Sunday, August 28, 2011

Deuss Ex Machina # 364 - cessante ratione legis cessat ipsa lex

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_364_--_cessante ratione legis cessat ipsa lex

22 Ağustos 2011 Pazartesi gecesi ''canlı'' yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Dolaşıma Çıkartılmayan Seslerle Yeni Tümceler Oluşturmak: Klang vs. Golem vs. Deuss Ex Machina
Konuk: Seda NİĞBOLU - Klang - Açık Radyo 94.9
Konuk: Kaan AKAY - Golem - Dinamo FM 103.8
>1<-Scanner-New York City Street Map (Intermedium Records)
>2<-Ekoplekz-Doctrine 81 (Mordant Music)
>3<-Klaustro-How Am I Supposed To Live Without You (CD-R)
>4<-Shackleton-Western Graveyard (Mordant Music)
>5<-Vaccine-Cascade Failure (Nonplus Records)
>6<-The Haxan Cloak-Hounfour (Temple) (Aurora Borealis)
>7<-Iquinn-Brief Moment (Traum Schallplatten)
>8<-Alberich-Gold (Hospital Productions)
>9<-Techno Animal-DC-10 (Matador)

cessante ratione legis cessat ipsa lex*
(364)

Gürültü, çoğaltımların en derininden, en yüzeyseline hemen her alanda olmaya çalıştığımız, ulaşmaya gayret ettiğimiz erklerin üzerine kapatılmışlığı simgeleştiren bir olgu olarak iş bu dört başında, dört bir yanında cereyan etmekte, tasvir etmeye gereksinim kalmaksızın nefessiz kıldırmaya ant içilmişliğin şimdisinde varlığını sürdüren ülkenin sınırlarının kaldırabileceği limitleri gözler önüne sermektedir. Öylesine bariz bir limite çekme / sınırın altında tutma gayretkeşliğidir ki ne bunun asgarisi tesis olunur, bırakılır kendi havasında derdini tasasını paylaşmasına müssama v izin gösterilir, ne de bu kadar eğriliğin çokluğunda hiç mi hırsızın suçu yoktur sorusunu sormak sordurabilmek için bir tartışma ortamı baki bırakılır.

Her şey yıkıntıların altında bırakılırken, ne var ne yoksa geçmiş adledilirken bir yandan ilerlemekten dem vurulurken öte yandan sürümcemede kalmaksızın bir yıkımın tahlilleri peşsıra ekranlardan zihinlerimize zerk ettirilir. Uyaranlar olarak resmedilir. Kimi ellerin aracılığıyla da bütün bunlar servis edilir. En olmadı bir şekil uydurup, kaydırıp belgelendirilip, uyduruk kaydırık iddianamelerde tescilli ötekiler, başından bu yana çizginin dışında duranlar birer ikişer terörist olarak sunulur, kılınır. Atalım boku da nasıl yapışırsa, öyle kalsın artıkların mide bulandırıcı senaryoları şaryolardan akar durur, güncelliğin içerisine dahil olur. Varsa yoksa ötekisidir uğraşılanlar eyvallah etmeyen eyvallah çekmeyip kendi ayakları üzerinde durmaya gayret edenler hedef alınır.

Hedeflendirilip manşetlere taşınılır, kuru sıkı yazarların aldıkları gazlarla beraber, ulaşmak için çabalandıkları erklerinin ulviliğiyle paralel bir biçimde suskunluk yaygınlaştırılmaya gayret edilir. Önce yazmak isteyen yazmaya çalıştığı alanın içerisinde sınırlandırılır, sonra birdenbire bitiveren hiç ayrışamadığımız sansür zilletinden bir gıdım karşılığını bulur, ondan sonra da yazmaya çalıştıklarından pişman olabilmesi, eline geçen üç kuruştan da feragat etmesinin ikilemleri tembihlenilir. Benim istediğim gibi mi oynayacaksın yoksa aç kalmaya, eziyet çekmeye hazır mısın ikilemi öne sürülür. Mübarek bir paylaşımmış sunulanlar hiçbir yerde yokmuş gibi bir değer de atfedilerek düşünsellik bir kenara bundan kalan kuru gürültü de dört bir yana taşınılır. Taşındırılır.

Değirmenin suyuyla nereye kadar gidilirse bu ileri demokrasi oraya kadar gitsin, nasıl giderse gitsin kolaylamasına sığınılır. Sığıntı kalınır. Medet umulanların bir kısmının anında tepkime vermesi, uygulanan her daralatımın bir öncekinden daha ağırlaştırılması, buna paralel olarak fikirleri üstüne yeni eklemeler gerçekleştirme gayretinde olanlar için örnekler çoğaltılır. Konuşmayın, yazmayın, boş yere çabalamayın sonunda dönüp dolaşacağınız yer tilkinin kürkçü dükkanı çok afedersiniz; komedinin sırası değildir bizim haşmetli, kapsayan, herkesi kucaklayan şefkatli kollarımızdır veczinin karşılığıdır. Karşıtlığıdır. Boğuntuya getirilip, pundu yakandı mı asla esgeçilmeyen aslında konuşabilirliği, sorgulanabilirliğin tüm unsurularını tek bir noktada müsade edildiği kadarıyla yaşayabileceğimiz bir sahanın tesis edilmesidir.

Hem daha ne istenemektedir ki değil mi? Kolaylığa sığınmadan bu kadar muktedir dilinin hoşgörüsünden bir saniye sekmeksizin payını alacak olanların varlığı olmasaydı hayat bu kadar güzel olur muydu birileri için? Çoktandır unutulan 5n1k yerini doldurmaya hazır ve nazır olan enformatif bataklığın sürümcemeli, tekçe yorumlarına, dayatmacı üslubuna teslim olmuşken üstelik. Bilgilendirmekdense kirlenmiş bilgi çöplüğünde ana vakıf olamayıp ne kadar konuşulması, öncelikler arasında olmayan şey varsa ona yol verip, sorunlar ve soruları başka bir rotaya eğmenin dayanılmaz cazibesine kapılıp gidilmişken. Günün karanlığa teslimiyeti, zerre noksanlık, zerre halel getirilmemeye gayret edilen aklığı çiğ çiğ yemektedir. Esas kimsecikler bu konuya değinmemektedir asıl sorgulanması gerekli olanlardan birisi de bu kıssadır.

Yolumuz önümüz, sağımız solumuz bu kadar grileşmeye teslim olmuşken, dokuz günlük bayram tattillerine mevcudiyetimiz, tek bir karşı çıkma olmaksızın riayet etmektedir. Pılını pırtısını toplayıp gitmektedir (mübarek şarkının içinde de belirtildiği gibi). Çoğunluğun uymakta olduğu sorgusuz sualsiz itaatin kendisidir belki de düşünselliği/n/ bu kadar çoraklaşmasının müsebbiplerinden. Her ne olursa olsun geleceğimiz dediğimiz şey yanıbaşımızda şekillendirilmeye devam edilirken, bu kadar alelacele kararlar, yıldırmalar, yargılar, savaşımlar vd. bina edilip durulurken güzellik uykusundan uyanmanın vakti nice olacaktır? Yorum farklılığının, yorumlar arasında keşfe açık olan farkındalılığın, önceden kesilip, biçilip sınırlandırılmış olan idelerin ötesindekilerin orta yerde, ortak akılla tartışılabilirlik eşiğinden uzaklaşıp, uzaklaştırılıp yaptık oldulara denk düşürülen bir karaşınlık sahasının içine bizahati muktedirce meylettirilmesi düşündürücüdür son kertede.

Konumlandırmayı tespitlerde çoktandır bir kenara koyanların iş, bir görüş arz edebilir miyimlere!!! denk geldiğinde taraf/tarafgir veya bertaraf olarak sınıflandırıldığı, tüm öteki bileşen ve önermelerin bu iki kıstasın ötesinde de olsalar daha yolun en başında safdışı bırakıldığı, bunun için çaba sarf edildiği ortadayken böylesi bir üstünlüğe karşın! muktedirin huzurunun pek yerinde olmadığı da ortadadır. Korkularımızda daha önce ortada olanlar için geçerli bir terim olarak devreye sokulan alaşağı ediyoruz, nihayet yüzleşiyoruz, hesaplaşıyoruz diyerek kendine zemin sağlayan bakışımın, değişkenliği değil tam aksine sabitliği yılmadan savunmaya aralıksız, mütemadiyen devam etmesinin belgeleyiciliği bu sinsi hamlelerin altında okunabilir.

Ne o zannetmeye devam ettikleri ayrıştırıcısınızdır, ne de bilinmezliğin sınırlarında belirsizliği, muğlaklığı savunma gayretinde bir o yana bir bu yana kendini yokyere hırpalayanlar. Hemen her şey apaçık ortadayken, bu kadar rotasından şaşırtılmış, olağanlığından ayrıştırılmış yafta ve önyargılara deyim uygunsa 'eti senin kemiği bizim' teslim edilmiş olan daraltım, başka alt okumalara gereksinim duymaksızın bağnazlığın şimdisinde, gösterilen ve sunulanların tümünü anlamlandıracaktır. Topeykün, toptan. Sabitliklerin, dipsiz gayya kuyusunun karanlığı v derinliğini manidar bir biçimde anlaşılır kılacaktır. Muktedirliğin hakir görmeyi reva bulduğu her alanda arşınlamaya çalıştığı, katetmeye gayret ettiği tam anlamıyla çözümsüzlüğün kendisidir.

Sathın içerisinde iç çeperinde meydana gelene, olan bitene ne kadar kayıtsız kalıyorsa, sathın dışındakilere müdahil olma gayretkeşliği kelimenin tam karşılığı ile ikiyüzlülüğün daniskasıdır. Görünmeyen, gözden ırak tutulan muhalif kimliğin, muhalefet etmenin üzerinde kurulmaya çalışılan tahakkümün kendisiyken fazlaca tuzun koktuğunu duyumsatandır bu örneklem. Aslan kesilmelerin, had bildirmelerin, şirazesinden çıkartmak için hırgürün orta yerinde, hengamenin merkezinde tek bir komut bekleyeduranların çoğulculuğunda bu kadar dar v sığ bileşenlere tutunmaya gayret eden muktedirliğin pek de iyi niyet taşımadığını tam aksi istikamet üstünde fenalıklardan fenalık beğendirme uğraşına devam ettiği meydandadır. Mal budur.

Cepheleşmelerin tümünü ivedilikle bina ettikten sonra aradan sıyrılıp yoluna devam etme arzusunda durmadan yola devam eden bu sistem ve beraberinde oluşturduğu algı defoludur. Çıtını çıkartanı, müesses nizam dahilindeki aymazlıklardan dem vuranları münasebetsizlikle, aba altında sallanan değneklerle, zıvanadan çıkar gibi bağrışlar v çağrışlarla susturamayınca, kolluk kuvvetine verdiği yetkinin etkinliğini mütemadiyen arttırarak gazla, copla, kumpaslarla, mahpuslukla, tecritlerle, manşetlerle beraber cehenneme eviren, buyur eden yapının taaa kendisi mübalağasız suskunluğun yaygınlaşmasını, biat edenlerin rahat edebilecekleri bir kurgunun merkeze taşındığını imgelemektedir.

Biat etmek konusunda şüpheye düşenlerin, bu şüphelerinin ş'sini kısmi dile getirenleri ise kabusların beklediği günaşırı sergilenen trajedyalarda örneklendirilebilir. Vesayetin üniformalısının tüm cazgırlığına karşın, tek ayağı yere sağlam basmayan, ne ettiği, ne eylediği hayra yorulabilecek tavırlarının devamı bu sivil görünümlü faşizanlığın içinde bizahati teşviklerle, güdümlü demeçlerle sürdürülmektedir. Sürümcemede bırkmaksızın internet filtrelemesinden, sokağın içinde yankısını bulan muhalifliğe, ardı arkası kesilmeyen hataların zincirleme tekrarına aracılık eden yargı kararlarından, seçilmişleri önemsizmişçesine bir kenara ötele/yebil/menin çabasına kadar katmanlarıyla bunları örnekleyebilmek illa ki isim vermeye gereksinim olmaksızın gözucuyla gazete, televizyon, interneti takip edenlerin bilebilecekleri detaylardır.

Görünürlük kıstaslarının ötesinde, bilndiklikten çark ettirmeyi amaç edinen, suskunluğunu çünkü, suçlusunuz ondan bu derinlikli eleminize çıkartan dar bakışımın toplamıdır bugün içine tıkılı bırakıldığımız. İçerisinde farkında olmadan tutuklu kaldığımız. Mahpus. Aklına eseni yasadışı örgüt üyesi, önüne çıkanı, çıkmaya cesaret edeni yerin dibine sokabilmek için şark kurnazlığını, hukuksuzluğunu devreye sokandır ha keza. Yerini yurdunu, doğasını, işini, ekmeğini, geleceğini düşünen, düşündükçe bu karanlıklardan nasıl çıkabileceğine zihin yoran, düşüncelerinden dışarısını adımlayarak çözüm üretmeye, ses çıkartmaya gayret edenleri topyekün etkisiz hale getirmeye çalışan muktedirliğin kapsamının kısıtlılığı, anlayışı değil tabii ki uzlaşmazlığı ve hakir görmeyi ihtiva ettiği şimdi önümüze serilidir. Önümüze serilip duran ayrıştırıcılığın, serpilip duran kör kör parmağım gözüne dayatmaların, olura bir yolu bulunur da aksi bir ses çıkartılabilir bı nankörler tarafından denilerek yolun en başında zabitliğin, vurun kırın ama bir şekilde izole edininin beher vechesidir.

Vesikası elbirliğiyle onsuz bunsuz ama muktedire eyvallahsız; arafta kalanlarımızın vicdanlarını kanırtıp duran saflar diyerek tutturulup çekiştirilip, arşınlatılan yolların nasıl da açmazlara, endişelere mahal verdiğini irdelemek bu hakikat etrafında bu kadar yamuk yumukluğun hepimiz için çok olduğunu idrak edebilmek, vakıf olmak bu kadar mı zordur? Fenomen, teori düzeylerinde... Yoksa müstesna balık hafızalılığın nacar tarlalarında daha doldurabileceğimiz, unutacağımız, unutturulmak için çabalanılacak nice ek, dayatım ve baskıların sonu gelmezliğinin bir emaresi midir son bir kaç hafta içerisinde yaşanılıp duranlar. Yaşatılıp sonucunda nefessiz kıldırılanlar. Vizyon mizyon hikayeleştirilirken yaratılan tabularla bir otuz yılı daha etmek istemiyorsak şimdi uyanma vaktidir! Hemen her anlamda...
[*yasanın mantığı bittiyse, yasa bitti demektir.]

>>>>>Bildirgeç
Savaşın Çözümü Nasıl Daha Savaş Olabiliyor? - Gülşen İŞERİ*

Türkiye sıcak bir gündemden geçiyor. "Nereye gidiyoruz" sorusu şimdi daha yüksek sesle söylenmeye başlandı ve siyasi dil şiddeti şiddetle körüklerken, medya dili de akıl almaz bir boyuta taşındı. Bir tv kanalında Kandil’in bombalanmasını haber spikeri milli maç olayı olarak anlatıp maç tezahürü yaptı. Savaş çığırtkanlığı yapan haber spikeri bu kadar da değil dedirtecek cinstendi. Türkiye’nin başbakanı ise “sabrımızı taşırmayın” diyordu. Medya ve siyasi aktörler bu dili kullanırken Barış Anneleri kefen giyip yürüyordu, “Savaş için doğurmayacağım” diyorlardı.

Tüm bu kaosun ortasında, savaş söylemlerinin arasında cılızlaşan barış söylemini güçlendirmek için Barış Meclisi’nde yer alan Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nazan Üstündağ ile biraraya geldik. Üstündağ, “Türkiye’de büyük bir kitle, azımsanmayacak bir kitle, günlerini barışa harcadı, barış olsun diye harcadı. Barıştan başka hiçbir çözüm yok. Ben Türklerin de buna çok uzak olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Kim ister çocuğu askerde ölsün?” diyor.

İnsan hakları, yoksulluk, kadın sorunu ve Kürt meselesi üzerine yaptığı araştırmaların yanında Barış Meclisi’nde aktif olarak yer alan Nazan Üstündağ’la konuştuk.

>>>>Gündem o kadar sıcak ki, savaş çığırtkanlığı her yere yayılmış durumda. Özellikle de medya dili adeta savaşa davetiye çıkartıyor. Neler oluyor?
Dünyanın 3'te 2'si savaş altında. "Nereye gidiyoruz" sorusunu Türkiye konjonktüründe oturup düşünmek lazım. "Dünya nereye gidiyor" sorusu da var. Gerçekten müdahil olunmadığı, birtakım etik kurallar konulmadığı, kanunlar çıkmadığı sürece dünyanın gidişi zaten savaş. Bu anlamda medya meselesi dediğin gibi çok önemli ama burada da mesleki etiğin senelerden beri, 30 sene boyunca, her dakika çiğnendiği görüyoruz: 90’lardaki haberlerin hiçbirinin yapılmamasından, 80’lerde aynı resimleri tekrar tekrar basarak yalan haber yapmaya kadar vs…

Bütün bunları düşündüğümüzde en son olan NTV örneğini de söylersek, hiçbir mesleki etik yok. “Katil sizsiniz” diye başlık atılıyor ve bir şey yapılmıyor. Aynı şekilde bu dili besleyen siyasetimiz de var. Başbakanımız “kadın mıdır kız mıdır” lafını sarf ediyor, bunu unutmak mümkün değil, ama bir şey yapılmıyor… Ve bu lafın üstü kapandı. Bu lafa bakarsak, son derece erkek, militarist, etik tanımayan, hiçbir kanun hukuk tanımayan, eşkıya medyası ve eşkıya siyaseti söz konusu…

>>>>Söze Başbakanla başlamışken AKP’nin gücüyle de ilgili bir durum var. Karşısında da güçlü bir muhalefet yok. Muhalefeti de geçersek AKP’nin yaptığı pek çok şeyi olumlama üzerine bir durum da söz konusu olmaya başladı...
AKP’ye karşı iki tane tavır var, biri dediğiniz tavır diğeri de sürekli olarak AKP’yi din üzerinden yargılamaya kalkışmak. Bana göre AKP İslamcı bir parti kesinlikle değil. AKP çok başarılı bir neo- liberal muhafazakâr parti. Bunu da söylüyor açıkça. AKP bir dünya gücü olmayı başardı, belli birtakım şeyleri yaptı fakat iktidarının böylesine güçlenmesi gerçekten Türkiye’de doğru, düzgün solcu bir muhalefetin çıkmaması. Muhalefetin nereden geleceği çok açıktı. Gerçek bir muhalefet kentsel dönüşümü sorgulamalı, gerçek bir muhalefet üniversite yasalarını sorgulamalı, gerçek muhalefet AKP’ye "açılım yapma değil, açılımı bu şekilde yapma, açılımı daha da açılarak yap" demeliydi. Ama maalesef sol muhalefet Türkiye’de AKP ne yapsa tersini, üstelikte AKP’yi son derece yanlış resmederek yaptı, AKP o yanlış resmi çok kolaylıkla alt etti. AKP hakikatine muhalefet etmeye çalışanlar sadece bloktu. Bloğun da handikabı sonuçta Türkiye kitlesi ile arasındaki mesafe.

>>>>Türkiye kitlesi derken? Bu halk her zaman güçlünün yanında olmayı yeğleyen bir halk aslında…
Türkiye kitlesi çok ilginç, bir taraftan da herkese çok benziyor. İktidarını kaybetmek istemeyen bir durum da var. Gecekondulaşma macerasından tutun, alt yapı macerasına kadar, ihaleler macerasına kadar Türkiyeli insanlar devletle arası iyi olduğu ölçüde orada duruyor. Bu anlamda sosyolojik bir alt metni var Türkiye’deki yaygın milliyetçiliğin, devlete olan bağlılığının. AKP bir de şöyle bir şey getirdi: Mazlumların devleti. Şimdiye kadar elitist, belki gündelik hayatta değil ama sahnelerde var olan cumhuriyetçi elitlerdi, şimdi mazlumları sahneye çıkardı AKP.

>>>>Böyle mi devam edecek peki?
Bu son süreçte hem Ortadoğu’da hem de Türkiye’de kendi sonunu hazırlıyor aslında. Bir savaş partisinin ömrü belli, arkasında küller mi bırakacak? Cudi yanıyor, her yer yanıyor…

>>>>Bu anlamda hem muhafazakârlık hem de liberalizm aynı oranda yükselişte diyebilir miyiz?
Aynen öyle… Liberal ekonomi, muhafazakâr hayat görüşü. Tam bir Hıristiyan Demokrat Parti benzeri. Bana göre AKP, laikliği oturtan da bir partidir Türkiye’de. Çok başka bir şekilde, Cumhuriyet’in hayalini kurmadığı liberalizm, laiklik gibi kavramları Türkiye’ye oturttu…

>>>>Peki, burada da bir sıkıntı yok mu? Ortadoğu ülkelerine baktığımızda diktatörlük rejimini görüyoruz ve Türkiye’de de öyle bir çizgi hissedilmeye başlandı. Ne dersiniz?
Bence diktatörlük sistemi değil. Bush’tan hiçbir farkı yok. Şu anda Bush modeli var Türkiye’de. Evet, güçler ayrımı ile ilgili tabii ki soru işaretlerimiz var ama yüzde 50 oy aldı AKP, bu kadar basit. Eğer başarısız olsaydı dediğiniz doğruydu ama her seçim AKP daha fazla oy alıyor. Demek ki, daha fazla ikna ediyor. Burada sol cenah, AKP’nin neden sevildiğini anlamadan AKP’ye muhalefet edemez.

>>>>AKP mazlumları sahneye çıkardı ama o sahneden hâlâ yoksulluk akıyor. Oy aldığı kesimleri şehirlerin çeperine atıyor...
İstatistiksel olarak Türkiye’de yoksulluk artmadı fakat bu mühim değil. Ancak yoksulluğun çok çok derinleştiği kesin, derinlik derken de yoksul ile zenginin hayatı birbirinden tamamen ayrıldı; kentsel dönüşümle birlikte yoksullar şehir dışına atıldı, aradaki fark çok çok daha büyütüldü ve şehir dışına atılan yoksulların bütün damarları kesildi. Burada da "yoksullar çoğaldı" demek yerine, bu derinleşme alanlarını irdeleyip muhalefet yapmak gerek. Çünkü Amerika’ya benzeyen bir durum bu. Amerika’da da yoksullar kendi mahallesinde yaşıyor, gittikçe şehir çeperlerine atılıyorlar… O şehir çeperinde de devletin olmadığı ya da sadece polisin olduğu gettolar kuruluyor ve de işte bunlara sosyal yardım yapılıyor, bu şekilde idare ediliyor. 60’dan bu yana böyle, Türkiye’de de bu idare edilebilir, siz doğru dürüst muhalefet etmezseniz, doğru dürüst örgütlenmezseniz.

>>>>Kürt meselesine gelirsek, çok sıcak bir süreç yaşıyoruz ama onun öncesinde demokratik özerkliği biraz sizinle konuşalım istedim, siz bu süreci çok yakından takip ettiniz ve zaman zaman da eleştirdiniz, daha doğrusu özerkliğin ilan edilmesini eleştirdiniz, neden?
Proje olarak doğru bir proje olduğunu düşünüyorum. Bir anlamda demokratik kısmını çok doğru buluyorum. Ama ilan edilmesi değil inşa edilmesi gereken bir şeydi. İlan edilmesini talihsiz buluyorum… Bunun dünya için bir model olduğunu düşünüyorum. Gerçekten dünyayı değiştirmeye politik aday bir proje… Ama ilan edilmesinin içini boşalttığını da söyleyeyim. İlan edilmesi devlete bir mesajdı. Yine devletle konuşuldu... Benim için önemli olan demokratik kısmı, onun içinde inşa edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

>>>>Peki, özerklik Kürt sorununda çözüm ayağı mı?
Kesinlikle. Demokratik özerkliğin sorunu çözecek bir proje olduğunu düşünüyorum ben… Türkiye’de pek çok yerde bu demokratik özerklik modelinin uygulanabileceğini düşünüyorum çünkü halkın doğrudan katıldığı bir durum… Dünyada tartışılan şey batı demokrasisinin birçok bakımdan iflas etmiş olması, bu iflasla birlikte dünyanın her yerinde farklı demokrasi arayışları var. Bu Latin Amerika ülkelerinde var, Afrika ülkelerinde var; halkın katılımı sağlayacak, yeniden demokrasi modellerine geçmeye yönelik bazı teşebbüsler var. Demokratik özerklik de bunlardan bir tanesi. O kadar önemli ki, Türkiye’de uzun yıllardan beri ilk defa bir siyasi muhalefet batıya bakarak hareket etmiyor. Batının ötesinde hareket ediyor. Batının iflasının üzerine konuşmaya başlamış olan yerlerle konuşmaya başlıyor. Ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum ve Kürt sorunun çözümünün de bu olduğuna inanıyorum. Ama mesele şu anda bu değil.

>>>>Asıl meselemize gelirsek…
Mesele savaş… Kavramların altında boğulmamak lazım, bir dolu kavram var. Beyaz Türk faşizmi, Kürt-Türk düşmanlığı, demokratik özerklik... Türkiye kavramla kaynıyor. Demokratikleşme, açılım, her şey kavram. Bu kavramları hepimiz kullanıyoruz, hepimiz içini yeniden dolduruyoruz ama hepimiz artık barış isteğini seslendirmek zorundayız. Barış masasına şartsız oturulmalı artık. Bunu herkesin söylemesi lazım.

Biz artık bittik, hepimiz bittik. Bugün arkadaşlarla onu konuştuk, daha ne yapalım? Türkiye’de büyük bir kitle, azımsanmayacak bir kitle, günlerini barışa harcadı, barış olsun diye harcadı. Barıştan başka hiçbir çözüm yok. Ben Türklerin de buna çok uzak olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Kim ister çocuğu askerde ölsün? Silvan’da şehitler olduğu için gidildi ama daha çok insan ölecek, savaşın çözümü daha nasıl savaş olabiliyor? Bu kadar basit, rasyonel akla sığmayacak bir durum. Şimdi kara harekatı başlayacak, kara harekatından herkes sağ mı dönecek zannediyorlar?

>>>>Tabii barıştan çok savaşı dillendirmemizde siyasi dilin de önemi var. Zeytinburnu’nda olaylar çıktığında medya dili de tehlikeli bir boyuta taşıyordu. Şiddeti şiddetle körükleyen bir dilden ne zaman vazgeçilecek?
Ben Zeytinburnu’ndaki olayların da abartılmasından yana değilim. Bunların sosyolojik durumlarına bakmak gerek. Aleviler ve Sünniler birbirini sevmeyebilir, Kürtler ve Türkler birbirini sevmeyebilir, Ermeniler ve Sünniler birbirin sevmiyor olabilir. Ama bir şeyin çatışmaya dönüşmesi için hem yapısal hem de siyasi inşa gerekir, onu çatışmaya döndürecek aktörlerin ortaya çıkması, kurumların ortaya çıkması gerekir… O yüzden de bu da çok geriye döndürülecek bir süreç. Yani, başka türlü siyaset yaparsınız ve geriye döner. O yüzden de ben bunun üstüne gitmenin, bu olayı körüklemek olduğunu düşünüyorum. Bizim müdahale edeceğimiz şey bu çatışmaları mümkün kılan siyasi yapıyla uğraşmaktır. Ama 'Türklerin faşizmi' dediğin zaman, ben bütün Türklerin faşist olduğunu düşünmüyorum, dönüştüreceğin bir durum vardır, ama dönüştüremeyeceğin insanlar da vardır. Çocuğu PKK tarafından öldürülmüş biri asla bir PKK’li ile barışmayacaktır. Ama aynı zamanda 4 çocuğu devlet tarafından öldürülmüş bir Kürt de Türk ile barışmayacaktır. Ama biz bunlarla uğraşmıyoruz. Her toplumda bunlar olur. Bizim siyasetimizde temel aldığımız şey bu değil, temel aldığımız şey, o ölümler yenilenmesin. O insanlar barışmasa da olur. O yüzden masaya oturulmalı, iki kişi birbirinden nefret edebilir ama masaya yine de oturacaksın. Şu noktadan sonra barıştan başka bir şey yok… Artık zaman durdu nefes almak istiyorum. Zamanın yeniden akmasını istiyorum.

>>>>Barış tüm bu sıcak gelişmelerin ortasında ne anlam ifade ediyor? Barış için umut var mı?
Çok umutsuzuz ama Türkiye böyle umutsuz zamanlardan da geçti, bazen gün ışığına çıktığımız da oldu. Şu yaz bir geçsin diyorum. Çünkü yaz çatışmaların her zaman arttığı bir dönem.

>>>>Sanıyorum en fazla hassasiyet beklediğimiz Türkler...
Ben sonuçta Türk'üm. Türk olduğum için gittikçe kendi halkımla barışmak istiyorum. Kendi halkımın biraz iyi kalplı olmasını istiyorum. Kendi halkımın biraz daha bazı şeyleri anlamasını istiyorum. Kendi halkımın arasındayken korkmamak istiyorum, bu kadar kendi halkıma yabancı olmaktan yorgun ve üzgünüm. Kendi halkımla barışmak istiyorum, barış benim için bu demek bir taraftan da…

>>>>Bir yanıyla da empati istiyoruz galiba…
Empatiden çok daha fazlasını istiyorum. Bu kadar insanın, 30 bin insanın kaybı, milyonlarca zorunlu göç kurbanı, ayrıca milyonlarca kentsel dönüşüm kurbanı, onlarca dağda insan, onlarca asker... Bu felaketleri değiştirmeye talip olmalarını istiyorum.

>>>>90’lardan daha mı kötüyüz?
90’lar çok daha kötüydü. Ama yorgunuz belki daha çok. Aynı şeyleri yaşamaktan yorgunuz. Denenmiş yolları yürümekten yorgunuz.

Ölülerimize de kavuşma hakkımız var

>>>>Resmi ideolojiye bakarsak çatlaklardan sızıntılar da görüyoruz… Son yaşananlar da umut var ediyor. Toplu mezarlar açılıyor, insanlar ölülerine kavuştuğu için mutlu oluyor…
Çok önemli bir kazanımdır mezarları açıyor olmamız. Azımsanmayacak azınlığın ve kayıp ailelerinin çok uzun zamandır sürdürdüğü bir mücadele sonucunda açılıyor mezarlar ve bu savcı gözetiminde yapılıyor. Kayıp anlaşmasının imzalanması için uğraş veriyoruz, tüm bunlar çok önemli bir kazanım. Evet, ölülerimize de kavuşma hakkımız var.

>>>>Savaş ortamında barış o kadar cılız kalıyor ki, Kürtlerden de “neyin barışı” lafını duyabiliyoruz…
Kürt muhalefeti ile hareket eden biriyim ama şu noktada sadece onlar bombalanıyor. "Onlar ne istiyorsa ben de onu istiyorum" noktasından ötedeyiz şuanda. Ben ne istiyorum diye de bir şey var, ben de barış istiyorum. Sonra ne isteniyorsa yapılır. “Artık kaybedecek bir şeyimiz yok” noktasında değilim, olamamda… Kürtlerin bu hissiyatını anlıyorum ama o noktada değilim. Önce barış sonra her şeyi konuşalım. Zaten Kürt muhalefetinin talepleri esastır…

* Sözcükler varlığını sürdürmeye gayret ettiğimiz bu çevresi belirli sahanlığımızın içerisinde olabildiğince yankınlanmaya devam ediyor. İş bu haftaki meram / notumuzun hemen paraleline yerleştirilebilecek, kaygı ve kavramsal betimlerimizi tamamlamaya vesile teşkil etmesi temennisiyle; Gülşen İŞERİ'nin Birgün Gazetesi'nde yayınlanmış olan, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nazan ÜSTÜNDAĞ ile gerçekleştirdiği söyleşiyi kurumun, yazarın ve akademisyenin anlayışlarına binaen sizlerle paylaşıyoruz...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Savaşın Çözümü Nasıl Daha Savaş Olabiliyor? - Gülşen İŞERİ - Birgün
Bekleyen Çantalar - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
Türkler ve Kürtler Akıntının Ortasında - Fatih YÜCEDİL - Jiyan
Susmak Bazan Suça Ortak Olmaktır - Aydın ENGİN - T24
Biz Bayram Yapmıyoruz! Barış İçin Oturuyoruz! - Barış Anneleri - Sol Defter
Hangi Acı? - Eren KESKİN - Özgür Gündem
'Bir İsim Koydum, Hayatım Değişti' - Berrin KARAKAŞ - Radikal
Kandil Bombardımanı - Apoletli Medya Bis! - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
Gaz Bombasıyla Vurulan Ayhan Hayatını Kaybetti - Etkin Haber Ajansı
Sırrı Süreyya Önder ve Ertuğrul Kürkçü: “Acil ve Onurlu Bir Barış Sorumluluğumuzdur” - Jiyan
Koşulsuz Konuşmak... - Mehmet SOYLU - Kronik Muhalif
Sahi 'Sivillik' Neydi? - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Vatanın 'Sağ' Kroşesi - Çağın ERDİNÇ - Red
kim ipler gayrı, nizami harbi - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
Işık Koşaner'in İtirafları 2 - Toplumsal Hafıza
'Alnından Vurduk' Dediği Er Benim Oğlum - Evrensel
'Kepazelik' - Okay GÖNENSİN - Vatan
‘Kepaze’ Olan Sadece Ordu Mu? - Nuri FIRAT - Özgür Gündem
Şehit Analarına - Bilge Seçkin ÇETİNKAYA - Birgün / Red
BALIKÇI Ailesi: 'Sadece Hakikati Öğrenmek İstiyoruz' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Sevag Kardeşime Mektup - Murad MIHÇI - BiaMag
Ahmet Şık'tan Mektup Var - Hürriyet
'Kimin Gazeteci Olduğunu Bakanlık Belirleyemez' - Etkin Haber Ajansı
TGS: 64 Gazeteci Bayrama Cezaevinde Giriyor - Emek Dünyası
Gazeteci Değillermiş!.... - ANF
Yandaşta Gazetecilik Ahmetlerde Teröristlik - İlkem Ezgi AŞAM - Birgün
Mustafa AKGÜL'le '22 Ağustos Sonrası ve Internette Sansür' Üzerine Söyleşi - Teknopolitika - Sendika.org
Dink Cinayeti ve Ergenekon Arasında İlişki Bulunamadı - Bianet
Şerzan Kurt Davası Yine Ertelendi - Yüce YÖNEY - Bianet
Can Havliyle Çözüm... - Melih PEKDEMİR - Birgün
1983-2011: Hatırlama! - Alınteri
Bizi Kim Koruyacak? - Ahmet Saymadi - Jiyan
Kızılhaç Kandil'de Köylüleri Kamplara Toplamak İstiyor - Halit ERMİŞ - ANF
Bölgesel Operasyonlara Karşı Kürtlerde Gelişen Birlik - Mustafa PEKÖZ - Sendika.org
Öcalan’a Engel Barışa Engeldir - Özgür Gündem
“Açılım” Aldatmacası ve Türkiye’nin Emperyal “Yüzü” - Osman AKINHAY - Sol Defter
Numan KURTULMUŞ: Başbakan ve Çevresindekiler Çiller ve Ağar Ekibi Olma Yolunda - Evrensel
Ak’la Kara - Ramazan KAYA - Yeşil Gazete
AKP’nin ‘Kalemli Timleri’ Operasyonda! - Erkan KOBANLI - BiaMag
“AKP Hükümeti” Değil, “AKP Rejimi” - Mustafa SÖNMEZ - Blog
Kozmomilitan Köşesinden... - Göksun YAZICI - Post-Express / 13Melek
Adaletin Bu Mu Türkiye? - Kaan SEZYUM - Radikal
Tutsaklığın 70. Gününde Öğrenciler Sokakta - Sendika.org
Her Şeye Rağmen BDP’yi Savunmak - Oya BAYDAR - T24
İnsanlıktan Nasibini Almak Ya Da Öldürmekle Öğünmek! - Mustafa YALÇINER - Özgür Gündem
Özdil’in BDP’yi Öven Yazısı Bir Eğilime Mi İşaret? - Jiyan
Bodrum Vatan Toprağı Değil Mi? - Mustafa KARA - Evrensel
"Öteki"leştirme, Sol ve Samimiyet - Can B. CAN - Sendika.org
Ben Olaya Böyle Bakıyorum! - İsmail Güney YILMAZ - Kronik Muhalif
Sıra Geldi Mutluluk Endeksine.. - Serra TİTİZ - Cumhuriyet
Ayşe DÜZKAN: Zihniyet Yenilenmesine İhtiyaç Var - Ruken ADALI - ANF
'Öldürülmediğimiz Bir Dünya İçin...' - Etkin Haber Ajansı
‘Besleme Muhalefet’ Sizi Kurtarmaz! - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Libya! Kaz Gelecek Yerden Tavuğu Esirgemeyen “Gelişmiş” Ülkeler - Koray Doğan URBARLI - Yeşil Gazete
James Petras: Libya Saldırısı, Milenyumun Suçudur - Gerçeğin Günlüğü


Scanner Official
Scanner / Rimbaud Live "Hands On" By Marc WEIDENBAUM via Disquiet Magazine
Scanner & The Post Modern Jazz Quartet - Blink Of An Eye - Albüm İncelemesi - Okan AYDIN - Fasitdaire
Ekoplekz Official
Ekoplekz Artist Page via Facebook
Ekoplekz / Pontone’s Special Guest Mix - Pontone
Klaustro Myspace Sayfası
Klaustro / Dubwise Selekta via Etrafta.com
Klaustro via Yerli / Açık Radyo 94.9 By Tayfun POLAT via Yerli Program Blogu
Shackleton Artist Page via Resident Advisor
Shackleton Interview By Mateusz MONDALSKI via Lineout
Shackleton Guest Mix via Big Shot
Vaccine At Myspace
Vaccine Q&A Sessions 17 via Dubstep Forum
Vaccine - Urufixx - Son Yudum
The Haxan Cloak Official
The Haxan Cloak At Aurora Borealis
The Haxan Cloak New Talent By Trilby FOXX via Fact Magazine
Iquinn Official
Alberich via Hospital Productions
Alberich - NATO-Uniformen via Enochian Tapestries Inc.
Techno Animal Informative via Wikipedia
Kevin Martin aka The Bug via RBMA Radio
Justin K. Broadrick Official
Techno Animal - Brotherhood Of The Bomb via Gavin MUELLER via Stylus Magazine

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Nana's Revolution - Urban Hearts / Eric MARECHAL
Urban Hearts / Eric MARECHAL Flickr Page

>>>>>Poemé
Savaşa Gitmemiz Buyuruldu - Demyan BEDNIY

- Bir Asker Türküsü

Savaşa gitmemiz buyruldu
“Toprak için aslanlar gibi dövüşün” diyerek
Toprak için! Ama kimin toprağı? Söylenmedi bu
- Dere beyinin toprağı olsa gerek!

Savaşa gitmemiz buyruldu
“Özgürlük adına” diyerek
Özgürlük adına! Ama kimin özgürlüğü? Söylenmedi bu
Halkın özgürlüğü olmasa gerek!

Savaşa gitmemiz buyruldu
“Bizden” dendi “yardım bekliyor müttefik uluslar”
Ama en önemli şey unutuldu:
Kimin cebine girecek banknotlar?

Savaş kimisi için hayatla ödenen bir fatura
Milyonluk kazançtır kimisine
Çoçuklar, daha ne kadar -
Katlanacağız bu ağır işkenceye?

Çeviri: Ataol BEHRAMOĞLU
Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, August 21, 2011

Deuss Ex Machina # 363 - oh, déu meu, no crec que això l'anarquia

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_363_--_oh, déu meu, no crec que això l'anarquia

15 Ağustos 2011 Pazartesi gecesi ''canlı'' yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Dentist-Spirals (Rural Colours)
>2<-Dentist-Gliding (Rural Colours)
>3<-Monty Adkins-Memory Etching (Audiobulb Records)
>4<-Monty Adkins-Suspended Edges (Audiobulb Records)
>5<-Greie Gut Fraktion-China Memories (Vinilette's Ambient Remix) (Monika Enterprise)
>6<-Greie Gut Fraktion-Drilling An Ocean (Mika Vainio Remix) (Monika Enterprise)
>7<-Jérôme Chassagnard - Silent City (Hymen Records)
>8<-Jérôme Chassagnard - She Is Behind (Hymen Records)
>9<-Marcus Intalex-Dusk (Soul:r)
>10<-Marcus Intalex-Tb Or Not Tb (Soul:r)
>11<-NClear & Triple Sky-Green On Red (Aerial Vibes)

oh, déu meu/no crec--que això/l'anarquia
(363)

Çıkış yolu aranıp duruluyor, aynı eşikte birbirinden beter masalların hazin sonlarından bir diğerine daha ulaşmamak adına elde kalan son ümit kırıntıları denkleştirilip, derlenerek mütedeyyin yanılgılarımız içerisinde yeni bir yol arşınlanmaya teşebbüs ediliyor. Zaman kendini yenilese de durmaksızın aynı dar kapsamın bir başka örneğini yansıtmaktan geri kalmayan sabitliklerin dünyasında kalem ve kelam doğruyu, dolambaçsız yalın bir biçimde bulabilmek adına, tahsis edilenin makus kadersizliğimiz olarak zikredilmesindeki inatçılığa karşı her ne olursa olsun insani olsun kısmını es geçmeden yapılandırılmaya çalışılıyor.

En nihayetinde sentetikleşen klişelerin çoğulculuğunda, dayatmaların bini bir paraya ulaşmışken akilliğin bu sefer bir şeyleri değiştirebileceği üzerine kafa yoruluyor. Olgu ve olay dizinlerinin birbirinden uzakta, değer atfedilmesinden, değerlendirilmesindense, yargılanıp toptan yaftalanmasındansa mümkün olanın en azami seviyesinde konuşabilmenin, tartışabilmenin gerekliliği bir kere daha önümüze seriliyor. Ne vakit bir şeyi değiştirecek irade oluşsa orada bitiveren statükonun yılmaz neferlerinin, yegane sunabildikleri dikenli yollarda kaybolursunuz, sonunuz fena olur başlıklı tahakkümlerinin yanında gereksinimimiz olan şeyler masal diyarlarından herhangi birisinde değil bizahati şu anda yaşamakta olduğumuz yurdun sınırlarında elzem olduğundan dem vurmalıyız.

Bir geçmiş zaman manifestosunu oluşturur gibi, plağın yeniden, yılmaksızın geriye sarıldığını görüp hala taşın altına elini koymak konusunda illa billa kararsız kazımlık yapa/c/n/aklardan ayrışarak, olabildiğince fazla sözcüklerin dünyasında doğrularımızı oluşturmalıyız. Öylesine, kolay bir benzetme halini almak konusunda romansmış gibi davranmadan acil olanın ne olduğunu artık idrak ettiğimizi bilerek bir şeylerin değiştirilebilirliğini sorgulayabiliriz. Her defasında benzeşen sığ söylemlerin, korku duvarları v diyarlarının oluşturulması gayretkeşliğinde hiç değilse bu kadarıyla yola çıkmamız, yarınlarımız için o kalan son ümit kırıntılarının önemini bir kere daha anlamlı kılacaktır. Anlamlandıracaktır.

Belleğe vurulan kelepçelerin hep üzerinden atlayarak geçilmesi konusunda uyaranlara sahip olunan konularla yüzleşebilmek bu karaşınlaşan güncelliğin sınırlarında layık olduğumuzun ne olduğunu da belirginleştirecektir. Geçmişi yıkıp, yok edip hiçe sayarak unutturmanın na mümkün olduğunun farkındalılığından, paralel oluşturulacak her yeni teşebbüstür bu semirtilmeye doyulmayan karanlıkların ardında dönen dolapları anlayabilmemizi sağlayabilecek olan. Sağaltabilecek olan. Deyim yerindeyse mal bulmuş mağribi gibi gözlerini dört açarak sıranın kendilerine geldiğini ilan etmeye hazır ve nazır kıtaların, müesses nizam içerisinde çıkıntılıklarını görebilmeyi tek bir seferde sağlayan biraz da budur.

Söylemleri tektip kıyafetlendirerek, emir demiri keser yahu, beklediğimiz komutlar bunlardır yürüyelim arkadaşlar galeyanı arasında gidip gelen, sektirilip durulan birazcık da bu kendim söylüyorum kendim işitiyorum mamafii muhalifliği bitiremiyorum ezcümlesinde saklı tutulandır. Baklanın tam ağzın ucuna kadar getirilip de söylenemediği bir halt yiyeceğimiz yok, bari ortalık tozdan v dumandan geçilmesin ki ne yapmaya çalıştığımız tam anlaşılamasınlara gebe bıraktırılanlar için yeterince önerme türetilebilir. Gözlemlenen her hatanın nasıl da muktedir elinde değiştirilip, tahrif edilerek sadece v sadece işine geldiği gibi yorumlandığını gözönünde bulundurduğumuzda bu durum daha berrak bir biçimde ortaya çıkacaktır.

Kolaycıl olanın sorunları ötelemenin, önemsizleştirmenin, kuvveti yetenin kuvvetince birilerine dişini geçirebildiği pardon sözünü dinlettiği bir modern zamanlar jangılının içindeymişiz etkisi artık rahatlıkla okunabilmektedir. Defaatle yinelemekte fayda olan birbirilerinden ayrı durduklarından daima bahis açılan muktedirliğin öncül v ardıllarının, muhalefet v iktidar ayrışımı olmaksızın nasıl da yolları tıkadığını, çözümlemeleri engellediğini idrak edebilmek için münnecimlere ihtiyacımız yoktur. Sığlaştırarak, hep bir avaz avaz söylemlerin ortasında esasa sırayı getirmeyi bırakıp daha beter rotalara yol alma çabasıdır asıl düşündürücü olan.

Asıl düşündürücü olan ellerine, yüzlerine bulaştırdıkları hemen her şeyden sonra da olabildiğince naif bir biçimde olanbitenin sorumluluğundan sıyrılma çabalarındaki yüzsüzlüktür bahsi açılması lazım olan. Biteviye jurnalcilik, köşeye kıstırıp susturmacılık, bolca itham v yaftalara gömücülük, birisi veya ötekisi demeden sürekli karanın varlığından dem vurma çabasındaki bu hızlandırılmışlık buraların haleti ruhiyesini de ortaya çıkartmaktadır. Elbirliğiyle bize miras kalmış olanın talan edilmesi, elbirliğiyle tüm doğruların yeniden şekillendirilmesi – öyle bir şekillendirme ki bazı yerlerde kelamın kendisini, sözcüğün s’sini ağzınıza aldığınızda alarm zillerini, harekete duyarlı sensörlerini harekete geçiren bir bağnazlık- çaba v yılmaksızın bina ettirilmesi.

Öte yandan da kapsamı enikonu boşaltılıp düzayak bildiğimiz bir klişe haline dönüştürülen vurgu ve tonlamaların benzeş ses aralığından ama bir yandan da teyakkuzu v hiddetlenmeyi (asillik emaresi bir şeymiş gibi) elden bırakmadan dışlamayı, kapsayıcılıktan çok ötekileştirmeyi işaret ettiği, yönlendirdiği bir çıkarsama haline dönüştürülmektedir medeniyetlerin beşiği tanımı. Erimin muhteviyatında yer alan, duyumsatılanların, kapsayıcılığın üzerini sıradan faşizm sosu zerk edilmiş sözümona eşitleyicilik ile geniş açıdan ele aldığı varsayılan; oysa tekilleştiren bir bakışım yoğunluğunun sürekli kılınması bizleri bu sonuca ulaştırmaktadır.

Bir yandan varolan, toplumsal dinamikleri mümkün mertebe gözardı eden bir düzeneğe haiz muktedirliğin, her sesini çıkartana, kendi dar perspektifine aykırı bulduğu her bir söylem, kelam bütününe karşı uyguladığı dışlayıcılık bu kadar netken ısrarla, birliği, beraberliği, kadimliği, anmak haliyle abesle iştigale yolu çıkartmaktadır. Yıllar yılıdır varlığını sürdür/ebil/müş, muktedirin çoğunluğuyla benzeş olmaktansa, ayrıştığı kimi ayrıntılarla bu toprağın daha yaşanabilir olmasını sağlayan toplumlara verilen değerlerin geçiciliği, üstünkörülüğü ortaya çıkmaktadır bu kıssada. Söylemler dönemsel değişimler arz etse de içimizde varlığını şekil olarak koruyan ötekiye karşı mütemadiyen saf tutma, engel koyma belirginleşmektedir.

Biçimlendirmeler medeniyet tahayyülünün çekiştirilip, sündürülerek kullanılmaz hale dönüştürülmesine aracılık görevlerini layığıyla yerine getirmektedir. Gerek toplumsal tahakkümler olarak sunumlandırılanlar gerekse devletlunun elini korkak alıştırmadan çekincesiz olarak devreye soktuğu tedbirlerle beraber tüm bu erimin sahanlığı yağmalanmaktadır. Kapsayıclığı, birleştiriciliği -yok onlar bizden değildir denilerek daha en başından müdanasız kenara itilmektedir. Çerçevenin kenar yaldızlığına hasbel kader terfii ettirilenler hariç, her kim var ise bu bağlantısızlaştırma, bağından kopartılma, yurdunda yabancılaştırılma ile yüzyüze bırakılır. Bırakılmaktadır.

Çekincelere daima galebe çalan, adaletsizlik, eşitsizlik, yadsımalar v ötesinde berisinde iliştirmeyi çabalanılan her nüve medeniyetlerin beşiğinde asri zaman diktasının varlığını duyumsatmakta, tekliğini takdis v ilan eden söylemlerle pekiştirmektedir. Bir yandan intikam tugayı nam aklıevvellerin, boşa koysanız dolmaz, doluya koysanız almaz sözleriyle ürkütmeye gayret ettikleri adıyla sanıyla tehcirin modernine birilerinin davet edilmesini yaygınlaştırıp, duyurma çabasına giriştikleri tehdit mesajlarının şiddet kusmaya bir türlü doymayan varlığı, öte yandan millet meclisi başkanının tarafsızlığını, önceki deneyimlerinden hatırladıklarımıza paralel bir biçimde gocunmadan yinelediği, yılmadan yüzü kızarmadan pekiştirdiği ötekisini bir şekilde hizaya çekme gayretkeşliği, balyozundan, oranj, şuga vd. kadar üniformalı vesayetin kimi gizli planlarında yer edinen, bazen açık seçik andıçlanan ipin ucunun nerelere kaçtığını idrak etmemizi kolaylayan v bütün bu hin oyunları idrak edebildiğimiz sorumlu yayıncılık anlayışına haiz propaganda sitelerinde ufaktan ufağa gayretkeş olduğu ötekisine hayatı dar etme seferberliğine kadar pek çok şeyi iliştirebiliriz.

Veya bir dekanın durup dururken elden geçirilen eski yapıları onlar bunlar v şunların, sizler hangi hakla benim vergimle onları tadil etmeye gayret ediyorsunuz vavelyası, nefret söylemi bizahati bu “medeniyetler beşiği” tanımının içeriğini garabetleştiren bir bakışıma ulaştırmaktadır. Uygunadım medyanın neferleri olmaktan, hizanın içinde durmaktansa bir taşın altına ellerini koyup varedilmiş sorunları anlaşılır kılmaya, sözcüklerle, eğrilerle, böylesi teferruat bellenmiş sorunları anlaşılır kılmaya gayret eden, üstelik aynı kandan candan olanlara reva görülenleri ilave ettiğimizde toplamda bu hayırsız hoyratlaşmanın, anlayışı değil ikircikli hile, hurdacılığın yaldızının sökümü daha kolay anlam bulacaktır.

Parçalanmışlık fiiliyatta yapılan edilen her ne varsa bunların pekişiminden ibaret değildir sadece. Düşünsellik yolları mütemadiyen dikenli, tıklalı, engel v aşılmaz setlerle çevreli, tutulmaya devam edildiği müddet dahilinde, lime lime edildikçe vicdan mübalağasız bir yıkımla karşı karşıya kalmak olasıdır. Oldu bittilere denk getirilen, apar topar uygulanmalı baskı v klişesine iliştirilen bu sığ bakışım derinlerde bir yerlerde çiğ çiğ yenilen ötekisi olarak damgalanan, yitip gittikten sonra medeniyet beşiği tanımıyla yâd edilen bir hatıra olur. Acı bir hatıra… her satırı tahrif edilmiş, her satırı nice unutuşla derdest, her satırında yok olanlarla, silinmişlerle bezeli….

>>>>>Bildirgeç
Batı ve Doğu Cephelerinde Yeni Bir Şey Yok! - Mustafa KARA*

Geçen Ramazan referandum sürecini yaşıyorduk; bu savaş tamtamlarının gerçeğe dönüşmesi Ramazan’a kaldı. Hepi topu bir yıl içinde yaşadıklarımız, hayatta, özellikle de politikada tesadüflere pek fazla yer olmadığını gösteriyor.
AKP lideri Erdoğan’ın 12 Eylül referandumu öncesi “milliyetçi” söyleme kaymasının, tek başına “ülkücü oylar” için olmadığı artık ortada. Bir yıl içinde yapılanlar, edilenler, söylenenler bunun kanıtı. Ve şimdi, yeniden savaş uçakları havada; topçular sınır ötesini bombalıyor. Uzun bir aradan sonra asker dağlarda operasyonda... Tüm bunların sonucu; her gün çatışma, her gün ölüm haberleri...
Seçimde Blok’un başarısının ardından yaşananlar da “tesadüf” değilmiş meğer. Adım adım işleyen bir plan ile karşı karşıyayız. “İyi şeyler olacak” diye başlayan “açılım” sürecinde, “tek bayrak, tek millet, tek devlet” dışında bir formül duymamamız da bu yüzdenmiş. “Önce tartışılsın, sonra çözüm yolu buluruz” sözünü izleyen “tartışma” dolu günlerin ardından bir arpa boyu yol alınamamasının nedeni de buymuş.
Hani Aziz Nesin’in öyküsündeki gibi “Du bakali n’olcek?” diye adım adım beklemeye gerek yok. Ne olacağı da, nereye varacağı da ilk günden belli. Her zaman yapılanlar; 80 yıldır uygulanan politikalar devam edecek; 30 yıldır var olan çatışma hali sürecek işte!
Erdoğan’ın MHP oyları için öbür billah “milliyetçi gibi” görünecek hali yok ya! Düpedüz milliyetçi işte. AKP’nin yeni statükosu, iş Kürt meselesine gelince farklı değil. Hoş, demokrasi, insan hakları, özgürlükler meselesine gelince de pek farkı yok ya...
“Statüko öldü, yaşasın yeni statüko” diye bağırmayacaksak; gözleri açmanın vakti geldi de geçiyor. AKP, bütün bir “açılım süreci” boyunca çözüme dair tek bir laf etmediyse, “doğru zaman”ı beklediğinden değil, söyleyecek sözü olmadığından. Düsturu, “tek millet, tek devlet” olanın, er geç sınırı aşacağını kestirmek zor olmasa gerek.
Sınırı aşıldıktan sonra bile “Du bakali n’olcek?” diye soranlar varsa, hemen söyleyelim, bir şey olacağı yok, her zaman olan olacak yine... 1983’ten bu yana Irak topraklarına yönelik düzenlenmiş 25 operasyondan ne sonuç alındıysa, o sonuç alınacak. 1983’te, 1984’e, 1986’dakiler nasıl fayda etmediyse; 1995’teki 35 bin askerle, 1997’de 20 bin askerle yapılan devasa operasyonlar nasıl çözüm olmadıysa, bu da olmayacak.
Zaten, amaç ne ki? Halkın “gazı alınacak”, milliyetçi duygular körüklenecek; o kadar... En yetkili askeri ve sivil ağızlar yıllardır söylemiyorlar mı zaten; “askeri yöntemlerle bu sorun çözülmez” diye... Ne değişti ki?
Diyarbakır’a yapılan bütçe harcamalarının yüzde 30’u asker ve polise gittiği halde; Hakkari’ye harcanan bütçenin yarıya yakını asker ve polise harcandığı halde çözülemeyen sorun; dağlar bombalanınca mı çözülecek?
Açılımın “tartışma” süreci boyunca dinledik, konuştuk, tartıştık... Sorun PKK sorunu olsaydı, belki askeri çözüm aramak “akıllıca” görünebilirdi. Ama sorunun kaynakları farklı, çözüm de farklı olmalı.
DTP yöneticisi Pervin Oduncu’ya tek bir kelime Kürtçe konuştuğu için; “Serkeftin” (Başaracağız) dediği için 6 ay hapis cezası verirseniz; üstüne bir de çözümü dağları bombalamakta ararsanız, işte bu “statüko”nun daniskası olur. Bütün kadınların Kürtçe türkü söylediği Hakkari’de; 8 Mart etkinliğinde Kürtçe şarkı söyleyen Şükran Turan’a bir buçuk yıl hapis verirseniz; üsten bir de “Asker yetmiyor özel timi dağa sürelim” derseniz, bu 90’lı yıllar “statüko”sunun en belirgin simgeleri yeniden hayat bulur.
12 Eylül referandumundan sonra “her şey farklı olacak”tı ya; bir yıldır anlaşılmaz işler gelip duruyor başımıza. Hepsinin üstüne bir de OHAL ilan edildi miydi; döndük başa...
Neymiş efendim; “Paris’in, Londra’nın güvenliği Hakkari’den başlar”mış. Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış söylüyor bunu. İngiliz hükümeti sizden farklı değil ki zaten! Londra’nın güvenliği gettolarından, arka mahallelerinden başlıyor artık. Yok saymanın, hakir görmenin sonucunu Londra da yaşıyor artık. Londra’dan Hakkari’ye Avrupa Birliği projesinin iflas eden “uygarlık değerleri”nin cenazesi kalkıyor bugün.
Savaş çığırtkanlığında, halkların kanını dökmede birbiriyle yarışıyor dünya emperyalizmi. Dün Avrupa uygarlığının simgesi diye övünülen “insan hakları” bugün “bir yük gibi, bir fazlalık gibi” konuşuluyor Avrupa başkentlerinde. “Güvenlik”, kârlarının, egemenliklerinin güvenliği her şeyin önünde...
Neymiş efendim; “Paris’in, Londra’nın güvenliği Hakkari’den başlar”mış. Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış söylüyor bunu. İngiliz hükümeti sizden farklı değil ki zaten! Londra’nın güvenliği gettolarından, arka mahallelerinden başlıyor artık. Yok saymanın, hakir görmenin sonucunu Londra da yaşıyor artık. Londra’dan Hakkari’ye Avrupa Birliği projesinin iflas eden “uygarlık değerleri”nin cenazesi kalkıyor bugün.
Savaş çığırtkanlığında, halkların kanını dökmede birbiriyle yarışıyor dünya emperyalizmi. Dün Avrupa uygarlığının simgesi diye övünülen “insan hakları” bugün “bir yük gibi, bir fazlalık gibi” konuşuluyor Avrupa başkentlerinde. “Güvenlik”, kârlarının, egemenliklerinin güvenliği her şeyin önünde...
Avrupa’ya “PKK sadece bir terör örgütü değil. PKK aynı zamanda Avrupa’nın en geniş ağına sahip uyuşturucu şebekesidir” diyerek, destek arıyor Egemen Bağış. Uyuşturucu karşıtı olmak ne kadar güzel, ne kadar doğru. Peki, neden duvara “Uyuşturucuya hayır / Dev Lis” yazan iki lise öğrencisi hapiste? 6 ay 20 gün boyunca neden cezaevinde kalacak bu iki genç? Var mıdır bir yanıtı Egemen Bağış’ın, “Biz demokrasi pozu veren bir ülke değiliz” demekten başka?
Demiştik ya; Aziz usta ne kadar haklı; “Du bakali n’olcek” diye beklemenin sonu yok. AKP zihniyeti iktidarda oldukça, “her zaman olanlar”ı yaşayacağız, aynı “belalar” başımıza gelecek. “Acaba?” dedirtecek tek bir adım yok; bu iktidardan “umutlu” olmak için tek bir neden de...
Sınırın içi de bir, dışı da... Doğusu da bir, Batısı da... Türkiye halklarının da kendilerinden başka sığınacak ne bir limanları, ne güvenecek bir dostları var... Dünyanın diğer halkları gibi... Batı cephesinde de, doğu cephesinde de yeni bir şey yok!
“The Great Dictator” filminde Charlie Chaplin’in çağrısı gibi; “Yahudi, Katolik, siyah ya da beyaz tenli olsun fark etmez. Aslında hepimiz birbirimize yardım etmek istiyoruz, insanlık bunu gerektirir çünkü. Hayatımızı diğerlerinin acıları üzerine değil, mutlulukları üzerine kurmak isteriz. Kimseden nefret etmek ya da kimseyi hor görmek istemiyoruz. Yeryüzünde herkese yetecek kadar yer ve zenginlik var. Hayat hür ve mutlu bir şekilde yaşanmalı, ama biz bu doğru yoldan koptuk”.
Zararın neresinden dönsek kârdır... Tek bir gün bile kaybetmeden...

* Sözcükler varlığını sürdürmeye gayret ettiğimiz bu çevresi belirli sahanlığımızın içerisinde olabildiğince yankınlanmaya devam ediyor. İş bu haftaki meram / notumuzun hemen paraleline yerleştirilebilecek, kaygı ve kavramsal betimlerimizi tamamlamaya vesile teşkil etmesi temennisiyle; Evrensel Gazetesi'nin pazar nüshasında Mustafa KARA imzasıyla yayınlanmış olan "Batı ve Doğu Cephelerinde Yeni Bir Şey Yok!" başlıklı makaleyi, yazarın ve kurumun anlayışlarına sığınarak sizlerle paylaşıyoruz....

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Batı ve Doğu Cephelerinde Yeni Bir Şey Yok! - Mustafa KARA - Evrensel
Devlet Cephesinde Yeni Bir Şey Yok! - Serkan AYDIN & Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Yaz Ortasında Karanlık - Nuray MERT - Milliyet
Barıştan Sonrasını İstiyorum - Murat GÜNEŞ - Bianet
'Barış Eşekleri Olalım' - Oya BAYDAR - T24
Vurun Kürtlere Yine Yeniden… - Nazım ALPMAN - Birgün
Belki Katil Sensindir Yeni Şafak! - Doğan AKIN - T24
Katil Kim? - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
90’lı Yıllara Dönüş Mü? - Nihal Bengisu KARACA - Habertürk
Sınır Ötesi Operasyon Çözümsüzlüğü Artırıcaktır - Sol Defter
Yine Korku Yine Endişe! - Hasan KIYAFET - Özgür Gündem
Söz Bitmez! - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Susmak Gibi Bir Lüksümüz Olamaz - Ruşen ÇAKIR - Vatan
Savaş ve Barış - Mehmet Şafi EKİNCİ - Jiyan
‘Barışmanın’ Adına Başka Bir Tabir Gerek - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Canlı Kalkanlar Asker Mevzilerine Girdi - Etkin Haber Ajansı
Hava Saldırıları Nedeniyle 7 Köy Boşaldı - ANF
Türkiye-İran-Suriye Denkleminde Kürtler ve Olası Operasyonlar - Mustafa PEKÖZ - Sendika.org
Kayıpların Bulunması İçin Barışa İhtiyaç Var - Atılım
"Dersim Önemli Bir Başlangıç" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Bihaberlere Haberler! (Kayıplar, Ayıplar) - Umur TALU - Habertürk
Şiddet ve Mesafe - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Ertuğrul KÜRKÇÜ: Erdoğan BDP’nin Kafasına Silah Dayıyor! - Hülya KARABAĞLI - T24 / Sol Defter
Irkçı Türk Basını Tezkere Bıraktı - Mehdi ATAY - ANF
Kurtlar Kana Susayınca - Akın OLGUN - Birgün
Nefret Suçunun Önkoşulu - Baskın ORAN - Radikal 2
Irkçılık, Ayrımcılık, Cinsiyetçilik Sınırsız - Mukaddes Erdoğdu ÇELİK - Atılım
Festus Siyah Olduğu İçin Öldürüldü - İsmet KAYHAN -ANF
Ermenilere Karşı Halkı Kışkırtmakta Sorun Yok Mu? - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Haftanın Tortusu - Koray Doğan URBARLI - Yeşil Gazete
TİB’in Kaçacak Yeri Kalmadı - Funda TOSUN - Agos / Nor Zartonk
'Sınırötesi' Protestosuna Müdahale - Radikal
Bu Yol Masa’ya Gider (Mi?) - Şeyhmus DİKEN - Birgün
Vatan Barışla Kutsanacak - Ece CITELBERG - Jiyan
'Çatı Partisi' İçin İlk Adım Atıldı - ANF
Nasıl Bir Çatı Partisi? (1) - Celalettin CAN - Özgür Gündem
'Türkiye'da Kürt Meselesi Değil Alevi Meselesi Var' - Cumhuriyet
Çarkın'dan Cinayet İtirafı - Alican ULUDAĞ - Cumhuriyet
"Abdestli Kapitalizme Karşı Yer Sofrası" - R. İhsan ELİAÇIK Söyleşisi - Devrim BÜYÜKACAROĞLU - Evrensel / İhsan Eliaçık.com
İÇ[e]ME[me]K - Aris NALCI - Emek Dünyası
Başkaldırı İkliminde Kemal Burkay - Haydar ÖZKAN - Atılım
Kitap: Gittiler İşte - Şeyhmus DİKEN - Nor Zartonk
Her Şey Yolunda Mı? - Saim BALKAYA - Kronik Muhalif
Yerlileşme Mi, Yersizleşme Mi? - Aytek Soner ALPAN - Radikal 2
Aydınlık Baskını Haber Değil Mi? - Can DÜNDAR - Milliyet
Bir Kifayetsiz Muhteris Olarak Perihan Mağden... - Onur ÖZGEN - Red
Perihan Mağden Cırlaya Cırlaya Söndü! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Yalancı Çoban İle Uyanık Köy Halkı - Bülent SOMAY - Radikal
Küresel Kriz Hayatımıza Nasıl Yansıyacak? - Yüce YÖNEY - BiaMag
Çılgın Projeler Değil Çılgın Atama İstediler - Etkin Haber Ajansı
Yoksullar Bazen Böyle Yapar! - Tufan SERTLEK - Sendika.org
EMO: Türkiye HES Çöplüğüne Dönüşebilir - Emek Dünyası
bit pazarına nur yağabilir - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu

Dentist Official
Dentist At Soundcloud
Dentist - Accidents Album Informative By Miki KIZH via Rural Colours
Monty Adkins Official
Monty Adkins At Myspace
Monty Adkins - Fragile.Flicker.Fragment Album Critic By The Milkman - The Milk Factory
Greie Gut Fraktion Official
Greie Gut Fraktion - Drilling An Ocean Official Video
Greie Gut Fraktion - reKonstruKtion (Baustelle Remixe) - Richard FOSTER via Incendiary Magazine
Jérôme Chassagnard Artist Page via Facebook
Jérôme Chassagnard At Myspace
Jérôme Chassagnard - The Time From Underneath Informative via Hymen Records
Marcus Intalex Official
Marcus Intalex At Myspace
21 Years And Counting: Interview With Marcus Intalex By Leila HAWKINS - Gutter Magazine
NClear & Triple Sky Green On Red via Aerial Vibes Soundcloud Page
Aerial Vibes Official Page At Twitter

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Postering Rauch House - seven_resist
seven_resist's Flickr Page

>>>>>Poemé
Büyük Söz - Neşe YAŞIN

Şiir o büyük sözü söyleyince
bütün silahlar birden susacak
ölmüşlerin hep bir ağızdan söylediği
tarihten çıkıp gelen kalabalığın
akan kanın ve acıların çığlığı olan söz

Çiçek usulca fısıldayacak bu sözü
gökyüzündeki ağlayan bulut
coşkulu dalgaları denizin
asker olmak istemeyen çocuklar söyleyecek

İşte o gün
köpüklerden yeni bir aşk doğacak
milliyeti belirsiz

Büyülü sözcükler
susmuş yüreklerin intikamı tarihten
aşkın rüzgarıyla öpüşürken
utancından ölecek savaş

Yarım vatana ihanet
ulaşmaksa bütün vatana
şahane boynuzların olacak milliyetçilik
ihanet edeceğim sana
bütün düşmanlarla sevişip
peşime kanlı ordular koysan da
ihanet edeceğim sana
yeryüzünün bütün kıtalarında

Şiir o büyük sözü söyleyince
bütün pazarlıklar ve görüşmeler bitecek
işsiz kalacak arabulucular

İçinde yıldızları ve nehirleri taşıyan
bütün zamanlardaki sonsuz sevişmeleri
yağmurları denizleri ve sesleri taşıyan
o büyük sözle boyun eğecek tarih

Şiir söyleyince o büyük sözü
ya kurşuna dizilecek bütün şairler
ya da barış inecek toprağa

Kaynakça: Antoloji.com

Sunday, August 14, 2011

Deuss Ex Machina # 362 - Berätta Något Om Nuförtiden Vårt Kaos

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_362_--_berätta något om nuförtiden vårt kaos

08 Ağustos 2011 Pazartesi gecesi yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Spherique-Snowflakes Catcher (Med School)
>2<-Clarity-Underneath The Leaves (Med School)
>3<-London Elektricity-Elektricity Will Keep Me Warm (Feat. Elsa Esmeralda) (S.P.Y Remix) (Hospital Records)
>4<-London Elektricity-Yikes! (Lung Remix) (Hospital Records)
>5<-Ink-Dr.Umbougu (Feat. BTK) (Renegade Hardware)
>6<-Ink-So Addicted (Feat. Perpetuum) (Renegade Hardware)
>7<-Amit-9 Times (Feat. Rani) (Commercial Suicide)
>8<-Amit-68000 (Commercial Suicide)
>9<-Kinetik & Tre-O-Hollow (Critical Recordings)
>10<-Break-Cold Sweat (Critical Recordings)
>11<-Nickbee & Malk-Go Away (Mindtech Recordings)

berätta något om nuförtiden vårt kaos
(362)

"İnsanın hakikati, sana gösterdiğinde değil, gösteremediğindedir. Bundan ötürü onu tanımak istersen dediklerine değil, demediklerine kulak ver." Halil CİBRAN

Yapbozun tüm parçaları bir o yana bir bu yana sallanıp, ne yapıp edip göz kırpma süresi içerisinde, el çabukluğuyla gözden ıraka tekabül ettiriliyor. Kayıp ettiriliyor. Kaybedilen her parçanın esas omur ve yapının şekillendireceği ana resmi görebilmemizi bir süreliğine daha rafa kaldırıyor. Engelliyor. Ortaya çıkartılan sözümona mahir yapılandırmalar, biteviye tekrarlarda kendi ezberlerinden bile tiksinir hali elbet yansıtmaya devam eden rutinlerin başatlığında halının altına süpürülüp, – aaa bak orada mıymış parçalar hay aksi komedyası mütemadiyen devam ettiriliyor.

Mütedeyyin kereler olumlandırılabilir olan her ne olgu varsa onu istisnasız yağmalamaya doyamayan, çekiştirip, sündürüp, süründürüp amacından ve doğrultusundan uzaklaştırmaya gayretkeşlik, her teşebbüste olduğu gibi yine aynı kekremsi, küflü, ayak oyunlarını sergilemeyi sürdürüyor. Mütemadiyen standartlar korunur, tabular sabitlenmeye gayret edilirken çığlıkların hemen hepsi yalıtılmaya çalışılıyor, iş bu ahvalin sınırlarında. İşitilmez kılınıyor, muktedirliğin getirdikleri tüm avantajlar sonuna kadar zorlanarak, her türlü b-planı tahrif edilerek, el altından oyuna dahil ettirilen yeni somut engeller bina ediliyor.

Neresinden baksanız orasının eksik, tanımlanması gerekli olan gedikleri ve açmazlarının oluşturduğu delip geçicilik bu kadar afakiyken yapboz mu tek eksiğiniz o kalsınlarla mevzular bağlanmaya çalışılıyor. İyi de hayırlısının ne olması gerektiğini çok önceden kestirip, biçimlendirme, yapılandırma şansını halkın elinden aldıktan sonra bu demokrasi görünümlü otokratizmin kime ne faydası dokunacak. Dediğim dedik çaldığım düdük gittiken sonra, verilen oyların hesabını sorgulamaksızın günü geçirmek neye yarayacaktır. Boşa heba edilen günlerin ardından hangi zihniyet neresini düzeltebilecektir bu kadar yamukluğun. Yahutta varolan yamukluk sadece bize mi görünmektedir nicedir??

Yolundan her daim çıkartılmaya çalışılan çözümlenebilirliği gözardı etmenin kimlere ne faydası dokunacaktır? Daim olan ekmeğini ölümden, zulümden, zulden yana tutup, seçimlerini ona göre yapılandırmakta olan bu kapitalist sofrasının ortasındaki teşvikçilerden başka. Kendiliğinde gelişim göstermeyen, sulandıkça boy vermeyecek olan sorgulanabilirlik şıkkı ne zaman muktedirliğin a’sı, b’si, c’si partileri için geçerli olacaktır. Beraber tutturulan, beraber tozutturulan bu isli, puslu yollarda gündemi al gülüm ver gülüm diyerek, kimi zaman ortalığı yeterince sulandırabilecek, herkesi yine birbirine kırdırıp küstürecek olan vavelyalara terk etmekten başkasına müsammaha göstermeyen bu griliğin kendisi üzerinde düşünme vakti gelmemiş midir? Henüz değil midir?

Bozguna uğratma gayretinde değişmez unsurlar olarak ötekileştirilen, yaftalanan, bu şekilsizliği tescilli müdanasız kinlenmelere havale edilip durulan sadece vatandaş olanların (işin özü muktedir kapsayıcılığından uzakta olan hepimizin) haklarını arama vakitleri gelmemiş midir? Kaçırılmaya doyulmayan, gözden ırakta tutuldukça nasıl olsa unutuşların sonu gelmeyen tarlalarında ufak bir alanı daha nadasa terk ettirecek olan aforizmaların, boşa sarf edilen sözcüklerin, yokyere manşetlenen güzellemelerin değil hakikatlerin konuşulabilirliği önceliğimiz olmalıdır.

Resmi ortaya çıkartcak yapbozun her parçası masadan çalınıp çırpılmaya devam ettirilse de önceliğimiz işte tam da bu kıssadır. Bu kıssanın içerisinde iliştirmeye gayretkeş olduklarımızdır. Körü körüne sabıklığın, dili, nutku tutululmuşluğun lâl olarak ebediyete kadar kalmanın kimselere bir faydası olmayacaktır. Bütün çekimserliği bir kenara terk edebilmekten başlayarak dönüştürülebilir, gelişimi sürdürülebilir bir yarının temelleri ancak sorgulanabilirliği, o şıkın altında sunumlandırılan tüm deneyimleri önyargısız bir biçimde uygulayabilmeye çaba sarf etmekten geçmektedir. Asri zamanın dörtbaşı mahmurmuş gibi duyurulup durulan pembemsi hülyalarının hiçbirimize aynı görünmediğini, eşitlikçi olmadığını tam aksine ayrıştırıcılığının altını çizenin bizahati o söylem yığını olduğunu belirtmeden geçmemeliyiz.

Kriz kelimesini lügatından çıkartan, kendi yanlışlarına karşı olağan olması gereken her türlü ses vermeyi, tepki verebilirliği, tahakküm sınırını zorlayarak oluşturulan her dayatımın temelinden yanlışlıklarını ön plana çekmeye gayretkeşliği manidar bir biçimde ötekisinin sesçisi, ideolojik yaklaşımlar şunlar bunlar diyerek hakir görmeyi sürdüren bu düzen bekçilerinin karşısında hareket alanı daraltılırken mütemadiyen neresinden başlamalıyız sorusu biraz kadük kalmamakta mıdır? Giderek asabiyeti sabıklaşan bir tektipleştirme, tekil, tek bir merkezden yönetilip, yönlendirilen bir gündem heyhulasının içerisinde, yanlışı, doğruyu, eğriyi, düzü, hatalıyı, hatasızı kısaca tersi ve düzünü ayrıştırabilmenin muallakta konulduğu bir evredeyiz. Bir şekilde bulanıklaştırılıp su, esas gündem değil sudan olanlar gözümüze iliştirilip duruluyor. Konu hep kapatılıyor, üzeri bir şekilde örtülüyor.

Kopmakta olan gümbürtülerin hemen hemen her defasında başka bir uyanışı, tepkimeyi, varolan ataleti alaşağı etmesi beklenedururken, sorunların konuşulabilirliği her defasında daha asgariye ve altına çekiliyor. O asgari düzeydir ki son dönemin en gözde kalıplarından birisi olan özet geç lan! ile birebir örtüşük, bağdaşık bir halde götürülüyor. Yanyana, cancana cümbür cinnetin dik yamaçlarında sessizlik sabitlenmeye gayret ediliyor. Ne olay ne olgu vesair sorunların nedenleri hakkında bilgiyi doğru dürüst derinleştirebiliyoruz. Ne de fırsatımız olan şans ve çözümleme olanaklarının ne kadar da kırılgan olduğuna vakıf olabiliyoruz.

O muktedir dilinin pespayeliğinden fazlasıyla nasibini almakta olan güdümlü basınının yansıttıklarında. “Haber” diye önümüze çıkarttığı düzenlemesi çoktan yapılmış, neredeyse Orwell’in hayal dünyasına selam çakan; göndermeler ihtiva eden derdin değil de başka şeylerin olağanlaştırıldığı, yutturulmaya gayret edildiği bir düzlem tanımlandırılıyor. Bedbin olarak adledilmiş her ne varsa muktedirliği dili ile şekillendirilen ona sunulanlarla mutlak eyvallah etmemiz bekleniyor. Bütün beklenti, hap kadar kıvama indirgenmiş o kirli özetleri sindirip unutuşlara bir yenisini ekleyeceğimiz bir yerinde sayma etabına devamlılığı işaret ediyor. Etap bu kadar sığ bir biçime evrildikçe muallağın, doğrunun yerine ikame ettirilme çabasının bir tık daha yükseltildiğini duyumsamak mümkün oluyor.

Kuyular derinleştiriliyor, atılan taşların sayısı çoğaltılıyor ama bunun içinden çıkabilecek personanın düşünselliği mutlak teşebbüslerle açık / kapalı sınırlandırılıyor. Düşün sınırlandırıldıkça olayların, sorunların okunabilirliğinden ziyade kopartılan tantana içerisinde oluşturduğu gümbürtü imi üzerinde hemen her şey yeniden tanımlandırılıyor. Sığlaştırılıp, ıssızlığı tescillendikçe, ayrıştırıldıkça muhalifliğin iç dinamikleri arasında sorunlarını bir türlü çözemeyen, her daim kırmızı çizginin üzerinde duran, bütün hataların kendilerinden kaynaklandığını bir türlü göremeyen, kendi sorunlarından inatla ayrışamayanlar olarak resmedilip, muktedirliğin dayatmalarına karşı çıkamayacaklar nasıl olsa kolaylamasından dem vurduruluyor. O giriftliğe sahip çıkılıyor.

7-24 paramparça edilen algının evet doğrusu sadece budur diyen kırçıllı muktedirin (çamur atıp durduğunu bildiğimiz) özetlerinde saklı duruyormuş noktasına tekabül ettirilmeye çalışılarak bu durum iyice içinden çıkılmaz bir hale dönüştürülüyor. Janjanlı süslerle ambalajlanıp sunulanların ne kadar doğruyu gösterdiği çoğu zaman, tren yol aldıktan sonra usda canlandırılsa da her daim bu pilavın yedirilmeye çalışılmasından artık gına gelmemiş midir? Nereye kadar günü kurtaran birisine bir dakikalar, ötekisine men dakka dukkalar arası bir efenlenmişlik evreninde hizalanmalardan hiza beğendirileceğiz.

Üniformalı vesayetle mücadele ederken, en azından edildiği izlenimini canlı tutacak teşebbüslerin ortasında üniformasız ötekisinden de pek farksız olmayacak yeni bir vesayetin ellerine mi teslim edileceğiz. Ondan buna hizaya geçirileceğiz. Müesses nizamda steril bir biçimde ortaya karışık olarak yapılandırılacak yeni dayatmaların – aman sakın sırayı bozmayın – sonu fecaat olurların sonu gelecek midir? Getirilebilecek, nihayetinde demokrasinin şeklen, sevimli hayalet casper görünümlü olan , oldurulan bu varlığından çok daha hakikatli yaşanılası bir ülke haline dönüşebilecek miyiz?

Olguları çarpıtmaksızın, mahrumiyetlere gebe kalmadan, adalete ulaşabilecek miyiz? Düz ayak, uluorta çadır tiyatrolarında muğlaklığı koruyan dayatımların nefesini sonuna kadar enselerinde hisseden yargının veremediği kararların, açamadığı soruşturmaların, üzerine gidemediği karanlıkların ceremesini, türk, kürt, o, bu; hepimiz ödemeye devam ederken gerçekten vakıf olabilecek miyiz? Eğriliğinin düzeltilmesi beklenirken karanlığının kapsayışı daha da arttırılmaya devam eden linç olgusunun mütereddit teşebbüslerinin geleceğimizi belirsiz kıldığının farkında mısınız?

Müsamere etkisinden zerrece uzakta olmayan sunumlandırmalarla, herkesi kapsadığı varsayılan sözcüklerle bezeli müstesna mozaik temasına sahip, çok renklilik mesajlarının daha masa başından kalkmadan nasıl çiğnendiğini, vurguların kofluğunu belirginleştirildiğini dahası sokağa bir türlü o nazik tümcelerin yansımadığının, bir karşılığının olmadığının idrakına muktedir, destekçisi, avanesi hep beraber idrak edebilecek midir? Bizahati kendi elinin altından icra-ı sanat eylenen!, zulüm örneği Hopa’daki taaruzunun yanısıra, hes’lerin geçtiği, temellendirilmeye gayret edildiği her yerde bu öfkesini yılmadan sunan devletlunun yanında, Sakarya’da kürt işçilerini kovalamaya, Erzurum’da oruç tutmamayı tercih ederek sigarasını yakmaya teşebbüs edene, İstanbul’da uzun yollar tepip belki bir rahat ederim sonunda diye hayal kuran, kaçak, göçek ama adıyla sanıyla nihayetinde bir şekilde yaşama tutunmaya çalışanlara, bizahati galeyana getirttiği, üzerine saldığı vatandaşının münferit! adledilen ayrşımlarının hepimiz için bir felakete doğru meyil ettiğine aymak bu kadar mı zordur.

Özet geç lan diyenler için bu satırlara dahil edemediğimiz, pek çok bilinçli hatanın, üstünkörü geçiştirilen kolaymış gibi önem sırasından düşürülen problemlerimizle yüzleşme vaktimiz hala gelmemiş midir? Nice olacak sonumuz? Küflenmeye iyice yüz tutmuş basmakalıp söz dizimlerine verilen ihtimamın ta kendisini sunanlar bu ülkenin gerçeklikleri için hangi şartlar oluştuğunda harekete geçecek ve tepki verecektir. Unutulmamalıdır ki, renklerimizi, değerlerimizi, inançlarımızı, güvenimizi bir o yana bir bu yana ayrıştırma hevesi, lime lime edip üzerinde tepinmeler inatla sürdürüldükçe, sınandıkça, huzur bu karanlığın kapsayıcılığındaki şimdinin dünyasında mumla aranacak bir olgu olmayı sürdürecektir….


>>>>>Bildirgeç
Dilbazlar Cehennemi - Arif ALTAN*

Mükemmelliği ararken kendi sanatını öldüren ressamlar vardı vaktiyle; şiiri şiirsizliğe, müziği sessizliğe vardıran, bir tutkunun peşinde dünyayı dize getirmek isterken kendi tutkularına esir düşüp aklın öte yakasında sayıklayan dev beyinlere rastlanırdı bir zamanlar. Rutubetli, dökülen çatı katlarında hayata ve ölüme dair kıvılcımlar saçarlardı çürümüş bir dünyanın üstüne. Hayatın akışına ağır gelen ruhlar, kasvet ağırlığınca çöken zamanın üstünde tüyden ayaklarla sekerek ilerleyen yetenekler vardı. Yaptıklarıyla hiçbir zaman yetinmeyen bu ruhları anlayan bilgeler, bilgelerle kadeh tokuşturan delileri vardı bu dünyanın.

Vahşet sürüp giderdi de söze pek kıyılmazdı, kelimeler ilk saf haliyle, kirletilmeden parlardı katillerin dudakları üstünde bile. Akıl oyunlarına tutkularını yatıranlar, uğruna hayatlarını heba ettikleri çıkarların çarkına ruhunu kaptıranlar, yani yaratıkların en düşmüşleri, yani bu dünyanın en acizleri, en kötürümleri, cüzamlıları; onlar bile, büyük çöküşün eşiğinde son nefesini yine sığındıkları kirletilmemiş bir dilin saçakları altında verirlerdi.

Aşkı ararken şiirin doruklarında can veren ozanlar, şiiri ararken bir tutkunun derinliğinde kendini yeniden bulan ve bir tebessümün kıyısında gözünü kırpmadan kendine kıyan insanlar kadar; büyük entrikacıları, saraylarla karanlık arka sokakları birbirine bağlayan gizli geçitlerde koştururken, ince düşünceliliği bir ahlak, mertçe izahı onur meselesi yapan tuhaf düzenbazları olan bir düşler ülkesinden söz edilirdi vaktiyle. Hançerini bembeyaz bir gerdana daldırırken hiçbir şey hissetmeyen, ama bir çocuğun kanayan parmağını sararken dünyanın bütün ıstıraplarını duyan acayip katilleri, kurduğu büyük tuzakları nihai kurtuluş diye sunmaya yanaşmayan, bunu onursuzluk sayan korkunç dolandırıcıları vardı. Öldürürken de, yaşatırken de, dolandırırken de yalanın zirvesinde eğleşirken bile küçük bir çatlak buldu mu, hakikate doğru yuvarlanan, yuvarlanırken hayalinden de derin, iç titreten, gerçeğin ta kalbinden süzülüp dünyayı açıklayan bir çift lafı sayıklayan parlak zekalarla tanışıklığı vardı bu dünyanın.

Dar ağacının altında gerçek şeytanla birlikte bir zavallı günahkar için bile kendinde boğuşma cesareti bulan gözü pek çılgınların, aynı zamanda hem onur hem de acılarla dolu yaşamında, tatlı çileyi çekmeye yeni başlayan bir sanatçının taze tutkusuyla kıyıma girişebilen bu barbar ruhluların dolaştığı sıradışı çağlardan söz edilirdi vaktiyle. Geleceğin büyük umutlarının şimdiki dar olanaklara hiç uymadığını görünce duvarları kaplayan adi kağıtlar gibi yüzü buruşan, hayranlık verici bir ustalıkla yarının hakkını bugünden çıkaran, ama kuyruğu kaptırdığında da kelimelerden anlam aşırmaya hiç yanaşmayan becerikli hırsızların cirit attığı geniş zamanlar vardı. Duygularını nasıl pervasızca gösterirse göstersin, kötülüğün elbisesini hangi göz alıcı taşlarla süslerse süslesin, en büyük fedakarlığı kendisinden ve herkesten gizleyebilenlerin yaşadığı bir dünya. Ve bu dünyada, iğrenç bir alçalıştan ancak çirkin manevralarla yükselebilen, en yükseğe lağımın içinden geçerek çıkabilen, ama en gerektiği anda ömründe bir kez olsun fikrini zikrine uyduran insanlar yaşardı.

Bir düş elbet. Böyle bir dünya hiç olmadı, ama böyle insanları oldu bu dünyanın. İnsandaki bütün duyguların temelinde, hep soylu bir coşkudan doğan bir saflığın olduğuna dair işaretlerin gölgesi çoktan çekildi bu dünyanın üstünden. O delileri, katilleri, hırsızları, yağmacıları, dolandırıcıları, kötülüğünü yüreklice üstlenen o tuhaf insanları bile özlüyoruz. Çevirdiği entrika ne kadar berbat olursa olsun, bugünkü gibi dili kirletmeye hiç yanaşmayan insanların yaşadığı o çağları özlüyoruz. Demokratlarımıza, solcularımıza, liberallerimize, düşün dünyamızın öncülerine, yalanın kapısında bir muhafız sadakatiyle gözünü kırpmadan bekleyen bilgelerimize bakarken, ışıktan çok bir parıltı izlenimi veren, “güzelliğin dostu bir yarı aydınlığın” neden asla gerçekleşmeyeceğini anlıyoruz. Bu ülkede kelimeler bekaretini, dil masumiyetini yitirdi. Zalim iktidarı barışın mucidi, savaş hazırlığını barış seferberliği, kıyameti ve yaşadığımız cehennemi cennetin huzuru diye vaaz eden ışıklı kafalara toslarken, “en iyisi bunlarsa acaba en kötüsü hangisi” diye zihnimiz kendiliğinden iç bulandıran bir kasvetle kendi üstüne kapanıyor. Ve zihnin ışıklarını kapatması, herhangi bir yeni kanun kadar şoke edici.Bu yakadaki kanı donduran o yakadaki dilin zehri. Ama dökülen kan damarda durduğu gibi durmuyor. Çürütüyor, geride berbat bir koku bırakıp çürütüyor her şeyi. Bu çürümüş havadan damıtılan hikmetli sözler tabiatın acılarını dindirmiyor, şu vahşi ıstırapları yumuşatmıyor. Biliriz “namuslu bir insanı bir kez zıvanadan çıkardın mı, o usta bir şeytan olmuş demektir.” Dil bir kez yalan döndü mü, doğruda, ancak kan gövdeyi götürdükten sonra durur. Şimdiki korkunç iyilerimiz, “bütün sorun, görüş sorunudur, bunu kendi çıkarına uydurmayan delidir” diyen o eski zamanların en kötülerini özletiyor.

* Sözcükler varlığını sürdürmeye gayret ettiğimiz bu çevresi belirli sahanlığımızın içerisinde olabildiğince yankınlanmaya devam ediyor. İş bu haftaki meram / notumuzun hemen paraleline yerleştirilebilecek, kaygı ve kavramsal betimlerimizi tamamlamaya vesile teşkil edecek; Özgür Gündem Gazetesi'nin 11 Ağustos nüshasında Arif ALTAN imzasıyla yayınlanan Dilbazlar Cehhenemi başlıklı makaleyi yazar ve Gazete'nin anlayışlarına sığınarak sizlerle paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Dilbazlar Cehennemi - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Kurtlar, Kuzu, Demokrasi ve Özgürlük - Bülent SOMAY - Radikal
Dipsizliğin 'Çılgın' Hali - Nazım KAYALAR - Atılım
Düşünce Suç Değildir! Düşünenlere Selam Olsun... - Saim BALKAYA - Kronik Muhalif
Başımıza Gelen “Ferdi Olay”lardan - Sennur SEZER - Evrensel
Hangi Tahammül - Ayşe BÖHÜRLER - Yeni Şafak
Hopa’da ‘Çevik Kuvvet’ Tepkisi: AKP Bize Savaş Mı İlan Etti? - Turnusol
Savcı Hopa’da Terör Örgütü (!) Aradı, Bulamadı - Sol Defter
Savaş ve Ceza - Serkan AYDIN - Jiyan
körleşme - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
Ehli Keyfin Dehşet Rehberi - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Tatyos BEBEK: Çatı Partisi TiP Gibi Heyecan Yaratabilir - Ömer ÇELİK - Özgür Gündem
İnsanı Aramak - Hasan KIYAFET - Özgür Gündem
Mehmet Mi, Mahmut Mu; Necdet Mi Işık Mı? - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Kim Bu "Sivilleşme" Savunucuları? Ya da Türk Sağı ve "Sivilleşmecilik" - Mahmut ÜSTÜN - Sendika.org
‘Türk Sorunu’ ve Türk Oryantalizmi - Nuray MERT - Milliyet
Cemil Çiçek ve Kürt Meselesi - Murat YETKİN - Radikal
Türk Basınında Sri Lanka Tarzı Savaş Yazarlığı - LermontovC - Yıkıcı Tutku
'Hükümete Açık Mektubumdur' - Öcalan - Oya BAYDAR - T24
Şairin Dönüşü - Yıldırım TÜRKER - Radikal 2
Burkay’ın ‘Asimetrik’ Dönüşü! - Vedat İLBEYOĞLU - Evrensel
Bir Sürgün, Bir Gülümseyiş ve Bir Deyiş… - Mehmet SOYLU - Kronik Muhalif
Şair En İyi Kendine Dönendir - Berrin KARAKAŞ - Radikal
ABD Taşeronluğu, Halk Düşmanlığı Makyajla Saklanamaz! - Aktüel Gündem - Sendika.org
AKP Mehmet Ağar'a Dokunmuyor - ANF
Ne Çok Birikmiş - Okay GÖNENSİN - Vatan
Üçüncü Tasfiyenin İzdüşümleri - Soli ÖZEL - Habertürk
Bu Da Kara Propaganda - Can DÜNDAR - Milliyet
Times: Balyoz'un Özü Tahrif Edilmiş Kanıtlar - BBC Türkçe
Dink Cinayeti Davasında Gerekçeli Karar - Bianet
Ermenilere Karşı Halkı Kışkırtmakta Sorun Yok Mu? - Ezgi BAŞARAN - Radikal
45 Öğrenciye Ceza Üstüne Ceza - Atılım
333. Kez Galatasaray'da - Alınteri
Şiddetleri Ortak, Kaderiniz Ortaktır! - Umur TALU - Habertürk
Tunceli'deki Toplu Mezar'da Kemiklere Rastlandı - Bianet
"Vücudunun Yüzde 70'i Su Olan Bir Canlının Nasıl Olur Da İçi Yanar?" - Ardıl Bayram ŞAHİN - Kronik Muhalif
Sınırlarda Koçerler Var Bombalar Altında - Ahmet ÇİMEN - ANF
Kaybedecek Bir Şeyi Olmayanların İsyanı - Murat IŞIK - Özgür Gündem
Londra Suriye Hattı - Süreyyya EVREN - Birgün
“London Is Burning” Kapitalizmi Korkutan Notalar - Özcan ÖZEN - Sol Defter
Tottenham: Neoliberal İsyanlar ve Siyaset İhtimali - William WALL - Jiyan
Göçmenler Arası Olasılıklar, Magna Carta, Yağma ve Yer Kavgası Gibi Şeyler Üzerine.. - Tayfun SERTTAŞ
Türkiye Suriye’de Ne Arıyor? - Aydın ENGİN - T24
Çalışma Hakkının Kaybolması... - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Kıdem Tazminatı Lafazanları Neyi Gizliyorlar? - Adil YAŞAR - Atılım
Sermayenin Gözü Kıdem Tazminatında - Dosya - Sendika.org
GEA İşçilerinden, Lokavta Karşı Dayanışma Çağrısı - Birgün
Çalışma Bakanlığı ILO’yu Biliyor mu? - Aziz ÇELİK - Sol Defter
Nedim GÜRSEL: 'Bir Dönemi Sorgulamak İstedim - Arzu DEMİR - ANF
Zil Kalesi'ne Yapılanları Herkes Görmeli! - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Gerçeklerin El Meydanı - Kaan SEZYUM - Radikal
Bir Caz Műziği Gibi Gelip Geçmese De Hűzűn! - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
let me kill you - bettydir - Yasemin Çayı


Spherique At Soundcloud
Spherique Artist Page via Facebook
Clarity At Soundcloud
Clarity Artist Page via Facebook
Clarity Interview & Guest Mix By Edward KEEBLE via Knowledge Magazine
New Blood 011 Informative via Med School
London Elektricity Official
London Elektricity At Hospital Records
London Elektricity - Yikes! Remixes! Review By Ricardo via Fast Forward And Rewind
Ink At Myspace
Ink Artist Page via Facebook
Ink Interview via Resound Sound
Amit At Myspace
Amit Artist Page via Facebook
Amit Artist Page via Commercial Suicide
Kinetik At Soundcloud
Treo Artist Page via Facebook
Break / DNAudio Official
Break At Myspace
Critical Sound Of Drum & Bass Compilation Critic By Andrew RYCE via Resident Advisor
Nickbee Artist Page via Facebook
Nickbee At Soundcloud
Malk Artist Page via Promo.DJ
No Future Compilaton Via Mindtech Recordings' Soundcloud Page

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Antifa Stencil - seven_resist
seven_resist's Flickr Page

>>>>>Poemé
Şairin Diyalektiği - Bozan YAMAN

1

Şairsen oğlum
Her koyun senin bacağından asılır

Anlat onurlu çelişkisini
Ölüme giderken peşinden sürüklüyor olmanın
Diri bir güzelyaşama umudunu
Anlat bizi gönendir

Söyle hüzünlendiğini saklama
Onu da güzelleştir şair-sen
İstersen yalan söyle
Ama ne yap et bizi inandır


2

Mehmet Oğuz'a

Coşkuyla bağırarak söyler sesinin çıkmadığını
Çünkü şiirdir en uzun konuşması

Nice çiçekler solmuştur kalbinde
Ondandır elini koyarken göğsüne
Bir yaraya dokunur gibi olması
Oysa hüzündür en eski yarası

Delirtecek onu
Adam olmayan adem enflasyonu
Çünkü dostluğu kapitali değil
Onun tek kapitali ise dostluğu

Şaşırtır karışık aşklarıyla beni
Bilmem eskisi mi yenisi yenisi mi eskisi

Bir cebinde ateşten şiirler taşır
Biri boş tabancalarla dolu
Birini doldurup bir gün şeytan

......

Düşündükçe kafam karışır
Düşündükçe uykularım kaçar

Beter olsun koca Ortadoğu
Acılara ağulara kan ve baruta yer var da
Bir bizim başımıza kardeşim
Bir bizim başımıza (mı) dar


3

Göçebe çingene yüreğimin prefabrik yaşantıları
Bir çiçek ömrünce süren ve sonra biten alışkanlıkları
Her güne bir yıldönümü düşürüyor yaşadıklarımdan
Kaç yıl yaşadım / yaşadım mı yaşadıklarımı
Yaşayacak denli yeni baştan

Bir şehri bıraktığımda anlamaz beni çocuklar
Dönsem bir akşam aralasam içerden çocukların içindeki perdeyi
Dokunsam çocuklardaki rüzgâr çan ve güneşe
Dağılır mı ufkumu saran sis
Değişir mi kalma kararındaki cüzzam
Ve gözle görülür tomurcuklanma gitme ağacındaki
Silip bir bir takvimden
Konukluk ve yolculuk zamanlarımı
Eklesem yerleşiklik tarihime
Azığım çantam ve gitme sevincim yerine
Kalmanın ve güneşe doğru yapraklanmanın
Direngen dinginliğini

Çocuklar anlar mı beni

Emekliliği garanti yerleşik ve sigortalı yaşam
Bir aşkın güzelliğine bağlanmak güzeldir diyor
Güzelliklerin aşkına bölünmekten
Benim etinden yiyerek yaşayan tedirgin gençliğimse
İnanmıyor henüz at görmemiş bir çocuğun
Koşarken atlara öykünebileceğine


4

Birkaç solgun anıyla birlikte
Diz çöküp küçük kalemlerle
Sayfaları karaladığım yıllardan
Annemin gözyaşlarına bulanmış
Ayrılık ve özlem türküleri
Benim kimsesizliğimin ürpertileriyle
Uzayan masal geceler
Bir gidenin ardından ilk ağlayışlarım
İlk hıçkırıklarım
Aşk derdinden çok önce tanıştığım
Yoksulluk acısı ve alfabe çetini günler
Geri geldi bir yalnızlık akşamında
Usulca çıkıp üç numara tıraşlı fotoğraflardan

Geride çırpınan yaralı bir kuş
Anımsandıkça ağlanan
Bir geçmiş değil benimki
Ama
kadife kanatlı
kuşlar da
uçuramadım geleceğe
Bir yandan ateşler ekildi ardımdan
Yalınayak geçtiğim yollara
Öbür yandan kefenim oldu taşıdım yüreğimde
Koşarken geriden çağrılma korkusunu

Süt taştı anne ateş söndü çoktan
Birer birer öldü bütün kuşlarım
Yeniden yeniden onarır gibi
Bir yanından kararan eskiyen günlerimi
Üfleme tutuşturamazsın çocukluğumun küllerini

Küller değil
Yavru bir kuşu büyütüp ölmüş kuşlarımın anısına
Ağlamadan ölümüne katlanmayı öğrenmek
Daha iyi ilaç olur gençliğime


5

Hiç takvim kullanmadığı bir başıboşlukta
Çınarlar selviler kavaklar dikti önceleri
Acı biberler fesleğenler ekti uzadıkça yollar
Sonra kır çiçeklerini sevdi mevsiminde

Bir saat ve bir takvim aldığı gün kendine
Bir günlük çiçekler aradı bahçıvan
Buldu ama koklayamadı doya doya
Bütün kokuları ve tatları yitirdiği gün
Döküp yapraklarını solduğu gündü gençliğin

Bahçıvanın son sözleri:
Ömrüm bir günde açılıp solan çiçek
Aynı güne denk getiremedim mevsimini
Yapma çiçeklerde bal arayan yorgun yürek
Yanlış dolaştın geçmişin bahçelerini


6

Yanlış yaşadığına bahaneler uyduran
Solgun bir çiçek değilim
Paslı kilitleriyle dünyanın
Güneşe kapalı kapılarının ardında

Tuzum belki ağızda uysal
Yarada ateşten tadı olan
Güneşe giden yolunda çiçeklerin
Çatlayan bir taşım ortasından

Güneşle rüzgârı oynaştıran salıncağa ip
Paslı kilide anahtar olsam
Kirli suları gizleme özverisiyle nilüferlerin
Ağlasam içime ışık yağsa dışıma yağmur

Çıkrığı kırık bir kuyuyum oysa
Acıyla ve/dalaşıyorum her anla
Yaşamın tuzu küle dönüşüyor dilimde

Yan etkisi intihar girişimi ilaçlarla
Katlanmaya çalışıyorum zamana


7

Dünyanın uzaydan bile çekilirken fotoğrafı
Poz verircesine durmaktır yazmak
Gökyüzünde çıplak yürümek ya da
Herkes durmuş bakarken gökkuşağına

Yaşamın ufkunda ebru yangınları tutuştururken
Gidilmemiş denizlerin şafağı
Gecikmeyi silmek için zamanın haritasından
Çatlatmaktır atını sürüp uçurumlara uçurumlardan

Gece duman olup tütünce şehrin bacalarında
Dağda odun kesenlerin yanık türküleri
Vardiyanın yorgun çeliğinden
Karnında bıçak dansları başlar şairin
Okunaksız bir gömü haritası
Kanatır kemirgen çağrılarıyla uykularını

8

Ayçadan dolunaya
Yapraklanarak seyrini dünyanın
Binlerce yıllık ömrünü taşın
Yuvarlandım çakıla geldim

Kuşlarla ilgilendim bir zaman
İçimdeki göle konup kalkan turnaların
Her seferinde vuruldu biri / uçamadım
Yağmurlarda çürüdü tohumum
Çiçeklerle açamadım
Döndüm insana geldim
Anlayamadım/diyemedim


9

Mademki doğmuşum
Yaşarmışım bir iç kanama olarak

Boşuna sorma artık bana
İstasyon neden bu kadar uzun yazılır
Tren bu kadar kısa

Yanıtını bilsem
Aramazdım yaşamın anlamını
Ölüm masal olsa
Anlardım belki
Yaşamın tekerleme olmasını

Kaynakça: Şiir Feneri