Sunday, January 29, 2012

Deuss Ex Machina # 385 - nad yw'n wylo sydd ddim yn gweld

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_385_--_nad yw'n wylo sydd ddim yn gweld

23 Ocak 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Christina Vantzou-And Instantly Take Effect (Loscil Remix) (Kranky)
>2<-Christina Vantzou-Super Interlude Pt. 1 and Pt. 2 (Robert Lippok Remix) (Kranky)
>3<-Robert Lippok-Whitesuperstructure (Raster-Noton)
>4<-Robert Lippok-Inphase (Raster-Noton)
>5<-Vladislav Delay-Vantaa (Raster-Noton)
>6<-Vladislav Delay-Levite (Raster-Noton)
>7<-As If-Strange Face (U-Cover CDr Limited)
>8<-As If-Walking The City (U-Cover CDr Limited)
>9<-Juk Juk-Frozen (Text Records)
>10<-Juk Juk-Winter Turns Spring (Text Records)

                         nad yw'n wylo sydd ddim yn gweld
                                               (385)

Bir örnekleştirildikçe, aynı bağın içerisinde birbirinden pek de farklı olmayan dönüşümlere tabii tutuldukça işitmek mecburiyetinde kaldıklarımız bir masalın çatısı altında duyabileceklerimizden çok daha derinlikli bir hayal gücünün yansısını barındırmaktadır. Yansıtılmakta olan belagatli söz erimlerinin, birbirlerinden hemen sonra devreye giren sahnelemelerin ortak payandalığında anlatılan masalların içerisine nakşettirilmiş, bir olağan yapı haline dönüştürülmüş kurgu, düşünceleri beraberinde taşımaktadır. Tahayyül edilenin beklentiler arasına dahil edilenlerin hemen kıyısında nasıl da müdanasız bir saf tutuşun, saf belirlemenin alenen belirginleştirildiğini dökümleyen, teşvik eden örnekler ihtiva etmektedir. Gün ilerliyor ama güncelliğe dahil edilenlerin handiyse yüzde doksan dokuz nokta dokuzluk kısmında bitmek tükenmek nedir bilmeyen bir ötekileştirme seferberliğinin bir diğer yansısı sözkonusu ediliyor. Sözler sarf ediliyor, bilinçten ortaya başka başka kelamlar öteleniyor, arsızca olan bitenin üzerinde per per tepiniliyor gelgelelim neticeye bir türlü varılamıyor. Neticede anlamlandırılmak için çabalanılanların değil başkaca şeylerin ön plana getirilmeye çalışıldığı bildiğiniz keskin fasit dairelerle yüzleşiliyor. Yüzleşme aksinde, şiddetin başka vurgularına; meyil ettirici örnekleyişler sergileniyor.

Cümbür cemaat vurgulamaların tonu hiddetin derecelerinde üst noktaları yakalayadururken bir yandan da değişimin kapımızı yoklayabildiğinden dem vuruluyor. Değişim makule varabilmek için elzem olan bir olgu olmaktayken iş bu satıhda her bir yeni dönemeç, her yeni teşebbüs, her yeni hamle sanki yıllar öncesinde olmamış gibi geçmişin bir örnek tekrarlaştırılmasından "zerre miskal" bir sıkıntı duyulmadan tekrar edilmesi olarak algılanıyor. Devrikleştirilip, anlamından kopartılan her hakikat bir masal ambalajının altında peyderpey canhıraş bir biçimde paramparça ediliyor. Yok o konular yok yok bu konular değil sadece genelin, ahvalin gözünün önünde sergilenenlerin hemen tümünde geçerli olan bir önerme halini alıyor. Aynı cümle kalıpları içerisinde sanki bir arpa boyu yol alabilmişiz, dünyanın tüm sorunlarını çözebilmişiz gibi tozpembelikten değil de asıl utançtan kızarması gereken bu cenahın mabadında her şeyin alelade olduğunu paylaşmamız beklentileniyor. "Olağanlık" devamlılığını sürdürürken sürünün ortasında, bu yaşamakta olduğumuz satıhda kendiliğimizden etmişiz, eylemişiz gibi bütün bütün bu utançları sırtlanmamız bekleniyor. Onların görüp bizim göremediğimiz tozpembe durumlar her neredeyse bunun tersinin olduğunu kantılamak istediğimizde giderek daraltılan bir kulvara doğru yönlendiriliyoruz.

Nefesinin, iflahının, sesinin ve sözünün kesilmesi için çaba sarf edilen tüm 'ötekileştirilenler' gibi bu masallara artık ciddi ciddi karnımız tok diyenlere sonu ya mahkeme kapıları ya mahpusluk, ya biber gazı ya olağanlaştırılmış operasyonlar silsilesi içerisinde bir tecrit uygulamasının devreye sokulduğu güncellik hepimiz için bir hakikat haline dönüştürülüyor. Masal dediklerinin bir kabus haline dönüşümüne şahitlik etmemiz sağlanıyor. İkrar etmeye çalıştığımız, yinelemek zorunluluğunu hissettiğimiz sorunların kantarında yapılan, edilenin hepitopu bir ağırlık değişiminden, zaman neyi gerektirirse onu yapalım yeter ki bu karşılaşma, yüzleşme olasılıklarını daha da öteleyebilelim bakışımı düşündürücü değil midir, allahınız aşkına!. Utancın vehametini bunca şeyin birdenbire oldurulmadığının hemen her şeyin belirli bir plan çerçevesinde devreye sokulduğunun gerçeklik haline dönüştürüldüğü bu ülkede hangi sözlerin yalan olduğunun, hangi sözlerin alenen haklı bir doğruluğun temsilcisi olduğunu artık fark edemeyecek kadar mı nasırlaştı bazılarımızın yürekleri. Nicedir kıyaslamaktan, öncesine sonrasına takılı kalmaktan doğrunun ta kendisine yapılan edilenin gerçek bir tahribat olduğunun ayırdından bu kadar uzaklaşıldı.

Ne menem bir şeydir ki, olabilirliği konusunda şüpheye düşülen şeylerin hemen tümünde bir bit yeniğinin varlığının koruma altına alındığı görünmektedir. Nasıl ve nicedir yineleyerek sormak lazım gelmektedir. Hakkaniyetli bir çözümleme, taşın altına elini koyma çabasının neresinden bir hinklik söz konusu edilebilir ki bu kadar ağır gıybetlerin değerlendirmelerin, sözleri çarpıtmanın ehven olarak değerlendirilmesi çoktan yükünü alıp ilerletilir. Görünüm paramparça edilmişken, o yapıla edile beter hale dönüştürülmüş mozaiğin gerçekten unutulmaya yüz tutmuş bir masal olduğunu ne unutturabilir veya ne kanıtlayabilir tersinden, çürütmek adına ciddi ciddi meraklardayız. Sekiz sütuna manşet atarken elleri titremeyenlerin, hakkaniyeti, haklılıkları itin bir taraflarına sokup çıkartırken malumun ikrarını, müesses nizamı en az zararla kurtaracak olana meyil ettirilmesinin alt okumalarından da mı bir şeyler çıkartamamaktasınız ey ahali!. Olan bitenleri benzerlerini çokça bildiğimiz bir değerlendirme çıtasının değerlendirme parametrelerinde hacamat edilmesinin hangimize bir faydası olacaktır. Velev ki içimizdeki hainleri ayıklamak! adına bunca teşebbüs ortaya, tıpkı eleştirilerin odağındaki eski vesayetçiliğin onaması olarak yeniden şekillendirilsin nihayetinde sonuç ne olacaktır. Sonumuz ne olacaktır. Bugünlerden daha mı iyisine varılacaktır.

Peyderpey yazıya dökümlenenlerin, fikir olarak sunulanların payadalığını göz önüne getirdiğimizde nefret söyleminin olağanlaştırılması neticesine varılmaktadır. Olağanlaştırıldıkça, imtiyaz sağlandıkça, muhafaza edildikçe bunca fecaat kırılmaların da önü alınmayacak, içinde yaşadığımız kürenin, kanıksanmış fay kırıkları çok daha derinleşecektir. Bugün birbirimizi anlayabilmeye, empati kurmaya tenezzül etmekten bile imtina ettikçe yoklar içerisinde bir noktayı daha birbirine eklemleyeceğiz. Ses uzak... empati uzak... kavrayış uzak... uzlaşı uzak... anlayabilmek uzak... adalet uzak... özgürlük uzak... emek uzak... barış uzak... Uzakların bolluğu içerisinde bina edilen yepyeni bin bir tuzak... Kelama sıra ne zaman gelecektir. Kelamın varlığını, bütün bu perdeleme gayretkeşliği içerisinde yankısını sertleştirildikçe, kıvamı daha fazla ayrışıma teşvik ettirildiği müddetçe günümüz daha aydınlık olmayacaktır. Geleceğimiz daha da güzel.. Yineliyoruz yinelemekten kaçınmıyoruz bugünlerde geldiğimiz, içinde kendimizi bulduğumuz ahvalin halinin de uzun ince bir yolda giderek daha fazla sessizleştirilen bir cenah olduğunun kanıtlanmasıdır. Kanıtlanabilirliğidir. Duyumsatılmaktansa hakir görülerek, servis edilen yalancı dolmalarla donatılarak naklettirilenlerin gümbürtüsü altında, esasa sıranın getirilmediği, her daim muktedir-erkin bildiğini okumasının mümkünatı için başka şeylerin arşınlatıldığı bir güncellik bir masal değildir olsa olsa bildiğimiz kabusun bitmeyen bir başka sekansıdır.

İçimiz, dışımız, dört bir yanımız bunca acının, elemin yükünün altında kalmış, artık nefessiz kıldırabilecek tüm diğer bileşenlerin varlıklarının kantılanması için çaba sarf eden diğer etmenlerin beraberliğinde ortalığa çıkan resim simsiyahtır. Kapkaranlık. Çürümenin başkaca evrelerinde değil bizahati merkezine konumlandırıldığımızın içten içte, gizlisi saklısı olmaksızın malumun ilamıdır. Dile yasak, düşünceye yasak, adalet talebine yasak, müdanasız tüm muhalifliğe yasak biçmek çürümenin medeniyet eşiğinde lig atlıyoruz diye dolaşanların zihinleri ile beraber nereye doğru meyil ettiğimizi ortalığa sermektedir. Sorgulamak için amalara, fakatlara sığınmayacak olan binlerin gözünde çoğunluğun azınlığı olanlara... Zaman mevhumu ilerlerken olanca ivedilikliğiyle, iş bu mabadın çatısı altında oluşan kayıtsızlıklarla, biteviye lafazanlıkların açmış olduğu yeni yaralarla, bir değil iki değil sayısı çoktandır unutturulmuş kabahatlerin günden güne artan, ağırlaşan, ağıtlaşan yüküyle çürüyoruz. İçten dışa, dıştan içe. Kalakaldığımız noktalarda moderliğin talimatlarına da uygun düşen şekillerde birbirlerinden pek de farklı olmayan rutinlerde, dört duvar, dört kesidin ortalık yerinde, orta yerinde vademizin dolmasını bekleyeduruyoruz. Vademizi doldururken kendiliğinden oluşan çürümenin, çürük kokusunun kesifliğini bin bir türlü hamleyle gizleme gayreti ile beraber içinde bulunduğumuz alana sabitleniyoruz, tek bir gık, tek bir itirazı dile getiremeden, böylesi bir teşebbüse girişmeden nihayetinde tükeniyoruz.

Resim bambaşka hakikatleri görünür kıldırsa da, göze görünen köyün kılavuz istemezliğini onaylasa da, şartlanmışlıklar, dayatımlar, ikilemler arasında esasen vuslattan çok kıyametin bizleri beklediğini bilerek, belleyerek tepkimelerden uzak kalıyoruz. Nobran vurgu beynelminel atfedişlerin, havası çoktandır kaçmış ucu sipsivri yaftalamaların, bir örnekleşen dayatımların birlikteliğinde her gün aynı pilavı kaşıklıyoruz. Sözümona nefsimizi köreltmek, vicdanlarımızı rahatlatmak adına buyur edildiğimiz kurtlar sofrasında geçmişimizi unutup, geleceğimizin bilinmezliğine doğru yol alıyoruz. Yol aldırılıyoruz. Beyhude olarak değerlendirilmesi sözkonusu iken çoğunluk dediğimizin, bu ahvalin uyaranlara karşı kayıtsızlığı, oluru teklemeden bu girdaba eklemleyebilmesi düşündürücüdür. Oturduğumuz sofrada öteki olduğumuzun resmedilmesi, illa ki bir şeylere bağlantılandırılması şıppadanak sağlanırken üstelik. Erkin hitabetinin, tonlayışının durmaksızın dozunun giderek kabalaştığı, açık açık falizmi yücelttiği bu cenahta bilemediklerimiz, belletilmediklerimiz, unutmaya mecbur kılındıklarımız çürümemizi henüz bu yaşamı sürdürürken sağlıyor, sağlamlaştırıyor. Çürüdükçe, keskinleşen algıların tarafgirlik mücadelesine, kartlarınızı görelim beyler vurgusunda, hakkın hukuğun toprağına rahmetler yağdırılıyor muktedir, iktidar, erk kutsiyetinde. Kutsal kırmızı çizgilerinde.

Sorgulamanın yerini biat, adaletin yerini tahakküm, anlamanın yerini yoksayış kapsamaya, tasfiyeleri bu doğrultuda gerçekçil kılmayı sürdürdükçe zevat sayesinde de ayrısız gayrsız, cümbür cemaat ipimiz çekilecektir. Her gün hayatla bağlantımız kopartılacak, rutin bellediğimizin içerisinde kaybolacağız, kayıp gideceğiz. Zayii hanesine eklenecek nicelerinden bir diğeri olarak. Örtüşen kesitler, parçalarına ayrıştırılmış hakikatleri okuyabilmeyi mümkün kılsa da bu derin sessizlik çürümenin kat ettiği yolu cismanileştirmeyi, somutlaştırmayı başarır. Bunca tersliğe rağmen sürüden ıramanın uzaklaşmanın yakınına bile ayamayanların, dün ona buna yapılanların yarın bana sana yapılmayacağının belirli bir garantisi sözkonusu bile edilmemişken nedir bu sessizlik, derinleştirilen ayrılık, ayrışımların bütün bütün sarmalına dayanılmaz, karşı koyulmaz çekim gücü diye sorulasıdır. Kapsayanın karanlığının dört bucağın her yanında beher an teferruatlı ama nizamlı bir dakiklikle hemhal ettirdiği çürümeyi olağan kılmak, olur adletmektir. Görene! Çürüyüp gidenin sadece dünyevi bedenlerden ibaret olmadığı, bugünlere kadar ulaşabilmemizi sağlayan insan olma disturu dahilinde yapılandırılanların hemen tümünü kapsadığı ortada, afakidir.

Yorumlanan, sahnelenen, sunumlandırılan bütünlüklü resim göz önüne yalnız bir kez dahi getirilebilindiğinde amasız, fakatsız bu betimleyiş meydana çıkacaktır. Haklı çıkartacaktır kendisini. Bir kurmaca halinin sacayaklarını, detaylarını dökümlemiyoruz biteviye çağrıştırılan, günceyi donatanın kendisinin, aslının astarının ne menem olduğunun idrakına çabalanıyoruz. Kayboluyoruz silinip giderken ardımızda akpak bir sayfadan çok daha lekeli, elem yüklü gamla donanmış, işitmesini bilmeden, tahammül göstermeden yargılamaların yolunun açık tutulduğu, her muhalif hamlesine musallat olan, tebelleş olup sonu bir gelmeyen baskının dayatıldığı, sürdürüldüğü, çok zamandır nefesi kesilmiş, kestirilmiş bir satıh tanımlandırılıyor. Kayboluyoruz, silinip giderken hangi faşizan söylemin ehveni şerri tanımlandırıp seslendirebileceği oyununda layığımızla bir kere daha buluşturuluyoruz. Canın bir bedelinin olabilirliğinin, yüzleşmeler nam hareketlenmelerin, kalkışmaların içeriği kof, biçimi zaman öldürücü, haticeyi bir kenara terk edip neticeye, yanı sona ve sonuca odaklanmak istediğinizde bildiğiniz havanda su dövmenin bir başka mana yüklü tevatürünü simgeleştirildiğini görüyoruz. Utanıyoruz. Üzerinden yaklaşık bir ay geçmiş olmasına karşın roboski katliamı sırasında göz göre göre yitirtilen 34 canla ilgili bangır bangır tebliğ edilen bir tazminat ödeyişinin ilanından başka elle tutulur akla yatar herhangi bir soruşturma, nihayetinde gerçeği ortaya, müsebbipleri ilan etme çabasının sözkonusu edilmemesi, soruşturmanın gizlenmesi vs. karşısında unutuşların acı yüzüyle buluşuyoruz.

Eskiyi tarihçilere terk etmenin zaruriyetinden dem vuranların bugün herkesin gözleri önünde yapılan, gerçekleştirilen kıyımlara karşı nasıl da müesses nizam tasdikçiliği, takipçiliğini devam ettirebildiklerini, içimizdeki hainler, sırtımızdan bıçaklayanlar ve ötesi nefret söyleminin vurgulamalarını tekrar ededurdukları durabildikleri bu cenah enikonu sorgulanasıdır. Sorgulanması gerekli olan dünün tozlu raflarına terk ettirilip, bilinç dışına ötelenen şeylerin bugün yeniden birer hakikat olarak canlandırılmasıdır. O rafları dolduran bunca fecaatin, kıyım ve daha nicesinin hesabına giriştiklerini duyuranların günümüzde yapıp ettikleriyle sözümona boşalan raflara, yüzleşilen geçmişe yeni halkalar ekledikleri, dosyalar açtıklarının farkındalılığına varabilmektir elzem olan. Hassasiyetlerin millisinde, milli kümesinde en dokunaklı vecizleri kurup, bütünleştirirken mozaiğin birer parçası, asli unsuru olanlara (en azından kendini bunca az şeyle avutanlara) reva görülen şeyler demokrasi ile yönetildiği varsayılan bir ülkede, bu olgunun işlevselliğinin ne kadar vehamet içerisinde bırakıldığını anlaşılır kılacaktır. Çürüdükçe yapı, dört yanımızda yapılan edilen yamalar gerçeği , gerçekliğin perdelenmesini mümkün kılıyor kısa süreliğine peki ya ötesi, ya gelecek sorusu hiç düşünülmeden adımlamalar, eklemeler, çıkartmalar, açılımlar gerçekleştiriliyor! yerseniz!

Vurgulamaya çalıştığımız cerahatin, şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler kıssasının belirginleştirilmesidir. Söylemlerin yağır bağlatılan vicdanlarda bir ötekisi olarak tanımlandırılanların içimizden bir diğerinin olabileceğinin hakiki ve kuşku taşımaz gerçekliğidir. Durup döndükçe aynı cerahat içerisinde bu karanlık perdelemelerin kapsayışının devamlılığı, daimiliği muhafaza edilecektir. En azından güne yansıyanların toplamı bunu gösteriyor Yarına ulaşabilmek yok saymayı, mahzur görmeyi, tüm hakir görüşü oldu bittilere getirip olağanlaştırarak sözkonusu edilemez. Kalakaldığımızın zamanın bu merhalesinde belki en yıpratıcı olan ise yaşatılanların, yapılanların karşısında laf olsun diyerek değil gerçekten sesi yükseltebilmenin gerekliliğinin defaatle hatırlatılması gereken bir olgu olduğu sonucudur. Sesi kıyasıya birbirimizi bastırabilmek adına değil dertlerimizi, sahiplendiğimiz acı yüklenişlerimizi, makus kederlerimizi, her türlü sonucunda ötekileştirilmemizin nedenlerinin altında yatanları v daha nicelerini anlaşılır kılabilmek, muktedirin izole etmeye gayretkeş olduklarının aslında en öncelikli sorunlarımız olduğunu ve varlığını hala sürdürdüğünü anlamlandırabilmek adına gerekli olanın tam karşılığı olduğunu ilan edebilmek için lazımgelendir..

>>>>>Bildirgeç
Sarılmak - Karin KARAKAŞLI*

Dört yanımızdan yalanlarla sardılar sarmaladılar bizi. Tam beş yıldır böyle bu. En sonunda iki kişi verdiler elimize. Bununla yetinin dediler. İki, yeterli çoğunluktur. Hrant Dink’in öldürülmesinde azmettirici olduğu iddiasıyla yargılanan ve son duruşmada beraat eden Erhan Tuncel, daha o günün gecesinde tutuklu bulunduğu Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nden tahliye edildi. Adaletin böyle şaşmaz bir dakikliği var. Hiç geç kalmaz bazılarına.
Ortada zaten silahlı terör örgütü olmadığına göre onun yöneticisi ve üyeleri de yok. Beş yıldır cinayette doğrudan pay sahibi kurum ve kişilerin hukukun kapsama alanı dışında bırakılışının bir numaralı tanığı ve mağduru avukat Fethiye Çetin, beş yıla sığan ama onu kerelerce aşan tarihimizi yüzümüze haykırdı: “Bu devletin katil, halkını bombalayan, imhacı, suikastçı, katliamcı, kundakçı gibi sıfatlarla yanyana anılmasından ve bu sıfatlarla birlikte telaffuz edilmesinden çok rahatsız olanlar, devleti bu sıfatlardan arındırmak için hiçbir çaba sarf etmediler, ellerindeki fırsatı da ellerinin tersiyle ittiler. Kanlı ve acılı tarih ve bu tarihi yaratan gelenek de yüzleşmek, arınmak ve böylece yeni cinayetlere bir daha asla diyebilmek ve yüzleşebilmek için bu dava eşsiz bir fırsattı ama onlar bu fırsatı kullanmadılar ve kullanmak da istemediler.”
19 sanık ve milyonlarca tanıklı davada, cinayete azmettirici suçlamasıyla yegâne müebbet hapis cezasını alan Yasin Hayal’in babası Bahattin Hayal’in açıklamaları, katilleri hazırlayan iklimin müstesna bir temsiliydi: “Benim düşünceme göre Yasin Hayal bir Ogün Samast’tı. Ben bunu defalarca söyledim. Tetikçiydi, kullanılmıştı, piyondu. Tetik çekmeyen tetikçiydi. Yasin Hayal, Trabzon’da olup da İstanbul’da adam öldürülüyorsa bunun ağırlaştırılmış müebbet ile ne alakası var. Yasin Hayal, Öcalan değildir, aynı cezaya çarptırılmıştır. Öcalan kaç kişi öldürmüştür. Sarkozy savcı, Sarkisyan hakim olsaydı bu kadar ceza vermezdi. Başka hiçbir şey demeyeceğim.’’

Bu kaçıncı cinayet?
Hayatını işte bu önyargı ve düşmanlık duvarlarını yıkmaya, Türk ve Ermeni halklarının birbirini tanıması ve anlamasına adayan Hrant Dink, aslında 19 Ocak 2007’de öldürülmedi. Önce Sabiha Gökçen haberi üzerine Genelkurmay tarafından yayımlanan bildiriyle öldürüldü. O bildiri akabinde İstanbul Valiliğinde MİT mensuplarınca tehdit edilirken öldürüldü. Hrant Dink’i, barışmanın yolunu gösteren yazılarından cımbızladıkları, anlamı saptırılmış cümlelerle “Türk düşmanı” ilan ederek öldürdüler. Her yazıya, her söyleşiye nefes tüketir, kendini yeniden ve yeniden izaha mecbur hissederken öldürdüler. Agos’un önünde “Hrant Dink bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir” diye bağırırlarken, bilirkişi raporuna rağmen ısrarla onu mahkûm ederken, o mahkûmiyeti onaylamakta beis görmezken öldürdüler. Kendisi yetmezmiş gibi oğlunu ölümle tehdit ederken ve kimbilir daha ona, bizlere hiç söylemediği neler neler yaşatırken öldürdüler.
Bizler de sadece 19 Ocak’ta ölmedik elbet. Cinayetten iki gün sonra Ogün Samast’ın yakalanışı üzerine İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, cinayetin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısının bulunmadığını, suikastın milliyetçi duygularla düzenlendiğini açıklayıverirken vurulduk ilk. Katil zanlısının Samsun’da yakalandıktan sonra Türk bayraklı poster önünde jandarma ve polislerle birlikte çekilmiş video görüntüleri ortaya çıktığında bir kez daha öldük. Hrant Dink suikastinin planlayıcıları arasında olduğu anlaşılan Erhan Tuncel’in, Hrant Dink’in Yasin Hayal tarafından öldürüleceğini Şubat 2006’da polise bildirdiği, Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nün de durumu Ankara’daki Emniyet Genel Müdürlüğü ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne rapor ettiği belirlendiğinde öldük. Dönemin sorumlu valisi bugün iktidar partisinden milletvekili, İstanbul emniyet müdürü de vali olduğunda artık kaç kere öldüğümüzü unutmuştuk.

Buharlaşan sanıklar
Gerisi çorap söküğü gibi geldi. Zehirli sarmaşık dalları açılan her deliğin üzerini örtmeye girişti. Silinen telefon görüşmeleri, karartılan deliller, gizlenen bilgiler, imha edilen raporlar birbirini izledi. Emniyet görevlileri hakkında soruşturmaya gerek görülmedi. Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Hrant Dink cinayetinde görevi ihmal ettikleri gerekçesiyle Trabzon Emniyet, Trabzon Jandarma ve İstanbul Emniyet’indeki sorumlular hakkında soruşturma başlaması tavsiyesi havada buharlaştı gitti.
Başta Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz olmak üzere Ergenekon sanığı pek çok ismin daha Hrant Dink sağken, mengeneye dönüşen yargı süreci ve linç kampanyalarını hazırladıkları bilinirken, Kafes eylem planı ortaya çıkmışken, bu davanın Ergenekon ile bağlantısı bir türlü kurulamadı.

Ayıptır, zulümdür, günahtır
Son duruşma kararından sonra herkes yine o noktaya koştu. Hrant Dink’i vurdukları kaldırıma. O gün Radikal’deki editörüm Nazan Özcan da oradaydı. Biz birbirimizi yazışma ve telefonlar dışında görmemiştik hiç ama sarıldığımızda birbirimizi bildik. Beş yıl öncesine ışınlandım yine. Sanki hâlâ o ilk 19 Ocak günüdeydik.
Biz birbirimize sarılıyoruz da devlet ne yapıyor? Vatandaşsak bu devlet bizi de kapsıyor mu? İyelik eki kolay kullanılmıyor. Burası benim ülkem de bu devlete benim devletim diyebilir miyim? Demek ister miyim bu haliyle? Cumhurbaşkanım, Başbakanım, Bakanlarım, hükümetim, muhalefetim, meclisim… Şu ‘m’ harfinin yüzü suyu hürmetine bu cinayetin aydınlanmasına dört elle sarılın artık. Yargıtay aşaması cinayete giden süreçteki rolüne inat, bir kez de adalet adına temyiz mekânı olsun. Bunları yapmak şarttır, borçtur, yükümlülüktür. Çünkü bize yaşatılan “ayıptır, zulümdür, günahtır”.
Hepimizi sarıp sarmalayan zehirli sarmaşıkları kesmenin, hele demokrasi kelimesini ağza alabilmenin başka yolu yok. Müdanaasızlığı da onun arkasındaki devasa korkuyu da gördük. Birbirimize sarılmış size bakıyoruz. Ne yapıyorsunuz diye bakıyoruz. Gözünüzü kaçırmayın gözlerimizden.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya tekrarından ibaret değildir, hemen hiç de öyle olmamıştır. Karin KARAKAŞLI'nın Radikal 2'de 22 Ocak tarihinde yayınlanmış olan Sarılmak başlıklı makalesi kıyısından köşesinden değinmeye çabaladıklarımızın devamında okunabilecek bir denemedir. Gerçekten bir şeylerin farkına varabilmek isteyenlerimiz için.. Yazarın ve kurumun anlayışlarına bianen bu metni sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #380 (19.12.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #382 (02.01.2012)
Titreşim / Deuss Ex Machina #383 (09.01.2012)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
Tutuklu Gazete - Sendika.org
Sarılmak - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
Cumhuriyet’in ‘Azınlık Raporu’ - Ayşe HÜR - Düzce Yerel Haber / Taraf
Hrant Dink ve Sol - Bercan AKTAŞ - Agos
Hrant Dink’s Voice - Jenna KRAJESKI - New Yorker
Düşünüyorum Niye... - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
Tarihi Tarihçilere Bırakalım! - Umur TALU - Habertürk
Yılın Irkçısı Seçildi - Emek Dünyası
Akp İktidarında Barış Çok Uzak - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Pandeli, Tom Amca ve Hoşgörülü Riyakârlık - Foti BENLİSOY - SDYeniyol
Bizi Ayıran Irmak - Oya BAYDAR - T24
Kürtlerde Ermeni Olmak - Yalçın ÇAKMAK - Radikal
'Bize O Kemikleri Oraya Gömenler Lazım' - Atılım
Hrant Dink Cinayetinin Ardındaki Hakikat - Mithat SANCAR - Açık Radyo
Dink Davası Savcısı ve Mahkeme Başkanı Hakkında İnceleme - Evrensel
Hüseyin Çelik: "Dink Cinayeti'nde Asıl Hedef Akp" - soL
Parça Tesirli Yumurta - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Roboski Davasını 16 Baro Takip Edecek - ANF
Sabah Roboski'de 'Görevi' Sürdürüyor - Emek Dünyası
Sabah ve Taraf: Psikolojik Savaşta İki Cephe - Veysi SARISÖZEN - Sol Defter
'Silahlarla, Zindanlarla Bu Halkı Susturamazsınız' - İMC TV
Ölülerimizin Kemikleriyle Yüzleşeceksiniz - Sıtkı GÜNGÖR - Atılım
Kürkçü: Erdoğan'ın Hedefi 2014'te Tek Hükümdar Olmak - Sevgi LORD - ANF
Düşünce Özgürlüğünü Mü Savunduk! - Pınar BİLİR - Yeşil Gazete
Resmi Tarihi Sınıfta Bırakan 10 Çürük Tez - Mehmet POLATEL - Nazife KOSUKOĞLU - Agos
Türkiye Ermeni Soykırımını Neden Tanıyamaz? - M. Yusuf SARIGÖZ - Jiyan
Hedef: Ermenistanlı Emekçiler (Mi)?.. - Özgür MÜFTÜOĞLU - Evrensel
Yasa Çıktı; Ermenistanlılar Gönderiliyor - Işıl CİNMEN - Bianet
Ermenistanlıların İşi Artık Daha Zor - Vartan ESTUKYAN - Agos - Nor Zartonk
'Değirmenci Elini Cemevinden Çek' - Etkin Haber Ajansı
Dün Metro Durağında Oturdum Ağladım - Balçiçek İLTER - Habertürk
Nefret Yok Eden Çip Yoksa, Yasa Şart - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Sevag'ın Ölümündeki Sisi Dağıtan Pişmanlık - Bilge ESER - Sabah
Sevag'ın Annesi: Bak Neler Çıktı - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
815 Çocuk Ölmeyebilirdi - Etkin Haber Ajansı
Şefika Etik’i Bir Kez Daha Öldürdünüz! - Mehveş EVİN - Akşam
''Faili Meçhul''e Zamanaşımı Kalksın - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Cumartesi Annelerinin 17 Yıllık Mücadelesi - Sorel DAĞISTANLI - Habertürk
Ne Kötü!.. - Veli BAYRAK - Evrensel
Murathan Mungan, BDP Siyaset Akademisi'nde Ders Verdi - Radikal
Yangın Kuşkusu - Bülent USTA - Birgün
Yeşil Kart 'Kırmızılaşırken' - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
'Kürtlere ve Muhaliflere Yeni Varlık Vergisi' - İMC TV
Zulme Karşı Bir Direniş Anıtı - Etkin Haber Ajansı
Minareye Kılıf Aranıyor - Özgür Gündem
Basın Özgürlüğünde 148. Sıra - Bianet
"Başbakan'ı Anlamakta Zorlanıyoruz" - Orhan ERİNÇ - Bianet
Hepimiz ‘Terörist Gazeteciler’iz! - Hakan TUNÇ - Jiyan
Darbe Rantiyerlerinin Oya Tahvil Gözyaşları - Uğur Selçuk AKALIN - Evrensel
Gülen'in Bozulan İmajı Düzeltme Derdinde Ancak Nafile! - Roj TV
Belge-Berktay Tartışması - Arif ÇELEBİ - Atılım
Türkiye'de Halkın Mutluluğu Artıyormuş! - soL
Salo AKP Cumhuriyeti! - Özgür AMED - Özgür Gündem
Askeri Vesayet Geyiği ve Akp Nereye? - Mustafa ÖCAL - Jiyan
stilizasyon çukuru - kristensenn - kristensenn blog
Medyadaki Ayrımcı Dile İbretlik Bir Örnek - Bülent TOP - Açık Radyo
28-29 Ocak... - Nabi YAĞCI - Düzce Yerel Haber / Taraf
Majörler Çoktan Tükendi, Minör Oluşlara Bakalım - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Kaybedenlerin Belleği - Michel RAGON - Yeşil Gazete
Köklerimizde Müziğe Karşı Bir Mesafe Var - Gökçe Rojda GÖNENÇAY - ANF

Christina Vantzou Official
Christina Vantzou At Soundcloud
Christina Vantzou - N° 1 Remixes Album Review By Nathan THOMAS via Fluid Radio
Robert Lippok Official / Myspace
Robert Lippok Official / Raster-Noton
Robert Lippok - Redsuperstructure Album Review By Themilkman via The Milk Factory
Vladislav Delay Official
Vladislav Delay Official / Raster-Noton
Vladislav Delay - Vantaa Album Review By Rory GIBB via The Quietus
As If Artist Page via Facebook
As If At Soundcloud
As If - At Night Official Informative via U-Cover
Juk Juk Artist Page via Facebook
Juk Juk At Soundcloud
Juk Juk - Winter Turn Spring Critic By Larry FITZMAURICE via Pitchfork

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo  – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Discrimination By Michelle BREA
Michelle BREA's Flickr Page

>>>>>Poemé
Diyalektik Mutsuzluklar - Murathan MUNGAN

bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı
ellerinde rüzgârın taşınmaz çamurları var
köpürmüş soylarımı toplarken çürüyen yanlarımdan
inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar
gözlerinde unuttuğum o eski aciz miras
almaya gelsem soluğumda dalgın yosun kokusu
biliyorum artık hiçbir gemi beni taşımaz
ve yeniden büyür içimde mağrur bir zakkum gibi
terk edilmek korkusu

susarsın bir silahsızlanma akşamı
susarsın dudaklarında ıslıklar kanar
öpülmez dudakların ıslık yarası
mavzerdir dokunmalarım kirvem bilirsin
öpemem, öpersem tekmil bir aşiret tragedyası

hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü
kolları bağlı hüzün olsun dört yanım
ırağına vurma beni kirvem, ağlarım, delirirsin
sonra derler haklıdır sevdası
geç olur ki artık onarmaz rakılar
geç olur bir yaraya rakının dağılması

sen denize sırtını dönen uykusuz dağlı,
gemiler nerde (ki çoğu hüviyetidir melankolinin)
nerde aykırı mavzerler (onlara sığdıramazsın ki öfkelerini)
barut esmeri tenine sevdalarımı sürdüğüm
nasıl taşıdım bunca yıl delirmiş saçlarında
o eski şark yelini
biliyorum dokunsam parmaklarım kırılır
dokunmasam eşkıya uykusuzluğu çetin silahlar gibi.

Şubat 1979
Kaynakça: Epigraf-Delft

No comments: