olurunu alma gereksinimi vardır. Sonumuz bu bağlamda ciddi ciddi nicedir. Keşmekeşliğin içerisinde umudun cılız kıvılcımlarını bile söndürmek adına çabalanmayı her türlü baskı unsurunu, sözü, eylemi, vakit sektirmeksizin hal yoluna! koyan bu cenah muktedirlik, erk daha ne yaptığında tepkimeyle karşılacaktır. Epey halli bir kesime nüfuz etmiş olan aman sivrilme sen de yanarsın türü çıkarsamalarla kabullenişlerle aslında nereye gittiğimizi kestire kestire, bile anlaya sürüde mi kalmalıyız. Kalmalı mıyız bu derdin tasanın alasını başımızdan eksik etmeyenlere teşekkür kabilinden. Anlayamadıktan sonra temel sorunların, öncelikli olanların ne kadar ivedi bir biçimde düzenlenmesi gerektiği konusunda vavelyalarını yolda düzen, iddialarını çalakalem şekillendiren, sorunları masaya güm güm vurarak çözümleyebileceğini, aşabileceğini inatla varsayanların görmekten imtina ettiklerinin kıyamı bizlerden uzakta tutmayacağı afakidir, bellidir. Burası kesin ve nettir.

Tümden yargıların, toptan ithamların, bütünlüklü acziyetin, iltihaplı faşizmin sürekliliği gelecek dediğimizi şimdiden ipotek altına almaktadır. Bir şeyleri bu gidişattan alıkoyarak, değişir kılmabilmek için çabalayan, didinen gazeteciye ne için araştırıp, soruşturuyorsun demek bu evrenin ilk kısmını, az biraz daha ötesine çabalayanları ise çeşitli bahanelerle mahpus etmek için olmadık icraatlara girişmek ikinci kısmını oluşturur. Yamukluğun eğrisinden neler neler başımıza getirilirken bir yandan harala gürele bambaşka trajedilere zemin sağlanması, fikriyatı, düşünselliği, ince hem de çok ince bir ip üstünde bıçak sırtı tutmaktadır. Düşünselliğe çabalayanları hala zor şartların beklediğini adını ister ileri demokrasi, ister üçüncü cumhuriyet vs. olsun bu yapının pek de sağlıklı işlemediğini anlaşılır kılacaktır.

Söze sahip çıkmayı hala önemseyen akademisyeninden, siyasetçisine sokağın kendi halindeki vatandaşına kadar birbirinden bağımsız, ayrışık duran her kesimi yıldırabilmek adına çoğaltılan her tahakkümü bir de bu perspektifle göz önünde bulundurur ve değerlendirirseniz zamanında üniformalı vesayetten çok çekmiş olduğundan dem vuranların bile muktedir olduklarında aynı oyunun istikrarlı birer devamlılığına çabalayan taklitçileri olduğunun altını çizebiliriz. Hal ve gidişat, ehveni şerin ötesinde daha belagatli ve endişe verici bir yolun diplerine çekerken güncelliğimizi, sıra başka isimlere, simalara denk gelmeden, getirilmeden, sıra başka söz, eylem bütünlüğüne çabalayanlara uğratılmadan önce bir şeylere uyanmanın vakti gelmemiş midir?

Resim paramparça, her bir parça başka bir yerde süpürülüp, sahnenin ötesine taşınıyor. Resim paramparça vicdanı bağlayan şeylerin tümüne ait söylemleri bozguna uğratmak için her hinlik mübah sayılıyor. Resim paramparça gıybet olağanlaştırılırken arsızlık tavana vuruyor. Resim paramparça her sorunun müsebbipi olarak sol bellenmeye devam ediyor. Resim paramparça, topyekün bir kere daha dile getirmek gerekirse.... Gidişimiz nereye!!!                         

>>>>>Bildirgeç
Aynı Gemide Değiliz Hiçbirimiz - Bülent USTA*

Bazı mekânlar, düşünmeyi, idrak etmeyi, hayal kurmayı kolaylaştırırken, bazıları  da zorlaştırır ya, Türkiye’yi bir mekân olarak ele alırsak, hep aynı şeyleri durmaksızın düşündüren mekânlar sınıfına sokabiliriz. Ama bu hep aynı şeyleri durmaksızın düşünme hali, öylesine bıktırıcı bir noktaya ulaşabiliyor ki, bir süre sonra düşünmek değil de ezberlemek, ezberleyerek unutmak gibi bir yola da girebiliyor insan. En azından ben kendimi bazen öyle hissediyorum. Derinleşmek mümkün değilmiş gibi bu ülkede, derinleşen batar ve çıkamazmış gibi, herkes yüzeyde durmak için yanındakini bile batırmayı göze alıyormuş gibi... Hep derler ya, “hepimiz aynı gemideyiz”. Türkiye bir gemiyse eğer, vatandaşlarının büyük bir kısmı suyun içinde yüzeyde kalıp hava almak için çırpınırken, küçük bir azınlığın sefahat içinde tatilini yaptığı bir gemi olabilir ancak. Politikacılar da ellerinde can simidi, vatandaşları kurtarma ümidi vererek güverteden nutuk atmaya devam ediyorlardır. Durum aynen böyle. Aynı gemide filan değiliz hiçbirimiz, ama aynı denizdeyiz. Önemli olan, suyun içindekiler, birbirilerini suyun içine çekerek yok mu edecekler, yoksa gemiyi işgal ederek hayatta kalmayı mı tercih edecekler?

Devletlerin kamu yararınaymış gibi bir atmosfer içinde kamu düşmanlığı yapmasının doğal bir sonucu olarak, bu ülkede de insanların gelişim göstermemesi için yapılan ve yapılmayan şeylerin listesine bakıp, insanın umutsuzluğa kapılmaması mümkün değil. Thomas Bernhard’ın YKY’den çıkan ve Sezer Duru tarafından Türkçeye kazandırılan “Düzelti” adlı romanını okuyorum bu aralar. Romanın bir yerinde anlatıcı şöyle diyor: “Böylesi bir ülke böylesi bir ülkenin utanmazlıklarına karşı çıkmayan insanlara gereksinim duyar, böylesi bir ülkenin ve böylesi bir devletin sorumsuzluklarına karşı çıkmayanlara gereksinim duyar, böylesi bir devlette, Roithamer’in her zaman yinelediği gibi kamu düşmanı, bütünüyle alçalmış bir devlette, en kaotik olmasa da kaotik durumların egemen olduğu yerde, bu devletin vicdanı Roithamer gibi bir çok insana karşı suçlu, vicdanında bütünüyle hain ve alçak bir tarih yatmakta...” Yanlış anlamayın, romandaki anlatıcının bahsettiği devlet Avusturya, Türkiye değil. Anlatıcı, intihar eden bir bilim insanı olan Roithamer’in evinde, Roithamer’dan geriye kalan kâğıt parçalarına tutulmuş notları okuyarak intiharın nedenlerini araştırıyor. Ama Avusturya devletinin vicdanı varsa, Türkiye devletinin de vicdanı vardır mutlaka. Bu devletin vicdanı da, Hrant Dink gibi onlarca, yüzlerce, binlerce insana karşı suçlu hissedebilir kendisini. Kaç gündür, devletin tarihinde kocaman kanlı bir leke gibi duran Dersim’deki kıyımdan bahsediliyor. Kılıçdaroğlu, Başbakan’ı özür dilemeye davet ediyor. Ama Dersim’de yaşananlar konuşulurken, Van’da vicdan kanatıcı başka olayların yaşanmasına ne demeli? Van’daki insanlardan ne zaman özür dileyeceğiz?

Roithamer’in arkasında bıraktığı  notlara bakınca, eğer Avusturya’da kalmaya devam ederse, bu ülkede mahvolacağını, hain bir insan değilse bile bu ülkede ve bu devlette hain bir insana dönüşeceğine inandığını ve vicdanını kurtarmak için dünyanın sonuna kadar gitmeye, hatta ölmeye bile razı olduğunu görüyoruz. Bu nasıl bir acı tecrübe... Vatanı tarafından sürekli olarak cezalandırıldığını düşünen bir aydındır Roithamer. Tıpkı Nâzım Hikmet ya da Hrant Dink gibi. Onlar gibi cezalandırılmayı göze alamayabilirsiniz. Ama en azından, kendinize ve başkalarına yalan söylemekten vazgeçip, vicdanınızı bir parça olsun koruma şansına sahip olabilirsiniz.

Bizim için hazırlanmış bu dünyayı, sadece ölerek terk edeceğimizi düşünmek yaygın bir kanı haline gelmiş durumda. 19. yy’daki gibi bu dünyayı  kendi görüşlerimize göre dönüştürmekten uzaklaşmış olsak da, Wall Street İşgalcileri ve Arap Baharı’nın verdiği ilham, dünyayı başka türlü değiştirebileceğimizin işaretlerini veriyor. O işaretleri yeterince okuyup okuyamadığımız ayrı bir mesele ama romanda yazdığı gibi “kendi dünyamızda yaşamaktayız, bize sunulanda değil” diyeceğimiz günler, çok uzak gelmiyor bana, her şeye rağmen. Bunu hemen yapamasak da, en azından edebiyat ve sanat aracılığıyla, kendi iç dünyamızda dünyayı dönüştürebiliriz, dönüştürüyoruz. Edebiyat ve sanat, arınmamıza ve kendimizi yeniden oluşturmamıza yardımcı olduğu için, bu dünyadan ölmeksizin çıkıp yaşayamasaydık, ne olurdu halimize hiç bilmiyorum. Roithamer’in günlüğüne yazdığı gibi “algılama olanağı, algılamanın dile getirilmesi olanağı” en büyük mutluluk... İnsan, en büyük mutsuzluğunu yazarak bile mutlu olabilir çünkü. Ama bu ülkede “algılamak” tehlikeli bir şeydir aynı zamanda. Bu yükü taşıyan sanatçılar ve aydınlar, yavaş yavaş kayboluyorlar geminin güvertesinden. En son Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu’nu geminin güvertesinden atılırken gördük. Gemiyi işgal edemediğimiz sürece, aynı denizde boğulacağımız kesin...

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Bülent USTA'nın Birgün Gazetesi'nde yayınlanmış olan "Aynı Gemide Değiliz Hiçbirimiz" makalesi anlamlandırmaya gayret ettiklerimizi tamamlayacak önemli bir okuma parçasını oluşturuyor. Yazar ve Gazetenin anlayışlarına binaen sayfalarımıza alıntılıyoruz.

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #371 (17.10.2011) 
Titreşim / Deuss Ex Machina #372 (24.10.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #374 (07.11.2011)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
Aynı Gemide Değiliz Hiçbirimiz - Bülent USTA - Birgün
Görünürlük Sözcükleri - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Orwell'ın 1984'ü Bilim Kurgu Değil Gerçek - Mutlu Binark İle Söyleşi - Emine ÇAKIR - Muhalefet
"Şimdi Sıra Kimde" Mi? - Füsun ERDOĞAN - Bianet
‘Kim Demokrat Kim Steril’ - Nabi YAĞCI - Taraf - Düzce Yerel Haber
Ercan KANAR: Türkiye Gözaltı Devletine Dönüştü - Zeynep KURAY - ANF
Türkiye Demokrasi Dışına Çıkıyor - T. Ziya EKİNCİ - Sol Defter
Bir İtiraz Daha Var - Selim TEMO - Jiyan
Her Güne Bir Haydut - LermontovC - Yıkıcı Tutku
Kapıdaki Düşman - Özgür ERZİNCAN - Bijwenist
Bu Ders De Size Dert Olsun! - Meltem AKYOL - Yusuf KORKMAZ - Evrensel
Büşra Ersanlı'dan Mektup - Emek Dünyası
Press - Akın OLGUN - Birgün
Özgür Gündem Basıldı - Bianet
Özgür Gündem: Düsturumuz Gerçeklerdir - Atılım
EMEP: Süreç Mussolini ve Hitler'i Anımsatıyor - Evrensel
KCK ve Erdoğan - Sıdkı ZİLAN - Haber Diyarbakır
Selahattin DEMİRTAŞ: Direnişimizi Kıramayacaklar - ANF
Tecrit İçinde Tecrit - Etkin Haber Ajansı
Home Thoughts From Abroad - The Economist
Hayrettin Eren 31 Yıldır Kayıp - Bianet
Oğlumun Tek Kemiğine Bile Razıyım! - Umur TALU - Habertürk
Özür Dilemeye Çalışan Özür - Aris NALCI - Emek Dünyası
O Yüzler Hâlâ Gülüyor - Yıldırım TÜRKER - Radikal
AKP, Dersim Katliamı'ndan Kaç Post Çıkarabilir? - Tamer İNCESU - Muhalefet
Bu Tarih Bir 'Özür'le Temizlenmez - Etkin Haber Ajansı
Dersim Tarihinden Mi İbarettir? - Ayhan BİLGEN - Köxüz
Dersim, Diğerleri ve Kerhen Özür - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Ermenilerden Başbakan'a: Yazıklar Olsun - Emek Dünyası
Şecerecilik Huyu Ekonomi Sayfalarına Sıçradı - Ezgi BAŞARAN - Radikal
körlük - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
“Çevre”den “Yerleştirme”ye: Mekanın Enkazıdır İnsan - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Vanlı Çocuklar Dünden ve Yarından Korkuyor - İsminaz ERGÜN - Etkin Haber Ajansı - Atılım
‘Bu Topraklar Acılıdır Zaten!’ - Hasan CEMAL - Milliyet
Hepimiz Potansiyel Vanlı'yız... - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
İkizdere’de HES’E Geçit Yok - Ömer ŞAN - Muhalefet
Gerze'de Binler Termik Santrale 'Hayır' Dedi - Emek Dünyası
En İyisi Türkiye'yi Kapatalım - Ümit ALAN - Birgün
Bıkkınlık ve Korkaklık Üstüne - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Geçmiş - Markar ESAYAN - Taraf - Düzce Yerel Haber
Michael HARDT: "İçinde Devlet Olmayan Bir Düzen Gerek" - Irmak KALELİ - BiaMag
Herkes Haddini Bilmeli - Nuray MERT - Milliyet
Aydınlarda Yeni Saflaşma ve Perihan Mağden - Alp ALTINÖRS - Atılım

Sonicbrat Official
Sonicbrat At Soundcloud
Sonicbrat - Hana Album Informative via Totokoko Label
Mint Artist Page via Facebook
Mint Artist Page via Boltfish Recordings
Mint - The Metronomical Boy Album Critic via Igloo Magazine
Plaid Official
Plaid Artist Page via Warp Records
Plaid - Scintilli Album Critic By Charlie FRAME via The Quietus
Tapage Artist Page via Facebook
Tapage At Soundcloud
Tapage - Overgrown Album Informative via Tympanik Audio
Fatima Al Qadiri Official
Fatima Al Qadiri Artist Page via Facebook
Fatima Al Qadiri - Genre-Specific Xperinece Sampler
808 State Official
808 State Artist Page via ZTT
808 State - Blueprint Album Critic By Rob HUGHES - BBC Music


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Incapacitated Humanity By Sopnochora
Sopnochora's Flickr Page

>>>>>Poemé
Eski Bir Takvim İçin Şiirler - Edip CANSEVER

I

Evlerin saat beş olma hali
Ben yorgunum anlamaktan
Bir duvar, bir tebeşir gibi yazmaktan yazılmaktan.

Ve akşam
Alanların caddelerin bana biraz fazla geldiği
Üstümü başımı bilmediğim bir akşam
Ne yapsam
Alkollere gitsem. Giderim alkollere bir mektup gibi
Alkollerden gelirim bir mektup gibi
Bellidir sırtımdaki kan lekesinden ve puldan.

Yağar ki sokaklarda bir uzun yağmur
Islanırım ıslanırım anlamam
Sanki nedir bir yağmurun güzel olması
Sahi bir yağmurun güzel olması
Yağarken kendine severek bakmasından.


II

Duran ben değilim ki ayakta
Gövdemden daha büyük ve akşama doğru
Görünmekte olan bir sıkıntı var
Dönüp arkama bakamam.

Su gürültüleri! ey benim güneşimi ikiye bölen hızarlar!
Ben işte günün birinde belli olurum
İki olmam, bir olurum günün birinde
Hızarlar! bir olurum, tarih de düşerim
Cep defterime bir şeyler de yazarım
Bir gün bir akşama doğru bulunurum da
Bir kapıdan uzanmış binlerce boyun tarafından
Hızarlar! neden olmasın, elbette sorulurum.

Ey benim güneşimi ikiye bölen hızarlar!


III

Çimen kokusundan hızlı
Bir sıyrık gibi bitiveren elde ayakta
Nedir bu benim yalnızlığım?

Neyiz ki bu karanlık kar yağışında
Ey ipini kendi gerip ufka bakanlar
Ölüler, diriler, daha doğmamışlar
Toplanıp birdenbire hep aynı yaşta
Ve nedir bu benim yalnızlığım?

Ve içimde gezerim ucu sivri bir bıçakla
Söylesem size söylerim ey ipini kendi gerenler
Kedere kederle, ağrıya ağrıyla karşı çıkarım.

Masam ki şuracıkta solgun bir köy akşamı
Bir uzun yoksul, bir başka yoksul
Düşer ellerim bir çağın artıklarına
Çatalımda kemikler, ölü gözleri
Ve iniltiler, çığlıklar
Benden bir şey sorulamaz gibiyim. Biri gelsin şu tabağımı kaldırsın
Çatalımı da
İğrenmenin, tiksinmenin en eskisiyim
İki eşya arasında bir hiçlik
Ne iskemle, ne masa, tam orda tökezlenirim.

Bir haziran, bir temmuz nasıl olsa gelir de
Sorsanız size söylerim ey ipini kendi gerenler
Ben döğüşken olanlara açılmış bir mendilim.

Kaynakça: Epigraf-Delft

No comments: