Sunday, January 01, 2012

Deuss Ex Machina # 381 - interdependent authority kills mankind

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_381_--_interdependent authority kills mankind

26 Aralık 2011 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Demdike Stare-In The Wake Of Chronos (Modern Love)
>2<-Demdike Stare-Violetta (Modern Love)
>3<-Perc-Pre-Steel (Perc Trax)
>4<-Perc-My Head Is Slowly Exploding (ASC Remix) (Perc Trax)
>5<-ASC-Spillway (Auxiliary Transmissions)
>6<-ASC-Neptune (Auxiliary Transmissions)
>7<-Alva Noto-Uni Rec(Raster-Noton)
>8<-Alva Noto-Uni Acronym (Raster-Noton)
>9<-Byetone-Opal (Raster-Noton)
>10<-Byetone-Neuschnee (Raster-Noton)

                              interdependent authority kills mankind
                                                        (381)
Bütün bütün resimin kapsayışı dahilinde sunumlandırılan her ne varsa ona odaklanmaya namzet çabalanışların tümünde daimi bir ket vurma bahsi açılagelir. Bahsi ortaya dökümlenir. Bilindik, işitildiktir çoğunluk yansıyanlarda ama her ne hikmetse sonuç hep yarım ağızdır, bilgisi tazelenecek kısım yarım yamalaktır, bölük pörçüktür. Vurdumduymazlık ekseni içerisinde karılan, ilitilenen, derdest edilen şeylerin bile alelade bir biçimde güne kavuşturulduğu o sahanlık dahilinde kelamın eksik kalması birbiriyle örtüştürülen karelerin neresinde nasıl düzenlemeler gerçekleştirildiğini ortaya çıkartmaktadır. Simyası dağıtılmış, espirisi çok uzun zamandır tükenmiş olan sepyalaştırılmış görünüm, berraklığın değil muğlaklığın sözcülüğünü yapmaktadır. Daha fazla anlaşılmasın, daha fazla konuşulmasın, daha fazla işitilmesin vs. diye buyurganlığını epey halli zamandır koruyan bir görüşün, varedilmiş bir iklimin yansımasıdır o sahanlıktan görünür kıldırılan. Görünürlüğüne izin verilen. Hemen her şey izinler dahilinde, oldurulabilirliği onaylanmış, tespit edilen satıhlar dahilinde mümkünatlar dahiline taşındığı bu zamanda görebilmek çaba gerektirir, yansız, yargısız, ama ve fakatsız. Her yok oluş bir tahakküm neticesinde meydana gelmiş olsa da işitilmeyen kısmında yerini uzun zamandır korumakta olan tüm ötekileştirilenler için bu bahis aşikardır, tanıdıktır. Tanıklık edilmiş olanların üzerinin nasıl ölü toprağıyla kapatıldığını muştulayandır.

Bir resim karesi, bir sahanlık bu kadar detayları bariz bir biçimde dönüştürülmekte olan şeyi saklamakta zorlanıyorsa hala bizler biribirimizden neyi esirgemekteyiz. Koskocaman bir yıl dediğimiz bu zaman mevhumunu da aşageldiğimiz dakikalarda, bütünlüklü olarak iliştirmeye gayret edeceğimiz şey saklanmasına ortaklık edilenlerdir. Saklı tutuldukça tabu haline dönüştürülen, konuşmazlık diyarlarında nadasa terk edilenlerdir kıssadan yolunu açmaya gayretkeş olarak izini sürmeye çabalandığımız. Bir sathın orta yerinde nasıl bu fecaatler dizisinin sonu getirilmez, getirilemez kısmını netleştiren anlaşılmazlık, vurdumduymazlık, ucu dokunmuyor nasıl olsa ötesi tufan olsa ne yazar, kıyamet olsa ne yazarcılığın iş bu bakışımın taşıya geldiği yer hüzünlendirici değil midir? Hüznü de mi, yası da mı, kederi de mi unutmuşuz bu robotik tepkimelerle sürekliliği sağlanmış rutinlerler güncesinin tam da merkezindeki yaşayışlarımızda, nicedir? Bağışıklık mı kazandığımızı zannederiz insanlığı sıfır noktasında bir başına bırakarak. İnsan olmanın gereklerini, kaygılarını dürüstçe ortaya getirmektense ortalıkta bir rant iki rant üç rant kaygısı, çekişmesi, iktidar, koltuk yarışı var komplo teorilerinden artık bir illallah demek vakti gelmemiş midir? Hep mi bir hinlik sözkonusu edilecektir, hep bir hainlik tasvir eylenecektir.

Neresini eğip büküp farklı kılarak ve neresinden bu kadar farklı anlamalar çıkartılabildiğine şaşırdığımız 2011 türkiye'sinin resminde ulaşabildiğimiz görünüm, yadısığımız, utandığımız, kendimiz etmemiş olsak dahi-bile bir şekilde ortak olduğumuzu sandıklarımızın iç kıyıcılığı yeterince dert edilesi değil midir? Hala mı her şey güllük gülistanlık, çalsın davulluk zurnalıktır. Ne menem şeydir böylesi bir memleket tasviri annem! Kelamı kifayetsiz bırakan, düşünceyi soluksuz kılan bu griliğin mabadında ortalık yere sunumlandırılanlar değil midir? Alelalede hazırlanmış bir metnin kopyası, basmakalıp söz yuvası - özür dileriz müdür!, söylenegelmiş bir sözcük müdür tek başına bizleri kurtaracak, olduğumuz yerden daha iyisine taşıyacak olan. Keşmekeşlik almış başını ilerlemişken, laf cambazlığının yanında vicdan ajitasyonunu dengeli bir biçimde kurup her cümlesini aynı tornacıdan kestirilmiş suntalam makamında okuruna paylaşanların dimağlarının ötesinde cereyan edenlerdir ucundan kıyısından değinmek istediğimiz. Kırılganlığın, zorlanırcasına derecesinin en son raddesine ulaştırıldığı bu deney makamında pardon ülkesinde hepimiz birer kobay mıyız! sonumuz deneklik midir? Ya yaşarız ya ölürüz, ya herru ya merru yollu! Bu kadar basite indirgenebilir mi böylesine dert yumağının ortaya çıkarttığı izdüşüm. Bu kadar layığıyla hatmedilebilir mi kısacık cümlelerle, görünenin izahati ve ötesi.

Ne ki her şeyde bir hayır vardır şiarına sıkı sıkıya tutunan, arada bir görünüp sonrasına hep kayıplarda olanların uzağında kalan bir avucun daima dillendirdiği bir yaşam biçimidir, biçimin ötesinde bir hissiyattır bu katarın içerisinde karşılaştıklarımız. Bu hızlılıkla yokuş aşağı giden katarın içerisinde görüp de hicap duyduğumuz. Benzeş algıların başka başka diyarlarda hemen devreye sokulup, hak, hukuk, adalet eksenli tartışmaların altyapısını oluşturduğu, fikir önderi olarak dünyanın dört yanına laf yetiştirenlerin iş bu satıha geldiğinde otosansürlerini kendiliğinden devreye soktukları güncellik içerisinde nasıl daha açık yollu beyanatlara girişmeliyiz ki insanların canlarını yakmaktan gayrısına bir zahmet akıl edilebilsin. Herr durumda bir öteki yaratarak, bulunmuş olan ötekisini lime lime etmeye çaba sarf ederek beton millet sakarya'nın harcını daha mı kuvvetlendirimiş olduğunuzu varsayıyorsunuz ey ahali! Katli vaciptir kıssasını her duyduğumuz vakit yine ölecek, yine önü alınamayacak yeni kederlerin yollarının hazırlandığını fark etmiyor musunuz? Suskunluk daha mı evladır bunca hiddeti mazur gören, olan biteni evla bir şeymiş gibi telaşlı bir neşeyle sunumlandırıp duran zincirleme kepazelikler, haber diye servis edile durulanlar. Kazayla oldu, meşrebimize uygun değildi ama böyle oldu, yan yattı, çamura battı öykünmelerinin refakatlarinde sunuşu yapılan her şey iki kere düşündürücüdür.

Hak tanzim edilmezliğinin, adalet tecellisinin bile ikircikli bir yolla mümkünatlar dahilinde olduğunun beyanları saklıdır o coştukça coşan, yazıldıkça esasında hangi şeyin bahsinin açıldığının unutulup durulduğu aralıklarda, şok şok şok, flaş flaş flaş manşetlemelerde. İnsanlığın öldürüldüğünün vesikasıdır. Birbirimizin yüzüne bakarken birbirimizden hangimizin daha fena olabileceği, daha şerre yakın durabileceğini iki kere taşınıp toparlanma gayretkeşliğinin normalleştirilmesidir. Yediği yemek, içtiği kap ile bu vatandan nemalanan! pardon emeğinin karşılığını alanların pisletmelerine tahammül gösterilmeyen asıl şey vatan! değildir aslında üstten bakışımlı yaşama hakkı veriyoruz ya daha ne istiyorsunuz benciller şom ağızlı ırkçılığının dillendirilmesi gayretidir. Bir kere daha hatılatılmasıdır. Sildik ya sizleri siz beş para etmez hainleri bu topraklardan ama kılıç artığı olanlarınıza yaşam hakkı veriyorsak onu da belirlemiş olduğumuz kırmızı çizgilerimize özen ve itimat göstererek, daimi bir itaatkarlıkla sorgulamaksızın, her şeye olur adlederek, sineye çekerek sürdürebilirsiniz demenin düz ayağıdır. Düzleştirilen, dümdüz edilen geçmişte ötekisi olarak bellenmişlerin zaman ve mekan değişimine paralel olarak zaman içerisinde sık sık değişkenlik arz ettiği ve günü geldiğinde bizahati kendi aralarında bile ayrımcılığa doğru ilerlenildiğini ortaya çıkartmaktadır. Başkasının canına tahammül edemeyen, saygısını asgari bir biçimde göstermeyenin kendisine ve etrafına karşı mı duyarlı olacaktır sorusu önümüzdedir.

Bu kadar kaçak güreşmenin ortalık malı edildiği bir çerçevede, kaçakçılık mıdır dünyanın en büyük suçu ve cezası katliam! mıdır en kestirme yollu sonucu. Bu kadar utanç verici olanın üzerine daha ne kadar ahkam kesilesidir, bol kepçeden acı paylaşılıyormuş görünümüyle beraber diş bileme trajedisidir sürecek olan, sürekliliği sağlanacak olan. Daha ne kadar acıda kardeşliğimiz baki kıldırılacaktır. Ne kadar. Söylemi, yazımı böylesine ağır şeyleri pattadanak çözüveren şimdinin fikir önderlerinin! birlik ve beraberlik savuşunu gerçekleştirenlerinin anlamazdan geldikleri karanlığın kapsayışının, bu kara deliğin bir gün onları da içine çekeceğidir, nefessiz kıldıracağıdır. Burası dosdoğru kesin ve net olandır. Sorgulamaları bir kenara bırakarak ciddi ciddi soru sormanın da vakti gelmemiş varsayarak, resmin parçalarını birbirinden uzaklaştırarak meramı daha ne kadar saklayacaklardır. Saklanacak meram ile çözümsüzlüğü dayatarak, damıtarak ve turşusunu kurarak daha ne kadar elleri kanlı kalmayı hala kalmışsa taşıdıkları vicdan kırıntılarına, kalplerine geçirebileceklerdir daha ne kadar! nereye kadar! Gözle görülür, ruhla hissedilir, bilinçle fark edilebilir, vicdanla değerlendirilebilir olanın toptan, tek seferde, tek bir hamleyle etiketleme, yaftalama gayretkeşliğinin has müsebbibi olarak atfedilebilir "toplum mühendisliği" tanımı, bunca olağandışılığın son tahlilde normal olarak sayılıp, değerlendirilme gayretinin demirbaşı, müesses nizamın daimi yoklaması içerisinde, eksiksiz her daim görünür kılınandır. Duyumsatılandır.

Dönüşümlerin bile yukarıdan aşağıya empoze edildiği bu coğrafyada, ilintilenen, iliştirilen gündelikliğin bir şekilde sınırlarından içeriye duhul ettirilenler bu çerçevenin, yapının emprovize bir kurgu bütünlüğü ile değil basbayağı hesaplı kitaplı örneklerin devamlılığı üzerinden şekil kazandırılmış olgulardan mürekkep olduğunu belirginleştirecektir. Kazın ayağı, işin aslı her öyle değil diye isyana durduğunuz anlarda, sözünüzü, doğrunuzu savunamaz kıldırmaktadır. İşte bu "mühendislik" olgusunun başa musallat ettiği. İşin o kısmını bir şekilde berhava ettiğinizde ise, durmak yok yola devam şıkkını tercih ettiğinizde, bu seferinde de yapmaya gayretkeş olduklarınız her ne olursa olsun, kırmızı çizgilerle sabitlenmiş alanın bizahati üstünde olduğunuzu hissettiren vurgulamalar, alıkoyuşların bahsi açılır, hayata geçirilir. Bu ağır şartlara rağmen sözünü savunmayı sürdürebilenleri bekleyen esas fecaatler ise bundan sonra devreye girer. Aleni ayrıştırma, bilindik, işitildik sözcüklerle yaftalama, mutlak ötekileştirme sürecinin ek kitabında yerini edinmiş hamlelerle donatılmış çile süreci, esaret dönemi başlar. Başlatılan adıyla sanıyla, dikta rejiminin tıpkısı, bir örneğinde biçimlendirilmiş olan baskıcılığın en azami boyuta yükseltilip hayatın dar edilmesidir. Mübalağasız değineceğimiz şeyin payandası karanlıkla beraber, kararlılıkla sürdürülmesi, toplumun nefesinin ve iflahının da aynı anda kesilmesidir anlayana!...

Çözümlenebilir, tüm olumlu yaklaşım gayretinin bir anda topluca sekteye uğratılmasıdır. Hem zaten bu kadar toz pembeliğin ortasında ne gerek vardır ki bunca ince eleyip sık düşünmeye, daha adil bir ülke için taşın altına elini koymaya değil mi? Yerseniz! Boşluğun ortasında yaşamıyoruz. Bildiğiniz sathın, bilmediğimiz pek çok yüzeyinde henüz adlandırılamamış, adlandırılsa bile toplum mühendisliğinin getirilerinden birisi olan devlete toz kondurmama, yapılmışsa vardır bir bilindiklik, hinlik savuşturma ve savunmalarının diri tutulduğu iş bu güncellikte yüzleşebilmek tanımının içeriğinin boşaltılarak değil hakkaniyete ulaşmak için çabalanarak sözkonusu edilebilir. Ötesi kendi dört duvarımızda, kulaktan kulağa işittirilenlerin, yad edilenin, elem ve kederlenişin tekdüze pare pare tekrarıdır. Kendi kendimize. Duyurabildiğimizi sandığımızın da tın tın boş teneke bir kuru gürültü içerisinde, kapsayıştan uzak önce onlar başlattı yollu savunma mekanizmalarını harekete geçiren, işitilir kılan, bugün ait olduğunuzu varsaydığınız bu topraklarda halen eloğlu olarak bellendiğinizi (en azından birilerinin gözünde) ortaya dökümleyen bir sonuca ulaştırır. Sonuç diye bula bula bu kadarcık bir meramsal alanda kuru kuruya özürler kalır. Her hamlenin ardından bitiveren tahakkümler, dayatımlar sorgulamalar iş bu her an her şey olabilir yurdunda bir sonraki karşılaşmaya kadar müdahilliğin sahasını, nasır tutmuşluğunu, anlamama gayretlerini  perçinler bir kere daha.

Bir kere daha akla ziyanın olağanlaştırılması, sürek avı devam ederken süreç içerisinde, ilanen tebliğ olunan dışlayışın duyumsatılması mümkünatlar dahiline eklentilenir. Biteviye! Bir kere daha üniforma vesayetçiliğinin başka bir yüzünün bugün yeniden hayata geçirildiğini, baki kalanın hep acılar olduğunun bunun da bizleri anlı şanlı ileri demokrasi ekseninde, dillendirilişinde esasen yolun neresinde kaldığımızı idrak ettiren,  neler oldurulup bittiğinin net yanıtlarını sununmlandırır. Şafak sükün ederken dört bir yan hala simsiyah, hala kapkaranlık!. Yaşam hakkının elden alınabilirliğini, hem de kolaylıkla bütün bu olan bitenin üstünün örtülebileceğini sananlar tarafından uygulanan her olumsuz fiiliyatın, eylemin net bir adı vardur literatürde; kırım. Masumiyet karinesini linç eden, düşünce özgürlüğüne ket vuran adaleti kaf dağının ardına saklayan, emek mücadelesini manasızlaştırmaya girişenlerin, ellerinin tam altında tuttukları fiziki veya ruhsal bir biçimde devreye soktukları tahakkümlerin adıdır; kırım. Tahakkümlerinin dozunu bir kaç kademe birden yükselttikçe, coştukça daha fazlasını, şirazesinden çıkan muktedir-erkin payandalığında sunageldiği şiddet sarmalı, öç ilanı, kan emiciliği vs. bütün bunları birbiriyle iliştirdiğinizde ortaya çıkan meram bütünü daimi ötekisine karşı mutlak üstünlüğü sağlayacak yegane şey olan ölümle yolun buluşturulmasıdır, kesiştirilmesidir. En doğal hak olan yaşam hakkının göstere göstere ihlal edilebilmesidir.

Filiyatta halkı olan ama tek bir tane sorununda bile istisnasız onlarca problem ekleyerek esas sorunun ne olduğunu unutturmaya gayret eden, önemsemeyenlerin belleklerinde yer edinmiş olan önyargılarına teslimiyetlerini açık eden bir görünüm hasıl olur. Neresinden nasıl bir cümle kurasınız, bile isteye göstere göstere insan kıyımının, salt kaçakçılık üzerinden bir haklılık payına ulaştırma çabalanımın karşısında, yitirilen 35 can ve daha nicelerinin başlarına getirilenlere karşı. Neresinden başlayıp nasıl anlamlı bir cümle kurasınız, öldürülen katli vaciptir diye buyurulanların "sivil" olmalarının olayın vehametini bir kaç perde daha üste taşıdığını bilindik şeylerin nasıl bilinmezliğe getirilerek ölüm sessizliğinin borazancıbaşısı şahin idris'inden, bir güzel şeyler olacak simsarcısı olark atalay'ına, haklarını tanzim edeceğizlerle sahne alarak buyuran barrınç'ından kucaklamadan kapsamadan beis açıp duran başvekiline kadar ikili tavır, iki yüzlülüklerin karşısında nasıl? Yanyana yaşamanın bir 'zorunluluk' gereği değil içten geldiği için mümkün olduğu yaşam alanlarımızda, böylesi bir tavrın yekten ayrımcılığın sonlandırılabilirliği sözkonusu edilebilir mi? İşitilmez, bilinmez, tanımlanamaz olanın başına yağdırılan her bomba, her kör kurşun, hepimizin böğrüne isabet etmekte bir şekilde hayata tutunduğumuz dalları kırmakta, unufak etmekte...tuzlabuz....

Dönüşümü, şefaatte yoksun her bireyini ileride hain, terörist, bölücü, nifak tohumu ekicisi kalıplarıyla anma ve ilintileme çabası düşündürücü değil midir? Bu kadar kolay mıdır insanın üzerini çizebilmek. Yargılar ve yaftalar biteviye aynı söz yığıntıları ile beraberce en sağduyulu görünenlerinin ama ve fakatlarla geri dönebilmesi karşısındakine bu toplum mühendisliği çatısı altında yapılan edilenlerin nasıl sonuçlar doğurduğunu ortaya çıkartacaktır. O toplum mühendisliği çatısı altında saklı tutulan, ırkçılığın, tahammülsüzlüğün, hepimiz eşitiz ama biz çok daha eşitiz, çünkü muktediriz!! diye buyuranların yapageldikleri, basınıyla, bakanıyla ama göremeyeniyle ilintilediği, ortaya döktüğü, hak tanzim edemeyen, vaktinde adaleti sağlayamayan kurumlarının topyekün perçinlediği bu ülkede demokrasi dediğimiz olgunun handiyse toptan kepenkleri indirmesidir. Yaşatmayan....tek kelimeyle soluksuzluğu daim kılan...öldürmeyi müspet sayan....düşünmeye başlamanın vakti gelmedi mi?...

sonsöz..."halkını tüketen devletlerin kendileri de tükenir" - Platon   

>>>>>Bildirgeç
Devlet Gibi Irkçı, Hükümet Gibi Militarist - Ragıp DURAN*

Türk egemen medyası, siyasi iktidarla ilişkisi ne olursa olsun, özellikle Kürt meselesine ilişkin bir olay meydana gelince, ırkçı, militarist, tahrifatçı, kör kimliğini bir refleks olarak hemen gösteriyor.

Uludere katliamı hakkında yazılacak, tartışılacak çok şey var . Bu konuların önemli bir kısmı son 2 gün içinde sosyal medyada (ki giderek ‘yurttaş  medyası’ sıfatını hak etmeye başladı) yer aldı. Bir başka açıdan bakıldığında ise, yazılacak/ deşilecek çok fazla bir şey yok diyebiliyoruz. Çünkü katliamın her boyutu o kadar açık ve net ki…

29 ve 30 Aralık günleri medyanın hâki  ya da yeşil renkli apoletli  organlarını, özellikle de televizyon kanallarını ve internet sitelerini izlediğimizde ortaya çıkan manzaradan bazı tespitler:
·       
     * Genel Kurmay açıklama yapıncaya kadar haberi vermemek, bu medyanın olgular temelinde değil  siyasi hiyerarşi temelinde hareket ettiğini gösteriyor. Apoletli medya, emir-komuta zinciriyle yayın yapıyordu, yapıyor, yaptı.
·       
     * Gazetecilik kafanın, varsa gönlünün ve bilincinin içindekini söze, yazıya, resme dökmek olmadığına göre, olaydan  24 saatten fazla geçmesine rağmen egemen medya, olayı izleyip aktarmak ve takip etmek için hiçbir muhabirlik/istihbarat  faaliyeti göstermediğine göre, baştan bu kara lekeyi unutturmak, mümkünse yok saymak için şimdiden kolları sıvamış durumda.
·       
     * Katliamın çeşitli unsurları ortaya çıktıktan, hatta Hüseyin Çelik’in yarım ağızla da olsa ‘operasyon hatası’nı itiraf ettikten sonra bile, yandaş medyanın ‘Hava kuvvetlerini MİT yanılttı’ ya da ‘Gediktepe sendromu’ gibi yaklaşımları benimsemesi, yani katliamı mazur göstermeye çalışması, Kürt düşmanlığının, iktidar bağımlılığının en bariz örnekleri.
·       
     * Medyanın, askeriyeden özellikle de siyasi iktidarın sözcülerinden demeç-görüş alması gerekirken, tek açıklamayı, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in ne sıfatla ve neden   yaptığını bile sorgulamadı. Üstelik, Çelik, ‘Son sözü idari ve adli soruşturmadan sonra söylemek gerekir’ demesine rağmen, olayın kasdi olmadığını, 33 Kurşun hadisesine benzetilmemesi gerektiğini söyledi. Neden ki?  Hani  adli ve idari soruşturma bitmeden kesin yargıya varılmayacaktı…Ya bu soruşturma sonucunda (çıkmaz ya) olayın  planlı ve kasıtlı olarak organize  edildiği ortaya çıkarsa?
·       
     * Arkaplan bilgi (Background information), bir haberi zaman ve mekan boyutunda konumlandırmak açısından en önemli bilgi demeti. Bizim egemen medyada bu konuda tek satır yok.  Oysa ki mesela CHP Dersim milletvekili Hüseyin Aygün, 90’lı yıllarda bu tür çok sayıda operasyon yapılmış olduğunu hatırlatıp bunların teşhir edilmediğini/deşilmediğini  açıkladı. Arşivler bu konuda yeteri kadar zengin. TSK ilk kez, kendi deyişiyle ‘operasyon hatası’ yapmıyor ki    
·      
     * Türk egemen medyasının şiddet konusunda, eskiden beri, tek yanlı bir şekilde TSK şiddetini överken, sadece  karşı şiddete karşı çıkma iki yüzlülüğü bir kez daha iflas etti.

Her şeyden önemlisi, Uludere katliamının Türk egemen medyası tarafından izlenip aktarılma yöntem/biçim/yaklaşımını, mesela  Bingöl’de 33 askerin vurularak öldürülmesi ya da iki ay önce PKK’nin Çukurca saldırıları ile kıyasladığımızda, bu medyanın açıkça ırkçı ve militarist bir kimlik taşıdığını bir kez daha gördük.

Öldürülenler Türk askerleri ya da siviller olduğunda, egemen medya Kürt düşmanlığı yaparak olayı en geniş boyutlarıyla işliyor, muhabirler hatta  anchorman’ler olay yerine gönderiliyor, aynı cepheden görüşler alınıyor, onlarca yorum yazısı çıkıyor, onlarca fotograf yayınlanıyor, hükümet ve devlet yetkilileri demeç üstüne demeç veriyor ve konu medyanın neredeyse tek konusu olarak sayfa ve ekranları tıka basa kaplıyor. Propaganda bombardımanı bütün hızı ve gücüyle devreye giriyor.

Öldürülenler sivil Kürtler olduğunda ise, medya, olayı önce sessizlikle geçiştirmeye çalışılıyor, sonra mecburen Genel Kurmay’ın bildirisini yayınlıyor, ardından da olayın gerçek boyutlarını tahrif etmek ve önemini küçümsemek için elinden geleni yapıyor. Bu katliamı kınayan haklı protestolara karşı çıkıyor. Egemen medyanın Uludere katliamına verdiği yer ise neredeyse sıradan bir olaya verilen yer kadar. Çünkü olay devleti, AKP’yi, Kürt karşıtlarını zor sokan bir olay. İşin insani yanına şimdilik hiç girmiyorum.

Egemen medyanın eskiden bir panzehiri vardı: Yabancı medya. Şimdi bir engeli daha var:Sosyal medya. Böylesine büyük ve vahim boyutta bir olayı gizlemek hatta küçümsemek artık mümkün değil. 

Sizin, sanatçıyı akademisyeni, şairi bile terörist olarak gören bir İç  İşleri  bakanınız varsa, (Şimdi neden sustu?), sizin ‘Kürt kardeşlerim’ diye nutuk atan bir Başbakanınız varsa, sizin ‘Genel Kurmay siyasi iradenin emrindedir’ diyen bir Genel Kurmay Başkanınız varsa ve Uludere  katliamı gerçekleştiğinde ağızlarını bıçak açmamışsa, bu suskunluk bile tek başına suçluluğun tezahürü olsa gerek…

Bu arada ‘Yetmez ama Evet’ diyenleri, yandaş medyanın AKP hayranı kalemlerini burada bir kez daha saygı ve sevgiyle analım…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya tekrarından ibaret değildir, hemen hiç de öyle olmamıştır. Ragıp DURAN'ın "Devlet Kadar Irkçı, Hükümet Gibi Militarist" başlıklı makalesi bu sathın içerisinde iliştirmeye çalıştıklarımızın devamlılığında okunabilecek önemli bir meramdır. Yorum, gereksinim duyulan kelam, anlaşılmasına çabalanan; salt belirli bir ideolojik yansı tarafgirliği değil bütün bu yurdun, çatının altında yaşayan herkesin eşitliğini savunabilmekten geçtiğini bir kere daha belirginleştiren bir makaledir. Yazarın anlayışına binaen sayfalarımıza alıntılıyoruz....

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #375 (14.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #376 (21.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #377 (28.11.2011)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
Devlet Gibi Irkçı, Hükümet Gibi Militarist - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
2011: Kürt Sorununda McCarthy Dönemi - Sıtkı GÜNGÖR - Etkin Haber Ajansı
Üçüncü Hâlin Yalancıları - Hakan TUNÇ - Jiyan
Yedi Ayrı Paragraf - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
Mutlu Yıllar Türkiye - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Turkish Air Strikes Kill Dozens Of Villagers Near Iraq Border - Peter BEAUMONT - The Guardian
Qileban Katliamı İkinci Muğlalı Olayı! - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Terör Şiir, Resim, Makale Değil, Savaş Uçaklarınızın Yağdırdığı Bombalardır - Yeşim ERGÜN - Sosyalist Demokrasi
Beddua - Ümit KIVANÇ - Taraf - Düzce Yerel Haber
Uludere Katliamı'nın Siyasal Anlamı ve Olası Sonuçları! - Merdan YANARDAĞ - Sol.org.tr
Dünya Gördü Bizi Boğazladılar! - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
Acıya Sırtını Dönmek …- Özgür ERZİNCAN - Bijwenist
Bombalama Emrini Kim Verdi? - Mehmet ALTAN - Star - Düzce Yerel Haber
Leyla Halid Roboski Katliamı’nı Kınadı - ANF
Haydi Acıyı Paylaşmaya - Akif EMRE - Dünya Bülteni
Nihayet Basıldık - Adil BAYRAM - Yeni Özgür Politika
Oktay Cemaate ‘Dokundu’, Hapse Girdi! - Hişyar Barzan ŞEREFHANOĞLU - ANF
Enteresan Davaların Yılı - Ayça SÖYLEMEZ - BiaMag
Gün Işığına Kavuşma İhtimali - Gözde DEMİREL - Başka
Biji Bratiya Rengan - Serkan AYDIN - Birgün
‘Kimlikler Lütfen!’ - Can DÜNDAR - Milliyet
Ölüye Şefkat - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Şahinler, Az Şahinler ve Yumurtasız Omlet - Aydın ENGİN - T24
Susma 'Sen De Bir Ses Çıkar' - Günay KUBİLAY - Sosyalist Demokrasi
Kimse Kimseyi Affetmeyecek! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Mikrofona Konuş! - Ezgi BAŞARAN - Özgür Gündem
Hepimiz Bir Gün "Terörist" Olabiliriz! - Bianet
Katliam Protestosuna Gazlı Saldırı - Etkin Haber Ajansı
Cnn Türk'te Uludere Katliamı'na Ağır Sansür - Sol.org.tr
Şimdi Değilse Ne Zaman? - Remzi GÜÇLÜ - Atılım
Onuru Küçük, Yalanı Büyük Türkiye - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Sevag'ın Üçüncü Duruşması 29 Mart'ta - Ekin KARACA - Bianet
Yüzleşmek, Ödeşmek, İyileşmek - Oya BAYDAR - T24
1980′in Darbecilerine Müebbet, 2011′in Katillerine İktidar! - Ferda KAÇKIN - Jiyan
AKP’nin Hükmü Geçmez - E. Ahmet TONAK - Özgür Gündem
'Sessizliğin Sesini' Dinle... - Berrin KARAKAŞ - Radikal
Başbakan - Taraf Kavgası - Post Medya
Yeni Yıla Direniş Çadırında Girdiler - Levent TÜZEL Resmi Sitesi
‘İşçiye Çatalla, Milletvekiline Kazanla’ - Etkin Haber Ajansı / Jiyan


Demdike Stare Official Blog "Mean Dog Blues"
Demdike Stare At Myspace
Demdike Stare - Elemental (Parts 1 & 2) By Andy Votel via Plastic Circles 
Perc Official via Twitter
Perc At Soundcloud
Perc “Wicker And Steel” Album Review By Albert FREEMAN via Halcyon
ASC Official
ASC Artist Page via Facebook
ASC Interview via Organic Beats
Alva Noto Official
Alva Noto - Univrs Official Informative via Raster-Noton
Alva Noto - Nova Muzak Series 18.02.2012 İstanbul
Byetone Official At Myspace
Byetone Informative via Raster-Noton
Byetone - Symeta Album Review By Luke TURNER via The Quietus

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Dryad By Yaroslav GERZHEDOVICH
Yaroslav GERZHEDOVICH's Flickr Page 

>>>>>Poemé
Tragedyalar - 3 (Koro) - Edip CANSEVER

Birden bire yapayalnızsanız her yerde
Ve bundan korkuyorsanız
En küçük şeylerden bile. Örneğin birine saati sorsanız
Karşıdan karşıya geçseniz bir caddede
Sesinizi alçaltıp dikkatle bakaraktan çevrenize
Biriyle bir şeyler konuşsanız
Ve her gün kitaplar, dergiler alsanız. Postacı her gün mektup getirse
Sözgelimi bir resmi dairede
Fazlaca oyalansanız
Şöyle bir iki otobüs kaçırsanız üst üste neden olmasın
Kaldı ki, hiçbir şey yapmasanız bile
Tuhaftır
Sanki herkes kuşkuyla bakacaktır yüzünüze.

Ve işte bir lokantaya girdiniz, garsonla çene çaldınız
Şarapla yiyecek bir şeyler söylediniz, hepsi bu kadar
Biraz da güldünüz aklınızdan geçen bir şeye
Ya gülünç bir olaya, ya önemsiz bir söze
Ama az ötede düğmeleriyle oynayan
Ve yiyen tırnaklarını bir adam
Duraksız sizi izliyordur belki de.

Ya da bir dernekte üyesiniz, azıcık mutlusunuz
Ya da küçük bir memur bir banka servisinde
Durmadan suçlusunuz
Durmadan suçlusunuz
Durmadan suçlusunuz ve artık kendinizi
Gücünüz yok ödemeye.

Giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık
Yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine
Ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi
Gücünüz yetse de azıcık bağırsanız
Bir yankı : durmadan yalnızsınız
Durmadan yalnızsınız.

Kaynakça: E-Sehir
Kaynakça: Terörist Şiirler - Can DÜNDAR - Milliyet

No comments: