Thursday, February 16, 2012

kenarlık # 6 müzikal meram - carsten nicolai röportajı - sühan gürer

"müziğin işitsel bir deneyimleme oluşturmasının yanında görsel bir hafızayı biriktirebilme imkanını sonuna kadar değerlendiren bir mucit carsten nicolai. gerek solo projeleri, gerekse ryuichi sakamoto, blixa bargeld, ryoji ikeda, frank bretschneider ve olaf bender gibi önemli kompozitör, müzisyen ve prodüktörlerle yeni bir ses tasarlama-türetme alanında kulakların pasını alan, yetkin, zihin açar projelerin arkasındaki imza sahiplerinden. cumartesi akşamı nova muzak series kapsamında borusan müzik evi'nde gerçekleştirilecek olan alva noto konseri öncesinde sühan gürer'in daha önce basatap dergisi'nde yayınlanmış olan röportajı hem ses peşinde koşturmanın detaylarını hem de elektronik müziğin meramına dair altı bolca çizilesi kelamıyla önemli bir okuma parçasını oluşturuyor."

SG - Bir hayal dünyası yaratırken gerçek objeler ve sesler kullanıyorsunuz. Görsellik ve müzikal açıdan yaratım/üretim sürecini açıklayabilir misiniz?

CN – Bu aslında genel bir soru ve biraz da zor sanırım. Ama nasıl çalıştığımı biraz anlatayım. Her zaman birbirine paralel projeler üzerinde çalışırım. Stüdyodaki genel havam da bu şekilde. Aynı anda birkaç iş üzerinde çalışırım. Sabah ve akşamları okumakla geçiyor. Araştırmalarım da bu saatlerde oluyor. Gündüz saatlerinde bu ikisini pek yapmıyorum. Berlin’deki küçük stüdyomda 4-5 kişi çalışıyoruz. Test yapanlar, prototip çıkaranlar çoğunlukta.

Temaları ortaya çıkaran insanlar da var. Yapılan işlerin açıklamalarını veya bu işlerle alakalı teklifleri yazma işi var. Gelecekteki projelerin yapılandırılması var. Aslında birçok şeyi aynı anda yapmaya çalışıyorum. Çok yoğun çalışmam gereken bir projeye başladığımda ise kendimi izole ederim. Özellikle müzikle alakalı olduğunda kayıt bölümüne geçerim ve kendi başıma kalırım. Ayrıca projelerin temellerini oluştururken de yalnız çalışırım. Daha rahat konsantre olmam için bu gerekiyor. Fakat bu işleri deyim yerindeyse gerçekleştirirken birçok fikre, bakış açısına ihtiyacım olur. Bu yüzden de başta asistanım olmak üzere birçok kişiyle görüşürüm ve sonuca ulaşmamda bana yardımcı olurlar.

Aslında hepsi birbirine bağlı. Bazı projeler girift bir halde ilerleyebiliyor. Bazen bir diğer projede edindiğim deneyimi başkasında kullanıyorum. Hiçbir kesin çizgiyle ayırmıyorum çalışmalarımı. Stüdyoda herkesin her şeye ilgisi var ve hatta her işte parmağı da var. Belki insanların katkı yoğunluklarını sağlayan yetenekleri var ama genelde bir şekilde her işe katkı sağlıyorlar. Bizimkisi bir stüdyodan ziyade biraz açık bir labaratuvar gibi diyebilirim.



SG - Soyutlamanın müzikal ve sanatsal açıdan sizin için anlamı nedir?

CN - Bana göre soyutlamanın anlamı dünyayı anlamaya çalışmaktır. Dünyayı anlamaya çalışırken de modeller kullanırız. Modeller aslında doğanın prensiplerini anlamak için kullandığımız basitleştirilmiş bakış açılarıdır. Bu modellerle hayatın nasıl işlediğini anlamaya çalışırız ve bunlara ihtiyacımız var çünkü bize bir başlangıç noktası veya bir tanımlama sunarlar. Böylece kaybolmayız. Yaşayabileceğiniz en korkunç histir kaybolma ya da yönünü tayin edememe. Bundan yola çıkarak kendi etrafımızda hazırladığımız modeller önem teşkil eder.

Soyutlama burada modelleme safhasında olaya giriyor. Karmaşık olayları veya durumları sadeleştiriyoruz ve bu noktada bazı etkenleri veya noktaları soyutluyoruz. Ben de tüm çalışmalarımda bunu uyguluyorum. Her zaman sadeleştirmeye yöneliyorum. Bu bir müzikal çalışmam olabilir, bir sunumum olabilir ya sadece bir fikir de olabilir. Her zaman bir adım geriye atıp mümkün olduğunca sadeleştirmeye çalışıyorum. Yani işin özüne inmeye çalışıyorum. Benim için önemli olan da bu. Çekirdeğe indirgediğim tüm projelerimde neler olduğunu daha rahat takip edebiliyorum ve birbirleri ile olan olası bağlantıları da çok daha kolay biçimde görebiliyorum. Ne ifade etmek istediğimi ve nereye geldiğimi izleyebiliyorum.

Örnek olarak yıllardır müzikal açıdan ses dalgalarına odaklanmış durumdayım. Sade ve tek başına ses dalgalarına. Elbette bana neyin ses olduğunu sorabilirsiniz. Ses yaratmak için en temel yapıtaşlarına inmeniz gerekiyor. Saf bir ses dalgası doğada sıkça bulunmuyor. Algılaması da biraz zor ancak bazı elektronik enstrümanlar kullanarak hazırlayabilirsiniz dalga boyunu ve şiddetini ayarlayarak. Elbette akustik ortamın da önemi var. Bu konsept zaten temelinde indirgenmiş bir yapıda ve soyutlamanın temelinde de bana göre bu indirgeme işlemi var.

SG – Endüstriyel müzik “Duygu Mühendisliği” olarak da adlandırılabilir. Bu tanımlama aynı zamanda görsel sanatlar için de kullanılabilir. Bu bakış açısıyla alakalı olarak ne düşünüyorsunuz?

CN – Doğruyu söylemek gerekirse “Duygu Mühendisliği” terimini ilk defa duyuyorum fakat ne demek istediğinizi gayet iyi anladım. Bence ses ile ilgili olarak en hayran kaldığım nokta duygularımızı doğrudan ifade edebilme imkanı sunması. Aslında nasıl olduğunu da tam olarak anlamıyoruz ama yaşadıklarımız ve ortak paylaşımlar bize bunu gösteriyor. Bunu kelimelere dökmek de gerçekten zor. Sanki bir ses içimizdeki bir tele dokunuyor ve o tel hiç durmaksızın bir kimyasal reaksiyon başlatıyor beynimizden başlayarak.

Gerek görsel sanatlarda gerekse müzikte bu doğrudan etkileme amacı güdüldüğünde o eserin kalitesi ortaya çıkıyor. Bence bu hepimizin bir şekilde yakalamaya çalıştığı nokta. Bu kalite kavramını çalışmalarımın bir parçası haline getirmeye çalışıyorum.



SG - Raster-Noton bir plak şirketi olmaktan öte bir sanat atölyesi gibi. Geleceği vizyon edinmiş ve sürekli devinimde bulunan bir projeyi andırıyor. Raster-Noton’u şekillendiren nedir ve projeler nasıl oluşturuluyor, anlamlandırılıyor ve sunuluyor?

CN – Biz Raster-Noton’u bir platform olarak görüyoruz. Büyük boş bir alan düşünün. Hepimizin bu alan üzerinde kendimizi ifade etmek için odalarımız var. Bu platform üzerinde sergi açabiliyoruz, iletişimde bulunuyoruz ve yayın yapıyoruz. Ayrıca dışarıdan bize fikirleriyle destek olan büyük bir kesim de var. Bunların içinde müzisyen de var, ressam da, desinatör de, plastik sanatçısı da. En basitinden bir albüm yayınlanacağı zaman bile buna basit olarak bakmıyoruz. Bu platformun temel amacı sanatçılara kendilerini ifade etmeleri, birbirleriyle iletişime geçmeleri ve sonuçta ortaya bir eser çıkarmaları için en uygun ortamı yaratmak.

Plak şirketi olarak aslında gayet basit bir mantıkta çalışıyoruz. Aslında hazırlananların sadece küçük bir kısmı halka sunuluyor. Sanatçıların zaten işin büyük bir kısmını hazırlamış oluyor. Ondan sonrası ise fikirler alarak, fikirler üzerinde oynayarak hazırlanıyor. Fakat bunun sunulması sanatçıya kalıyor. Bazı eserler sadece te bir tema üzerine yapılandırılmış olabiliyor. Bu sadece müzikal de olmayabilir. Kitap da olabilir tema olarak.

Yeri gelmişken şu ana kadar üretken ve orjinal fikirleri ne olursa olsun yayınlamaktan geri durmadık. Kitap da yayınladık, t-shirt de. Sanat okulu öğrencileriyle bir çalışma yaptık ve yayınladık. Sadece poster yayınladığımız da oldu. Ancak işin temelinde ve oluşumunda müzik elbette en büyük yeri tutuyor. Yaptığımız gösterilerin veya sergilerin hepsinde müziği de mutlaka tamamlayıcı olarak kullanıyoruz. Bunun özünde de her daim sesin nasıl bir ses olması gerektiği mantığı üzerinde yoğunlaşıyoruz. Gerçek ses arayışı da diyebiliriz. Hepimiz geleceğe bakıyoruz, sınırları zorluyoruz ve nerede önümüze çıkarsa aşmak için yollar arıyoruz. Bulamazsak destek istiyoruz. Yeni bir ses hem yaratma açısından bir güncellik getiriyor, hem de dinleti açısından.

SG – Ryuichi Sakamoto ile Doğu ve Batı müziklerinin kaynaştığı noktada alternatif müzik anlayışına sahip bir projeye imza attınız. Bu ortak paydaya nasıl geldiniz ve kişisel bakış açılarınızın sonuca etkileri ne oldu?

CN – Önce sondan başlayayım. Kişisel bakış açılarımız temel etki noktası oldu diyebilirim. Elbette sevmediğiniz şeyi yapmazsınız. Tabii sınırlar ayrı bir konu ama genelde beğeni de mutlak rol oynar sonuca ulaşırken.

Bu proje yaklaşık 8 yıl önce bir düzenleme çalışmasıyla başladı. Sonucu ise çok özgün bir parça oldu ve akabinde ikimiz de buna devam etmek istedik. Bugüne kadar 4 albüm kaydettik. En son albümümüz için çok yoğun ve iç içe bir çalışma dönemi yaşadık. Müzikal anlamda da güçlü bir yapı ortaya çıktı. Bir albüm çıkarmıştık “UTP” adında ve Ütopya temasından türetmiştik. “UTP 2” için de daha farklı bir müzikal yapı ortaya koymak istedik ve aklımızdan geçenleri paylaştık. Tabii Ryuichi Sakamoto benim sahip olmadığım özelliklere sahip ve ben de onda olmayanlara. Birlikte çok uyumlu bir şekilde çalışabiliyoruz. Bu projede bireysel olarak yapamayacağımız şeyleri gerçekleştirebiliyoruz. Benim melodi yazma özelliğim yok ve Ryuichi’nin de üretilen ses dalgalarını yapılandırma özelliği yok. İkimizin artıları üzerinden yola çıkıp sonuca ulaşıyoruz ve gerçekten içten bir çalışma oluyor. Bu bakımdan üzerinde çalıştığımız ne olursa olsun dirsek temasıyla çalışıyoruz ve sürecin kendisi de gayet rahat ilerliyor.

Şu anda herhangi bir proje üzerinde çalışmıyoruz ama önümüzdeki sene buluşup 5. albümümüzü kaydedeceğiz. Tabii herhangi bir engel oluşmazsa.



SG – Son albümünüz “Xerrox Vol 2”’de, çalışmalardaki yoğun ses yapıları endüstriyel bir his verirken Drone da tüm sahneye hakimiyetini ortaya koyuyor. Bu serinin ilk albümüyle karşılaştırdığımızda Drone’un çok daha önde olduğunu vurgulamak gerekiyor. Konseptteki bu temel değişimin sebebi nedir?

CN – “Xerrox Vol 2” aslında tek bir parça olarak hazırlandı. Kendi başına uzun, güçlü bir parça olduğu fark edilebilir her ne kadar albümde küçük parçalara ayrıldıysa da. Evet bu albümde Drone çok daha ön planda ama iki albümde de herhangi bir vuruş olmaması teması üzerine yapılandırma var. Herhangi bir keskin müzikal seri de yok. Drone veya Crescendo, bu temanın doğal bir gelişim süreci. Aslında ilk albümdeki bakış açısını da biraz değiştirmek istedim. Fotokopinin nasıl başladığı ve ne şekilde sonuçlandığını anlatmaya çalışmıştım. Basit bir melodiyle başlayarak daha sonra bir ses duvarına dönüşüyordu. Küçük melodilerin oluşturduğu bir ses duvarı. Parçaları tekrar tekrar dinlediğinizde açıkça ortaya çıkıyor. Kafamdaki temelde de Noise vardı bunu gösterebilmek için. Drone’a yaklaşmış olabilir ama amacım Noise idi 2. albümde de.

Serinin 3. albümü üzerinde çalışmaya da yeni başladım. Yine bir nebze farklı bir yaklaşım sergileyeceğim. Hala aynı görsel temanın üzerine yapılandıracağım. Bir fotokopi makinesinin müzikal hikayesi.

SG – Alternatif duruşunuza zıt olarak Michael Nyman ile birlikte bir Opera bestelediniz, “Sparkie: Cage And Beyond”. Bu opera 1950’lerin ünlü konuşan kuşu “Sparkie”’den esinleniyor ve onun konuşmaları da albüm içerisinde yer alıyor. Bu proje hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

CN – Bu aslında çok komik ve güzel bir proje. Michael Nyman birlikte bir proje yapmak için benimle irtibata geçti. Elinde birçok materyal de vardı ama içlerinde biri doğrudan dikkatimi çekti. Bunlardan bir tanesi de bir kadının arka arkaya aynı şeyleri tekrarladığı bir ses kaydıydı. Bu kadın bir kuşa konuşmayı öğretmeye çalışıyordu. Kaydın sonunda da kuş konuşmaya başlıyordu. Bu kuş Sparkie’ydi. Bu muhabbet kuşu üzerine bir araştırma yaptım ve Michael da zaten birçok şey biliyordu. Kuşa öğreten kadının günlüklerini bulduk. Böyle bilgiler bize çok büyük açılımlar sağladı.

Opera fikri ise ilk olarak Michael Nyman’a bu kayıtları 1970’lerde gönderen George Brecht’ten geldi. Aslında opera diyoruz ama tabii bu aslında gerçekten bir opera değil. Belki yapısal olarak opera demek doğru olabilir fakat hiçbir tenorumuz yok hatta hiç arya söyleyen kimse yok. Sadece okuma pasajları var. Tabii kayıtları da olduğu gibi yerleştirmedik. Yeniden yapılandırdık, düzenledik, kestik, biçtik, ekledik. Bu opera bu sene ilk defa Mart ayında sergilendi daha şimdi daha komplike bir şekilde yayınlamayı düşünüyoruz. Bunun sebebi bu çalışmaya sebep veren materyal sadece bir performanstan ibaret değil. Tüm yaptığımız bu araştırma sonucu bir hayli yoğun bir bilgiye ulaştık. Bir kitap yayınlayacağız. Bu kitap Sparkie’ye konuşmayı öğreten kadının günlüğünü de içerecek. Elbette albüm projesi de bunun ekinde olacak. Aslında temel hazır fakat çalışmalarımız hala devam ediyor çünkü bunca veriye yakışır bir sonuca ulaşmak istiyoruz. Sonucu da herhalde önümüzdeki senenin başında görebilirsiniz.



resim: raster-noton

No comments: